az önce otobanda kamyonun arkasında yazan.
" kralı gelse farketmez di 'de , prensesi yollamış lar".
devamını gör...

ezhel rumuzlu rapçi arkadaşın rap'in pavyonunda olduğunu iddia ettiği kişi.

ekleme: işbu başlık sevgili yazar lol'ün ukdesidir.
devamını gör...

tipik pazar sıkıntısı hissediyorum. hazır canım sıkkınken, uzun zamandır muhataplarına söylemeyi beklettiğim bir kaç cümleyi de söyleyerek aradan çıkardım bugün. daha hafifim ama daha rahat değilim. sanırım klasik pazar banyosundan sonra her şey daha güzel olacak.
devamını gör...

otizm spektrum bozukluğu bulunan ya da kısa adıyla osbli bir bireyin hayat boyu mücadelesi, yaşadıkları, aşkları, sosyalleşme çabası, arkadaşlık ve aile ilişkilerini konu alan bir netflix dizisi.

ilk sezon 2017 yılında yayımlanmış dram, komedi, gençlik dizisi. +13 denmiş fakat bizim toplum yapısı ve aile içi özellikle çocuklar için tercih edilen izleme listelerine bakıldığında +16 dizisi gibi.

osb, bir çocuğun ya da bireyin beynindeki sosyal hayat algısını doğrudan etkileyen bir durumdur. bu nedenlerle insanlarla etkileşimi ve iletişimi doğrudan etkiler.
bu bireyler belli kalıplar ve sınırlar içerisinde devam ederler hayatlarına. yaşamları hep bir döngüdür. ne yapacakları? nasıl yapacakları önceden bellidir? bu olmadığında ya da hayatlarında ufacık dahi bir değişim olduğunda hayatları başlarına yıkılmış gibi davranırlar, büyük stres yaşar ve çevrelerindeki insanlarla iletişime tam kapanma yaşarlar.

bu bağlamda bu dizi osbli bir bireyin ve ailesinin nelerle başa çıktığını, çıkmaya çalıştığını, çıkamadığını gözler önüne serer. çevredeki insanların çomak sokma çabaları da cabası. işte bu dizi tam manasıyla bunların bir çoğuna değinmiş.

2021 dünyasında hastalığın yaşattığı zorluklar dışında çevresel faktörlerin hayatlarını bu kadar zora sokmaları, kolaylaştırmak yerine hem resmi mecraların hem insanların osbli birey ve ailelerinin yaşamlarını zorlamaları gerçekten gerçekten akıl alır gibi değil. tabi bunun detaylarına bu başlıkta devam etmek pek doğru olmayacak biz şimdi biraz diziye yoğunlaşalım.

sam gardner (keir gilchrist) kız kardeşi casey gardner (brigette lundy) annesi elsa (jennifer jason) ve babası doug (michael rapaport) birlikte küçük sayılabilecek bir şehirde yaşarlar.

elsa, aşırı korumacı bir anne. bunun aksine doug, sam'ın durumunu kabul etmeyen, bunu bilinçsiz bir şekilde umursamayan, yok saydığında yok olacağını düşünen, kötü niyetli olmayan fakat sorumluluklarının tam bilincine varamayan bir baba. elsa bu yalnızlığı yıllarca içinde yaşamış bir kadın. hatta doug, ilk teşhis konulduğunda onları terk etmeyi ve kaçmayı seçmiş. zorluklarla kimisi kalıp savaşırken kimisi kaçmayı tercih eder. kaçtıklarında ya da görmezden geldiklerinde sorunların ortadan kalkacağını düşünürler. işte doug bu yolu seçer. hayat boyu sam'ı ve sam'ın hatta elsa'nın bile yaşadıklarını görmezden gelir.

doug'ı elsa'nın başka bir adamla yaşadığı ilişki gerçekleri görmeye iter. sancılı bir süreç tabi. bu durumu öğrenmeden önce elsa'yı biraz olsun anlamaya çalışır. onları nasıl yalnız bıraktığını fark eder. sonra aldatılmanın sancılı yüzüyle karşılaşır ve elsa aileden aforoz edilir. o hep aforoz değil midir zaten? casey'in annesine sürekli nefretle yaklaşması, sam'ın her geçen gün artan sorunları, anlaşılmaz olması ve annesiyle olan iletişimini büyüdükçe sınırlandırması, doug'un sürekli yanındaymış gibi olup aslında ruhen çok uzak olması. dışarıdan aileymiş gibi görünüp aslında bir ailenin yapıtaşı olamayışı. kendisini olmayan bir aileye dahil etme çabası. çok mu dramatize ettim? işte dizinin draması sadece sam'in yaşadıkların da değildi. doug'un, casey'in ve elsa'nın da yaşadıklarındaydı. özel bir çocuğun ailesi olmak. onu kabul edebilmek, onu korumak, onu desteklemek, onu anlamanın yanında kendi hayatını yaşamakta ya da yaşayamamakta...

casey, koşuda dereceleri olan güzel bir eğitim hayatı bulunan genç bir kız. ailesinin kendisini 2. plana attığını düşünen, dışarıdan güçlü içeriden asi, küçük bir kız çocuğu. annesinden ilgi bekleyen ama aradığı ilgiyi sadece özel çocuk olan abisine verildiğinde daha çok agresifleşen ve içinde biriktirdiği ilgi açlığını annesine düşmanca davranışlarıyla belli eden bir kız çocuğu hepsi bu. anlamsız tavırları, şımarıklığı, asi kız ayakları hep bundan hep.

sam, yaşadığı zorlukları bir kenara bırakırsak meraklı, kendini zorlayan, değişim için çabalayan özellikle çevresinin desteğini aldığında başaramayacağı hiçbir hedefi olmayan biri. zorlanıyor fakat hırpalansada vazgeçmiyor. en yakın arkadaşı zahid ve kız arkadaşı paigeyle zor olsada güzel bir iletişim kurmayı başarıyor. üniversiteye gidiyor. orada bir çok arkadaş ediniyor ve hatta antartika'ya bile gitmeye çalışıyor. bunun için hedefler belirleyip adımlar atıyor.

bizlere göre hayatı daha düz görüyor sam. duyguları yönetmekte ve yeni duygularla baş etmekte biraz zorlansa da zamanla öğreniyor. empati duygusundan biraz mahrum ama bunu bile zamanla öğreniyor. sam'ın hayatı aslında bir başarı hikayesi. istendiğinde başarılamayacak hedef yoktur. yeterki iste.

gerek sam'in gerekse tüm yan karakterlerin yaşamı, bu yaşamı anlayış şekilleri, yaptıkları hataları, hayattan aldıkları dersleri bizlere kendimizi sorgulamamıza ön ayak oluyor bir yerde.

dizideki karakterler ve oyunculuk çok iyi. tüm karakterler çok gerçekçi. özellikle sam. oyuncular rollerinin hakkını veriyor.

yeni bir sezon gelir mi bilemem. aslında gelmeli. netflix için çok fazla kaliteli bir dizi. yani ben bu platforma biraz ön yargılıydım fakat bu dizi beni bu konuda şaşırttı. yeni bir sezon olması bu açıdan beni pek mutlu eder.

iyi seyirler efem...
devamını gör...

sokağa çıkma yasağını çiğnememiştir,tebrikler.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

hiç şüphesiz teknoloji yaptığımız işleri pek çok alanda kolaylaştırıyor. en basit sistemlerden, en gelişmiş sistemlere kadar teknolojinin insan hayatına pek çok faydası oluyor.

fakat teknolojiyi kullanan her birey, teknolojinin insanları daha depresif, daha sinirli, daha sabırsız ve daha mutsuz bir hâle getirdiğini gözlemlemiştir diye düşünüyorum.

bize iş hayatımızda bu kadar kolaylık sağlayan bu şey, ruhsal olarak büyük zorluklar yaşamamıza sebep oluyor.

son dönemlerde -yaklaşık 5-6 senedir- çok kafamı kurcalayan bir sorunsal bu. gece yastığa başımı koyduktan sonra, köy hayatında, teknolojiden uzak bir hayat sürme hayalleri kuruyorum.
devamını gör...

güzel bir tartışma konusu. benim değerlerime saldırı niteliğinde olmayan her düşünce saygı duyulabilir.
devamını gör...

varsa kesin tanımıştır çünkü berserk_gloria nickini senelerdir her yerde kullandığım için artık bir anonim değildir..
devamını gör...

kendisi gelmedigindendir.
devamını gör...

içişleri bakanına yakışmayan üslupla yine asma kesme raconu. içişleri bakanı değil de bir siyasi parti lideri gibi konuşuyor.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

tabii ki iç güzelliğe önem veriyorsundur ama önce dış görünüşüyle senin dikkatini çekmiştir, yoksa iç güzelliğinin farkına varamazdın. dürüst olalım hepimizin dikkatini ilk çeken; dış görünüş, diksiyon gibi şeyler. kimse dikkatini çekmeyen biriyle ilgilenmez.
devamını gör...

güzel günler çabuk geçer.
devamını gör...

arkadaş bile olunmaması gereken erkektir.
devamını gör...

hamuru çubuğa sarmışlar, sonra üzerine tarçın, şeker, içine çikolata, karamel, fındık ne varsa dökmüşler. isteğe göre içine dondurma ya da meyve çeşitlerinden doldurmuşlar. bu muhteşem tatlıya da trdelnik demişler.
kürtőskalács ya da chimney cake olarak da bilinir. avrupa'nın bir çok ülkesinde bulunuyor. özellikle prag'ta her sokak başında satılıyor.
prag'a gittiğim ilk gün sokakta mis kokusunu duyarak tanıştığım tatlıdır. en asil duyguların tatlısıdır, gönlümün efendisidir. zaman zaman aklıma düşer ve kendini özletir kerata.
bir görselini de iliştireyim.
devamını gör...

yeni admin hesabı.
devamını gör...

dilimizde yanlış yer edinmiş fransızca kökenli kelimelerden biridir ''restoran''.* bu kelime birçok yerde ne yazık ki ''restaurant'' olarak kullanılmaktadır. kökü latince olan ''restaurare'' kelimesine dayanmaktadır; bu kelime, re- “tekrardan” anlamında ön ek ile –staurare “kurmak, yenilemek, onarmak” kökünün birleşimiyle oluşmaktadır. kelimenin tarihine göz atarsak bu yanlış kullanımın önüne geçebiliriz kanısındayım. paris'te, kaynaklardaki bilgiye göre 1765 yılında m. boulanger* mahlaslı biri tarafından çorba hatta daha doğrusu et suyu satılan bir dükkan açılıyor. açmış olduğu dükkanın önüne ise ''boulanger débite des restaurants divins* yazılı bir tabela asmış. çevirisini not düşmüş olduğum tabeladan da anlaşıldığı üzere o zamanlar restoran kelimesi aslında et suyu çorbalarına deniliyormuş. 18. yüzyıl fransasında ise o dönemler halk tarafından zayıf, zarif ve tabiri caizse çıtkırıldım olmaya özeniliyordu ve bu sebeple de boulanger, bu kişilerin güçlerini yeniden toplamalarına yarayan, onları ''onaran'' et suyu çorbaları satmaya başlamış. bir zaman sonra bu tarz yerler açanlara restoran sahibi denilmeye başlandığından olsa gerek, kelime artık bir ürünün değil mekânın adına dönüşüvermiş. türkçe'de ilk kullanımı ise abdülhak hamid tarafından 1878 yılında kullanıldığı iddia ediliyor. günümüzde türkçe karşılığı ''restoran'' olarak bilinse de aslında ''lokanta'' veya ''aşevi'' daha doğru kullanımlardır.
devamını gör...

nasıl yani dory nasıl cerrah olabilir. o minnoşluğa birde karizma eklendi şimdi.
devamını gör...

anneeeeee! ben ne zaman doğacağım yaaaa!

tanım : 2002 yılındaymış gibi yazdığımız başlık.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim