pasif agresif kişilik bozukluğu
her zaman mazereti olan, işi yokuşa süren yapıda tutum seyreden, ayak direyici yapıda kişilerde görülen psikiyatrik hastalıktır.
genellikle ağırdan alan bir yapıya sahiptirler.
bir ricada bulunulduğunda kabul etse bile tam olarak yapmaz,yaparsa da genellikle düzgün yapmazlar.
bunun için çeşmeye gitmem demez ama testiyi kırar getirir sözü tam olarak bu kişilik bozukluğunu tarif ediyor desek yanlış olmaz.
genellikle ağırdan alan bir yapıya sahiptirler.
bir ricada bulunulduğunda kabul etse bile tam olarak yapmaz,yaparsa da genellikle düzgün yapmazlar.
bunun için çeşmeye gitmem demez ama testiyi kırar getirir sözü tam olarak bu kişilik bozukluğunu tarif ediyor desek yanlış olmaz.
devamını gör...
tanrı'ya en çok sorulmak istenen soru
jose saramago'nun kabil adlı kitabında kabil ile tanrı arasında geçen bir diyalog vardır. tanrı, sodom ve gomore da işlenen günahlardan dolayı eğer orada 10 masum kişi bulunamazsa orayı yok edeceğini söyler. 10 kişi bulunamaz ve şehirler yıkılır. bunun üzerine kabil sorar, orada hiç çocuk yok muydu?
devamını gör...
insanı yıpratan şeyler
hayatımızdan bir şekilde gelip geçen bazı insanlar ve anlaşılamayan hareketleri.
devamını gör...
diodorus
eski bir yunan tarihçi. ne kadar eski? şu an yaşasa, yaşı 2112 olacak kadar eski. yani m.ö. 91 doğumlu. ne kadar iyi hesaplamışımdır bilemeyeceğim artık. o değil de bu adam, şimdi o dönemde bilebilir miydi, ölümünden 2000+ yıl sonra, birisinin ondan bahsedeceğini. ben de bu soruyu 2011 yılında düşünmüştüm sokakta yürürken. dedim ki, ulan acaba, öldüğümde kimse beni hatırlamasa bile, bir gün mesela 10.000 yıl sonra, biri çıkıp kemiklerimi bulup "aha da 10.000 yıllık insan" diyerekten müzede sergileyecek mi. ya da şimdi artık ne zaman yeni bir insan görsem, diyorum ki olm belki de bu insanın kemikleri 20.000 yıl sonra bir müzede sergilenecek. ya da 2000 yıl sonra kendisinden bahsedilecek. şimdi bu diodorus abinin de başına bu geldi yani. şu an birisi ondan bahsediyor normal adam zaten ünlü bir tarihçi, fakat şuanda kendisinden bahseden kişi yani ben, adama abi çekiyorum. garip.
neyse, diodorus bibliotheke historike denen kitabıyla ünlenmiştir. fakat, bana göre bu kitapla değil eski bir yunan olduğu için ünlendi. çünkü eski yunanlar, bir gün ünlenmeye mahkumdur. bu doğanın kanunudur. hele ki o kişi atinalıysa, demek ki kendisinden binlerce yıl bahsedilecektir. bi ankaralı olmak vardır (iskenderiyeli yunanlar) bir de istanbullu olmak vardır (atinalı yunanlar). iskenderiyeliler pek ünlü değiller fakat atinalılar 7'den 70'e filosoflar. filosof değillerse bile filosoflar. hani günümüzde profesör doktor olmayıp da profesör doktor olanlar var ya, işte bu atinalılar da öyle.
diodorus, bildiği herşeyi mısırdan öğrendiğini yazar. ne var ki, ben yine eski bir yunan tarihçi olan herodot'un da benzer ifadelerini biliyorum. herodot'u bilirsiniz zaten, fenerbahçede mesut özil ne ise, tarihte de herodot odur. bir sitede, 2-3 yıl önce sanırsam herodot'un "ben en zeki insanları mısır'da gördüm" dediğini söyleyen bir ifadeye denk gelmiştim. artık ne kadar doğrudur bilemeyeceğim. doğrusunu söylemek gerekirse, umrumda da değil. banane antik mısır'dan. gerçi benim için bugün en güzel ülke mısır. napsam, ben de mi tarihçi olsam acaba? ama şaka değil cidden öyle. çünkü hiç gündemde mısır'ı görmedim ben. adamların muhteşem tarihi var, ama kendi hallerindeler. arda turan gibiler, salmışlar hayatı. şimdi konumuzla alakası yok ama, babam, anneme balayı için mısır'a gidelim demişti. annem kabul etmeyince babam boşanmak istemişti. ki babam da tarihçi. şaka tarihçi falan değil. ama mısır'a gitmek istediğine göre, olabilir evet.
diodorus, birçok yer gezmiş ve başına gelmeyen kalmamıştır. size doğrusunu söyleyeyim, diodorus hakkında türk kaynaklarda çok az bilgi bulabilirsiniz fakat, yazdığı şeyler arasında ilginç bilgiler var. ve size 2 tane çok güzel bilgi vereyim, kabe'den ve stonehenge'den ilk kez diodorus bahsetmiştir. diodorus, tüm arapların saygı duyduğu çok kutsal olan bir tapınağın kuruluşundan bahseder. bazı tarihçiler (ki aralarında önemliler de var) çıkıp der ki, bu bahsedilen yer kabe'dir. tabii nasıl bu sonuca ulaşmışlar bilmiyorum. arapların saygı duyduğu bir tapınak kabe olmak zorunda mı. bundan ilave, herodot, kabe'den bahsetmediği için bazı çevreler, diodorus, kabe'den bahseden ilk kişi, herodot kabe'den bahsetmez, demek ki kabe m.ö. 90-larda yapıldı bile demişlerdir. sanırsın herodot, her yıl kabe'yi ziyaret eden bir hacı.
stonehenge olayına gelelim. stonehenge'yi bilen vardır, tarih öncesinde yapılmış bir anıt. dikili taşlar. tarih öncesi ne demek, yani yazının bulunmasından önceki dönem (m.ö. 3.000'den önce). işte bu stonehnege de o dönemlerde yapılmış. ve bu anıttan bu dikili taşlardan da ilk diodorus söz etmiştir. ilk önce stonehenge bazı teorilere göre evrenin merkezi bazı teorilere göreyse uzaylıların yapmış olduğu bir yerdir. fakat evrenin merkezi ne yani? evrenin merkezi dikili taşlar mı diye de düşünüyor insan. veya evrenin merkezi dünya gezegeninde mi olma zorunda? bundan ilave uzaylılar yani hep böyle iddialar var, işte bunu uzaylılar yaptı şunu uzaylılar yaptı. ya bakın abiler-ablalar, uzaylılar dünya gezegenine gelebilecek kadar, yani dünyaya gelmelerine yardım edecek araçları bulunabilecek kadar, dünyada bir yaşamın var olduğunu keşfetmiş olabilecek kadar gelişmişlerse, neden dünyaya gelip, taşları alıp bir anıt yapsınlar? veya diyorlar ki bunlar piramitleri yaptı. neden? gelip burda birbirlerine, abi bak taş var gel anıt yapak falan mı dediler. bakın, biz insanlar da uzaylıyız. yani biz başka bir gezegende yaşam bulsak o gezegende farklı canlılar yaşasa, biz o gezegene gitsek onlar bize aa uzaylı diyecekler. madem diğer gezegenlerde yaşam var, onların bizler gibi "acaba uzaylılar var mı? acaba bizi ziyarete gelecekler mi?" gibi düşünmediklerini nerden biliyoruz yani. o yüzden bu iddialar komik. 2 dikili taş görüp aha da gizem aha da korkunç diyerek anında farklı-farklı şeyler düşünmek, teoriler üretmek de komik. bir şeyin sebebini açıklayamıyorsak, tarihini bilmiyorsak, kesin uzaylılar yapmıştır demek de komik. ki bunu bilim adamları da yapıyor. araştırmacılar, uzmanlar da yapıyor. belki de bir uzaylının deneyiyizdir diyen kaç tane araştırmacı, uzman var yani. elon musk bile piramitleri uzaylılara bağladıysa, yani halkı suçlayamayız.
diodorus, tarih öncesinde yapılmış olan bu anıtın, güneş tanrısı apollon için yapıldığını kaydeder. daha sonraları başkaları, sezar için ve bazı diğerleri de augustus için yapıldığını söyler. stonehenge'yi gizemli yapan bir detay da, antik insanlar şu koskocaman taşları nasıl taşımışlar. bu bilinmiyor fakat bazı görüşler ortaya atılmış durumda. şunu da söylemem lazım ki, stonehenge 70 yıl öncesinde bile tekrar-tekrar inşa edilmiş ve hatta tarihin birçok döneminde birçok kez değiştirilmiştir. yani orjinal stonehenge değiştirilmiştir. stonehenge'yi yapan toplum, medeniyet kimlerdi? bu insanlar hakkında hiçbir yazılı kaynak bulunmadığı için bilinmiyor.
ve ilginç bir bilgi daha; diodorus, bir gün mısır'a gezintiye çıkar. orda, bir romalı, yanlışlıkla bir kediyi öldürür. yanlışlıkla kediyi öldürmek nasıl oluyor derseniz, ben de zamanında, öğrencilik dönemimde kalemi gözüme soktum yanlışlıkla. işte bu nasıl olduysa, o da öyle olmuştur. bunu gören mısır halkı, romalı idam edilsin demişlerdir. çünkü, kediler, antik mısır'da kutsal sayılırlardı.
neyse, diodorus bibliotheke historike denen kitabıyla ünlenmiştir. fakat, bana göre bu kitapla değil eski bir yunan olduğu için ünlendi. çünkü eski yunanlar, bir gün ünlenmeye mahkumdur. bu doğanın kanunudur. hele ki o kişi atinalıysa, demek ki kendisinden binlerce yıl bahsedilecektir. bi ankaralı olmak vardır (iskenderiyeli yunanlar) bir de istanbullu olmak vardır (atinalı yunanlar). iskenderiyeliler pek ünlü değiller fakat atinalılar 7'den 70'e filosoflar. filosof değillerse bile filosoflar. hani günümüzde profesör doktor olmayıp da profesör doktor olanlar var ya, işte bu atinalılar da öyle.
diodorus, bildiği herşeyi mısırdan öğrendiğini yazar. ne var ki, ben yine eski bir yunan tarihçi olan herodot'un da benzer ifadelerini biliyorum. herodot'u bilirsiniz zaten, fenerbahçede mesut özil ne ise, tarihte de herodot odur. bir sitede, 2-3 yıl önce sanırsam herodot'un "ben en zeki insanları mısır'da gördüm" dediğini söyleyen bir ifadeye denk gelmiştim. artık ne kadar doğrudur bilemeyeceğim. doğrusunu söylemek gerekirse, umrumda da değil. banane antik mısır'dan. gerçi benim için bugün en güzel ülke mısır. napsam, ben de mi tarihçi olsam acaba? ama şaka değil cidden öyle. çünkü hiç gündemde mısır'ı görmedim ben. adamların muhteşem tarihi var, ama kendi hallerindeler. arda turan gibiler, salmışlar hayatı. şimdi konumuzla alakası yok ama, babam, anneme balayı için mısır'a gidelim demişti. annem kabul etmeyince babam boşanmak istemişti. ki babam da tarihçi. şaka tarihçi falan değil. ama mısır'a gitmek istediğine göre, olabilir evet.
diodorus, birçok yer gezmiş ve başına gelmeyen kalmamıştır. size doğrusunu söyleyeyim, diodorus hakkında türk kaynaklarda çok az bilgi bulabilirsiniz fakat, yazdığı şeyler arasında ilginç bilgiler var. ve size 2 tane çok güzel bilgi vereyim, kabe'den ve stonehenge'den ilk kez diodorus bahsetmiştir. diodorus, tüm arapların saygı duyduğu çok kutsal olan bir tapınağın kuruluşundan bahseder. bazı tarihçiler (ki aralarında önemliler de var) çıkıp der ki, bu bahsedilen yer kabe'dir. tabii nasıl bu sonuca ulaşmışlar bilmiyorum. arapların saygı duyduğu bir tapınak kabe olmak zorunda mı. bundan ilave, herodot, kabe'den bahsetmediği için bazı çevreler, diodorus, kabe'den bahseden ilk kişi, herodot kabe'den bahsetmez, demek ki kabe m.ö. 90-larda yapıldı bile demişlerdir. sanırsın herodot, her yıl kabe'yi ziyaret eden bir hacı.
stonehenge olayına gelelim. stonehenge'yi bilen vardır, tarih öncesinde yapılmış bir anıt. dikili taşlar. tarih öncesi ne demek, yani yazının bulunmasından önceki dönem (m.ö. 3.000'den önce). işte bu stonehnege de o dönemlerde yapılmış. ve bu anıttan bu dikili taşlardan da ilk diodorus söz etmiştir. ilk önce stonehenge bazı teorilere göre evrenin merkezi bazı teorilere göreyse uzaylıların yapmış olduğu bir yerdir. fakat evrenin merkezi ne yani? evrenin merkezi dikili taşlar mı diye de düşünüyor insan. veya evrenin merkezi dünya gezegeninde mi olma zorunda? bundan ilave uzaylılar yani hep böyle iddialar var, işte bunu uzaylılar yaptı şunu uzaylılar yaptı. ya bakın abiler-ablalar, uzaylılar dünya gezegenine gelebilecek kadar, yani dünyaya gelmelerine yardım edecek araçları bulunabilecek kadar, dünyada bir yaşamın var olduğunu keşfetmiş olabilecek kadar gelişmişlerse, neden dünyaya gelip, taşları alıp bir anıt yapsınlar? veya diyorlar ki bunlar piramitleri yaptı. neden? gelip burda birbirlerine, abi bak taş var gel anıt yapak falan mı dediler. bakın, biz insanlar da uzaylıyız. yani biz başka bir gezegende yaşam bulsak o gezegende farklı canlılar yaşasa, biz o gezegene gitsek onlar bize aa uzaylı diyecekler. madem diğer gezegenlerde yaşam var, onların bizler gibi "acaba uzaylılar var mı? acaba bizi ziyarete gelecekler mi?" gibi düşünmediklerini nerden biliyoruz yani. o yüzden bu iddialar komik. 2 dikili taş görüp aha da gizem aha da korkunç diyerek anında farklı-farklı şeyler düşünmek, teoriler üretmek de komik. bir şeyin sebebini açıklayamıyorsak, tarihini bilmiyorsak, kesin uzaylılar yapmıştır demek de komik. ki bunu bilim adamları da yapıyor. araştırmacılar, uzmanlar da yapıyor. belki de bir uzaylının deneyiyizdir diyen kaç tane araştırmacı, uzman var yani. elon musk bile piramitleri uzaylılara bağladıysa, yani halkı suçlayamayız.
diodorus, tarih öncesinde yapılmış olan bu anıtın, güneş tanrısı apollon için yapıldığını kaydeder. daha sonraları başkaları, sezar için ve bazı diğerleri de augustus için yapıldığını söyler. stonehenge'yi gizemli yapan bir detay da, antik insanlar şu koskocaman taşları nasıl taşımışlar. bu bilinmiyor fakat bazı görüşler ortaya atılmış durumda. şunu da söylemem lazım ki, stonehenge 70 yıl öncesinde bile tekrar-tekrar inşa edilmiş ve hatta tarihin birçok döneminde birçok kez değiştirilmiştir. yani orjinal stonehenge değiştirilmiştir. stonehenge'yi yapan toplum, medeniyet kimlerdi? bu insanlar hakkında hiçbir yazılı kaynak bulunmadığı için bilinmiyor.
ve ilginç bir bilgi daha; diodorus, bir gün mısır'a gezintiye çıkar. orda, bir romalı, yanlışlıkla bir kediyi öldürür. yanlışlıkla kediyi öldürmek nasıl oluyor derseniz, ben de zamanında, öğrencilik dönemimde kalemi gözüme soktum yanlışlıkla. işte bu nasıl olduysa, o da öyle olmuştur. bunu gören mısır halkı, romalı idam edilsin demişlerdir. çünkü, kediler, antik mısır'da kutsal sayılırlardı.
devamını gör...
kedilere özgü gariplikler
benim kedim eğer kumunu temizlemeyi biraz ihmal edersem halının üzerine kakasını yapacakmış gibi yapıp beni tehdit ederdi. yaptığı en anormal şey buydu. ben nöbetten döndüğüm zamanlarda birkaç saat benimle küs kalması da ikinci sıraya oturur.
devamını gör...
favori kahvaltılık
büyük oğlumun yaptığı çıtır çıtır peynirli börek. an itibari ile yediğim börek.
devamını gör...
brothers düğüm salonu radyo yayını
yine çok eğlenceli geçeceğine eminim olduğum radyo yayını.
gelelim eski takıntılarıma.
bayram şekerlerinin ambalajını dümdüz edip katlamadan rahat edemezdim.
meyve suyu kutularını açıp düzleştirirdim*. gerçi bu her tür kutu için geçerli. tuhaf bir mutluluk verirdi bana.
son olarak, açık çekmece görmekten hala hoşlanmam.
ek olarak,
bir arkadaşım saçlarındaki kırıkları ikiye ayırmadan edemezdi.
başka bir arkadaşım bir ayağımıza bastı mı diğerine de basardı.
yine başka bir arkadaşım lokum çok severdi ama lokuma dokunamazdı.
gelelim eski takıntılarıma.
bayram şekerlerinin ambalajını dümdüz edip katlamadan rahat edemezdim.
meyve suyu kutularını açıp düzleştirirdim*. gerçi bu her tür kutu için geçerli. tuhaf bir mutluluk verirdi bana.
son olarak, açık çekmece görmekten hala hoşlanmam.
ek olarak,
bir arkadaşım saçlarındaki kırıkları ikiye ayırmadan edemezdi.
başka bir arkadaşım bir ayağımıza bastı mı diğerine de basardı.
yine başka bir arkadaşım lokum çok severdi ama lokuma dokunamazdı.
devamını gör...
normal sözlük'ün 35 yaş istilasına uğramış olması
evladım, ben de 35 yaş üstündeyim ve bunu sen yukarıda saçmalamadan önce de belirtmiştim. siz bilmezsiniz, bu sözlükler ilk çıktığında amacı bilgi paylaşmaktı. insanlar açılan başlıkların altında bilgilerini, yorumlarını yazar, bazen de eğlenceli paylaşımlar yaparak sözlüğü okunur kılarlardı. sosyal medya denilen illetle birlikte sözlükler de çekilmez olunca, belki eski kaliteyi buluruz umuduyla buraya geldik. peki siz niye geldiniz? her yeni açılan mecraya girmek zorunda mısınız? gidin meşhur yerlerde yazın. birbirinize like atın. video çekin, fenomen olun. vardır muhakkak yapılacak başka sanal bir şeyler, gidin onlarla uğraşın. biz de şurada kendi halimizde iki kayda değer mesaj okuyalım.
devamını gör...
oblivion
başrolde tom cruise, olga kurylenko ve morgan freeman'ın olduğu film. filmin konusu şöyle;
oblivion'da askeri bir yönetim biri jack adında deneyimli bir askeri , insanoğlunun bir zamanlar "dünya" diye adlandırdığı terk edilmiş bir gezegene keşif için yollar. insanlığın büyük yok oluştan önce nasıl koşullarda yaşadığını araştırmakla dahası yaşayan her hangi bir canlı olup olmadığını bulmakla görevlidir. insanlığın bir zamanlar yuvası olan dünya gezegeni birtakım uzaylı canlılar tarafından işgal edilmiştir ve gezegende hala varlıklarını sürdürmektedirler. jack tüm bunları araştırmakla görevliyken, karşısına hiç beklenmediği sürprizler de çıkacaktır...
özellikle çıktığı döneme göre düşünürsek izleyiciye görsel şölen sunan bir film.
tom cruise ve tom cruise karşı karşıya gelince beynimin kalan son kısmını da bıraktım, öyle izlemeye başladım.
hafızası silinmiş bir jack ve hafızası silinmemiş bir jack mi yoksa hafızası ikinci kez silinmiş bir jack miydi evine yeniden dönen?
bir yandan hafızamızı yitirsek ve üzerinden bir sürü yıl geçse dahi hayatımızın aşkını tüm bunlara rağmen unutmayacağız diye düşündürdü. evet evet, filmin vermesi gereken mesaj bu değildi belki de ama ben bunu da düşünmüş bulundum.
jack'in iha'ya sanki bir hayvanı eğitircesine yaklaştığı sahne bana çok komik geldi. hatta ejderhanı nasıl eğitirsin adlı filmdeki ejderhalara yanaşma hareketini anımsattı. *
sahneler arası geçişler beni çok yordu. belki de ben yeterince zeki değilimdir ya da kafamı vererek izlememişimdir, bilmiyorum. geçmiş ve şimdiki zaman arasındaki seri geçişler hep kafa karıştırıcı gelmiştir bana zaten.
filmin sonunda gördüğümüz jack gerçek jack mi yoksa klon mu ondan da bir emin olamadım.
oblivion'da askeri bir yönetim biri jack adında deneyimli bir askeri , insanoğlunun bir zamanlar "dünya" diye adlandırdığı terk edilmiş bir gezegene keşif için yollar. insanlığın büyük yok oluştan önce nasıl koşullarda yaşadığını araştırmakla dahası yaşayan her hangi bir canlı olup olmadığını bulmakla görevlidir. insanlığın bir zamanlar yuvası olan dünya gezegeni birtakım uzaylı canlılar tarafından işgal edilmiştir ve gezegende hala varlıklarını sürdürmektedirler. jack tüm bunları araştırmakla görevliyken, karşısına hiç beklenmediği sürprizler de çıkacaktır...
özellikle çıktığı döneme göre düşünürsek izleyiciye görsel şölen sunan bir film.
tom cruise ve tom cruise karşı karşıya gelince beynimin kalan son kısmını da bıraktım, öyle izlemeye başladım.
hafızası silinmiş bir jack ve hafızası silinmemiş bir jack mi yoksa hafızası ikinci kez silinmiş bir jack miydi evine yeniden dönen?
bir yandan hafızamızı yitirsek ve üzerinden bir sürü yıl geçse dahi hayatımızın aşkını tüm bunlara rağmen unutmayacağız diye düşündürdü. evet evet, filmin vermesi gereken mesaj bu değildi belki de ama ben bunu da düşünmüş bulundum.
jack'in iha'ya sanki bir hayvanı eğitircesine yaklaştığı sahne bana çok komik geldi. hatta ejderhanı nasıl eğitirsin adlı filmdeki ejderhalara yanaşma hareketini anımsattı. *
sahneler arası geçişler beni çok yordu. belki de ben yeterince zeki değilimdir ya da kafamı vererek izlememişimdir, bilmiyorum. geçmiş ve şimdiki zaman arasındaki seri geçişler hep kafa karıştırıcı gelmiştir bana zaten.
filmin sonunda gördüğümüz jack gerçek jack mi yoksa klon mu ondan da bir emin olamadım.
devamını gör...
normal sözlük için öneriler
2-3 kelime ile tanım yapılmasını yasaklamalı, ilkokul çocukları bile daha güzel tanım yapar!
devamını gör...
alex
irene pepperberg isimli hayvan psikoloğu olan doktorun, 30 yıl boyunca yaptığı birçok çalışmada kullandığı afrika gri papağanı'nın ismidir.
söylenenlere göre ölmeden önce sahibine "benim için üzülme lütfen, seni seviyorum" demiştir. ıq'sunun yetmiş yedi olduğu bilinir.
söylenenlere göre ölmeden önce sahibine "benim için üzülme lütfen, seni seviyorum" demiştir. ıq'sunun yetmiş yedi olduğu bilinir.
devamını gör...
uyu deme uyuyamam
caner gülsüm'den de dinleyin asıl döktüreni görün.
devamını gör...
armysuzy
üslubunu çok sevdiğim bir yazardır, var olsundur.
devamını gör...
on ayrılık şiiri
ataol behramoğlu'nun yitik bir ezgisin sadece cümleleri ile insanı olduğu zemine çivileyen aşk iki kişiliktir şiirinden ismini almış olan şiir koleksiyonunun ayrılık üzerine yazılmış 10 şiirden oluşan bölümü. günlük şiirler'de şöyle bir dizesi vardır onat kutlar'ın: "yoksulluklardan bir devrim bile yapılabilir. ama hiçbir şey, hiçbir şey yapılamaz ayrılıklardan." lakin behramoğlu yoksulluklardan bir devrim yapamadıysa bile ayrılıklardan silah, kelimelerden ise insanı boş bir kukla gibi yere yığan kurşunlar yapmıştır. okuyana ise attila ilhan'ın çok önce karaladığı bir cümleyi tekrar etmek düşüyor yalnızca; ağır kan kaybıyız. her şiir öyle farklı bir hikayenin altını çiziyor ki, insan hayret ediyor ayrılığın bunca farklı çeşidi olabileceğine. belki de aşkı hiç tatmayışımdan, ayrılıklara da yabancıyım bu kadar. koleksiyonun şiirleri bazen 'öylesine yalnızım ki sanki yokum eriyor eski ben ve yeni biri olamıyorum' dedirten bir çaresizliğin tanımı iken bazı zamanlar 'mayıs sabahları bir çocuğum ben örselenmiş ve ilk çağla güzelliğinde hayata meydan okuyorum henüz yazılmamış şiirlerimle.' dizelerindeki gibi bir umudun portresine dönüşüyor. yine de ne olursa olsun bütüne bakıldığında kitaba ismini de vermiş olan şiirin ne denli baskın olduğunu görmek mümkün çünkü günün sonunda aşk biraz iki kişilik bir şeydir. o yüzden ayrılıklardan da en fazla şiir yapılabilir.
i.
hayatta ve ölümde ayrıldık
ayrıldı iki beden
gönüllerimiz ayrıldı
seslerimiz ayrıldı birbirinden
ellerimiz ayrıldı
kokularımız
aynı yatakta uyumalarımız
gülüşlerimiz
gözyaşlarımız
düşlerimiz ayrıldı birbirinden
ruhun içindeki gece
kapladı her şeyi birden.
ii.
sadece ikimize değil
bütün hayata üzgünüm
fotograflarda
bir gece hatırası
öylesine yalnızım ki
sanki yokum
eriyor eski ben
ve yeni biri olamıyorum
keder sokulgan adımlarıyla
gelip kıvrılıyor yüreğime
hayat sakin
şafakta evler gibi
sanki hiçbir şey olmadı
ikimiz yokuz sadece
biz olan ikimiz yokuz
deniz hep orada
ve ağaçlar aynı düşlerinde.
iii.
bir mayıs sabahı kalbimde şarkısını söylüyor
ve kanat sesleri bir kusun
bir kuşun kanat sesleri
bir çocuğun ağlayışı
kazıyorum yeryüzünün yüreğini
çiçekler fışkırıyor ve bir mayıs sabahı
kazıyorum aşkı
acılar fışkırıyor, söylenmemiş sözler
hayat bana meydan okuyor
ve ben onu ele geçirmeye çalışıyorum yeniden
tuzaklar kuruyorum
sapanımla nişan alıyorum
mayıs sabahları bir çocuğum ben
örselenmiş ve ilk çağla güzelliğinde
hayata meydan okuyorum
henüz yazılmamış şiirlerimle.
iv.
başka biri olacaksın istemesen de
tenine başka bir ten dokunduğunda
gövden buluştuğunda başka bir gövdeyle
başka bir nefesle karıştığında nefesin
başka biri olacaksın istemesen de
gece uykunda ya da gün ortasında
irkileceksin apansız bir duyguyla
bir uçurum kıyısında sendelemiş gibi
başka biri olacaksın istemesen de
bakışlarımın izini taşıyan giysilerin
tüketecek ömürlerini birer birer
değişecek yeri bir dolabın, pencerede bir çiçeğin
başka biri olacaksın istemesen de
dudaklarında benden sonraki bir çizgi
tanımadığım bir ton gülümseme
ve artık beni unutmaya başlayan gözlerin
sonra, sonra artık başka birisin.
v
sözün bittiği yerde
yürek kendi kendine konuşmaya başlar
tabut çiviliyor bir adam
sabahın köründe
şiir
kendi kendimle konuştuğum yerde başlıyor
bir mumun
çıtırtılarla yanmaya başlaması gibi
sabahleyin ben
sanki çocukluğumdayım
kımıldamasam
hayat da duracak sanki.
yiten bir aşk
yiten çocukluk gibidir
hüzün çırılçıplaktır bir yaz öğlesinde
ve gölgesizdir.
vi.
geçmiş zaman
anımsanıyorsa, şimdidir
koparılıp atılır ya da
bir yaprak gibi bir defterden
koparılıp atılan
çırpınan bir yürek olabilir
ya da bir yaz gecesi
yıldızları can çekişen.
vii.
dilimin altında özlem var
ve karışık bir dua
boğulmuş anılar
seni getirmez bana
şiirler bana seni getiremez
ne de bir yazdan kalan kırıntılar
bir taş olabilseydim
uyku ya da rüzgar
ilkbahar yine gelecek
belki yine mutlu olurum
bir dilsizin şarkısına benzeyecek
senden sonra mutluluğum.
viii.
bir ölüme alışmak gibi
geçecek birbirimize olan sevgimiz
insanın tek bir yüzü yoktur ki
ya da tek bir geleceği
taştan bir kutuda uyuduğumda
beni acıtan karanlıkta
düşünüp onsuz da olabileceğimi
gecedir, rüzgarın ıslak sesi
gözlerime karanlık dolduğunda
çağırıp dargınlık meleğini.
ix.
iyi ölümler bayım, rüzgarın kanadığı bir gece yarısında
iyi ölümler, en derin sularda
morarsın akasya çiçekleri ve yoğunlaşsın güller
geçmiş ve gelecek baharlara iyi ölümler
gelir dağınık güz, göz çukurları ıslak
geçer sokaktan bir yağmur yalnayak
iyi ölümler bayım, vurulsun ağzınıza ve gözlerinize mühür
çünkü güz çürükleriyle iyi ömür.
x.
içimde cam kırıklarına benzeyen bir gönül kırıklığı
kapatıyorum sayfalarını eskimiş bir kitabın
tozlu hüzünler, solgun bir gülümseyiş tadı
artık eskimiş bir hayatın sayfalarını kapatıyorum
kapatıyorum geçmiş bir denizin kapılarını.
edit: imla
i.
hayatta ve ölümde ayrıldık
ayrıldı iki beden
gönüllerimiz ayrıldı
seslerimiz ayrıldı birbirinden
ellerimiz ayrıldı
kokularımız
aynı yatakta uyumalarımız
gülüşlerimiz
gözyaşlarımız
düşlerimiz ayrıldı birbirinden
ruhun içindeki gece
kapladı her şeyi birden.
ii.
sadece ikimize değil
bütün hayata üzgünüm
fotograflarda
bir gece hatırası
öylesine yalnızım ki
sanki yokum
eriyor eski ben
ve yeni biri olamıyorum
keder sokulgan adımlarıyla
gelip kıvrılıyor yüreğime
hayat sakin
şafakta evler gibi
sanki hiçbir şey olmadı
ikimiz yokuz sadece
biz olan ikimiz yokuz
deniz hep orada
ve ağaçlar aynı düşlerinde.
iii.
bir mayıs sabahı kalbimde şarkısını söylüyor
ve kanat sesleri bir kusun
bir kuşun kanat sesleri
bir çocuğun ağlayışı
kazıyorum yeryüzünün yüreğini
çiçekler fışkırıyor ve bir mayıs sabahı
kazıyorum aşkı
acılar fışkırıyor, söylenmemiş sözler
hayat bana meydan okuyor
ve ben onu ele geçirmeye çalışıyorum yeniden
tuzaklar kuruyorum
sapanımla nişan alıyorum
mayıs sabahları bir çocuğum ben
örselenmiş ve ilk çağla güzelliğinde
hayata meydan okuyorum
henüz yazılmamış şiirlerimle.
iv.
başka biri olacaksın istemesen de
tenine başka bir ten dokunduğunda
gövden buluştuğunda başka bir gövdeyle
başka bir nefesle karıştığında nefesin
başka biri olacaksın istemesen de
gece uykunda ya da gün ortasında
irkileceksin apansız bir duyguyla
bir uçurum kıyısında sendelemiş gibi
başka biri olacaksın istemesen de
bakışlarımın izini taşıyan giysilerin
tüketecek ömürlerini birer birer
değişecek yeri bir dolabın, pencerede bir çiçeğin
başka biri olacaksın istemesen de
dudaklarında benden sonraki bir çizgi
tanımadığım bir ton gülümseme
ve artık beni unutmaya başlayan gözlerin
sonra, sonra artık başka birisin.
v
sözün bittiği yerde
yürek kendi kendine konuşmaya başlar
tabut çiviliyor bir adam
sabahın köründe
şiir
kendi kendimle konuştuğum yerde başlıyor
bir mumun
çıtırtılarla yanmaya başlaması gibi
sabahleyin ben
sanki çocukluğumdayım
kımıldamasam
hayat da duracak sanki.
yiten bir aşk
yiten çocukluk gibidir
hüzün çırılçıplaktır bir yaz öğlesinde
ve gölgesizdir.
vi.
geçmiş zaman
anımsanıyorsa, şimdidir
koparılıp atılır ya da
bir yaprak gibi bir defterden
koparılıp atılan
çırpınan bir yürek olabilir
ya da bir yaz gecesi
yıldızları can çekişen.
vii.
dilimin altında özlem var
ve karışık bir dua
boğulmuş anılar
seni getirmez bana
şiirler bana seni getiremez
ne de bir yazdan kalan kırıntılar
bir taş olabilseydim
uyku ya da rüzgar
ilkbahar yine gelecek
belki yine mutlu olurum
bir dilsizin şarkısına benzeyecek
senden sonra mutluluğum.
viii.
bir ölüme alışmak gibi
geçecek birbirimize olan sevgimiz
insanın tek bir yüzü yoktur ki
ya da tek bir geleceği
taştan bir kutuda uyuduğumda
beni acıtan karanlıkta
düşünüp onsuz da olabileceğimi
gecedir, rüzgarın ıslak sesi
gözlerime karanlık dolduğunda
çağırıp dargınlık meleğini.
ix.
iyi ölümler bayım, rüzgarın kanadığı bir gece yarısında
iyi ölümler, en derin sularda
morarsın akasya çiçekleri ve yoğunlaşsın güller
geçmiş ve gelecek baharlara iyi ölümler
gelir dağınık güz, göz çukurları ıslak
geçer sokaktan bir yağmur yalnayak
iyi ölümler bayım, vurulsun ağzınıza ve gözlerinize mühür
çünkü güz çürükleriyle iyi ömür.
x.
içimde cam kırıklarına benzeyen bir gönül kırıklığı
kapatıyorum sayfalarını eskimiş bir kitabın
tozlu hüzünler, solgun bir gülümseyiş tadı
artık eskimiş bir hayatın sayfalarını kapatıyorum
kapatıyorum geçmiş bir denizin kapılarını.
edit: imla
devamını gör...
kokulu mum
ortam ambiyansını olumlu bir şekilde değiştiren, sevgililer günü yaklaşırken birçok kişinin aklında bulunan güzel kokulu mum çeşidi.
insanın ister istemez romantik olası geliyor. kaliteli olanlar şart tabii.
insanın ister istemez romantik olası geliyor. kaliteli olanlar şart tabii.
devamını gör...
hamile kediye saldıran kadın
dünyanın "gücü gücü yetene" bir yer olduğunu ispatlayan kadın. erkek kadını döver, kadın çocuğu, hayvanı döver, böyle gelmiş böyle gider.
haber:
ankara’nın keçiören ilçesinde bir spor salonun bahçesinde iş yeri çalışanlarının beslediği hamile kedi, uyuduğu sırada kimliği belirsiz bir kadının saldırısına uğradı. güvenlik kameralarına yansıyan görüntülerde, kadının uyuyan kediye sessizce yaklaşarak bir anda sertçe vurduğu ve uzaklaştığı görüldü.
acımasız kadın, korkuyla yerinden fırlayan kedinin yanına tekrar gelerek bu sefer de elindeki çantayı hayvanın üzerine fırlattı. çantanın kendisine geldiğini fark eden talihsiz kedi, korkulukların arasından kaçarak canını zor kurtardı. güvenlik kameralarına saniye saniye yansıyan görüntülere sosyal medya kullanıcıları da tepki gösterdi.
haberglobal.com.tr/gundem/a...
haber:
ankara’nın keçiören ilçesinde bir spor salonun bahçesinde iş yeri çalışanlarının beslediği hamile kedi, uyuduğu sırada kimliği belirsiz bir kadının saldırısına uğradı. güvenlik kameralarına yansıyan görüntülerde, kadının uyuyan kediye sessizce yaklaşarak bir anda sertçe vurduğu ve uzaklaştığı görüldü.
acımasız kadın, korkuyla yerinden fırlayan kedinin yanına tekrar gelerek bu sefer de elindeki çantayı hayvanın üzerine fırlattı. çantanın kendisine geldiğini fark eden talihsiz kedi, korkulukların arasından kaçarak canını zor kurtardı. güvenlik kameralarına saniye saniye yansıyan görüntülere sosyal medya kullanıcıları da tepki gösterdi.
haberglobal.com.tr/gundem/a...
devamını gör...
hissikablelvuku
olacakları önceden tahmin etmek. hissiyat
devamını gör...


