herkesin kendi tercihidir, bizi zerre ilgilendirmez.
devamını gör...

çok şık bir harekettir efenim. ama yanlış anlaşıldı ve kavga çıktı.
sonra da zaten şişman ve öfkeli erkeklerden hoşlanmadığımı hatırlayıp kendisinden ayrılmıştım. size bu melun, bu lanetlenmiş hikayeyi anlatmadan önce belirtmeliyim ki siz şişman erkekleri incitmek niyetinde değiashsh şşş sakin olun, acımayacak.

zannedersem üniversite ikiyi okumakta olduğum seneydi ki çevremde ciddi bir erkek kıtlığı başlamıştı. güzel ve hain hemcinslerim tüm yakışıklı, evlenilesi erkekleri kapmış gibi görünüyordu. kime elimi atsam sevgilisinin olduğunu öğrendiğim saçma bir seneyi yaşamaktaydım; ki size daha önceki yazılarımdan birinde bahsetmiştim, kurallarım vardı, asla boynuzspor taraftarı olmayacaktım. bu sebeple sevgilisi olduğu halde bana yavşayan erkekleri de "elime konuş" diyerek başımdan def ediyordum. iqlarının ayakkabı numaralarından daha küçük olduğunu düşündüğüm birkaç kaslı birey de gelip benle flört etmeye çalışmışlardı ve fakat o sıralar sapyoseksüel yönümü de besleyecek bir ilişki tercihinde olduğum için müstakbel boy friendimin en azından anadilini a2 seviyesinde konuşup yazmayı başarabilecek biri olmasını istiyordum. o lanet kaslı erkeklerin yedi kelimeden daha fazla konuşabildiğini hiç görmemiştim: merhaba(1) kaslarıma(2) bak(3) protein(4) tozu(5) steroid(6) kullanmıyorum(7)

anlayacağınız bu kız için gönül işlerinin oldukça kesat geçtiği bir dönemdi. ben de bir okul kulübüne katılmaya karar verdim, bu tarz yerlerde çeşitli erkeklerle tanışabilir ve üstelik ortak ilgi alanlarınızı daha çabuk keşfedebilirdiniz. nihayetinde, pek çok kulübü eleyerek tiyatro kulübünde karar kılmıştım. sanata yetenekli erkek çekiciliği diye bir şey vardı neticede.

kulübe girdim ki ne göreyim, kadınlar hamamına çevirmişler ortamı. sadece beş erkek var ve hepsinin de bir defosu. hah, seç beğen al.

birisi acayip gevşek bir çocuktu ki sürekli "kız senin ağzını yerim", "kız senin yanağını yerim", "kız senin gülüşünü yerim" diyerek yavşıyordu ve üstelik sadece bana da değil, aynı kulüpteki diğer birkaç kıza da böyle davranıyordu. bu ne laçkalıktır efenim? hiç sevmem, ilişkilerimde ciddiyete önem veririm. yok öyle oranı yerim, buranı yerim, yiyeceksen tam yiyeceksin, tek yiyeceksin, ömür boyu yiyeceksin!!!11 en azından ben terk edene kadar ahshs

o çocuğu hemen elemiştim.

öbür çocuğun eli ayağı biraz daha düzgün sayılırdı, hatta biraz zorlarsanız gülüşü tatlı, yüzü manalıydı; ancak biraz tutuktu. oyunlar sırasında bir miktar utanıyor ve kendini kasıyordu. kızlarla konuşmak konusunda da pek iyi sayılmazdı, sanırım biz kızlardan da utanıyordu. utangaç oğlan mı? kesinlikle bakirdi. onu denemek için kendisine doğru "tut" diyerek tahta kalemini fırlattığımda daha da emin olmuştum, yeni gelin gibi ürkmüştü. "tanrım bu çocuk kendine bile dokunmayı bilmiyordur" deyip eledim. bakir oğlanlar da ilgi alanıma girmiyordu çünkü.

diğer çocuk zaten ilk görüşte elenmişti. benden kısa erkek, üzerini çiz gitsin. hobbit serisini bile izlememişimdir, öylesine sevmiyorum kısa erkekleri.

tanrım sona iki boy friend adayı kalmıştı ve bunlardan birinin de başı bağlıydı. haliyle finale çıkan kişi o oldu: obez genç.

enine boyuna iri kıyım olan bu genç ile gel zaman git zaman muhabbeti ilerlettik; esprili bir çocuktu ki onun bazı şakalarına gülebiliyordum, bu iyi bir şeydi. zaten esprili olmayıp ne yapacaktı o kilosuyla? mecburen kızları etkileyecek bir yönünü geliştirmesi gerekiyordu kendinde, bunu fiziğiyle yapamayacağı için o da "komik erkek" kozunu oynuyordu. üstelik tiyatro ayağı da vardı, iyi taklit yapabiliyor, bir olayı anlatırken jest ve mimiklerini şahane kullanabiliyordu. gözümü boyamıştı işte, ona karşı içimde sempati oluşmaya başlamıştı ancak hala daha sevgili olarak göremiyordum, nitekim kilolu, obez bir erkekle sevgili olmak? naaa, pek benim tarzım değil. ufak bir göbeği anlarım ama o koca kıçı anlayamam arkadaşlar, anlamak da istemem. erkek dediğinin o kadar büyük ve yumuşak götü olmamalı bi kere. kadına yakışır, ama ı-ıh, erkeğe yakışmaz, bunu tartışmayalım sizinle.

yokluk... açıklamam sadece bu: yokluktan.
sevgilimsi olmuştuk.

nasıl da ilgileniyordu benle anlatamam, ben ise "ideal erkeğimi bulamadım, bari erkeğimi idealleştireyim" fikriyle kendisine çaktırmadan, çeşitli sülbinilal ve üliminal yollarla zayıflaması gerektiği konusunda göndermelerde bulunuyor, tek bir manipülasyon fırsatını bile kaçırmıyordum.
aslına bakarsanız, neresinden tutsanız elinizde kalacak bir fikirdi bu; nitekim insanlar ancak kendileri istedikleri takdirde değişirlerdi.

mağaza önünden geçeriz:
-ah tanrım, gökhan, bu kot ve gömlek ne güzelmiş!!11 ama var mıdır bedenleri? yoktur kesin. keşke biraz daha zayıf olsaydın. alınma ama çok yiyorsun.

hamburgerci önünden geçeriz:
-bu mükemmel lezzetin yanında biraz da damar tıkanıklığı almak istemez misiniz? hah, nasıl da kandırıyorlar zavallı insanları değil mi gökhan? yok asla sözüm sana değil, dengeli beslenmek gerekiyor, az yemek. sonra genç yaşında ölüyor insanlar kalpten.

otobüse bineriz:
-gökhan senin yerinde olsam bu kalabalıkta kapladığım yer yüzünden utanırdım. arkandaki kızı eziyorsun, öff farkında bile değilsin kıçınla eziyorsun kızı, pardon hanım efendi esas ben özür dilerim erkek arkadaşım şişman olduğu için.

yolda gördüğü bir kediye bakıyor:
-o yenmez gökhan.

ve bir süre bu baskı devam etti. gittikçe daha sinirli, ters biri haline gelen obez boy friendim gökhan'ı hiçbir şekilde zayıflamaya ikna edemiyordum; hayır bir hastalığı olur, bir şeyi vardır, metabolizmasına zeval gelmiştir kilo veremiyordur vs desem o da değildi. yiyordu işte, yiyip duruyordu dana gibi. öfkelendikçe de daha çok yiyordu. buna duygusal yeme mi deniyordu? ah tanrım, gidip bir yerlerde, bir psikologda niye tedavi olmuyordu? ya da midesini filan niye aldırmıyordu? insan bunu kendine yapar mıydı?

sonunda tüm iyi niyetimle onun için çeşitli diyetler araştırmaya başladım ama kendisinin boğazını tutmaya hiç niyeti yoktu. şişmanlıktan apış arasını eritip kıçında paraladığı pantolonları gibi, artık bizim bu fazla kalorili ilişkimizin de paralanacağı, paramparça olacağı o melun kavgaya doğru yaklaştığımızdan habersiz olduğum günlerden birinde, küçük bir dükkanda, "hayatınızı değiştirecek şok diyet!" adlı o kitabı görmüştüm. hemen satın aldım ve hediye paketi yaptırdım. ertesi gün fakültesinin kantininde üçüncü karışık tostunu yemekte olan obez boy friendim gökhan'ın yanına sevinçli bir halde oturdum. sırt çantamdan hevesle çıkardığım hediye paketini masaya koyup önüne doğru uzattım ve "hadi aç" diyerek yüzüne gülümsedim. "bayram değil, seyran değil eniştem beni niye öptü?" dercesine önce suratıma baktı, sonra "morticia, bana hediye mi aldın sen? teşekkür ederim" diyerek hemen hediyesini açmaya girişti.

kitabı gördüğünde suratının aldığı ifadeyi size tarif edemem, herhalde validesine sövsem öyle, bakmazdı.
-morticia, niye bu eziyeti yapıyorsun bana? sadece yanında bir yerim olsun istemiştim ama...
-ama jeopolitik bir konumun oldu bebeğim yani bakar mısın şu haline, biraz zayıflasan ölür müsün?!!11
-sinirlerimi bozuyorsun.
-sinirlenince daha şişman görünüyorsun.
-kızım elimin tersindesin ba..
-naapçan, dövcen mi? hadi bi dene bakayım, okulun içinde bi vur hele o koca götün yiyorsa. benden buraya kadar, iyi bile idare ettim.

sonuç itibariyle ayrıldık, zaten oluru yoktu.
o diyet kitabıyla sonra ne yaptı bilmiyorum ama muhtemelen onu da üzerine mayonez sıkıp yemiştir.
devamını gör...

(latince: "sen de", "sen dahil") kişinin bir suçlama karşısında kendisini suçlayan kişinin de önceden veya hâli hazırda aynı suçu işlemiş veya işlemekte olduğunu ima eden; bir başka deyişle bir tezi/düşünceyi savunurken, karşı tarafın yaptığı bir hatayı söyleyerek kendi yaptığını rasyonelize eden bir tür savunma argümanıdır. tu quoque; bir eleştiri veya itirazın, eleştiri veya itirazı yapan kişiye de aynı derecede uygulanacağı düşüncesine dayanır. karşı tarafın öne sürdüğü gerekçe veya eleştirilerden öte, karşı tarafa odaklandığı için (bkz: ad hominem)'in en yaygın türü olduğu söylenebilir. bu yola başvuranların nihayetinde "iki yanlışın bir doğru etmeyeceğini" bilmemeleri nedeniyle yaptıklarının mantıksal bir hata olduğu söylemek yanlış olmayacaktır.

genellikle iki farklı yöntemle uygulanır:

(1) kişinin bir söyleminin bir diğeriyle çelişiyor olmasından ötürü bir argümanın geçersiz olduğunu ileri sürerek yapılabilir. halbuki ortada sırf bir çelişkinin varlığından dolayı her iki söylem de yanlış olmak zorunda değildir; çelişkili ifadelerden en azından biri doğru olabilir.
(2) kişinin söylediklerinin davranışlarıyla uyuşmamasından ötürü tüm argümanlarının geçersiz olduğunu iddia ederek yapılabilir.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

şebnem paker-dinle
devamını gör...

yeni bir bkz. doğmasına sebep olmuştur.
devamını gör...

bende yaktım elimi dün
yakarken mum, damladı suyu aniden
gelir mi o güzel günler sahiden
yapıyorum elimden geleni her dem
devamını gör...

bushido heian dönemi’nde çin, kore, tibet’ten esinlenilen inanç, felsefe, savaş sanatları, edebiyat akımlarıyla, içeriğinde zen budizmindinden, konfüçyüsçülükten, şintoizmden ve hwarang-do’dan etkiler barındıran, samuraylarla özdeşleşmiş uzak doğu felsefesidir.
kanji dilini yorumlamak zor olduğundan bu-shi-do (bushi:savaşçı do:yol) kelimesinin etimolojik kökeni hakkında farklı görüşler mevcut ancak feodal dönemde, aristokrat savaşçılara bushi denildiği biliniyor.
günümüzde popüler anlamı her ne kadar “savaşçının yolu” olsa da bir savaş metodolojisi olmaktan çok, ruhsal aydınlanma ve kişisel gelişimi sağlayan bir etik kurallar bütünüdür. ölümü kabullenip ölümden korkmayan, bedenden önce zihinle savaşılan, zihin eğitilmeden bedenin eğitilmeyeceğine inanılan kabulleriyle beraber yedi temel ilkesi vardır.
1) yu (cesaret)
2) meiyo (onur)
3) gi (adalet)
4) rei (saygı)
5) jin (merhamet)
6) makato (dürüstlük ve/veya kararlılık)
7) chugi (sadakat)

aslında genele bakıldığı zaman bushido samurayların uyguladığı bir öz disiplin felsefesidir. dönemin şartlarında feodal beylerin “sadık hizmetçisi” samurayların güç ve toprak savaşlarındaki kadersel rolü bir kurallar bütününü gerektirecekti elbette.
devamını gör...

dünya hissedenler için trajedi, düşünenler için komedidir.

horace walpole
devamını gör...

normalde bu tarz tweet paylaşmayı sevmem lakin partili cumhurbaşkanı recep tayyip erdoğan'a yaptığı gönderme hoşuma gitti. anayasanın ilk 4 maddesini değiştirmeyi isteyen akp'nin ileri gelenlerini görmeyen-görmek istemeyen erdoğan'ın, ısrarla halka "chp, ilk 4 maddeyi değiştirmek istiyor" yalan algısına yönelik güzel bir gönderme yapmış sayın kılıçdaroğlu.


ak parti’nin ileri gelenleri “anayasanın ilk dört maddesinin değişmesini” talep ediyor; erdoğan, benim söylediğimi zannediyor. artık sağlık raporu istemek, bir devlet güvenliği meselesi haline gelmiştir. erdoğan, bağımsız bir kuruluştan, sağlık raporu almalıdır, hem de hemen!


buradan

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

el hakem : mutlak hakim ve tek hüküm sahibi.
allah'ın 99 isimlerinden bir tanesidir.
devamını gör...

safranbolu

balat
devamını gör...


“seviyorum seni
denizi uçakla ilk defa geçer gibi.
istanbul’da yumuşacık kararırken ortalık
içimde kımıldanan bir şeyler gibi,
seviyorum seni
yaşıyoruz çok şükür!’ der gibi.”

seviyorum seni.
devamını gör...

bazı insanları sebepsiz seversin.
bazılarına, bin sebep arar, yine sevemezsin.
(bkz: neyzen tevfik).
devamını gör...

geceleri bi geliyor bu farkındalık sabah mecbur unutmaya çalışıyorum devam edelim güne diye...
devamını gör...

sigma isimli yazar arkadaşımızın ukdesi.

asıl telefonumun kırık olması sebebiyle bir hafta boyunca maruz kaldığım durumdur. günümüz gelişen dünyasında da oldukça zor olacaktır. artık her şey küçücük ekranlarda yani akıllı telefonlarda.

bağımlısı olunmadığı sürece mevcut şartlara daha rahat ayak uydurulabilmesi açısından kullanılması taraftarıyım.
devamını gör...

dağ bisikleti, yol bisikleti, hareket bisikleti, süspansiyonlu bisiklet derken ben hariç evdeki herkesin çeşit çeşit ikişer bisikleti var yani toplamda 6 bisikletle birlikte yaşıyoruz.
devamını gör...

ozellikle cocuklarda olusan pisikler, gunes yaniklari, buhar yanigi gibi rahatsizlar icin kullanilan kremdir. hem antibakteriyel hem antiseptiktir. bu kremin en buyuk ozelligi iceriginde zinc oxide (cinko oksit) ve lanolin bulunmasidir. anti bakteriyel olmasindan oturu yeni olusmus sivilcelerinde kizarikligini kisa surede gecirmektedir.(sadece sivilcenin bulundugu lokal bolgeye kullanilmalidir) tum cildine maske olarak kullanan, nemlendirici niyetine yuzune bocalayan kisilere denk geldim, bu sekilde kullanimi ozellikle yuz bolgesi icin pek tavsiye etmem... kremin iceriginde bulunan lanolin maddesi cilt yuzeyi tarafindan kolay emilen bir madde degildir, yani krem sanilanin aksine gozenekleri tikayip sivilce yapabilir.
devamını gör...

buna sitem eden kişi aynı cümle ile karşılaşınca olduğu yerde kalıyor olsa gerek. belki kendisine dokunan bir fikir, kitap yada şiir olmadığındandır.
devamını gör...

hınç, kızgınlık, düşmanlık anlamına gelen fransızca kavram. özellikle friedrich nietzsche olmak üzere bazı düşünürlerin ilgisini çekmiştir. genel kullanıma göre ressentiment, kişinin hayal kırıklığının nedeni gördüğü nesneye yönelik düşmanlık duygusu beslemesidir.

nietzsche'nin ahlakın soykütüğün'de, köle ahlakı olarak tanımladığı hristiyan ahlakını betimlemek için kullanmıştır. nietzsche şöyle açıklar:

''ahlakta kölelerin başkaldırısı ressentiment'ın yaratıcı hale gelip değerler doğurmasıyla başlar. eyleme dayalı gerçek bir tepki gösterme hakkı reddedilmiş, kendini hayali intikamla avutanların hıncı. her soylu ahlak insanın kendini muzaffer bir biçimde olumlamasından doğarken, köle ahlakı 'dışarıdan' gelen, 'farklı' olan, 'kendisi olmayan' her şeye daha baştan 'hayır' der. işte bu 'hayır' onun yaratıcı eylemidir. değer koyan bakıştaki bu tersine dönme -insanın kendine doğru değil de dışarıya doğru zorunlu yönelmesi- ressentiment'ın temel özelliğidir.''


bir diğer alman filozof max scheler ise nietzsche'den aldığı ressentiment kavramını sosyolojik ve psikolojik açılardan eleştirerek geliştirmiştir. scheler aynı isimli kitabında şöyle tanımlamıştır:

ressentiment genelde insan doğasının normal bir bileşeni olan belli duygu durumları ve etkilenimlerin sistematik olarak bastırılması sonucu ortaya çıkan süreğen bir zihinsel durumdur. bu duyguların bastırılmasıyla belli türden değer yanılsamalarına ve buna uygun değer yargılarına kapılma sürekli bir eğilim halini alır. söz konusu duygu durumları intikam isteği, nefret, kötü niyetlilik, haset, kara çalma dürtüsü ve değersizleştirici kindir.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim