geceye ingilizce bir söz bırak
nobody dies virgin...life fucks us all.
kurt cobain
kurt cobain
devamını gör...
suzidilara
sultan iii.selim han’ın* ilahi bir ilham alarak oluşturduğu makama verilen addır.
farsça bir kelime olup, gönül süsleyen ateş anlamına gelmektedir.
suzidilara saz semaisi
farsça bir kelime olup, gönül süsleyen ateş anlamına gelmektedir.
suzidilara saz semaisi
devamını gör...
bin muhteşem güneş
khaled hosseini'nin okuduğum ilk kitabı.
çok fazla beğendiğim ve alakasız bir yerde gözyaşı dökmeme neden olan kitap, öncelikle arkasında yazan "nereye giderseniz gidin, ülkeniz peşinizden gelir. artık siz orada yaşamasanız da o içinizde yaşar." cümlesiyle hayli etkiledi. buradan konuyla alakalı birkaç bilgi almış oldum. hosseini çocukluğunda gördüğü, bildiği afganistan'ı anlatacaktı. daha sonra okumaya başladım ve ilk sayfada "harami" sözcüğüne rastladım. evlilik dışı olan bir çocuğun yaşayacağı zorlukların da böylelikle farkına vardım.
şimdi sıra sekizinci sayfada, sonlarda şu cümle var, hepimiz illa duymuşuzdur: "pusulanın hep kuzeyi gösteren ibresi gibi, bir erkeğin suçlayan parmağı da daima mutlaka bir kadını gösterir."
burada yazar "bakın, bu kitapta suçlayıcı parmaklara maruz kalan kadınları anlatacağım!" dedi ve öyle de oldu.
nana'dan leyla'ya ismi geçen her kadın bir erkek yüzünden hayatından oldu. bilirsiniz birinin hayatını kaybetmesi için ölmesi gerekmez. bu kadınlar henüz ölmeden yaşamlarından oldular. sanırım tarık ve babi harici iyi erkek karakter sınırlıydı. raşit'in bitmek bilmeyen dayakları, istekleri, sövmeleri... celil salağının kızını eve almaması falan feminist olmaya yetecek sebepti resmen.
meryem henüz on beşindeyken evlendirildi. o yaşta vücudu kaldırmadığı için bebeklerini kaybetti ve yine kendisi suçlandı. babası diğer kızlarını okula gönderdi, 'meryem'e evlenmek için ideal yaştasın' dediler. raşit cıbıl cıbıl kadın fotoğraflarına baktı ama meryem'e 'burka (çarşaf türü bir şey) giymek zorunda olduğunu' söyledi. kim ne derse desin, bu hikâyenin asıl kaybedeni meryem co'ydu.
kitap okumaya doyurdu desem yanlış olmaz sanırım. edebiyatı, siyaseti, aşkı, terörü, hayatı yani kısaca, çok güzel anlatmıştı yazar. kesinlikle yatırım tavsiyesidir. ilk sayfalara bir göz atın, demek istediğimi anlayacaksınız.
-"bir toplumun, kadınları eğitimsiz olduğu sürece başarıya ulaşma şansı yoktur."
çok fazla beğendiğim ve alakasız bir yerde gözyaşı dökmeme neden olan kitap, öncelikle arkasında yazan "nereye giderseniz gidin, ülkeniz peşinizden gelir. artık siz orada yaşamasanız da o içinizde yaşar." cümlesiyle hayli etkiledi. buradan konuyla alakalı birkaç bilgi almış oldum. hosseini çocukluğunda gördüğü, bildiği afganistan'ı anlatacaktı. daha sonra okumaya başladım ve ilk sayfada "harami" sözcüğüne rastladım. evlilik dışı olan bir çocuğun yaşayacağı zorlukların da böylelikle farkına vardım.
şimdi sıra sekizinci sayfada, sonlarda şu cümle var, hepimiz illa duymuşuzdur: "pusulanın hep kuzeyi gösteren ibresi gibi, bir erkeğin suçlayan parmağı da daima mutlaka bir kadını gösterir."
burada yazar "bakın, bu kitapta suçlayıcı parmaklara maruz kalan kadınları anlatacağım!" dedi ve öyle de oldu.
nana'dan leyla'ya ismi geçen her kadın bir erkek yüzünden hayatından oldu. bilirsiniz birinin hayatını kaybetmesi için ölmesi gerekmez. bu kadınlar henüz ölmeden yaşamlarından oldular. sanırım tarık ve babi harici iyi erkek karakter sınırlıydı. raşit'in bitmek bilmeyen dayakları, istekleri, sövmeleri... celil salağının kızını eve almaması falan feminist olmaya yetecek sebepti resmen.
meryem henüz on beşindeyken evlendirildi. o yaşta vücudu kaldırmadığı için bebeklerini kaybetti ve yine kendisi suçlandı. babası diğer kızlarını okula gönderdi, 'meryem'e evlenmek için ideal yaştasın' dediler. raşit cıbıl cıbıl kadın fotoğraflarına baktı ama meryem'e 'burka (çarşaf türü bir şey) giymek zorunda olduğunu' söyledi. kim ne derse desin, bu hikâyenin asıl kaybedeni meryem co'ydu.
kitap okumaya doyurdu desem yanlış olmaz sanırım. edebiyatı, siyaseti, aşkı, terörü, hayatı yani kısaca, çok güzel anlatmıştı yazar. kesinlikle yatırım tavsiyesidir. ilk sayfalara bir göz atın, demek istediğimi anlayacaksınız.
-"bir toplumun, kadınları eğitimsiz olduğu sürece başarıya ulaşma şansı yoktur."
devamını gör...
ilginç genel kültür bilgileri
yayınlanan ilk türkçe kitap bilinenin aksine 1729 ylında arap alfabesi ile türkçe basılan "kitab-ı lûgat-ı vankulu" değil, ondan 11 yıl önce yani 1718'de nafpaktos ve arta metropoliti neofitos mavromatis'in yunanca harflerle türkçe ( yani karamanlıca) bastırttığı "hristiyan inancı antolojisi" isimli kitaptır.*
kaynak : 20. yüzyıl başlarında anadolu ve trakya' daki rum yerleşimleri / ari çokona
kaynak : 20. yüzyıl başlarında anadolu ve trakya' daki rum yerleşimleri / ari çokona
devamını gör...
kirsten dunst
melancholia'daki olağanüstü performansı ile cannes'da en iyi kadın oyuncu ödülünü alan, ilk oscar adaylığını ise bu sene en iyi yardımcı kadın oyuncu ödülü dalında the power of the dog'daki rose karakteri ile kazanan ve heykelciğe de oldukça yakın olan 1982 doğumlu amerikalı aktris.
bu ablamızın iyi bir kariyeri var gerçekten. hollywood'un pek sevdiği çocuk yıldızlarından. kariyerinin ilk büyük işi interview with the vampire. ardından jumanji gibi döneme damgasını vurmuş çok önemli bir işin altından üstelik de henüz 13 yaşındayken başarı ile kalkmayı başarıyor. neredeyse bebekliğinden beri setlerde. hem televizyona hem sinemaya onlarca iş yaptıktan sonra sam raimi kendisine mary jane'i emanet ediyor. spider man ile dünyalığını yapan ve bol hasılatlı tüm bu işlerle adını dünyaya duyuran kirsten dunst'ın, ki arada eternal sunshine of the spotless mind falan gibi filmler de var birçok seride de (ben çok hakim olmasam da) yer aldığını biliyoruz. babası alman annesi de isviçre/alman asıllı bir amerikalı olan bu değişik isimli ablamız alman vatandaşlığını da aldıktan sonra avrupa sinemasından birkaç yönetmenin radarına giriyor. tam bu dönemde lars von trier kendisine melancholia'yı teklif ediyor ve bam! justine, oyuncunun o güne kadarki kariyerinin en önemli eveti oluveriyor.
şimdi geldiğimiz noktada sevmeyeni de en az seveni kadar olan ama adını da simasını da tüm sinema dünyasının bildiği bir oyuncu kendisi. vasatın çok üstünde bana kalırsa. muadili yok mu var ama ben çok da objektif olamıyorum. cidden melancholia izletmek istiyorum "çok overrated yeea" diyen insanlara, falan. ama şimdi şu da doğru bir yandan, çok üst düzey oyuncular tüm rolleri ile adından bu kadar uzun süre bahsettirir. beni de oynatsın trier ben de oynarım yani günün sonunda. neyse, karıştı kafam. ukde doldurdum gidiyorum. by.
bu ablamızın iyi bir kariyeri var gerçekten. hollywood'un pek sevdiği çocuk yıldızlarından. kariyerinin ilk büyük işi interview with the vampire. ardından jumanji gibi döneme damgasını vurmuş çok önemli bir işin altından üstelik de henüz 13 yaşındayken başarı ile kalkmayı başarıyor. neredeyse bebekliğinden beri setlerde. hem televizyona hem sinemaya onlarca iş yaptıktan sonra sam raimi kendisine mary jane'i emanet ediyor. spider man ile dünyalığını yapan ve bol hasılatlı tüm bu işlerle adını dünyaya duyuran kirsten dunst'ın, ki arada eternal sunshine of the spotless mind falan gibi filmler de var birçok seride de (ben çok hakim olmasam da) yer aldığını biliyoruz. babası alman annesi de isviçre/alman asıllı bir amerikalı olan bu değişik isimli ablamız alman vatandaşlığını da aldıktan sonra avrupa sinemasından birkaç yönetmenin radarına giriyor. tam bu dönemde lars von trier kendisine melancholia'yı teklif ediyor ve bam! justine, oyuncunun o güne kadarki kariyerinin en önemli eveti oluveriyor.
şimdi geldiğimiz noktada sevmeyeni de en az seveni kadar olan ama adını da simasını da tüm sinema dünyasının bildiği bir oyuncu kendisi. vasatın çok üstünde bana kalırsa. muadili yok mu var ama ben çok da objektif olamıyorum. cidden melancholia izletmek istiyorum "çok overrated yeea" diyen insanlara, falan. ama şimdi şu da doğru bir yandan, çok üst düzey oyuncular tüm rolleri ile adından bu kadar uzun süre bahsettirir. beni de oynatsın trier ben de oynarım yani günün sonunda. neyse, karıştı kafam. ukde doldurdum gidiyorum. by.
devamını gör...
erkeklere anlık kalp krizi geçirten şeyler
"hamileyim" haberi almaktır.
devamını gör...
adını koyamadığın bir şeyin özlemi
adını koyamadığım bir özlem.
belki henüz görmediğim yada göremeyeceğim bir yere yada bir kişiye yada bir şeye ama neye bilmiyorum.
okuduğum her kitapta gezdiğim her yerde bunu arıyorum sanki ama insan ne olduğunu bilmediği bir şeyi nasıl bulabilir ki?
belki henüz görmediğim yada göremeyeceğim bir yere yada bir kişiye yada bir şeye ama neye bilmiyorum.
okuduğum her kitapta gezdiğim her yerde bunu arıyorum sanki ama insan ne olduğunu bilmediği bir şeyi nasıl bulabilir ki?
devamını gör...
ulan bu millet seni dışişleri'nin lağımcısı yapmaz
devamını gör...
ayrılık konuşması yapmak
hiç çekinmeden ve mantıklı sebepleri sunarak gerçekleştirebildiğim durumdur. zira o kafaya geldiysem zaten beynimde bitmiştir bazı şeyler. karşıdaki kişiyi oyalamanın da ona haksızlık edip uzatmaları oynamanın da hiçbir mânâsı yok.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
başka bir başlığa yazmıştım ama yok, hiçbir başlık altına gelmiyor düşüncelerim. en iyi karalama defterine gider. çok üzgünüm bu gece. sizinle dertleşesim var. yine uzun olacak. şu hayatımda hiçbir şeyi kısa kesemedim ki zaten.
sevdayı anlatan çok şarkı dinledim ben. jale'nin sevdam acıyor'undan gülden karaböceğin sevsen ne olurdu'suna, bergen'inden emre aydın'ına kadar. hepsinin yeri bende farklıdır, inci gibidirler benim için. lakin bir şarkıyı dinledikçe sizin üzerinizdeki etkisini kaybeder. başlarda şarkıdan alacağınız haz, daha onu dinlemeden başlardı. sonra yavaş yavaş terk eder sizi; hislerinizi yeterince kabartmıştır ve görevini yapmıştır. daha önemsiz olur, listede aşağılara gider. arada açıp anarsınız ama hiç o ilk dinlediğiniz gibi tüylerinizi ürpertmez, yüreğinizi titretmez.
benim bir şarkım vardı. çok özeldi benim için. ben bu olayı bildiğim için de bu şarkıyı çok nadir dinlerdim. çünkü zamanında gerçekten sevmiş olanlar bilirler ki; bir zaman sonra o insanı hatırlarken yüreğinizde hissettiğiniz sızıyı bile özler duruma gelirsiniz. hissizleşmek, insanda peydah olan dünyanın en kötü halidir. ben bu hali hiç sevemedim. sevgisizliği, sevmesizliği hiç sevemedim. daha erken zamanlarda, tüm biralarımı devirecek şarkılar bulmakta mahir olduğum zamanlarda birçoğunu tüketmeyi başarmıştım. pek az şarkı beni heyecanlandırıyordu artık, saçma, anlamsız şarkılar dinlemekten de hiç haz etmediğimden müzik tarzımı değiştirmiştim. doğrusu "sen yorulmuş bi kızsın, madem seni çok istiyolardı öylece ortaya koymasalardı" gibi sözleriyle "sıcak su bardağı çatlatır" gibi boktan grupları sevmiyordum. bunları sevenin de kendisine saygısı yoktur zaten. "gül bahara güz düşmüş gibi, mor dağlara kış vurmuş gibi yüreciğim taş olmuş gibi" diyen sanatçılardan "seni aldım bikere vermicem" noktasına asla gelemezdim, böyle saygısızlıkları tolere edebilmek için yeterince genç hissetmiyordum kendimi.
neyse, yıllar sonra cüneyt ergün'ün "bilinmeyen saat uygulaması" diye bir şarkı çalındı kulağıma. bir yerde duydum, hemen kulaklarımdan kalbime bir yol açıldığını hissettim. adeta cengiz holding şantiyeyi kurmuştu vücuduma; "bu adamın a.na koyacağız" diyordu. ben de hemen şarkıyı bulup kaydettim. iki kere dinledikten sonra şarkıyı sakladım. özel günlerde, ortam kurduğumda, masaya bir yetmişlik açıldığında hala kalbimin olduğunu hissetmek için, birileri sevgilerini masaya yatırdıklarında yalnız hissetmemek için dinliyordum. bir kezdi. dört dakika kırk sekiz saniye bana yetiyordu. azla yetinmeyi bilenler için yeter de artar bile. son zamanlarda dinleyecek hiç şarkı bulamaz oldum. iş yoğunluğu, radyo gibi alışkanlıklarımın olmaması falan derken de iyice hiçliğe doğru yol almaya başlamıştım yeniden. dedim bir açayım şu şarkıyı. çıktım balkona, yaktım sigaramı ve dinlemeye başladım: "seni bir saat ileri almışlar, beni bir saat geri"
tabularımız vardır; bastırdıkça bizi zehirleyen tutkularımız vardır. bunları tutan bir eşik vardır. o eşiği bir kez aşarsanız, bir daha asla o çizgiden geri adım atmazsınız. sizi tanıyan insanlar bu eşiği aştığınızı görür ve "sen çok değiştin" derler. bu olağan bir şeydir halbuki, değişime mukavemet gösteremezsiniz, sizi ittirir arkanızdan. siz direndikçe uçuruma doğru sürükler sizi. zaman gelir, sizi zehirleyen tutkularınız ruhunuzu öldürmeye başlar. daha fazla direnenlerin hali nice olmuştur, görürüz, duyarız bunları. sözler söylenmiştir hakkında, kitaplar yazılmış, ağıtları yakılmıştır. o eşiklerden birini aşmıştım o gece. içimde hapsettiğim, zaman zaman dışarı çıkmasına izin verdiğim tutkumu serbest bırakmıştım. sınırı geçmiştim, büyüyü bozmuştum. geri dönemiyordum, ilkeler yıkılmıştı.
sonra dinlemeye devam ettim. saatlerce dinledim. sigara paketim dibini görene kadar yaktım anılarıma. en dipte kalan anıları canlandırmaya çalıştım. yavaş yavaş kendilerine geliyorlardı. seneler öncesinden bir bakıştı aradığım "son bakıştaki o gözler kaldı aklımızda" demişlerdi ya, o bakış kalmış aklımızda. mutluydum, yine özlemekten memnundum. yine o tatlı sızıyı hissetmekten, yollar sonra yeniden "her şey çok farklı olabilirdi" diyebildiğim için, "ölüm değilse bizi ayıran, yazık olmuş" diyebildiğim için mutluydum. hissizlikten hislere yolculuk yaptığım için, kalbimdeki o ince titreşimi yeniden duyabildiğim için memnundum. sonraki günler de ara ara dinledim. şimdilerde etkisini kaybetmeye, listede gerilere gitmeye başladığını hissediyorum.
az önce açıp dinledim. beni terk ediyor. şarkıya veda ediyorum resmen. ihanet içinde hissediyorum. dinledikçe kalbimi daha az işlemeye başladı ve o titreşimi duyabilmek için daha fazla dinlemeye başladım. bu işler böyledir, yıkım başladığında durdurmak zordur. yavaş yavaş veda ediyoruz birbirimize. çok üzgünüm gerçekten. derdine koyayımlık bir durum değil. inanın bana çok baba dertlerim var benim. şöyle veya böyle diyerek küçümseyemeyeceğiniz, sessizce dinleyebileceğiniz dertlerim var. lakin sapla samanı karıştıramayız. bunun yeri farklıydı.
onu bir saat ileri, beni bir saat geri almışlardı. zaman bizim düşmanımızdı gerçekten. ben, tüm sevilmeyişimle, kapısından giremediğim bir yüreğin sitemini taşırım. kimselere anlatamadığım gurursuzluğumdur bu benim. cüneyt abi "şimdi kimler sensiz kalır, bilemem" derken sevginin karşısındaki gurursuzluğu yeniden hissederdim. saçlarına bir başkasının dokunamayacağına dair edilmiş tüm yeminlerin yere battığı, artık onun kim bilir kim olduğunun merak edildiği bir dönemin tezahürüydü benim için. yıllar sonra bile bir zamanların sitemiydi. yanlış zamana, yanlış mekana, nasipsizliğe bir ağıttı. çok özeldi benim için. çok üzgünüm.
sevdayı anlatan çok şarkı dinledim ben. jale'nin sevdam acıyor'undan gülden karaböceğin sevsen ne olurdu'suna, bergen'inden emre aydın'ına kadar. hepsinin yeri bende farklıdır, inci gibidirler benim için. lakin bir şarkıyı dinledikçe sizin üzerinizdeki etkisini kaybeder. başlarda şarkıdan alacağınız haz, daha onu dinlemeden başlardı. sonra yavaş yavaş terk eder sizi; hislerinizi yeterince kabartmıştır ve görevini yapmıştır. daha önemsiz olur, listede aşağılara gider. arada açıp anarsınız ama hiç o ilk dinlediğiniz gibi tüylerinizi ürpertmez, yüreğinizi titretmez.
benim bir şarkım vardı. çok özeldi benim için. ben bu olayı bildiğim için de bu şarkıyı çok nadir dinlerdim. çünkü zamanında gerçekten sevmiş olanlar bilirler ki; bir zaman sonra o insanı hatırlarken yüreğinizde hissettiğiniz sızıyı bile özler duruma gelirsiniz. hissizleşmek, insanda peydah olan dünyanın en kötü halidir. ben bu hali hiç sevemedim. sevgisizliği, sevmesizliği hiç sevemedim. daha erken zamanlarda, tüm biralarımı devirecek şarkılar bulmakta mahir olduğum zamanlarda birçoğunu tüketmeyi başarmıştım. pek az şarkı beni heyecanlandırıyordu artık, saçma, anlamsız şarkılar dinlemekten de hiç haz etmediğimden müzik tarzımı değiştirmiştim. doğrusu "sen yorulmuş bi kızsın, madem seni çok istiyolardı öylece ortaya koymasalardı" gibi sözleriyle "sıcak su bardağı çatlatır" gibi boktan grupları sevmiyordum. bunları sevenin de kendisine saygısı yoktur zaten. "gül bahara güz düşmüş gibi, mor dağlara kış vurmuş gibi yüreciğim taş olmuş gibi" diyen sanatçılardan "seni aldım bikere vermicem" noktasına asla gelemezdim, böyle saygısızlıkları tolere edebilmek için yeterince genç hissetmiyordum kendimi.
neyse, yıllar sonra cüneyt ergün'ün "bilinmeyen saat uygulaması" diye bir şarkı çalındı kulağıma. bir yerde duydum, hemen kulaklarımdan kalbime bir yol açıldığını hissettim. adeta cengiz holding şantiyeyi kurmuştu vücuduma; "bu adamın a.na koyacağız" diyordu. ben de hemen şarkıyı bulup kaydettim. iki kere dinledikten sonra şarkıyı sakladım. özel günlerde, ortam kurduğumda, masaya bir yetmişlik açıldığında hala kalbimin olduğunu hissetmek için, birileri sevgilerini masaya yatırdıklarında yalnız hissetmemek için dinliyordum. bir kezdi. dört dakika kırk sekiz saniye bana yetiyordu. azla yetinmeyi bilenler için yeter de artar bile. son zamanlarda dinleyecek hiç şarkı bulamaz oldum. iş yoğunluğu, radyo gibi alışkanlıklarımın olmaması falan derken de iyice hiçliğe doğru yol almaya başlamıştım yeniden. dedim bir açayım şu şarkıyı. çıktım balkona, yaktım sigaramı ve dinlemeye başladım: "seni bir saat ileri almışlar, beni bir saat geri"
tabularımız vardır; bastırdıkça bizi zehirleyen tutkularımız vardır. bunları tutan bir eşik vardır. o eşiği bir kez aşarsanız, bir daha asla o çizgiden geri adım atmazsınız. sizi tanıyan insanlar bu eşiği aştığınızı görür ve "sen çok değiştin" derler. bu olağan bir şeydir halbuki, değişime mukavemet gösteremezsiniz, sizi ittirir arkanızdan. siz direndikçe uçuruma doğru sürükler sizi. zaman gelir, sizi zehirleyen tutkularınız ruhunuzu öldürmeye başlar. daha fazla direnenlerin hali nice olmuştur, görürüz, duyarız bunları. sözler söylenmiştir hakkında, kitaplar yazılmış, ağıtları yakılmıştır. o eşiklerden birini aşmıştım o gece. içimde hapsettiğim, zaman zaman dışarı çıkmasına izin verdiğim tutkumu serbest bırakmıştım. sınırı geçmiştim, büyüyü bozmuştum. geri dönemiyordum, ilkeler yıkılmıştı.
sonra dinlemeye devam ettim. saatlerce dinledim. sigara paketim dibini görene kadar yaktım anılarıma. en dipte kalan anıları canlandırmaya çalıştım. yavaş yavaş kendilerine geliyorlardı. seneler öncesinden bir bakıştı aradığım "son bakıştaki o gözler kaldı aklımızda" demişlerdi ya, o bakış kalmış aklımızda. mutluydum, yine özlemekten memnundum. yine o tatlı sızıyı hissetmekten, yollar sonra yeniden "her şey çok farklı olabilirdi" diyebildiğim için, "ölüm değilse bizi ayıran, yazık olmuş" diyebildiğim için mutluydum. hissizlikten hislere yolculuk yaptığım için, kalbimdeki o ince titreşimi yeniden duyabildiğim için memnundum. sonraki günler de ara ara dinledim. şimdilerde etkisini kaybetmeye, listede gerilere gitmeye başladığını hissediyorum.
az önce açıp dinledim. beni terk ediyor. şarkıya veda ediyorum resmen. ihanet içinde hissediyorum. dinledikçe kalbimi daha az işlemeye başladı ve o titreşimi duyabilmek için daha fazla dinlemeye başladım. bu işler böyledir, yıkım başladığında durdurmak zordur. yavaş yavaş veda ediyoruz birbirimize. çok üzgünüm gerçekten. derdine koyayımlık bir durum değil. inanın bana çok baba dertlerim var benim. şöyle veya böyle diyerek küçümseyemeyeceğiniz, sessizce dinleyebileceğiniz dertlerim var. lakin sapla samanı karıştıramayız. bunun yeri farklıydı.
onu bir saat ileri, beni bir saat geri almışlardı. zaman bizim düşmanımızdı gerçekten. ben, tüm sevilmeyişimle, kapısından giremediğim bir yüreğin sitemini taşırım. kimselere anlatamadığım gurursuzluğumdur bu benim. cüneyt abi "şimdi kimler sensiz kalır, bilemem" derken sevginin karşısındaki gurursuzluğu yeniden hissederdim. saçlarına bir başkasının dokunamayacağına dair edilmiş tüm yeminlerin yere battığı, artık onun kim bilir kim olduğunun merak edildiği bir dönemin tezahürüydü benim için. yıllar sonra bile bir zamanların sitemiydi. yanlış zamana, yanlış mekana, nasipsizliğe bir ağıttı. çok özeldi benim için. çok üzgünüm.
devamını gör...
hayvan sevgisi
hiç değilse sevgimize karşılık aynı şekilde koşulsuz sevgi vereceklerini bildiğimiz için tabii ki hayvan severiz. siz hiç bir köpeğin sizin arkanızdan dolap çevirdiğini gördüünüz mü? kardeşini bir kadın için öldürenleri televizyonda gün aşırı izlemek pek mümkün hatırlatırım..
devamını gör...
aamir khan
gece yarısı bir gecekondu mahallesinde buğday unu dağıtmak için bir kamyon geldi. her bir kişi için bir kg un olduğu söylendi, un miktarı çok az olduğu için birçok insan unu almaktan vazgeçti. sadece gerçekten açlıktan ölmek üzere olan ihtiyaç sahipleri gittiler ve 1 kg un paketi aldılar. ancak paketi evlerinde açtıklarında, içinde 15 bin rupi olduğunu gördüler”
bu yardımı yapan kişidir amir khan.
pk filmi de bütün dini mabetlerde namaza niyaza gelenlere zorla izletilmelidir.
hatta kimse kaçmasın diye kapılara kilit vurulmalıdır.
bu yardımı yapan kişidir amir khan.
pk filmi de bütün dini mabetlerde namaza niyaza gelenlere zorla izletilmelidir.
hatta kimse kaçmasın diye kapılara kilit vurulmalıdır.
devamını gör...
marteniçka
mart’ın gelişiyle anneme ördürdüğüm kırmızı-beyaz ip. batıl inançlara sahip sayılmam ama marteniçkalar çok hoşuma gidiyor.umarım mart dilekleriniz gerçekleşir.leylek görmeyi beklemiyorum bilekliği çıkartmam için ayrı bir geleneği de var mı bilmiyorum bundan dolayı bileklik çürüyene kadar takacağım sanırım.
devamını gör...
sinan engin
"saçlarını hangi şampuanla yıkıyorsun veya peruk mu takıyorsun?" sorularına maruz kalmış beştaşlı futbol yorumcusu.
devamını gör...
antisemitizm
kelimle anlamı olarak sami ırkına mensup kişilere (arap ve yahudiler oluyor bunlar ) karşı olma durumudur. nazi almanyası zamanında ortaya çıkmamış daha önceleri yahudilerin iber yarımadasından kovulması ile ortaya çıkmıştır.
devamını gör...
okuduğun kitaptan bir alıntı bırak
"o gelmez artık."
"nerden biliyorsun?"
gidişinden belliydi!
...
~kuyucaklı yusuf
"nerden biliyorsun?"
gidişinden belliydi!
...
~kuyucaklı yusuf
devamını gör...
fatma şahin'in rte'yi başöğretmen ilan etmesi
tamamen yanlış olan açıklamadır.
üniversite diploması bile tartışılan bir insana, hayatı boyunca yaklaşık 4000 kitap okuyan, 14 kitap yazan, harf devrimi yaparak halkın her kesiminin eğitim almasını isteyen ve bunu başaran ülkemizin kurucusu gazi mustafa kemal atatürk'e ait olan bir sıfatın verilmesi mümkün değildir.
üniversite diploması bile tartışılan bir insana, hayatı boyunca yaklaşık 4000 kitap okuyan, 14 kitap yazan, harf devrimi yaparak halkın her kesiminin eğitim almasını isteyen ve bunu başaran ülkemizin kurucusu gazi mustafa kemal atatürk'e ait olan bir sıfatın verilmesi mümkün değildir.
devamını gör...


