moderasyon sisteminin eskiye dönmesi
bugün önce yeni sistemi kullandım ama maalesef ikna olamadan eski sisteme döndüm.ama koşullar beni itti diyeyim.memnun kaldığınız moderatörden kopamıyorsun ikna edici cevaplar onda oluyor genelde.
devamını gör...
tayyip erdoğan'ın biz size aşığız açıklaması
aşkın karın doyurmadığının bir kanıtı daha.
devamını gör...
nasa'nın iklim değişikliği fotoğrafları
"doğa ile savaş halindeyiz, kazanırsak kaybedeceğiz."
durumun ciddiyeti her geçen gün daha da ortaya çıkarken, dünya resmen görmezden geliyor bu durumu. ormanları oteller için kestik, suları fabrikaların kirletmesine izin verdik, havayı geri dönülemez şekilde kirlettik. ve hala dünyanın, devletlerin bu konuda bir şey yapması gerekenlerin umrunda bile olmayan olay. insanlık olarak mahvettiğimiz doğanın, yavaş yavaş ölüyor oluşunu görmezden geliyoruz. ne zaman durumun ciddiyetini anlayıp; ekonomi, teknoloji, üretim çılgınlığından dönüp de doğaya bakacağız acaba?
durumun ciddiyeti her geçen gün daha da ortaya çıkarken, dünya resmen görmezden geliyor bu durumu. ormanları oteller için kestik, suları fabrikaların kirletmesine izin verdik, havayı geri dönülemez şekilde kirlettik. ve hala dünyanın, devletlerin bu konuda bir şey yapması gerekenlerin umrunda bile olmayan olay. insanlık olarak mahvettiğimiz doğanın, yavaş yavaş ölüyor oluşunu görmezden geliyoruz. ne zaman durumun ciddiyetini anlayıp; ekonomi, teknoloji, üretim çılgınlığından dönüp de doğaya bakacağız acaba?
devamını gör...
bir insandan soğumanıza neden olacak şeyler
beni başkalarıyla kıyaslaması.
sadece işi düşünce araması.
iyi niyetimi suistimal etmesi.
nezaketimi zayıflık sanması.
başarımı takdir etmek yerine kıskanması.
kesin dille reddettiğim konu ve kişilerde ısrar etmesi.
duygu sömürüsü yapması.
her şeyi benden beklemesi.benim aramam,mesaj atmam vs...
bunlardan birini yapması yeter de artar. soğuma değil,doğrudan ipini çekerim kim olursa olsun.
sadece işi düşünce araması.
iyi niyetimi suistimal etmesi.
nezaketimi zayıflık sanması.
başarımı takdir etmek yerine kıskanması.
kesin dille reddettiğim konu ve kişilerde ısrar etmesi.
duygu sömürüsü yapması.
her şeyi benden beklemesi.benim aramam,mesaj atmam vs...
bunlardan birini yapması yeter de artar. soğuma değil,doğrudan ipini çekerim kim olursa olsun.
devamını gör...
geceye gereksiz bir bilgi bırak
ingiltere'de kullanılan bozuk paralar doğru yerleştirildiğinde, ingiliz kraliyet kalkanı'nın şeklini oluşturur. tasarımı matthew dent'de ait olan bu peniler, 4000'den fazla tasarımın katıldığı bir yarışmada 1. seçilmiş.

görselin kaynağı

görselin kaynağı
devamını gör...
zamansal paradoks
geçmişe yapılacak bir yolculukta ortaya çıkacağı düşünülen, içinden çıkılması zor olan durum.
genel olarak zaman yolculuğunun matematiksel olarak mümkün olduğu, ancak geçmişe yolculuğun bazı paradokslar nedeniyle mümkün olamayacağı düşüncesi yaygındır. ancak paradoks denen durumların bir kısmına fiziksel çözümler getirmek de mümkündür. bunları anlatmaya çalışacağım.
teorik fizikçi kip thorne zaman paradokslarına fiziksel çözümler getirilebileceğini savunur. aşağıda yazacaklarım da bu görüşe ilişkin bazı detaylar.
1- ilk durumdaki hipotezler, geçmişin değiştirilmesi durumunda, geçmişini değiştiren kişiye ait bilgilerin bugünden de silinmesi nedeniyle, paradoksun hiç ortaya çıkamayacağını söyler. 1-2 örnek vereyim:
bunlardan belki de en basiti "kendi kendini iyileştirme hipotezi" denilen durum. buna göre bir kişi geçmişe dönüp günümüzdeki olayların gerçekleşmesini engellediğinde, bu olaylar gerçekleşemeyeceği için, zaman yolcusunun da geçmişe gitmesine gerek kalmayacaktır. bu da zaten paradoksal durumu kendiliğinden ortadan kaldıracaktır.
ilkine benzer bir durum da "yıkım sonucu hipotezi" ile ortaya çıkar. buna göre kişi geçmişe gidip mesela kendi dedesini öldürürse, kendisi de yok olacaktır. kişiye ilişkin bilgi ortadan kalkınca, dedenin ölümü de farklı bir sebepten dolayı gerçekleşir. böylece paradoks hiç ortaya çıkmamış olur.
2- ikinci durumdaki hipotezler, zaman makinesinin sadece belli bir ölçüde geriye gidebilmeyi sağlayacağını söyler. yani öyle doğumumuzdan önceye kadar gidip hayatımızı tamamen değiştirme şansımız zaten yoktur.
burada aslında şöyle bir fikir devreye girer; bizim "bugün" olarak bildiğimiz hallerimiz, gelecekteki hallerimizin geçmiş versiyonudur. ancak gördüğümüz kadarıyla o gelecekten kimse, bize bir zaman makinesi ile gelmiyor. bu durumda ya zaman makinesi hiçbir zaman icat edilemeyecek ya da icat edilecek ama belli bir noktadan daha geriye gitmesi mümkün olmayacak. big bang theory'yi izleyenler buna benzer bir konuyu hatırlayacaktır.
bu belki de "geçmiş - şimdi - gelecek aynı anda vardır ve evrene bakınca her yöne yayılmış olan tüm bu zamanları ve olayları gözlemleyebiliriz" diyen massachusetts institute of technology'den bazı bilim insanlarının teorileriyle birlikte incelenmelidir diye düşünüyorum. bunu merak edenler blok evren teorisini araştırabilir.
3- üçüncü durumda, geçmişin değiştirilebileceği, ancak bu durumda zamanda dallanmaların ortaya çıkacağı fikri hakimdir. yani siz geçmişe de gidebilirsiniz, dedenizi de öldürebilirsiniz. bunun sonucunda farklı bir evren ortaya çıkar ve dedenizin öldürüldüğü evren ile yaşadığı evrende farklı gerçeklikler hüküm sürer.
yine geçmişe giden bir kişi, hayatını değiştirmek istediği kişilerin kararları üzerinde dolaylı olarak etkili olup, yaşanacak olayların farklı şekilde yaşanmasına neden olabilir. geleceğe dönüş filmini izleyenler de bu konunun benzerini hatırlayacaktır.
ana başlıklar hemen hemen böyle olsa da, birbirinden farklı çözüm önerileri mevcut zamansal paradokslar için. teorik fizikçiler hâlâ bu konularla ilgili çözümler aramaya devam ediyor. belki ileride çok farklı hipotezler ortaya atılır ve bakış açımızı tamamen değiştirirler.
genel olarak zaman yolculuğunun matematiksel olarak mümkün olduğu, ancak geçmişe yolculuğun bazı paradokslar nedeniyle mümkün olamayacağı düşüncesi yaygındır. ancak paradoks denen durumların bir kısmına fiziksel çözümler getirmek de mümkündür. bunları anlatmaya çalışacağım.
teorik fizikçi kip thorne zaman paradokslarına fiziksel çözümler getirilebileceğini savunur. aşağıda yazacaklarım da bu görüşe ilişkin bazı detaylar.
1- ilk durumdaki hipotezler, geçmişin değiştirilmesi durumunda, geçmişini değiştiren kişiye ait bilgilerin bugünden de silinmesi nedeniyle, paradoksun hiç ortaya çıkamayacağını söyler. 1-2 örnek vereyim:
bunlardan belki de en basiti "kendi kendini iyileştirme hipotezi" denilen durum. buna göre bir kişi geçmişe dönüp günümüzdeki olayların gerçekleşmesini engellediğinde, bu olaylar gerçekleşemeyeceği için, zaman yolcusunun da geçmişe gitmesine gerek kalmayacaktır. bu da zaten paradoksal durumu kendiliğinden ortadan kaldıracaktır.
ilkine benzer bir durum da "yıkım sonucu hipotezi" ile ortaya çıkar. buna göre kişi geçmişe gidip mesela kendi dedesini öldürürse, kendisi de yok olacaktır. kişiye ilişkin bilgi ortadan kalkınca, dedenin ölümü de farklı bir sebepten dolayı gerçekleşir. böylece paradoks hiç ortaya çıkmamış olur.
2- ikinci durumdaki hipotezler, zaman makinesinin sadece belli bir ölçüde geriye gidebilmeyi sağlayacağını söyler. yani öyle doğumumuzdan önceye kadar gidip hayatımızı tamamen değiştirme şansımız zaten yoktur.
burada aslında şöyle bir fikir devreye girer; bizim "bugün" olarak bildiğimiz hallerimiz, gelecekteki hallerimizin geçmiş versiyonudur. ancak gördüğümüz kadarıyla o gelecekten kimse, bize bir zaman makinesi ile gelmiyor. bu durumda ya zaman makinesi hiçbir zaman icat edilemeyecek ya da icat edilecek ama belli bir noktadan daha geriye gitmesi mümkün olmayacak. big bang theory'yi izleyenler buna benzer bir konuyu hatırlayacaktır.
bu belki de "geçmiş - şimdi - gelecek aynı anda vardır ve evrene bakınca her yöne yayılmış olan tüm bu zamanları ve olayları gözlemleyebiliriz" diyen massachusetts institute of technology'den bazı bilim insanlarının teorileriyle birlikte incelenmelidir diye düşünüyorum. bunu merak edenler blok evren teorisini araştırabilir.
3- üçüncü durumda, geçmişin değiştirilebileceği, ancak bu durumda zamanda dallanmaların ortaya çıkacağı fikri hakimdir. yani siz geçmişe de gidebilirsiniz, dedenizi de öldürebilirsiniz. bunun sonucunda farklı bir evren ortaya çıkar ve dedenizin öldürüldüğü evren ile yaşadığı evrende farklı gerçeklikler hüküm sürer.
yine geçmişe giden bir kişi, hayatını değiştirmek istediği kişilerin kararları üzerinde dolaylı olarak etkili olup, yaşanacak olayların farklı şekilde yaşanmasına neden olabilir. geleceğe dönüş filmini izleyenler de bu konunun benzerini hatırlayacaktır.
ana başlıklar hemen hemen böyle olsa da, birbirinden farklı çözüm önerileri mevcut zamansal paradokslar için. teorik fizikçiler hâlâ bu konularla ilgili çözümler aramaya devam ediyor. belki ileride çok farklı hipotezler ortaya atılır ve bakış açımızı tamamen değiştirirler.
devamını gör...
gülerek ben yemek yapmayı bilmem ki diyen kadın
yemek yapmak sadece kadınların üzerine tanımlanmış bir görev değildir. yemek yiyen herkes, yemek yapmayı bilmelidir.
devamını gör...
lucifer adlı yazar sözlükten uçurulsun kampanyası
çok eskidi bu kampanya aynen alevlendirmek şart.
daha çok adımı anın dahaa çook.
her türlü işime geliyor. sakın vazgeçmeyin etkisi çok büyük.
daha çok adımı anın dahaa çook.
her türlü işime geliyor. sakın vazgeçmeyin etkisi çok büyük.
devamını gör...
atomların kökeni
evrendeki her şeyi oluşturan atomların çıkış noktası.
atom dediğimiz şey, proton ve nötron adlı parçacıkların çekirdek denen bir bölgede toplanması, bu çekirdeğin dışındaki bir hacimde de elektronların dolanmasından ibaret bir yapı. o halde bu parçacıkları bir araya getirip bir atom oluşturabiliriz diyebilirsiniz ama bu öyle normal koşullar altında yapılabilecek bir şey değil. zira çekirdekteki protonlar, pozitif yüklü parçacıklar ve birbirlerini itiyorlar. bunları bir arada tutmak için büyük bir enerji gerekiyor.
çekirdekteki proton ve nötronları bu şekilde bir arada tutmak için gereken sıcaklık, 100.000.000 kelvin civarında. doğal olarak biz bunu yeryüzündeki laboratuvarlarda oluşturamıyoruz. fakat bundan çok daha yüksek sıcaklık değerleri, evrenin oluşum anında, yani büyük patlama aşamasında mümkündü.
bahsi geçen dönemde ortada atomlardan ziyade, bağımsız atom altı parçacıklardan oluşan çok yoğun bir plazma vardı. büyük patlamanın hemen akabinde gerçekleşen kozmik enflasyon sonrasında ortam biraz "soğuduktan" sonra, bu parçacıkların bazıları, yani proton ve nötronlar, birbirlerine yapışmaya başladı. böylece ilk atom çekirdeklerinin temeli atılmış oldu. zaten pozitif yük olan protonların varlığı, negatif yüklü elektronların da zamanla ortama çekilmesi anlamına gelecekti.
bu şekilde hidrojen, helyum, lityum ve berilyum oluşmaya başladı çünkü bunlar en hafif ve basit atomlardı. bu sürece "büyük patlama nükleosentezi" diyoruz.
bu hafif elementlerin ortaya çıkışından yaklaşık 100.000.000 yıl sonra yavaş yavaş ağır elementler de oluşmaya başlayacaktı çünkü artık yıldızlar yavaş yavaş ortaya çıkıyordu. yıldız çekirdekleri, sıcaklığı çok yüksek olan ikinci ortamdı. böylece bu ortam, hafif elementleri birbiriyle kaynaştırıp daha büyük elementlerin oluşumunu, yani nükleer füzyonu gerçekleştirmeyi başardı. zaten yıldızların enerjisi de bu yolla üretilir.
ancak bunun da bir sınırı vardır. periyodik tabloda demir atomuna kadar olan elementler (ki yaklaşık 22 taneler) bu yolla oluşabilir. fakat demir atomlarını birbirine kaynaştıracak güç yıldızlarda bile bulunmaz.
peki bundan daha ağır elementler nereden çıktı?
bu kez devreye "nötron yakalama" adlı süreç girer. nötronlar yüksüz parçacıklar olduğundan, atom çekirdeğine girmeleri, protonların girişinden kolaydır. üstelik bozunarak proton, elektron ve elektron antinötrinosu oluşturabilirler. bunun anlamı, atomda daha fazla proton ve elektron oluşması ve daha ağır bir atomun ortaya çıkmasıdır. bu süreç çok yaşlı yıldızlarda oldukça yavaş şekilde işler. bu nedenle bu yıldızlarda çok fazla ağır element oluşamaz.
aslında evrende var olan bol miktardaki ağır elementin süpernovalarla ortaya çıktığı düşünüldü uzun süre. fakat astrofizikçilerin ağır element üretimi için son gözde adayı, nötron yıldızı çarpışmaları. aslında nötron yıldızları da süpernovaların sonucu olduğundan, ağır elementlerin süpernovalar sonrasında oluştuğu fikri çok da yanlış sayılmaz.
nötron yıldızı çarpışmalarında (birleşme de diyebiliriz) "hızlı nötron yakalama" sürecinin devreye girdiği tahmin ediliyor. gözlemler de bu tahmini destekliyor.
bir de son derece kararsız olup hemen radyoaktif bozunmaya uğrayan çok ağır atomlar var. bunların bir kısmını yapay olarak üretmek mümkün.
atom dediğimiz şey, proton ve nötron adlı parçacıkların çekirdek denen bir bölgede toplanması, bu çekirdeğin dışındaki bir hacimde de elektronların dolanmasından ibaret bir yapı. o halde bu parçacıkları bir araya getirip bir atom oluşturabiliriz diyebilirsiniz ama bu öyle normal koşullar altında yapılabilecek bir şey değil. zira çekirdekteki protonlar, pozitif yüklü parçacıklar ve birbirlerini itiyorlar. bunları bir arada tutmak için büyük bir enerji gerekiyor.
çekirdekteki proton ve nötronları bu şekilde bir arada tutmak için gereken sıcaklık, 100.000.000 kelvin civarında. doğal olarak biz bunu yeryüzündeki laboratuvarlarda oluşturamıyoruz. fakat bundan çok daha yüksek sıcaklık değerleri, evrenin oluşum anında, yani büyük patlama aşamasında mümkündü.
bahsi geçen dönemde ortada atomlardan ziyade, bağımsız atom altı parçacıklardan oluşan çok yoğun bir plazma vardı. büyük patlamanın hemen akabinde gerçekleşen kozmik enflasyon sonrasında ortam biraz "soğuduktan" sonra, bu parçacıkların bazıları, yani proton ve nötronlar, birbirlerine yapışmaya başladı. böylece ilk atom çekirdeklerinin temeli atılmış oldu. zaten pozitif yük olan protonların varlığı, negatif yüklü elektronların da zamanla ortama çekilmesi anlamına gelecekti.
bu şekilde hidrojen, helyum, lityum ve berilyum oluşmaya başladı çünkü bunlar en hafif ve basit atomlardı. bu sürece "büyük patlama nükleosentezi" diyoruz.
bu hafif elementlerin ortaya çıkışından yaklaşık 100.000.000 yıl sonra yavaş yavaş ağır elementler de oluşmaya başlayacaktı çünkü artık yıldızlar yavaş yavaş ortaya çıkıyordu. yıldız çekirdekleri, sıcaklığı çok yüksek olan ikinci ortamdı. böylece bu ortam, hafif elementleri birbiriyle kaynaştırıp daha büyük elementlerin oluşumunu, yani nükleer füzyonu gerçekleştirmeyi başardı. zaten yıldızların enerjisi de bu yolla üretilir.
ancak bunun da bir sınırı vardır. periyodik tabloda demir atomuna kadar olan elementler (ki yaklaşık 22 taneler) bu yolla oluşabilir. fakat demir atomlarını birbirine kaynaştıracak güç yıldızlarda bile bulunmaz.
peki bundan daha ağır elementler nereden çıktı?
bu kez devreye "nötron yakalama" adlı süreç girer. nötronlar yüksüz parçacıklar olduğundan, atom çekirdeğine girmeleri, protonların girişinden kolaydır. üstelik bozunarak proton, elektron ve elektron antinötrinosu oluşturabilirler. bunun anlamı, atomda daha fazla proton ve elektron oluşması ve daha ağır bir atomun ortaya çıkmasıdır. bu süreç çok yaşlı yıldızlarda oldukça yavaş şekilde işler. bu nedenle bu yıldızlarda çok fazla ağır element oluşamaz.
aslında evrende var olan bol miktardaki ağır elementin süpernovalarla ortaya çıktığı düşünüldü uzun süre. fakat astrofizikçilerin ağır element üretimi için son gözde adayı, nötron yıldızı çarpışmaları. aslında nötron yıldızları da süpernovaların sonucu olduğundan, ağır elementlerin süpernovalar sonrasında oluştuğu fikri çok da yanlış sayılmaz.
nötron yıldızı çarpışmalarında (birleşme de diyebiliriz) "hızlı nötron yakalama" sürecinin devreye girdiği tahmin ediliyor. gözlemler de bu tahmini destekliyor.
bir de son derece kararsız olup hemen radyoaktif bozunmaya uğrayan çok ağır atomlar var. bunların bir kısmını yapay olarak üretmek mümkün.
devamını gör...
vulnera autem nisi explorentur sanari nequeunt
latinceden gelen bir söz. anlamı; yaralar deşilmeden, iyileşmez.
-bu anlamı görünce aslında bizim hayatımızda iz bırakan her acıyı kabullenmenin hazzını hissettim. kabullenmeden ve sorgulamadan ilerlediğimiz zaman aklımızın bir köşesinde o eksikliği burukluğu yaşamaktayız. affetmenin ve kabullenmenin iyileştirici etkisini hissetmek gerekiyor.
-bu anlamı görünce aslında bizim hayatımızda iz bırakan her acıyı kabullenmenin hazzını hissettim. kabullenmeden ve sorgulamadan ilerlediğimiz zaman aklımızın bir köşesinde o eksikliği burukluğu yaşamaktayız. affetmenin ve kabullenmenin iyileştirici etkisini hissetmek gerekiyor.
devamını gör...
bugünkü hava durumu
devamını gör...
eti cicibebe
asıl çıkış amacı bebekler olan, yurt odalarının vazgeçilmezi, abartınca aşırı kilo aldıran besin. özellikle sütle tüketimi tercih edilir.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının hissettikleri
zamanı ne zaman yakalmaya çalışsam elimden kayıp gidiyor o an..
devamını gör...
need for speed
devamını gör...
tranquility base hotel & casino
bir an reklam sandım başlığı görünce istemsiz olarak.
devamını gör...
introsunu geçemediğiniz diziler
dark.
devamını gör...
lal
lal, kelimesinin farsçadan dilimize girmiş olanı 'dilsiz' demektir. tevafuk bu ya "dil" de 'konuşma organı' olmanın yanında 'gönül' anlamını da taşır. belki de sessizlikler, gönülsüzlüklerinden olan insanlara da bu sıfat yakışır diye düşündürür beni. dilde en yaygın kullanımı ise bu sıfattır.
kelimenin arapçadan gelen anlamı ise 'parlak kırmızı taş' anlamını taşımaktadır.
aynı zamanda divan edebiyatında 'sevgili' ya da 'şarap' anlamında kullanılan mazmundur.
'lal'in farsça anlamına örnek olarak fuzuli'nin şu beytini gösterebiliriz:
hayret ey büt sûretün gördükde lâl eyler meni
sûret-i hâlüm gören sûret hayâl eyler meni
(ey put gibi güzel sevgili, ben senin suretini gördüğümde hayret
benim dilimi lal eder. benim halimin suretini gören de beni bir resimden
ibaret sanır.)
mazmun olarak kullanılmasına örnek olarak da nedim'in şu beytini bırakayım :
bûs-ı la'lin şöyle sîr-âb-ı zülâl eyler beni
kim gören âb-ı hayât içmiş hayâl eyler beni
(senin lal dudağının bir öpücüğü beni serinletici, billur suya kandırır.
öyle ki beni gören ab-ı hayat içmiş zanneder. )
kelimenin arapçadan gelen anlamı ise 'parlak kırmızı taş' anlamını taşımaktadır.
aynı zamanda divan edebiyatında 'sevgili' ya da 'şarap' anlamında kullanılan mazmundur.
'lal'in farsça anlamına örnek olarak fuzuli'nin şu beytini gösterebiliriz:
hayret ey büt sûretün gördükde lâl eyler meni
sûret-i hâlüm gören sûret hayâl eyler meni
(ey put gibi güzel sevgili, ben senin suretini gördüğümde hayret
benim dilimi lal eder. benim halimin suretini gören de beni bir resimden
ibaret sanır.)
mazmun olarak kullanılmasına örnek olarak da nedim'in şu beytini bırakayım :
bûs-ı la'lin şöyle sîr-âb-ı zülâl eyler beni
kim gören âb-ı hayât içmiş hayâl eyler beni
(senin lal dudağının bir öpücüğü beni serinletici, billur suya kandırır.
öyle ki beni gören ab-ı hayat içmiş zanneder. )
devamını gör...



