cemal süreya gibi düşünen bir insanoğludur;

“yemek yemek üstüne ne düşünürsünüz bilmem ama kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı...”
devamını gör...

büyüklü küçüklü 7 bin adadan oluşan bir asya pasifik ülkesidir.* başkent manila'da toplumsal ayrım yüzüne bir tokat gibi çarpar. ülkenin en zengin semti olan makati ve fakir malate yan yana bulunur. yalnız malate bölgesinde bindiğiniz motorlu bisikletler ile makati'ye giremezsiniz. makati sınırlarına girdiğiniz an, tebrikler! new york'tasınız.! inanılmaz gökdelenler, temiz sokaklar, lüks oteller ve büyükelçiliklerin merkezindesiniz.

ülkede jeepney denilen, amerikan sömürgesi zamanından kalma askeri jeep'ler var. ülke halkı kalan bu askeri jeep'leri rengarenk boyayıp minibüs olarak kullanmaya başlamışlar. akşam vakitlerinde jeepney'lere doluşmuş insanlar evlerine giderler. ülke genel olarak fakirdir. sokaklarda evsizlerin üzerinden atlayarak geçmek zorundasınız.! amerikanlar oldukça zengin yaşarlar burada.

başkent manila'da bulunan rizal park, bir nefes bölgesi olarak işlev görür. yeşillik ve sosyal bir yerdir. bu parkın yakınında devasa bir mason anıtı bulunur.

birçok batı'lı için filipinler hem yaşamak hem de gezmek için oldukça rağbet görmeye başlamıştır.

resimde bir jeepney görüyorsunuz.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

üç günde bir nöbet tutacağım, ders çalışmaya çalışacağım. sanırım hayatımda hiçbir değişiklik olmayacak.
devamını gör...

bir şey bilmek yada bilmemekten bağımsız olarak eğer kendini iyi ifade edemeyen, özgüvensiz biri değilse iyi bir gözlemcidir.
devamını gör...

günah keçisi kavramının tam karşılığı bu adamdır. cehennemi dünyada yaşamıştır. 1950 dünya kupası finali başlığında kendisinden biraz bahsetmiştim. lakin bu adamın yaşadıkları ve ona yapılanlar ciddi anlamda bir başlığı hak ediyor. işin aslına bakarsanız barbosa 1950 dünya kupasının parlayan yıldızlarından biriydi. ben kendisini sadece bizim maçta * yani brezilya-uruguay maçında izlemedim. kupa boyunca brezilya'nın maçlarını izleme fırsatım olmuştu ve barbosa'yı takip etme imkanına erişmiştim. adam tam anlamıyla bir kara panterdi. zaten brezilya milli takımının ilk siyahi kalecisidir kendisi ve takımı finale gelene kadar da çok ciddi kurtarışlara imza atmıştır. ne demişler? futbolda atanın da tutanın da iyi olacak. işte o brezilya milli takımının atanı da tutanı da iyiydi. ademir atıyor, barbosa tutuyor brezilya güle oynaya finale doğru gidiyordu. her şey tıkırındayken adam kahramandı. barbosa'nın şanssızlığı o gün bizim kaptan varela'nın, schiaffino'nun ve özellikle ghiggia'nın insan üzeri performans göstermesiydi. bu üçlüye kalecimiz maspoli tanrı modunu açarak destek olunca brezilya'nın mağlubiyeti kaçınılmaz oldu. kimse ademir'e laf söylemedi. oysa ilk yarım saatte en az üç net pozisyon harcamıştı. forvetler böyle durumlarda bir şekilde yırtıyor ve ihale hep kalecilere kalıyor. kaleciler zaten yalnız adamlardır. arkalarını kollayacak, onlara destek olacak kimseleri yoktur. direkler desen onlara da güvenemezsin, kariyer katilidir onlar. albert camus bile o üç direğin önünde durmuş olmanın verdiği psikoloji ile hayatına ve eserlerine yön vermiş bir adamdır. ne diyor kendisi bu konuda; ''ahlak ve insanın yükümlülükleri hakkında güvenebileceğim ne biliyorsam onu futbola borçluyum.''

neyse işte futbol tanrıları kaleci şansı vermezse cehennemi barbosa gibi dünya'ya taşıyorsunuz. bakın o gün orada iki brezilya taraftarı intihar ederek öldü ve bunun tüm yükünü de bu adamın sırtına yüklediler. teknik direktör flavio costa kadın kılığında stattan kaçarken, barbosa böyle atraksiyonlara hiç girmedi. diğerleri unutuldu ama barbosa asla unutulmadı! kendisi ile rio de janeiro'da izbe bir barda karşılaşmıştım. yüz bana tanıdık geliyordu ama onun olacağına ihtimal vermemiştim. şüpheyle barmene sordum? sormaz olaydım. ''evet o!'' diye yanıtladı beni! tanrının gazabı bu gece de barımda!'' yavaşça yanına doğru ilerledim. kendimi tanıttım. büyük hayranı olduğumu ve kendisini 1950 dünya kupası boyunca gıpta ile izlediğimi anlattım. hafifçe gülümsedi. yıllardır böyle güzel sözler duymadığını söyledi ve beni yanına buyur etti.

''biliyor musun?'' dedi ''tanrının lanet olası her günü ghiggia'dan aynı golü yiyip, dizlerimin üzerine çöküp kalıyorum. yıllar boyu kendi ülkemde sokağa çıkmaya korktum. herkes bana vebalı muamelesi yaptı. onu geçtim takım arkadaşlarım bile benim hakkımda zehir zemberek açıklamalar yaptılar. oysa futbol bir takım oyunu. beni aslanların önüne attılar resmen!''

''zizinho'dan mı bahsediyorsunuz?'' diye sordum. sakince başını salladı.

''adam bana bir albatros gibi uğursuz olduğumu söyledi. bunu her yerde dile getirdi. milli takıma bir daha çağırılmamam gerektiğini bütün basın önünde haykırdı. daha fenası ne biliyor musun?'' nedir diye soru ile cevapladım kendisini...

''benim yüzümden brezilya milli takımının kalesine 35 yıl boyunca bir daha siyahi bir kaleci geçemedi. başkalarının önünde de engel oldum anlayacağınız.'' hüzünle birasından bir yudum aldı. kendi kendisine belirli belirsiz bir şeyler söyledi ve sözlerine devam etti; ''bir gün alışveriş merkezine gitmiştim bir şeyler almak için, bakın aradan 20 yıl geçmiş. bir kadın karşıma geçti. yanında torunu vardı. çocuğa parmağıyla beni göstererek; 'ona iyice bak! bütün brezilya’yı yasa boğan adam, işte bu!'' diye bağırdı bana. yerin dibine girmiştim resmen. o an yok olmak istedim, bu lanet bitsin istedim, yer yarılsaydı da yerin dibine girseydim...'' gülümsedi. komik değil mi? başımla onayladım kendisini.

barbosa anlattıkça ben şişiyordum. şiştikçe de mideyi şişiriyordum. bir bira daha istedim. barbosa bira içtiği için bende farklı bir şey istemedim. yeterince kaba davranılmıştı kendisine. düşünsenize insanlar hayallerini, hayatlarını çalan, ülkelerini altlarından çekip alan liderlerin peşinden bile sorgusuz sualsiz giderken, yediği bir gol yüzünden kendi halindeki bir kaleciye itibar suikastı yapıp, ona hayatı zindan etmekten geri durmuyordu. yaman çelişki bu insanoğlu. hani bukowski, ''kitlelerin dehası'' şiirinde diyor ya;

ortalama insanda
herhangi bir günde herhangi bir orduya
yetecek kadar ihanet,
nefret, şiddet
ve saçmalık vardır.


barbosa'nın yaşadıklarının özeti buydu. bende tam yerine rast geldi manzarayı koydum. şiirin bu bölümünü kendisine ezberden söyleyiverdim. öyle bir şen kahkaha attı ki anlatamam size. belki yıllardır bu şekilde gülmemişti. bira bardağını havaya kaldırdı ve şerefinize diye bağırdı. bu sefer gülümseyerek devam etti;

''bakın dedi ben bu lanetten kurtulmak için maracana stadı personeline rüşvet verip, o golü yediğim zamanki direkleri yerlerinden söktürüp yaktırdım. yaptım bunu. gerçekten yaptım.'' bir kahkaha daha attı. ''sonrasında arda kalan üç beş arkadaşımla birlikte o direklerin ateşi üzerinde mangal yaptık.''

bu sefer ben gülüyordum. lanetli direklerin mangalı da ne güzel olmuştur deyiverdim. karşılıklı kahkahalar atmaya başladık. adamın keyfini yerine getirmiştim.

''aslında bende de var biraz. bakın belli artık bunlar beni şeytanın yeryüzündeki büyük elçisi olarak görüyorlar. hatta ta kendisi olarak bile görüyor olabilirler. ama ben inatla koşulları hep zorladım. 1994 dünya kupasında brezilya milli takımının kampını ziyaret etmek istedim. kapılarına kadar gittim. ne oldu dersiniz.''

-e almadılar tabiki sizi.

''almadılar tabi. niye alsınlar yahu? o dünkü çocuk romario bile hakkımda ileri geri konuştu; 'başarının peşinde koşarken uğursuz olmak istemeyiz.' dedi benim için. neyse attığı güzel gollerin hatırına affettim ben onu. umarım oğlu kaleci olur.'' güzel bir kahkaha daha patlattı.

o gece 3 saate yakın bir sohbetimiz oldu barbosa ile. sene 1998'di. kendisi ile o barda tanışmamdan tam 10 yıl sonra vefat etti. gazeteler ''barbosa'nın ikinci ölümü.'' diye manşet attılar arkasından. bende usulca ''ölü adamla konuşmalar'' adlı hikayemi çekmeceme yerleştirdim. halen orada duruyor...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yılların çilesi var.
devamını gör...

sevgilisinin isteği üzerine arkadaşlığınızı bitirdiği andır.
devamını gör...

(bkz: günah keçisi)
devamını gör...

tam adı james eugene carrey 1962 doğumlu komedyen ve sinema oyuncusu olan müthiş bir yetenek.
devamını gör...

gluteus maximus'a gluteus maximus diyen yazar. neyse onu diyor. beğeniyorum ben. ha bu arada yasaklı kelimeyi yazamadığım için (bkz: gluteus maximus).
devamını gör...

düşündüm de, herkesten ısrarla istediğim açıksözlülük ve dürüstlüğü,

tam da istediğim şekliyle ancak kendimden gördüğümde..

dayanabilirmiydim...
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

sökük çorap gibiyim, dolaşık ve kıvır kıvır.
devamını gör...

adımı öğrenmeye çalışan sonrasında ise meriçlikle suçlayan en sonunda da kadın ayarlamamı rica eden sonrasında ülkü ocaklarına davet eden bir garip yazar. muhtemelen bir yazarın trol hesabı.

eskiden trollerin iyi-kötü mantığı vardı. az-çok güldürürdü yok arkadaş.. valla kalite çok bozmuş.

son olarak mesajlara şikayet özelliği gelmeli.. ^^
devamını gör...

ışığı kapatıp yatağa geçerim tam uykuya dalmak üzereyken o sesi kulağımda hissederim, bir iki el sallayıp kovarım ama yine gelir.
en sonunda beni yataktan kaldırıp ışığı açtırır yatakta öylece durup gelmesini beklerim ama inatla gelmez, neyse geleceği yok bunun deyip uyurum ama uyuduktan birkaç saat sonra tekrar kulağımda o sesi hissederek uyanırım.
sonuç olarak, sabah uykusuz bir halde ve sineği yakalayamamanın siniriyle yataktan kalkılır.
devamını gör...

ukdeler benim cınım. kimseye vermem...
devamını gör...

çok abartıldığında amacından sapan durum. (bkz: social justice warrior)

star wars'a siyahi stroomtroper koymanın, yüzüklerin efendisi dizisinde asyalı, siyahi oyuncu seçiminin ne mantığı var?
devamını gör...

bir kez bulunduğum yer.
koştur koştur çalışan tatlı down sendromu arkadaşlarımızı görmek harika bir his.
gelip sana gülümseyerek servis yapması ve senin nazik bir şekilde teşekkür ederim demen onları fazlasıyla mutlu ediyor.
anadolu yakasında biraz ters kaldığı için çok uğrama şansım olmuyor ancak gitmenizi öneririm.
devamını gör...

gerçekten bir mağduriyet durumudur.

tıp fakültelerinde bu tür mağduriyetlerin yaratılması, öğrencileri tıp okumaktan soğutmaktadır.

bu durum gelecek yıllardaki sağlık sistemimizi önemli ölçüde olumsuz etkileyecektir.

öğrencilerin haklarını ellerinden alarak disiplin sağladığını düşünen üniversite yöneticileri çok büyük bir yanlış yapmaktadırlar.

derhal müdahale edilmeli ve öğrencilere hakları verilmelidir.
devamını gör...

dendrophylax lindenii.
florida, küba ve bahamalar bölgesinde bulunmaktadır. nesli tükenmekte olan bir çiçek türlüdür. yapraklarının şekillerinden ötürü bu isimi almıştır ve mükemmel koşullar içerisinde ancak kendini büyütebilen bir çiçektir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim