isyan etmedin mi hiç hapishanede incir reçeli yiyerek?
devamını gör...

beyin sarsıntısı demektir. baş dönmesi, bulantı olabilir. birey 24-48 saate normale döner.
devamını gör...

mahlasını da tanımlarını da çok beğendiğim yazar arkadaşımızdır.

takipteyiz efendim, nice güzel tanımlara.
devamını gör...

yunanlar bile boğaziçi öğrencilerini ve lgbti'leri destekliyor görüyorununuz değil mi? yunan destekliyorsa demek ki haklı yoldayız.

diye düşüneler varsa heyecanlanmamalarını tavsiye ettiğim yürüyüştür. yunanistan'da da bu ayın başından beri üniversite öğrencileri protesto eylemleri düzenlemekte. çünkü kiriakos miçotakis liderliğindeki yeni demokrasi (partisi) hükümeti üniversitelere polis yerleştirme derdine düşmüş. ee hâliyle üniversiteliler buna karşı çıkıp ayaklanmışlar. bunun benzeri türkiye'de de yaşandığı için dayanışma mesajı göndermişler.

yunanistan'daki olaylar hakkında yunan basınından:

www.ekathimerini.com/261812...
devamını gör...

acaba sokaklar neden köpeklerden geçilmiyor? köpekleri oyuncak zanneden, canı sıkılınca, büyüyünce sokağa salıverenler yüzünden. yazlıklarında çocukları "eğlensin" diye eve aldıkları köpeği eve dönüş yolunda arabadan atan insanlar yüzünden. sorumsuz davranıp bu canlıların kısırlaşmasını sağlamayan insanlar yüzünden. köpeklerin bir canlı olduğunu anlamayan insanlar yüzünden. bu hayvanların sahiplenme duygusu olduğunu o kadar anlattıysanız, ki "siz" kimsiniz bilmiyorum, tebrikler. umarım daha çok insana anlatırsınız ve insanlar sahiplenme duygusu olan bu hayvanları birinin bulup geri getirme ihtimali dahi olmasın diye tasmasını da çıkararak sokağa atmazlar. malum, sahiplenme duyguları var. canlı doğasını çok göz önünde tutuyoruz ya görüşümüzü savunurken.

ama yok canım, hayvanseverler var burada. köpeğin yaşama hakkını savunan insanlar mı suçlu? barınakların şartları iyileştirilsin diye uğraşan insanlar mı suçlu? yok öyle. o kocaman günah yumağını kimse bir grup üzerine yıkamaz. bu hayvanlar evcil. ormandan değil başka insanların evinden bahçesinden çıkıp sokaklara dağılıyor, yavruluyorlar.

bazen umudum ve şevkim hakikaten kırılıyor, sarsılıyor. keşke bazı insanlara rağmen değil de onların da desteğiyle bu hayvanların yaşam şartlarını iyileştirmeye çalışabilsek.
devamını gör...

yok saymaktır. o insana değer vermediğinizi veya o insanın sizin için hiçbir anlam ifade etmediğini hissettirdiğiniz andır. önce umursamaz zamanla sizin değerinizi anlar, sinirlenmeye öfkelenmeye başlar ve zamanla da sizi kaybettigine pişman olur. işte yok saymanın getirdiği o pişmanlık bir insana yapılabilecek en büyük kötülüktür.
devamını gör...

başlığı ilk gördüğümde, izlemediğim bir vampir filminden bahsediyorlar herhalde diye geçirdim içimden. bizim vlad'ın kız kardeşi falan var, onun üzerine çekilmiş bir şeydir falan diye düşünüyorum sonra başlığa bir girdim aman aman bildiğin tarikat/cemaat gibi bir yapılanma çıktı karşıma. şeyh uçmaz mürit uçurur derler ya, bu müritler direkt uzaya mekik yollamış o derece bir tapınma, o derece bir bağlılık! öl dese ölecekler, vur dese vuracaklar. teşkilat sağlam.

söz konusu şahsı hiç izlemedim. youtuberlık müessesi ile zaten aram yok. amma velâkin kalkıp izleyecek olsam şu yazılanları okuduktan sonra sittin sene izlemem. yahu kitap eleştiriyormuş. ne güzel! maşallah! böyle olunca ve biz kendisini izlemeyince cahil ilan edilmişiz, bir gece de cahil kaldık yani! standart'a bakar mısınız? kazıklı izlemeyenler cahildir diyor adamlar/kadınlar, koyduğu çıta bu! bu çıtayı koyan insanları ciddiye almak dünya düzdür diyenleri ciddiye almakla eş değerdir.

kendiniz kitap okuyup, eleştiremiyor musunuz? nasıl bu kadar hazırcı hale geldiniz hayret edilesi cidden. başkası okusun bizim için gömsün, o gömsün bizde onun için onu izlemeyenleri gömelim kafası ile nereye varacaksınız acaba? o kadar kitap eleştirisi izlediğiniz vakitleri kitap okumaya ayırsanız, özgün gömüşler yaratırsınız kendinize, heybenize de bir şeyler eklemiş olursunuz. ama yok illa birileri arşı alaya çıkmalı, sizin için bu işleri yapmalı, yaptığı zamanda siz onu beğendiğiniz için halk kahramanı olmalı. onu tanımayanlar/bilmeyenler ise gafil/cahil ve dahi katli vacip olmalı değil mi? aferin! devam edin bu yolda, entelektüel linç tarikatı olmuşsunuz haberiniz yok. ha şu noktanın altını çizelim; söylediklerim kazıklı arkadaşa yönelik değil. o kendince bir mecra yaratmış yolunda gidiyor. benim lafım kazıkçıdan çok kazıkçı olanlara, tarikat mensuplarına. hoş gömüşleriniz olsun efendim!
devamını gör...

günümüzde 'dünya devi' olarak bilinen ülkeler tarafından iliğine kemiğine kadar sömürülen bir kıtadır.

'insan hakları evrensel beyannamesi'nde açıkça belirtilen ' kölelik insan haklarına aykırıdır, hiçbir insan köle olarak çalıştırılamaz' maddesine rağmen afrikalı insanlar hala köleler gibi çalıştırılmaktadırlar.

afrika'da kakao tarlalarında çalışan ama hayatında hiç çikolata yemeyen insanlar vardır. sadece bu örnekten bile o 'modern' devletlerin aslında ne kadar geri kafalı, çıkarcı devletler olduğunu anlayabilirsiniz.

usta oyuncu morgan freeman şöyle der : " insanlık, afrikalı bir anne, çocuğuna 'tabağındaki yemek bitecek!' diye bağırdığında kurtulacak".



tabii ki afrika kıtası'nın bu durumda olmasının bir nedeni de ahlaksız yöneticiler ve aptal halktır.

ahlaksız yöneticiler küçük çıkarları uğruna kaynaklarının satılmasına ve o kaynakların asıl sahibi olan vatandaşlarının da köle gibi çalıştırılmasına izin vermişlerdir.

aptal halk ise yönetici kutsal görmeye devam etmiş ve 'modern' devletlerin kendilerini köle gibi çalıştırmalarına göz yummuşlardır.

afrika halkının bu sömürü düzeninden kurtulmasının tek yolu yine kendilerinde gizlidir.
devamını gör...

hiç hoşlanmadığım cümle.

yazar dediğimiz adam yazdığı kadar okumalı da. okumaktan, öğrenmekten kaça kaça bu hale geldi bu ülke zaten.

hem kimse kusura bakmasın ama ben 24 sayfalık makaleyi 20 cümleyle özetliyorsam, onu okumayana da kibarca bir "yuh" derim artık. alınmaca, darılmaca yok.
devamını gör...

şimdi bir akvarist olarak şöyle diyeceğim. bu balık hapishanesi olayına katılıyorum ama bu şak diye dünyadan yok olacak bir olay değil. yani bunlar saf ırk olmayan üretilmiş balıklar. akvaryumcu denen yerlerde 100 lt de 100 balık şeklinde tek tip besleniyorlar. siz oradan bunları alıp güzel bir hacimde bakımlı ve geniş bir diyetle baktığınızda pozitif bir iş yapmış oluyorsunuz. biraz da buradan bakmalı bence.
devamını gör...

dünya üzerinde en iyi şahsım tarafından yapılan italyan yemeğidir. makarnasını da bizzat kendim yaparım. dünyanın en güzel şeyidir bu yahu. düz makarna hamuru anlamına gelen yunanca laganon'dan türediği varsayılıyor. orta çağ ile de mutfaklara girmeye başlıyor.

bolonez sosun içine mutlaka kereviz sapı ve karanfil ekleyin. beşamel sosun içine de mutlaka muskat rendeleyin. bunlar bazı püf noktalar.

akademiden para kazanamayacağız belli oldu. bari diyorum bir cafe açayım. tam bir beyaz yakalıyım. lanet.
devamını gör...

pandemi sebebiyle aile evinde kalan ateistlerden bahsediyorum. aileleri dini tercihlerini hoş görmedikleri için oruç tutmak zorunda kalan ateistlere selam olsun.*
devamını gör...

okyanusu geçip derede boğulmamak'tır.
devamını gör...

bu karanlık hangi odalardan kaçıp doldu gözlerine bilirim
okurum satır satır mimiklerinde gezinen başıboş feryatları
duyarım, kim ki sana boyun eğer, kaçışlar ve hatırlayışlar giyinir çıplak bedenine
ben bilirim hangi çağlara nasıl koşulur voltalar
kim nasıl arar kaçırdığını heveskar yarınlarda

sözler yetmiyor geniş alınlara derin çizgiler çekmeye
acılar çağlamaktadır yırtık ceplerinde paltonun
mahkeme ilamları uçuşurken ayaklar altında
ben fikirler solurum, parazitler hücum eder ayaklarıma

sıkılmış dişlerimden dökülen küfürlerle avunur
kalkmayan yumruklarımdan kaçan hikmetlere ağlarım
arkamdan koşan yetimlerin sesleriyle
çağlar arası beşiklerde uyuyakalırım
devamını gör...

az önce evde pilatesimi yaparken aklıma gelmiş düşüncedir.

koskoca piramitler.. sen de 5 yıl ben diyeyim 10 yılda yapıldı. o zamanlar inşaat sektörü bu kadar ilerlemediği için megatonlarla ölçülecek ağırlıktaki taş blokları taşıyan işçiler bir kez olsun lahmacunla kola tüketmedi.... işçi dediğin nasıl lahmacun kola öğünü tüketmemiş olur yahu gerçekten anlamıyorum.. firavunun askerleri tarafından sürekli kamçılan, hayvandan beter muamele gör ama şantiyende bir lahmacun kola tüketeme.. üzüldüm onlar açısından..
devamını gör...

daha önce godzilla ( 1998)'i yöneten, josef rusnak'ın yönettiği, oyunculuklarını ise; (gbkz: craig bierko, armin mueller-stahl, gretchen mol, vincent d'onofrio gibi isimlerin paylaştığı, 1999 yapımı bilim kurgu filmidir.
senaryosu, daniel f. galouye'un simulacron-3kitabından uyarlanmıştır. kitap sıkı durun 1964 yılında yayımlanmıştır. bir tv dizisi olan, kablodaki dünya'dan esinlenilmiştir.
sevgili arkadaşlar, bilgisayarlarla ülke olarak 1990'larda tanışmaya başladık. o zamanlar internet cafeler vardı. tam olarak ergenlik dönemime gelen bu dönemde, mırc gibi çet odaları vasıtası ile sanal ''oğlan''larla konuşurduk.
gerçekten bu oğlanlar ''sanal'' mıydı, yoksa gerçek mi?
bizim için oğlanlarla tanışmaktan öteye gitmeyen bu süreçte, birileri düşüncelerini bir adım öteye götürerek ''sanal gerçeklik''kavramı üzerine kafa yoruyordu.
1990'ların sonlarına doğru, ''matrix gerçek nedir?'' diye sorgulatıyordu bize. herkesin elinde mavi ve kırmızı hap muhabbeti dönerken, bir süt firması logosundaki inekten, yavaşlatılmış süt fışkırtıyordu. yanlış hatırlamıyorsam reklam yasaklanmıştı. hafızama güvenmiyorum.
matrix, sanal gerçekliği anlamamıza neden oldu. sahip olduğu görsel efekt ve aksiyon sahneleri ise çok izlenmesini sağlayacaktı.
çok kaliteli filmler ise; matrix'in gölgesinde kalacaktı.
normal sözlük film ve dizi kulübünün bu haftaki filmi, the thirteenth floor ise bu filmlerden biridir. fırsat bu fırsat bende etkinlik sebebiyle bu filmi izlemeye fırsat buldum.

arkadaşlar, ben çok felsefeden anlayan, seven bir insan değilim. 40 yıllık hayatımda bende belirli çıkarımlar yapıyorum. materyalizm ile idealizm her zaman çatışmıştır. maddecilik ve idea çatışması benim çıkarımım.
film, herkesin bildiği, idealist felsefeci descartesin, ''düşünüyorum öyle ise varım'' sloganı ile başlıyor.
meteryalistler'in, bu söze dair savunma ve saldırıları ''ulan, masa düşünmüyor ama var'' olagelmiştir. bu yaklaşım hayatıma ''sanal gerçekli kavramı'' girene kadar benimde doğru olarak kabul ettiğim bir kavramdı.
beyin, maddi bir kavramdır. düşünce ise beynin elektronların , nöronların filan bir etkisi olarak maddenin uzantısıdır.
buraya kadar ok.
1990'lar küreselleşmeyi beraberinde getirmiş, sınırlar, sermaye, madde gibi kavramları sorguladığımız bir dönem olmuştur.
filmde tamda bunu sorguluyoruz.
çünkü sanal gerçeklikte, duyum ve algılarımız da devreye giriyor. ''sanal gerçeklik'' neyin doğru , neyin yalan olduğunu unutturuyor, beynimizi kandırıyor.
yanılsamalar, manipülasyonlar, için oluşturulmuş bir düzen...
bu yanılsamalar, iç içe geçmiş, silikleşmiş kat çizgilerinden oluşuyor.
13. kat ise en tepede... bi dakika ''silik sınırlar'' demiştik değil mi? belki oradan ötede gökyüzü vardır. belkide 13. kat ''en dip''tedir...

bundan sonrasını, spoi takıntısı olanlar okumasın lütfen.

''
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel''



hannon fuller denen bir adam var. bu adam, bir bilgisayar şirketinin sahibi. şirketi bir yazılım üzerinde çalışırken, sağ kolu olan , douglas hall'a bir şeyler açıklayacakken öldürülür.
tüm deliller, hall'ı işaret ederken; hall masum olduğunu ispatlamaya çalışacak ve ''gerçeğin peşine'' düşecektir.
ve hep birlikte, ''gerçek nedir?'' diye soracağız. bir simülasyon muyuz yoksa? tanrılar tarafından kurulan bir oyunun içerisinde miyiz?
ya tanrılar da simülasyonsa?
filmin ise en sevmediğim tarafı sonu oldu. bütün bu yaşananların aslında ''karı-koca tartışması''ndan ortaya çıkmış olması, beni üzdü.


bir dip not düşmeliyim ben filmi matrix'ten ziyade truman show'a daha çok benzettim.
arkadaşlar, filmin müziklerine bayıldım. ba-yıl-dım! bilim kurgu sevmiyorsanız, müzükleri için izleyin.
birini dinleyelim.

devamını gör...

çay ile birlikte serotonin deposu halini alır. bir de salatalık turşusu varsa tamamdır. resmen canım çekti şu an.
devamını gör...

(bkz: nohut dürüm)
şahsi tercihim urfa'da yapılanlar daha güzel. hele bi yer var ki, yediklerim arasında net en güzeliydi. buraya yazmak uygun olmayabilir, link bırakıyorum ordan bakarsınız*.
devamını gör...

saçma..
bir sürü gergin ve süslü insan. uzun uzun süzmeler, yapmacık ayak üstü sohbetler. zorunlu gülümseme, tatlı su edebiyatı yapma. çok yakışmışlar maşallah..
saatlerce, kendini ait hissetmediğin bir ortama ayak uydurma çabaları. gelin ve damadın bu mutlu gününde, stresten kesik kesik soluk alışlarına şahit olmak. ortama ayak uydurmayı bilen allı pullu insanların sahne şovlarını izleyip kendini eksik hissetmek. halay çekerken küçük serçe parmağını kaybetmek. insanların suratlarını bakarsan ortamı anlamaya çalışırsan kafan yanar. ben çifte telli oynarken bile biraz sonra mutsuzluktan ağlayacakmış gibi boş boş etrafa bakan insanlar gördüm.
ben ne insanlar gördüm, o üstündeki elbise ne öyle.*
düğünü benim gibi görüyorsanız, yapmayın ama yapana da mani olmayın. bir arkadaşa bakıp çıkacağım diyerek girip çıkın tek tavsiyem bu.

düğünler absürdizm akımının en önemli temsilidir.
devamını gör...

polonya votkası ve sigara markası. tadı güzeldir, absolut falan bunun yanında sönük kalır.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim