kuzey amerika'da, bugünkü north dakota eyaletinde yaşayan, siouan dili konuşan bir kızılderili kabilesidir.
tarihi kanıt olmasada, eski insanların anlattıkları hikayelerde geçen yerleri tahmin ederek, eskiden büyük göller bölgesinde yaşadıkları düşünülüyor.
eskiden nüfusları çok ve güçlü bir kabileyken, beyazlarla ilişkiye girdikleri dönemden sonra, onlardan mikrop kapmış ve nüfuslarının çoğu hastalıktan ölmüştür. güçsüz düştükten sonra, hidatsa ve arikara'larla olan ittifakları güçlenmiş ve düşmanları olan lakota sioux ve diğer düşman kabilelere karşı birlikte direnmişlerdir.
a.b.d ordusu yada beyaz yerleşimcilerle herhangi bir savaşları olmadı.
bugün hâla north dakota'da bulunan bir rezervasyonda yaşamaktadırlar.
devamını gör...

kendine kendine konuşmak. bir kere başlayınca sohbet akıyor gidiyor valla. bi de bir komik bir komik sorma. şakalar espiriler kahkaha şelalesi...
devamını gör...

italya tabii ki.
devamını gör...

saçmalama hakkınızı rezil olmadan kullanmanıza yarar.
devamını gör...

1926 doğumlu harry potter karakteridir. slytherin'li olup, safkan ırkları savunan ama kendisi melez olan bir büyücüdür. j.k rowling bir röportajında voldemort adının aslında "voldemor" şeklinde telaffuz edildiğini, "t" harfinin okunmadığını söylemiştir fakat bu ismi yazıldığı gibi okuyanlar çoktur. nagini adlı bir yılanı vardır. kendisi dedem olur. slytherin'in varisi benim. sjdjdhdhsh
devamını gör...

ülkemizde örneklerini gördüğümüz hadise.
antalya kemer'de bundan bir 10 sene kadar önce birbirine sarılmış bir kadın bir erkek figürü ''aşk yağmuru heykeli'' mhp'li belediye başkanı tarafından kaldırılmıştı bu gerekçeyle. benzer bir olay eskişehir'de bir heykel hakkında ''göğüsleri belli oluyor tahrik oluyoruz'' diye şikayetle yaşanmıştı.

kimi suçlasam kime sallasam bilemedim lan. o sığ; kafasında müthiş bir baskı yarattığı için cinsel ve ahlaki açıdan duygusal olarak bireylerin sakatlanmasına sebep toplumsal tabu ve yaptırımlara mı? böyle gördüğü meme figürüne/heykeline bile sertleşen adamın çabasız, çapsız varlığına mı?

aklın yolu gibi sığırlığın yolu da bir.
devamını gör...

gezegen insanı bana hava atma
tanımadığın yazarla aşık atma
tamam yüreklisin eyvallah
ama bizi de yabana atma.
devamını gör...

“neden konuşmuyorsun?” sorusundan nefret eder.
devamını gör...

en sevdiğim özelliklerimden biridir lakin hem bakımı hem kullanımı oldukça zorluyor. bide saçma sorulara maruz kalıyorsunuz tabi nasıl duş alıyorsun? saçlarını hiç taramıyor musun? hayır bütün kıvırcıklar bitlendik geziyoruz.
devamını gör...

şaşırdığım başlıktır.
açarken biraz hassas davranmak lazım.
anlıyorum insan bazen zor zamanlar geçirir.
ama çaresiz bir duruma gelirse bunu başlık açarak dile getirmez.
hayatında zorluk yaşayan insanlar etkilenebilirler.
bazen ruhun kaldırabildiği acıları beden kaldıramaz.
anlıyorum ama kabullenmiyorum.
devamını gör...

ne büyüttünüz bu olayı be.
sanki normal zamanda çok matah bir şey yapıyormuşsunuz gibi.
devamını gör...

hem entellektüel * hem çatlak hem de korkusuz bir lider diyebiliriz. bir nevi bal porsuğu adam. geri vitesi olmadığı için sparta'dan keşmire biçer döver edası ile durmaksızın ilerlemiş. arada ufak molalar falan alıyor ama o kadarı olacak artık. tabi bu tutumunda adamın kendisini zeus'un torunu olarak görmesinin de etkisi olabilir. zira babasının soyunu herakles'e kadar dayandıranlar var. geni sağlam adamın. annesinin soyu da akhilleus'a dayandırılıyor ki, adam gitmiş akhilleus'un mezarından kalkanını almış. anasının ak sütü gibi helal bir kalkan taşıyor yani işin özeti. yalnız bu yarı tanrı torunuyum oyum buyum olayları enteresan çünkü adam bildiğiniz dokuz canlı.

adam zaten savaşlarda hep ön saflarda yani koskoca imparatorsun azıcık geride falan durursun değil mi? ama adamın öyle bir olayı yok! bam bam bam. * misal granikos muharebesi'nde vurmuş atın mahmuzlarına önüne gelen pers askerini biçerken, arkasından sinsice yaklaşan pers komutanlarından biri, adamın miğferine kılıcı indirivermiş. miğfer parçalanmış ama iskender'de tık yok. sanırsın yumruk yemiş. sonrasında ayağa kalkıyor ve pers komutanının göğsüne mızrağı saplıyor. pers şiş yapıyor. ya da ters şiştir. konunun o kısmına pek hakim değilim. tabi askerleri bu duruma şahit olunca adamdaki tanrısal karizma iyice artıyor.

mevzu bununla bitse iyi. svat vadisi kuşatmasında omzuna mızrak giriyor. yani bildiğin kanırta kanırta girmiş. yine bana mısın dememiş. gazze kuşatmasındaysa kendini tutamayıp surlara yaklaşınca, bildiğiniz mancınıkla vurmuşlar adamı. şaka değil yani. mancınık yemiş bir imparator iskender. tarihte eşi menendi var mıdır bilmiyorum. düşününce bir yandan da komik. asteriks-oburiks hikâyesi gibi duruyor resmen. mancınığı yiyince biraz duruluyor, diğer mevzular gibi çabuk yırtamıyor kefeni. uzun bir tedavi sonrasında tekrar sahalara dönüş yapıyor.

hani halk arasında ciğerimiz delindi deriz ya! hah işte iskender'in ciğerini harbiden delmişler. hintliler adamı okla ciğerinden vurmuş. askerler bu sefer nalları dikti diye düşünmüş ama o da ne? iskender yine hayatta. kim okumuşsa üflemişse sağlam üfürmüş adamı. zeus'un sevgili kuluymuş.

sonracığıma başına taş düşmüş o yetmemiş uyluğuna kılıç darbesi almış. baldır kemiğini kırmış, ayak bileğine ok girmiş falan filan. adam bildiğin canlı kadavra * hayattayken kesip biçmişler koca imparatoru da bana mısın dememiş.

hal böyle olunca da büyük iskender olmuş. dokuz canlı imparator deyip konuyu kapatalım. 8 yara saydık diye karşıma çıkıp sivrilik yapmaya kalkmayın vallahi çok kızarım. deyim kullandık şunun şurasında * hem adam daha ne yaralar almıştır da onları yaradan bile saymamıştır zannımca.
devamını gör...

paskalya'dan sonraki ilk pazar günü -quasimodo günü- nortre dame kilisesi'nde bulunan ve üzerinde "terk edilmiş çocuklar" yazan bir tahta yatağa henüz 4 yaşında çirkin mi çirkin bir çocuk bırakılır. tek gözünün üzerinde kocaman bir siğil vardır, tek bacağı kısadır ve kürek kemiklerinden birisi çıkkındır bu çocuğun. onu bu haliyle gören parisliler "bu canavar halkımıza kötülük getirecek, bu bir iblis" diyerek onun ateşe atılmasını istemişlerse de kilisenin genç papazı claude frollo o "canavar"ı sahiplenir.
evlat edindiği bu çirkin çocuğu vaftiz edip, kâh onu bulduğu günün anısına, kâh da bu isimle zavallı küçük yaratığın ne kadar eksikli ve kusurlu olduğunu belirtmek için ona 'quasimodo' adını verir (quasimodo, latince 'sözde insan görünümlü' demektir) gerçekten de tek gözlü, kambur, çarpık bacaklı quasimodo 'sözde insan görünümlü'dür.

romanda böyle bahsetse de, quasimodo 'sözde insan görünümlü' demek değildir. quasi, "sanki, neredeyse" anlamlarına gelmektedir fakat modo'nun "insan" gibi bir anlamı yoktur.
bütün bunların yanında paskalya'dan sonraki ilk pazar günü söylenen bir ilahide geçen "quasi modo geniti infantes..." sözleri, o güne 'quasi-modo günü' ismini vermiştir. muhtemeldir ki victor hugo da notre dame katedrali'ne bırakılan o çirkin çocuğa isim ararken bu ilahiden esinlenmiştir. ayrıca ilahide geçen "quasi modo geniti infantes" sözleri "yeni doğmuş bebekler gibi" anlamına gelmektedir. burada "modo" kelimesi "mod, tarz, stil, yol, biçim" anlamlarındadır.
devamını gör...

ziya gökalp türkçülüğün esasları.

bu kitap atatürk'ün türkçülük tanımının ve kemalizmin bir yerde temeli olmuştur.
devamını gör...

oje sürüp, muhabbet ederek yarına hazırlanıyoruz. en yakın arkadaşının ilk buluşmaya gitmesi bunu gerektirir.*

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

tabii ki yalnızlık deli olmayın canınızı sokakta mı buldunuz?
devamını gör...

"...
çarptı gözleri aman, ışıl ışıl
tam yerinde yıldızlar, şıkır şıkır
bütün alevler aşkımın şerefine
sönüp giden senden bilsin

içimde bir tebessüm ah, kıpır kıpır
işliyor ya kalbime, tıkır tıkır
bütün alevler aşkımın şerefine
sönüp giden senden bilsin."

geceye mustafa sandal ve gülben ergen'in düeti olan 'şıkır şıkır' bırakıyorum. gülümsetir, tavsiyemdir.
devamını gör...

kavram olarak ilk kez 17.yy'a rastlıyor kullanılması. sözcük olarak ise ilk olarak mosini'nin, annibale carracci'nin bologna portrelerini tanıtmak için kullanılmış. sevgili mosini, bunları çok abartılı bulduğu için, caricare kelimesini biraz türetmiş ve caricatura, yani abartmak kelimesini kullanmış. bu sözcüğü ise italyan barok mimar, heykeltıraş, usta, büyük efendimiz sevgili gian lorenzo bernini, fransa'da kullanarak oldukça tanınır bir hale getirmiş.
devamını gör...

"gülmek mi? o nasıl kelime?
gülmeyiz biz, bilmeyiz, arada güldüm sandığımız zaman kırıntıları bir ruhun başka bir ruha giderken arada bizde soluklandığı kısacık yaşam gölgeleridir sadece.

bizde gülmek yok, gülümsetilmek ise sadece kısıtlı anlarda, sayılı insanımız için geçerli, sakın ama sakın kendini buna alıştırıp o duygunun içini yalandan da olsa yakmasına izin verme, sonra bir daha sen asla o eski bildiğin sen olamazsın. ne geriye gidip o çok iyi bildiğin karanlığın içine sığınabilirsin ne de önünde olduğunu sandığın o hayalin peşinde gidebilirsin. ömrü araf'ı bu dünyada yaşayanlara acıyarak geçti benim hayatım.
yapma, yazma, gülme. "

sustu, sigarasını yaktı, şarkı başladı.

sahi, ne işimiz vardı bizim atina'da?
---

meraklısı için bahsi geçen şarkı ;
aptal aşklar
devamını gör...

yıllar önce dünyaya gelişinin bugun seneyi devriyesi olan yazar.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim