hayatımdaki en yakın arkadaşımdan yani sözlükte bilinen adıyla kıvırcık ateş topu * doğum günü hediyesi olarak çok güzel ve çok tatlı bi kolye almıştım*. hem de papatya desenli ve o kadar güzel kii hep takıyorum ayrılamıyoruz resmen*.
devamını gör...

engin günaydın in oynadığı dizi ve filmlerde artık gerçekten kendini oynadığına inandığım filmdir. kötülemek anlamında değil yorumum, rollere kattığı ilaveler var ama bu kadar doğal olamaz bu karakterler dedirtiyor. gerçek hayatta da böyle tipler var. sanki hayatın düzgün gidiyormuş gibi etrafina göstermelik hareketler. herkesin çevresinde dalga konusu olma korkusu yok mu zaten. aslında herkes senin gibi ama kimse o son adımı atıp doğruyu söyleyemiyor. biri bı söylese herkes rahat edecek ama işte o insanın içindeki, her an karşındakinin açığını buldugun anda onu ezmeye çalışacak duygu tetikte bekler. aynı sıkıntı sende olsa bile içine içine ağlarsın ama başkasında gördüğün an onu eziklersin. bu duyguyu filmi izlerken net yaşatmislar izleyiciye. o içine kapanikliktan kurtulmak isteme ama kurtulamama ikilemi, korkusu içini kemiriyor filmi izlerken. arada da "aynı ben" diyorsun içinden.
film de en iç acitici sahne ise öner erkan in canlandırdığı alp karakterinin ev partisinden herkesin tek tek ayrıldığı sahnedir. ki bu sahne ilk önce komik geliyor ama film ilerledikçe aslında yalnızlığın dramasini yaşattığını anlıyoruz. araya sepristirilen absürt durum ve şakalar da acaba bu bir rüya mı, hangisinin rüyası olabilir diye düşündürüyor izleyiciye.
güzel film olmuş, yazanın, yapanın, çekenin, oynayanınn, oynatanin, çay su verenin emeğine sağlık.
devamını gör...

1949 yılında doğan, 1984 yılında miami vice dizisindeki gizli polis sonny crockett ile şöhrete ulaşan, zamanın yakışıklı, şimdinin karizmatik oyuncusu.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

üzülmedim. çünkü sözlükteki arkadaşlık kurduğum çoğu insanın beni gerçekten sevdiğini biliyorum. sevilmek için illa oraya yazılmaya gerek yok. bana yazdıkları benim için kafi.
devamını gör...

iç karartıcı anlarla başlayan, kişinin iç dünyasında kabul görememe ve kendini diğerlerinden soyutlaması ile bi başına kalma hali.
devamını gör...

mezardır
devamını gör...

engel eğrileri, fiyatlar sabit iken tüketicilerin toplam gelir veya harcamalarında değişiklikler meydana geldiği takdirde tüketicilerin çeşitli mallara yönelik satın alımlarında ne şekilde değişiklikler olduğunu ortaya koymaktadır.
devamını gör...

numen de denilen ding an sich (ingilizcede thing-in itself) türkçeye "kendinde şey/kendinde olan şey" olarak çevriliyor.
kant felsefesinde fenomenin ötesindeki bilinemez ve tanımlanamaz ''gerçeklik'' veya ''gerçek bilgi''yi ifade ediyor.

ekleme: işbu tanım sevgili yazar piyanistin ukdesi olduğu üzere yazılmıştır.
devamını gör...

franz kafka’nın düzen üzerine olan görüşlerini aktardığı eseridir. babası ile olan ilişkisini, aile kavramını ve babasının üzerinde kurmak istediği hakimiyeti anlatır. anne ve babanın aslında çocuklara birer figüran olduğunu, onları izleyerek gözlemleyerek hareketlerinin ve düşüncelerinin şekillendiğini görebiliriz. ebeveynlerin çocuklar üzerinde kurmak istediği hakimiyeti ve baskıcı durumların, ileriye dönük büyük travmalar yaşatabildiğini anlayabiliriz.

--- alıntı ---

o zaman ve her zaman tek ihtiyacım olan şey desteklenmekti. senin mutlak fiziksel varlığın bile beni eziyordu. mesela şunu kabinde sık sık birlikte soyunduğumuzu hatırlıyorum. ben sıska, kırılgan ve narinken, sen güçlü, yapılı ve iri yarı bir adamdın. kabinde bile kendimi zavallı biri olarak görürdüm, üstelik sadece senin önünde değil, tüm dünyanın önünde çünkü benim gözümde sen her şeyin ölçütüydün.

--- alıntı ---
devamını gör...

troll bile olamayacak zihniyet..
devamını gör...

bayram mutluluğunu bir yanı eksik yaşayan yazarlardır. hep bir tarafımız eksik kalır nedense. her şeye rağmen iyi bayramlar diliyorum efendim.
devamını gör...

ah yüreğimde dört nala atlar,
atların sağrısında kanatlar...
devamını gör...

dışarıda yemek yedikten sonra yaşıyorum bu hissi. "ne gerek vardı bu yemeğe 30,40 tl vermeye, gidip baska bir sey alsaydın ya" diye kendime kızıyorum ama aynı zamanda yemek siparis verirken kendimden geçiyorum.
devamını gör...

çocuğun ateşinin düşmesi.
devamını gör...

mudanya belediyesinin "128 milyar dolar nerede?" afişleri sökülerek cumhurbaşkanına hakaret soruşturması başlatılmış.
kaynak
kaynak-2
kaynak-3

chp mudanya ilçe başkanlığının billboardlara astırdığı "128 milyar dolar nerede" afişleri gece yarısı söküldü. mudanya'da billboardlardaki '128 milyar dolar nerede?' ilanlarına ilişkin "cumhurbaşkanına hakaret" suçlamasıyla resen soruşturma başlatıldı. bursa valiliği, afişlerin güvenlik güçleri tarafından kaldırıldığını belirtti. merkez bankasının rezervlerinin 128 milyar dolar eksik olduğu chp tarafından sık sık gündeme getiriliyordu. 
devamını gör...

lady lazarus ne istiyor? intikam çığlıklarını kan ve kemikleriyle atıyor! zaferin beklenmedik bir kaybı var burada! dirilmek uğruna önce ölmek gerek! ölmek içinse dirilmeyi göze almak gerek! lazarus! uyan hülyalarının ardından! kaç bin kere daha kesilip biçileceksin?
otuz yaşında kendini en derin mahzenin en derin tabutuna kapatan sonsuz gömülmüşlüğün temsilcisini, sylvia plath'i daha iyi anlamanın bir yoludur. "diğer her şey gibi, ölmek de bir sanattır. ben bunu son derece iyi yapıyorum."

herr god! herr lucifer!





i have done it again.
one year in every ten
i manage it——

a sort of walking miracle, my skin
bright as a nazi lampshade,
my right foot

a paperweight,
my face a featureless, fine
jew linen.

peel off the napkin
o my enemy.
do i terrify?——

the nose, the eye pits, the full set of teeth?
the sour breath
will vanish in a day.

soon, soon the flesh
the grave cave ate will be
at home on me

and i a smiling woman.
i am only thirty.
and like the cat i have nine times to die.

this is number three.
what a trash
to annihilate each decade.

what a million filaments.
the peanut-crunching crowd
shoves in to see

them unwrap me hand and foot——
the big strip tease.
gentlemen, ladies

these are my hands
my knees.
i may be skin and bone,

nevertheless, i am the same, identical woman.
the first time it happened i was ten.
it was an accident.

the second time i meant
to last it out and not come back at all.
i rocked shut

as a seashell.
they had to call and call
and pick the worms off me like sticky pearls.

dying
is an art, like everything else.
i do it exceptionally well.

i do it so it feels like hell.
i do it so it feels real.
i guess you could say ı’ve a call.

it’s easy enough to do it in a cell.
it’s easy enough to do it and stay put.
it’s the theatrical

comeback in broad day
to the same place, the same face, the same brute
amused shout:

‘a miracle!’
that knocks me out.
there is a charge

for the eyeing of my scars, there is a charge
for the hearing of my heart——
it really goes.

and there is a charge, a very large charge
for a word or a touch
or a bit of blood

or a piece of my hair or my clothes.
so, so, herr doktor.
so, herr enemy.

i am your opus,
i am your valuable,
the pure gold baby

that melts to a shriek.
i turn and burn.
do not think i underestimate your great concern.

ash, ash—
you poke and stir.
flesh, bone, there is nothing there——

a cake of soap,
a wedding ring,
a gold filling.

herr god, herr lucifer
beware
beware.

out of the ash
i rise with my red hair
and i eat men like air.





gene yaptım, gene yaptım işte.
on yılda bir kere
beceririm bunu ben –

bir çeşit ayaklı mucize, tenim
bir nazi abajuru kadar parlak,
sağ ayağım

kağıt üstüne ağırlık,
yüzüm hiçbir özelliği olmayan, halis
yahudi keteni, en incesinden.

kaldır o örtüyü
sevgili düşmanım.
korkuttum mu yoksa?

göz ve burun oyuklarımla, otuz iki dişimle?
sasımış soluğum
yok olur gider bir günde.

pek yakında, evet pek yakında
mezar inimin yediği etim
gene üstümde olacak eve gittiğimde.

bir kadın olacağım yine, yüzümde gülümseme.
otuzundayım daha.
kedi gibi dokuz canım var hem de.

bununla üç etti.
ne pis iş bu
silip, yok etmek her on yılı böyle.

milyonlarca lif, milyonlarca.
ağızlarında fındık fıstık çatur çutur, itişip
kakışıyor kalabalık, görmek için ellerimin, ayaklarımın

açığa çıkarılışını.
baylar, bayanlar!
böyle striptiz görmediniz.

bunlar ellerim.
bunlar da dizlerim.
bir deri bir kemiğim belki,

ama, aynı kadınım işte, tıpatıp aynı.
ilk kez olduğunda on yaşındaydım ben.
kazaydı.

ikincisinde, işi bitirmeye
ve bir daha dönmemeye öyle kararlıydım ki.
kapatmıştım kendimi,

sallanıyordum deniz kabuğu gibi.
seslenmek, durmadan seslenmek, bir de ayıklamak
zorunda kaldılar üstüme inciler gibi yapışmış kurtları.

ölmek,
her şey gibi, bir sanattır,
bu konuda yoktur üstüme.

öyle ustaca yaparım ki cehennem gibi gelir.
öyle ustaca yaparım ki gerçekmiş gibi gelir.
bir talebim olduğunu bile söyleyebilirsiniz.

öyle kolay ki bir hücrede bile yapabilirsiniz.
öyle kolay ki yaparsınız ve kımıldamazsınız.
benim canıma okuyan

aynı yere, aynı surata,
aynı şaşkın, hayvansı
'bu bir mucize! mucize! '

haykırışlarına güpegündüz
görkemli bir dönüş yapmak.
bir bedeli var

yaralarıma bakmanın, kalp atışlarımı
dinlemenin bir bedeli var –
tıkır tıkır çalışıyor işte.

bedeli var, hem de ne bedeli var,
bir sözcüğümün ya da bir dokunuşumun
ya da kanımdan bir damlanın

ya da saçımın bir telinin ya da bir parçasının elbisemin.
ya, işte böyle, herr doktor.
işte böyle, herr düşman.

beni siz yarattınız.
ben sizin kıymetli eşyanız.
eriyip bir çığlığa dönüşen

som altından bebeğiniz.
dönüyor, yanıyorum.
yüksek alakalarınızı küçümsüyorum sanmayın.

karıştırıp durduğunuz
küller, küller –
et, kemik, yok orada başka bir şey –

bir kalıp sabun,
bir alyans,
bir de altından diş dolgusu.

herr tanrı, herr şeytan
aman dikkat
aman dikkat

ben diriliyorum, kalkıyorum işte
küllerin arasından kızıl saçlarımla
ve insan yiyorum, hava solurcasına.
devamını gör...

kişisel tercih olduğu için çok normaldir.
devamını gör...

halk kahramanı eşkıya debreli hasan için yazılmıştır.
drama köprüsü hasan dardır geçilmez
soğuktur suları hasan bir tas içilmez
at martinini de bre hasan dağlar inlesin
drama mahpusunda hasan dostlar dinlesin


sözlük radyosunda yer verilmesi gülümsetmiştir.
devamını gör...

wattpad kullanıcısı iseniz oldukça kolay olandır. 2017-2018 yılları arasında wattpad tonlarca kitap bastı sırf birkaç bin okuyucusu ve oyu var diye.

emre gül'ü biliyorsunuzdur; bastığı nar kitabının okuyucu sayısı kaçtı biliyor musunuz? 344 bin. (ilk basım zamanı baz alınmıştır)
344 bin okuyuculu kitabı bastı adamlar, hem de adını sanını duyurmuş bir yayıneviydi. malum yayınevi, evet.

eğer kitabınızı basacak olan yayınevi adını sanını duyurmuşsa ve iyi bir reklam geliriniz varsa hiç durmayın. emin olun en az 1 milyon kitleye ulaşırsınız. miraç çağrı aktaş, zeus kabadayı gibi yazar(!)lar nasıl bu kadar kitleye ulaştılar sanıyorsunuz? reklam ve yayınevi tabii ki. ha yok, ben yeteneğimle öne çıkayım derseniz; gogolun dar paltosu'nun da dediği gibi öncelikle yarışmalara ve dergilere yönelmelisiniz. başka türlüsü olmaz. şeyma subaşı'nın kitap çıkardığı bir devirdeyiz.
devamını gör...

lo-fi veya low-fidelity, genellikle bir kayıtta duyulması pek tercih edilmeyen kusur olarak görülebilecek seslerin kasıtlı olarak kayıtta tutulması suretiyle oluşturulan bir müzik türüdür. kayıtlar kulağa amatör gelir, ve genellikle oldukça kısa tutulur ve sözlü veya sözsüz olabilir. çok rahatlatıcı bir müzik tarzı olmakla beraber, bir şeyler okurken veya çalışırken arka planda kulağa çok hoş gelir. bu türden bazı kayıtlar;

joji - rain on me
joji - you suck charlie
the deli - 5:32pm
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim