telaşlı bi gülümseme ortaya çıkıyor hahaha.
devamını gör...

“topraktan geldik, toprağa gideceğiz” cümlesinin yeni nesil versiyonu.

hindistan cevizi kabuğu, sıkıştırılmış turba* ve selülozdan üretilmiş, içerisinde bir ağaç tohumu bulunan vazo benzeri ilginç bir tasarım ürünüdür.

bunun kullanılabilmesi için önce ölmüş ve yakılmış olup küllerinizin muhafaza edilmesi gerekmektedir.

toprakta tamamen çözülebilen ve doğa dostu olan, kişiyi “temsili şekilde” ağaca dönüştürecek olan bu vazo içerisine küller koyulup, toprağa gömülür. tohum seçenekleri de sunan bu vazodan tohumun büyümesi ile oluşan ağaç ölen kişiyi yaşatmış olur.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
süper ot adında bir film vardı o geldi aklıma..
devamını gör...

beşiktaş jimnastik kulübü'nün en bilinen ve şerefli taraftar grubu.

hmm şey beşiktaşlı sözlük yazarları göreve lütfen. bu başlık neden hala boş?
devamını gör...

çok bilinen bir hamlet repliği. 'to be or not to be, that is the question' diye devam eder. ve hamlet bu sorunun cevabını bulamaz. hangimiz bulduk ki?
devamını gör...

saçma sapan bir sorudur. iyiliğin dini yoktur, iyilik evrenseldir.
devamını gör...

anne babamdan sonra bana ahlakımı ve atatürk sevgisini verdiğin için teşekkür ederim öğretmenim. iyi ki benim öğretmenimdiniz.
devamını gör...

ispanya, portekiz ve arjantin 'de çok yaygın kahvedir. türkiye de çok hazırlayan yer görmedim ama ispanya da müthiş yaygın.
"cortar" öncelikle kesmek demek. cortado da cut v3 olarak açıklanabilir diye düşünüyorum . yani hazırlayacağımız kahve basitçe "cafe cut" değerli yazarlar.
cafe cortado genelde 60 ml dir ve süt kahve oranı 1 e 1 dir. 30 ml espresso kahvemizi alıyoruz. 50-55 santigrat derecede buharla ısıtılmış sıcak sütümüzü kahvemize katıyoruz( köpük olmamalı)... bu kadar basit olmasına rağmen türkiye de bir çok mekanda bilinmiyor. yada ben göremedim. ispanya sınırları dahilinde yemek sonrası ¿ café o postre? sorusunun tek cevabıdır benim için...
fotoğraf ve ayrıntılı bilgi için bu siteye bakabilirsiniz.
afiyet olsun...
devamını gör...

an itibari ile ankara'da yağmur sonrası gecekondulara gelen bahar.
şehrin görmüş geçirmiş son bir kaç meyve ağacından biri.
muhtemelen bir sene sonra kesilecek yerine site dikilecek.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

çaylak dediğin nedir ki? çok uç bir şey olmazsa, bir gün sonra o da yazar.
moderatör dediğin nedir ki? dün o da yazardı, yarın yine yazar olabilir. ee ne oldu şimdi? normal aşk gibi oldu.
ayrıca girişte, yoldaş yoldaşa yürümez dendiydi bize. bu sözü ciddiye alan 3 kişi falan herhalde.
devamını gör...

ben bi dolaşıp geleyim dönüşte uğrarım kolay gelsin denir ve tebessüm edilir.
sonra zaten satıcı sizin niyetinizi anlar içinden ananıza sövmeye başlar.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel kaynak

kadıköy'de koronavirüs kısıtlamalarının protesto edildiği bir eylem gerçekleştirildi.

'hayat eve sığmıyor' adı verilen protesto eyleminde katılımcılar, 'yeter biz özgürüz' yazan pankartlarla atılan sloganlar sonrası bir basın açıklaması yaptı. açıklamada koronavirüsün açık alanda bulaşıcılığının düşük olması nedeniyle uygulanan kısıtlamaların yerinde olmadığı savunuldu.

buradan
devamını gör...

pencereden iceri bakan bir karga.
devamını gör...

başucu eserleri olayına bir çare...

profile girince sağ frame'de olmaları ya da dikkat çekici bir butonla profile bakan kişinin oraya yönlendirilmesi falan daha mantıklı olurdu. bu şekilde, profili açar açmaz bunların görünmesi yanıltıcı oluyor. insanın dalgınlığına gelince eski tanımları, yazarın son tanımlarıymış gibi okuyoruz ve profilden çıkıyoruz. böylece yeni yazılanları takip etmek zorlaşıyor vesaire... bununla ilgili bir tasarım değişikliği iyi olurdu diye düşünüyorum.
devamını gör...

büyük şair. kendisi ile teşviki mesaimiz de olmuştu 90 larda. bu rahmetli abimizi çok tanımam ,şiire de merakım pek yoktu. istiklal marşı, istanbulu dinliyorum kıvamındaydım hatta. edebiyat hocamızın dönem ödevi konusunda bana da bir röportaj çıktı . baktım ankara’da ünlü kim var. bir iki eski futbolcu , politikacı felan olmaz dedim. yazar ararken atilla ilhan ismine denk geldim. kendisine ulaştım. o dönemler insanlar değerliydi ve karşındakine de değer verirdi. 10-15 gün sonraya randevu verdi bize, ben de başladım adamı çalışmaya kitaplarını vs okumaya. okudukça beğendim okudukça sevdim. neyse gittim evine salak salak sorular hazırlamışım en sevdiğin yemek kıvamında. ilk defa eve ayakkabı ile girilen bir eve gitmiştim way be demiştim. çıkarma olum demişti ben yine de çıkarmıştım mahcubiyetimden. çay kahve amca beni sevdi ne soracan bakalım dedi?ben de utana sıkıla bunları hazırladım dedim . çıkardım soruları, beğenmedi tabiki cevaplamadı da. gel biz senle takılalım yeniyuzyıldan gelecekler röportaj için sen onlardan kopya çek hem neler sorulur öğrenirsin dedi. olur dedim bir abla geldi daha kapsamlı sorularını not aldım onları bana uzun uzun cevapladı. sen dedi ver bunları ben süsletip dosyalatıp sana veriyim dedi. olur dedim ben de kitaplarımı okudun mu dedi. okudum aldım hatta dedim . kaç para harcadığımı sordu. hangilerini aldığımı sordu söyledim ben de. velhasıl almadığım kitaplardan bana imzalı olanlarını verdi. mekanı cennet olsun ben de bu anı ile yeri ayrıdır.
devamını gör...

özellikle kahvenin yanında daha kolay ve yaygın ikram seçeneği. boğazdan kayıp giden rahatlatıcı bir özelliği olan bir şekerleme türü. bilen bilir, eskiden lokuma rahat lokum denirmiş. o da arapça rahat-ül hulkum , yani boğazdan rahat geçen anlamına geliyor.
devamını gör...

bir bayramın daha kapısındayız sevgili sözlük, kimimiz sahillerde kimimiz köyde, evde ya da bir şekilde telaş içinde işinde olacak. nerede olursak olalım, geçen bayramda olduğu gibi, bu bayramın ilk sabahında da sözlük radyosu canlı bir programla karşınızda* olacak. 70'ler, 80'ler ve 90'lardan, belki biraz da 2000'lerden olmak üzere en sevdiğimiz, kıpır kıpır şarkı, türkü ve sanat müziği eserleriyle saat 09:00 - 12:00 arası eğlenmeye bekliyoruz tüm radyoseverleri. istek şarkılarınızı da mutlaka bekliyoruz elbette.

ikinci geleneksel* sözlük radyosu bayram sabahı yayını, 20 temmuz 2021 salı sabahı saat 09:00'da sözlük radyosunda!

http://radyo.kafasozluk.com
devamını gör...

efendim malumunuzdur, kafa sözlük edebiyatı da kitapları da pek seviyor. edebiyat tarihinde de kafa kesilmesi bir us eleştirisi olarak çıkıyor karşımıza. logoda ne olmakta? kişi kafasından gönüllü olarak kurtuluyor. nasıl anladım bunu? kurtulmakla hızını alamayıp bir de şut çekiyor kafasıyla. nereye gider bu kafa, bu hiddetli vuruşla? nereye isterse, oraya gider.

kafa, kafa sözlük'e doğru gittiğinde görüyoruz ki vücut geride kalıyor. kafası olmadan insan nedir? başsız bir hayvan. başı yerinde olduğu halde beynini kullanmadan, kitle mancınığıyla hareket eden insanlara da bir eleştiride bulunulmuş. vücudun geride kalmasıyla ise ne, kim olduğun önemli değil ifade ettiklerin ve sözcüklerinle varsın deniyor.

profilimizdeki kapak görselinde ise anlıyoruz ki kafa çöp kutusuna gidiyormuş.

şimdi ben bunları neden yazdım, nasıl yazdım önemli değil. yazdım mı, yazdım.
devamını gör...

ajitasyon temelli propagandalarla sistemin nasıl çalıştığını anlamayan insanları etkileyerek ayakta kalmayı ancak başarabilen ideoloji. insanın doğasını ve ekonomik sistemin nasıl çalıştığını tam olarak anlayan birinin bunu desteklemesi mümkün değildir. ancak hayalini kurabilir.

neyse ben burada nispeten az bilinen bir komünizm eleştirisini yazmak istiyorum. bu da komünizmin demokrasiyle olan doğal uyumsuzluğudur.
insanlık tarihi boyunca demokrasinin atina, ceneviz, novgorod gibi hep tüccar şehirlerinin yönetim şekli olduğu görülmektedir. bu eğilimin sebebinin insanların özel mülküne el koyabilecek güçte bir monarşinin çıkmasını engellemek olduğu sanılmaktadır. eğer daron acemoğlu'nun ulusların çöküşü kitabında sömürgecilik dönemi ispanya'sının sahip olduğu zenginliği kaybedişini anlattığı bölümü de okursak konu daha net anlaşılmış olur.
kısaca şöyle;
hollandalı zengin bir baba, iki oğlundan birini ispanya'ya diğerini abd'ye yatırım yapmaları maksadıyla gönderir. ancak ispanya'ya gönderdiği oğlunun mallarına kıytırık bir sebepten ötürü ispanya kralı el koyar ve çocuğu da hapse attırır. baba da abd'ye gönderdiği, zenginliğine zenginlik katmakta olan oğlundan aldığı parayla ispanya'da ki oğlunu kurtarır ve bütün ailesi ve servetiyle birlikte abd'ye taşınır.

bu hikaye özel mülk-demokrasi ilişkisini ne güzel anlatıyor değil mi?

buna ek olarak birde bir akıl yürütmesi yapalım. diyelim komünist bir ülkede yaşıyorsunuz. eğer devletin başındaki klik diktatörleşmeye başlarsa buna karşı nasıl direnirsiniz? düşünün; karşı propaganda yapmada kullanabileceğiniz bütün matbaalar, bütün televizyon ve radyo kanalları, bütün internet sunucuları, eylemlere insan taşımda kullanacağınız bütün otobüsler vs. her şey zaten devletin, dolayısıyla diktatörleşen kliğin kontrolünde. bu saydıklarımın hiçbirini direnmede kullanmanıza izin vermeyecekleri aşikar. işte bu da bize komünist ülkelerin niçin çok kısa bir sürede kanlı diktatörlüklere dönüştüğünü çok güzel bir şekilde gösteriyor. komünist bir ülkenin demokratik kalabilmesi neredeyse bir mucize gibi.

bütün bunlara bakarak özel mülkün olmadığı yerde demokrasinin de olmayacağını söyleyebiliriz; komünizmin demokrasiyle doğal bir uyumsuzluğunun olduğunu da.

edit: özel mülk bir "güç" türüdür. eğer özel mülkünüzü kaybettiyseniz gücünüzü de kaybetmişsinizdir. komünist ülkelerin insanları "eşit" değil zayıftır.
devamını gör...

eskilerden
(bkz: tom ve jerry)
(bkz: bugs bunny)
(bkz: casper) vb.
devamını gör...

yağmurdan sonraki o taze koku..
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim