jackson carey frank
1960'lı yıllarda çıkış yapmış zamanında kitlelere ulaşamamış amerikan folk müzisyeni, kariyeri de hayatı gibi trajik. on bir yaşındayken okulda çıkan bir yangında çocukluk aşkı da dahil olmak üzere 10'dan fazla arkadaşını kaybeder. aynı yangında vücudunun büyük bölümü yanar ve hastanede yatarken müzik öğretmeni tarafından hediye edilen gitar ile müzikle tanışır. yaşadığı travma ve taşıdığı yanık izleri sebebiyle son derece içe kapanık ve utangaç bir karaktere sahiptir.
ev arkadaşı paul simon'ın desteği ile ingiltere'deyken ilk albümünü çıkarır. kısa süreli bir başarının ardından yaşadığı kişisel bunalımlar, çocukluk travmaları ile birlikte psikolojisi iyice bozulur ve kariyerine ara vermek zorunda kalır. bir kaç yıl sonra evlenir ancak oğlunun kistik fibrozis sebebiyle ölmesi onu tamamen yıkar ve akıl hastanesine kaldırılır.
sonrasında eski arkadaşı paul simon'a ulaşmak için new york'a gider ancak bir türlü ulaşamaz ve sokaklarda yaşamaya başlar. 90'lı yıllarda bir kendisini sokaklardan kurtarabilecek bir arkadaşına ulaşır, arkadaşı onu ailesinin evine götürmeye ikna eder, yolculuğa çıkacağı gün parkta beklerken havalı tüfek ile sol gözünden vurulur. polisin tahmini çevrede oynayan çocuklar tarafından vurulduğudur, gözünü kaybeder. arkadaşının yardımı ile sonrasında eski parçalarına ait yeni demo kayıtları alınır, 99' da zatürreden ölür.
efenim kendisi nick drake, jason molina gibi acıların çocuğu tadında güzel eserler bırakmıştır. akustik gitar, folk veya depresif şarkılardan hoşlanıyorsanız kendisi bu konularda ilahlar arasındadır.
blues runs the game
milk and honey
i want to be alone
marlene
my name is carnival
ev arkadaşı paul simon'ın desteği ile ingiltere'deyken ilk albümünü çıkarır. kısa süreli bir başarının ardından yaşadığı kişisel bunalımlar, çocukluk travmaları ile birlikte psikolojisi iyice bozulur ve kariyerine ara vermek zorunda kalır. bir kaç yıl sonra evlenir ancak oğlunun kistik fibrozis sebebiyle ölmesi onu tamamen yıkar ve akıl hastanesine kaldırılır.
sonrasında eski arkadaşı paul simon'a ulaşmak için new york'a gider ancak bir türlü ulaşamaz ve sokaklarda yaşamaya başlar. 90'lı yıllarda bir kendisini sokaklardan kurtarabilecek bir arkadaşına ulaşır, arkadaşı onu ailesinin evine götürmeye ikna eder, yolculuğa çıkacağı gün parkta beklerken havalı tüfek ile sol gözünden vurulur. polisin tahmini çevrede oynayan çocuklar tarafından vurulduğudur, gözünü kaybeder. arkadaşının yardımı ile sonrasında eski parçalarına ait yeni demo kayıtları alınır, 99' da zatürreden ölür.
efenim kendisi nick drake, jason molina gibi acıların çocuğu tadında güzel eserler bırakmıştır. akustik gitar, folk veya depresif şarkılardan hoşlanıyorsanız kendisi bu konularda ilahlar arasındadır.
blues runs the game
milk and honey
i want to be alone
marlene
my name is carnival
devamını gör...
durduk yere yükseldiğimiz şarkı nakaratları
aldırmaaaaa deliii gönlüüüm. giden gitsin sen şarkılar söyle içinden boş ver.
uzun yolda mutlaka açarım.
buradan ...
uzun yolda mutlaka açarım.
buradan ...
devamını gör...
depresyonla başa çıkma yöntemleri
kabul etmek , kabul ettiğin an değişimin başladığını düşünüyorum .
devamını gör...
kondrül
güneş sistemi'nin oluşum aşamasından kalmış olan, genellikle silikat adı verilen minerallerden oluşan, milimetrik boyutlardaki bir çeşit kum. gökkumu olarak da bilinir. bazı gök taşlarının yapısında bulunur.
devamını gör...
kalevela destanı
finlandiya milli destanıdır. elias lönnrot tarafından fin kabileleri arasından derlenmiştir. eserde doğaya karşı uğraş veren kuzey insanları, onların aile erdemleri, bilgeliği ve sözün yaratıcı gücü övülür. destan kahramanları, olağanüstü özelliklere sahiptir.
olaylar dört kişi etrafında döner. lemninkainen, pohjola’nın kuzey yöreleri, en güzel kızının gönlünü kazanmaya çalışan kişidir. ilmainen, insanlara mutluluk getirdiğine inanılan fakat onları savaşa sürükleyen sampo adlı büyülü değirmeni yapan demircidir. vainamoinen, sözün büyülü gücünden yararlanan, tek gücü bilgelik olan yaşlı bir ozandır. lempa ise kötülük ruhudur.
aslı ölçülü ve uyaklı olan bu manzum destan dünyanın pek çok diline çevrilmiştir. destan finlilerin ulusal bilinçlerinin uyanmasında, unuttukları ana dillerini öğrenmelerinde oldukça önemli bir görevi yerine getirmiştir. kaynak
olaylar dört kişi etrafında döner. lemninkainen, pohjola’nın kuzey yöreleri, en güzel kızının gönlünü kazanmaya çalışan kişidir. ilmainen, insanlara mutluluk getirdiğine inanılan fakat onları savaşa sürükleyen sampo adlı büyülü değirmeni yapan demircidir. vainamoinen, sözün büyülü gücünden yararlanan, tek gücü bilgelik olan yaşlı bir ozandır. lempa ise kötülük ruhudur.
aslı ölçülü ve uyaklı olan bu manzum destan dünyanın pek çok diline çevrilmiştir. destan finlilerin ulusal bilinçlerinin uyanmasında, unuttukları ana dillerini öğrenmelerinde oldukça önemli bir görevi yerine getirmiştir. kaynak
devamını gör...
türk dizilerinin temel sorunu
çok uzun olması, gereksiz bakışmalar, klişe senaryo.
devamını gör...
yazarların olmak istedikleri dizi karakterleri
yanlışım varsa düzeltin ama cennet mahallesi selim olmak isterdim.
devamını gör...
birine bir şey yedirirken senin de ağzının o lokmayı yer gibi açılması
bunu iğneden iplik geçirirken büzülen dudaklar takip eder
devamını gör...
mezür
sıvıların ölçümü için kullanılan laboratuvar malzemesidir. dereceli silindir ya da ölçü silindiri olarak da bilinir.
devamını gör...
türkiye'de kadınların hep mağdur olması
her kadın, mağdur değildir.
her erkek, saldırgan değildir.
her kadın, masum değildir.
her erkek, kadın düşmanı değildir.
her kadın, şiddete maruz kalmıyor.
her erkek, şiddet uygulamıyor.
her erkek, saldırgan değildir.
her kadın, masum değildir.
her erkek, kadın düşmanı değildir.
her kadın, şiddete maruz kalmıyor.
her erkek, şiddet uygulamıyor.
devamını gör...
1 mayıs işçi ve emekçi bayramı
belkide bir işçinin tam kapanmadan dolayı bayram yapabildiği tek gün diyebiliriz. bir başka zamanda hiçbir işçi tatil yapamıyordu.
devamını gör...
çok tanım girdirecek başlık önerileri
yazarların en sevdiği bilmem ne tarzı anket başlıkları açın yürür gidersiniz vallaha.
devamını gör...
how i met your mother'dan akılda kalanlar
marshall ve ted’in kasedin takılı kalmasıyla tüm yol boyunca dinledikleri “500 miles” şarkısı im gonna be
en yakın arkadaşımla buluştuğumuzda onlar gibi arabada bunu açıp bağırarak söyleriz :)
en yakın arkadaşımla buluştuğumuzda onlar gibi arabada bunu açıp bağırarak söyleriz :)
devamını gör...
kukla
başkalarına göre biz, bize göre başkaları.
bunlar kolay tanımlanır halleri, bir de kendi kendisinin kuklası olanlar var, onların işi zor, öyle 5 dakika süre verip bir kelime seçen insanlar gibi değil onlar*.
misal ben?
kimim, hangi bilinmeyen güçlerim şu anki halimi kontrol ediyor bilmiyorum, ben şu anda yelkenkaya'da bira içip yunanca şarkılar dinlemek istiyorum ama "içimdeki ben" tarafından iplerimden tutulup iskan edildiğim yer 2x2 metrekare bir oda.
sevmiyorum bu hali, o kadına söylücem kelimeleri kabulüm ama süresi kabusum.
bunlar kolay tanımlanır halleri, bir de kendi kendisinin kuklası olanlar var, onların işi zor, öyle 5 dakika süre verip bir kelime seçen insanlar gibi değil onlar*.
misal ben?
kimim, hangi bilinmeyen güçlerim şu anki halimi kontrol ediyor bilmiyorum, ben şu anda yelkenkaya'da bira içip yunanca şarkılar dinlemek istiyorum ama "içimdeki ben" tarafından iplerimden tutulup iskan edildiğim yer 2x2 metrekare bir oda.
sevmiyorum bu hali, o kadına söylücem kelimeleri kabulüm ama süresi kabusum.
devamını gör...
niteliksiz edebiyat
okumayan insanların içini rahatlatmak için bulunmuş, özensiz yazarların ticari amaçlarla icra ettiği edebiyat türü. efendime söyleyeyim yok kitap kokusu, yok çay içelim, yok rakı içelim... adeta bazı kimselerce internet alemine "kitap okuyorum ben" imajı oluşturmaları için düşünülmüş bir türdür. örnek vermek gerekirse (bkz: kahraman tazeoğlu) (bkz: ahmet batman) (bkz: miraç çağrı aktaş)
kağıda yazık, matbaaya yazık, mürekkebe yazık.
(bkz: yapmayın etmeyin)
kağıda yazık, matbaaya yazık, mürekkebe yazık.
(bkz: yapmayın etmeyin)
devamını gör...
dağa taşa kenevir ekmeliyiz
devamını gör...
yeni bir insanla tanışmaya üşenmek
tanışmayı geçtim insanlarla iletişim kurmaya bile üşenir hale geldim. insan ilişkileri taktik savaşlarına dönmüş durumda ve benim strateji yeteneğim hiç yok.
devamını gör...
bal yerine reçel yapan arı (yazar)
iyi ki doğmuş tatlı reçelli arımız.*
devamını gör...
engellilik
bu başlığa engelli insanların hayatları boyunca yaşadığı bir takım sorunları yazarak faydalı olmaya çalışacağım.
1)ailelerin yeterince donanımlı olmaması maddesi ile başlayayım;
öncelikle gebelik döneminde tanılanan çocuklarla ilgili ailelerin yeterli eğitime tabi tutulmaması sebebiyle hem ebeveynler hem de çocuğun yakın çevresinde bir kargaşa durumu söz konusu oluyor. ne ile karşı karşıya olduğunu bilmeyen aile çocuğa karşı tepkisel yaklaşabiliyor, istemeyebiliyor veya engel durumunu reddedebiliyor.
-reddetme evresi bambaşka bir başlıkta yeniden incelenebilir ancak sebeplerinden birisi kuşkusuz bu kaygı durumu- yine yakın çevresinde bulunan bireylerce bu engel durumunun sorumlusu ebeveynlermiş gibi bir tepki doğuyor ve bu sebep ile aileler bile dağılıyor malesef.
2) tanılama süreci sorunları;
bu maddeyi alt basamaklarına ayırarak incelemek daha sağlıklı olacak geliyor bana.
engel durumunun tanılanma süreci ne kadar erken başlar ise çocuğu hayata kazandırmamız o kadar mümkün oluyor ancak buna rağmen hastanelerde oluşan sonsuz yoğunluk sebebi ile tanılayacak hekimlere ulaşmak ayları bulabiliyor özellikle çift tanılı ve ekstra sendromlar yaşayan çocuklarda farklı branşlarda uzmanlaşmış hekimlerce tedavi edilmesi gerektiği için süreç iyice kör düğüm halini alıyor.
-hekim arkadaşlar alınmasın lütfen derdim emekçi ile değil-
bu durumun sonucunda ise çocuklar aylarca rehabilitasyon merkezlerinden eğitim alamıyorlar ve ciddi bir zaman kaybı yaşanıyor.
itiraz mercilerinin yavaş ilerlemesi yine bürokratik bir problem. 5 dakikada tanı koyması beklenen yetkin kişiler elbette otizmli çocuğa; zihinsel engelli raporu verebiliyor yada reaktif bağlanma bozukluğugibi tanılanması görece daha zor tanıları gözden kaçırabiliyorlar ve bu sebeple rehberlik araştırma merkezinde yapılan değerlendirme testleri ile bir uyumsuzluk oluyor ve yine rapor kurumlara ulaşmadığı için eğitim süreci başlayamıyor. bu tür durumlar karşısında itiraz mercileri çok önem kazanıyor.
son olarak bu maddenin altında incelenmesi gereken bir diğer konuda hastanelere erişim engellileri. toplu taşıma kullanamayan veya farklı sebepler ile sosyal hayata karışması mümkün olmayan çocukların ulaşımları hasta nakil araçları ile gerçekleştirilmiyor ve bu yük rehabilitasyon merkezlerinin üzerine yükleniyor.
3) okul ve rehabilitasyon merkezi süreci sorunları;
bugün sektör çalışanlarının bildiği bir gerçek varsa o da şüphesiz; bir dönem iş yeri açma belgesi alıp bugün rehabilitasyon merkezi işleten kurum sahipleridir. eğitimden zerre anlamayan kişiler öğretmenlere hede hödö emirler yağdırarak iş yaptırıyor ve bu durumun sonucunda facia düzeyde eğitim veren kurumlar varlıklarını sürdürüyor.
-evet, tüpçü doğru okudunuz.-
bir diğer problem ise eğitim fakülteleri müfredatlarında yeterince özel eğitim dersleri olmaması sebebiyle özellikle sınıf öğretmenleri çok ciddi zorluklar çekiyor. hangi durum karşısında nasıl tepki vereceğini bilemeyen öğretmenler davranış problemlerinin iyice palazlanmasına sebep olabiliyor veya veliler arasında olası bir didişmeye farkında olmadan sebebiyet verebiliyor. elbette, 30 çocuk içerisinde davranış problemleri olan bir çocuğu kontrol etmek kolay değildir ancak unutulmamalıdır ki; rehabilitasyon merkezleri destek eğitim kurumlarıdır, ana eğitim merkezi değil,
diğer bir sorun ise iş okullarında yeterince mesleki branş olmaması sebebiyle çocuklar sosyal hayatta somut iş olanağı olan meslek yerine daha çok günü geçirmelik işler öğreniyorlar ve bu hayata katılmaları noktasında bağımsızlıklarını ciddi manada olumsuz etkiliyor.
4) çevresel düzenlemelerin yetersizliği;
daha yazılacak yığınla şey var aslında ama son madde olarak ekliyorum bunu.
ülkemizde bir şeyleri -mış/miş gibi yapma hastalığının hızlı bir şekilde tedavi edilmesi gerektiğinin bir göstergesidir aslında bu madde.
görme engelliler için sarı şeritler döşenir ama ortasına ağaç dikilir.
ortopedik engelliler için sempozyum düzenlenir ama asansörü olmayan bina tercih edilir.
otizmliler için etkinlik düzenlenir ama pavyona gelinmiş gibi gözleri kör eden mor-mavi ışıklar döşenir velhasıl kelam bir şeyleri yapıyor olmak için değil gerçekten faydalı olmak için yapmak gerekiyor.
1)ailelerin yeterince donanımlı olmaması maddesi ile başlayayım;
öncelikle gebelik döneminde tanılanan çocuklarla ilgili ailelerin yeterli eğitime tabi tutulmaması sebebiyle hem ebeveynler hem de çocuğun yakın çevresinde bir kargaşa durumu söz konusu oluyor. ne ile karşı karşıya olduğunu bilmeyen aile çocuğa karşı tepkisel yaklaşabiliyor, istemeyebiliyor veya engel durumunu reddedebiliyor.
-reddetme evresi bambaşka bir başlıkta yeniden incelenebilir ancak sebeplerinden birisi kuşkusuz bu kaygı durumu- yine yakın çevresinde bulunan bireylerce bu engel durumunun sorumlusu ebeveynlermiş gibi bir tepki doğuyor ve bu sebep ile aileler bile dağılıyor malesef.
2) tanılama süreci sorunları;
bu maddeyi alt basamaklarına ayırarak incelemek daha sağlıklı olacak geliyor bana.
engel durumunun tanılanma süreci ne kadar erken başlar ise çocuğu hayata kazandırmamız o kadar mümkün oluyor ancak buna rağmen hastanelerde oluşan sonsuz yoğunluk sebebi ile tanılayacak hekimlere ulaşmak ayları bulabiliyor özellikle çift tanılı ve ekstra sendromlar yaşayan çocuklarda farklı branşlarda uzmanlaşmış hekimlerce tedavi edilmesi gerektiği için süreç iyice kör düğüm halini alıyor.
-hekim arkadaşlar alınmasın lütfen derdim emekçi ile değil-
bu durumun sonucunda ise çocuklar aylarca rehabilitasyon merkezlerinden eğitim alamıyorlar ve ciddi bir zaman kaybı yaşanıyor.
itiraz mercilerinin yavaş ilerlemesi yine bürokratik bir problem. 5 dakikada tanı koyması beklenen yetkin kişiler elbette otizmli çocuğa; zihinsel engelli raporu verebiliyor yada reaktif bağlanma bozukluğugibi tanılanması görece daha zor tanıları gözden kaçırabiliyorlar ve bu sebeple rehberlik araştırma merkezinde yapılan değerlendirme testleri ile bir uyumsuzluk oluyor ve yine rapor kurumlara ulaşmadığı için eğitim süreci başlayamıyor. bu tür durumlar karşısında itiraz mercileri çok önem kazanıyor.
son olarak bu maddenin altında incelenmesi gereken bir diğer konuda hastanelere erişim engellileri. toplu taşıma kullanamayan veya farklı sebepler ile sosyal hayata karışması mümkün olmayan çocukların ulaşımları hasta nakil araçları ile gerçekleştirilmiyor ve bu yük rehabilitasyon merkezlerinin üzerine yükleniyor.
3) okul ve rehabilitasyon merkezi süreci sorunları;
bugün sektör çalışanlarının bildiği bir gerçek varsa o da şüphesiz; bir dönem iş yeri açma belgesi alıp bugün rehabilitasyon merkezi işleten kurum sahipleridir. eğitimden zerre anlamayan kişiler öğretmenlere hede hödö emirler yağdırarak iş yaptırıyor ve bu durumun sonucunda facia düzeyde eğitim veren kurumlar varlıklarını sürdürüyor.
-evet, tüpçü doğru okudunuz.-
bir diğer problem ise eğitim fakülteleri müfredatlarında yeterince özel eğitim dersleri olmaması sebebiyle özellikle sınıf öğretmenleri çok ciddi zorluklar çekiyor. hangi durum karşısında nasıl tepki vereceğini bilemeyen öğretmenler davranış problemlerinin iyice palazlanmasına sebep olabiliyor veya veliler arasında olası bir didişmeye farkında olmadan sebebiyet verebiliyor. elbette, 30 çocuk içerisinde davranış problemleri olan bir çocuğu kontrol etmek kolay değildir ancak unutulmamalıdır ki; rehabilitasyon merkezleri destek eğitim kurumlarıdır, ana eğitim merkezi değil,
diğer bir sorun ise iş okullarında yeterince mesleki branş olmaması sebebiyle çocuklar sosyal hayatta somut iş olanağı olan meslek yerine daha çok günü geçirmelik işler öğreniyorlar ve bu hayata katılmaları noktasında bağımsızlıklarını ciddi manada olumsuz etkiliyor.
4) çevresel düzenlemelerin yetersizliği;
daha yazılacak yığınla şey var aslında ama son madde olarak ekliyorum bunu.
ülkemizde bir şeyleri -mış/miş gibi yapma hastalığının hızlı bir şekilde tedavi edilmesi gerektiğinin bir göstergesidir aslında bu madde.
görme engelliler için sarı şeritler döşenir ama ortasına ağaç dikilir.
ortopedik engelliler için sempozyum düzenlenir ama asansörü olmayan bina tercih edilir.
otizmliler için etkinlik düzenlenir ama pavyona gelinmiş gibi gözleri kör eden mor-mavi ışıklar döşenir velhasıl kelam bir şeyleri yapıyor olmak için değil gerçekten faydalı olmak için yapmak gerekiyor.
devamını gör...
