yüzüklerin efendisi'nde geçen efsane sözler
minas tirith önlerinde kral theoden'in: ''forth eorlingas'' diyerek yaptığı gaza getirmedir, dünya sinema tarihinin en iyi savaş sahnesi olarak da bilinen rohirrimin ilerlediği şu sahnedir tüyler diken diken oluverir.
devamını gör...
kedilere verilmiş ilginç isimler
yeni yavruma "ruhiye" ismini koydum. tam "namaza durcekmiş" gibi oturuyor çünkü her zaman.
(bkz: bir başkadır (dizi))
(bkz: bir başkadır (dizi))
devamını gör...
imanınızı kaybetmek istemiyorsanız felsefeden uzak durun
islâm'a çamur bulaştırmak için ordan burdan kim ne derse alınıp gündem yapılıp bolca entry girilip,kutsal değerleri de ortak alıp saldırarak içlerini rahatlatan ve ne düşünüyorsa onu yazmaktan çekinmeyenlerin toplaştığı başlık.bulaştırmaya çalıştığınız çamurun önce kendi elinize bulaştığını görmeye çalışın.
devamını gör...
hz. muhammed
bana peygamberin nasıldır anlat deseler gönderildiği toplumu hayvaniyetten kurtarıp insaniyete kavuşturan, kadınların yaşama hakkının bile olmadığı yer ve zamanda onlara toplumda statü ve değer verip hiç kimsenin kimseden üstün olmadığını anlatan *, kendisini taşlayarak kan revan içinde bırakanlara bile bir zarar gelmesini istemeyen yeryüzüne gelmiş en güzel insan olan rahmet peygamberidir derim.
devamını gör...
6 mayıs 1972
"insanlar doğar, büyür, yaşar ve ölürler… önemli olan çok yaşamak değil, yaşadığı süre içinde, fazla şeyler yapabilmektir."
devamını gör...
çocukluk dönemi sanrıları
bu konuda geniş bir yelpazeye sahibim herhalde*.o zaman sıralayalım:
-bakkalda "yoğurt bulunur" yazısını okuyup yoğurdun kaybolduğunu zannetmek. milletin bakkala gidip beraber yoğurdu aradıklarını sanmak.
-pişmaniyeyi koyun yünü sanmak.
-yeşil jel deterjanı renginden ve görüntüsünden dolayı pis zannedip annemin detarjanla yıkadıkları malzemelerden yemek yememeye gayret göstermek.
-televizyonda siyah beyaz filmlere denk gelince eskiden bütün hayatın siyah beyaz olduğunu sanmak.
-meyvenin çekirdeğini yiyince mideden ağza doğru bir ağaç çıkacağını sanmak.
-gece arabada giderken yıldızların ve ayın beni takip ettiğini sanmak.
-bakkalda "yoğurt bulunur" yazısını okuyup yoğurdun kaybolduğunu zannetmek. milletin bakkala gidip beraber yoğurdu aradıklarını sanmak.
-pişmaniyeyi koyun yünü sanmak.
-yeşil jel deterjanı renginden ve görüntüsünden dolayı pis zannedip annemin detarjanla yıkadıkları malzemelerden yemek yememeye gayret göstermek.
-televizyonda siyah beyaz filmlere denk gelince eskiden bütün hayatın siyah beyaz olduğunu sanmak.
-meyvenin çekirdeğini yiyince mideden ağza doğru bir ağaç çıkacağını sanmak.
-gece arabada giderken yıldızların ve ayın beni takip ettiğini sanmak.
devamını gör...
zaman
o olmadan var olamadığımız, o var oldukça da bizim yok olduğumuz gerçeklik. gerçeklik? bunu tartışmaya gelmedim, iki kelam edip kalkıcam.
insanoğlu şu ana kadar onun olmayan her şeye sahip olmak istedi. bunun için kurallar yarattı, kurallar çiğnedi, savaşlar çıkarttı. ve sahip oldu da. vahşice diğer canlılardan doğayı aldık, daha ciğerlerine hava alamamış bebeklerin ölümüne sebep olduk. evet, olduk. biz olduk. sadece bir insanın, bir ülkenin veya bir ideolojinin suçu değil bu. benim, komşumun, sabahın gri saatlerinde koluna çarpıp kahvesini döktüğüm adamın, sizin, ailenizin, tek bir istisna olmadan hepimizin suçu. dünyaya geldikten sonra, bu havayı soluduğumuz andan sonra, insanlığın ağır yükü omzumuza binmiş oldu. insanlığın, insan olmanın.
ama.
dünyanın en bencil ve amacı uğruna her türlü yola başvurabilen bu varlığın sahip olamadığı bir şey var. zaman.
bir türlü yakalayamadığı, sürekli ondan bir adım önde olan, her şeye geç kalmasını sağlayan zaman.
peki ya zamana sahip olabilseydik? onu yönetebilseydik? var olur muyduk? var olan herşeyin bir sonu da olmalı. sonu ortadan kaldırabilseydik? bunun altından kalkabilir miydik? sonsuz olmanın. sınırın olmaması. böylesine iğrenç varlığa verilmesi gereken son özellik. belki tanrı olurduk. kendimizin tanrısı. kendimize inanmamız, tek umut kaynağımızın biz olması için ölümden kaçmış olmak mı gerekir? ölümden kaçmak. neden? hepimizin sonu aynı değil mi? ilk insanların da sonu aynıydı, şuan da aynı.
tarihin ilk yıllarından beri değiştiremediğimiz, sürekli yenik düştüğümüz tek şey. belki de böyle olması gerekiyordur. yenik düşülmesi gerekiyordur. sizi bilemem ama, ben zamana hükmedebilen bir insan ırkını tahmin dahi edemiyorum, etmek de istemiyorum. zaman, bizden üstün olmayı hak ediyor.
neden yıllardır aynı? neden yıllardır insanlar aynı şeyden korkuyor? tanrı olgusuyla beraber aşılmış olması gerekmez miydi ölümün? bir son olduğunu kabul edip ondan kaçmak yerine onunla barışsaydık?
saçma.
tüm süslü laflara, laflardan katlarca ağır yaşananlara rağmen, yaşamak güzel. bunu ne bir filozof, ne bir yazar ne de bir bilim adamı değiştirebilir. her şeyiyle, olanıyla, olmayanıyla; seveniyle, sevmeyeniyle; tanrısı olanıyla, olmayanıyla, dünya her şekilde yaşamaya değer. her saniyeyi zirvesine kadar yaşamaya, hafızaya kazımaya, ardından kazılanları zevkle veya dehşetle hatırlamaya, kalbinizde bir sızı oluşturmaya veya yüzünüzde bir tebessüm kırıntısına değer.
zaman.
değer.
“akıştan ziyade, bir bütünlük olarak tanımlamak daha evla sanki.
zaman ve katmanları arasındaki hareket, ve zamanın dilemması çoğu zaman insanların gözlerini karartır, düşünmek dahi yormaya başlar şahsı. haliyle, kestirmeden giderek “mefhum”, “bilinmez”, “akış” deyip çıkıverir insan.
halbuki, daha geçerli bakış açısına göre zaman başlangıcı ve sonu belli olan bir bütündür. burada yeni bir şey söylemiyorum, evet; ancak yeni şeyleri az sonra söyleyeceğim, sabır.
evreni -öncelikle dünyadan başlamak üzere- matematiksel bir biçimde ifade etmek ekseriyetle bilim adamlarının rüyasıdır. bilim birikiminin ışığı ile, yani ayağa düşen kuantum ve göreliliğin, kara delik teorilerinin birleşimi ile şeklen matematiksel bir bütünlük olmasa dahi, ayrı ayrı kabuller alındığında matematiksel tutarlılık rahatça görülebilmektedir.
ground zero olan kara delikler ve de karşıt olduğuna inanılan “ak delikler” başlangıçta fizik ve matematik kurallarının tamamen iptal olmuş versiyonları gibi görünse de, sonraları kendi içlerinde bir hayli tutarlı oldukları görülmüş, yalnız yine de tam olarak ifadeleri sağlanamamıştır.
işin özüne girersek; evren, bir matematik denklemleri bütünüdür. bu denklemler bütünü, tüm “an"ların ifadelerini tüm "değişkenler” ile birlikte tutar. sonsuza yakın büyüklükte bir kağıt parçamız olsa örneğin, bu kağıt üzerinde yazan denklemler bütünü ile tüm evren bütün olarak ifade edilmiş olarak yazılabilir.
elbette, bu yaklaşımın kuantum ile örtüştüğü düşünülebilir; ancak kuantum kendi sorunları içerisinde boğulmuşken, böylesine deterministik bir tahayyüle cevaz veremez.
devam edelim; tüm insanların, hayvanların, bitkilerin, eşyaların, (hatta esasen kuark düzeyindeki madde/dalga formatlarının) birer değişkeni olduğunu varsayalım. bu varsayımın akabinde, mezkur değişkenlerin polinomlar ve dizi/seriler katmanında denklemler oluşturduğunu, bu denklemlerin baştan sona değin, tüm “an"ları ifade ettiğini söyleyelim. evrensel doğrunun dili olan matematiğin şaşmazlığından yola çıkarak oluşturduğumuz bu denklemler bütünü, evrenin tamamını "an"lar bazında anlattığı için, bütünlüğün korunması adına, "an"ların birbirini sıralı bir şekilde takip etmesi de esas hale gelir. elbette, burada akıllara gelebilecek sorulardan bir tanesi, yeni değişkenlerin nasıl türediği üzerine olabilir; bu türeyiş denklemin "organik” oluşundan ve kendi içerisindeki zekasından kaynaklanmaktadır. kısır seviyedeki kuantum dahi insanların aslında enerji dalgaları olduğunu kanıtlayabildiyse, tutarlı bir organizma şeklindeki üretken matematiksel denklemlerden bahsetmek hiç zor değildir.
işte biz bu takibe zaman diyoruz.
oluşturulan denklemlerde kara deliklerin “denklemin kritik noktaları” olduğunun söylenmesi sıradan bir tespittir, ama yine de bir yerde egzantrik olduğu için es geçemiyoruz.
şimdi, eğer bu takip, salt olarak değişkenlerin birbirleriyle ilintilerinden meydana geliyorsa, zamanı bir arada tutan zamk çok kuvvetlidir. işbu yüzden, zaman içinde normal doğrultudan aykırı herhangi bir yolculuk yapabilmek mümkün değildir. zira, bir değişkenler bütününün diğer tüm değişkenleri etkilemesine rağmen, organik bağlara ve denklemlerin içersindeki sonuçlara rağmen bir “an"da denklemden komple çıkarıp almak (ölüm) rasyonel olsa da, o değişkenler bütününü başka bir "an"a bir şekilde "implement” (monte-ama tam karşılamıyor) etmek “an"ların tüm akışını bozabilme riskini taşımaktadır. zira, eklenecek yeni değişkenler kanserli hücreler gibi olmaması gereken sonuçları ortaya çıkarabilecek, tüm bütünlüğü bir anda silip atabilecektir. normal şartlar altında, değişkenlerin denklem içinde ilerleyip çözüme ulaşması için geçecek takip süresi (x=0=yok oluş) "an"lar arasındaki bütünlüğün değişken bazındaki "sıkılığına” bağlıdır. (ki einstein buna görelilik demiştir)
bunu ontik perspektifte incelersek, yaratıcı için bu denklemlerin hepsinin oluşturulup işleyişine bırakılması, bu işleyişin sürdürülmesi ve bitirilmesi de “an"dır, sadece. haliyle, eğer ki bir yaratıcıdan bahsedersek onun için öncesi, sonrası ve tartışmalı pozisyonlarının sorgulanması eblehlikten öte değildir.
zira denklem sadece değişkenleri için geçerlidir.”
insanoğlu şu ana kadar onun olmayan her şeye sahip olmak istedi. bunun için kurallar yarattı, kurallar çiğnedi, savaşlar çıkarttı. ve sahip oldu da. vahşice diğer canlılardan doğayı aldık, daha ciğerlerine hava alamamış bebeklerin ölümüne sebep olduk. evet, olduk. biz olduk. sadece bir insanın, bir ülkenin veya bir ideolojinin suçu değil bu. benim, komşumun, sabahın gri saatlerinde koluna çarpıp kahvesini döktüğüm adamın, sizin, ailenizin, tek bir istisna olmadan hepimizin suçu. dünyaya geldikten sonra, bu havayı soluduğumuz andan sonra, insanlığın ağır yükü omzumuza binmiş oldu. insanlığın, insan olmanın.
ama.
dünyanın en bencil ve amacı uğruna her türlü yola başvurabilen bu varlığın sahip olamadığı bir şey var. zaman.
bir türlü yakalayamadığı, sürekli ondan bir adım önde olan, her şeye geç kalmasını sağlayan zaman.
peki ya zamana sahip olabilseydik? onu yönetebilseydik? var olur muyduk? var olan herşeyin bir sonu da olmalı. sonu ortadan kaldırabilseydik? bunun altından kalkabilir miydik? sonsuz olmanın. sınırın olmaması. böylesine iğrenç varlığa verilmesi gereken son özellik. belki tanrı olurduk. kendimizin tanrısı. kendimize inanmamız, tek umut kaynağımızın biz olması için ölümden kaçmış olmak mı gerekir? ölümden kaçmak. neden? hepimizin sonu aynı değil mi? ilk insanların da sonu aynıydı, şuan da aynı.
tarihin ilk yıllarından beri değiştiremediğimiz, sürekli yenik düştüğümüz tek şey. belki de böyle olması gerekiyordur. yenik düşülmesi gerekiyordur. sizi bilemem ama, ben zamana hükmedebilen bir insan ırkını tahmin dahi edemiyorum, etmek de istemiyorum. zaman, bizden üstün olmayı hak ediyor.
neden yıllardır aynı? neden yıllardır insanlar aynı şeyden korkuyor? tanrı olgusuyla beraber aşılmış olması gerekmez miydi ölümün? bir son olduğunu kabul edip ondan kaçmak yerine onunla barışsaydık?
saçma.
tüm süslü laflara, laflardan katlarca ağır yaşananlara rağmen, yaşamak güzel. bunu ne bir filozof, ne bir yazar ne de bir bilim adamı değiştirebilir. her şeyiyle, olanıyla, olmayanıyla; seveniyle, sevmeyeniyle; tanrısı olanıyla, olmayanıyla, dünya her şekilde yaşamaya değer. her saniyeyi zirvesine kadar yaşamaya, hafızaya kazımaya, ardından kazılanları zevkle veya dehşetle hatırlamaya, kalbinizde bir sızı oluşturmaya veya yüzünüzde bir tebessüm kırıntısına değer.
zaman.
değer.
“akıştan ziyade, bir bütünlük olarak tanımlamak daha evla sanki.
zaman ve katmanları arasındaki hareket, ve zamanın dilemması çoğu zaman insanların gözlerini karartır, düşünmek dahi yormaya başlar şahsı. haliyle, kestirmeden giderek “mefhum”, “bilinmez”, “akış” deyip çıkıverir insan.
halbuki, daha geçerli bakış açısına göre zaman başlangıcı ve sonu belli olan bir bütündür. burada yeni bir şey söylemiyorum, evet; ancak yeni şeyleri az sonra söyleyeceğim, sabır.
evreni -öncelikle dünyadan başlamak üzere- matematiksel bir biçimde ifade etmek ekseriyetle bilim adamlarının rüyasıdır. bilim birikiminin ışığı ile, yani ayağa düşen kuantum ve göreliliğin, kara delik teorilerinin birleşimi ile şeklen matematiksel bir bütünlük olmasa dahi, ayrı ayrı kabuller alındığında matematiksel tutarlılık rahatça görülebilmektedir.
ground zero olan kara delikler ve de karşıt olduğuna inanılan “ak delikler” başlangıçta fizik ve matematik kurallarının tamamen iptal olmuş versiyonları gibi görünse de, sonraları kendi içlerinde bir hayli tutarlı oldukları görülmüş, yalnız yine de tam olarak ifadeleri sağlanamamıştır.
işin özüne girersek; evren, bir matematik denklemleri bütünüdür. bu denklemler bütünü, tüm “an"ların ifadelerini tüm "değişkenler” ile birlikte tutar. sonsuza yakın büyüklükte bir kağıt parçamız olsa örneğin, bu kağıt üzerinde yazan denklemler bütünü ile tüm evren bütün olarak ifade edilmiş olarak yazılabilir.
elbette, bu yaklaşımın kuantum ile örtüştüğü düşünülebilir; ancak kuantum kendi sorunları içerisinde boğulmuşken, böylesine deterministik bir tahayyüle cevaz veremez.
devam edelim; tüm insanların, hayvanların, bitkilerin, eşyaların, (hatta esasen kuark düzeyindeki madde/dalga formatlarının) birer değişkeni olduğunu varsayalım. bu varsayımın akabinde, mezkur değişkenlerin polinomlar ve dizi/seriler katmanında denklemler oluşturduğunu, bu denklemlerin baştan sona değin, tüm “an"ları ifade ettiğini söyleyelim. evrensel doğrunun dili olan matematiğin şaşmazlığından yola çıkarak oluşturduğumuz bu denklemler bütünü, evrenin tamamını "an"lar bazında anlattığı için, bütünlüğün korunması adına, "an"ların birbirini sıralı bir şekilde takip etmesi de esas hale gelir. elbette, burada akıllara gelebilecek sorulardan bir tanesi, yeni değişkenlerin nasıl türediği üzerine olabilir; bu türeyiş denklemin "organik” oluşundan ve kendi içerisindeki zekasından kaynaklanmaktadır. kısır seviyedeki kuantum dahi insanların aslında enerji dalgaları olduğunu kanıtlayabildiyse, tutarlı bir organizma şeklindeki üretken matematiksel denklemlerden bahsetmek hiç zor değildir.
işte biz bu takibe zaman diyoruz.
oluşturulan denklemlerde kara deliklerin “denklemin kritik noktaları” olduğunun söylenmesi sıradan bir tespittir, ama yine de bir yerde egzantrik olduğu için es geçemiyoruz.
şimdi, eğer bu takip, salt olarak değişkenlerin birbirleriyle ilintilerinden meydana geliyorsa, zamanı bir arada tutan zamk çok kuvvetlidir. işbu yüzden, zaman içinde normal doğrultudan aykırı herhangi bir yolculuk yapabilmek mümkün değildir. zira, bir değişkenler bütününün diğer tüm değişkenleri etkilemesine rağmen, organik bağlara ve denklemlerin içersindeki sonuçlara rağmen bir “an"da denklemden komple çıkarıp almak (ölüm) rasyonel olsa da, o değişkenler bütününü başka bir "an"a bir şekilde "implement” (monte-ama tam karşılamıyor) etmek “an"ların tüm akışını bozabilme riskini taşımaktadır. zira, eklenecek yeni değişkenler kanserli hücreler gibi olmaması gereken sonuçları ortaya çıkarabilecek, tüm bütünlüğü bir anda silip atabilecektir. normal şartlar altında, değişkenlerin denklem içinde ilerleyip çözüme ulaşması için geçecek takip süresi (x=0=yok oluş) "an"lar arasındaki bütünlüğün değişken bazındaki "sıkılığına” bağlıdır. (ki einstein buna görelilik demiştir)
bunu ontik perspektifte incelersek, yaratıcı için bu denklemlerin hepsinin oluşturulup işleyişine bırakılması, bu işleyişin sürdürülmesi ve bitirilmesi de “an"dır, sadece. haliyle, eğer ki bir yaratıcıdan bahsedersek onun için öncesi, sonrası ve tartışmalı pozisyonlarının sorgulanması eblehlikten öte değildir.
zira denklem sadece değişkenleri için geçerlidir.”
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
miko ve cenk'in arka bahçesi'nin müthiş düetiyle devam eden yayın... *
edit: lütden yine çalsın, lütfen, lütfeeeeeeen.
edit: lütden yine çalsın, lütfen, lütfeeeeeeen.
devamını gör...
atatürk'ün en sevilen sözü
"din gibi temiz bir duygu, politika gibi kirli oyunlara alet edilemez. din ait olduğu yerde, temiz vicdan sahnesinde yaşanmalıdır."
- mustafa kemal paşa
- mustafa kemal paşa
devamını gör...
cennette sonsuza kadar sıkılmayacak mıyız sorunsalı
olmaz ya diyelim ki cennetlik olduk. yüksek koltuklara oturduk. meyvemizi yedik. sarabimizi içtik. huri ile cima ettik. bunu bin yıl, on bin yıl, bir milyon yıl her gün yaptık. peki ya sonra. doyumsuz, nankör ve isyankar dogamiz günün birinde bu rutine isyan etmeyecek mi? sıkıldım lan demeyecek mi. dünya daha bir dengeliydi diye dusunmeyecek mi?
devamını gör...
kadıköy'de düzenlenen hayat eve sığmıyor protestosu
kaynakkadıköy'de koronavirüs kısıtlamalarının protesto edildiği bir eylem gerçekleştirildi.
'hayat eve sığmıyor' adı verilen protesto eyleminde katılımcılar, 'yeter biz özgürüz' yazan pankartlarla atılan sloganlar sonrası bir basın açıklaması yaptı. açıklamada koronavirüsün açık alanda bulaşıcılığının düşük olması nedeniyle uygulanan kısıtlamaların yerinde olmadığı savunuldu.
buradan
devamını gör...
haftada 678.000 tl kazanmak
gerçekten de hayat budur dedirten başlık.
ülkede millet açlıktan kırılırken saçma sapan şeylere bu kadar paralar gidiyor.
ha madem ki veriliyor o zaman bu spor kulüplerinin vergi borçları silinmesin.
mesut özil'e, falcao'ya vereceklerine devlete versinler.
ülkede millet açlıktan kırılırken saçma sapan şeylere bu kadar paralar gidiyor.
ha madem ki veriliyor o zaman bu spor kulüplerinin vergi borçları silinmesin.
mesut özil'e, falcao'ya vereceklerine devlete versinler.
devamını gör...
şaşıfelek çıkmazı
fikret kuşkan'ın sevimli, haylaz mahalle delikanlısı, derya alabora' nın renkli abla olduğu dizi.
kalan karakterlerde birbirinden tatlıydı.
cesur
-ama yarın gece söz delikanlı gibi kaçıracağım kızı.
sonradan cem davran, ayhan kavas eklenmişti.
içinde yok olmayan üniversite yıllarımım dizisi.
kalan karakterlerde birbirinden tatlıydı.
cesur
-ama yarın gece söz delikanlı gibi kaçıracağım kızı.
sonradan cem davran, ayhan kavas eklenmişti.
içinde yok olmayan üniversite yıllarımım dizisi.
devamını gör...
bulmacacı (yazar)
iyi ki doğmuş ufaklık. gerçi o ufaklık değil de biz yaşlıyız sanırım ama, neyssss.
hepimizin birbirimize mesafe olarak yakın olsak dahi iletişim için uzak olduğumuz garip dönemler vardı geçen sene bilirsiniz, mesafelerin gerildiği büyüdüğü ve uzadığı. o dönemde tanıdım kendisini, mesafesi zaten kendiliğinden uzakmış.
ilginç hayatlar, orijinal yaşamlar hep ilgimi çeker. “normal sıkıcıdır” derim hep, mottolarımdan biridir ki meclisten sözlükten dışarıdır, orijinal olan farklı olan güzeldir. sudoku güzeldir. “anlatacak pek bir şeyim yok benim” dese de, yüklendiklerinin, taşıdıklarının anca yüzde onunu aktarmıştır buraya, belki biraz daha fazlasını bana ve diğer arkadaşlarına. saklayamazsın sudok, biz bu saçları henüz ağartmamış olsak da değirmen çok da uzağımızda değil. anlat, dinleyelim bilelim derim ona hep. bi de.
bi de sakin ol derim sık sık. yapı meselesi, çabuk alevlenen insanlardan gibi görünebilir ancak gergin ya da aksi oluşundan değil, bulunduğu ortamı da muhatabı insanı da çokça sahiplendiğinden, bilirim.

sakin ol sudokum, yeni yaşında planlarını uygula düzgün ve emin adımlarla. her karın bir deleni vardır. “her şey dilediğin gibi olsun” benden sana bir dilek değil, olsa olsa bir talep. çünkü bilirim, istersin ve yaparsın. seneye geldiğinde benden sana bira, ufaklıklara çikolata.
yeni yaşında yeni ufuklara.
hepimizin birbirimize mesafe olarak yakın olsak dahi iletişim için uzak olduğumuz garip dönemler vardı geçen sene bilirsiniz, mesafelerin gerildiği büyüdüğü ve uzadığı. o dönemde tanıdım kendisini, mesafesi zaten kendiliğinden uzakmış.
ilginç hayatlar, orijinal yaşamlar hep ilgimi çeker. “normal sıkıcıdır” derim hep, mottolarımdan biridir ki meclisten sözlükten dışarıdır, orijinal olan farklı olan güzeldir. sudoku güzeldir. “anlatacak pek bir şeyim yok benim” dese de, yüklendiklerinin, taşıdıklarının anca yüzde onunu aktarmıştır buraya, belki biraz daha fazlasını bana ve diğer arkadaşlarına. saklayamazsın sudok, biz bu saçları henüz ağartmamış olsak da değirmen çok da uzağımızda değil. anlat, dinleyelim bilelim derim ona hep. bi de.
bi de sakin ol derim sık sık. yapı meselesi, çabuk alevlenen insanlardan gibi görünebilir ancak gergin ya da aksi oluşundan değil, bulunduğu ortamı da muhatabı insanı da çokça sahiplendiğinden, bilirim.

sakin ol sudokum, yeni yaşında planlarını uygula düzgün ve emin adımlarla. her karın bir deleni vardır. “her şey dilediğin gibi olsun” benden sana bir dilek değil, olsa olsa bir talep. çünkü bilirim, istersin ve yaparsın. seneye geldiğinde benden sana bira, ufaklıklara çikolata.
yeni yaşında yeni ufuklara.
devamını gör...
uzun ilişkinin bitmesi
*sabahında telefonu eline alıyorsun mesaj atmış mı diye alışkanlık sonuçta çok sonra anlıyorsun bittiğini genelde nedensiz yere biter,karşı taraf sıkılmıştır dışarıya bir anda merak duyar.
devamını gör...
sıfır takipçisi olan bir yazarı ciddiye almak
0 takipçisi olan yazarlar olarak birbirimizi takip ederek ciddiye alınabileceğimizi gösteren başlık.
devamını gör...
ege ve akdeniz sahil yörelerindeki kürt esnaf terörü
ne bakımdan sorundur? ne açıdan problemdir şunu şöyle başı sonu belli, nedenli sonuçlu bir anlat da okuyalım güzel kardeşim. bilindik demişsin ama ben bilmiyorum mesela, bilmeyene anlat bakalım neler dönüyor ege akdeniz sahillerinde?
edit: seni balkondan balkona hoplatırım atski. efendi efendi açıkla mevzuyu okuyalım dedik. ne atar yapıyorsun?
edit: seni balkondan balkona hoplatırım atski. efendi efendi açıkla mevzuyu okuyalım dedik. ne atar yapıyorsun?
devamını gör...


