doğru zamanda, doğru hamleyi yapmaktır.

koca ragıp paşa, osmanlı sadramzamlığı sırasında, ulemadan bir zâtı kıbrıs’a kadı olarak atar. atadığı kadı hem teşekkür etmek hem de kıbrıs’tan bir isteği bulunup bulunmadığını sormak için koca ragıp paşa’yı ziyaret etmiş.
ragıp paşa, kadı’nın bu hareketinden memnun olmuş, dönüşünde mümkün olursa bir kıbrıs eşeği getirmesini rica etmiş. kadı efendi "baş üstüne" deyip ayrılmış. üç yıl kıbrıs’ta kadılık yaptıktan sonra istanbul’a tekrar dönmüş. dönünce r. paşa’yı yine ziyaret etmiş. kadı ziyaretini bitirip ayrılacağı sırada ragıp paşa, kadının hiç eşekten falan söz etmediğini görünce hatırlatmak zorunda kalmış:
— sizden bir ricada bulunmuştum, bana bir kıbrıs eşegi getirecektiniz?.
bunun üzerine kadı hayıflanmış:
— aah efendimiz, vallahi unutmuştum, şimdi sizi görünce hatırladım!
ragıp paşa taşı gedigine koymuş:
— zararı yok kadı efendi, siz geldiniz ya...
devamını gör...

bir boşluk yakalayınca hemen şunların tozunu alayım dedim. kutuda da olsa kıyamıyorum. bu da böyle bir hobi ne yapalım.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

portekizce bir sözcüktür. toplum, edebiyat ve sanat kurallarına uymayan, bulutlarda yürüyen; hayal gücünün ve rüyalarının bulutlarında yaşayan kişi mânâsına gelir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

gelin giysisi.

eğer evlenmiş olsaydım en kralından bir tanesini - elbette maddi imkanlar dahilinde- giyerdim.

kına gecesi, düğün diğer bütün ıvır zıvırlar hiç biri umrumda değil (hatta olmazlarsa daha memnun olurum) ama gelinlik ayrı bir mevzu.
evlenen bir kadının gelinlik giymesi kadar normal bir şey olamaz.
devamını gör...

help turkey , türkiye'de orman yangınlarıyla baş etmeye çalışan halkın çıldırıp uluslararası yardım çığlığıdır.
itfaiyenin su vermemesi, malum hava desteğinin yetersiz olması, yangınların durdurulamaması, üstüne halka çay fırlatılması sonucu türk milletinin yardım çığlığıdır. fetö diyenler oradaki halkın çaresizliğini görememiş veya algılama sorunu yaşayanlardır.
devamını gör...

tayland belgesellerinde sıkça görülen durumdur.

ama işin aslı şöyle ki o pazarlarda satılan böcekler sadece göstermelikmiş ve yerel halk pek böcek yemezmiş amaç turist çekmekmiş.
devamını gör...

umutlu insandır. ayrıca bu yüzden dayak yeme ihtimali olduğunu bilmemesi dolayısıyla turist olma ihtimali olan bireydir.
devamını gör...

az önce el mecbur pazara gittim. aldığım şeyler:
2 kilo domates
2 kilo biber
3 kilo patates
2 kilo soğan
1 kilo çilek
2 kilo da patlıcan.
şu aldıklarım aşağı yukarı 100 tl tuttu dostlar, 100 tl. ne diyebilirim ki?
edit: dostlar abartı diyen olmuş fakat zaten pazarda sayılı ürünler var ve eğer biraz daha kaliteli bir şeyler almak isterseniz sonuç bu. biraz daha uygun olanları alsanız bile çok uygun bir fiyata çıkmanız mümkün değil. burada anlatmak istediğim şey durumun vahimligi.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

ansızın bir stanley kubrick filminde kendini hatırlarsınız.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

toskana’daki bu evde yaşamak:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

saat 13.00'ten beri heyecanla beklediğim röportajdır. moderasyon ekibinden birilerini görmek çok mutlu etmiştir.
hate'in soruları yoldaş benjaminin silah zoruyla sorduğu hissiyatını uyandırmıştır zira hate'in röportaj boyuncaki tavrı (bkz: kamera arkası) ve duruşu akıllara şu sahneyi getirmiştir:

devamını gör...

yol kenarlarında şeftali, karpuz, erik satılan yerler gibidir; o kadar kişi içinden birileri bazen uğrar.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

*2004 şubat’ında piyasaya çıkmış savaş* filmi. malum her savaş aynı zamanda bir dramdır da aslında.

filmin başrolünde tom cruise oynuyor. ona japon oyuncu ken watanabe ve shin koyamada eşlik etmiş. iyi ki de etmiş. bu sayede harika bir film çıkmış ortaya.

filmi hiç izlemediysem 50 defa izlemişimdir. ilk izlediğimde, kimliğimi bırakarak kiraladığım orjinal* film cdsinden izlemiştim. nasılsa haftasonu bende diye üç dört defa izlemiştim.*

daha sonra defalarca izleyerek japon disiplini ve azmini takdir ettim. japonların eskiyi ve yeniyi bir arada tutmalarını hep hayranlıkla karşılamışımdır. günümüzde bu kadar modern ve gelişmiş bir toplum yaratmak sadece çalışmayla olmaz.

sadece çalışmak bir şeyler inşa etmenizi sağlar ama temeliniz sağlam değilse inşa ettiğinizin ömrü de uzun olmaz. onun için, geçmişin ışığında geleceğin peşinden koşmak gerekir. *

sadece koşmak da yetmez. yeni değerler var ederken bir diğer yandan varolan değerlerin korunması ve muhafazası da çok önemli. bir değeri var ederken mevcut değerleri örselemeden devam ettirmek gerek çünkü.

filmde mevcut değerlerin varlığı ve kıymeti vurgulanır, eski ile yeninin birlikte de güzel yaşayabileceği savunulur. hem savunulan mevcut değerler öyle üstün körü inanılmış dogmalara veya kulaktan dolma duyumlara dayanmaz.

öylesine güzel, sürükleyici bir anlatım ve akış yakalanmış ki geleneksel değerlerin mükemmelliği ve doğanın samuraylık geleneğiyle kusursuz uyumu izleyiciyi filme hayran bırakır.

her izlediğimde apayrı bir keyif ve tad alarak izler yeni bir detay farkederim.

neyse filmin içeriğine girmeden pazarınızı güzelleştirecek bir film önerimin sonuna geldim. iyi seyirler dilerim.

beyazperde.com dan konusunu alıntılayarak tanımıma son vereyim.


amerikan ordusunda, ukala ve aynı zamanda da kıdemli bir kaptan olarak bilinen nathan algren, 1870’lerde japonya’dan bir teklif ve davet alır. kendisinden, japon imparatorluğu’nun ilk ordusuna askeri eğitim vermesi talep edilmektedir. her ne kadar modern savaş yöntemleri açısından gelişim gösterseler de samuray kültürü de hem devam etmekte hem de önemsenmektedir. ancak algren, başına gelen bir kaza sonucu, samurayların lideri tarafından kurtarıldığı vakit, esas samuray kültürüyle tanışır ve bundan ziyadesi ile etkilenir. bir samuray savaşçısı gibi hareket etmeyi öğrenmesi onu son derece önemli bir kararın eşiğine taşıyacaktır. başrolde tom cruise’un oluşu filme ekstra bir cazibe katıyor.
devamını gör...

düğünlerin starı,gelinden daha çok merak edilen kişi.kaç yaşındaymış nerede okumuş konuştuğu varmıymış düğün salonunda fısıldamalara neden olur.
devamını gör...

alt komşunun oğlundan apartmandakiler fena şüpheleniyordu. dinlediği müzikler çığlık çığlığa gece yatarken korkutuyordu.tipi,tarzı,tavrı tam tanıma uygundu.sonra ne mi oldu iki çocuk babası göbekli hasan abi oldu.
devamını gör...

(bkz: antalya - alanya)
(bkz: antalya - kemer)
(bkz: antalya - kaş)
(bkz: antalya - göynük)
(bkz: antalya - belek)
(bkz: antalya - merkez)
(bkz: antalya - gazipaşa)
kısacası antalya, antalya, antalya.
devamını gör...

ilk olarak m.ö 1200 civarlarında bir kültür olarak tarih sahnesine çıktığı düşünülen, antik çağa bir zamanlar damgasını vurmuş eski bir hint-avrupalı halk. bugünkü torunları irlandalılar, galler, iskoçlar, kernevekler, normandiya'daki britonlar ve ispanya'nın kuzeyindeki basklardır. her ne kadar günümüzde nispeten küçük sayılabilecek, irlanda ve iskoçya civarlarında varlıklarını ve kültürlerini devam ettirebilmiş olsalar da, zamanında anadolu'dan, balkanlar, orta avrupa, fransa, ve britanya'ya kadar geniş bir alana, çoğunlukla kabileler şeklinde yayılmışlardır. öyle ki, tarihteki ilk kelt devleti olma özelliğini taşıyan galatya krallığı da anadolu coğrafyasında kurulmuştur. roma devleti büyük bir imparatoluk haline dönüşmeden önce sık sık yağmalar ve baskınlar yapan bu halk, romalıları uzunca bir süre canından bezdirmiştir. hatta m.ö 390 yılında brennus isimli galyalı lider, roma'yı ele geçirip yakıp, yağmalamıştır. böylece roma tarihinde büyük bir trajedi bırakmıştır.


keltleri bitiren devlet ise yine roma'dan başkası değildir. keltler, sezar döneminde anavatanı olan galya'yı kaybederek en büyük darbeyi aldılar. tüm birleşik galya kabilelerin önderi vercingetorix, sayı üstünlüğüne rağmen alesia kentinde sezar tarafından kıstırılıp, ağır bir yenilgi alınca ise bizzat kendisi gidip sezar'a teslim oldu. imparator nero döneminde ise britanyalı keltlerin kadın önderi boudica, her ne kadar isyan etse de başarılı olamadı. ancak iskoçya'da kalan kaledonlar, coğrafi avantajın da desteğiyle yüzyıllarca kendilerini savunmayı başardılar. tabii ki roma istediği takdirde o toprakları da pekala alabilirdi, ancak dağlık ve değersiz iskoç topraklarıyla çok da ilgilenmediler. ara sıra gelen kaledon akınlarına karşı ise hadrian ve antonius döneminde iki büyük duvar inşa edildi. roma devleti yıkılıncaya kadar bu duvarlar sayesinde britanya'da ciddi bir tehdit yaşamadılar. bununla da birlikte geriye kalan kelt toplumları uzunca bir süre varlıklarını ve kültürlerini korumayı başardı. ta ki ingiltere'nin hakimiyeti altına girene kadar. ancak ingiliz hakimiyetinde kalan keltler, roma'dakiler gibi asimile olmadılar ve dillerini, kültürlerini muhafaza etmeyi günümüze kadar başardılar. 1919'da irlanda bağımsızlığını kazandı. uzun bir zaman dilimi boyunca, başka milletlerin altında yaşadıktan sonra kurulan ilk ülke oldu böylece. en genel hatlarıyla kelt toplumunun tarihi bu şekilde özetlenebilir.


zamanında belli ki çok savaşçı ve kana susamış bir millet imiş. hatta zaman zaman tanrılarına insan dahi kurban etmişlerdir.
ancak günümüzde tatlış, manyak ve viskiyle kafayı bozmuş bir millet haline gelmişler. bizzat irlanda'da bulunmuş biri olarak çok eğlenceli ve kafa insanlar olduklarını söyleyebilirim. tıpkı tarihte olduğu gibi, hareketli ve çılgın bir millet bu arkadaşlar. ayrıca çok güzel yerel müzikleri vardır. tıpkı kendileri gibi hareketli ve eğlenceli türden. velhasıl kelam, severiz kendilerini efendim.

edit: evet, alttaki arkadaşın da dediği gibi bask dili izole bir dil imiş. ancak kültürel ve genetik benzerlikleri çok büyük oranda iki millette de var. sanırım tarih boyunca keltlerle iç içe yaşamalarının bir getirisi. kapıyı tamamen kapatmamakla beraber ufak bir aralık bırakıyorum o yüzden. herkes araştırıp dilediğini sunsun valla.
devamını gör...

spontaneous woman ukdesidir.

john stamos yunan asıllı amerikalı oyuncu ve müzisyendir. müzisyenliği ile ilgili pek bir malumatım yok ama oyunculuğunu türkiye’nin belli bir döneminde yaşamış olan herkes yakından bilir. ben de öyle.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bir dönem kaçırmadan izlediğimiz hepsi ailemizin birer ferdi haline gelmiş olan full house karakterlerinden jesse rolüyle tanıyoruz john stamos’u.

dizinin yakışıklı ve sevilen amcası rolünde bence oldukça başarılı olan jesse, benim o zamanlar diziyi izleme nedenlerimden biri olan rebecca ile nişanlıdır. aynı evde yaşayan 2 amca, 1 baba ve üç çocuktan oluşan bu dopdolu evde jesse evin bıçkın delikanlısı idi.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

jesse’in en önemli özelliği ise saçlarına asla dokundurmamasıydı. saçların ne kadar önemli bir aksesuar olduğunu biz john stamos’tan öğrendik.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

john stamos ara ara başka yapımlarda da karşımıza konuk oyuncu olarak çıksa da benim dikkatimi yeniden netflix dizisi olan you ile çekti. yıllardır karşılaşmadığın bir arkadaşını gördüğün an gibi bir andı ama john stamos’u bu dizide görünce hakan peker sendromu yaşadım. çünkü çok büyük değişiklikler yoktu abimizde.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

şu sıralar gelirini bir hayır kurumuna bağışladığı kendi mücevher markası ile uğraşmakta bildiğim kadarıyla.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim