bal porsuğu (yazar)
yeni keşfettiğim yazar. artık her gün gelip bakmak zorunda kalacağım profiline * o kadar ince bir ruhu var ki içim eridi tanımlarını okurken. özellikle son yazdığı ''sevgilinin avuç içini öpmek'' tanımına hayran kaldım. sevgilinin avuç içi kokusunu bize hatırlattı. sevgilinin avuç içini öperken ruhuna dokunabildiğimi ve kalbine girebileceğimi öğretti bana. lütfen bunu bir seri haline getir. her hafta sevgilinin neresini öpersek neler olur yaz bize. romantizm açlığımı dindiren yazardır efendim. saygılar.
çıldırma editi: kimse yaptığım ironileri anlamıyor. yapamıyorum galiba. "her hafta sevgilinin neresini öpersek neler olur yaz bize" diyorum ciddiye alıp sabahin köründe beni takip edip, seri beğeni atip üstüne birde mesaj atıp teşekürler edip gelip bir de girdimi övüyor. bende diyorum neden takip ediyorlar bu elemanı o kadar da şey değil halbuki. şimdi anladimmmmm.
çıldırma editi: kimse yaptığım ironileri anlamıyor. yapamıyorum galiba. "her hafta sevgilinin neresini öpersek neler olur yaz bize" diyorum ciddiye alıp sabahin köründe beni takip edip, seri beğeni atip üstüne birde mesaj atıp teşekürler edip gelip bir de girdimi övüyor. bende diyorum neden takip ediyorlar bu elemanı o kadar da şey değil halbuki. şimdi anladimmmmm.
devamını gör...
on küçük zenci
3 bölümlük mini dizisini de gayet başarılı.
katil kim konulu kitapları da filmleride çok severim.agatha christie zaten bu türün en iyilerinden.
katil kim konulu kitapları da filmleride çok severim.agatha christie zaten bu türün en iyilerinden.
devamını gör...
the simpsons
geleceği öngördüğü şeklinde hitaplara maruz kalan*, 1990 yılından bu yana hayatımızı renklendirmeye devam eden, matt groening tarafından yapımcılığı üstlenilen, efsanevi yetişkin çizgi filmi, sitcomu.
devamını gör...
thedansözkiller
sözlükte sohbet edilesi nadir yazarlardan. tanımlarını okurken her anlamda eğleniyorum eğlendirirken de düşündürüyor tabi. hem de aynı renklere sevdalıyız daha ne olsun.
bol bol yazması dileğiyle.
bol bol yazması dileğiyle.
devamını gör...
okuyana ilaç olacak sözler
dünün trajedisi bugünün komedisidir.
shakespeare
sözlükte negatif bir hareketlilik var.
sözüm negatif hareketlilik yaşayanlara.
yaşamı sorgulayan yazarlar
okuyorum ve üzülüyorum.
bir kaç gün sonra katıla katıla güleceğimiz kazıklara bu gün katlanamamamız, aslında dünyanın bize attığı bir kazık. daha doğrusu adaptasyon geliştirmemiz için gereken bir süreç.
böyle böyle oluyoruz.
kimse eşsiz değil, hiç bir durum aşılmaz değil, hiç bir sıkıntı çekilmez değil.
kaldı ki çekme. seni çekemeyeni çekme.
seni taşıyamayanı yolcula vb.
senden daha güçlü olan bir şeye inan ve onun sana yardım edeceğine de inan.
bu benim için rabbim oldu her zaman elhamdülillah.
inancı olmayanlar mistik bir tılsım bulsun kendine. tek başına komayın kendinizi.
inancına sığın, inancın gereği duanı et sonra da zamana bırak.
sezen aksu'nun da yaşadığı onca aşktan meşkten kazıktan sonra yaptığı şarkısında da dediği gibi herşey
geçer
shakespeare
sözlükte negatif bir hareketlilik var.
sözüm negatif hareketlilik yaşayanlara.
yaşamı sorgulayan yazarlar
okuyorum ve üzülüyorum.
bir kaç gün sonra katıla katıla güleceğimiz kazıklara bu gün katlanamamamız, aslında dünyanın bize attığı bir kazık. daha doğrusu adaptasyon geliştirmemiz için gereken bir süreç.
böyle böyle oluyoruz.
kimse eşsiz değil, hiç bir durum aşılmaz değil, hiç bir sıkıntı çekilmez değil.
kaldı ki çekme. seni çekemeyeni çekme.
seni taşıyamayanı yolcula vb.
senden daha güçlü olan bir şeye inan ve onun sana yardım edeceğine de inan.
bu benim için rabbim oldu her zaman elhamdülillah.
inancı olmayanlar mistik bir tılsım bulsun kendine. tek başına komayın kendinizi.
inancına sığın, inancın gereği duanı et sonra da zamana bırak.
sezen aksu'nun da yaşadığı onca aşktan meşkten kazıktan sonra yaptığı şarkısında da dediği gibi herşey
geçer
devamını gör...
palyaço
geçen hafta okuyup bitirdiğim mükemmel bir kitaptır. heinrich böll tarafından yazılmıştır. okumanızı tavsiye ederim.
devamını gör...
sinan canan
çok kaliteli bir bilim insanı. insan beyni ile ilgili mükemmel görüşleri vardır efendim. kısa özgeçmişi ise şöyle hocamızın:
dr. sinan canan 1972 yılında ankara’da doğdu. ilk, orta ve üniversite eğitimini ankara’da tamamlayarak 1995 yılında hacettepe üniversitesi fen fakültesi biyoloji bölümü’nden mezun oldu. ardından ondokuz mayıs üniversitesi tıp fakültesi histoloji-embriyoloji anabilim dalı’nda yüksek lisans, aynı kurumun fizyoloji anabilim dalı’nda ise doktora eğitimini tamamladı. bu süreçte sinirbilimleri ve deneysel epilepsi konuları üzerinde çalıştı. dr. sinan canan, 2010 yılında fizyoloji doçenti ünvanını aldı ve ankara başkent üniversitesi tıp fakültesi fizyoloji anabilim dalı‘nda 5 yıl; ankara turgut özal üniversitesi fizyoloji anabilim dalı‘nda 1 yıl; ankara yıldırım beyazıt üniversitesi tıp fakültesi fizyoloji anabilim dalı‘nda 4 yıl öğretim üyesi olarak çalıştı. bilimsel araştırmalarını son yıllarda sinir sisteminde kaotik ve fraktal özellikler konularında yoğunlaştıran dr. sinan canan aynı zamanda kaos teorisi, karmaşıklık, fraktal geometri, doğadaki biçimler, öğrenme, lisan ve afazi, zihin ve beyin gibi konularda ülke çapında genel dinleyiciye yönelik konferans ve programlar da düzenlemektedir. dr. sinan canan’ın “kimsenin bilemeyeceği şeyler” ve değişen be(y)nim adlı kitapları da bulunmaktadır. 2013 yılında bir bilimsel anları ve araştırma merkezi olan [n]beyin‘i kurmuştur ve halen [n]beyin’de bilimsel kurul başkanlığı görevini sürdürmektedir. dr. sinan canan, bige canan ile evli; aybike, metehan ve melike canan’ın da babasıdır. sinan canan, “hayatın, tek bir işle uğraşmak için fazla uzun; insanın ise, tek bir işle ömrünü tüketmek için fazla karmaşık olduğuna” inanmakta ve bu yönde çalışmalarına elinden geldiğince devam etmektedir. kaynak .
dr. sinan canan 1972 yılında ankara’da doğdu. ilk, orta ve üniversite eğitimini ankara’da tamamlayarak 1995 yılında hacettepe üniversitesi fen fakültesi biyoloji bölümü’nden mezun oldu. ardından ondokuz mayıs üniversitesi tıp fakültesi histoloji-embriyoloji anabilim dalı’nda yüksek lisans, aynı kurumun fizyoloji anabilim dalı’nda ise doktora eğitimini tamamladı. bu süreçte sinirbilimleri ve deneysel epilepsi konuları üzerinde çalıştı. dr. sinan canan, 2010 yılında fizyoloji doçenti ünvanını aldı ve ankara başkent üniversitesi tıp fakültesi fizyoloji anabilim dalı‘nda 5 yıl; ankara turgut özal üniversitesi fizyoloji anabilim dalı‘nda 1 yıl; ankara yıldırım beyazıt üniversitesi tıp fakültesi fizyoloji anabilim dalı‘nda 4 yıl öğretim üyesi olarak çalıştı. bilimsel araştırmalarını son yıllarda sinir sisteminde kaotik ve fraktal özellikler konularında yoğunlaştıran dr. sinan canan aynı zamanda kaos teorisi, karmaşıklık, fraktal geometri, doğadaki biçimler, öğrenme, lisan ve afazi, zihin ve beyin gibi konularda ülke çapında genel dinleyiciye yönelik konferans ve programlar da düzenlemektedir. dr. sinan canan’ın “kimsenin bilemeyeceği şeyler” ve değişen be(y)nim adlı kitapları da bulunmaktadır. 2013 yılında bir bilimsel anları ve araştırma merkezi olan [n]beyin‘i kurmuştur ve halen [n]beyin’de bilimsel kurul başkanlığı görevini sürdürmektedir. dr. sinan canan, bige canan ile evli; aybike, metehan ve melike canan’ın da babasıdır. sinan canan, “hayatın, tek bir işle uğraşmak için fazla uzun; insanın ise, tek bir işle ömrünü tüketmek için fazla karmaşık olduğuna” inanmakta ve bu yönde çalışmalarına elinden geldiğince devam etmektedir. kaynak .
devamını gör...
insanı yoran şeyler
çaresizlik.
devamını gör...
taze fasulye yemeği
evet anne kuzusu yazar geldi açılın öhöm. benim annem bunu bir yapar, pazardan eşşek kadar adamların önünde hocam deyip el kavuşturmasıyla (annem eski köy öğretmeni) yahu bu adam kaç yaşında deme şokunu yaşayıp aldığımız incecik taze fasulyeleri bir sanata dönüştürür, ağızda eriyen taze fasulye olur mu sözlük olur. yanına da ev yapımı cacık gerisi seratonin.
devamını gör...
normal sözlük'ün reklamsız olması
tertemiz sözlük,bundan iyisi şamda kayısı.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
başka bir başlığa yazmıştım ama yok, hiçbir başlık altına gelmiyor düşüncelerim. en iyi karalama defterine gider. çok üzgünüm bu gece. sizinle dertleşesim var. yine uzun olacak. şu hayatımda hiçbir şeyi kısa kesemedim ki zaten.
sevdayı anlatan çok şarkı dinledim ben. jale'nin sevdam acıyor'undan gülden karaböceğin sevsen ne olurdu'suna, bergen'inden emre aydın'ına kadar. hepsinin yeri bende farklıdır, inci gibidirler benim için. lakin bir şarkıyı dinledikçe sizin üzerinizdeki etkisini kaybeder. başlarda şarkıdan alacağınız haz, daha onu dinlemeden başlardı. sonra yavaş yavaş terk eder sizi; hislerinizi yeterince kabartmıştır ve görevini yapmıştır. daha önemsiz olur, listede aşağılara gider. arada açıp anarsınız ama hiç o ilk dinlediğiniz gibi tüylerinizi ürpertmez, yüreğinizi titretmez.
benim bir şarkım vardı. çok özeldi benim için. ben bu olayı bildiğim için de bu şarkıyı çok nadir dinlerdim. çünkü zamanında gerçekten sevmiş olanlar bilirler ki; bir zaman sonra o insanı hatırlarken yüreğinizde hissettiğiniz sızıyı bile özler duruma gelirsiniz. hissizleşmek, insanda peydah olan dünyanın en kötü halidir. ben bu hali hiç sevemedim. sevgisizliği, sevmesizliği hiç sevemedim. daha erken zamanlarda, tüm biralarımı devirecek şarkılar bulmakta mahir olduğum zamanlarda birçoğunu tüketmeyi başarmıştım. pek az şarkı beni heyecanlandırıyordu artık, saçma, anlamsız şarkılar dinlemekten de hiç haz etmediğimden müzik tarzımı değiştirmiştim. doğrusu "sen yorulmuş bi kızsın, madem seni çok istiyolardı öylece ortaya koymasalardı" gibi sözleriyle "sıcak su bardağı çatlatır" gibi boktan grupları sevmiyordum. bunları sevenin de kendisine saygısı yoktur zaten. "gül bahara güz düşmüş gibi, mor dağlara kış vurmuş gibi yüreciğim taş olmuş gibi" diyen sanatçılardan "seni aldım bikere vermicem" noktasına asla gelemezdim, böyle saygısızlıkları tolere edebilmek için yeterince genç hissetmiyordum kendimi.
neyse, yıllar sonra cüneyt ergün'ün "bilinmeyen saat uygulaması" diye bir şarkı çalındı kulağıma. bir yerde duydum, hemen kulaklarımdan kalbime bir yol açıldığını hissettim. adeta cengiz holding şantiyeyi kurmuştu vücuduma; "bu adamın a.na koyacağız" diyordu. ben de hemen şarkıyı bulup kaydettim. iki kere dinledikten sonra şarkıyı sakladım. özel günlerde, ortam kurduğumda, masaya bir yetmişlik açıldığında hala kalbimin olduğunu hissetmek için, birileri sevgilerini masaya yatırdıklarında yalnız hissetmemek için dinliyordum. bir kezdi. dört dakika kırk sekiz saniye bana yetiyordu. azla yetinmeyi bilenler için yeter de artar bile. son zamanlarda dinleyecek hiç şarkı bulamaz oldum. iş yoğunluğu, radyo gibi alışkanlıklarımın olmaması falan derken de iyice hiçliğe doğru yol almaya başlamıştım yeniden. dedim bir açayım şu şarkıyı. çıktım balkona, yaktım sigaramı ve dinlemeye başladım: "seni bir saat ileri almışlar, beni bir saat geri"
tabularımız vardır; bastırdıkça bizi zehirleyen tutkularımız vardır. bunları tutan bir eşik vardır. o eşiği bir kez aşarsanız, bir daha asla o çizgiden geri adım atmazsınız. sizi tanıyan insanlar bu eşiği aştığınızı görür ve "sen çok değiştin" derler. bu olağan bir şeydir halbuki, değişime mukavemet gösteremezsiniz, sizi ittirir arkanızdan. siz direndikçe uçuruma doğru sürükler sizi. zaman gelir, sizi zehirleyen tutkularınız ruhunuzu öldürmeye başlar. daha fazla direnenlerin hali nice olmuştur, görürüz, duyarız bunları. sözler söylenmiştir hakkında, kitaplar yazılmış, ağıtları yakılmıştır. o eşiklerden birini aşmıştım o gece. içimde hapsettiğim, zaman zaman dışarı çıkmasına izin verdiğim tutkumu serbest bırakmıştım. sınırı geçmiştim, büyüyü bozmuştum. geri dönemiyordum, ilkeler yıkılmıştı.
sonra dinlemeye devam ettim. saatlerce dinledim. sigara paketim dibini görene kadar yaktım anılarıma. en dipte kalan anıları canlandırmaya çalıştım. yavaş yavaş kendilerine geliyorlardı. seneler öncesinden bir bakıştı aradığım "son bakıştaki o gözler kaldı aklımızda" demişlerdi ya, o bakış kalmış aklımızda. mutluydum, yine özlemekten memnundum. yine o tatlı sızıyı hissetmekten, yollar sonra yeniden "her şey çok farklı olabilirdi" diyebildiğim için, "ölüm değilse bizi ayıran, yazık olmuş" diyebildiğim için mutluydum. hissizlikten hislere yolculuk yaptığım için, kalbimdeki o ince titreşimi yeniden duyabildiğim için memnundum. sonraki günler de ara ara dinledim. şimdilerde etkisini kaybetmeye, listede gerilere gitmeye başladığını hissediyorum.
az önce açıp dinledim. beni terk ediyor. şarkıya veda ediyorum resmen. ihanet içinde hissediyorum. dinledikçe kalbimi daha az işlemeye başladı ve o titreşimi duyabilmek için daha fazla dinlemeye başladım. bu işler böyledir, yıkım başladığında durdurmak zordur. yavaş yavaş veda ediyoruz birbirimize. çok üzgünüm gerçekten. derdine koyayımlık bir durum değil. inanın bana çok baba dertlerim var benim. şöyle veya böyle diyerek küçümseyemeyeceğiniz, sessizce dinleyebileceğiniz dertlerim var. lakin sapla samanı karıştıramayız. bunun yeri farklıydı.
onu bir saat ileri, beni bir saat geri almışlardı. zaman bizim düşmanımızdı gerçekten. ben, tüm sevilmeyişimle, kapısından giremediğim bir yüreğin sitemini taşırım. kimselere anlatamadığım gurursuzluğumdur bu benim. cüneyt abi "şimdi kimler sensiz kalır, bilemem" derken sevginin karşısındaki gurursuzluğu yeniden hissederdim. saçlarına bir başkasının dokunamayacağına dair edilmiş tüm yeminlerin yere battığı, artık onun kim bilir kim olduğunun merak edildiği bir dönemin tezahürüydü benim için. yıllar sonra bile bir zamanların sitemiydi. yanlış zamana, yanlış mekana, nasipsizliğe bir ağıttı. çok özeldi benim için. çok üzgünüm.
sevdayı anlatan çok şarkı dinledim ben. jale'nin sevdam acıyor'undan gülden karaböceğin sevsen ne olurdu'suna, bergen'inden emre aydın'ına kadar. hepsinin yeri bende farklıdır, inci gibidirler benim için. lakin bir şarkıyı dinledikçe sizin üzerinizdeki etkisini kaybeder. başlarda şarkıdan alacağınız haz, daha onu dinlemeden başlardı. sonra yavaş yavaş terk eder sizi; hislerinizi yeterince kabartmıştır ve görevini yapmıştır. daha önemsiz olur, listede aşağılara gider. arada açıp anarsınız ama hiç o ilk dinlediğiniz gibi tüylerinizi ürpertmez, yüreğinizi titretmez.
benim bir şarkım vardı. çok özeldi benim için. ben bu olayı bildiğim için de bu şarkıyı çok nadir dinlerdim. çünkü zamanında gerçekten sevmiş olanlar bilirler ki; bir zaman sonra o insanı hatırlarken yüreğinizde hissettiğiniz sızıyı bile özler duruma gelirsiniz. hissizleşmek, insanda peydah olan dünyanın en kötü halidir. ben bu hali hiç sevemedim. sevgisizliği, sevmesizliği hiç sevemedim. daha erken zamanlarda, tüm biralarımı devirecek şarkılar bulmakta mahir olduğum zamanlarda birçoğunu tüketmeyi başarmıştım. pek az şarkı beni heyecanlandırıyordu artık, saçma, anlamsız şarkılar dinlemekten de hiç haz etmediğimden müzik tarzımı değiştirmiştim. doğrusu "sen yorulmuş bi kızsın, madem seni çok istiyolardı öylece ortaya koymasalardı" gibi sözleriyle "sıcak su bardağı çatlatır" gibi boktan grupları sevmiyordum. bunları sevenin de kendisine saygısı yoktur zaten. "gül bahara güz düşmüş gibi, mor dağlara kış vurmuş gibi yüreciğim taş olmuş gibi" diyen sanatçılardan "seni aldım bikere vermicem" noktasına asla gelemezdim, böyle saygısızlıkları tolere edebilmek için yeterince genç hissetmiyordum kendimi.
neyse, yıllar sonra cüneyt ergün'ün "bilinmeyen saat uygulaması" diye bir şarkı çalındı kulağıma. bir yerde duydum, hemen kulaklarımdan kalbime bir yol açıldığını hissettim. adeta cengiz holding şantiyeyi kurmuştu vücuduma; "bu adamın a.na koyacağız" diyordu. ben de hemen şarkıyı bulup kaydettim. iki kere dinledikten sonra şarkıyı sakladım. özel günlerde, ortam kurduğumda, masaya bir yetmişlik açıldığında hala kalbimin olduğunu hissetmek için, birileri sevgilerini masaya yatırdıklarında yalnız hissetmemek için dinliyordum. bir kezdi. dört dakika kırk sekiz saniye bana yetiyordu. azla yetinmeyi bilenler için yeter de artar bile. son zamanlarda dinleyecek hiç şarkı bulamaz oldum. iş yoğunluğu, radyo gibi alışkanlıklarımın olmaması falan derken de iyice hiçliğe doğru yol almaya başlamıştım yeniden. dedim bir açayım şu şarkıyı. çıktım balkona, yaktım sigaramı ve dinlemeye başladım: "seni bir saat ileri almışlar, beni bir saat geri"
tabularımız vardır; bastırdıkça bizi zehirleyen tutkularımız vardır. bunları tutan bir eşik vardır. o eşiği bir kez aşarsanız, bir daha asla o çizgiden geri adım atmazsınız. sizi tanıyan insanlar bu eşiği aştığınızı görür ve "sen çok değiştin" derler. bu olağan bir şeydir halbuki, değişime mukavemet gösteremezsiniz, sizi ittirir arkanızdan. siz direndikçe uçuruma doğru sürükler sizi. zaman gelir, sizi zehirleyen tutkularınız ruhunuzu öldürmeye başlar. daha fazla direnenlerin hali nice olmuştur, görürüz, duyarız bunları. sözler söylenmiştir hakkında, kitaplar yazılmış, ağıtları yakılmıştır. o eşiklerden birini aşmıştım o gece. içimde hapsettiğim, zaman zaman dışarı çıkmasına izin verdiğim tutkumu serbest bırakmıştım. sınırı geçmiştim, büyüyü bozmuştum. geri dönemiyordum, ilkeler yıkılmıştı.
sonra dinlemeye devam ettim. saatlerce dinledim. sigara paketim dibini görene kadar yaktım anılarıma. en dipte kalan anıları canlandırmaya çalıştım. yavaş yavaş kendilerine geliyorlardı. seneler öncesinden bir bakıştı aradığım "son bakıştaki o gözler kaldı aklımızda" demişlerdi ya, o bakış kalmış aklımızda. mutluydum, yine özlemekten memnundum. yine o tatlı sızıyı hissetmekten, yollar sonra yeniden "her şey çok farklı olabilirdi" diyebildiğim için, "ölüm değilse bizi ayıran, yazık olmuş" diyebildiğim için mutluydum. hissizlikten hislere yolculuk yaptığım için, kalbimdeki o ince titreşimi yeniden duyabildiğim için memnundum. sonraki günler de ara ara dinledim. şimdilerde etkisini kaybetmeye, listede gerilere gitmeye başladığını hissediyorum.
az önce açıp dinledim. beni terk ediyor. şarkıya veda ediyorum resmen. ihanet içinde hissediyorum. dinledikçe kalbimi daha az işlemeye başladı ve o titreşimi duyabilmek için daha fazla dinlemeye başladım. bu işler böyledir, yıkım başladığında durdurmak zordur. yavaş yavaş veda ediyoruz birbirimize. çok üzgünüm gerçekten. derdine koyayımlık bir durum değil. inanın bana çok baba dertlerim var benim. şöyle veya böyle diyerek küçümseyemeyeceğiniz, sessizce dinleyebileceğiniz dertlerim var. lakin sapla samanı karıştıramayız. bunun yeri farklıydı.
onu bir saat ileri, beni bir saat geri almışlardı. zaman bizim düşmanımızdı gerçekten. ben, tüm sevilmeyişimle, kapısından giremediğim bir yüreğin sitemini taşırım. kimselere anlatamadığım gurursuzluğumdur bu benim. cüneyt abi "şimdi kimler sensiz kalır, bilemem" derken sevginin karşısındaki gurursuzluğu yeniden hissederdim. saçlarına bir başkasının dokunamayacağına dair edilmiş tüm yeminlerin yere battığı, artık onun kim bilir kim olduğunun merak edildiği bir dönemin tezahürüydü benim için. yıllar sonra bile bir zamanların sitemiydi. yanlış zamana, yanlış mekana, nasipsizliğe bir ağıttı. çok özeldi benim için. çok üzgünüm.
devamını gör...
koca yaşlı şişko dünya
çok sevdiğim bir adamlar şarkısıdır. modunuz mu düşük, hayata mı kızdınız, motive mi lazım bir tık parmağınızın ucunda olan şarkı.
kiminin babası padişah, sorunu çözer
kiminin babası fotoğraftan gülümser
kimi gider uzaya öbürü bir odada
müebbet komada
her sabah yeni bir filme başladım
farklı sonlar istesem de hep aynı finalle bitti
sonra birden dank etti, dünyayı anladım
aldım onu karşıma anlatmaya başladım
koca yaşlı şişko dünya
koca yaşlı şişko dünya
kiminin babası padişah, sorunu çözer
kiminin babası fotoğraftan gülümser
kimi gider uzaya öbürü bir odada
müebbet komada
her sabah yeni bir filme başladım
farklı sonlar istesem de hep aynı finalle bitti
sonra birden dank etti, dünyayı anladım
aldım onu karşıma anlatmaya başladım
koca yaşlı şişko dünya
koca yaşlı şişko dünya
devamını gör...
ağlamak için yatağa atlayıp yatağı kırmak
işte ağlamak için bir sebep daha.
devamını gör...
ankara gar katliamı
türkiye tarihinin gördüğü en büyük katliam, 103 kişi parçalanarak öldü. failler? neyse, çok söverim uzatmayayım. kendine güvenen izlesin.
insanlığından utanan olur mu acaba?
insanlığından utanan olur mu acaba?
devamını gör...
son singapur vapuru (yazar)
'dur nereye daha karpuz kesecektik.' dediğim yazar.
evet seni pek yakından tanımıyorum. ama takip ediyor ve tanımlarını keyifle okuyorum. bence buralarda güzel bir renksin bizi neden o renkten mahrum edesin? kim ne demiş bilmiyorum ama ben hayatı birilerinin söylediklerine göre şekillendirmiyorum. sana da tavsiyem bu yönde olacak.
belki yoğun bir döneme gireceksin, kabul. ara ara gel git. burası sana nefes alma yeri olsun. bizlere bir selam çak, iki kelam edelim, havan değişsin, son yine dön yoğunluğuna. ama böyle birilerine kızıp kendini cezalandırma. yazmak senin yaşama biçimim değil mi? bak benim öyle...
duymamış olalım bu dediklerini. çık bir nefes al, kafana izin ver, az uzak kal sonra tekrar gel aramıza. biz seni bekliyor olacağız.
hadi hadi biz görmedik sen de yazmadın o vedayı. çok öptüm.
evet seni pek yakından tanımıyorum. ama takip ediyor ve tanımlarını keyifle okuyorum. bence buralarda güzel bir renksin bizi neden o renkten mahrum edesin? kim ne demiş bilmiyorum ama ben hayatı birilerinin söylediklerine göre şekillendirmiyorum. sana da tavsiyem bu yönde olacak.
belki yoğun bir döneme gireceksin, kabul. ara ara gel git. burası sana nefes alma yeri olsun. bizlere bir selam çak, iki kelam edelim, havan değişsin, son yine dön yoğunluğuna. ama böyle birilerine kızıp kendini cezalandırma. yazmak senin yaşama biçimim değil mi? bak benim öyle...
duymamış olalım bu dediklerini. çık bir nefes al, kafana izin ver, az uzak kal sonra tekrar gel aramıza. biz seni bekliyor olacağız.
hadi hadi biz görmedik sen de yazmadın o vedayı. çok öptüm.
devamını gör...
en sevilen burç
oğlak. acaba neden!
devamını gör...
trabzon
gönlü kocaman coğrafyası dar olan, insanı tez parlayan ama kindar olmayan-hazır cevap olan memleketim.
en büyük derdi trabzonspor olan,
trabzonspor mağazası dışında takım mağazası olmayan şehir.
en büyük derdi trabzonspor olan,
trabzonspor mağazası dışında takım mağazası olmayan şehir.
devamını gör...

