ayla.
pulp fiction
matrix.
devamını gör...

kendi ekseni etrafında dönen ve genellikle çok dişli ağızlarıyla talaş kaldırma işlemi yapan kesici.
devamını gör...

bugünden kalan.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

en hiperaktif kadın yazarım. ardımda kimse yok. kimsenin yardımıyla gelmedim buralara...
devamını gör...

maşrapa almak için de fiyat teklifi verilmesini gördüğüm plastik kap.
devamını gör...

kötü örnek olacak herhangi bir durum. mesaj vermeye çalışırken bile ellerine yüzlerine bulaştırıyorlar.
devamını gör...

müge anlı , seyredenler bir bir dökülüyor; demekki herkes belgesel seyretmiyor muş.
aslında müge anlı nin yaptığı program ,yüzümüze vurulan bir tokat gibi, eğitimin, okumanın,ne kadar önemli olduğunu, gösteriyor.
devamını gör...

daldığı düşüncelerden telefonun sesiyle uyandı. telefona cevap vermeden önce acı kahvesinden bir yudum aldı ve ‘merhaba ben massachusetts polis departmanından dedektif bay holmesdedi. ‘nasıl yardımcı olabilirim?’. bir an güçlü sesi daha da kısılmıştı. telefonu kapatırken ‘peki başkan orada olacağım’dedi.

ortağına seslendi. ortağı türkiye’den yıllar önce gelmiş olan ismail idi. göçten bir süre sonra hristiyan olduğu için ona hristiyan ismaillakabını takmışlardı. onu çağırdı; o da hemen ceketini aldı.

beraber yürürken, buranın daimi misafiri rotimi’yi gördü;ünlü futbolcu adebayorun hırsız kardeşi rotimi’. hemen cüzdanına telefonuna sahip çıktı.eli uzun ve çabuktu. o kadar efsaneleşmişti ki, birinin ayak üstü donunu bile çaldığı kulaktan kulağa dolaşırdı. geçerken ona selam verdi. ‘hırsızlıktan bıktım artık, manyak olmaya karar verdim dedi. iyi yaptın diye cevapladı onu.

dinle arası iyi olmayan ve tüm işlerini kaplumbağa hızıyla yapmasından mütevellit evrak düzenleme görevi verilen ateist kaplumbağalakaplı john ile göz göze geldiler. nedendir bilinmez onun bakışlarından ürkerdi. hafifçe başını eğerek selam verdi ve yürümeye devam etti.

beraber arabaya yürüdüler. sevgilisi arnella’nın fotoğrafı dikiz aynasından kendisine bakıyordu. fotoğrafla göz göze geldi; boğazında düğümlenen sözcükler vardı. cordarone ‘den bir tane attı ağzına.

ismail ona bakıyordu. ne zaman hareket edeceklerini merak ettiği belliydi ve nereye gideceklerini. arabanın camını açtı ve serin havayı ciğerlerine çekti. bana h20verir misin diye sordu. ismail ‘ne iki o’ diye düşünürken, bugün iyice garip olduğunu farketti. konuyu değiştirmek adına, konuyu suzy’ye getirirdi. tek başına ordu gibiydi , bu nedenle ona armysuzy )derlerdi. geçen ay bir soygunda gösterdiği başarıdan dolayı alkışlarlamadalya verilmişti kendisine.

bay holmesanahtarı çevirdi ve hareket ettiler nihayet. hristiyan ismailtürk sanatçı nilüfer’in bir masum mor menekşeşarkısını açtı teypten. bu kim diyerek değiştirdi ‘bay holmes’, ‘bunu dinleyecek havada değilim diyerek mejayı açtı. hristiyan ismailbir şey demek için ağzını açtı ama sonra bir şey dememeye karar verdi.

biraz ilerlemişlerdi ki, bay holmesdurdu. şurdan chocolatewithmilkalalım dedi, canım istedi. biraz yumuşamıştı. ismail’e mrs smith)nasıl diye sordu. hristiyan ismailkarısını sormasına sevinmişti, çünkü genelde sohbet etmezdi. kendileri yıllardır burada olmalarına ve eşinin yabancı olmasına rağmen, hassas türk aile yapısı ‘na sahiplerdi. hazır kendisini iyi hissederken , nereye gideceklerini sorma cesareti gösterdi. ‘başkan çağırıyor ismail’ dedi. ismail, şok olmuş bir yüz ifadesiyle donakaldı.

başkan onlara buluşma yeri olarak yazlığının adresini verdi. gizli olmasını istediği için böyle yapmıştı. demek görev önemli ve hassastı. başkanı bahçede buldular. kendileri gelmeden önce barbekü yaptığı belliydi. etrafta biraz kül biraz dumanvardı. başkan onlara yer gösteri ve ikisi de birer bahçe koltuğuna kendilerini bıraktılar.

başkan bir süre sessiz kaldıktan sonra gökyüzüne baktı. bulutlar arasındaki ışığı gösteri. bizim köyde buna vemiz derler dedi.

biraz havadan sudan muhabbetlerden sonra başkan onlara ‘aç mısınız?’ diye sordu. bay holmesaç olmadıklarını söylerken, hristiyan ismailin gözü kızarmış tavuk kanatlarındaydı. yutkundu ve ‘aç değilim, teşekkür ederim’ demek zorunda kaldı.

‘bay holmes’ başkanın beyefendi severdi. başkan , yani robert porter yıllardır tanırdı. beraber büyümüşlerdi ve başkanın en güvendiği insanlardan biriydi.

etrafına dikkatlice bakan başkan fısıltıyla bu ikiliye eğildi. fısıltıyla konuşuyordu. istihbarattan bölücü kebapçı larla ilgili bilgi almıştı; bu örgüt büyük bir eylem hazırlığındaydı. bu görev çok gizli yöneticilecekti. bilgi alışverişi sadece ivanmilinskive lark twain_123_kod adlı elemanlarla yapılacak ve ismail’in kodu 0330 holmes’un ise 0000olacaktı. başkan planın detaylarını anlatırken, holmes içinden lucifer’ ın bile aklına gelmezdi böyle bir plan diye geçirdi.

plan iyice anlaşılmıştı. başkan giderken ‘bay holmes’a en sevdiği çiçeklerden olan liliumdan bir buket hazırlatmıştı, annesine vermesi için. başkan ona baktı ve bengaripsengüzeldünyaumutludedi ve ekledi ‘sana güveniyorum’. dönüş yolunda sessizlerdi, kafaları düşüncelerle doluydu. yazlığın arsasından çıkarken ormancıyı gördüler. uzaktan elle ufak bir selam verdiler. o ise garip bir ifadeyle onlara bakıyordu. sonra onlara gülümsedi. ‘bay holmes’ ismail’e dönerek işte mutluolmayıbilenbiridedi.

o sırada hristiyan ismail’in telefonu çaldı; iorek byrnisonarıyor dedi. uzun boyu ve güçlü kuvvetli yapısıyla ona bu lakabı takmışlardı. bay holmes
‘telefonu açma, konuşacak havada değilim. varınca ararız’ dedi.

rahatsızedici bir sessizlikte yola devam ettiler.

bu macera devam edecek diyerek noktalıyorum.
devamını gör...

cevabını nikos kazancakis'in zorba romanında bulabileceğimiz sorudur. romanda bir tarafta çok okuyan 35 yaşında bir "kağıt faresi" var; öte yandan da bir destan kahramanı gibi gönüllere yerleşen çok gezen zorba...
yaşam hareketi önceleyen bir yapıya sahipken nasıl okumak kutsanır bilmiyorum!
çok okuyan hiçbir şey bilmez sadece zihnini gereksiz yükle yorar.
çok gezen ise bir ağacın toprağa tüm kökleriyle işlemesi gibi yaşama salar kendini.
biraz gramer biraz edebiyat, biraz tarih ve biraz felsefe dışında bütün okumalar gereksizdir.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

mayıs ayı itibarıyla, benim yerimde gözü olan, benim de onun yerinde gözüm olan yazarım. onu beğenmeye bayılıyorum.
hiç bu kadar keyifli bir rekabet yaşamamıştım. ben zaten şeker gibiyim kendimi biliyorum* kendisi de öyle biri onu da anladım. yakınlarımda olması hoş.
devamını gör...

ismini unuttuğum şairin biri erkek çocuktan sonra kız çocuğu oluyor ve ben bu zamana kadar odun sevmişim diyor. sanırım cevabı vermiş.
devamını gör...

garip garip evimde otururken yine bir şekil de yaftalanmışım. vah benim başıma gelenler. hoş haklılar da ne diyeyim. o kadar bilgi içerikli, ironisiz, komikli olmayan yazılar yazmam zor gibi çünkü. yazabilen arkadaşlara tebrikler. ilgi alanıma girenleri okuyorum gerisini sonra okurum diye hafızama tıklıyorum. siz yine sakin olun arkadaşlar. malum parayla kültürün, imanla zekanın kimde olduğu belli olmaz. çokça sevgiler o zaman.
devamını gör...

size şok olacağınız bir bilgi vereyim. bir kitabın satışa sunulması için isbn denilen bir numara alması gerekir. hani şu arka kapaktaki barkodun altındaki numaralar. bilin bakayım bunu almak için nereye başvurmanız gerekir? evet, kültür ve turizm bakanlığına.*
devamını gör...

bakın, hep söyledim. tekrar söyleyeceğim. asıl sorun kadına şiddet değil, şiddetin kendisi. sadece kamuoyu kadına şiddet başlığına fazla duyarlı.

açıklayayım.

dünyada şiddet rüzgarları esmekte. bunun ana nedeni de, evet, ekonomi. hal böyleyken, ülkemizdeki soruşturma ve kovuşturmaya tabii tutulan (cinayet, adam yaralama gibi) suç istatistiği de diğer avrupa ülkelerine göre bir hayli fazla. (yani, yıllık 100 bin frank kazanan bir toplulukla karşılaştırmak bir miktar yanlış.) kadına şiddet, şiddet suçlarının küçük bir kısmını oluşturmakta.

eğer siz kadına şiddeti bitirmek istiyorsanız, kamuoyu ve hükümet olarak her türlü şiddetlin karşısında sarsılmaz bir biçimde durmanız gerekli. çünkü kadın şiddet ve kadın cinayetleri, şiddet sorununun çok küçük bir kısmı. şiddetin cinsiyeti olmadığını unutmamak gerek.

eğer şiddeti bir bütün olarak görmez ve ciddi bir sorun olduğuna ikna olmazsak, bataklığı kurutmak yerine sineklerle mücadele etmek gibi fuzuli bir çaba içerisinde zaman geçirmiş oluruz.
devamını gör...

isviçre tarihinin en hüzün verici hikayelerinden biridir. kurbanlarından sonradan özür dilenmiş, rehabilitasyonları için çalışmalar yapılmıştır. 1800 ve 1960 yılları arasında genellikle anne ve babasını kaybetmiş çocuklar, devlet zoruyla çiftliklerde korkunç koşullarda çalıştırılmıştır.

(bkz: verdingkinder)


heidi çocukluk kahramandı. benzer yaşlara ait birkaç fotoğrafımda saç şeklimin, ifademin bile ona benzediğini düşünürdüm. o, güçlüklere rağmen gülümsemesini kaybetmeyen çocuk olarak kaldı. bense yukarıdaki bilgiyi ekleyip, bak hayat hiç de göründüğü gibi değilmiş diyen sevimsize dönüştüm.
devamını gör...

'dinin ne ?' 'müslüman değil misin yoksa ? '
devamını gör...

(bkz: ne salak salak başlıklar bunlar ya)
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bu fotoğrafı çektiğim gün resmen yusufçuk poz vermişti fotoğrafını çekeyim diye
devamını gör...

bir süre sonra iyice büzüşüp çoğunlukla çöpe atılan limondur aynı zamanda.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim