bilin bakalım kimdir o;

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

galatasaray'ın anayasası olarak gösterilen tüzüğe göre kulübün renkleri sarı kırmızı, alameti farikası kırmızı g içinde sarı s harfleri ile kuruluş yılını gösteren siyah 1905 tarihi bulunan amblemdir. kulübün adı, amacı, renkleri ve alametifarikası hiçbir sebeple değiştirilemez diye yazmaktadır.
devamını gör...

üzgünüm. bugün yine bir kadın, şeref yoksunu biri tarafından katledildi. bugün onun bu şekilde katledilmesi, yarın benim veya bir başka kadının da öldürülmesi demektir. gelecek için çok kaygılıyım. kadının, hayvanın hatta bir ağacın bile korunamadığı bu dönemden nefret ettim. çok üzgünüm.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

hedefe odaklanmak ve hırs. ben şahsen hayranım bu tip insanlara çünki hayat akışı her zaman düzenli değildir. amacınıza giden yolda aksamalar, aksilikler ve hatta ekstra işler mutlaka karşınıza çıkıyor. hedefinize ulaşmaya çalışırken bütün zorlukları atlatabilmek büyük meziyettir. tabi burada ''her yol mübahtır'' anlayışı ile ilerlenmiyorsanız. yani etik değerleri de yok saymıyorsanız; vallahi helal olsun hırsınıza ve odaklanma yoğunluğunuza.
devamını gör...

insanların karakterleri onların kaderleridir ve insanlar layık oldukları hayatları yaşarlar.

-herakleitos.
devamını gör...

narcissus doğduğu zaman kahinlerden birisi, onun çok yakışıklı olacağını, ömrünün çok uzun olacağını fakat hiç bir zaman kendi suretini görmemesi gerektiğini söyler. peri kızı echo, narcissus’u görür ve ona aşık olur. echo’nun aşkı karşılıksız kalır ve aşkından eriyerek ölür gider, kemikleri kayalaşır. aşkından inleyen sesi ise ”eko” dediğimiz yankılı sese dönüşür. narcissus’a aşık olan diğer periler artık bu işkenceye dayanamayıp tanrılara şikayette bulunurlar, tanrılar da bunu kabul ederler. avcı olan narcissus, avdan dönerken su içmek için pınara eğilir ve kendi yansımasını görerek aşık olur, bu tanrıların ona verdiği bir cezadır. aşkından orada eriyen narcissus, çiçeğe dönüşür; nergis çiçeğinin adı işte buradan gelir.

nergis çiçeğine adını veren narcissus’un öyküsü hemen hemen her çağda şairlerin esin kaynağı olmuştur. o’nu en güzel anlatanlar arasında da (bkz: latin şair ovidius) önde gelir. ovidius, narcissus ile echo efsanelerini birleştirerek iki insanın aşk uğruna harcadıkları boşuna çabaları tek bir dram olarak canlandırır. onun ustaca anlatımından bir kesit;

ekho görünce narkissos’u bir ıssız kırda dolaşırken

arzu sardı göynünü, düştü gizlenerek izlerinin ardına;

bir çıranın ucuna sürülmüş yanıcı kükürt

beni getirilen alevi nasıl kaparsa

ekho da yaklaştıkça ona daha yakından yanıyordu aşkla.

kaç kere okşayıcı sözlerle ona sokulmak,

kaç kere yumuşak dileklerini ona sunmak istedi;

yaradılışı vermedi izin söze başlamaya,

bekleyebilirdi ancak sözleri ki onlara cevaplar yollayacak.

yoldaşlarının sadık sürüsünden ayrılmış genç çocuk

bağırdı tesadüfen: “orda kim var?” “var” diye cevap verdi yankı.

donakaldı, gözlerini gezdirdi narkissos etrafa,

yüksek sesle dedi: “gel buraya”; ekho da söylenileni söyledi.

baktı narkisssos ne gelen var ne giden “niçin” dedi “kaçıyorsun benden?”

ekho da denilenleri yolladı geri ve bu böyle sürdü gitti.

aldanarak art arda söylenilen sözlerin görünüşüne dedi:

“burda buluşalım”; cevap veremezdi hiçbir çağrışa

bundan fazla istekle ekho, bağırdı: “buluşalım.”

kollarını boynuna dolamak arzusuyla, kendi sözleriyle

kendinden geçmiş, çıkıyordu koşa koşa girdiği ormandan.

narkissos bir yandan kaçıyor, bir yandan “elini çek boynumdan.”

“ölmek yeğdir” diye bağırıyordu “olacaksa senin her şeyim”.

ekho başka bir şey söylemedi: “senin her şeyim”.

kaçtı, ormanlarda saklandı, örttü kızaran yüzünü

yapraklarla; o günden beri yaşar ıssız mağaralarda.

kök saldı her şeye rağmen sevgisi yüreğinde, reddedilmesinin üzüntüsüyle

büyüdükçe büyüdü, zavallı vücudunu dinmeyen kaygılar inceltti,

kuruttu derisini zayıflık, uçtu gitti göklere

eğer ondan ayrılabilirsen seninle gidecektir.

çekemiyordu onu ne ekmek ne uyku kaygusu ordan.

bakıyordu aldatan hayale doymaz bir bakışla, uzanmış sık çayırlığa

gözleriyle kendini yiyordu. ayrıldı ordan bir ara,

diz çökerek uzattı kollarını ormanlara:

“var mıdır?” dedi “ey ormanlar daha yaman aşka tutulmuş bir başka seven?

bilirsiniz, çünkü siz saklanacak uygun bir köşeydiniz âşıklara.



var mıdır? geçti madem bir sürü asırları hayatınızın,

ebediyet boyunca böyle eriyip giden biri geliyor mu aklınıza?

seviyorum, sevdiğimi de görüyorum; fakat erişemiyorum gördüğüme, sevdiğime.

sevenin kapıldığı hayal ne kadar aldatıcı? bizi ayıran,

ne koca deniz, ne bir yol, ne kapıları kilitli surlar;

bu kadar acı çekmem için aramızda sade bir avuç su var.

o da kucaklanmak istiyor, ne vakit dudaklarımı öpmek için uzatsam

o da ağzını bana yaklaştırmaya çalışıyor.

insana tutulur gibi gelir, o kadar küçük ki engel olan aşkımıza.

kim olursan ol, buraya gel sade. eşsiz çocuk bana niçin oyun ediyorsun?

ben seni aradım mı nereye gidiyorsun? kaçtığın yüzüm değil, ne de yaşım.

çünkü benden nymphalar bile hoşlanırlar. bilmediğim bir ümidi vaat ediyorsun

dost yüzünle. uzatınca kollarımı sen de bana uzatıyor; gülünce ben, gülüyorsun.

gözyaşlarını görüyorum ağladıkça; kırpınca ben, gözlerini kırpıyorsun.

anlıyorum güzel ağzının oynamasından, kulaklarıma erişmeyen sözler söylüyorsun.

anlıyorum, o benim, aldatmıyor beni artık hayalim.

tutuşturan da ben, yanan da. kendime olan sevgimle yanıyorum.

ne yapayım? isteneyim mi? isteyeyim mi? isteyecek ne kaldı artık?

beni yoksul ediyor varlığım; arzuladığım benimle.

ayrılabilsem vücudumdan; garip bir dilek seven için ama,

sevdiğim uzak olsa keşke. kemirsin artık gücümü acı,

ve geldi son günleri ömrümün, göçüyorum hayatımın baharında.

ölüm gelmeyecek bana ağır dinecekse acılarım.

vücudunun özü kuvveti. bir ses, bir avuç kemikti ondan arta kalan;

söylerler sonradan kemiklerinin taşlaştığını, ses kaldığını.

o günden beri ormanlarda gizlenir, görünmez artık dağlarda;

onu herkes işitir, yaşayan sade bir ses var onda.

başından savdı nymphaları, dalgalardan ve dağlardan doğanları da;

başından savdı delikanlıları da. yalvarır günün birinde

hor gördüklerinden biri kaldırarak ellerini göğe

“bırak sevsin bizim gibi, bizim gibi sevdiğine erişemesin.”

bu haklı dileği yerine getirdi ramnus’lu.

berrak bir pınar vardı, dalgalarında gümüşler oynaşır,

ona ulaşan ne bir çoban, ne otlayan bir keçi, ne bir sürü,

ne vahşi bir hayvan, ne ağaçtan düşen bir dal;

tek bir kuş bile yoktu onun sükûnunu bozan.

çevresinde en yakın suyla beslenir bir çayır,

ve oranın güneş ışığıyla ısınmasına engel olan orman.

pınar ve yerin güzelliği çeker onu kendine,

uzanır narkissos av yorgunluğu ve sıcağın verdiği ağırlıkla yere.

gidermek istersen susuzluğunu, artıyordu bir yandan susuzluğu;

içtikçe suya vuran güzelliğine hayran,

seviyordu tensiz bir hayali, vücut sanıyordu sulardakini.

donakaldı paros mermerinden bir heykele benzeyen o aynı yüzle

kımıldamaksızın, bakıyordu kendine kendi şaşkın şaşkın.

bakıyordu önünde duran ve bir çift yıldızı andıran gözlerine,

bacchus’a, apollon’a yaraşır saçlarına,

tüysüz yanaklarına, fildişinden boynuna,

parlak, kardan bir beyazla karışan rengine, alımına ağzının,

bakıyordu hayran hayran topuna, kendine bu görülmezlik güzelliği sunanların.

bilmeden kendini arzuluyor, severken onu kendini seviyor,

isterken kendini istiyordu, içini yakan ateşi tutuşturan da kendiydi.

kaç kere faydasız öpücükler sundu aldatan pınara.

suların ortasında gördüğü boynuna kollarını dolamak arzusuyla

ellerini kaç kere daldırdı, boşa kavuştu kolları sularda.

neyi gördüğünü bilmiyor, fakat yanıyordu onunla,

gözlerini aldatan hayal onu coşturuyordu.

ey saf çocuk, neden bir kaçan hayal peşindesin?

yok hiçbir yerde dilediğin; sen hele bir dön bak nasıl kaybolacak.

gördüğün o, gölgesi suya vuran şeklin aksidir.

onun olan hiçbir şeyi yok; seninle geldi, seninle kaldı,

sevdiğim daha ömürlü olsun dilerim.

ve şimdi can verelim ikimiz bir solukta”.

dedi, kendinden geçmiş, aynı yere seyre döndü.

dalgalandı sular yaşlarla, geri gelen hayal

karardı gölün oynamasıyla. görünce gittiğini uzaklara

bağırdı: “nereye gidiyorsun? bırakma beni.” taş yürekli, seveni

yalnız koma. “madem bırakmıyorsun dokunmama, hiç olmazsa

doya doya bakayım, yiyecek bulayım sürüp giderken sonu acı çılgınlığım

dertlenerekten gömleğini baştan aşağı yırttı,

çıplak göğsüne vurdu mermer yumruklarıyla.

döğdüğü göğsü bezendi gül kırmızıyla,

nasıl erguvan rengi alır renk taneleri olmamış bir salkımın,

ve bir yanı beyazken bir yanı kızaran elmaların.

görünce suya dönen onları dalgalarda,

daha fazla duramadı; zayıf bir ateşle nasıl erirse sarı balmumu,

ve ısınır da sabah yağan kırağı güneş ışığıyla nasıl yok olursa.

aşkla incelen o da gizli bir ateşle için için eridi ve yok oldu gitti.

kalmadı artık ne kırmızıya çalan beyaz teni, ne diriliği, ne kuvveti.

ne göz alan onlar, ne de ekho’nun vaktiyle sevdiği vücut.

her ne kadar küskün ve geçenleri hatırlıyorsa da acıdı gene ona;

zavallı çocuk “ah” diye bağırdıkça her defasında

çınlayan sesiyle tekrar ediyordu “ah”.

elleriyle o kollarını yumruklarken çıkan sesleri geri yolluyordu ekho.

şunlar oldu son sözleri gözlerini ayırmadan sulara bakan narkissos’un:

“ey boş yere sevdiğim çocuk”; yer tekrar iletti dediklerini.

“elveda” deyince o, bağırdı ekho: “elveda”.

yorgun başını dayadı sık çayırlığa,

ölüm kapadı efendilerinin güzelliğine hayran gözlerini.

hala bakıyordu kendine, yeraltına göçtükten sonra bile;

bakıyordu styks sularına. döğündüler bacıları naıas’lar

kesik saçlarını yanı başına koydular; döğündüler dryas’lar

ekho da katıldı onlara, tam sedyeyi, odun yığınını, titreyen meş’aleleri

hazırladılar, vücut yoktu hiçbir yerde, yerinde sarı göbeğini

beyaz yaprakların kucakladığı bir çiçek buldular.
devamını gör...

deneme bir ki..

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

çoğu kişinin ilk kez istiklal marşında karşılaştığı kelimedir. sevilen yerden ayrılma anlamına gelir. osmanlıca bir kelimedir.
‘’canı, cananı bütün varımı alsın da hüda
etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda’’
-mehmet akif ersoy
devamını gör...

diaspor madeni demeden atıklar, bauxite... wtf!? alüminyum ekstrüzyonu! diye sevinen ve kafasında kullanılabilecek alanları düşünmeye başlayan bünyeler için orgazmik bir light novel. isekai türünün en güzel örneklerinden biri olduğunu söylemek yanlış olmaz bence. klişeler var mı var ama son zamanlarda yükselişte olan the rising of the shield hero*, solo leveling, the gamer gibi rpg-vari isekailerden ziyade biraz daha zemini yere basan bir light novel. ortalama zekaya sahip bir mühendisin bir anda kendini cadıların asıldığı, kilisenin bin türlü baskı kurduğu, taht savaşlarının yaşandığı orta çağın göbeğinde bir prens olarak bulması ile olaylar gelişiyor. kralın 4. oğlu olan roland'ın bedeninde uyanan ana karakter modern çağın bilgileri ve cadıların yetenekleri ile beraber hızlandırılmış çağ atlama kursu veriyor resmen. işin gevezeliği bir kenara, başlarda harem'in dibini sıyıran ve fantastik yanı baskın olan novel bölümler ilerledikçe ateşli silahların üretimi, modern toplumun inşası, sanayileşme derken oldukça etkileyici bir hale geliyor. roland'ın içinden nazi propaganda bakanı goebbels'in çıkması da beni okurken epey güldürmüştü. ana hikayenin ilerleyişine bakarsak da yazarı epey john locke okumuş gibi.* yanılmıyorsam manhua olarak da bulunmakta.
devamını gör...

en sevilen animasyon filmlerden biri olan buz devri'nden en çok akılda kalan repliklerin yazıldığı bir başlıktır.

miskin sid;
- olamaaaaz, bir kaplaaan, imdaaat, imdaaat!
devamını gör...

z kuşağı nefretinizi algılayabilmiş değilim. ben z kuşağından biriyim, bizimle sürekli bağdaştırılan tik tok'u kullanmıyorum, instagram'ı kullanmıyorum. felsefe ve fotoğrafçılık ile ilgileniyorum ve fazlasıyla kitap okuyorum. kendimi geliştirmek için her geçen gün makaleler okuyup notlar alıyorum, çizimler yapıyorum, hayatımı dolu dolu yaşamak için elimden gelen her şeyi yapıyorum. yok z kuşağı böyle yok bunlar ahlaksız... bizim hakkımızda bir sürü yorum yapılıyor. ahlaksız olarak bahsettiğiniz kişiler yalnızca z kuşağında yok hatırlatırım. hepimizin düşünceleri var ve bunları yazma özgürlüğümüz de var.
devamını gör...

haberin tamamı şu : kuru ekmek yiyorsalar aç değiller demektir" sözleriyle tepki çeken akp’li denizli milletvekili şahin tin'in, yediği kebapların ücretini denizli'nin çivril belediye başkanlığı’na yazdırdığı haberine erişim engeli getirildi. adamın seviyesizliği, çapsızlığı üzerine söz söylemeye gerek yok, zaten öyle olmasaydı iktidar haramilerine katılamazdı. bu spesifik durumun özelinde, ülkemizin haline genel bir bakış için önemsiyorum bu haberi. hoş zaten erişim engeli gelmiş bile.
bir söz vardır “damlaya damlaya göl olur” işte bunlar “damlacık” , neyin damlacığı peki; kestirmeden söyleyim , yolsuzluğun ve yozlaşmanın. üstü örtülen, erişim engeli getirilen konu, kamuyu ilgilendiriyor. ana ne gam bas engeli gitsin. dünya yolsuzluk sıralamasında tarihinin en alt seviyesine düşen yalnız ve güzel ülkemizin damlacıkları işte bunlar. üstelik artık göl değil bütün ülkeyi boğmaya çalışan bir denize dönüştüler.
saygılarımı sunuyorum...
devamını gör...

bir netflix dizisidir. diziyi seren yüce ve zeynep günay tan ikilisi yönetiyor. dizi 1950'li yılların istanbul'unda geçiyor.

dizinin oyuncu kadrosunda salih bademci, gökçe bahadır, metin akdülger, barış arduç, asude kalebek, fırat tanış gibi isimler bulunuyor.
ben diziyi severek izledim. bittiği zaman tadı damağımda kaldı. tadı damağımda kaldı derken senaryo olarak değil tabii.

dizinin senaryosu eh işte bir senaryo. sizi merak ettiren bir hikaye varmış hissine kapılıyorsunuz ama o hikaye çok güçlü değil. karakterler üzerinize üzerinize fırlatılıyor ve anlamlandıramadan olaylar devam ediyor. karakterlere alışma veya onları tanıma fırsatınız pek olmuyor bu da dizinin içine girmekte zorlanmanıza sebep oluyor. ha bunlar benim için sorun olmadı. ben keyifli bir türk dizisi izlemenin tadını çıkarıyordum. eksikleri tabii ki vardı. olacak. böyle böyle gelişecek. 6 bölüm olması bile benim için sevindirici bir gelişme.

dizi bir dönem dizisi ve dönemi çok güzel yansıtıyor. o dönemi yaşıyorsunuz. dizi dönemi size yaşatırken gözünüze gözünüze sokmuyor her şey arkada olup bitiyor siz sadece izliyorsunuz. bu benim çok hoşuma gitti. genelde biz dönem dizilerimizde o dönemi seyircinin gözüne sokarız. kulüp bunu böyle yapmayarak beni mutlu etti. kostümler, arabalar, dekorlar, müzikler, sanat tasarımı, mekanlar, renkler hepsi çok başarılıydı. izlerken sık sık burayı nasıl çekmişler veya burayı nasıl böyle yapmışlar gibi şeyler dedim. görsel anlamda türkiye standartlarının üzerinde bir iş olmuş. işte bu yüzden senaryonun iyiliğine veya kötülüğüne çok takılmadım.

oyunculuklara gelecek olursak bazıları çok iyiydi bazıları kötüydü. asude karakterinin oyunculuğunu beğenmedim. barış arduç abinin oyunculuğunu beğenmedim. sigara içmeleri, nefes alıp vermeleri, uzaklara bakmaları gıcık oldum. herhalde yakışıklı olduğu için bilmiyorum. ayhan ışık mısın yavrucum sen deyip durdum*.
salih bademci ve fırat tanışı çok sevdim. özellikle fırat tanış çok iyi bir performans sergilemiş. babam kara bilal değil mi lan bu dese de çok başarılıydı.

müziklere gelecek olursak müzikleri beğendim. zaten salih bademci sahnelerinde bol bol dinleme fırsatım oldu ve genel olarak sevdim. sadece tek bir rahatsızlığım oldu. dönem dizisinde yeni dönem müzik duyunca atmosferden uzaklaşıyorum. ulan tam 1950'li yılların istanbul'unda takılıyorum oraya fazıl say albümü giriyor. sanırım şarkının ismi "insan insan" olacaktı keşke kullanılmasaydı. onun dışında müzikler güzeldi.

iyisiyle kötüsüyle ortaya güzel bir türk dönem dizisi çıkmış. eski istanbul'u görmek beni bazen mutlu etti bazen mutsuz etti. o dönüşümü çok rahat hissettim. tavsiye edeceğim bir dizi olmuş kulüp yapanların emeğine sağlık.
devamını gör...

gürültü yapmak
gürültü yapmak
gürültü yapmak
devamını gör...

“sürekli, ara vermeden” anlamlarına sahip kelime.
devamını gör...

hangi şarkısını dinlersem içimden 'tamam, favori tool parçam bu!' dediğim grup. sonra bir başka parçalarını dinliyorum ve favorim o oluyor. sonra eski parçalarına tekrar dönüp hayran hayran dinliyorum. hasılı çok iyidir. dinlenilesiden de ötedir benim için.
devamını gör...

brezilya'lı karikatürist. politik konuları işlemesi ile bilinir.

instagram hesabı : www.instagram.com/carloslat...
devamını gör...

geçmişle yaşayanın geleceğe umudu olmaz derler. yaşadıklarımızı tecrübe/ders olarak algılayıp hayatımıza devam etmek en doğru olanıdır. geçmişi geleceğe taşıyıp geleceğe odaklanamamak kişiye çok büyük zararlar vermekle beraber psikolojik sorunlara yol açmaktadır. yaşadığımız ne kadar kötü durum olursa olsun önemli olanın geleceğe umutla bakabilmektir.
devamını gör...

ne desin? mahmut mu desin?
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim