türkiye'de yalnızca şair ölünce şiir okunması
88 yaşında bugün kaybettiğimiz (bkz: sezai karakoç) a yüce allah'tan rahmet,ailesine ve sevenlerine başsağlığı diliyorum.
twitter'a gireyim ne oluyor ne bitiyor diye. o da ne ömründe şiir okumamış insanlar şiirleri yazmış da yazmış. bir şairin ölmesi şart mı şiir paylaşmak için? ya da doğum günü olması şart mı? biz de malesef böyle bir anlayış var ne kadar üzücü. şair öldü mü şiirler dolar da taşar. he şair yaşıyor mu boşver şiiri şarkıyı...
twitter'a gireyim ne oluyor ne bitiyor diye. o da ne ömründe şiir okumamış insanlar şiirleri yazmış da yazmış. bir şairin ölmesi şart mı şiir paylaşmak için? ya da doğum günü olması şart mı? biz de malesef böyle bir anlayış var ne kadar üzücü. şair öldü mü şiirler dolar da taşar. he şair yaşıyor mu boşver şiiri şarkıyı...
devamını gör...
şeytan bunun neresinde
sözleri aşık dertliye ait enfes üstü eserdir. bizim asi çocuklar grubu pentagram bu türküye kanat takıp uçurmuşlardır. eskilerden 3 hürel yorumu da güzeldir.
efendim dönemin kadısı, uydurma hadislere dayanarak saz çalmayı yasaklar ve sazın içinde şeytan olduğunu söyler. ancak aşık dertli durur mu? kadı’ya, bağlamanın sapını ayrı, gövdesini ayrı, tellerini ayrı ayrı…..
abdest alsam aldım demez
namaz kılsam kıldım demez
müftü gibi haram yemez
şeytan bunun neresinde
be allah’ın sersem kulu
şeytan bunun neresinde?
diyerek nazikçe kadı efendiye….
efendim dönemin kadısı, uydurma hadislere dayanarak saz çalmayı yasaklar ve sazın içinde şeytan olduğunu söyler. ancak aşık dertli durur mu? kadı’ya, bağlamanın sapını ayrı, gövdesini ayrı, tellerini ayrı ayrı…..
abdest alsam aldım demez
namaz kılsam kıldım demez
müftü gibi haram yemez
şeytan bunun neresinde
be allah’ın sersem kulu
şeytan bunun neresinde?
diyerek nazikçe kadı efendiye….
devamını gör...
mudanya
arkadaş ziyaretine gittiğimde bir kaç saatliğine de olsa görebildiğim ilçe.
devamını gör...
brothers düğüm salonu radyo yayını
benim rüyalarım 18 oscarlık saçmalıklar ve alakasızlıklarla doludur.
bazen renklidirler bazen de kapkaranlık.
3 bin kere uyandığımda “ya keşke hazreti yusuf yaşıyor olsaydı da gidip ona yorumlatsaydım” demişliğim vardır.
bilinçaltım lunapark mı desem; hayır, disneyland mı desem; hayır, melih gökçek’in güzel ankara’mızda milli değerimiz olan türktraktör ünde içinde bulunduğu atatürk orman çiftliğine tecavüz ederek kurdurduğu wonderland euroasia* gibidir bilinçaltım.
çünki çin’den ikişer adet alınmış her bir oyun aletinin maliyeti çok yüksekti, ve kimseyi tatmin etmedi. açılışta hız treni bozulmuştu, melih ve ekibi en tepeden yürüyerek inmişti.*
işte benim çoğu rüyamda böyle, bana hiç bir faydası yok ve alakasız. son zamanlarda gördüğüm en absürd rüyam,
özcan deniz ile nikah masasında olmamdı. üzerimde mor bir elbise ve ilkokulumun gösteri salonunda resmî bir tören ama ben nasıl ağlıyorum, nikah memuruna bakarken aklımdan şunlar geçiyordu: aramızda çok yaş farkı var ve bu adam 90lı yıllarda tek kaştı. ya rüyanın saçmalığına mı üzüleyim yoksa rüya içinde girdiğim tribe mi üzüleyim?
bu akşam fazlaca güleceğimiz bir yayın olacak gibi….
bazen renklidirler bazen de kapkaranlık.
3 bin kere uyandığımda “ya keşke hazreti yusuf yaşıyor olsaydı da gidip ona yorumlatsaydım” demişliğim vardır.
bilinçaltım lunapark mı desem; hayır, disneyland mı desem; hayır, melih gökçek’in güzel ankara’mızda milli değerimiz olan türktraktör ünde içinde bulunduğu atatürk orman çiftliğine tecavüz ederek kurdurduğu wonderland euroasia* gibidir bilinçaltım.
çünki çin’den ikişer adet alınmış her bir oyun aletinin maliyeti çok yüksekti, ve kimseyi tatmin etmedi. açılışta hız treni bozulmuştu, melih ve ekibi en tepeden yürüyerek inmişti.*
işte benim çoğu rüyamda böyle, bana hiç bir faydası yok ve alakasız. son zamanlarda gördüğüm en absürd rüyam,
özcan deniz ile nikah masasında olmamdı. üzerimde mor bir elbise ve ilkokulumun gösteri salonunda resmî bir tören ama ben nasıl ağlıyorum, nikah memuruna bakarken aklımdan şunlar geçiyordu: aramızda çok yaş farkı var ve bu adam 90lı yıllarda tek kaştı. ya rüyanın saçmalığına mı üzüleyim yoksa rüya içinde girdiğim tribe mi üzüleyim?
bu akşam fazlaca güleceğimiz bir yayın olacak gibi….
devamını gör...
zeynep bastık
ezhel'in ekmeğini ezhel'den daha çok yiyen sanatçı.
devamını gör...
zeka sorusu
40'ın yarısını, yarısına bölmek: 20'yi, 10'a bölmektir. yani elimizde 2 olur
eğer 40'ın yarısını, 40'ın yarısının yarısına bölmeyip de 40'ın yarısına bölüyorsak 20'yi 20'ye böleriz yani elimizde bu sefer de 1 olur.
28 ekliyoruz. birinci 30'a, ikinci yol 29'a çıktı.
yarıma bölmek. yarıya değil, yarıma. yani bölü 2 değil, bölü 1/2
1. yol 60, 2. yol 58'e çıktı.
üzerine 15 ekliyoruz. birinci yol 75'e, ikinci yol 73'e çıktı.
sorunun iq ile değil soruyu yazanın türkçesi ile bağlantısı vardır. geçiniz efendim.
eğer 40'ın yarısını, 40'ın yarısının yarısına bölmeyip de 40'ın yarısına bölüyorsak 20'yi 20'ye böleriz yani elimizde bu sefer de 1 olur.
28 ekliyoruz. birinci 30'a, ikinci yol 29'a çıktı.
yarıma bölmek. yarıya değil, yarıma. yani bölü 2 değil, bölü 1/2
1. yol 60, 2. yol 58'e çıktı.
üzerine 15 ekliyoruz. birinci yol 75'e, ikinci yol 73'e çıktı.
sorunun iq ile değil soruyu yazanın türkçesi ile bağlantısı vardır. geçiniz efendim.
devamını gör...
sorgulanmayan hayat yaşamaya değmez
sokratesin öğrencisi aristokles’e söylediği rivayet edilen söz.
aristokles hocasına yaşanmamış bir hayat da düşünmeye değmez diye cevap verdiği başka bir rivayettir.
aristokles hocasına yaşanmamış bir hayat da düşünmeye değmez diye cevap verdiği başka bir rivayettir.
devamını gör...
cinsellik içerikli başlıklardan nefret etme nedenleri
mesele başlıkların cinsel içerikli olması değil cinsiyetçi olması.
devamını gör...
ringelmann yanılgısı
aslında gizliden gizliye hepimizin bildiği gerçek.
sosyal tembellik, sosyal kaytarma. örneğin basit olarak halat çekme yarışı.
kişi diğer ekip üyeleri yanında kendisinin bir etkisi olmadığı sanrısına düşer ve verim düşer.
ringelmann deney olarak insanları halat çekme testine tabi tutuyor. bu testte bir ipin ucuna dinamometre takılıyor. deneklerden önce tek başlarına çekmeleri isteniyor daha sonra sırasıyla 2 kişi, 4 kişi ve 8 kişi çekmeleri isteniyor. ortaya çıkan sonuç 1 insanın gücünün tek başınayken %100’ünü kullandığını varsayarak, 2 kişi olunca gücün %93’ünü, 3 kişi olunca %85’ini, sekiş kişi aynı anda halat çekerken ise yalnızca gücün %49’unu harcadığını tespit ediyor.
en basit anlatımıyla sebep olarak insanların “başkaları nasıl olsa yapıyor, benim yapmama ne gerek var?” diye düşünmesidir.
sosyal tembellik, sosyal kaytarma. örneğin basit olarak halat çekme yarışı.
kişi diğer ekip üyeleri yanında kendisinin bir etkisi olmadığı sanrısına düşer ve verim düşer.
ringelmann deney olarak insanları halat çekme testine tabi tutuyor. bu testte bir ipin ucuna dinamometre takılıyor. deneklerden önce tek başlarına çekmeleri isteniyor daha sonra sırasıyla 2 kişi, 4 kişi ve 8 kişi çekmeleri isteniyor. ortaya çıkan sonuç 1 insanın gücünün tek başınayken %100’ünü kullandığını varsayarak, 2 kişi olunca gücün %93’ünü, 3 kişi olunca %85’ini, sekiş kişi aynı anda halat çekerken ise yalnızca gücün %49’unu harcadığını tespit ediyor.
en basit anlatımıyla sebep olarak insanların “başkaları nasıl olsa yapıyor, benim yapmama ne gerek var?” diye düşünmesidir.
devamını gör...
ludwig wittgenstein
şahsımca dünyanın en hüzünlü cümlesini sarf etmiş kişidir, dilin prensi, mantığın şovalyesi, kötü yaratılışlı ejderhaların katilidir, yakın tarihin peygamberlerinden biridir, acı dolu bir hayatın içinde ruhunun karanlık baskısına göğüs gerebilmiş dünya üzerine gelebilmiş en zeki insanlardan birisidir, zekasını yönlendirebileceği tek şey olarak felsefeyi tanımlamıştır, "kültür ve değer" kitabında yazdığına göre kelimelerini ne zaman felsefe dışı bir şeye çevirecek olsa bocaladığını itiraf etmiş ve felsefenin zihnindeki tortuları süpürmesi için en uygun ortam olduğunu, kendi habitatı olduğunu söylemiştir. her cümlesinde ayrı bir derinlik, yaşayışında ayrı dimağları ilhama çağıracak bir gizem yatmaktadır. bertrand russel'ı akıl fuhuşu yapmakla suçlamıştır, akıl sağlığını öven filozoflar gibi değildir, okuması alışana kadar zordur fakat bu zorluk baudrillard, foucault vb. gibi filozoflarda yaşandığı gibi değildir, sadece soğuk mantığın diline hüküm verdiği için sürekli yaptığı tekrarlar kişiyi zorlayabilir, "tamam anladık ulan, kısa kes" gibi kelimelerin zihinde oluşmasına neden olabilir diye zordur. öte yandan zihinde kelimelerinin dansına izin verdiğiniz andan itibaren şeyler daha belirgin, dünya olabildiğinden daha berrak ve acıyla dolu gözükür, çünkü dünya sınırlıdır. dil ile sınırlandırılmıştır. dilin sınırı belirleyen şey ise mantıktır. ama hemen depresyona yönelmeyin, çözüm daha sonra manly p. hall tarafından sunulur, dünyanın sınırını ancak dünyanın sınırlarını genişleterek aşabileceğimizi söyler. tabi bu bir kademe atlama değil, elindeki olanakları sınırsız bir şekilde kullanabilme gücünden ileri gelir. sanıyorum konudan sapıyorum ve hala unutmayanların akıllarında merakla çalınan en hüzünlü cümleyi şuraya bırakıyorum;
“öyle bir duygumuz vardır ki, bütün olanaklı bilimsel sorular yanıtlandığında bile, yaşam sorunlarımıza daha hiç dokunulmamıştır. tabii o zaman da hiçbir soru kalmamıştır; yanıt da tam budur.”
tractatus'ta söylediği şey budur, bunu latinlerin bir deyimiyle daha şenlendirmek, karanlıkla dolu zihninize biraz daha karanlık eklemek isterim; "vanitas vanitatum sed omnia vanitas.—nafilenin nafilesi, herşey nafile."
wittgenstein kısa bir metinde anlatılabileceğin ötesinde bir insandır yine de buna rağmen yanlış anlaşılma korkusu yoktur fakat yanlış anlaşıldığında üzüldüğünü belirtmektedir. öyle ki, "yerkürenin dört bir bucağına dağılmış dostlar için yazıyorum" der. ayrıca tractatus'un önsözünde, "yazdıklarımı sadece bunları daha önce bir kez düşünmüş olanlar anlayabilecektir" diye yazar.
peki bütün bunlarla varmak istediğim nokta nedir, sadece kendi hayranlığımı dışa vurmak için mi bunları yazıyorum?(ki asla kendi benliğimin üzerinde bir şeye hayran olmam) ne demek istiyorum, neden bunları anlatıyorum? elbette ki yönelebilmeniz için. eğer bir kez olsun aklınızdan geçtiyse ve sonraya bıraktıysanız bundan vazgeçip tekrardan yönelmenizi rica etmek için. böylelikle bu entry bir an olsun size yönelmek için cesaret verebildiyse, evet cesaret, ardından gelip bana yazabilir ve böylelikle arkadaş olabiliriz. evet arkadaşlar, ben de yerkürenin dört bir yanına dağılmış dostlar için yazıyorum.(burada capslock açtım)
bütün yanıtları aldığınızı, bütün ideallere ulaştığınızı, dünyadaki bütün dağlara tırmanıp, bütün nehirlerin temiz sularından içtiğinizi varsayalım şimdi de, ulaşıcak hiçbir şeyin kalmaması nasıl hissettiriyor? ilerlemenin durması nasıl hissettiriyor? şimdi birer tanrıya dönüştünüz, her şeyi biliyorsunuz, bilinecek hiçbir şey kalmadı. oysa sizin tanrıdan farkınız kendi rotanızı tekrardan çizmenin zorluğu olarak beliriyor, dünya ortada değilken, ufkun köşeleri sisle kaplıyken her şey daha kolaydı, şimdi o sis kalkıp size köşelerin keskinliğini gösterdiğine göre boşluğa doğru bakışınız ve orada hiçbir şey görmeyişiniz size nasıl hissettiriyor? ben söyleyim, nasıl duygulanım yaşayacağınızı haddim olmadan tahmin etme küstahlığında bulunayım; hiçbir şey hissetmeyeceksiniz. baudrillard'ın bundan çok zaman geçmeden önce söylediği üzere, "üzerine örtülen hakikat değil, hakikatin yokluğudur." çizgi romanlarla aranız nasıl? bir kaç tane okumuşsunuzdur, hadi hiç olmadı filmi çekilenlerden birini izlemişsiniz, o halde dr. manhattan'ı akıllara getirelim, dünyada yapılacak bir şey kalmadığını gördüğünde, artık istenmediği diyarını terk ettiğinde ne demiştir? "belki kendiminkini yaratırım." fakat ne yazık ki anlaşılacak her şeyi anlamış olmanız size süper güçler kazandırmaz, uçamazsınız bunu öğrenince, görünmez olup süre hayalini kurduğunuz tuhaf fantezilerin peşini kovalayamazsınız. tıpkı eskiden olduğunuz insan gibi, hislerden arınmış bir şekilde hayatta kalma içgüdüsünün kontrolünde ölüm anınızı beklersiniz, yaşlı vampirler gibi hareket edersiniz. öyleyse olan biten budur, nafilenin nafilesi, herşey nafiledir. soru, yanıtıyla beraber gelmiştir. wittgenstein felsefenin amacını felsefeyi yok etmek olarak görür, haklıdır.(bak bak, buna karar veren komite olmuşum.)
wittgenstein kendini hatırlatıcı olarak görür ya da yeni benzetmeler yaparak daha önce düşünülmüş olanları tekrardan gün yüzüne çıkarmak ister, bu yüzden yaratıcı değildir, yeniden-yapıcıdır. bunu yine aynı şekilde kendisi de itiraf edecektir. ama veda'larda şöyle yazar; "gerçek birdir fakat bilgeler ona pek çok isim vermiştir." hakikatin birliği. süleyman der ki, "bu göğün altında söylenmemiş gerçek yoktur." baudrillard ile çelişmiyor mu peki bu söylediğim? hayır, klişelerle bezenmiş bir kelime söylemeye çalışayım; hakikatin yokluğu da öyle ya da böyle bir hakikattir. tabi bu wittgenstein'ın ayrımsadığı gibi, bazı şeyler vardır ve bazı şeyler yoktur durumuna benzer. bu da yok olanın varlığıdır. tabi, "hiçlikten hiçlik çıkar."
aslında wittgenstein için yazılacaklar bu kadarla sınırlı değil. her kelimesi özenle incelendiğinde elbette ki kendinize göre bir şey bulabilirsiniz, elbette sizi derinden sarsan bir cümleye rastgelebilirsiniz. o yüzden kazmaya devam edin, dil oyunlarının sizi zorladığı ya da sıktığı yerlerde "ulan bu ne ya" diyip kenara atmayın, okumaya devam edin. bu spiral merdivenden inmeye benzer, aşağı baktığınızda noktayı bütün netliğiyle görebilirsiniz ama indikçe fark edersiniz ki derinlik gördüğünüzün çok daha ötesindedir tabi ki baş döndürücülüğünden hiçbir şey kaybetmez.
“öyle bir duygumuz vardır ki, bütün olanaklı bilimsel sorular yanıtlandığında bile, yaşam sorunlarımıza daha hiç dokunulmamıştır. tabii o zaman da hiçbir soru kalmamıştır; yanıt da tam budur.”
tractatus'ta söylediği şey budur, bunu latinlerin bir deyimiyle daha şenlendirmek, karanlıkla dolu zihninize biraz daha karanlık eklemek isterim; "vanitas vanitatum sed omnia vanitas.—nafilenin nafilesi, herşey nafile."
wittgenstein kısa bir metinde anlatılabileceğin ötesinde bir insandır yine de buna rağmen yanlış anlaşılma korkusu yoktur fakat yanlış anlaşıldığında üzüldüğünü belirtmektedir. öyle ki, "yerkürenin dört bir bucağına dağılmış dostlar için yazıyorum" der. ayrıca tractatus'un önsözünde, "yazdıklarımı sadece bunları daha önce bir kez düşünmüş olanlar anlayabilecektir" diye yazar.
peki bütün bunlarla varmak istediğim nokta nedir, sadece kendi hayranlığımı dışa vurmak için mi bunları yazıyorum?(ki asla kendi benliğimin üzerinde bir şeye hayran olmam) ne demek istiyorum, neden bunları anlatıyorum? elbette ki yönelebilmeniz için. eğer bir kez olsun aklınızdan geçtiyse ve sonraya bıraktıysanız bundan vazgeçip tekrardan yönelmenizi rica etmek için. böylelikle bu entry bir an olsun size yönelmek için cesaret verebildiyse, evet cesaret, ardından gelip bana yazabilir ve böylelikle arkadaş olabiliriz. evet arkadaşlar, ben de yerkürenin dört bir yanına dağılmış dostlar için yazıyorum.(burada capslock açtım)
bütün yanıtları aldığınızı, bütün ideallere ulaştığınızı, dünyadaki bütün dağlara tırmanıp, bütün nehirlerin temiz sularından içtiğinizi varsayalım şimdi de, ulaşıcak hiçbir şeyin kalmaması nasıl hissettiriyor? ilerlemenin durması nasıl hissettiriyor? şimdi birer tanrıya dönüştünüz, her şeyi biliyorsunuz, bilinecek hiçbir şey kalmadı. oysa sizin tanrıdan farkınız kendi rotanızı tekrardan çizmenin zorluğu olarak beliriyor, dünya ortada değilken, ufkun köşeleri sisle kaplıyken her şey daha kolaydı, şimdi o sis kalkıp size köşelerin keskinliğini gösterdiğine göre boşluğa doğru bakışınız ve orada hiçbir şey görmeyişiniz size nasıl hissettiriyor? ben söyleyim, nasıl duygulanım yaşayacağınızı haddim olmadan tahmin etme küstahlığında bulunayım; hiçbir şey hissetmeyeceksiniz. baudrillard'ın bundan çok zaman geçmeden önce söylediği üzere, "üzerine örtülen hakikat değil, hakikatin yokluğudur." çizgi romanlarla aranız nasıl? bir kaç tane okumuşsunuzdur, hadi hiç olmadı filmi çekilenlerden birini izlemişsiniz, o halde dr. manhattan'ı akıllara getirelim, dünyada yapılacak bir şey kalmadığını gördüğünde, artık istenmediği diyarını terk ettiğinde ne demiştir? "belki kendiminkini yaratırım." fakat ne yazık ki anlaşılacak her şeyi anlamış olmanız size süper güçler kazandırmaz, uçamazsınız bunu öğrenince, görünmez olup süre hayalini kurduğunuz tuhaf fantezilerin peşini kovalayamazsınız. tıpkı eskiden olduğunuz insan gibi, hislerden arınmış bir şekilde hayatta kalma içgüdüsünün kontrolünde ölüm anınızı beklersiniz, yaşlı vampirler gibi hareket edersiniz. öyleyse olan biten budur, nafilenin nafilesi, herşey nafiledir. soru, yanıtıyla beraber gelmiştir. wittgenstein felsefenin amacını felsefeyi yok etmek olarak görür, haklıdır.(bak bak, buna karar veren komite olmuşum.)
wittgenstein kendini hatırlatıcı olarak görür ya da yeni benzetmeler yaparak daha önce düşünülmüş olanları tekrardan gün yüzüne çıkarmak ister, bu yüzden yaratıcı değildir, yeniden-yapıcıdır. bunu yine aynı şekilde kendisi de itiraf edecektir. ama veda'larda şöyle yazar; "gerçek birdir fakat bilgeler ona pek çok isim vermiştir." hakikatin birliği. süleyman der ki, "bu göğün altında söylenmemiş gerçek yoktur." baudrillard ile çelişmiyor mu peki bu söylediğim? hayır, klişelerle bezenmiş bir kelime söylemeye çalışayım; hakikatin yokluğu da öyle ya da böyle bir hakikattir. tabi bu wittgenstein'ın ayrımsadığı gibi, bazı şeyler vardır ve bazı şeyler yoktur durumuna benzer. bu da yok olanın varlığıdır. tabi, "hiçlikten hiçlik çıkar."
aslında wittgenstein için yazılacaklar bu kadarla sınırlı değil. her kelimesi özenle incelendiğinde elbette ki kendinize göre bir şey bulabilirsiniz, elbette sizi derinden sarsan bir cümleye rastgelebilirsiniz. o yüzden kazmaya devam edin, dil oyunlarının sizi zorladığı ya da sıktığı yerlerde "ulan bu ne ya" diyip kenara atmayın, okumaya devam edin. bu spiral merdivenden inmeye benzer, aşağı baktığınızda noktayı bütün netliğiyle görebilirsiniz ama indikçe fark edersiniz ki derinlik gördüğünüzün çok daha ötesindedir tabi ki baş döndürücülüğünden hiçbir şey kaybetmez.
devamını gör...
2021 yılına bir mesaj bırak
"ben artık şarkı dinlemek değil,
şarkı söylemek istiyorum."
şarkı söylemek istiyorum."
devamını gör...
agora meyhanesi
meydan meyhanesi manasına gelir. onu bu kadar meşhur eden 1959 yılında tıp öğrencisi onur isimli bir gencin karşılıksız aşka düşüp izmir'in meyhaneler meydanı olan agora semtinde yazdığı mektup olmuştur.
devamını gör...
anneanne ve dedenin mezarına kenevir ekmek
afyonkarahisar'da gerçekleşendir. 29 yaşındaki ç.g. ile 56 yaşındaki babası g.g. çocuğun anneanne ve dedesinin mezarına kenevir ekmiş. fark edilince gözaltına alınmışlar, evden de uyuşturucu çıkmış.

buradan

buradan
devamını gör...
bim sözlük olsa alınabilecek nickler
cuma indirimi kovalayan teyze.
devamını gör...
geceye bir şiir bırak
seziyorum ki kaçacaksın..
yalvaramam koşamam
ama sesini bırak bende
biliyorum ki kopacaksın
tutamam saçlarından
ama kokunu bırak bende
anlıyorum ki ayrılacaksın
cok yıkkınım yıkılamam
ama rengini bırak bende
duyumsuyorum ki yiteceksin
en büyük acım olacak
ama ısını bırak bende
ayrımsıyorum ki unutacaksın
acı kurşun bir okyanus
ama tadını bırak bende
nasıl olsa gideceksin
hakkım yok durdurmaya
ama kendini bırak bende
devamını gör...
enteresan atasözleri
(bkz: ununu elemiş eleğini asmış)
devamını gör...
bedevi
bu savaş, bedevi uygarlığının geri dönüşünü hazırlıyor.
bedevi uygarlığı demekle neyi kastediyorum? bahçenizde bir gül varsa ve bu gülün önünden bir bedevi geçse, bedevi gülü koparır ama koklamaz, yemez ve alıp götürmez: yere atar. bir arazide bir çalı ya da bir bitki görse, onu kökünden söker ve atar. çölde bekçisiz bir ev bıraksanız, bedevi önce onun tahtalarını koparıp yakar, sonra evi her defasında biraz daha yıkar, taşlarını teker teker söker. çevremizdeki bu arazinin tamamı vaktiyle yunanlıların ve romalıların mermerden anıtlarıyla doluydu. ne oldu peki? bedeviler onları yaktı, anıtları yakıp kireç elde etti. geriye kalanları da çöl yuttu. bedevinin en iyi müttefiki kumdur: rüzgarların keyfine göre biçimlendirdiği sarı sonsuzluk, göçebelerin arı sütü. afrika'nın bu kıyısının doğal yaşamı: bedevi uygarlığı. sizin uygarlığınız geçicidir yalnızca. firavunlara ait rhakotis'ten başlayarak iskenderiye'nin otuz yüzyıllık tarihine bakacak olursanız, bu sürenin yalnızca on yüzyılının olaylarla geçtiğini zorlukla saptarsınız. geriye kalan süre bembeyazdır, çöldür. örneğin arapların fethinden bu yana, sizin rönesansınıza kadar olup bittiğini bildiğiniz nedir? çok az şey, yedi yüzyıllık sarı kum, bedevi uygarlığı. ve şimdi ben, bu uygarlığın geri gelişini görüyorum.
stratis tsirkas, başıboş kentler 3, iskenderiye
okuduğum en güzel bedevi tanımı olmakla birlikte, her akla gelişinde barbar kelimesinin altını çiziyor zihnimde.
devamını gör...
evdekilere küsüp kızınca yapılanlar
odana kapanmak.
devamını gör...

