sevilen şiirin en vurucu dizeleri
bir vapur geçer varna önünden oy karadeniz’in gümüş telleri nazım usulcacık okşar vapuru yanar elleri
devamını gör...
günümüzü güzelleştiren incelikler
sabah erken kalkan kocam ben kalkmadan çayı demlemiş, kahvaltıyı hazırlamış oluyor bazen. işte o sabahın enerjisi gün boyu iyi geliyor.
devamını gör...
yokluğunda
leyla the band şarkısı.
devamını gör...
amok koşucusu
"söz konusu başkalarının derdi olunca nasıl da hep daha zeki ve daha nesnel oluruz."
kitabın ismini aldığı amok hastalığı, genelde orta asya'da ve yaygın olarak malezya'da görülen bir psikiyatrik hastalıktır. bir cinnet hali olarak da tanımlayabileceğiz bu hastalık, malezya halk dilinde "mengamok", dünyada ise "running amok" olarak bilinir. malezya dilinde kelime anlamı olarak, gözü kara, cani, hiddetli, öldüren anlamlarına gelir. bu hastalığın görüldüğü bireylerin neredeyse tamamı, yaralayıcı bir alet ile başkalarına zarar vermeleri veya öldürmeleri ile teşhis edilir. hastalığın ismi de burdan gelir. hasta geçirmiş olduğu cinnet hali ile, durmadan koşar, önüne çıkan kişilere zarar verir veya öldürür ta ki kendisini de bitkin düşene kadar. bu koşunun sonunda söyledikleri şey de genelde "gerçekten hiçbir şey hatırlamıyorum, bana ne oldu bilmiyorum." olur.
stefan zweig ise bu durumu kitabında şöyle açıklıyor:
"amok’un ne olduğunu biliyor musunuz?
-"işte amok... evet amok, şöyle oluyor: bir malezyalı, herhangi bir sıradan, kendi halinde adam içkisini içiyor... ruhsuz, ilgisiz, donuk bir biçimde oturuyor oracıkta... tıpkı benim odamda oturduğum gibi... sonra ansızın ayağa fırlıyor, hançerini kapıyor, sokağa fırlıyor... dosdoğru koşuyor, dosdoğru... nereye gittiğini bilmeden... yoluna ne çıkarsa, insan olsun hayvan olsun, hançerini saplıyor, akan kan onu daha da çıldırtıyor... ağzı köpürüyor, kudurmuş gibi uluyor... ama koşuyor, koşuyor, koşuyor, ne sağa bakıyor ne sola, acı acı haykırarak, elinde kanlı hançeriyle, korkunç koşusunu sürdürüyor... köylerdeki insanlar bu amok koşucusunu hiçbir gücün durduramayacağını bilirler... o gelirken uyarmak için ‘amok! amok!’ diye haykırırlar ve herkes kaçışır... ama o bunları hiç duymadan koşar, görmeden koşar, önüne çıkanı devirir... sonunda kuduz bir köpeği vururcasına vurup öldürürler onu ya da o ağzından köpükler çıkararak yere yığılıp kalır..."
stefan zweig bu hastalığı metafor olarak kullandığı bu çarpıcı öyküsünün merkezine bir doktoru ve bir kadını alır. kendisinden yardım isteyen bir hastasını, sırf önyargıları nedeniyle reddeden bir doktorun daha sonrasında yaşamış olduğu vicdan azabını konu alıyor kitap. doktor bu noktada adeta bir amok koşucusuna dönüşmektedir. tek istediği, kadını bulup tedavi edip içindeki pişmanlığı gidermektir. kitapta küçük bir önyargının aslında bir kişinin hayatını nasıl da değiştirdiğine yazarın harika üslubu ile tanıklık ediyoruz. kitabın dili oldukça sürükleyici ki bir oturuşta bitirebilirsiniz. üzerine düşünerek okunup satır aralarındaki mesajların dikkate alınması gereken harika bir stefan zweig eseri.
kitabın ismini aldığı amok hastalığı, genelde orta asya'da ve yaygın olarak malezya'da görülen bir psikiyatrik hastalıktır. bir cinnet hali olarak da tanımlayabileceğiz bu hastalık, malezya halk dilinde "mengamok", dünyada ise "running amok" olarak bilinir. malezya dilinde kelime anlamı olarak, gözü kara, cani, hiddetli, öldüren anlamlarına gelir. bu hastalığın görüldüğü bireylerin neredeyse tamamı, yaralayıcı bir alet ile başkalarına zarar vermeleri veya öldürmeleri ile teşhis edilir. hastalığın ismi de burdan gelir. hasta geçirmiş olduğu cinnet hali ile, durmadan koşar, önüne çıkan kişilere zarar verir veya öldürür ta ki kendisini de bitkin düşene kadar. bu koşunun sonunda söyledikleri şey de genelde "gerçekten hiçbir şey hatırlamıyorum, bana ne oldu bilmiyorum." olur.
stefan zweig ise bu durumu kitabında şöyle açıklıyor:
"amok’un ne olduğunu biliyor musunuz?
-"işte amok... evet amok, şöyle oluyor: bir malezyalı, herhangi bir sıradan, kendi halinde adam içkisini içiyor... ruhsuz, ilgisiz, donuk bir biçimde oturuyor oracıkta... tıpkı benim odamda oturduğum gibi... sonra ansızın ayağa fırlıyor, hançerini kapıyor, sokağa fırlıyor... dosdoğru koşuyor, dosdoğru... nereye gittiğini bilmeden... yoluna ne çıkarsa, insan olsun hayvan olsun, hançerini saplıyor, akan kan onu daha da çıldırtıyor... ağzı köpürüyor, kudurmuş gibi uluyor... ama koşuyor, koşuyor, koşuyor, ne sağa bakıyor ne sola, acı acı haykırarak, elinde kanlı hançeriyle, korkunç koşusunu sürdürüyor... köylerdeki insanlar bu amok koşucusunu hiçbir gücün durduramayacağını bilirler... o gelirken uyarmak için ‘amok! amok!’ diye haykırırlar ve herkes kaçışır... ama o bunları hiç duymadan koşar, görmeden koşar, önüne çıkanı devirir... sonunda kuduz bir köpeği vururcasına vurup öldürürler onu ya da o ağzından köpükler çıkararak yere yığılıp kalır..."
stefan zweig bu hastalığı metafor olarak kullandığı bu çarpıcı öyküsünün merkezine bir doktoru ve bir kadını alır. kendisinden yardım isteyen bir hastasını, sırf önyargıları nedeniyle reddeden bir doktorun daha sonrasında yaşamış olduğu vicdan azabını konu alıyor kitap. doktor bu noktada adeta bir amok koşucusuna dönüşmektedir. tek istediği, kadını bulup tedavi edip içindeki pişmanlığı gidermektir. kitapta küçük bir önyargının aslında bir kişinin hayatını nasıl da değiştirdiğine yazarın harika üslubu ile tanıklık ediyoruz. kitabın dili oldukça sürükleyici ki bir oturuşta bitirebilirsiniz. üzerine düşünerek okunup satır aralarındaki mesajların dikkate alınması gereken harika bir stefan zweig eseri.
devamını gör...
üniversitede yanlış bölümü tercih ettiğini anlamak
lise hayatım ve daha öncesinde hep başka bir meslek hayal ediyordum ama sevgili ailem sağolsun (özellikle babam) başka bir bölüm seçtim. şimdi de kendimi okyanusta kaybolmuş gibi hissediyorum ne yapacağımı bilmiyorum, kariyerim nereye varacak kestiremiyorum. istediğim bölümün hayalini kurarken kesin gözüyle bakıyordum. b planı eksikliğinden ötürü mahvoldum denilebilir.
devamını gör...
galiba ölüyorum hissi
genel olarak panik atağın ortaya çıkartmış olduğu histir. tüm vücutta karıncalanma, hızlı hızlı nefes alıp vermeye çalışma, kendini kaybetme düşüncesi, zaman mekan algısını yitirip bulunduğun ana yabancılaşmayla birlikte gelen o his; 'galiba ölüyorum'.
iç ses 'sakin ol geçecek bunun gerçek olmadığını ve sana bir şey olmayacağını biliyorsun' dese de o an kendini kontrol edememek ve bu hisse engel olamamak çok kötü hissettiriyor.
iç ses 'sakin ol geçecek bunun gerçek olmadığını ve sana bir şey olmayacağını biliyorsun' dese de o an kendini kontrol edememek ve bu hisse engel olamamak çok kötü hissettiriyor.
devamını gör...
anime kızlarının gerçek olmaması
gerçek değillerse nasıl video çekiyorlar sorusunu soran olabilir. pek üstelenmemesi gereken bir iddia deyip geçelim.
devamını gör...
mahlasını t-shirt'üne baskı yaptırıp gezmek
yapılabilir. fazla da tutmaz.
devamını gör...
sözlükte cahil yazar artışı
ben laf anlatmaktan, karşı tarafın anlamasını beklemekten çok sıkıldım. aranızda burada benim gibi hisseden birçok arkadaşımın olduğunu da biliyorum. o kadar sığ, çirkin, geçersiz argümanlı tanımlar yapıldı ve başlıklar açıldı ki sessiz kalmak belli bir süreden sonra teslim olmak oluyor. #762172 tanımımda da anlattığım gibi lütfen prim vermeyin ve kendi yalnızlıklarında boğulsun bu zihniyetler. bu güzel platformun tadını kaçırmayalım. benim burada olmamın sebebi güzel vakit geçirmek, naçizane fikirlerimi paylaşmak ve yine naçizane fikirlerinizi anlamaktır. gündem hakkında geçerli tartışmalar yaşamak, bilgi alışverişinde bulunmaktır. ama ben burada cinsiyetçi, ırkçı, düşman, kin sahibi başlıklar ve tanımlar görüyorum. lütfen bu tarz başlıklara prim vermeyelim, değerli tanımlarımızı bunlara harcamayalım, karşı olduğumuzu bile dile getirici tanımlar yapmayalım ki karşı taraf yalnız kalabilsin. sözlüğün kalitesi için bunun şart olduğunu düşünüyorum.
bunu bir tek ben düşünmüyorumdur herhalde?
bunu bir tek ben düşünmüyorumdur herhalde?
devamını gör...
babaya söylemek istenip de söylenemeyenler
kitap okumadığın halde benden öğrendiğin şeyleri kendi ortamlarında sanki kendin okuyup araştırıp öğrenmişsin gibi satmana hayranım sevgili babacığım ama keşke kızın da olsam kulaktan dolma bilgileri aktarmak yerine açıp bir araştırsan demek istiyorum.
devamını gör...
hala koronovirüse yakalanmamış insan
konuşarak çağırmamalı.
dilinizi ısırınız.
dilinizi ısırınız.
devamını gör...
sosyal medya gençliğin afyonudur
nietzsche yaşasaydı kesin böyle derdi dediğim söz. onun yerine ben diyeyim bari. gençlerimiz gerçekliğe karşı büyük yanılgı içinde, gerçeklikten koparak ikinci bir gerçeklik yaratıp aslın yerine koyuyor. tam olarak kişilik bozukluğu demiyorum, yalancılık da demiyorum, kendini unutmak. ne haldesin dostum? haline bak! kemancı, başımın tacı... dur o başka hikaye. eh böyle işte. ne durumdasın?
devamını gör...
an itibarıyla işsiz kalmam
zordur. o vaziyetleri bilirim. ama dahası dikkat edin dikişler yeni yeni patlamaya başladı. ülkede ekonomi falan kalmadı.
devamını gör...
cemil meriç
odamında duvarında asılı bulunan " beni kitaplara kaçıran ne çok insan var" sözünün sahibi yazardır.
devamını gör...
bunalım
üzüntü,mutsuz düşünceler,ilgisizlik ve karamsarlık ile beliren duygusal durumdur.
devamını gör...
5 aralık 2020 çin'in ay'a bayrak dikmesi

çin ulusal uzay idaresi, 24 kasım'da ay’dan numune toplaması için “chang'e 5” adlı insansız uzay aracını fırlatmıştı. uzay aracı 1 aralık’ta ay'ın 51.8 derece batı boylamı ve 43.1 derece kuzey enlemine başarılı şekilde iniş yapmıştı.
topladığı toprak örnekleriyle dünya’ya gelmek üzere ay’dan ayrılan chang’e 5 uzay aracının, ay’a 5 yıldızlı kırmızı çin bayrağını diktiği bildirildi.
www.google.com/amp/s/www.so...
devamını gör...
sanat sanat için midir sanat toplum için midir sorunsalı
eğer toplumun eğitim ve refah seviyesi yüksek ise sanat, sanat için. eğer toplumun eğitim ve refah seviyesi düşük ise sanat toplum için yapılır. kısacası bu o ülkenin kalkınması ve toplumun seviyesi ile alakalıdır.
devamını gör...


