kargo görevlisinin otizmli çocuğu darp etmesi
antalya'nın serik ilçesinde vuku bulan akıl almaz olaydır. görüntülere göre, teslimat yapmaya gelen bir kargocu o an kendisini cep telefonuyla kayda alan 10 yaşındaki otizmli bir çocuğu dövüyor. komşular araya girmese kim bilir neler yapacaktı. yetişkin bir insanın bir çocuğu, hele ki özel bir çocuğu, öldüresiye dövmesini sağlayacak nasıl bir moral alt yapısı olabilir merak ediyorum. kargocunun görüntüsünün kayda alınmasından rahatsızlık duymasını anlayabiliyorum ama çocukla iletişim kurmanın, hadi o biraz zor diyelim, ebeveynleriyle konuşmanın neresi zor?
devamını gör...
böceklerden tiksinmek
bütün böceklerden değil ama hamamböceğini görmeye bile tahammül edemiyorum.
devamını gör...
dünya tarihinin en uzun süren savaşı
hollanda ile scilly adaları adaları arasında gerçekleşmiştir.
üç yüz otuz beş yıl savaşı olarak da bilinir. 1651-1986 yılları arasında gerçekleşmiştir.
1987'de bir barış antlaşması imzalanmasıyla bu savaş son bulmuştur.. bu savaş üzerinden 2 çağ ve 3 asır geçmiş, 335 yıl sonra barış antlaşması imzalanmıştır. savaşta herhangi bir çatışma olmamıştır.
1568'de başlayıp 1648'de biten seksen yıl savaşı, vestfalya antlaşmasıyla son buldu. ama iki devlet arasında durum kötüydü. 1651'de hollanda cumhuriyeti, scily adalarına savaş ilan etti. böylece 335 yıl sürecek harp de başlamış oldu.
üç yüz otuz beş yıl savaşı olarak da bilinir. 1651-1986 yılları arasında gerçekleşmiştir.
1987'de bir barış antlaşması imzalanmasıyla bu savaş son bulmuştur.. bu savaş üzerinden 2 çağ ve 3 asır geçmiş, 335 yıl sonra barış antlaşması imzalanmıştır. savaşta herhangi bir çatışma olmamıştır.
1568'de başlayıp 1648'de biten seksen yıl savaşı, vestfalya antlaşmasıyla son buldu. ama iki devlet arasında durum kötüydü. 1651'de hollanda cumhuriyeti, scily adalarına savaş ilan etti. böylece 335 yıl sürecek harp de başlamış oldu.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının ruh halleri
akvaryumdaki balıklarım bile beni endişeyle izliyor.
devamını gör...
türk aile yapısının psikolojik şiddeti normalleştirmesi
geleneksel türk aile yapısı psikolojik şiddeti normalleştiriyor demek, bilinçli bir eylemin olduğunu varsaymak demektir. fakat ortada bilinçli bir durum yok. daha kötüsü var. türk aileleri psikolojik şiddet diye bir şeyin varlığından habersiz.
şiddetin sadece fiziksel bir eylem olduğunu zanneden yığınlar var burada. kadınlar ve erkekler şiddet uyguladıklarının ayırdında değiller. bırakın uygulayanı, şiddet gören şiddet gördüğünün farkında değil.
şiddetin sadece fiziksel bir eylem olduğunu zanneden yığınlar var burada. kadınlar ve erkekler şiddet uyguladıklarının ayırdında değiller. bırakın uygulayanı, şiddet gören şiddet gördüğünün farkında değil.
devamını gör...
hala seviyorum
eski sevgiliyi unutamayan kişi söylem'idir.
devamını gör...
olgunluk belirtileri
kişinin konuştuğu konular, konuşma sekli, düşünceleri, duygularını ifade ediş şekli. bunların hepsi olgunluk hakkında belirli bilgiler verir dostlar. ama bir kişi eğer dinlemeyi öğrendiyse bence olgun bir insan demektir. çünkü maalesef ki dinlemek her insanın harcı değildir.
devamını gör...
patagonyalı (yazar)
beğenileri ile mutlu eden… * okumuyor len kanmayın yazdıklarına. bana deli diyen benden matah bir zır deli. hal hatır sormuyorum, katiyen yalan. hayırsız arkadaşım ben, beni böyle bilin.
kendi de sormuyor, arada solda nickimi görünce karalıyor bir şeyler. bence bu adamın bana daha fazla nickaltı girmesi yasaklanmalı. insanlar bilerek yaptırıyorum sanacak, manyak!
yine romeo’ya, dramaya ve fenerbahçeye bağlamış. allah seni ne etmesin be adam.
be strong be strong now, too many too many problems… *
hee bi’ kaç ay önce tavsiyeler falan vermiştim. gram umursamıyor, bakmayın ponçik gibi takıldığına, burnu yere düşse havasından tenezzül edip almaz bu.
seni de böyle kabul ettik, napalım. *
kendi de sormuyor, arada solda nickimi görünce karalıyor bir şeyler. bence bu adamın bana daha fazla nickaltı girmesi yasaklanmalı. insanlar bilerek yaptırıyorum sanacak, manyak!
yine romeo’ya, dramaya ve fenerbahçeye bağlamış. allah seni ne etmesin be adam.
be strong be strong now, too many too many problems… *
hee bi’ kaç ay önce tavsiyeler falan vermiştim. gram umursamıyor, bakmayın ponçik gibi takıldığına, burnu yere düşse havasından tenezzül edip almaz bu.
seni de böyle kabul ettik, napalım. *
devamını gör...
yürümek
düşünme sporudur.
devamını gör...
13 ocak 2021 lisa montgomery'nin cezasının infazı
lisa montgomery, missouri'de 2004 yılında bobbie jo stinnett adlı sekiz aylık hamile bir kadını öldürmek ve karnını yararak bebeğini kaçırmaktan suçlu bulunmuş, üç yıl sonra idama mahkum edilmişti. stinnett'in bebeği kurtulmuştu.
trump'ın 17 yıl aradan sonra geçen sene, yeniden federal idam cezalarını getirmesiyle birlikte tartışmalar da beraberinde gelmişti. mahkeme kararıyla idam cezası durdurulmuştu fakat bugün sabah zehirli iğne ile idam cezasının infazının gerçekleştirildiği duyuruldu. 20 ocak'ta koltuğa oturacak biden ise fedaral idam cezalarının kaldırılacağını söylüyor.
--- alıntı ---
abd'deki tek federal kadın idam mahkumu 52 yaşındaki lisa montgomery'nin cezası bu sabah infaz edildi. montgomery, 68 yıl sonra ülkede idam edilen ilk federal kadın idam mahkumu oldu.
--- alıntı ---
link
trump'ın 17 yıl aradan sonra geçen sene, yeniden federal idam cezalarını getirmesiyle birlikte tartışmalar da beraberinde gelmişti. mahkeme kararıyla idam cezası durdurulmuştu fakat bugün sabah zehirli iğne ile idam cezasının infazının gerçekleştirildiği duyuruldu. 20 ocak'ta koltuğa oturacak biden ise fedaral idam cezalarının kaldırılacağını söylüyor.
--- alıntı ---
abd'deki tek federal kadın idam mahkumu 52 yaşındaki lisa montgomery'nin cezası bu sabah infaz edildi. montgomery, 68 yıl sonra ülkede idam edilen ilk federal kadın idam mahkumu oldu.
--- alıntı ---
link
devamını gör...
arka sokaklar klişeleri
devamını gör...
sözlüğü bırakmasından korkulan yazar
korkmanıza gerek yok.*
devamını gör...
tarihte bugün
19 ağustos 1905- fransız akademik ressam william-adolphe bouguereau'nun (1825-1905) ölüm yıl dönümü.
a dream of spring (1901) kaynak:wikimedia
a dream of spring (1901) kaynak:wikimedia
devamını gör...
lazar
lazar; rab'be güzel kokulu yağ sürüp saçlarıyla onun ayaklarını silen meryem'in kardeşiydi. hastalanıp öldü ve isa mesih de onu diriltti. bu olay yuhanna 11. bölümde geçer. lazarus sendromu da adını bu olaydan alır.
isa beytanya'ya yaklaşınca lazar'ın dört gündür mezarda olduğunu öğrendi. beytanya, yeruşalim'e on beş ok atımı kadar uzaklıktaydı. birçok yahudi, kardeşlerini yitiren marta'yla meryem'i avutmaya gelmişti. marta isa'nın geldiğini duyunca o'nu karşılamaya çıktı, meryem ise evde kaldı. marta isa'ya, “ya rab” dedi, “burada olsaydın, kardeşim ölmezdi. şimdi bile, tanrı'dan ne dilersen tanrı'nın onu sana vereceğini biliyorum.” isa, “kardeşin dirilecektir” dedi. marta, “son gün, diriliş günü onun dirileceğini biliyorum” dedi. isa ona, “diriliş ve yaşam ben'im” dedi. “bana iman eden kişi ölse de yaşayacaktır. yaşayan ve bana iman eden asla ölmeyecek. buna iman ediyor musun?” marta, “evet, ya rab” dedi. “senin, dünyaya gelecek olan tanrı'nın oğlu mesih olduğuna iman ettim.” bunu söyledikten sonra gidip kız kardeşi meryem'i gizlice çağırdı. “öğretmen burada, seni çağırıyor” dedi. meryem bunu işitince hemen kalkıp isa'nın yanına gitti. isa henüz köye varmamıştı, hâlâ marta'nın kendisini karşıladığı yerdeydi. meryem'le birlikte evde bulunan ve kendisini teselli eden yahudiler, onun hızla kalkıp dışarı çıktığını gördüler. ağlamak için mezara gittiğini sanarak onu izlediler. meryem isa'nın bulunduğu yere vardı. o'nu görünce ayaklarına kapanarak, “ya rab” dedi, “burada olsaydın, kardeşim ölmezdi.” meryem'in ve onunla gelen yahudiler'in ağladığını gören isa'nın içini hüzün kapladı, yüreği sızladı. “onu nereye koydunuz?” diye sordu. o'na, “ya rab, gel gör” dediler. isa ağladı. yahudiler, “bakın, onu ne kadar seviyormuş!” dediler. ama içlerinden bazıları, “körün gözlerini açan bu kişi, lazar'ın ölümünü de önleyemez miydi?” dediler. isa yine derinden hüzünlenerek mezara vardı. mezar bir mağaraydı, girişinde de bir taş duruyordu. isa, “taşı çekin!” dedi. ölenin kız kardeşi marta, “rab, o artık kokmuştur, öleli dört gün oldu” dedi. isa ona, “ben sana, ‘iman edersen tanrı'nın yüceliğini göreceksin’ demedim mi?” dedi. bunun üzerine taşı çektiler. isa gözlerini gökyüzüne kaldırarak şöyle dedi: “baba, beni işittiğin için sana şükrediyorum. beni her zaman işittiğini biliyordum. ama bunu, çevrede duran halk için, beni senin gönderdiğine iman etsinler diye söyledim.” bunları söyledikten sonra yüksek sesle, “lazar, dışarı çık!” diye bağırdı. ölü, elleri ayakları sargılarla bağlı, yüzü peşkirle sarılmış olarak dışarı çıktı. isa oradakilere, “onu çözün, bırakın gitsin” dedi.
yuhanna 11:17-44
bu bölümdeki "isa ağladı" cümlesi kutsal kitap'ın en kısa ayetidir. bu ayet yanlış anlaşılabildiği için açıklamak istiyorum.
isa lazar öldüğü için ağlamadı. zaten oraya onu diriltmek için gitti. dirileceğini bildiği birinin ölümüne neden ağlasın?
isa, kadınlar ve yahudiler üzüldüğü için ağlıyordu. "meryem'in ve onunla gelen yahudiler'in ağladığını gören isa'nın içini hüzün kapladı, yüreği sızladı." yu. 11:33
yüce tanrı onların üzülmesine dayanamadığı için gözyaşı döktü! çünkü bizi sonsuz bir sevgiyle seviyor.
bu ayeti tıpkı bölümde bahsi geçen yahudilerin anladığı şekilde anlayanlar olduğu için açıklamak istedim.
size esenlik olsun.
isa beytanya'ya yaklaşınca lazar'ın dört gündür mezarda olduğunu öğrendi. beytanya, yeruşalim'e on beş ok atımı kadar uzaklıktaydı. birçok yahudi, kardeşlerini yitiren marta'yla meryem'i avutmaya gelmişti. marta isa'nın geldiğini duyunca o'nu karşılamaya çıktı, meryem ise evde kaldı. marta isa'ya, “ya rab” dedi, “burada olsaydın, kardeşim ölmezdi. şimdi bile, tanrı'dan ne dilersen tanrı'nın onu sana vereceğini biliyorum.” isa, “kardeşin dirilecektir” dedi. marta, “son gün, diriliş günü onun dirileceğini biliyorum” dedi. isa ona, “diriliş ve yaşam ben'im” dedi. “bana iman eden kişi ölse de yaşayacaktır. yaşayan ve bana iman eden asla ölmeyecek. buna iman ediyor musun?” marta, “evet, ya rab” dedi. “senin, dünyaya gelecek olan tanrı'nın oğlu mesih olduğuna iman ettim.” bunu söyledikten sonra gidip kız kardeşi meryem'i gizlice çağırdı. “öğretmen burada, seni çağırıyor” dedi. meryem bunu işitince hemen kalkıp isa'nın yanına gitti. isa henüz köye varmamıştı, hâlâ marta'nın kendisini karşıladığı yerdeydi. meryem'le birlikte evde bulunan ve kendisini teselli eden yahudiler, onun hızla kalkıp dışarı çıktığını gördüler. ağlamak için mezara gittiğini sanarak onu izlediler. meryem isa'nın bulunduğu yere vardı. o'nu görünce ayaklarına kapanarak, “ya rab” dedi, “burada olsaydın, kardeşim ölmezdi.” meryem'in ve onunla gelen yahudiler'in ağladığını gören isa'nın içini hüzün kapladı, yüreği sızladı. “onu nereye koydunuz?” diye sordu. o'na, “ya rab, gel gör” dediler. isa ağladı. yahudiler, “bakın, onu ne kadar seviyormuş!” dediler. ama içlerinden bazıları, “körün gözlerini açan bu kişi, lazar'ın ölümünü de önleyemez miydi?” dediler. isa yine derinden hüzünlenerek mezara vardı. mezar bir mağaraydı, girişinde de bir taş duruyordu. isa, “taşı çekin!” dedi. ölenin kız kardeşi marta, “rab, o artık kokmuştur, öleli dört gün oldu” dedi. isa ona, “ben sana, ‘iman edersen tanrı'nın yüceliğini göreceksin’ demedim mi?” dedi. bunun üzerine taşı çektiler. isa gözlerini gökyüzüne kaldırarak şöyle dedi: “baba, beni işittiğin için sana şükrediyorum. beni her zaman işittiğini biliyordum. ama bunu, çevrede duran halk için, beni senin gönderdiğine iman etsinler diye söyledim.” bunları söyledikten sonra yüksek sesle, “lazar, dışarı çık!” diye bağırdı. ölü, elleri ayakları sargılarla bağlı, yüzü peşkirle sarılmış olarak dışarı çıktı. isa oradakilere, “onu çözün, bırakın gitsin” dedi.
yuhanna 11:17-44
bu bölümdeki "isa ağladı" cümlesi kutsal kitap'ın en kısa ayetidir. bu ayet yanlış anlaşılabildiği için açıklamak istiyorum.
isa lazar öldüğü için ağlamadı. zaten oraya onu diriltmek için gitti. dirileceğini bildiği birinin ölümüne neden ağlasın?
isa, kadınlar ve yahudiler üzüldüğü için ağlıyordu. "meryem'in ve onunla gelen yahudiler'in ağladığını gören isa'nın içini hüzün kapladı, yüreği sızladı." yu. 11:33
yüce tanrı onların üzülmesine dayanamadığı için gözyaşı döktü! çünkü bizi sonsuz bir sevgiyle seviyor.
bu ayeti tıpkı bölümde bahsi geçen yahudilerin anladığı şekilde anlayanlar olduğu için açıklamak istedim.
size esenlik olsun.
devamını gör...
y kuşağı sözlükten uçurulsun kampanyası
bunlar hep x kuşağının oyunları. y kuşağı ile z kuşağını birbirine düşürüyorlar bak. gelmeyin oyuna! büyük resmi görün..
devamını gör...
sivas katliamı
35 kişinin hayatına mâl olmuş bir katliamdır. çoğunluğu alevi olan 33 yazar, düşünür ve aydın, 2 de otel çalışanı radikal islamcılar tarafından katledilmiştir.
dönemin siyasetçilerinin de tutumunu unutmamak gerekir. dönemin başbakanı tansu çiller ''çok şükür otel dışındaki halkımız zarar görmedi.'' demiştir.
cumhurbaşkanı süleyman demirel ise ağır tahrik olduğunu söylemiştir.
dönemin içişleri bakanı ise aziz nesin'in halkın inançlarıyla alay edip halkı galeyana getirdiğini söylemiştir.
bu ülke ne çektiyse dincilerden çekti, hala da çekmeye devam ediyor. temel karamollaoğlu'nu da unutmamak gerek. şimdilerde tontiş tontiş takılan bu amcanın da yaptıklarını unutmadık.
sivas davasının üçüncü gününde dinlenen sivas trafik şube müdürü izzet karadağ, tanıklığı sırasında olayların refah partili belediye başkanı temel karamollaoğlu tarafından körüklendiğini söyledi. karadağ, daha önceki ifadesini mahkemede yeniden doğruladı.
ifade şöyle: “karamollaoğlu ‘gazanız mübarek olsun’ diye konuşma yaptı. dağılmak üzere olan kalabalık bundan sonra dağılmaktan vazgeçti. itfaiyeden ise su sıkara kalabalığın dağıtılmasını istedik. ne hikmetse su sıkmadılar.
dönemin siyasetçilerinin de tutumunu unutmamak gerekir. dönemin başbakanı tansu çiller ''çok şükür otel dışındaki halkımız zarar görmedi.'' demiştir.
cumhurbaşkanı süleyman demirel ise ağır tahrik olduğunu söylemiştir.
dönemin içişleri bakanı ise aziz nesin'in halkın inançlarıyla alay edip halkı galeyana getirdiğini söylemiştir.
bu ülke ne çektiyse dincilerden çekti, hala da çekmeye devam ediyor. temel karamollaoğlu'nu da unutmamak gerek. şimdilerde tontiş tontiş takılan bu amcanın da yaptıklarını unutmadık.
sivas davasının üçüncü gününde dinlenen sivas trafik şube müdürü izzet karadağ, tanıklığı sırasında olayların refah partili belediye başkanı temel karamollaoğlu tarafından körüklendiğini söyledi. karadağ, daha önceki ifadesini mahkemede yeniden doğruladı.
ifade şöyle: “karamollaoğlu ‘gazanız mübarek olsun’ diye konuşma yaptı. dağılmak üzere olan kalabalık bundan sonra dağılmaktan vazgeçti. itfaiyeden ise su sıkara kalabalığın dağıtılmasını istedik. ne hikmetse su sıkmadılar.
devamını gör...
gel zoya
andrey voznesenski'nin meşhur oza'sının xı.bölümü. şiirin dizelerinde öyle ince bir saldırı ve tahribata uğrama hissi var ki dizeler geçip giderken bunun saldırmak istemeyen bir insanın cümleleri olduğu anlaşılıyor ama sanki iğneleri saplamadan da sahiden anlatamayacakmış gibi derdini. voznesenski'nin dizelerindeki o çaresiz ve mecburi keskinlik en çok bu şiirinde hissediliyor bana kalırsa. mücadelenin göksel izlerinden uzak, insancıl bir pes etmişlik...
şiir pek çok şey olabilir; eti oyan bir ustura, sıcak bir ev, insanı boğan kül rengi bir okyanus ve bundan çok daha fazlası. voznesenski ise; insanı onlarca yükün altında bırakan ama aynı zamanda derin bir nefes aldıran bir çaresizliği, kangren'den ötürü kesilmesi gereken bir uzvu ustaca yedirmiş dizelerine. orijinal metin ve mehmet h. doğan çevirisi:
xi
gel zoya, açıkça konuşalım seninle
yollarımız ayrılacak nerdeyse;
farklı yollara uzamasın yollar bir,
inan, sonun başlangıcı geldi demektir.
(знаешь, зоя, теперь - без трепа.
разбегаются наши ропы.
стоит им пойти стороною,
остального не остановишь.)
anımsar mısın dubna’yı, ak kundaklar içinde,
anımsar mısın, hani piyano çalıyordun sen
anımsar mısın, birden başını çevirmiştin klavyeden
nasıl da bomboştu, yüzün, ne denli beyaz
bir şey öylesine yitmişti ki yüzünde
bir şey, artık kimseler yerine koyamaz.
(помнишь, зоя, - в снега застеленную,
помнишь дубну, и ты играешь.
оборачиваешься от клавиш.
и лицо твое опустело.
что-то в нем приостановилось
и с тех пор невосстановимо.)
çok şeyler gördüm geçirdim: yağmurlar, gökkuşakları
ufuklar kararırdı geçerken adım
ve dostlar bana ihanetten nasıl da zevk alırdı
ben bile bıkmış usanmıştım kendimden
ama tüm bunlara karşın sen hep sen kaldın.
(всяко было - и дождь и радуги,
горизонт мне являл немилость.
изменяли друзья злорадно.
сам себе надоел, зараза.
только ты не переменилась.)
anımsar mısın son şiir okuyuşunu, elveda der gibi?
aşağılar, bağırırken onlar, sendin koşup gelen yanıma;
eğer varsam bugün, ne derlerse desinler bana,
gönül borcum da sensin, yüzkaram da
(а концерт мой прощальный помнишь?
ты сквозь рев их мне шла на помощь.
если жив я назло всем слухам,
в том вина твоя иль заслуга.)
acılar bir yalaz gibi sardığında gövdemi,
bir suya atlar gibi daldım riga’ya,
dibindeyken suyun, soluğunla yaşattın beni,
ince bir başak sapından, sapsarı, saçların gibi.
(когда беды меня окуривали,
я, как в воду, нырял под ригу,
сквозь соломинку белокурую
ты дыхание мне дарила.)
kilometreler ayıramaz insanı, inan,
birleştirir telefon telleri gibi;
ama milimetrelerse ayıran,
bağışlanmaz bir yazgıdır bu, beterin beteri.
(километры не разделяют,
а сближают, как провода,
непростительнее, когда
миллиметры нас раздирают!)
gerçekse acıların yakınlaştırdığı bizi,
istemem kurtulmayı onlardan;
ve diyelim ki sensin, ben değil
dertlerin gerçekte izlediği.
(если боли людей сближают,
то на черта мне жизнь без боли
или, может, беда блуждает
не за мной, а вдруг за тобою)
kendileri güvende değil ki bizi kurtaranların;
ne çileler, ne üzünçler umurumda,
bil ki tek düşüncem, yarın
koruyabilmek seni kendimden fazla!
(нас спасающие - неспасаемы.
что б ни выпало претерпеть,
для меня важнейшее самое -
как тебя уберечь теперь!)
sen misin değişen,
yoksa ben mi?
bütün geçmişimizden, geçmiş yıllardan,
bir zamanlar biz olan o insan gölgeleri
hüzünle el sallamaktalar bize şimdi.
(ты ль меняешься? я ль меняюсь?
и из лет
очертанья, что были нами,
опечаленно машут вслед.
горько это, но тем не менее
нам пора... вернемся к поэме.)
şiir pek çok şey olabilir; eti oyan bir ustura, sıcak bir ev, insanı boğan kül rengi bir okyanus ve bundan çok daha fazlası. voznesenski ise; insanı onlarca yükün altında bırakan ama aynı zamanda derin bir nefes aldıran bir çaresizliği, kangren'den ötürü kesilmesi gereken bir uzvu ustaca yedirmiş dizelerine. orijinal metin ve mehmet h. doğan çevirisi:
xi
gel zoya, açıkça konuşalım seninle
yollarımız ayrılacak nerdeyse;
farklı yollara uzamasın yollar bir,
inan, sonun başlangıcı geldi demektir.
(знаешь, зоя, теперь - без трепа.
разбегаются наши ропы.
стоит им пойти стороною,
остального не остановишь.)
anımsar mısın dubna’yı, ak kundaklar içinde,
anımsar mısın, hani piyano çalıyordun sen
anımsar mısın, birden başını çevirmiştin klavyeden
nasıl da bomboştu, yüzün, ne denli beyaz
bir şey öylesine yitmişti ki yüzünde
bir şey, artık kimseler yerine koyamaz.
(помнишь, зоя, - в снега застеленную,
помнишь дубну, и ты играешь.
оборачиваешься от клавиш.
и лицо твое опустело.
что-то в нем приостановилось
и с тех пор невосстановимо.)
çok şeyler gördüm geçirdim: yağmurlar, gökkuşakları
ufuklar kararırdı geçerken adım
ve dostlar bana ihanetten nasıl da zevk alırdı
ben bile bıkmış usanmıştım kendimden
ama tüm bunlara karşın sen hep sen kaldın.
(всяко было - и дождь и радуги,
горизонт мне являл немилость.
изменяли друзья злорадно.
сам себе надоел, зараза.
только ты не переменилась.)
anımsar mısın son şiir okuyuşunu, elveda der gibi?
aşağılar, bağırırken onlar, sendin koşup gelen yanıma;
eğer varsam bugün, ne derlerse desinler bana,
gönül borcum da sensin, yüzkaram da
(а концерт мой прощальный помнишь?
ты сквозь рев их мне шла на помощь.
если жив я назло всем слухам,
в том вина твоя иль заслуга.)
acılar bir yalaz gibi sardığında gövdemi,
bir suya atlar gibi daldım riga’ya,
dibindeyken suyun, soluğunla yaşattın beni,
ince bir başak sapından, sapsarı, saçların gibi.
(когда беды меня окуривали,
я, как в воду, нырял под ригу,
сквозь соломинку белокурую
ты дыхание мне дарила.)
kilometreler ayıramaz insanı, inan,
birleştirir telefon telleri gibi;
ama milimetrelerse ayıran,
bağışlanmaz bir yazgıdır bu, beterin beteri.
(километры не разделяют,
а сближают, как провода,
непростительнее, когда
миллиметры нас раздирают!)
gerçekse acıların yakınlaştırdığı bizi,
istemem kurtulmayı onlardan;
ve diyelim ki sensin, ben değil
dertlerin gerçekte izlediği.
(если боли людей сближают,
то на черта мне жизнь без боли
или, может, беда блуждает
не за мной, а вдруг за тобою)
kendileri güvende değil ki bizi kurtaranların;
ne çileler, ne üzünçler umurumda,
bil ki tek düşüncem, yarın
koruyabilmek seni kendimden fazla!
(нас спасающие - неспасаемы.
что б ни выпало претерпеть,
для меня важнейшее самое -
как тебя уберечь теперь!)
sen misin değişen,
yoksa ben mi?
bütün geçmişimizden, geçmiş yıllardan,
bir zamanlar biz olan o insan gölgeleri
hüzünle el sallamaktalar bize şimdi.
(ты ль меняешься? я ль меняюсь?
и из лет
очертанья, что были нами,
опечаленно машут вслед.
горько это, но тем не менее
нам пора... вернемся к поэме.)
devamını gör...
kahvenin tarihine dair
kahve ağacının geçmişi tarih öncesi afrika’sına kadar uzanmaktadır. bugün etiyopya ve kenya’nın bulunduğu orta ve batı afrika’da o dönemlerde, kahve ağacı olduğu varsayılmaktadır. bu bölgelerde, kahve yemişleri başlangıçta bütün olarak veya kırılarak, yağ ile karıştırılıp yenmekteydi. kahve yemen’den öncelikle mekke ve medine’ye ve 15. yy. sonunda ise islam gezginleri tarafından iran, mısır, türkiye ve tüm islam dünyasına yayılmıştır. kahvenin keşfiyle ilgili çeşitli rivayetler vardır. bunlardan biri tarihçi ahmet efendi tarafından aktarılmıştır: tekkesinden kovulan ve dağlara sürülen bir dervişin, bir başka rivayete göre ise bu kişi mokka
kentinin şeyhi ali bin ömer el-şazilidi'nin dağlara sürgün edilip aç kaldığında kahve tanelerini kaynatarak suyunu içtiği ve yaşamını bu şekilde sürdürdüğü söylenir. kahvenin keşfiyle ilgili bilinen en yaygın rivayet ise etiyopyalı çoban kaldi ile ilgilidir. kaldi, keçilerinin bazı yemişleri yedikten sonra canlandığını ve geceleri bile çok az uyuduğunu fark etmiştir. bunun üzerine kaldi, bu yemişleri denemiş ve kendini daha dinç hissetmiştir. kahvenin keçilere yaptığı etkinin kısa sürede farkına varan insanlar, çekirdekleri toplayıp kullanmaya başlamışlardır. bununla birlikte, olgunlaşmış kırmızı renkli meyvelerin toplanıp içerilerindeki tohumlarının yenip içilebilecek hâle gelmesi için gerekli işlemlerin bulunup uygulanması oldukça uzun yıllar almıştır.
kaynak:
gürsoy, d., (2005), sohbetin bahanesi kahvesi, oğlak yayınları.istanbul.
kentinin şeyhi ali bin ömer el-şazilidi'nin dağlara sürgün edilip aç kaldığında kahve tanelerini kaynatarak suyunu içtiği ve yaşamını bu şekilde sürdürdüğü söylenir. kahvenin keşfiyle ilgili bilinen en yaygın rivayet ise etiyopyalı çoban kaldi ile ilgilidir. kaldi, keçilerinin bazı yemişleri yedikten sonra canlandığını ve geceleri bile çok az uyuduğunu fark etmiştir. bunun üzerine kaldi, bu yemişleri denemiş ve kendini daha dinç hissetmiştir. kahvenin keçilere yaptığı etkinin kısa sürede farkına varan insanlar, çekirdekleri toplayıp kullanmaya başlamışlardır. bununla birlikte, olgunlaşmış kırmızı renkli meyvelerin toplanıp içerilerindeki tohumlarının yenip içilebilecek hâle gelmesi için gerekli işlemlerin bulunup uygulanması oldukça uzun yıllar almıştır.
kaynak:
gürsoy, d., (2005), sohbetin bahanesi kahvesi, oğlak yayınları.istanbul.
devamını gör...
zürefanın düşkünü beyaz giyer kış günü
zürefa kelimesini zürafa olarak anlayan ve karıştıranların çokça olduğu atasözüdür.
buradaki zürefayı, zarif kelimesinin çoğulu olarak kibarlar, nazikler olarak düşünebiliriz. düşkün ise refahını, onur ve değerini yitirmiş, geçim sıkıntısına düşmüş manasında olmalıdır.
buradan hareketle tdk'deki anlamına bakalım: "daha önce iyi bir durumda olan kişi bu konumunu kaybettiğinde uygun olmayan, yersiz davranışlarda bulunur" anlamındaki sözdür.
buradaki zürefayı, zarif kelimesinin çoğulu olarak kibarlar, nazikler olarak düşünebiliriz. düşkün ise refahını, onur ve değerini yitirmiş, geçim sıkıntısına düşmüş manasında olmalıdır.
buradan hareketle tdk'deki anlamına bakalım: "daha önce iyi bir durumda olan kişi bu konumunu kaybettiğinde uygun olmayan, yersiz davranışlarda bulunur" anlamındaki sözdür.
devamını gör...
