tek çocuk olmak
dünyaya v.i.p. gelmektir. cumhuriyetin ilk yıllarını ömrünce yaşamaktır. tek söz tek hükümdür. mührün sen de olmasından dolayı süleyman olmandır.
devamını gör...
yeşil renkli yazar olmalı mıyım sorunsalı
geçici süreyle olmasa olunur da, süreli olunca değmez gibi geliyor bana. 5000 puan verip 1 aylığına değmez bence. bir de soyulmuş hıyar rengi olunca ister istemez soğuyorsun.*
devamını gör...
müslüman feminist olmaz
katılıyorum. islam dinine göre kadın, erkeğin yarısı kadar miras alabilir. kadının şahitliği yarım sayılır. erkek 4 karı alabilir ama kadın 4 koca alamaz. bir erkeğin sınırsız cariyesi olabilir. kadın, erkekler tahrik olmasın diye tesettürlü olmak zorundadır. koca gerektiği durumlarda karısını dövebilir. nisa 34'te allah'ın insanlardan bir kısmını bir kısmından üstün kılmasına bağlı olarak erkekler kadınların koruyucusu ve kollayıcısıdır der. şimdi bazı modernist islamcılar " bu saydıkların sünnilikte var, sünnilerin yanlış çevirisini gerçek islam sanıyorsun" falan diyecek. kendinizi kandırmayın. işin sünnilikle alakası yok. selefiler de şiiler de bu konularda hemfikir. 14 asırdır bu din böyleydi, mealcilerin neredeyse hepsi benim yazdığım şekilde kuran'ı çeviriyor. sadece türkçe mealde değil diğer dillerin meallerinde de durum böyle. apaçık olduğunu söyleyen kuran'ın 14 asırdır yanlış yaşandığına ve yanlış çevrildiğine mi inanıyorsunuz? bir kitabı okuyan hemen hemen herkes o kitabı yanlış anlıyorsa kitabın yazarında kendisini ifade edememe sıkıntısı vardır. kuran kusurlu ama insanlar kusurlu dersen de kardeş kuran anlayasınız diye apaçık ayetler gönderdik diyor. böyle bir allah nasıl olur da ezici çoğunluk tarafından yanlış anlaşılmak istenir? kaldı ki dünya'daki müslümanların hemen hemen hepsi ya sünni ya şii ya selefi. bir din %99 oranla yanlış yaşanıyorsa o dini at çöpe. sen 21. yüzyıl insanı olduğun için bu dini kendine yediremiyorsun ve dini kendi kafana göre eğip büküyorsun.
devamını gör...
telepati
telepati yapayım derken teletabi oldum. yardım edin.
devamını gör...
türkiye'de yaşanılacak en uygun şehir
01.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
bazen içine sıkışıp kaldığım düşlerden uyandığımda, her zamankinden daha çok üşüyor ruhum. bu düşlerden uyanıp aynaya bakıyorum, her şey hatırladığımdan çok daha farklı, fakat kabuğumun içine indikçe minicik bir parça kalıyor orada, işte tam orada. onu görüyorum. yanından yöresinden toz fırtınaları geçiyor, kendini nasılda muhafaza etmiş yahu diyorum. bir şişe, içinde artık sararmış bir kağıt ve şişenin etrafı hala ıslak. ah.. anladım muhafaza etmemiş ki, gerek kalmamış onu zaten benden başka görmeye gelen olmamış ki. ama bu göl diyorum tamamen kurumuş, toprak nasılda çatlamış. öyleyse bu şişe nasıl ıslak! nasıl bu göl bu şişeyi yeniden verdi bana?
kızmıyorum. hemde hiç. kendimden başka kimseye kızmam zaten ben fakat bu sefer kendime dahi kızmıyorum. çünkü o şişeyi açıp okumak herkes için zor, banada zor.. yakınıyorum fakat bende okumayacağım işte, özür diliyorum.
yanımdaki kadını tanımıyorum, bembeyaz bir teni var. bu teni de boyayan bir kırmızı.. tam alnının ortasından simetrik bir kesi atılmış. ama diyorum koca adamlara 'yemin ederim ben yapmadım!' nasılda ağlıyorum fakat dinlemiyorlar bile.. 'bakın!' diyorum o yaradan bende de var, bana da yaptılar diyorum.. 'kim yaptı?' bilmiyorum ki işte onu. dolabın içindeydim ki ben. hatta o kadın koydu beni dolaba.. 'bilmiyorum, görmedim, görmedim!' hayır diyor 'sen yaptın! sen yaptın!'
kadın ölmüş..
elindeki şişeye bakıyorum, kırılmış..
ne? şişe mi?
hatırama düşüyor.. 'o adamın yüzüne bu şişeyle geçireceğim!'
'olmaz!' diyorum, şişenin içindeki kağıda bakarak. 'sus sus, gir şu dolaba!'
kızmıyorum. hemde hiç. kendimden başka kimseye kızmam zaten ben fakat bu sefer kendime dahi kızmıyorum. çünkü o şişeyi açıp okumak herkes için zor, banada zor.. yakınıyorum fakat bende okumayacağım işte, özür diliyorum.
yanımdaki kadını tanımıyorum, bembeyaz bir teni var. bu teni de boyayan bir kırmızı.. tam alnının ortasından simetrik bir kesi atılmış. ama diyorum koca adamlara 'yemin ederim ben yapmadım!' nasılda ağlıyorum fakat dinlemiyorlar bile.. 'bakın!' diyorum o yaradan bende de var, bana da yaptılar diyorum.. 'kim yaptı?' bilmiyorum ki işte onu. dolabın içindeydim ki ben. hatta o kadın koydu beni dolaba.. 'bilmiyorum, görmedim, görmedim!' hayır diyor 'sen yaptın! sen yaptın!'
kadın ölmüş..
elindeki şişeye bakıyorum, kırılmış..
ne? şişe mi?
hatırama düşüyor.. 'o adamın yüzüne bu şişeyle geçireceğim!'
'olmaz!' diyorum, şişenin içindeki kağıda bakarak. 'sus sus, gir şu dolaba!'
devamını gör...
bal porsuğu
guinness rekorlar kitabına adını ”dünyanın en korkusuz hayvanı” olarak yazdırmıştır. afrika’da yaşayan en etobur hayvanlardan biridir. av listesinde timsahlar bile vardır.
bir iğnesiyle aslanı deviren zehirli arılar vardır. bunların kovanlarına hiçbir canlı yaklaşmaya cesaret edemezken bal porsuğu umursamaz. balı ve larvaları çok sevdiği için adına bal porsuğu denmiştir. duruşunda masumiyet ve sevimlilik göze çarpar.
ormanın kralı olarak ünlenmiş aslanın bile "bulaşmaya gelmez" diye tırsmasına neden olan bir cesaret abidesidir.
en büyük savunma mekanizması esnek ve kalın derisidir. aslanın ağzından kolaylıkla kurtulurken pençeleri ile aslanın gözünü çıkartır.
karşısında erkek aslan varsa testislerine saldırıp onu hadım eder.
emperyalist güçler tarafından sevilmez ve her seferinde karalanmaya çalışır. zira afrika'yı ele geçirmeye çalışan emperyalist güçlere karşı tek başına dik durup afrikada ilk ayaklanmayı başlatmıştır.
emperyalist güçler yaşlanmış, hasta dişi bal porsuklarının yırtıcı hayvanlar tarafından avlanışını videoya çekip internete koyarlar, maksatları bal porsuğunun itibarını düşürmektir.
bal porsuğu zehirli bir kobra yılanı tarafından sokulsa bile onu yemeye devam eder.
yüzebilen, zıplayabilen, günde birkaç yüz kilometre şehirlerarası yol yapan, ayıya bile saldıran, zekası ile insanı hayran bırakan ve zorlu yaşam koşullarına dayanıklığı ile ün salmış bir efsanedir.
karşısında makamı, mevkisi ne olursa olsun kavgadan geri dönmez. yedi vites var, geri vites yok lafı onun için söylenmiştir.
pençeleri aslan kadar olmasa da, onun kocaman bir yüreği vardır. her hayvanın yüreğini yediğine dair rivayet vardır.
fikirleri vardır ve fikirlere kurşun işlemez.
beyaz adama kök söktürmesi
yavrusu için her türlü fedakarlığı yapar
pitonu çerez olarak yer
hayvanlar aleminin en atarlı elemanıdır
bir iğnesiyle aslanı deviren zehirli arılar vardır. bunların kovanlarına hiçbir canlı yaklaşmaya cesaret edemezken bal porsuğu umursamaz. balı ve larvaları çok sevdiği için adına bal porsuğu denmiştir. duruşunda masumiyet ve sevimlilik göze çarpar.
ormanın kralı olarak ünlenmiş aslanın bile "bulaşmaya gelmez" diye tırsmasına neden olan bir cesaret abidesidir.
en büyük savunma mekanizması esnek ve kalın derisidir. aslanın ağzından kolaylıkla kurtulurken pençeleri ile aslanın gözünü çıkartır.
karşısında erkek aslan varsa testislerine saldırıp onu hadım eder.
emperyalist güçler tarafından sevilmez ve her seferinde karalanmaya çalışır. zira afrika'yı ele geçirmeye çalışan emperyalist güçlere karşı tek başına dik durup afrikada ilk ayaklanmayı başlatmıştır.
emperyalist güçler yaşlanmış, hasta dişi bal porsuklarının yırtıcı hayvanlar tarafından avlanışını videoya çekip internete koyarlar, maksatları bal porsuğunun itibarını düşürmektir.
bal porsuğu zehirli bir kobra yılanı tarafından sokulsa bile onu yemeye devam eder.
yüzebilen, zıplayabilen, günde birkaç yüz kilometre şehirlerarası yol yapan, ayıya bile saldıran, zekası ile insanı hayran bırakan ve zorlu yaşam koşullarına dayanıklığı ile ün salmış bir efsanedir.
karşısında makamı, mevkisi ne olursa olsun kavgadan geri dönmez. yedi vites var, geri vites yok lafı onun için söylenmiştir.
pençeleri aslan kadar olmasa da, onun kocaman bir yüreği vardır. her hayvanın yüreğini yediğine dair rivayet vardır.
fikirleri vardır ve fikirlere kurşun işlemez.
beyaz adama kök söktürmesi
yavrusu için her türlü fedakarlığı yapar
pitonu çerez olarak yer
hayvanlar aleminin en atarlı elemanıdır
devamını gör...
pastirmalicorek
çok kısa zaman önce tanıma fırsatı bulduğum, tanıdığım kadarıyla da sadece yazarlıkta değil yemek alanında da uzman bir yazar arkadaşım. pastırmayı çok sevmezmiş, ben bayılırım..
bas çemeni çörekciğim; yazdıklarından ilham almaya karnımızı doyurmaya geldik. buraya bolca ekşi ve c vitamini bırakıp, sevgilerimle kucaklıyorum seni. sevgiyle kal..
bas çemeni çörekciğim; yazdıklarından ilham almaya karnımızı doyurmaya geldik. buraya bolca ekşi ve c vitamini bırakıp, sevgilerimle kucaklıyorum seni. sevgiyle kal..
devamını gör...
normal sözlük’e küfür gelmeli mi sorunsalı
toplumun diline hiç yakışmasa da pelesenk olmuş küfür etmeyi burada da başka şekillere bürüyüp illa yazanlar var, görüyoruz. yapmayın lütfen yakışmıyor. adamlık küfür etmek değildir.
illa küfür etmek isteniyorsa diğer sözlükler almış başını akıyor küfürden iğrençlikten zaten. maden küfür etmeden duramıyorlarsa burada değil orada kalsınlar. lütfen buranın ahengini kalitesini bozmaya çalışmasınlar. burada her ne kadar küfür olmasın diye belirtsekte , kendini küfür ederek rahatlıyorum diyen bir o kadar kişi var zaten, belli. bu nasıl rahatlama ise anlamak mümkün değil.
sayın modlara yetkililere burada gerçekten çok iş düşüyor. ricamız sözlükte dilimizi temiz kullanalım, pisletenleri uyaralım. lütfen...
illa küfür etmek isteniyorsa diğer sözlükler almış başını akıyor küfürden iğrençlikten zaten. maden küfür etmeden duramıyorlarsa burada değil orada kalsınlar. lütfen buranın ahengini kalitesini bozmaya çalışmasınlar. burada her ne kadar küfür olmasın diye belirtsekte , kendini küfür ederek rahatlıyorum diyen bir o kadar kişi var zaten, belli. bu nasıl rahatlama ise anlamak mümkün değil.
sayın modlara yetkililere burada gerçekten çok iş düşüyor. ricamız sözlükte dilimizi temiz kullanalım, pisletenleri uyaralım. lütfen...
devamını gör...
gönlünün alınmasını beklemek
insanın kırıldığı yerinden daha çok kırılmasıdır.
devamını gör...
kayser-i rum
fatih sultan mehmet'in istanbul'u fethi sonrasında aldığı ''roma'nın sezar'ı'' anlamına gelen ünvandır. baştan aşağıya tam bir rönesans avrupalısı olan fatih'in en büyük hayali roma imparatorluğunu diriltmek olduğu söylenir. sezar da roma imparatorluğunun efsanevî imparatoruydu. rum ise hem anadolu hem de roma demektir. buna ek olarak, kayseri şehrimizin adı da sezar'ın isminden gelir.
düzetlme: roma'nın ilk imparatoru augustus'muş. sezar imparator değil diktatörmüş. @novalideas'a teşekkürü borç bilirim.
--! spoiler !--
sezar öldüğünde ömür boyu diktatör ünvanına sahip cumhuriyette. roma cumhuriyetinde diktatörlük olağanüstü durumlarda veriken bir ünvan. normalde 6 ay ile kısıtlı ama sezar iç savaşı kazandığı için ömür boyu diktatör ilan ettiriyor kendini.
--! spoiler !--
düzetlme: roma'nın ilk imparatoru augustus'muş. sezar imparator değil diktatörmüş. @novalideas'a teşekkürü borç bilirim.
--! spoiler !--
sezar öldüğünde ömür boyu diktatör ünvanına sahip cumhuriyette. roma cumhuriyetinde diktatörlük olağanüstü durumlarda veriken bir ünvan. normalde 6 ay ile kısıtlı ama sezar iç savaşı kazandığı için ömür boyu diktatör ilan ettiriyor kendini.
--! spoiler !--
devamını gör...
iş hayatında kadınların erkeklerle eşit pozisyona gelmesi
dalga geçilmemesi gereken bir olaydır. bir erkek kadar geçmişim olmasına rağmen daha düşük bir mevkide çalıştırılmama, daha düşük maaş almama sebep olan gerçektir bu eşitsizlik. 21. yüzyıl toplumunda "keşke bunu konuşuyor olmasaydık" dediğim sayısız şeylerden bir tanesidir.
devamını gör...
tamirat tadilat ve tesisat bilgisi olan insan
mecbur kalınca annem ve ben.
babam döneminin iyi kazanan mimarlarından biriydi ama elinden hiçbir iş gelmezdi. parası neyse vereyim de yapsınlar kafasında bir adamdı daha çok. ona ver gezmeyi, ver tozmayı, ver alkolü eğlenceyi... tamirat falan hak getire! beceremezdi.
oysa dedem, ilkokula bile gitmediği halde elektrikli aletlere karşı olan merakı sayesinde kendince ufak icatlar yapan biriydi. bayılırdım onun olmadık yerlere monte ettiği lambalara, yattığı yerden kalkmadan radyoyu açıp kapatabilmek için yaptığı bir çeşit uzaktan kumanda olan düğmeye...
babam vefat edince bütün iş annemin başına düştü tabii. sağlığında yiyip içip eğlenmekten dolayı yapmadığı yatırımlar, almadığı evler gibi birtakım eksiklerimiz ve hatta son yıllarda ettiği iflas nedeniyle maddi durumumuz pek parlak değildi. o yüzden "parası neyse vereyim de yapsınlar" mottosu bizlik bir şey olamadı hiçbir zaman.
annem yeri geldi, aldı eline tornavidayı çamaşır makinesini, kombiyi tamir etti. yeri geldi banyonun, tuvaletin menfezini kendisi değiştirdi. yeri geldi duvarlara köşebent çekti. ben de anneme çektim o konuda. ihtiyaç oldu mu aldım elime fırçayı, ruloyu, tüm evi, mutfak dolaplarını boyadım, tamir ettim. yeri geldi testereyle dolapları kesip biçip istediğim ebata soktum, yeri geldi bilgisayarların formatını, fan temizliğini ben yaptım.
hani şu meşhur kutu vardır ya; erkeklerin ömür boyu sakladığı kutu... hah işte o kutudan bende de var. içi matkap, kablolar, havya, tornavida seti ve bağırsakları tarafımdan sökülerek dışarıya dökülmüş bir sürü elektronik aletle dolu. neden? çünkü kendi başının çaresine bakabilmek bunu gerektirir.
var tabii bilgimizin, gücümüzün yetmediği yerler ama bir şekilde üstesinden geliyoruz işte tamirciyle falan. arada olur o kadar, değil mi?
babam döneminin iyi kazanan mimarlarından biriydi ama elinden hiçbir iş gelmezdi. parası neyse vereyim de yapsınlar kafasında bir adamdı daha çok. ona ver gezmeyi, ver tozmayı, ver alkolü eğlenceyi... tamirat falan hak getire! beceremezdi.
oysa dedem, ilkokula bile gitmediği halde elektrikli aletlere karşı olan merakı sayesinde kendince ufak icatlar yapan biriydi. bayılırdım onun olmadık yerlere monte ettiği lambalara, yattığı yerden kalkmadan radyoyu açıp kapatabilmek için yaptığı bir çeşit uzaktan kumanda olan düğmeye...
babam vefat edince bütün iş annemin başına düştü tabii. sağlığında yiyip içip eğlenmekten dolayı yapmadığı yatırımlar, almadığı evler gibi birtakım eksiklerimiz ve hatta son yıllarda ettiği iflas nedeniyle maddi durumumuz pek parlak değildi. o yüzden "parası neyse vereyim de yapsınlar" mottosu bizlik bir şey olamadı hiçbir zaman.
annem yeri geldi, aldı eline tornavidayı çamaşır makinesini, kombiyi tamir etti. yeri geldi banyonun, tuvaletin menfezini kendisi değiştirdi. yeri geldi duvarlara köşebent çekti. ben de anneme çektim o konuda. ihtiyaç oldu mu aldım elime fırçayı, ruloyu, tüm evi, mutfak dolaplarını boyadım, tamir ettim. yeri geldi testereyle dolapları kesip biçip istediğim ebata soktum, yeri geldi bilgisayarların formatını, fan temizliğini ben yaptım.
hani şu meşhur kutu vardır ya; erkeklerin ömür boyu sakladığı kutu... hah işte o kutudan bende de var. içi matkap, kablolar, havya, tornavida seti ve bağırsakları tarafımdan sökülerek dışarıya dökülmüş bir sürü elektronik aletle dolu. neden? çünkü kendi başının çaresine bakabilmek bunu gerektirir.
var tabii bilgimizin, gücümüzün yetmediği yerler ama bir şekilde üstesinden geliyoruz işte tamirciyle falan. arada olur o kadar, değil mi?
devamını gör...
panda
günün on saati bambu kemiren ayıcıklardır.
panda bir ayı türüdür aslında. bu yüzden sindirim sistemleri et yemeye müsaittir ama çok az besin öğesi içermesine rağmen tek besin kaynakları bambudur.
bulundukları bölgede bambular tükenirse açlıktan ölürler.
ve pandalar sonucunda ölüm olsa dahi et yemezler. bunun sebebi de etin tadını algılamalarını sağlayan bir genin evrimsel süreçte kayba uğramış olmasıdır.
yani pandalar kocaman sevimli gövdelerinde çocuk kalbi dışında böyle ilginç bilgileri de taşırlar.
panda bir ayı türüdür aslında. bu yüzden sindirim sistemleri et yemeye müsaittir ama çok az besin öğesi içermesine rağmen tek besin kaynakları bambudur.
bulundukları bölgede bambular tükenirse açlıktan ölürler.
ve pandalar sonucunda ölüm olsa dahi et yemezler. bunun sebebi de etin tadını algılamalarını sağlayan bir genin evrimsel süreçte kayba uğramış olmasıdır.
yani pandalar kocaman sevimli gövdelerinde çocuk kalbi dışında böyle ilginç bilgileri de taşırlar.
devamını gör...
tehlikeli insanlar
en tehlikelisi, buyuk yere gelmiş küçük insanlardır.
devamını gör...
allah kerim yeri
eski zaman türk kahvehanelerinde, yoksul kişilerin para vermeden oturup yattıkları, sabahçı kahvesi de denilen sayvan yeri.
devamını gör...
leyleklerin uçuşu
jean christophe grange tarafından yazılan ve ilk baskısı 17 eylül 1994'te yapılan polisiye-gerilim türündeki roman.
göçmen kuşlardır leylekler. her bahar avrupa'ya gelir, yaz sonunda tekrar afrikaya doğru yola çıkarlar. ama bu yıl geri dönmeyecekler... louis antioche'un kayıp leyleklerin sırrını çözmek için çıktığı yolculuk kısa sürede kabusa dönüşür. parçalanmış cesetler, nereden çıktığı belli olmayan katiller... arayışı onu, bulgaristan'daki çingene mahallelerinden işgal altındaki toprakların güneşte kavrulan kibutzlarına, orta afrika cumhuriyeti'nin balta girmemiş ormanlarından kalküta'nın arka sokaklarına kadar götürecektir.
grange'in yine senaryolaştırılıp ve yine kötü bir şekilde filmi çekilen romanı. öncelikle belirtmeliyim kitap şaşırtıcı finali ile ters köşe yapmayı başarıyor. benim özellikle bu kitap ile ilgimi çeken, mekanların ve anlatılan yerlerin ustalıkla tasvir edilebilmesiydi. sonradan araştırınca öğrendimki grange, kitapları yazmadan önce kitapta adı geçecek olan ülkelere küçük seyahatler gerçekleştiriyormuş. kurtlar imparatorluğu kitabı için bir süre istanbulda zaman geçirmiş.
göçmen kuşlardır leylekler. her bahar avrupa'ya gelir, yaz sonunda tekrar afrikaya doğru yola çıkarlar. ama bu yıl geri dönmeyecekler... louis antioche'un kayıp leyleklerin sırrını çözmek için çıktığı yolculuk kısa sürede kabusa dönüşür. parçalanmış cesetler, nereden çıktığı belli olmayan katiller... arayışı onu, bulgaristan'daki çingene mahallelerinden işgal altındaki toprakların güneşte kavrulan kibutzlarına, orta afrika cumhuriyeti'nin balta girmemiş ormanlarından kalküta'nın arka sokaklarına kadar götürecektir.
grange'in yine senaryolaştırılıp ve yine kötü bir şekilde filmi çekilen romanı. öncelikle belirtmeliyim kitap şaşırtıcı finali ile ters köşe yapmayı başarıyor. benim özellikle bu kitap ile ilgimi çeken, mekanların ve anlatılan yerlerin ustalıkla tasvir edilebilmesiydi. sonradan araştırınca öğrendimki grange, kitapları yazmadan önce kitapta adı geçecek olan ülkelere küçük seyahatler gerçekleştiriyormuş. kurtlar imparatorluğu kitabı için bir süre istanbulda zaman geçirmiş.
devamını gör...
sürekli kaybedilen şeyler
iş yerimde sürekli kalemim kaybolur. çekmecede sakladım ordan bile gitti. çözümü tahta kurşun kalemde buldum. kimse yüzüne bile bakmıyor. tavsiye ederim.
devamını gör...
güne bir şarkı bırak
selda bağcan-ziller ve ipler.
devamını gör...
