ingilizce öğretmenlerinin genel özellikleri
hamiledirler. hep hamiledirler. sürekli hamiledirler.
devamını gör...
cinnet geçirten yazım yanlışları
sanırsam.
sanırım demek istemiştir büyük ihtimalle ama kulağa itici geliyor.
sanırım demek istemiştir büyük ihtimalle ama kulağa itici geliyor.
devamını gör...
kuşların felsefesi
kuşbilimci yazar philippe j. dubois ve filozof ve yazar olan élise rousseau tarafından kaleme alınan bu eserde kuşların yaşamlarından kesitler sunarak, insanlarla olan benzerliği örnekleriyle açıklanmış. birçok kuş hakkında bilmediğimiz ilginç bilgiler ve yaşama dair kuşların davranışları sade ve akıcı bir şekilde aktarılmış.
tıpkı biz insanlar gibi kuşların da aralarında çeşitlendiğini; kumrunun sadakatini dağ bülbülünün şıpsevdiliği, horozun korkaklığı kızılgergedanın cesareti oldukça ilginç ve dikkat çekici örneklerle açıklanmış. yavrularını dünyaya getirip başka yuvalara terk eden guguk kuşu ile yavruları büyüyünceye kadar yanında olan kazların da aile kavramı bizim aile kavramımız gibi değişken.
bütün güzelliklerin bir arada olmadığı gibi kuşlarda da en güzel tüy ve en güzel ötüş bir arada olamıyor maalesef. kitap bir nevi kuşlara ayna tutarak insanı görmek ve göstermek istemiş. biraz doğayı ve hayvanları dinlememizi ve tanımamızı salık vermiş.
öyleyse kuşlardan aldığımız tek bir dersi aklımızda tutacaksak bu ders hiç kuşkusuz şu olacaktır: heyecanlar ve öngörülmeyen olaylar bakımından daha zengin bir yaşam için doğayla yeniden irtibat kurmak!!
tıpkı biz insanlar gibi kuşların da aralarında çeşitlendiğini; kumrunun sadakatini dağ bülbülünün şıpsevdiliği, horozun korkaklığı kızılgergedanın cesareti oldukça ilginç ve dikkat çekici örneklerle açıklanmış. yavrularını dünyaya getirip başka yuvalara terk eden guguk kuşu ile yavruları büyüyünceye kadar yanında olan kazların da aile kavramı bizim aile kavramımız gibi değişken.
bütün güzelliklerin bir arada olmadığı gibi kuşlarda da en güzel tüy ve en güzel ötüş bir arada olamıyor maalesef. kitap bir nevi kuşlara ayna tutarak insanı görmek ve göstermek istemiş. biraz doğayı ve hayvanları dinlememizi ve tanımamızı salık vermiş.
öyleyse kuşlardan aldığımız tek bir dersi aklımızda tutacaksak bu ders hiç kuşkusuz şu olacaktır: heyecanlar ve öngörülmeyen olaylar bakımından daha zengin bir yaşam için doğayla yeniden irtibat kurmak!!
devamını gör...
büyü ve sihirden korunmak için yapılması gerekenler
evvela bu meselede büyüyü kimin yaptığı önem arz eder. mevzuyu öyle kafanıza göre savuşturamazsınız.
misal büyüyü raistlin majere yapmışsa, hiç şansınız yok. ne yaparsanız yapın işiniz bitti demektir. raistlin büyülü sözleri fısıldarken, sizde son dualarınızı edebilirsiniz.
büyüyü gandalf yapıyorsa diplomatik yolları deneyebilirsiniz, halden anlar, en azından sizi dinleyecektir, dişe dokunur bir şeyler söylerseniz, yırtma şansınız var.
radagast konusunda çok fazla emin değilim. börtü böceğe, hayvanlara, doğaya zarar verdiyseniz ayvayı yediniz demektir. onun haricinde korkmanıza gerek yok sanırım.
dalamar the dark dengesizin önde gidenidir. ona bulaşmayın. çok güçlü değildir ama kara cüppe giyen elf'ten korkun derim. görürseniz yolunuzu değiştirin. muska falan da fayda etmez. zaten göğsünde raistlin'in beş parmağının izi var, dağlayacak adam arıyor psikopat.
bu liste esasen uzar gider. o yüzden dersinize iyi çalışın. tüm büyücüleri öğrenin ve onlara nasıl yaklaşacağınız konusunda kendinize bir yol haritası çıkarın. yoksa eciş bücüş olursunuz maazallah.
misal büyüyü raistlin majere yapmışsa, hiç şansınız yok. ne yaparsanız yapın işiniz bitti demektir. raistlin büyülü sözleri fısıldarken, sizde son dualarınızı edebilirsiniz.
büyüyü gandalf yapıyorsa diplomatik yolları deneyebilirsiniz, halden anlar, en azından sizi dinleyecektir, dişe dokunur bir şeyler söylerseniz, yırtma şansınız var.
radagast konusunda çok fazla emin değilim. börtü böceğe, hayvanlara, doğaya zarar verdiyseniz ayvayı yediniz demektir. onun haricinde korkmanıza gerek yok sanırım.
dalamar the dark dengesizin önde gidenidir. ona bulaşmayın. çok güçlü değildir ama kara cüppe giyen elf'ten korkun derim. görürseniz yolunuzu değiştirin. muska falan da fayda etmez. zaten göğsünde raistlin'in beş parmağının izi var, dağlayacak adam arıyor psikopat.
bu liste esasen uzar gider. o yüzden dersinize iyi çalışın. tüm büyücüleri öğrenin ve onlara nasıl yaklaşacağınız konusunda kendinize bir yol haritası çıkarın. yoksa eciş bücüş olursunuz maazallah.
devamını gör...
bugünün didem madak'ın ölümünün 10. yıl dönümü olması
41 yaşında kanser nedeniyle yaşamını yitirdi. eserleri: grapon kağıtları, ah'lar ağacı, pulbiber mahallesi. üç kitabını da okuyan biri olarak kalemini çok sevdiğimi söyleyebilirim. en sevdiğim şiirlerinden birinin bazı dizelerini bırakıyorum:
"ilk defa bu kadar sağlam yazıyorum.
haç şeklinde yüz yirmi sekiz dikişle.
galiba ahbap artık sana ulaşacağım.
…
bazen sadece tanrı öyle istediğinden
sadece bir mağarada resim çizerim belki
rüyaların büyük harfle başladığı bir ülkede
üstümden kaldırılmış bir ölü var.
ahbap senin istediğin o mu?"
"ilk defa bu kadar sağlam yazıyorum.
haç şeklinde yüz yirmi sekiz dikişle.
galiba ahbap artık sana ulaşacağım.
…
bazen sadece tanrı öyle istediğinden
sadece bir mağarada resim çizerim belki
rüyaların büyük harfle başladığı bir ülkede
üstümden kaldırılmış bir ölü var.
ahbap senin istediğin o mu?"
devamını gör...
on beş senedir değişmeyen bir şey
iktidar.
devamını gör...
yapılmış en aptalca dalgınlık
çay bardağımı buzdolabına koyup unutmak.
devamını gör...
beyb
babe'in telaffuzu. ayrıca güzel bir hitap şekli.
devamını gör...
geceye bir şiir bırak
benim hayranlığımdan inlerdi şehir ben atlara ve uzaklar hayrandım kendi ehramlarını bile tanımayan kadınlar ansızın patlak verirdi baharda. dudaklarımda çürükler vardı dağ çiçeklerinden ötürü.
ırmaklara salardım kendimi ruhumda kaynar adımlarla gezinen dünya bana hain sevgilimdi.
yaşamak debelenir içimde kıvrak ve küheylan beni artık ne sıkıntı ne rahatlık haylamaz çünkü ben ayaklanmanın domurmuş haliyim
yürüsem rahmet boşanacak. ve sana bir karşılık vereceğim...
ırmaklara salardım kendimi ruhumda kaynar adımlarla gezinen dünya bana hain sevgilimdi.
yaşamak debelenir içimde kıvrak ve küheylan beni artık ne sıkıntı ne rahatlık haylamaz çünkü ben ayaklanmanın domurmuş haliyim
yürüsem rahmet boşanacak. ve sana bir karşılık vereceğim...
devamını gör...
ötüken neşriyat
genelde akademik kitaplar aldığım yayınevidir. sadece akademik kitaplar değil pek çok kategoride kitabın olduğu kaliteli bir kitapçıdır.
devamını gör...
40 yaş üzerinde olmak
insana cool bir hava katan, relax bir hal.
dünya yansa umurunda olmuyor insanın.
oda dert mi diyorsun, gençlerin yaşadıklarına.
sağda solda çoluk çocuk da varsa, bir ermiş moduna geçiliyor.
ay aman, her şey geçer diyorum geçiyor valla.
buyrun gelin sizde, beklerim.
dünya yansa umurunda olmuyor insanın.
oda dert mi diyorsun, gençlerin yaşadıklarına.
sağda solda çoluk çocuk da varsa, bir ermiş moduna geçiliyor.
ay aman, her şey geçer diyorum geçiyor valla.
buyrun gelin sizde, beklerim.
devamını gör...
medyen
medyen kelimesinin kökeni hakkında farklı görüşler ileri sürülmektedir. hz. şuayb’ın ve gönderildiği kavmin arap, dolayısıyla bu kavmin adı olan medyen’in “ikamet etmek” anlamındaki müdûn veya “hükmetmek” mânasındaki dîn kökünden türemiş arapça bir kelime olduğu ileri sürüldüğü gibi arapça olmadığı da ifade edilmektedir.
kitâb-ı mukaddes’e göre medyen (ibrânîce’de midyan/midian, tevrat’ın yunanca tercümesinde madian/madiam) öncelikle bir şahıs adı olup hz. ibrâhim’in üçüncü eşi keturah’tan olan dördüncü oğlunun (tekvîn, 25/2; ı. târihler, 1/32), aynı zamanda bu kişinin soyundan gelen ve midyânîler (midyanim, madianites) denilen halkın ve onların yaşadığı bölgenin adıdır. tevrat’ta, hz. ibrâhim ve keturah’ın üçüncü çocuklarının adı olan medân’ın medyen’in farklı yazılmış şekli olup ikisinin aynı kişi olduğu da ileri sürülmüştür.
kur’an’da hz. şuayb ve mûsâ kıssaları dolayısıyla on yerde geçen medyen kelimesi, şuayb’ın peygamber olarak gönderildiği (a‘râf, 85; hûd, 84; ankebût, 36) ve hz. mûsâ’nın mısır’dan çıktıktan sonra evlenip yıllarca aralarında kaldığı kavmin yaşadığı (tâhâ, 40; kasas, 22-28) bölgeyi ifade etmekte, bu kavimden de ashâb-ı medyen (tevbe, 70; hac, 44) ve ashâbü’l-eyke (hicr, 78; şuarâ, 176; sâd, 13; kaf, 14) diye bahsedilmektedir.
kur’ân-ı kerîm’de verilen bilgiye göre medyen halkına mensup olan ve bu halka peygamber olarak gönderilen hz. şuayb kavmini çok tanrıcılıktan uzaklaştırıp allah’a tapmaya çağırmış; ölçü ve tartıda, alışverişte haksızlık yapmak, ülkede bozgunculuk çıkarmak, tehditle insanları allah’ın yolundan alıkoymak gibi tutum ve davranışlara son vermelerini istemiştir (a‘râf, 85-86; hûd, 84-87). ancak kavminin önde gelenleri şuayb’ı yalancılıkla itham etmiş, isteklerine karşı çıkmış, ona inananları tehdit etmiş, kendisini ve ümmetini ülkeden sürme tehdidinde bulunmuştur. bunun üzerine şuayb onlara ilâhî azabın geleceğini bildirmiş, nitekim şiddetli deprem ve korkunç bir gürültü onları helâk etmiştir (a‘râf, 85-92; hûd, 84-95).
(öte yandan yukarıda da belirttiğimiz gibi kur’an’da hz. şuayb’ın peygamber olarak gönderildiği bir eyke halkından da söz edilmektedir (eş-şuarâ 26/176-189). eyke kelimesinin “sedir ağacı, sık ve bol ağaçlıklı yer” anlamına geldiği, kelimenin leyke şeklinde de okunduğu, bu takdirde şehrin adı olduğu söylenebilir. nitekim ashâb-ı medyen (ehl-i medyen) ve ashâbü’l-eyke’nin kur’an’da anlatılan vasıfları birbirine uymaktadır; hz. şuayb’ın bu kavme tebliği de medyen halkına olan tebliğinin aynıdır (şuara, 177-183). ancak bazı müfessirler, kur’an’da şuayb’dan medyenliler’in kardeşi diye söz edilirken eykeliler hakkında böyle bir nitelemenin bulunmadığını dikkate alarak bunların iki ayrı kavim olduğunu ileri sürmüşlerdir (ibn kesîr, tefsîrü’l-kur-âni’l-azîm, ııı, 346). bize göre de kur’ân-ı kerîm’de medyen halkının deprem, sarsıntı veya gürültü ile, eyke halkının ise “gölge günü”nün azabı ile (gündüzü karartan korkunç kasırga) cezalandırıldığını belirtilmiş (a‘râf, 91; hûd, 94; şuarâ, 189; ankebût, 37) olması nedeniyle medyen ve eyke halkları farklı kavimlerdir. ancak hz. şuayb’in, her iki kavme de tebliğde bulunmuş bir peygamber olduğu hususu tartışmasızdır.)
medyen halkının ticaret işleri ile uğraştığı eski ahit’ten de (tevrat) anlaşılmaktadır: eski ahid’e göre medyen, mısır ve ken‘ân ile ticaret yollarını elinde tutan yerleşik ve göçebe kabilelerin hâkimiyetindeydi (sayılar, 31/10). (eski ahid, midyânîler’den ilk defa hz. yûsuf dolayısıyla bahsetmektedir. tüccar olan ve mısır’a mal satan midyânîler kuyuya atılan yûsuf’u oradan çıkarıp bir rivayete göre 20 gümüş karşılığında ismâilîler’e vermiş (tekvîn, 37/28), diğer bir rivayete göre ise bizzat kendileri mısır’a götürüp potifar’a satmışlardır (tekvîn, 37/36).
meydenliler, ticaret yollarının üzerinde olan bir bölgede yaşamakta ve ticaret aracılığı ile zengin olmuş bir kavimdi. ancak putlara tapmakla birlikte kendilerine verilen sayısız nimetler onları şımartmış/azgınlaştırmıştı. çeşitli hileler, alışverişte ölçü ve tartıya dikkat etmeme gibi yöntemlerle zulmün içine batmışlardı. halkın malını kötü gösterip düşük ücretlerle satın almak, onlar için övünç kaynağıydı. halkın içinde fesat çıkarıyorlardı. bir tarafta hakkını alamayan mazlumlar, diğer tarafta zenginlikleriyle şımarmış, küstahlaşmış ve yaptıklarını marifet gören zalimler kitlesi vardı:
“medyen’e kardeşleri şuayb’ı (gönderdik). dedi ki: "ey kavmim! allah’a kulluk edin; sizin o’ndan başka tanrınız yoktur. size rabbinizden açık bir delil gelmiştir. artık ölçüyü tartıyı tam yapın, insanların mallarının değerini düşürmeyin, düzene sokulduktan sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. eğer inananlar iseniz bunlar sizin için daha hayırlıdır. inananları tehdit edip allah yolundan alıkoyarak ve onu eğri göstermek maksadıyla her yolun başında (pusu kurup) oturmayın. düşünün ki, siz az sayıdaydınız, sonra o sizi çoğalttı. bozguncuların sonunun nasıl olduğunu da düşünün! eğer içinizden bir grup bana gönderilene inanmış, bir grup da inanmamışsa, artık allah aramızda hükmünü verinceye kadar sabredin! o, hükmedenlerin en iyisidir." (a’raf, 85-87).
aynı durum hud suresinde de zikredilir: şuayb (as) kavmine; “ey kavmim! allah’a kulluk edin. sizin o’ndan başka ilâhınız yoktur. ölçeği de, teraziyi de eksik tutmayın. ben sizi hayır (bolluk) içinde görüyorum. bununla beraber yine de sizi kuşatacak bir günün azabından korkuyorum. ey kavmim! ölçerken ve tartarken adaleti yerine getirin. halkın malının değerini düşürmeyin ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak başkalarına zarar vermeyin. eğer mümin iseniz, allah’ın helâlinden size ihsan ettiği kâr sizin için daha hayırlıdır. bununla beraber ben sizin üzerinize gözcü değilim.” (hud, 84-86) diyordu. kavminin ileri gelenleri ise cevaben “dediler ki: ‘ey şuayb, atalarımızın taptıklarını terk etmemizi veya mallarımızda dilediğimizi yapmaktan vazgeçmemizi sana dinin mi emrediyor? oysaki sen yumuşak huylusun ve aklı başında bir adamsın.” (hud, 87). şuayb dedi ki: ‘ey kavmim! şayet ben rabbimden ispat edici bir delil üzerinde bulunuyorsam ve şayet bana, o kendi katından güzel bir rızık ihsan etmişse, söyleyin bakalım ben ne yapmalıyım? ben size karşı çıkmakla sizi menettiğim şeylere kendim düşmek istemiyorum. ben sadece gücümün yettiği kadar sizi ıslah etmeye çalışıyorum. başarım da ancak allah’ın yardımı ile olacaktır. ben yalnızca o’na dayandım ve ancak o’na döneceğim.’” (hud, 88).
ancak toplumda baskı, zulüm ve menfaat çetesini kurmuş olan medyen’in “ileri gelenleri”, düzenlerinin bozulmasını istemiyorlardı. hz. şuayb, elinden geldiği kadar onları tek olan yaratıcıya inanmaya çağırıyorsa da toplumdaki zalimler, tebliğe uymak şöyle dursun onu ve ona inananları kendilerine benzetmeye çalışıyor, aksi takdirde beldelerinden çıkaracaklarını açıkça ilan ediyordu. ancak hz. şuayb, bütün bu tehditlere rağmen allah’a dayanmayı sürdürüyor ve nihayetinde kavmi ile kendisi ve ona inanalar arasında allah’ın adil hükmün verilmesini diliyordu:
“kavminden büyüklük taslayan önderler kesimi şöyle dediler: "ey şuayb! ya seni ve seninle beraber inananları kesinlikle şehrimizden çıkaracağız veya mutlaka dinimize döneceksiniz!" şuayb dedi ki: "istemesek de mi? doğrusu allah bizi ondan kurtardıktan sonra tekrar sizin dininize dönersek allah hakkında yalan uydurmuş oluruz. rabbimiz allah dilemedikçe sizin dininize dönmemiz bizim için olacak şey değildir! rabbimizin ilmi her şeyi kuşatmıştır. biz sadece allah’a dayanırız. ey rabbimiz! kavmimizle bizim aramızda adaletli hükmünü ver. sen hüküm verenlerin en hayırlısısın." (a’raf, 88-89).
en sonunda hz. şuayb: “ey kavmim! sakın bana karşı muhalefetiniz sizi, nûh kavminin veya hûd kavminin yahut sâlih kavminin başlarına gelenlerin benzeri bir musibetin başınıza gelmesine sebep olacak günahlar işlemeye sürüklemesin! lût kavmi zaten sizden uzak değildir. rabbinizden bağışlanmayı dileyin, sonra o’na tövbe edin. muhakkak ki rabbimin merhameti ve sevgisi boldur" (hud, 89-90) dedi. devamında medyenliler, "ey şuayb! söylediklerinin çoğunu anlamıyoruz, ayrıca aramızda seni zayıf görüyoruz! eğer kabilen olmasaydı, seni mutlaka taşlayarak öldürürdük. bizim karşımızda sen güçlü biri değilsin" dediler. şuayb da, "ey kavmim! size göre benim kabilem allah’tan daha mı hatırlı ki o’nu arkanıza atıp unuttunuz. şüphesiz ki rabbim yaptıklarınızı kuşatmıştır. ey kavmim! elinizden geleni yapın! ben de yapacağım! kimin başına aşağılayıcı bir azap geleceğini ve (böylece) yalancının kim olduğunu yakında öğreneceksiniz! bekleyin! ben de sizinle beraber beklemekteyim" (hud, 91-93) dedi.
hz. şuayb (as) bütün bunlara rağmen ısrarla hakkı anlatmaktan geri durmuyor fakat azgın ve sapkın olan ileri gelen zalimler hz. şuayb’i tehdit etmek bir yana yolları keserek halkın o’nun yanına gidip bir şey öğrenmesine engel olmaya da çalışıyor ve halka, “…‘eğer şuayb’a uyarsanız o takdirde siz mutlaka ziyana uğrarsınız.’” (araf, 90) diyerek, öne sürdükleri tehditlerle insanları caydırma, gözlerini korkutmaya çalışıyorlardı. hz. şuayb (as) atalarının başına gelenleri, kavminin yaptıkları işlerin kötülüğünü bu gidişin sonun nereye varacağını anlatıyordu ama dinleyen yoktu. ahiretteki acıklı azabın hatırlatılması, medyen’in ileri gelenlerine bir şey ifade etmiyordu. sonunda onlara tanınan mühlet doldu ve vaat edilen helak günü gelip çattı:
“nihayet o şiddetli deprem onları yakalayıverdi de yurtlarında yere serilip kaldılar. şuayb’ı yalanlayanlar sanki orada hiç yurt tutmamış gibi oldular. böylece asıl hüsrana uğrayanlar, şuayb’ı yalanlayanlar oldu.” (a’raf, 91-92).
“ne zaman ki, emrimiz geldi, şuayb ve beraberindeki müminler, tarafımızdan bir rahmet sayesinde kurtuldular. ve o zalimleri korkunç bir gürültü yakaladı da oldukları yerde çöküp kaldılar. sanki orada hiç güzel gün görmemişlerdi. dikkat edin, semud kavmi nasıl helâk olup gittiyse medyen de öyle yok olup gitti.” (hud, 94-95)
medyen kavmi, kâfirlerin kaçınılmaz sonu olan helake maruz kaldıktan sonra, şuayb (a.s)'ın üzüntüsü, kur'an'da şöyle bildirilir: “o da onlardan yüz çevirdi ve dedi ki: "ey kavmim, muhakkak size rabb'imin mesajını, tebliğ ettim ve size öğüt verdim. şimdi ben, inkâra sapan bir topluluğa nasıl üzülebilirim?" (a’raf, 93).
işbu çalışma, lut kavmine (örtülü) gönderme yapılarak “lgbtli sapkınlar” ifadesinin kullanıldığı ve bolca yorumlandığı bir dönemde, medyen halkının neden helak olduğuna dair bir hatırlatma yapmak amacıyla derlenmiştir. bugün kime sorsanız detaylarını bilmeden üstelik bilmediğini de bilmeden ve bütün bu eksik bilgisine rağmen lut kavminin eşcinsellik nedeniyle helak edildiğine dair açıklama yapmakta beis görmez. üstelik bu güruh içinde yer alanların pek çoğu, lut kavminden bahis geçtiğinde ağızlarını doldura doldura “haa şu ib..ler!!!” de derler ancak lafı lut kavminden alıp, medyen kavmine getirirseniz ne bu kavmin adını, ne işledikleri günahları ne de neden helak olduklarını bilirler. bir başka deyişle medyen kavminin başta şirk ve adaletsizlik olmak üzere her türlü zulüm, ölçü ve tartıda hile, alışverişte (satın alırken) malın değerini düşürerek ve (satarken) fahiş fiyattan satarak haksızlık yapmak, zenginlikten şımarmış olmak, (toplumun ileri gelenlerinin sahip oldukları yönetsel güç sayesinde) mazlumları ezmek, ülkede bozgunculuk çıkarmak ve tehditle insanları allah’ın yolundan alıkoymak gibi nedenlerle helak olduklarından bihaberdirler. günümüz koşullarında pek çok paralellik taşıması nedeniyle medyen kavminin yaşamı ve hazin sonu daha da ibretliktir. toplumun ileri gelenlerinin kendi deyişleri ile “lgbtli sapkınları” dillerine pelesenk etmek yerine ve/veya aynı zamanda medyen halkını ve ibretlik sonunu da anmaları, bu doğrultuda kendilerine çeki düzen vermeleri, akabinde toplumu doğru yola sevk eden tedbirler almaları, ezcümle medyen halkına da en az lut kavmi kadar atıfta bulunmaları elzemdir. aksi takdirde hafazanallah insanların ve insanlığın sonunun medyen halkı gibi olması işten bile değildir, çünkü her şey bir anda o’nun “ol demesiyle olur” (bakara, 117) ve unutulmamalıdır ki “allah emrinde galiptir. fakat insanların çoğu bunu bilmezler.” (yusuf, 21).
kitâb-ı mukaddes’e göre medyen (ibrânîce’de midyan/midian, tevrat’ın yunanca tercümesinde madian/madiam) öncelikle bir şahıs adı olup hz. ibrâhim’in üçüncü eşi keturah’tan olan dördüncü oğlunun (tekvîn, 25/2; ı. târihler, 1/32), aynı zamanda bu kişinin soyundan gelen ve midyânîler (midyanim, madianites) denilen halkın ve onların yaşadığı bölgenin adıdır. tevrat’ta, hz. ibrâhim ve keturah’ın üçüncü çocuklarının adı olan medân’ın medyen’in farklı yazılmış şekli olup ikisinin aynı kişi olduğu da ileri sürülmüştür.
kur’an’da hz. şuayb ve mûsâ kıssaları dolayısıyla on yerde geçen medyen kelimesi, şuayb’ın peygamber olarak gönderildiği (a‘râf, 85; hûd, 84; ankebût, 36) ve hz. mûsâ’nın mısır’dan çıktıktan sonra evlenip yıllarca aralarında kaldığı kavmin yaşadığı (tâhâ, 40; kasas, 22-28) bölgeyi ifade etmekte, bu kavimden de ashâb-ı medyen (tevbe, 70; hac, 44) ve ashâbü’l-eyke (hicr, 78; şuarâ, 176; sâd, 13; kaf, 14) diye bahsedilmektedir.
kur’ân-ı kerîm’de verilen bilgiye göre medyen halkına mensup olan ve bu halka peygamber olarak gönderilen hz. şuayb kavmini çok tanrıcılıktan uzaklaştırıp allah’a tapmaya çağırmış; ölçü ve tartıda, alışverişte haksızlık yapmak, ülkede bozgunculuk çıkarmak, tehditle insanları allah’ın yolundan alıkoymak gibi tutum ve davranışlara son vermelerini istemiştir (a‘râf, 85-86; hûd, 84-87). ancak kavminin önde gelenleri şuayb’ı yalancılıkla itham etmiş, isteklerine karşı çıkmış, ona inananları tehdit etmiş, kendisini ve ümmetini ülkeden sürme tehdidinde bulunmuştur. bunun üzerine şuayb onlara ilâhî azabın geleceğini bildirmiş, nitekim şiddetli deprem ve korkunç bir gürültü onları helâk etmiştir (a‘râf, 85-92; hûd, 84-95).
(öte yandan yukarıda da belirttiğimiz gibi kur’an’da hz. şuayb’ın peygamber olarak gönderildiği bir eyke halkından da söz edilmektedir (eş-şuarâ 26/176-189). eyke kelimesinin “sedir ağacı, sık ve bol ağaçlıklı yer” anlamına geldiği, kelimenin leyke şeklinde de okunduğu, bu takdirde şehrin adı olduğu söylenebilir. nitekim ashâb-ı medyen (ehl-i medyen) ve ashâbü’l-eyke’nin kur’an’da anlatılan vasıfları birbirine uymaktadır; hz. şuayb’ın bu kavme tebliği de medyen halkına olan tebliğinin aynıdır (şuara, 177-183). ancak bazı müfessirler, kur’an’da şuayb’dan medyenliler’in kardeşi diye söz edilirken eykeliler hakkında böyle bir nitelemenin bulunmadığını dikkate alarak bunların iki ayrı kavim olduğunu ileri sürmüşlerdir (ibn kesîr, tefsîrü’l-kur-âni’l-azîm, ııı, 346). bize göre de kur’ân-ı kerîm’de medyen halkının deprem, sarsıntı veya gürültü ile, eyke halkının ise “gölge günü”nün azabı ile (gündüzü karartan korkunç kasırga) cezalandırıldığını belirtilmiş (a‘râf, 91; hûd, 94; şuarâ, 189; ankebût, 37) olması nedeniyle medyen ve eyke halkları farklı kavimlerdir. ancak hz. şuayb’in, her iki kavme de tebliğde bulunmuş bir peygamber olduğu hususu tartışmasızdır.)
medyen halkının ticaret işleri ile uğraştığı eski ahit’ten de (tevrat) anlaşılmaktadır: eski ahid’e göre medyen, mısır ve ken‘ân ile ticaret yollarını elinde tutan yerleşik ve göçebe kabilelerin hâkimiyetindeydi (sayılar, 31/10). (eski ahid, midyânîler’den ilk defa hz. yûsuf dolayısıyla bahsetmektedir. tüccar olan ve mısır’a mal satan midyânîler kuyuya atılan yûsuf’u oradan çıkarıp bir rivayete göre 20 gümüş karşılığında ismâilîler’e vermiş (tekvîn, 37/28), diğer bir rivayete göre ise bizzat kendileri mısır’a götürüp potifar’a satmışlardır (tekvîn, 37/36).
meydenliler, ticaret yollarının üzerinde olan bir bölgede yaşamakta ve ticaret aracılığı ile zengin olmuş bir kavimdi. ancak putlara tapmakla birlikte kendilerine verilen sayısız nimetler onları şımartmış/azgınlaştırmıştı. çeşitli hileler, alışverişte ölçü ve tartıya dikkat etmeme gibi yöntemlerle zulmün içine batmışlardı. halkın malını kötü gösterip düşük ücretlerle satın almak, onlar için övünç kaynağıydı. halkın içinde fesat çıkarıyorlardı. bir tarafta hakkını alamayan mazlumlar, diğer tarafta zenginlikleriyle şımarmış, küstahlaşmış ve yaptıklarını marifet gören zalimler kitlesi vardı:
“medyen’e kardeşleri şuayb’ı (gönderdik). dedi ki: "ey kavmim! allah’a kulluk edin; sizin o’ndan başka tanrınız yoktur. size rabbinizden açık bir delil gelmiştir. artık ölçüyü tartıyı tam yapın, insanların mallarının değerini düşürmeyin, düzene sokulduktan sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. eğer inananlar iseniz bunlar sizin için daha hayırlıdır. inananları tehdit edip allah yolundan alıkoyarak ve onu eğri göstermek maksadıyla her yolun başında (pusu kurup) oturmayın. düşünün ki, siz az sayıdaydınız, sonra o sizi çoğalttı. bozguncuların sonunun nasıl olduğunu da düşünün! eğer içinizden bir grup bana gönderilene inanmış, bir grup da inanmamışsa, artık allah aramızda hükmünü verinceye kadar sabredin! o, hükmedenlerin en iyisidir." (a’raf, 85-87).
aynı durum hud suresinde de zikredilir: şuayb (as) kavmine; “ey kavmim! allah’a kulluk edin. sizin o’ndan başka ilâhınız yoktur. ölçeği de, teraziyi de eksik tutmayın. ben sizi hayır (bolluk) içinde görüyorum. bununla beraber yine de sizi kuşatacak bir günün azabından korkuyorum. ey kavmim! ölçerken ve tartarken adaleti yerine getirin. halkın malının değerini düşürmeyin ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak başkalarına zarar vermeyin. eğer mümin iseniz, allah’ın helâlinden size ihsan ettiği kâr sizin için daha hayırlıdır. bununla beraber ben sizin üzerinize gözcü değilim.” (hud, 84-86) diyordu. kavminin ileri gelenleri ise cevaben “dediler ki: ‘ey şuayb, atalarımızın taptıklarını terk etmemizi veya mallarımızda dilediğimizi yapmaktan vazgeçmemizi sana dinin mi emrediyor? oysaki sen yumuşak huylusun ve aklı başında bir adamsın.” (hud, 87). şuayb dedi ki: ‘ey kavmim! şayet ben rabbimden ispat edici bir delil üzerinde bulunuyorsam ve şayet bana, o kendi katından güzel bir rızık ihsan etmişse, söyleyin bakalım ben ne yapmalıyım? ben size karşı çıkmakla sizi menettiğim şeylere kendim düşmek istemiyorum. ben sadece gücümün yettiği kadar sizi ıslah etmeye çalışıyorum. başarım da ancak allah’ın yardımı ile olacaktır. ben yalnızca o’na dayandım ve ancak o’na döneceğim.’” (hud, 88).
ancak toplumda baskı, zulüm ve menfaat çetesini kurmuş olan medyen’in “ileri gelenleri”, düzenlerinin bozulmasını istemiyorlardı. hz. şuayb, elinden geldiği kadar onları tek olan yaratıcıya inanmaya çağırıyorsa da toplumdaki zalimler, tebliğe uymak şöyle dursun onu ve ona inananları kendilerine benzetmeye çalışıyor, aksi takdirde beldelerinden çıkaracaklarını açıkça ilan ediyordu. ancak hz. şuayb, bütün bu tehditlere rağmen allah’a dayanmayı sürdürüyor ve nihayetinde kavmi ile kendisi ve ona inanalar arasında allah’ın adil hükmün verilmesini diliyordu:
“kavminden büyüklük taslayan önderler kesimi şöyle dediler: "ey şuayb! ya seni ve seninle beraber inananları kesinlikle şehrimizden çıkaracağız veya mutlaka dinimize döneceksiniz!" şuayb dedi ki: "istemesek de mi? doğrusu allah bizi ondan kurtardıktan sonra tekrar sizin dininize dönersek allah hakkında yalan uydurmuş oluruz. rabbimiz allah dilemedikçe sizin dininize dönmemiz bizim için olacak şey değildir! rabbimizin ilmi her şeyi kuşatmıştır. biz sadece allah’a dayanırız. ey rabbimiz! kavmimizle bizim aramızda adaletli hükmünü ver. sen hüküm verenlerin en hayırlısısın." (a’raf, 88-89).
en sonunda hz. şuayb: “ey kavmim! sakın bana karşı muhalefetiniz sizi, nûh kavminin veya hûd kavminin yahut sâlih kavminin başlarına gelenlerin benzeri bir musibetin başınıza gelmesine sebep olacak günahlar işlemeye sürüklemesin! lût kavmi zaten sizden uzak değildir. rabbinizden bağışlanmayı dileyin, sonra o’na tövbe edin. muhakkak ki rabbimin merhameti ve sevgisi boldur" (hud, 89-90) dedi. devamında medyenliler, "ey şuayb! söylediklerinin çoğunu anlamıyoruz, ayrıca aramızda seni zayıf görüyoruz! eğer kabilen olmasaydı, seni mutlaka taşlayarak öldürürdük. bizim karşımızda sen güçlü biri değilsin" dediler. şuayb da, "ey kavmim! size göre benim kabilem allah’tan daha mı hatırlı ki o’nu arkanıza atıp unuttunuz. şüphesiz ki rabbim yaptıklarınızı kuşatmıştır. ey kavmim! elinizden geleni yapın! ben de yapacağım! kimin başına aşağılayıcı bir azap geleceğini ve (böylece) yalancının kim olduğunu yakında öğreneceksiniz! bekleyin! ben de sizinle beraber beklemekteyim" (hud, 91-93) dedi.
hz. şuayb (as) bütün bunlara rağmen ısrarla hakkı anlatmaktan geri durmuyor fakat azgın ve sapkın olan ileri gelen zalimler hz. şuayb’i tehdit etmek bir yana yolları keserek halkın o’nun yanına gidip bir şey öğrenmesine engel olmaya da çalışıyor ve halka, “…‘eğer şuayb’a uyarsanız o takdirde siz mutlaka ziyana uğrarsınız.’” (araf, 90) diyerek, öne sürdükleri tehditlerle insanları caydırma, gözlerini korkutmaya çalışıyorlardı. hz. şuayb (as) atalarının başına gelenleri, kavminin yaptıkları işlerin kötülüğünü bu gidişin sonun nereye varacağını anlatıyordu ama dinleyen yoktu. ahiretteki acıklı azabın hatırlatılması, medyen’in ileri gelenlerine bir şey ifade etmiyordu. sonunda onlara tanınan mühlet doldu ve vaat edilen helak günü gelip çattı:
“nihayet o şiddetli deprem onları yakalayıverdi de yurtlarında yere serilip kaldılar. şuayb’ı yalanlayanlar sanki orada hiç yurt tutmamış gibi oldular. böylece asıl hüsrana uğrayanlar, şuayb’ı yalanlayanlar oldu.” (a’raf, 91-92).
“ne zaman ki, emrimiz geldi, şuayb ve beraberindeki müminler, tarafımızdan bir rahmet sayesinde kurtuldular. ve o zalimleri korkunç bir gürültü yakaladı da oldukları yerde çöküp kaldılar. sanki orada hiç güzel gün görmemişlerdi. dikkat edin, semud kavmi nasıl helâk olup gittiyse medyen de öyle yok olup gitti.” (hud, 94-95)
medyen kavmi, kâfirlerin kaçınılmaz sonu olan helake maruz kaldıktan sonra, şuayb (a.s)'ın üzüntüsü, kur'an'da şöyle bildirilir: “o da onlardan yüz çevirdi ve dedi ki: "ey kavmim, muhakkak size rabb'imin mesajını, tebliğ ettim ve size öğüt verdim. şimdi ben, inkâra sapan bir topluluğa nasıl üzülebilirim?" (a’raf, 93).
işbu çalışma, lut kavmine (örtülü) gönderme yapılarak “lgbtli sapkınlar” ifadesinin kullanıldığı ve bolca yorumlandığı bir dönemde, medyen halkının neden helak olduğuna dair bir hatırlatma yapmak amacıyla derlenmiştir. bugün kime sorsanız detaylarını bilmeden üstelik bilmediğini de bilmeden ve bütün bu eksik bilgisine rağmen lut kavminin eşcinsellik nedeniyle helak edildiğine dair açıklama yapmakta beis görmez. üstelik bu güruh içinde yer alanların pek çoğu, lut kavminden bahis geçtiğinde ağızlarını doldura doldura “haa şu ib..ler!!!” de derler ancak lafı lut kavminden alıp, medyen kavmine getirirseniz ne bu kavmin adını, ne işledikleri günahları ne de neden helak olduklarını bilirler. bir başka deyişle medyen kavminin başta şirk ve adaletsizlik olmak üzere her türlü zulüm, ölçü ve tartıda hile, alışverişte (satın alırken) malın değerini düşürerek ve (satarken) fahiş fiyattan satarak haksızlık yapmak, zenginlikten şımarmış olmak, (toplumun ileri gelenlerinin sahip oldukları yönetsel güç sayesinde) mazlumları ezmek, ülkede bozgunculuk çıkarmak ve tehditle insanları allah’ın yolundan alıkoymak gibi nedenlerle helak olduklarından bihaberdirler. günümüz koşullarında pek çok paralellik taşıması nedeniyle medyen kavminin yaşamı ve hazin sonu daha da ibretliktir. toplumun ileri gelenlerinin kendi deyişleri ile “lgbtli sapkınları” dillerine pelesenk etmek yerine ve/veya aynı zamanda medyen halkını ve ibretlik sonunu da anmaları, bu doğrultuda kendilerine çeki düzen vermeleri, akabinde toplumu doğru yola sevk eden tedbirler almaları, ezcümle medyen halkına da en az lut kavmi kadar atıfta bulunmaları elzemdir. aksi takdirde hafazanallah insanların ve insanlığın sonunun medyen halkı gibi olması işten bile değildir, çünkü her şey bir anda o’nun “ol demesiyle olur” (bakara, 117) ve unutulmamalıdır ki “allah emrinde galiptir. fakat insanların çoğu bunu bilmezler.” (yusuf, 21).
devamını gör...
bir ilkbahar sabahı
çok güzel sabahlardan biridir. o doğa kokusu, o kuş cıvıltıları insanı mutlu eder.
devamını gör...
turizmde umutlar yerli turistte
ben de diyordum ki olmayan paramla ne yapsam?
devamını gör...
resim yükleme özelliğinin gelmesi
helal yeah, en sonunda...
devamını gör...
thomas hobbes
siyaset teorisinde yazılmış en önemli eserlerden leviathan'ın yazarıdır. jean bodin hakkında yazdıklarımdan sonra hobbes hakkında yazmak daha uygun olacaktır.
hobbes tam bir mutlakiyetçidir. bir devletin, üniversitelerde hangi kitapların okutulacağına kadar mutlak bir kontrole sahip olması gerektiğinden söz eder.
fakat hobbes paradoksal birisidir de. bu mutlakiyetçiliğin yanı sıra insanların eşit olduğunu ve insanların kendisinden ayrılamaz doğal haklara sahip olduğunu söyler. devlet de zaten böyle bir sözleşmeyi belirtir bize leviathan'da. yani egemenin otoritesi, yönetilenlerin rızasından kaynaklanır ve bu rıza ile yönetilenlerin çıkarını korur.
peki hobbes nasıl bir insandır? nasıl bir dönemden geçmiştir? çünkü bellidir ki hiçbir düşünür döneminden ayrı düşünülemez.
hobbes, modern avrupa devletler sisteminin doğumu sırasında yaşamış birisidir. vestfalya antlaşması'na tanık olmuş ve protestan reformasyonuna tanıklık etmiştir. leviathan da 1651 senesinde yayınlanıyor. yani vestfalya'dan 3 sene sonra.
bu antlaşma otuz yıl savaşı'na resmi olarak son vermiş antlaşmadır. bu antlaşma iki önemli hususu doğrular:
1- vestfalya ile tek başına olan egemen devletin en üstün otorite ilan edilmesiyle kutsal roma imparatorluğu'nun evrenselci iddialarının sonunun gelmesi.
2- her devletin kendi dinini belirleme hakkıyla evrenselci kilise iddialarının çatışması ve sona onu sona erdirmesi.
hobbes 1588 doğumludur. 1588 ingiliz deniz kuvvetleri'nin ünlü ispanyol armadası istilasını püskürttüğü yıldır. i. elizabeth'in son dönemleridir ayrıca. babası bir papazdır. 14 yaşındayken oğlunu oxford'a gönderen bir papaz. oxford'dan mezun olduktan sonra aristokrat bir ailenin çocuğunun özel öğretmenliğini yapar. ilk kitabı 1629 senesinde yayınlanır: tukidides'in peloponez savaşı'nın çevirisidir. hobbes, aristokratik ailenin çocuğuyla uzunca bir süre avrupa'da vakit geçirir. rene descartes, galileo galilei ile tanışma fırsatı bulur. 1640 yılı ise ingiliz iç savaşı'nın yaşandığı yıllardır. kral i. charles idam edilir. ardından cromwell iktidarı ve hobbes'un fransa'ya kaçışı yaşanır.
hobbes çevirmiş olduğu peloponez savaşı'ndan epey etkilenmiştir diyebiliriz çünkü doğa durumu dediğimiz şeyin doğuşunu buraya dayandırabiliriz. aynı zamanda hobbes'un insan doğasını nasıl kavradığını korfu iç savaşı ile ilgili anlatıda görebiliriz. dionysos tapınağı'nda tanrı'ya yalvaranların bile öldürüldüğü bir savaştır. babalar, oğullar birbirini vahşice öldürür. tukidides bu savaşın neden olduğu sivil çöküşten bahseder. adeta bir veba salgınıdır bu savaş. ve bu salgının adına da insan doğası der.
giorgio agamben'in iddiasına göre: "doğa durumu kavramı, kronolojik olarak şehirden önce gelen içsel bir bilgi değildir; şehrin yıkılmış gibi algılandığı bir anda ortaya çıkan, şehrin içindeki bir bilgi olarak değerlendirilmesi gereken bir şeydir."
korfu iç savaşı'na baktığımızda bu yorumu daha iyi anlayabiliriz. şehrin yıkımı sırasında ortaya çıkan bir doğa durumunu daha rahat anlayabiliriz. çünkü bir kargaşa anıdır doğa durumu. babalar oğulları tapınaklarda katleder vs. buradan da anlaşıldığı üzere insan doğası ile doğa durumu arasındaki ilişki bu savaşa dair anlatıda daha rahat görülebilir: insanlar kendilerini (tutkularını) dizginleyemez ve yasaları çiğneyerek herkesin gözü önünde kargaşaya yol açar. burada dizginlerinden boşanan veba salgınının adı insan doğasıdır.
niccolò di bernardo dei machiavelli'ye de bakmamız uygun olur hobbes'u anlamak için. leo strauss için machiavelli amerika'yı keşfettiyse hobbes amerika'ya insanları yerleştiren, binalar inşa eden kişidir. zaten hobbes, machiavelli'nin kötücül insan doğasına ilişkin sözleriyle daha iyi anlaşılır.
hobbes, machiavelli'nin keşfettiği bu kıtada kıtanın kuruluş koşulları hakkında bilgi sahibi olmaksızın iyi bir düzenin kurulamayacağı fikrini benimser. machiavelli kendisinden önceki siyaset felsefesini ve "insan nasıl yaşamalı" sorusunu bir kenara atmış ve realite olan "insan gerçekte nasıl yaşıyor?" sorusuna bakmıştı. bir nevi temele bakıyordu machiavelli de. işte hobbes da bu yolda insanın yöneldiği amaca değil, insanın kökenlerine yani prima natura'ya bakar insanın doğa durumundan toplumsal duruma geçişini anlamak için. ve bu yolda ilerlerken machiavelli'nin sert mizacını yumuşatmaya çalışır. silaha yapılan vurgu, hobbes'un kanuna olan vurgusuyla hafifletilir. bu açıdan hobbes daha bilimseldir.
bu kimseler kendilerinin yenilik yaptığından haberi olan yenilikçilerdir. jean bodin başlığında hobbes'un de cive hakkındaki yorumundan söz etmiştim.
bütün bunlar bir yana hobbes, kendisini aristoteles karşıtçılığı üzerinden kurgular. descartes ve galilei gibi isimlerle tanıştığını söylemiştim. bu isimler doğa bilimlerinde aristotelesçiliğe karşı çıkan kimselerdir. bir anlamda devrimcidirler. hobbes da böyledir ve aristoteles'i anlamsız, cahilce, aykırı bulur.
leviathan'ın girişi bir fizik kitabı gibidir. tam olarak hatırlamıyorum ne yazdığını fakat materyalist bir bakış açısıyla doğa, insan yorumlanıyordu. insan bir makineye indirgeniyordu. zaten bu çeşit bir bakış açısıdır hobbes'u materyalist olarak gösteren bazıları için. fakat hobbes tanrı'ya inanır.
burada aristoteles'e değinmem gerekecek. sonra gelir yazarım.
hobbes tam bir mutlakiyetçidir. bir devletin, üniversitelerde hangi kitapların okutulacağına kadar mutlak bir kontrole sahip olması gerektiğinden söz eder.
fakat hobbes paradoksal birisidir de. bu mutlakiyetçiliğin yanı sıra insanların eşit olduğunu ve insanların kendisinden ayrılamaz doğal haklara sahip olduğunu söyler. devlet de zaten böyle bir sözleşmeyi belirtir bize leviathan'da. yani egemenin otoritesi, yönetilenlerin rızasından kaynaklanır ve bu rıza ile yönetilenlerin çıkarını korur.
peki hobbes nasıl bir insandır? nasıl bir dönemden geçmiştir? çünkü bellidir ki hiçbir düşünür döneminden ayrı düşünülemez.
hobbes, modern avrupa devletler sisteminin doğumu sırasında yaşamış birisidir. vestfalya antlaşması'na tanık olmuş ve protestan reformasyonuna tanıklık etmiştir. leviathan da 1651 senesinde yayınlanıyor. yani vestfalya'dan 3 sene sonra.
bu antlaşma otuz yıl savaşı'na resmi olarak son vermiş antlaşmadır. bu antlaşma iki önemli hususu doğrular:
1- vestfalya ile tek başına olan egemen devletin en üstün otorite ilan edilmesiyle kutsal roma imparatorluğu'nun evrenselci iddialarının sonunun gelmesi.
2- her devletin kendi dinini belirleme hakkıyla evrenselci kilise iddialarının çatışması ve sona onu sona erdirmesi.
hobbes 1588 doğumludur. 1588 ingiliz deniz kuvvetleri'nin ünlü ispanyol armadası istilasını püskürttüğü yıldır. i. elizabeth'in son dönemleridir ayrıca. babası bir papazdır. 14 yaşındayken oğlunu oxford'a gönderen bir papaz. oxford'dan mezun olduktan sonra aristokrat bir ailenin çocuğunun özel öğretmenliğini yapar. ilk kitabı 1629 senesinde yayınlanır: tukidides'in peloponez savaşı'nın çevirisidir. hobbes, aristokratik ailenin çocuğuyla uzunca bir süre avrupa'da vakit geçirir. rene descartes, galileo galilei ile tanışma fırsatı bulur. 1640 yılı ise ingiliz iç savaşı'nın yaşandığı yıllardır. kral i. charles idam edilir. ardından cromwell iktidarı ve hobbes'un fransa'ya kaçışı yaşanır.
hobbes çevirmiş olduğu peloponez savaşı'ndan epey etkilenmiştir diyebiliriz çünkü doğa durumu dediğimiz şeyin doğuşunu buraya dayandırabiliriz. aynı zamanda hobbes'un insan doğasını nasıl kavradığını korfu iç savaşı ile ilgili anlatıda görebiliriz. dionysos tapınağı'nda tanrı'ya yalvaranların bile öldürüldüğü bir savaştır. babalar, oğullar birbirini vahşice öldürür. tukidides bu savaşın neden olduğu sivil çöküşten bahseder. adeta bir veba salgınıdır bu savaş. ve bu salgının adına da insan doğası der.
giorgio agamben'in iddiasına göre: "doğa durumu kavramı, kronolojik olarak şehirden önce gelen içsel bir bilgi değildir; şehrin yıkılmış gibi algılandığı bir anda ortaya çıkan, şehrin içindeki bir bilgi olarak değerlendirilmesi gereken bir şeydir."
korfu iç savaşı'na baktığımızda bu yorumu daha iyi anlayabiliriz. şehrin yıkımı sırasında ortaya çıkan bir doğa durumunu daha rahat anlayabiliriz. çünkü bir kargaşa anıdır doğa durumu. babalar oğulları tapınaklarda katleder vs. buradan da anlaşıldığı üzere insan doğası ile doğa durumu arasındaki ilişki bu savaşa dair anlatıda daha rahat görülebilir: insanlar kendilerini (tutkularını) dizginleyemez ve yasaları çiğneyerek herkesin gözü önünde kargaşaya yol açar. burada dizginlerinden boşanan veba salgınının adı insan doğasıdır.
niccolò di bernardo dei machiavelli'ye de bakmamız uygun olur hobbes'u anlamak için. leo strauss için machiavelli amerika'yı keşfettiyse hobbes amerika'ya insanları yerleştiren, binalar inşa eden kişidir. zaten hobbes, machiavelli'nin kötücül insan doğasına ilişkin sözleriyle daha iyi anlaşılır.
hobbes, machiavelli'nin keşfettiği bu kıtada kıtanın kuruluş koşulları hakkında bilgi sahibi olmaksızın iyi bir düzenin kurulamayacağı fikrini benimser. machiavelli kendisinden önceki siyaset felsefesini ve "insan nasıl yaşamalı" sorusunu bir kenara atmış ve realite olan "insan gerçekte nasıl yaşıyor?" sorusuna bakmıştı. bir nevi temele bakıyordu machiavelli de. işte hobbes da bu yolda insanın yöneldiği amaca değil, insanın kökenlerine yani prima natura'ya bakar insanın doğa durumundan toplumsal duruma geçişini anlamak için. ve bu yolda ilerlerken machiavelli'nin sert mizacını yumuşatmaya çalışır. silaha yapılan vurgu, hobbes'un kanuna olan vurgusuyla hafifletilir. bu açıdan hobbes daha bilimseldir.
bu kimseler kendilerinin yenilik yaptığından haberi olan yenilikçilerdir. jean bodin başlığında hobbes'un de cive hakkındaki yorumundan söz etmiştim.
bütün bunlar bir yana hobbes, kendisini aristoteles karşıtçılığı üzerinden kurgular. descartes ve galilei gibi isimlerle tanıştığını söylemiştim. bu isimler doğa bilimlerinde aristotelesçiliğe karşı çıkan kimselerdir. bir anlamda devrimcidirler. hobbes da böyledir ve aristoteles'i anlamsız, cahilce, aykırı bulur.
leviathan'ın girişi bir fizik kitabı gibidir. tam olarak hatırlamıyorum ne yazdığını fakat materyalist bir bakış açısıyla doğa, insan yorumlanıyordu. insan bir makineye indirgeniyordu. zaten bu çeşit bir bakış açısıdır hobbes'u materyalist olarak gösteren bazıları için. fakat hobbes tanrı'ya inanır.
burada aristoteles'e değinmem gerekecek. sonra gelir yazarım.
devamını gör...
kitap okuma aşkını kazandıran kitabın ismi
becca fitzpatrick fısıltı "hush hush serisi"
devamını gör...
karayip denizi
antil denizi olarak da bilinmektedir ve atlas okyanusu'nun alt tarafında, batı yarımküre'de, ekvator çizgisinin kuzeyinde yer alır. güney amerika'nın kuzey, orta amerika'nın doğu kıyıları ile meksika kıyılarının bir bölümü boyunca uzanıp karayip adalarını içinde barındıran denizdir.
devamını gör...

