merdümgiriz
dostlar bu kelimeyi yıllardır kendimle bagdaştirmam sonucunda bu sözlüğe girerken de bu nicki aldım. tam 2 aydır kullandığım bu nick artk adım gibi oldu. hatta adımdan bile daha çok duyar oldum bu kelimeyi. herkesin nick secme özgürlüğü var. herkes istediği nicki seçebilir. lakin bencil bir insan oldugum için merdumgiriz kelimesinin kullanılması beni bir tık* üzüyor. modlardan rica ediyorum. eğer bir daha merdumgiriz ile başlayan bir nick alınmaya çalıştığında " böyle bir nick kullanılamaz" uyarısı yapar mısınız? **
devamını gör...
karadereli panda
bu başlık dahil olmak üzere her tanımını severek okuduğum,gerçekten çoğu yönünü kendime benzettiğim,çok tatlı,samimi,cana yakın birisi.
devamını gör...
pratik bilgiler
sivrisinek ısırığının üzerini bir miktar nemli tuz ile ovalar, derinize yapışan tuzu kuruyana dek o bölgede tutarsanız kaşıntıyı alır.
devamını gör...
kutsal isyan
hasan izzettin dinamo'nun milli mücadele yıllarını detayları ile aktardığı 8 ciltlik (5 cilt olarak yeniden basılmıştır) romanı. 1918 kasımının cumayı cumartesiye bağlayan gecesinde enver paşanın kaçışı ile başlıyor roman. her şeyin gerçek olduğu bir kurgu tezatlığı okurken insanın hem geçmişe detaylı bir yolculuk yapmasını sağlıyor hem de günümüzde içi boşaltılmış olan pek çok kavramın o yıllarda bir şeyler ifade etmesinin altında eziyor. tarihin gerçek figürleri öyle güzel resmediliyor ki hasan izzattin dinamo tarafından, onlarca karakter ve isim bulunsa bile sanki gerçekten her yüzü görmüş herkes ile tanışmışım gibi kafam karışmamış yabancılık çekmemiştim okurken. dinamo bana bizanslı vakanüvis leo the deacon'u anımsatıyor bu eserden ötürü çünkü deacon kendi gözlemleri üzerinden tarihi aktarmaya gayret etmiş, içinde bulunmadığı bir savaşı pek yansıtmamıştı tarihi yazarken. hasan izzettin dinamo deacon gibi tarihi tamamen kendi gözlemleri ve analizleri ile hikayeleştirip oldukça akıcı bir dil ile aktarıyor. tarihi figürlerin bakış açısından olayları aktarırken mümkün mertebe sebep-sonuç ilişkisi kurup ruh hallerini tasvir ediyor ve bu durum gerçeğe en yakın olanı okuyucuya sunmasına olanak sağlıyor. mustafa kemal atatürk'ün hayatına dair ve savaş yıllarında yaptığı zekice, kararlı ve yerinde hamlelerini; yaşadığı zorlukları, yapılan fedakarlıkları daha detaylı ve gerçekçi bir biçimde okuma olanağına da sahip oluyor okuyucu aynı zamanda. kıymeti bilinmemiş, göz ardı edilmiş muhteşem bir eser. devamında hasan izzettin dinamo kutsal barış adında 7 ciltlik (4 cilt olarak yeniden basılmıştır) bir eser daha yazıp yayımlıyor aynı zamanda. "bu sağır ve dilsiz insan kalabalığından hangi yaşatan umuda yönelebilirdi?" sorusunun cevabı niteliğinde okunması gereken bir eser.
hele softalığa, gericiliğe karşı ateş püskürüyorlardı. gericilerin, her türlü ilerlemenin ve gelişmenin önünü kestiğini ve eski düzeni, istibdadın her biçimini desteklediklerini yakından biliyorlardı. yarın da ilk safta karşılarına çıkacak en azılı düşmanların bu gericilik ve gericiler olacağını da seziyorlardı. s.379
dayanmak, dayanmak, bütün memleketin üzerine yürüyen karanlık felaket dalgalarına karşı dayanmak gerek. her şeyi yitirmedik daha! her şey yitmedi. s.26
enver paşa: "sizin için orduda daima vazife mevcuttur.fakat sofya ataşemiliterliğinde kalmanız daha mühimdir."
mustafa kemal: "vatanın müdafaasına ait fiili vazifelerden daha mühim ve ulu vazife olamaz.arkadaşlarım ateş hatlarında bulunurken ben sofya'da ataşemiliterlik yapamam! " s.488
vahidettin, bu çok önemli öneriden çok hoşlanmıştı. onun istediği de bundan başkası değildi. osmanlı tahtını rakipsiz olarak , tıpkı dedeleri, fatih, yavuz,kanuni gibi yönetmek biricik düşüncesi, idealiydi. ne var ki henüz güçsüzdü. ortamsızdı, örgütsüzdü. talat'la enver'in üzerine bindikleri ittihat ve terakki ejderhası, onu bir lokmada yutabilirdi. enver'i başkumandan vekilliğinden kaldırıp atmak , bütün ordunun dizginini eline almak, çok şanlı bir davaydı. yalnız bunun kurmay başkanlığına mustafa kemal'i getirmek de aynı tehlike ile baş başa kalmak, burun buruna gelmekten başka neydi ki? mustafa kemal, askerlik bilgisi ve görüşüyle, yüksek zekâsı ve seçkin kişiliğiyle onun silik varlığını ezecek, meydandan silecek ve yerine o geçecekti. bu tehlikeyi düşünüp durmasa mustafa kemal onun için çok sağlam payanda direklerin den biri sayılırdı. s.111
enver paşa,onu (atatürk) gölgelemek için çanakkale'nin en kötü savaş bölgesine vermişse de o,burada çanakkale destanının altın sayfalarını yaratmış,hiç olmazsa istanbul'u kurtarmıştı.şimdiyse yalnız bir şehri değil,koca bir türkiye'yi kurtaracaktı. s.374
hele softalığa, gericiliğe karşı ateş püskürüyorlardı. gericilerin, her türlü ilerlemenin ve gelişmenin önünü kestiğini ve eski düzeni, istibdadın her biçimini desteklediklerini yakından biliyorlardı. yarın da ilk safta karşılarına çıkacak en azılı düşmanların bu gericilik ve gericiler olacağını da seziyorlardı. s.379
dayanmak, dayanmak, bütün memleketin üzerine yürüyen karanlık felaket dalgalarına karşı dayanmak gerek. her şeyi yitirmedik daha! her şey yitmedi. s.26
enver paşa: "sizin için orduda daima vazife mevcuttur.fakat sofya ataşemiliterliğinde kalmanız daha mühimdir."
mustafa kemal: "vatanın müdafaasına ait fiili vazifelerden daha mühim ve ulu vazife olamaz.arkadaşlarım ateş hatlarında bulunurken ben sofya'da ataşemiliterlik yapamam! " s.488
vahidettin, bu çok önemli öneriden çok hoşlanmıştı. onun istediği de bundan başkası değildi. osmanlı tahtını rakipsiz olarak , tıpkı dedeleri, fatih, yavuz,kanuni gibi yönetmek biricik düşüncesi, idealiydi. ne var ki henüz güçsüzdü. ortamsızdı, örgütsüzdü. talat'la enver'in üzerine bindikleri ittihat ve terakki ejderhası, onu bir lokmada yutabilirdi. enver'i başkumandan vekilliğinden kaldırıp atmak , bütün ordunun dizginini eline almak, çok şanlı bir davaydı. yalnız bunun kurmay başkanlığına mustafa kemal'i getirmek de aynı tehlike ile baş başa kalmak, burun buruna gelmekten başka neydi ki? mustafa kemal, askerlik bilgisi ve görüşüyle, yüksek zekâsı ve seçkin kişiliğiyle onun silik varlığını ezecek, meydandan silecek ve yerine o geçecekti. bu tehlikeyi düşünüp durmasa mustafa kemal onun için çok sağlam payanda direklerin den biri sayılırdı. s.111
enver paşa,onu (atatürk) gölgelemek için çanakkale'nin en kötü savaş bölgesine vermişse de o,burada çanakkale destanının altın sayfalarını yaratmış,hiç olmazsa istanbul'u kurtarmıştı.şimdiyse yalnız bir şehri değil,koca bir türkiye'yi kurtaracaktı. s.374
devamını gör...
alman tıp dergisinden insanları kobay yaptılar iddiası
yıllar sonranın bilimine katkı ??? sağlayabilmek için kobay olduğumuzu zaten biliyorduk aslında ama açıklaması da yapılmış ek olarak. kadavra gibi düşünüyorum kendimizi zaten, çip takılsa daha mantıklı olabilirdi...
devamını gör...
akp’ye oy vermeyeni münafık ilan etmek
yüksek doz cahil olan bir vatandaşın dediğidir. cahilliğe bir tanım yapamayız. ancak videodaki gibi örnek gösterebiliriz dediğimdir.
devamını gör...
beğenilme ihtiyacı
hayatında hiç sosyal medya kullanmamış biri olarak anlayamadığım bir haldi. ekşi sözlükte gözlemci biri olarak orada denk geldiğim kafa sözlüğe üye olmamla birlikte anlamaya başladığım mevzu. artı görünce hissedilen duygu ilginç gerçekten. hiç tanımadığın insanların senin yazdığın bir yazıyı beğenmiş olması neden insanı mutlu eder. daha önce komşu, arkadaş, akraba beğenisini kazanmak üzerine kurulan sosyal hayatımız şimdi tüm dünyaya kendini beğendirme gibi saçma bir hal almış durumda. teknoloji sen nelere kadirsin diyorum. bireysel olarak ben bu ruh halinin hastalıklı olduğunu düşünüyorum. ya bu histerik halden kurtulurum zamanla ya da bu sözlükten. yoksa kendime çok gıcık olmaya başlayacağım. sürekli yediğini içtiğini paylaşan, ailesiyle tuhaf videolar çekip paylaşanları eleştiren ben de hasta oldum sanırım. bir gün insanoğlu bu vaziyetin kendini mutsuz ettiğini anlayıp vazgeçeceğini düşünüyorum. umarım.
devamını gör...
iko (yazar)
ne deseniz hayır demeyen, en kötü o da olur bir gün diye naifçe cevaplayan, kibar ve mütevazı kurucu yazar.
devamını gör...
sürekli kendine söven insan
sürekli kendini öven insandan daha çok sevilir çünkü o kendisine sövdükçe sizin muhteşem egonuzun karşısına çıkacak olan rakip kriterini kaybediyor demektir. nasıl, egonuz gevşedi mi?
devamını gör...
normal sözlük'ün siyasi çizgisi
bu tivitte belirtilmiş olduğunu düşündüğüm anlayış.
devamını gör...
kimliksiz hikayeler
1.
gün aydınlanmak üzereydi. balkona çıktı. güneş, tüm çirkinliği ile önünde uzanan beton yığınlarının arasından kendini göstermeye başlamıştı. saatine baktı. tüm şehir uyanmıştı ama adam yine uykusuz bir geceyi daha devirmişti. sigarasından derin bir nefes çekti. savurdu gökyüzüne doğru. içindeki tüm karamsarlıkla birlikte saldı nefesini. hepsi annemin suçu diye düşündü.
- çocukken o hayalleri satmasaydı bana bugün "onun gerçekten aşık olacağım kadın olduğunu" düşünmeyecektim.
çünkü annesi, tüm çocukluğu boyunca bir gün gelecek ve ruhunu gören bir kadın bulacaksın, o zaman çok sevildiğini hissedeceksin, üstelik tüm bu parasızlıktan kurtulacak iyi bir işin olacak, demişti. olmuştu da kendi işini kurmuş çok güzel para kazanmıştı. paranın satın alabileceği her şey elinin altındaydı. ve ruhunu gören ilk kadına da aşık olmuştu. demek ki annesinin sözleri tesir etmişti ruhuna yıllarca.
sesini düşündü kadının, kahkahalarını. onda hiç kimsede olmayan bir şey vardı. konuştukça hiç susmasın istiyordu. o anlatınca her şey kulağına masalsı geliyordu.
ben hiç masal dinlemedim çocukluğumda demişti kadına, sonra aynı gece telefonuna onun için yazılmış bir masalın kaydı gelmişti. yüreği titremişti. ne zaman canım sıkkın dese kadına, onu neşelendirecek başka bir hikaye ile geliyordu karşısına.
harbi kadındı. delikanlıydı. özü sözü birdi. öfkelendiğinde o küçücük bedenine rağmen önünde durmak oldukça güçtü.
gözlerini hatırladı sonra gülüşü gözlerine yansırdı, hüznü de. kırılgandı çok. çabuk acıyordu. küçük bir kız gibi küsüveriyordu da. öyle kaybetmişti zaten. küstürmüştü.
çok çabuk sinirleniyordu adam. sinirlendiğinde de karşısında kim olursa olsun istemsizce kusuyordu tüm öfkesini. kontrol edemiyordu kendini.
çok da kıskançtı.kadın demişti bir gün " sanırım sen beni bir cam kavonoza koyup kimselere göstermek istemiyorsun.", "hayır, ben seni etrafı kaplı bir kavonoza koyup içine atlayıp kapağını kapatmak istiyorum; senin ve benim dışımda kimsenin olmadığı bir dünya olsun istiyorum." diye yanıtlamıştı kadını. kadının gözlerinde sevgi aynı zamanda da bir korku görmüştü. zaten anlamıyordu kadını. bunu sürekli ona da söylüyordu. senin gibi sevgi dolu birinin, benim gibi kavgacı biri ile ne işi var anlamıyorum, diye. sevilmeye bu kadar alışkın birinin, bu kadar gel-gitleri olan hayata karşı acımasız duran bir adamla, onu acıtmak için ağzına geleni söyleyen bir adamla ne işi olurdu ki?
sanırım ben ona farklı geldim, diye düşündü. ona attığı bir mesajı hatırladı.
"aşık oldum sana anlıyor musun? bu hayatta tek bir kadına aşık oldum, bir kadını kıskandım, bir kadını sevdim, bir kadını kırdım. parçalıyorsun beni. bu da can yapma. sen bir söylüyorsun ben bin parçalanıyorum. gidiyorsun. tam toparlanıyorum. her dönüşünde ben tekrar dağılıyorum. bu da hayat. yapma." böyle yazıyordu. ama içten içe hep gelsin istiyordu. kadın gittiğinde her yerde onu takip ediyor hayatından asla çıkamıyordu.
"nasıl bir belaya bulaştım ben, nasıl kurtulucam bu boktan. cesaretim yok. gitsin istemiyorum o da tam olarak gelmek istemiyor. beni asla benim onu sevdiğim kadar sevmedi. bunu bile bile bir kenarda bekleyip duruyorum. her gelişinde dünyam aydınlanıyor, her gidişinde dünya kararıyor." diye düşünüyordu.
çokça dağıtmıştı kendini. uyuyamıyordu. günde birkaç saat uyuyabilirse, birkaç lokma yerse kendini iyi hisseder hala gelmişti. her gece ya bir şişe viski ya bir şişe votka ile başlıyor, gün aydınlanana dek bir sigara yakıp diğerini söndürüyordu. iki ayda on kilo vermiş 65 kiloya düşmüştü. geçmeyen mide ve baş ağrıları şimdilik tek arkadaşıydı. dayanamıyordu. kadının hayatını yaşamasını izliyor. öfkesi günden güne büyüyordu. en sonunda patladı. bütün ipleri koparmak istiyordu. biliyordu kadın ona her döndüğünde karşısında duramayacağını , ona hayır diyemeceğini.
bu yüzden kadına savurdu bütün öfkesini. kustu içinde ne varsa. çok sevmekten, çaresizlikten böyle ama nefret ediyorum artık bu durumdan, dedi. ağzından çıkanları kulağı duymaz hale geldi. bir küfürle taçlandırdı cümlelerini.
gitti kadın. bu kez gerçekten gitti. dönmemek üzere. aylar geçti. sesine hasret aylar.
artık güneş doğmuş, tüm şehir aydınlanmıştı. caddeyi arabaların gürültüsü, insanların sesleri kaplamıştı. kalabalıkların içinde yapayalnız hisseden adam, "mutluluk kapıdan şöyle bir başını uzattı, itiverdim onu ellerimle." diye düşündü.
gün aydınlanmak üzereydi. balkona çıktı. güneş, tüm çirkinliği ile önünde uzanan beton yığınlarının arasından kendini göstermeye başlamıştı. saatine baktı. tüm şehir uyanmıştı ama adam yine uykusuz bir geceyi daha devirmişti. sigarasından derin bir nefes çekti. savurdu gökyüzüne doğru. içindeki tüm karamsarlıkla birlikte saldı nefesini. hepsi annemin suçu diye düşündü.
- çocukken o hayalleri satmasaydı bana bugün "onun gerçekten aşık olacağım kadın olduğunu" düşünmeyecektim.
çünkü annesi, tüm çocukluğu boyunca bir gün gelecek ve ruhunu gören bir kadın bulacaksın, o zaman çok sevildiğini hissedeceksin, üstelik tüm bu parasızlıktan kurtulacak iyi bir işin olacak, demişti. olmuştu da kendi işini kurmuş çok güzel para kazanmıştı. paranın satın alabileceği her şey elinin altındaydı. ve ruhunu gören ilk kadına da aşık olmuştu. demek ki annesinin sözleri tesir etmişti ruhuna yıllarca.
sesini düşündü kadının, kahkahalarını. onda hiç kimsede olmayan bir şey vardı. konuştukça hiç susmasın istiyordu. o anlatınca her şey kulağına masalsı geliyordu.
ben hiç masal dinlemedim çocukluğumda demişti kadına, sonra aynı gece telefonuna onun için yazılmış bir masalın kaydı gelmişti. yüreği titremişti. ne zaman canım sıkkın dese kadına, onu neşelendirecek başka bir hikaye ile geliyordu karşısına.
harbi kadındı. delikanlıydı. özü sözü birdi. öfkelendiğinde o küçücük bedenine rağmen önünde durmak oldukça güçtü.
gözlerini hatırladı sonra gülüşü gözlerine yansırdı, hüznü de. kırılgandı çok. çabuk acıyordu. küçük bir kız gibi küsüveriyordu da. öyle kaybetmişti zaten. küstürmüştü.
çok çabuk sinirleniyordu adam. sinirlendiğinde de karşısında kim olursa olsun istemsizce kusuyordu tüm öfkesini. kontrol edemiyordu kendini.
çok da kıskançtı.kadın demişti bir gün " sanırım sen beni bir cam kavonoza koyup kimselere göstermek istemiyorsun.", "hayır, ben seni etrafı kaplı bir kavonoza koyup içine atlayıp kapağını kapatmak istiyorum; senin ve benim dışımda kimsenin olmadığı bir dünya olsun istiyorum." diye yanıtlamıştı kadını. kadının gözlerinde sevgi aynı zamanda da bir korku görmüştü. zaten anlamıyordu kadını. bunu sürekli ona da söylüyordu. senin gibi sevgi dolu birinin, benim gibi kavgacı biri ile ne işi var anlamıyorum, diye. sevilmeye bu kadar alışkın birinin, bu kadar gel-gitleri olan hayata karşı acımasız duran bir adamla, onu acıtmak için ağzına geleni söyleyen bir adamla ne işi olurdu ki?
sanırım ben ona farklı geldim, diye düşündü. ona attığı bir mesajı hatırladı.
"aşık oldum sana anlıyor musun? bu hayatta tek bir kadına aşık oldum, bir kadını kıskandım, bir kadını sevdim, bir kadını kırdım. parçalıyorsun beni. bu da can yapma. sen bir söylüyorsun ben bin parçalanıyorum. gidiyorsun. tam toparlanıyorum. her dönüşünde ben tekrar dağılıyorum. bu da hayat. yapma." böyle yazıyordu. ama içten içe hep gelsin istiyordu. kadın gittiğinde her yerde onu takip ediyor hayatından asla çıkamıyordu.
"nasıl bir belaya bulaştım ben, nasıl kurtulucam bu boktan. cesaretim yok. gitsin istemiyorum o da tam olarak gelmek istemiyor. beni asla benim onu sevdiğim kadar sevmedi. bunu bile bile bir kenarda bekleyip duruyorum. her gelişinde dünyam aydınlanıyor, her gidişinde dünya kararıyor." diye düşünüyordu.
çokça dağıtmıştı kendini. uyuyamıyordu. günde birkaç saat uyuyabilirse, birkaç lokma yerse kendini iyi hisseder hala gelmişti. her gece ya bir şişe viski ya bir şişe votka ile başlıyor, gün aydınlanana dek bir sigara yakıp diğerini söndürüyordu. iki ayda on kilo vermiş 65 kiloya düşmüştü. geçmeyen mide ve baş ağrıları şimdilik tek arkadaşıydı. dayanamıyordu. kadının hayatını yaşamasını izliyor. öfkesi günden güne büyüyordu. en sonunda patladı. bütün ipleri koparmak istiyordu. biliyordu kadın ona her döndüğünde karşısında duramayacağını , ona hayır diyemeceğini.
bu yüzden kadına savurdu bütün öfkesini. kustu içinde ne varsa. çok sevmekten, çaresizlikten böyle ama nefret ediyorum artık bu durumdan, dedi. ağzından çıkanları kulağı duymaz hale geldi. bir küfürle taçlandırdı cümlelerini.
gitti kadın. bu kez gerçekten gitti. dönmemek üzere. aylar geçti. sesine hasret aylar.
artık güneş doğmuş, tüm şehir aydınlanmıştı. caddeyi arabaların gürültüsü, insanların sesleri kaplamıştı. kalabalıkların içinde yapayalnız hisseden adam, "mutluluk kapıdan şöyle bir başını uzattı, itiverdim onu ellerimle." diye düşündü.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
bu ne kadar güzel bir parçadır!nerdeyse çarptı beni.
devamını gör...
yazarları korkutan unsurlar
annemin ölmesinden.
devamını gör...
köpeksiz sokaklar istiyoruz
eğer hayvan seviciler karşı çıkacaksa şunda hemfikir olalım. eğer köpekler yolda küçük bir çocuğa veya her hangi bir insana saldırırsa hayvantaparlar köpeğin suçunu üstlenecekler. ayrıca (bkz: bir ülkenin geri kalmışlık göstergesi) dir köpekli sokaklar.
devamını gör...
12 nisan 2021 bir grubun attığı tecavüz içerikli tweet rezaleti
böyle tiplemelerin her şey için mükemmel bir açıklamaları var zaten: kara mizah. her konuda istedikleri gibi hakaret edip tehdit savurduktan sonra "kara mizah" diyerek işin içinden çıkabiliyorlar kendilerince. şuraya dandik bir entry girerken bile 50 kez kontrol eden insanım, yanlış anlaşılacak bir şey yazmayayım diye. bu insanlar (insan demeye de dilim varmıyor) ülkenin yıllardır kanamakta olan yarasını nasıl bu kadar fütursuzca sözde mizahlarına malzeme yapabiliyorlar? bu cesareti nereden buluyorlar? keşke gerekli merciler bu sorular üzerinde bizden daha çok kafa patlatıyor olsaydı.
devamını gör...
repression
sigmund freud tarafından ortaya atılan psikolojik savunma mekanizmalarından biridir. bastırma anlamına gelir.
[diğer savunma mekanizmaları: denial, reaction formation, projection, regression, rationalization, displacement, ve sublimination]
bir şeyin (hoş olmayan olayla ilgili anı, duygu vb.) bilinçli farkındalıktan istemsizce çıkarılmasıdır. bu duygu ve anılar bastırılır çünkü hatırlamak, insanda yoğun acı, anksiyete, suçluluk, utanç, korku gibi duygular uyandırır. yani amaç, kaygı uyandıran düşünceyi bilinçdışından uzak tutmaktır.
savunma mekanizması işlerken bilinçsiz unutma görülebilir - hoş olmayan deneyimler bilinçdışının derinliklerinde saklanır ve bilinçli zihin yoluyla erişilemez.
suppression yani bilinçli bastırma ile karıştırılmamalıdır çünkü suppression'da yukarıda açıkladığım hoş olmayan duygu ve anılar bilinçli olarak zihinden uzaklaştırılmaya çalışılır. repression ise tamamıyla istemsiz ve bilinçsiz gerçekleşir.
örnek:
- işkence mağdurunun olayla ilgili detayları hatırlamaması.
- seans esnasında danışanın, evdeki erken yaşam atmosferini (çocukluğundaki) tasvir edememesi/açıklayamaması. çünkü anılar bilinçli farkındalıktan istemsizce çıkarıldı.
- düşmanca ve saldırgan duygular beslediğiniz tanıdık bir kişinin adını sistematik olarak unutmanız.
- sevmediğiniz ya da kızgın olduğunuz biriyle olan buluşmayı unutmanız.
[diğer savunma mekanizmaları: denial, reaction formation, projection, regression, rationalization, displacement, ve sublimination]
bir şeyin (hoş olmayan olayla ilgili anı, duygu vb.) bilinçli farkındalıktan istemsizce çıkarılmasıdır. bu duygu ve anılar bastırılır çünkü hatırlamak, insanda yoğun acı, anksiyete, suçluluk, utanç, korku gibi duygular uyandırır. yani amaç, kaygı uyandıran düşünceyi bilinçdışından uzak tutmaktır.
savunma mekanizması işlerken bilinçsiz unutma görülebilir - hoş olmayan deneyimler bilinçdışının derinliklerinde saklanır ve bilinçli zihin yoluyla erişilemez.
suppression yani bilinçli bastırma ile karıştırılmamalıdır çünkü suppression'da yukarıda açıkladığım hoş olmayan duygu ve anılar bilinçli olarak zihinden uzaklaştırılmaya çalışılır. repression ise tamamıyla istemsiz ve bilinçsiz gerçekleşir.
örnek:
- işkence mağdurunun olayla ilgili detayları hatırlamaması.
- seans esnasında danışanın, evdeki erken yaşam atmosferini (çocukluğundaki) tasvir edememesi/açıklayamaması. çünkü anılar bilinçli farkındalıktan istemsizce çıkarıldı.
- düşmanca ve saldırgan duygular beslediğiniz tanıdık bir kişinin adını sistematik olarak unutmanız.
- sevmediğiniz ya da kızgın olduğunuz biriyle olan buluşmayı unutmanız.
devamını gör...
hobaaa3434
daha bir hafta önce kendisinin sahte bir karakter olduğunu şu #828679 girdimde belirtmiştim. tamamen beğenilmek için buralarda var olduğu her yazısından belliydi. her başlığa acaba nasıl daha çok beğenilirim diye oturan bir yazarımsıydı. yazarımsı çünkü yazar olmak için yazdıklarının sana ait olması gerekiyor*
ya bu tipler çok belli ya. bu yazara kızamıyorum belli ki sevilmek istiyor, ilgi görmek istiyor. milyonlarca var bundan. ama 'çok iyi yazardı' diye övenleri gerçekten anlamıyorum. siz gerçek misiniz ? iki girdisini okuduğum zaman kendimi slime havuzuna düşmüş gibi hissediyorum. öyle bir vıcıklık öyle bir yapaylık. bunu siz fark edemiyor musunuz gerçekten ?
bak bir de bu tiplerin harika bir özelliği var. çok 'iyi' siyasetçiler kullanır genelde bunu. sahte insanları anlama turnusolü. 'mağdura yatma'
"bunu yapan dışarıda hırsızlık da yapar " demiş.
ailemin bana öğrettiği en önemli şey ne olursa olsun helal kazanmaya çalışmak gerektiği.
bilip bilmeden insanları yaftalamak, linçi etmek çok kolay. popüler olan neyse ona yönelir insanlar.
bir yazarımız da kafa sözlük'ün kalitesini düşürdüğümü söylemiş.
bana yapılan, emek vererek yazdığım tanımlara yapılan ciddi bir haksızlık olduğunu düşünüyorum.
bak bak giderken böyle bir şey döktürmüş. başkasının yazısını buraya kopyalamışsın. alıntı vermemişsin. nereden alıntıladığını yazmamışsın. sonrada hırsız denilince. ailem helal falan dedi diyorsun. ailen sana helal falan diyeceğine ilgi gösterseydi bunları hayatının hiç bir evresinde yaşamayacaktın belki de. sana da kızamıyorum o yüzden çok. evet ayrıca buranın kalitesini düşürür yaptığın. bunu niye yapıyorsunuz ben bunu anlamıyorum. hadi kopyalayıp geldin. bende 'aaaaa çok içi yazar lanaananan' dedim ve beğendim. bu mu tatmin ediyor sizi. wowwwwww. bitiklik.
sözlük yönetiminin 'ne demek beni uçurun bizim böyle bir uygulamamız yok, isterseniz dondurun hesabınızı' demek yerine gelen pası gole çevirip yazarı uçurması kaç puan peki? * sıfır şaka, her geçen gün burada daha çok eğleniyorum. inanılmaz.
***
özür editi: yazar kardeşimizden özür diliyorum yazdıklarım için. ben sadece evernevergreen'in #856622 şu girdisini okuyup gelmiştim. şimdi gördüm asıl linçi. biri tutmuş diğer kollarını falan koparmış senin. sende ''bunu yapan dışarıda hırsızlık da yapar'' tanımına takılmışsın. abla kalbini sökmüşler senin* birileri benim yaptığım olay yüzünden şöyle #857145 #857472 iki girdi yazsa bir süre yemek falan yiyemem. içim cız etti. bende geldim burada boş yapıyorum. meğerse seni zaten sadece like müptezelleri beğeniyormuş.
dövüş oyunlarında, en sonra ekranda bir kısaltma belirir bildin mi ? k.o, açılımına knockout derler.
ya bu tipler çok belli ya. bu yazara kızamıyorum belli ki sevilmek istiyor, ilgi görmek istiyor. milyonlarca var bundan. ama 'çok iyi yazardı' diye övenleri gerçekten anlamıyorum. siz gerçek misiniz ? iki girdisini okuduğum zaman kendimi slime havuzuna düşmüş gibi hissediyorum. öyle bir vıcıklık öyle bir yapaylık. bunu siz fark edemiyor musunuz gerçekten ?
bak bir de bu tiplerin harika bir özelliği var. çok 'iyi' siyasetçiler kullanır genelde bunu. sahte insanları anlama turnusolü. 'mağdura yatma'
"bunu yapan dışarıda hırsızlık da yapar " demiş.
ailemin bana öğrettiği en önemli şey ne olursa olsun helal kazanmaya çalışmak gerektiği.
bilip bilmeden insanları yaftalamak, linçi etmek çok kolay. popüler olan neyse ona yönelir insanlar.
bir yazarımız da kafa sözlük'ün kalitesini düşürdüğümü söylemiş.
bana yapılan, emek vererek yazdığım tanımlara yapılan ciddi bir haksızlık olduğunu düşünüyorum.
bak bak giderken böyle bir şey döktürmüş. başkasının yazısını buraya kopyalamışsın. alıntı vermemişsin. nereden alıntıladığını yazmamışsın. sonrada hırsız denilince. ailem helal falan dedi diyorsun. ailen sana helal falan diyeceğine ilgi gösterseydi bunları hayatının hiç bir evresinde yaşamayacaktın belki de. sana da kızamıyorum o yüzden çok. evet ayrıca buranın kalitesini düşürür yaptığın. bunu niye yapıyorsunuz ben bunu anlamıyorum. hadi kopyalayıp geldin. bende 'aaaaa çok içi yazar lanaananan' dedim ve beğendim. bu mu tatmin ediyor sizi. wowwwwww. bitiklik.
sözlük yönetiminin 'ne demek beni uçurun bizim böyle bir uygulamamız yok, isterseniz dondurun hesabınızı' demek yerine gelen pası gole çevirip yazarı uçurması kaç puan peki? * sıfır şaka, her geçen gün burada daha çok eğleniyorum. inanılmaz.
***
özür editi: yazar kardeşimizden özür diliyorum yazdıklarım için. ben sadece evernevergreen'in #856622 şu girdisini okuyup gelmiştim. şimdi gördüm asıl linçi. biri tutmuş diğer kollarını falan koparmış senin. sende ''bunu yapan dışarıda hırsızlık da yapar'' tanımına takılmışsın. abla kalbini sökmüşler senin* birileri benim yaptığım olay yüzünden şöyle #857145 #857472 iki girdi yazsa bir süre yemek falan yiyemem. içim cız etti. bende geldim burada boş yapıyorum. meğerse seni zaten sadece like müptezelleri beğeniyormuş.
dövüş oyunlarında, en sonra ekranda bir kısaltma belirir bildin mi ? k.o, açılımına knockout derler.
devamını gör...
küfür etkisi yaratan ama küfür olmayan sözler
devamını gör...


