bu ülkede emeğimizle sadece belirli bir noktaya geleceğimiz gerçeği.
devamını gör...

yuval noah harari adlı abinin kafayı yemiş gibi anlattığı insan türüdür.
devamını gör...

iskandinav mitolojisinde baş tanrı olan odin’ in oğlu gökgürültüsü tanrısı thor'un gücüne güç katan çekicidir. kelime anlamı “parçalayıcı” demek olup thor bu çekiçle yıldırımlar, fırtınalar, depremler yaratabilir hatta uçabilir.
devamını gör...

antoine de saint-exupéry tarafından esasında yakın dostu léon werth'in trente-trois jours -otuz üç gün- romanına önsöz olarak kaleme alınan eser, romanın yayımlanması mümkün olmayınca saint-exupéry tarafından hayli değiştirilmiş. werth metinde isimsiz bir dost haline bürünmüş ve fransız halkının bir temsili vaziyetine gelmiş. çok sevdiği dostu léon werth, aynı zamanda saint-exupéry'nin küçük prens (kitap)'ı da ithaf ettiği isim. kitap, kırmızı kedi yayınevi tarafından basılmış, turuncu kitaplar serisinde yer alıyor, dolayısıyla ebat olarak minik bir kitap.

gezgin, esir, mülteci gibi kavramlarla ilgili bakış açımı derinleştiren bir kitap oldu. saint-exupéry'nin dostluğa ve insan ilişkilerine bakışı içimi tam anlamıyla kıpır kıpır etti. yazarın eserlerinde zaman zaman rastladığım mistik yanı seviyorum, bu kitap da bundan nasibini almış diyebilirim. en nihayetinde doğu mistisizmi yok ancak rüzgarla gelen bir çiçeğin kokusu gibi duyuyorum yine de. yazar bu metinde yaşamıyla, seyahat ettiği ülkeler ve deneyimleriyle ilgili bilgilere de değiniyor. bu nedenle yazarı çok küçük bir pencereden de olsa tanımak ve anlamak için birinci elden güzel bir kaynak niteliğinde.

iki kitabı tesadüfen ardı ardına okuyunca sadık hidayet'in diri gömülen (kitap) isimli öykü kitabındaki fransız esir isimli öyküden ayrı düşünemez oldum bu kitabı. talih. fransız esir, bu eseri tamamlayıcı nitelikte benim için. hatta öyle ki, aynı kişi düşünülerek yazıldığını dahi iddia edebilirim. fakat bir yerde aynı kişidir, mevzu bahis aynı halk ve maruz kalınan aynı acımasızlıktır.


devrimci öncüler, hangi partiye mensup olurlarsa olsunlar, insanların değil de (insanı özüne göre tartmazlar) semptomların peşine düşerler. rakip hakikatler onlara birer salgın hastalık gibi görünür. varlığı şüpheli bir semptom uğruna, bulaşıcı hastalık taşıyan kişi karantinaya gönderilir. mezara.

kaynak: bir rehineye mektup - antoine de saint-exupéry, s. 36-37, 2018, kırmızı kedi yayınevi.
devamını gör...

tanım romanın analizi olmasından mütevellit ağır derecede spoiler içermektedir.

albert camus'nun 1942 yılında yayınlanan ilk ve en ünlü romanı. sanılanın aksine varoluşçu bir eser değildir, absürt edebiyatının ilk örneklerinden biridir.
okuması gayet kolay olan bir roman olsa da, gerçek anlamda anlaması basit değildir çünkü olan olaylar üzerine birçok farklı bakış açısıyla, birçok farklı çıkarımda bulunmak mümkün.

romandaki en bariz fikir, muhtemelen insanın varoluşunun absürtlüğü. absürt edebiyatının ana fikirlerinden birisi insanın varoluşunun, insan hayatının koşullarının absürtlüğüdür. yani insan, varoluşunu, varoluş koşullarını anlayabilecek kapasitede değildir. bir örnekle açıklarsak: en kolay örnek ölümdür. ölüm, insanın gerçek anlamda kavrayabildiği bir konsept değil. insan, bir taraftan ölümün hiç gelmeyeceğini düşünür, diğer taraftan da bir şekilde sonsuza kadar yaşayacağını düşünür (bkz: din). varoluşun absürtlüğü de bu nokta da giriyor. tek bir insanın varoluşu, hayatı bir bakıma anlamsızdır. bir insanın hayatı sahip olabileceği en önemli şey ve hayat, bir insanın deneyimleyebileceği en uzun olay. ancak tek bir insanın hayatı, bütün dünya (hatta günümüzde evren) ile karşılaştırıldığında anlamsız, ufak. hepimiz birkaç jenerasyona unutulup gitmiş olacağız. bir insanın hayatına yüklediği anlam ile bir insan hayatının evrensel anlamı arasındaki ilişki absürt yani bir tutuşmazlık var.

romanın başkarakteri, meursault da burada işe dahil oluyor. roman, bir ölümle başlayıp bir ölümle bitiyor. kitapın dönüm noktasında ise yine bir ölüm var. lakin meursault, ne annesinin ölümünü, ne öldürdüğü arabın ölümünü, ne de kendi ölümünü ciddiye alıyor. ciddiye almamak tam doğru kelime değil aslına bakarsanız; meursault, kitaptaki bütün ölümlerin karşısında kayıtsız, umursamaz. lakin romandaki üç ölüm de, meursault'nun hayatını derinden etkiliyor. sonuç olarak, romanda insan hayatına iki farklı bakış açısı olduğunu söyleyebiliriz: birincisi, meursault'nun bakış açısı, ki bu insan hayatının doğadaki yerine benzer. meursault, bütün roman boyunca dış etkenlerden çok etkileniyor. annesinin ölümünde, arabı öldürdüğünde ya da mahkeme salonunda havanın sıcaklığı meursault'nun düşünmesine bile engel oluyor. meursault, devamlı dış faktörlerden etkilenen güdülerinin farkında yani meursault, bir bakıma, doğa ve çevre ile harmoni içerisinde. insan hayatına bir diğer bakış açısı ise okuyucunun ve meursault'nun arkadaşlarının olaylara bakış açısı.

iki bakış açısı arasındaki fark nedir diye sorarsanız cevabı aslında tanımın en başında verdim: insanın hayata bakış açısı ile insan hayatının dünyadaki yeri arasında bir tutuşmazlık var. toplum ve doğa birbiri ile zıt düşüyor bir bakıma. lakin yabancı'yı ilk okuduğumdan beri aklımda bir soru var: yabancı kim? bu soruya ilk cevabınız meursault olacaktır. meursault, topluma yabancı. lakin meursault, çevresine yabancı değil, doğaya yabancı değil. aksine, doğanın bir yansıması gibi hareket ediyor. her harekete, hisleri çevresel faktörlerin bir sonucu bir bakıma. diğer taraftan, meursault'nun dışındaki karakterler, toplumun normlarına yabancı olmasalar da, kendi çevrelerine yabancılar. meursault'nun annesinin cenazesinde, annesinin huzurevinden bir arkadaşı da katılır ve bu karaktere, meursault'nun mahkemesi sırasında meursault'nun annesinin cenazesi sırasında ağlayıp ağlamadığı sorulur. adam, cenazede çok ağladığını ve ağlamaktan hiçbir şey göremediğini söyler. bu etki, romanın meursault'nun gözünden anlatılması ile daha da güçlü hale geliyor çünkü meursault'nun gözünden yabancı olan kendisi değil, olamaz da.

aynı zamanda, camus insan hayatının absürtlüğüne de değinmekte. meursault'nun, romanın başından sonuna kadar başına gelen bütün olaylar şans eseri ve kendi içinde mantıklıymış gibi gözükse dahi saçma. meursault'yu cinayete sürükleyen olaylar silsilesi tümüyle şans eseri ve öldürdüğü kişi de kendisiyle hiçbir alakası olmayan biri. hatta meursault'nun gözünde o kadar yabancı ki, ismi bile yok: "arap" denilip geçiliyor. meursault'nun mahkemesi ise tam bir saçmalık. meursault, annesinin cenazesinde nasıl davrandığının üzerine yargılanıyor. işlediği cinayetle hiçbir alakası yok olmamasına rağmen. meursault, bir bakıma iyi bir evlat olarak görülmediği için idama mahkum ediliyor. toplumun normlarına yabancı, oluşu meursault'yu suçlu yapıyor, arabı öldürmesi değil.
devamını gör...

gözümle görmesem inanmazdım. bildiğin yamuk. hayır madem olmuş bir hata, şu kuleye bir el atsanız ya.

efendim 11 yy. da inşasına başlanan bu çan kulesi, ancak 200 yıl sonra bitirilmiş. araya giren savaşlar nedeniyle deniliyor ama italyanları bilirim, oldum olası serin insanlardır. ağırdan almışlardır işi.

yapımına başlandığında ilk iki katı doğru yükselmiş. sonrasında ise mimarlar yamukluğu fark etmişler, “bu yükseldikçe düzelir” demişler. güzel bir bakış açısı.
sorunun kulenin zemininde olduğu biraz geç anlaşılmış. sen yap 60 metre, koy 294 basamak sonra “ya bu biraz sola mı çekiyor?”

zaman içinde kule, güney yönüne doğru eğilmeye devam etmiş. ha gittim gidiyom derken, 1990 yılında şuna bi el atalım denmiş. sağlamlaştırma işlemi 11 yıl sürmüş, bi ton para harcanmış. ama gel gör ki kule hala yamuk.

italyan yetkililerle yaptığım görüşmede “bana sağlam bi ip verin, 5-10 da kaslı biscolata italyan erkeği, ben düzletirim” dedim. nedense beni bölgeden uzaklaştırdılar!

oysa dola ipi, asıl! düzelir o ya.
devamını gör...

bunca yoğunluğun ve yorgunluğun yarattığı tahribatı bir nebze de olsa ne giderir?
bu soruyu kendime sorduğumda aldığım cevaplardan biri olan canım yayın. içerdeyiz, bir nebze de olsa silelim diye pasımızı.
devamını gör...

çok üzüldüğüm insanlardır.

savurganlığı savunmuyorum ama aşırı cimri olmak da psikolojiye zarar verir diye tahmin ediyorum.
devamını gör...

hepsinin tinerci olduğu söyleniyor. doğru mu gençler?

sınıfta kimler beşiktaşlı diye sorduklarında tek parmak kaldıran çocuk sen miydin?

neden beşiktaş?

sıralı tam liste yapıyoruz.
devamını gör...

durduk yere erdoğana mağduriyet kastıracak açıklama...

acaba diyorum erdoğan'ın oyları çok zayıfladı diye; perinçek mi istedi bunlardan bunu yazmasını? bu cumhur ittifakı koalisyonundan her şeyi beklerim.

yoksa hiçbir şeye faydası olmayan bu şeyi hangi maksatla açıklarsın ki?!
devamını gör...

kendi kendine konuşmaktır.
devamını gör...

aşkın kaldığı yıllar...

biz geldikte o yıllardan aşk oracıkta kaldı.

bizim liseden değildi. ilçemizin futbol takımında top koşturuyordu kendileri. ukala, havalı, bir o kadar sevecen...

sonra bir arkadaşımla evlendi.
yıllar yıllar sonra tabi.
aynı işyerinde merhabalaştığım, hal hatır sorduğum bir kızla.

âşk en saf, en temiz o yıllardaydı.
sonra biz büyüdük, o kirlendi...
devamını gör...

hemen hemen tüm çaylaklar tarafından okunması gereken kurallar bütünü.

şöyle ki;

başka bir sözlükte yazarlık yapmamış olan, sözlük yazarlığını ilk kez burada yapacak olan arkadaşlara ön bilgi vermek gerek.

arkadaşlar, forum ile sözlük farklı şeyler. forumlarda herhangi bir başlığa uçan tekmeyle girer gibi dalıp herhangi bir şey yazabilir ya da soru sorabilirsiniz. sözlüklerde ise bu durum formata aykırıdır.

format nedir? mesela tanım girmek. tanım nedir? başlıktaki konu hakkında tanıtıcı, o konuyu bilmeyen kişilere konu hakkında fikir ya da bilgi verici cümledir. tıpkı normal bir türkçe sözlükte olduğu gibi... sanırım bu yanlış anlaşılıyor genellikle. tanım girmek, aklımıza esen herhangi bir şeyi yazmak anlamına gelmiyor. "ama yapanlar var..." diyeceksiniz. evet var ama bunu yapanları şikayet edebiliyorsunuz ve tanımlarının silinmesini sağlayabiliyorsunuz.

örnek verelim ki daha iyi anlaşılsın. diyelim ki başlık atom. burada yazmanız gereken ilk cümle, atomun ne olduğunun tarifi. mesela "ilk başlarda maddenin en küçük parçası olduğu sanılan ama gelişen teknoloji ile aslında öyle olmadığı görülen fiziksel yapı." cümlesi bir tanımdır.

"çeşitli meyve sularının karışımıyla yapılan, enerji deposu içecek." de yine atom için bir tanım olabilir. fakat daha ilk cümleniz "çok severim, hep içiyorum." gibi öznel bir yorum olursa bu bir tanım değil, sizin şahsi fikrinizdir ve formata aykırıdır. nasılsa benden önce birileri tanımını yapmıştır diye düşünmeyi. onlar yazdıklarını silerse, orada kalan tek tanım sizinki olabilir. sayenizde insanlar yeni bir şey öğrenebilir. bu fikri yabana atmayın.

başlık açarken de benzer kural geçerlidir. sadece size özel olan "dün banyo yaptım" şeklinde bir başlık formata aykırıdır. geneli ilgilendiren "banyo yapmak" başlığı ise normal olandır. başlıkların sonuna noktalama işaretleri yazılmaz. tanımlarda ise nokta yazılır cümle sonlarına.

bu tür kurallar size "olmasa da olur" gibi gelebilir ama yazdıklarınız ya da başlıklarınız bu nedenlerden ötürü silinebilir. bunu moderasyonun taraf tutması falan zannedenler oluyor sonra. oysa baştan belirlenmiş kurallara uyulmadığı zaman herkesin yazdıkları silinebilir.

bu sözlükte küfür yok. onu da sanırım artık öğrenmişsinizdir. zaten kadın yazar sayısının burada oldukça yüksek olmasının bir nedeni belki de budur. her cümlenin sonuna, leblebi yer gibi a, m ve k harflerini iliştiren arkadaşların aklında bulunsun lütfen.

çok sıkıştığınız yerde kafa sözlük formatı ve kuralları gibi başlıkları okuyabilir, yönetici (online listesinde isimleri, yeşil renk dışındaki renklerde yazılı olan arkadaşlar) veya yazarlara sorabilirsiniz merak ettiklerinizi.

yukarıda bahsettiğim türden tanımlar yazarsanız yazar olmanız daha kolay olur ve yazdıklarınızı okumaya değer bulup sizi takip etmeye başlayacak insan sayısı da bununla orantılı olarak artar.

şimdiden yazarlığınız hayırlı olsun diyorum.

edit: anket başlıkları ya da sözlüğe ilişkin istekler gibi bazı başlıklarda tanım yazılmadığı durumlar oluyor. yukarıda söylediklerim bilgi vermesi beklenen başlıklar ve tanımlar için geçerli özellikle.
devamını gör...

21. yüzyılda aramızda hala dinleri canı pahasına savunanlar görüyorum yapmayın yaptırmayın sayın yazarlar.
devamını gör...

kastamonu-ılıca şelalesi*
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

"kimsenin konuşmadığı bir dil gibiyim.
kimsenin inanmadığı bir deli...
yazarının bile okumadığı kitap...
hiç çalmayan bir şarkı...
hiç vatandaşı olmayan bir ülke...
hiç sorulmayan bir soru gibiyim.
kalabalıklar içinde varım, ama yok gibiyim."

murathan mungan - yaz geçer
devamını gör...

sakar şakir.
devamını gör...

buz dağı ayrı yazıldığı için buz dağı diye okumadığım başlık. buzağı affetsin.
devamını gör...

bu gençlik ne zaman adam olacak acaba.

başlığı açan dangalak kemalizmden ne anlamaktadır önce bunu açıklasın. mahalle abilerinden duyduğu bilgilerle yaşıyor.

buraya çok şey yazarım ama yönetimin hoşuna gitmez, tanımımı silerler. doğru söyleyeni silivri soğuktur diye korkutuyorlar, korkuttuklarını sanıyorlar, artık ülkemizde.
devamını gör...

bu bozukluğa sahip kişiler ömürlerinin ilk yarısında öteledikleri, arka bahçeye atıp görmedikleri değersizlik hissiyle ömürlerinin ikinci yarısında yüzleşmek zorunda kalırlar. narsistik kaynaklar azalmış veya yok olmuştur. şimdi vakit içlerindeki o soğuk, sessiz, çorak, ıssız ve karanlık dünyayla yüzleşip korkunç acılar çekme vaktidir.

terapide amaç kişiyi bu acı verici dünyayla yüzleştirip o dünyayı yaşanabilir bir yer yapmaktır ki kişi ömrünün ikinci yarısı geldiğinde korkunç acılar çekmesin.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim