krabbe hastalığı
b-galaktozidaz enzim eksikliğine bağlı görülen, santral sinir sisteminde beyaz cevheri tutan bir hastalıktır.
hastalıkta mental retardasyon, optik atrofi görülebilirken, hepatosplenomegali görülmez.
hastalıkta mental retardasyon, optik atrofi görülebilirken, hepatosplenomegali görülmez.
devamını gör...
online sistemin öğrencileri tembelleştirdiği gerçeği
sadece öğrencileri değil eğitimcileri ya da evden çalışanları da tembelleştirmekte olduğunu düşündüğüm sistemdir. aslında tembelleşmek değil tam karşılığı. öğrenmek ve eğitmek için gerekli sakin ya da sessiz bir ortam yok. normalde olsa sınıfta iyi kötü ders ortamı sağlanabiliyorken online eğitimde etraftan gelen sesler, telefon, internet gibi dış uyaranlar mevcut. psikolojik olarak da herkes çok farklı duygular yaşıyor şu süreçte, yani iç uyaranlardan da hayır yok anlayacağımız. bizi motive edebilecek bir şeyler bulamadıkça verimli şekilde sistem işlemeyecektir herkes için.
devamını gör...
dünyadaki en korkunç gerçek
ölüm. herkesi bekleyen son. o kadar hayal o kadar acı o kadar plan boşaymış diyorsun. tek yaptığımız öleceğimiz güne yürümek. adım adım ve her nefes ile daha da yaklaştığımız gerçek. *
devamını gör...
sınavda iyi şanslar
sınavdan mutlu çıkın inşallah.
devamını gör...
yalnız çok yalnız yapayalnız biri olmak
katlanılmasi zor bir yazgidir. duygu ve düşünceler paylaşılamaz. kendi kendine konuşmalar başlar. mutlu görünen bir grup fark edilince başka yana bakılır. ruh eşi başka galakside olsa gerek şeklinde düşünülür. yalnızlık tanrıya değil bu insanlara mahsustur. kimse tarafindan anlasilmazlar. sürüden kovulmuş lanetli varlıklardir. yitik bir ruh olarak hayalet gibi sürüklenirler. cemiyet bunlara uzaylı muamelesi yapar.
devamını gör...
can kazaz
sesi de kalemi de çok güzel olan bir sanatçı. aşığım desem yeridir. öyle seviyorum.
devamını gör...
bipolar duygudurum bozukluğu
yukarıda zaten ne olduğunun tanımı girilmiş. tekrara düşmeden başlayayım.
günümüzde gerçeklikten uzak,net bağımlısı, hayatı herhangi bir şekilde sadece havaya bağlı yaşamak sanan bir kitlenin ufak ve tam anlam teşkil etmeyen bazı göz gedirmeleri sonucu benimsemek için can attıkları hastalıklardan biri.
aynı zamanda benim içinde yıllardır çırpındığım,çırpındıkça daha da battığım güzide hastalık.
teşhis konmadan önce karakterimin gel-gitli olduğuna inanıyordum. ki insanın kendini bile tanıyamayacağı fikrindeki ben için çok fazla üzerinde durulmayacak bir olaydı. böyleydim,böyleyim.
iki ayrı uçurum arasında sonsuz başka koordinat değişikliğini de barındırır içinde. atak döneminde atağın şiddetine de bağlı olarak hafızanın neredeyse tamamen silinmesine ramak bırakır. gündelik hafızama da ket vurması bana yaptığı ufak(!) sürprizlerden ki her şeyi neredeyse saati saatine hatırlayan ben çoğu kez kendi evimin yolunu unutup paniğe düşücek hale geldim.
balataları yaktırmayan kısmı o mükemmel iyiliğin eninde sonunda geleceğini-bazen dehşet derece zor - bilmek galiba.
dibin dibini bulmakla nirvana arası bir hayat. ne öldürüyor ne yaşatıyor. omurganı kaybedip kadrolu bir sürünme haliyle belirsiz bir boşlukta can çekişiyorsun. evinden daha fazla benliğine katmak zorunda olduğun hastane koridorları,hapishaneden farkı olmayan her yanı demir parmaklıklı lanet hastane odaları,çok arada da olsa maruz kaldığın o yoğun bakımın kelimelere gelmeyecek kadar berbat havası ( sanırım kendini kaybetmenin en önemli eşiği. hani azıcık bilincin olsa hayatta kalma ihtimalin yok ya da o eşiğe gelme durumun), hayatının tek düzeni olan her gün o bir avuç ilaç,...
bilmiyorum,kelimelere gelmeyecek sonsuz şey. yaşayan bilir. delirmenin garip bir eşiği. ve asla havalı olmayan üstelik insana soluyacak hava da bırakmayan bir girdap.
***üstelik bu benliğe +okb ve ileri derece anksiyete.(hayata dair bir kalite kalmıyor zaten. kalan sana bile ait olmayıp kendi ateşinle sevdiğin ne varsa yakıp yıktığın kocaman bir cehennem.)
günümüzde gerçeklikten uzak,net bağımlısı, hayatı herhangi bir şekilde sadece havaya bağlı yaşamak sanan bir kitlenin ufak ve tam anlam teşkil etmeyen bazı göz gedirmeleri sonucu benimsemek için can attıkları hastalıklardan biri.
aynı zamanda benim içinde yıllardır çırpındığım,çırpındıkça daha da battığım güzide hastalık.
teşhis konmadan önce karakterimin gel-gitli olduğuna inanıyordum. ki insanın kendini bile tanıyamayacağı fikrindeki ben için çok fazla üzerinde durulmayacak bir olaydı. böyleydim,böyleyim.
iki ayrı uçurum arasında sonsuz başka koordinat değişikliğini de barındırır içinde. atak döneminde atağın şiddetine de bağlı olarak hafızanın neredeyse tamamen silinmesine ramak bırakır. gündelik hafızama da ket vurması bana yaptığı ufak(!) sürprizlerden ki her şeyi neredeyse saati saatine hatırlayan ben çoğu kez kendi evimin yolunu unutup paniğe düşücek hale geldim.
balataları yaktırmayan kısmı o mükemmel iyiliğin eninde sonunda geleceğini-bazen dehşet derece zor - bilmek galiba.
dibin dibini bulmakla nirvana arası bir hayat. ne öldürüyor ne yaşatıyor. omurganı kaybedip kadrolu bir sürünme haliyle belirsiz bir boşlukta can çekişiyorsun. evinden daha fazla benliğine katmak zorunda olduğun hastane koridorları,hapishaneden farkı olmayan her yanı demir parmaklıklı lanet hastane odaları,çok arada da olsa maruz kaldığın o yoğun bakımın kelimelere gelmeyecek kadar berbat havası ( sanırım kendini kaybetmenin en önemli eşiği. hani azıcık bilincin olsa hayatta kalma ihtimalin yok ya da o eşiğe gelme durumun), hayatının tek düzeni olan her gün o bir avuç ilaç,...
bilmiyorum,kelimelere gelmeyecek sonsuz şey. yaşayan bilir. delirmenin garip bir eşiği. ve asla havalı olmayan üstelik insana soluyacak hava da bırakmayan bir girdap.
***üstelik bu benliğe +okb ve ileri derece anksiyete.(hayata dair bir kalite kalmıyor zaten. kalan sana bile ait olmayıp kendi ateşinle sevdiğin ne varsa yakıp yıktığın kocaman bir cehennem.)
devamını gör...
az bilinen görgü kuralları
çok yaşlı olmasına karşın saçları yapılı makyajlı bir kadın deniz kenarındaki yürüyüşünden dönerken yolun karşısına geçmek için kaldırımın kenarında durduğunda yalnız olduğunu görünce yanına yaklaşıp “bugün hoş bir hanımefendi koluma girip bir kaç adımda olsa zerafeti ile günümü güzelleştirdi diyebilmem için koluma girip karşı kaldırıma bana eşlik edermisiniz efendim?”
gülümseyerek “sizin gibi centilmenler kaldı mı?” deyip koluma girdi,araçları durdurup yolun karşısına geçince elime hafifçe vurdu,ben “rica ederim benim için zevkti” dediğim de gülüp “bunun teşekkür etmek olduğunu bilen kalmış bu devirde” dedi.
yardım ettiğiniz yaşlı bir insan elinize hafifçe vurur ise o teşekkür anlamına gelir bu,ülkemizde ve yurt dışında saraylı diye tabir edilen soylu insanlara has bir özelliktir.
aklnızda bulunsun.
gülümseyerek “sizin gibi centilmenler kaldı mı?” deyip koluma girdi,araçları durdurup yolun karşısına geçince elime hafifçe vurdu,ben “rica ederim benim için zevkti” dediğim de gülüp “bunun teşekkür etmek olduğunu bilen kalmış bu devirde” dedi.
yardım ettiğiniz yaşlı bir insan elinize hafifçe vurur ise o teşekkür anlamına gelir bu,ülkemizde ve yurt dışında saraylı diye tabir edilen soylu insanlara has bir özelliktir.
aklnızda bulunsun.
devamını gör...
hrant dink
2007 yılında, gazetesinin önünde, ayağında tabanı delik ayakkabılarıyla yüzü koyun yatan bir güvercindir...
kimsesiz bir anadolu ermenisi, barışa ve kardeşliğe yeminli esmer yüzlü bir çocuk, koruyamadığımız bir çocuktur...
güvercin ürkekliği ile yaşamış, sokak ortasında sırtından vurulmuştur.
katilinin eline de bayrak verilip fotoğraflar çekilmiş, kahraman ilan edilmiş, hatta kimi polisler protesto eylemlerine cinayet günü ogün samast'ın taktığı beyaz berelerle gelmişlerdir.
ayrıca ogün'ün cinayeti tek başına planlamadığı belli olsa da, bunca yıldır kamu vicdanını rahatlatan bir dava süreci de işlememiştir.
ama gariptir ki yaşamını barış ve kardeşliğe adamış hrant'ın ölümü, bir noktada türk milliyetçileri ile ermeni milliyetçilerini birleştirmiştir. türk milliyetçileri hem solcu, hem ermeni, hem oydu hem buydu diye ölümüne canı gönülden sevinmişlerdir. ermeni milliyetçileri ise ayaklarına bağ olan bu 'hain'nin hem ölmesine sevinmişler, hem de ellerine türk düşmanlığını körükleyecek harikulade bir koz geçtiği için avuçlarını zevkle ovuşturmuşlardır.
bizeyse bir buruk gülüş, iki damla göz yaşı ve 14 yıldır hiç eksilmeyen bir acı kalmıştır hrant'tan geriye... ama ne gariptir hatırası bizi daha bir çok bağlamıştır bu memlekete... çünkü onu yitirdiğimizden beri bu memleket bize, esmer yüzlü yetim bir ermeni çocuğundan emanettir. onun yarım kalmış kardeşlik türküleri ve canından çok sevdiği anadolusu hepimize emanettir o günden şimdiye...
yokluğunun içimizde bıraktığı geçmeyen yaraya rağmen, iyi ki geçti ömrümüzden...
inan olsun dostlar, inan olsun kardeşler, bu karanlığı yırtacak dünyayı yeniden kuracağız bunu bir güvercine ve memleketimize borçluyuz....
kimsesiz bir anadolu ermenisi, barışa ve kardeşliğe yeminli esmer yüzlü bir çocuk, koruyamadığımız bir çocuktur...
güvercin ürkekliği ile yaşamış, sokak ortasında sırtından vurulmuştur.
katilinin eline de bayrak verilip fotoğraflar çekilmiş, kahraman ilan edilmiş, hatta kimi polisler protesto eylemlerine cinayet günü ogün samast'ın taktığı beyaz berelerle gelmişlerdir.
ayrıca ogün'ün cinayeti tek başına planlamadığı belli olsa da, bunca yıldır kamu vicdanını rahatlatan bir dava süreci de işlememiştir.
ama gariptir ki yaşamını barış ve kardeşliğe adamış hrant'ın ölümü, bir noktada türk milliyetçileri ile ermeni milliyetçilerini birleştirmiştir. türk milliyetçileri hem solcu, hem ermeni, hem oydu hem buydu diye ölümüne canı gönülden sevinmişlerdir. ermeni milliyetçileri ise ayaklarına bağ olan bu 'hain'nin hem ölmesine sevinmişler, hem de ellerine türk düşmanlığını körükleyecek harikulade bir koz geçtiği için avuçlarını zevkle ovuşturmuşlardır.
bizeyse bir buruk gülüş, iki damla göz yaşı ve 14 yıldır hiç eksilmeyen bir acı kalmıştır hrant'tan geriye... ama ne gariptir hatırası bizi daha bir çok bağlamıştır bu memlekete... çünkü onu yitirdiğimizden beri bu memleket bize, esmer yüzlü yetim bir ermeni çocuğundan emanettir. onun yarım kalmış kardeşlik türküleri ve canından çok sevdiği anadolusu hepimize emanettir o günden şimdiye...
yokluğunun içimizde bıraktığı geçmeyen yaraya rağmen, iyi ki geçti ömrümüzden...
inan olsun dostlar, inan olsun kardeşler, bu karanlığı yırtacak dünyayı yeniden kuracağız bunu bir güvercine ve memleketimize borçluyuz....
devamını gör...
spawn
devamını gör...
hayatınız bir film olsaydı şarkısı ne olurdu sorunsalı
azer bülbül - duygularım.
tanım: hayatımızın şarkısını paylaştığımız başlıktır.
tanım: hayatımızın şarkısını paylaştığımız başlıktır.
devamını gör...
buz devri replikleri
en sevdiğim.
devamını gör...
muasır medeniyetler seviyesi
ne kadar yaklaştığımızı tartışmamız gereken seviyedir. maddeler halinde bakılabilir aslında bu konuya ve birlikte karar veririz:
1. hukuk: adli kontrol şartıyla serbest bırakılmak sözünü duymaktan gına getirdiğimiz bir dönemdeyiz şu an. kadınları taciz eden, onlara tecavüz eden, hayvana eziyet eden, trafikte alkollü ve ehliyetsiz ( tam tersi olmalıydı) araç sürerken insaların hayatını söndüren, çalan çırpan herkes bu şartla serbest bırakıldı. bunun haricinde eleştiren, hak arayan, ses çıkaran, muhalif olan herkes içeride. olmadı. ulaşmadık.
2. eğitim: ne müfredatlar doğru düzgün hazırlanıyor, ne de öğretmenler doğru düzgün yetişmiş olarak sahaya gönderiliyor.* öğrencilerin ve velilerin isteğine göre sınıf geçiliyor, kitap okuma araştırma desen zaten yok. öğretmenler hak ettikleri ücretleri alamadığı için ek işlerin peşine düşmüş durumda, birçok öğretmen zaten alanında yeterli bilgiye de sahip değil. idareciler belli bir siyasi görüşten seçildiği için okullar siyasetin fink attığı ilişkiler yumağı haline geldi. olmadı. bunda da ulaşamadık.
3. ekonomi: ayakkabı kutuları, cengiz inşaat, çılgın projeler kapsamında incelerken tadını artırmak için üzerine biraz da pudra şekeri serpmemiz gerek ekonomi doların ve avronun elinde bir yoyo gibi savruluyor. herkes kendini fakir hissederken büyük bir çoğunluk da tevekküle sarılmış uyuyor. olmadı. yine ulaşamadık.
4. medya: bir zamanlar tarafsız olduğuna dair şehir efsaneleri dinlediğimiz bu yapı kurban bayramında kaçan bir dana gibi ne yöne döneceğini şaşırmış, can havliyle koşturup durmakta. kim kimi kapısına bağlı, kim kime havlıyor belli değil. dizilerle inşa edilmeye çalışılan yeni insan prototipinden hiç bahsetmiyorum bile. bu da gol değil. ulaşmadık yine.
diğer yazarların ekleyeceği maddeler de vardır elbette. benden bu kadar. acaba beklesek de muasır medeniyetler seviyesi mi aşağıya inse?
1. hukuk: adli kontrol şartıyla serbest bırakılmak sözünü duymaktan gına getirdiğimiz bir dönemdeyiz şu an. kadınları taciz eden, onlara tecavüz eden, hayvana eziyet eden, trafikte alkollü ve ehliyetsiz ( tam tersi olmalıydı) araç sürerken insaların hayatını söndüren, çalan çırpan herkes bu şartla serbest bırakıldı. bunun haricinde eleştiren, hak arayan, ses çıkaran, muhalif olan herkes içeride. olmadı. ulaşmadık.
2. eğitim: ne müfredatlar doğru düzgün hazırlanıyor, ne de öğretmenler doğru düzgün yetişmiş olarak sahaya gönderiliyor.* öğrencilerin ve velilerin isteğine göre sınıf geçiliyor, kitap okuma araştırma desen zaten yok. öğretmenler hak ettikleri ücretleri alamadığı için ek işlerin peşine düşmüş durumda, birçok öğretmen zaten alanında yeterli bilgiye de sahip değil. idareciler belli bir siyasi görüşten seçildiği için okullar siyasetin fink attığı ilişkiler yumağı haline geldi. olmadı. bunda da ulaşamadık.
3. ekonomi: ayakkabı kutuları, cengiz inşaat, çılgın projeler kapsamında incelerken tadını artırmak için üzerine biraz da pudra şekeri serpmemiz gerek ekonomi doların ve avronun elinde bir yoyo gibi savruluyor. herkes kendini fakir hissederken büyük bir çoğunluk da tevekküle sarılmış uyuyor. olmadı. yine ulaşamadık.
4. medya: bir zamanlar tarafsız olduğuna dair şehir efsaneleri dinlediğimiz bu yapı kurban bayramında kaçan bir dana gibi ne yöne döneceğini şaşırmış, can havliyle koşturup durmakta. kim kimi kapısına bağlı, kim kime havlıyor belli değil. dizilerle inşa edilmeye çalışılan yeni insan prototipinden hiç bahsetmiyorum bile. bu da gol değil. ulaşmadık yine.
diğer yazarların ekleyeceği maddeler de vardır elbette. benden bu kadar. acaba beklesek de muasır medeniyetler seviyesi mi aşağıya inse?
devamını gör...
atatürk'ün en sevilen sözü
eğer bir gün fikirlerim ilimle ters düşerse beni değil ilimi seçin
devamını gör...
fiyatını hak etmeyen ürünler
tuvalet kağıdı.
devamını gör...
kupa ile çay içmek
-siyah çay için konuşuyorum- çaykolik biri olarak mümkünse tercih etmeyeceğim eylemdir.
çabuk soğur, çayın tadı kupada değişir.
nedense porselen fincanda içtiğimde, porselenin tadı da geçiyor çaya, hoşuma gitmiyor. kaynar kaynar, demli ve cam çay bardağında içilir siyah çay.
çabuk soğur, çayın tadı kupada değişir.
nedense porselen fincanda içtiğimde, porselenin tadı da geçiyor çaya, hoşuma gitmiyor. kaynar kaynar, demli ve cam çay bardağında içilir siyah çay.
devamını gör...
sinyal
ülkemizde bulunan çoğu şoförün kullanmayı bilmediği işaret.
devamını gör...
yazarların normal sözlük'ten öğrendikleri
banlamak, pp gibi şeyleri öğreniyorum.*
edebi tanımlar ile kül olup kültür oluyorum.
çok güzel resimler paylaşılıyor zevkle beğeniyorum.
bla bla bla
hem eğleniyorum hem kendime ekliyorum.
ezcümle kendime güncelleme atıyorum yazarlar sayesinde.
edebi tanımlar ile kül olup kültür oluyorum.
çok güzel resimler paylaşılıyor zevkle beğeniyorum.
bla bla bla
hem eğleniyorum hem kendime ekliyorum.
ezcümle kendime güncelleme atıyorum yazarlar sayesinde.
devamını gör...

