kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

virüs az bile başımıza taş yağsa dedirten hadise. hem sapıksın hem de çocuğunun önünde yapıyorsun. sapık herif 23 yıl 9 ay ceza almış ama yeter mi? asla.

--- alıntı ---

istanbul gaziosmanpaşa'da mert al (29) isimli sapık, evine temizliğe gelen kadına çocuğunun gözlerinin önünde tecavüz etti. kadının şikayetçi olduğu sapık mert al, mahkeme tarafından 23 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırdı.

--- alıntı ---

kaynak: www.tv100.com/temizlige-gel...
devamını gör...

kevin costner
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

daha ilkokula bile başlamamışım 5-6 yaşlarında falanım. bizimkiler tabi beni o yaşta sokağa oynamaya yollamıyor zaten apartmanın çevresinde de oynamaya müsait bi alan da yok. benim dünyayla tek bağım televizyon, radyo (evet o zamanlar radyo vardı), annem, babam ve arada bir bize gelen benden 5-6 yaş büyük annemin amcasının oğulları idi.

bu elemanlar benden büyük oldukları için annem onlarla apartmanın önündeki küçük bahçeye çıkmama izin verirdi, ben tabi bunlarla takılmak için çıldırıyorum, muhabbet edelim, oyun oynayalım diye darlıyorum. bu elemanlar bahçe duvarının üstüne oturuyorlar ben boyumun 1,5 katı duvara götüm götüm tırmanmaya çalışıyorum fırat gibi, ezikliğin sınırlarında çılgın atıyorum.

bi gün işte televizyonda izlediğim bişiyi anlatıyorum ben bunlara, aralarından biri tvde izlediğin insanlar seni görüyo dikkatli ol tadında bişiler söyledi, diğeri de evet doğru söylüyo vs diye destekleyince nohuttan hallice olan beynimle ben buna ciddi şekilde inandım ve benim için çok heyecanlı günler başladı.

o zamanlar icraatın içinden diye bi program vardı başbakan özal çıkıp şunu yaptık, bunu yaptık diye anlatırdı, neyse özal çıkıyo babam pijamalarıyla uzanıyor evde aklım almıyo babama bak be ne taşşaklı adam özal'ın karşısında pijamalarıyla uzanıyo diyorum içimden. bi yandan da özal çıkınca evde çok koşup sağa sola saldırmıyorum uslu durmaya çalışıyorum falan. program bitsin de sağa sola saldırayım diye dakikaları sayıyorum.

bi de o dönem adile naşit'in çocuklara masal anlattığı bir program var, ben adile naşit'in en ateşli fanıyım adile naşit çıkınca böyle gözlerinin içine bakıyorum, elimle öpücük yapıp yolluyorum falan, bizimkiler de demiyo olm mal mısın napıyosun.

işin en can alıcı olan kısmı ve dananın kuyruğunun koptuğu nokta ise, o zamanlar yine trt çocuk korosu var tvde, benim yaşıma yakın çocuklardan oluşan bi koro çıkıp şarkı söylüyolar işte küçük ayşe küçük ayşe neyin var bana söyle vs.

o koroda sarışın bi kız var ama nası var ya yıkılıyo, afet bişi. ben de buna kesiğim hafiften, koro çıkınca ben bu sarıya kitleniyorum başından sonuna kadar. bi yandan da artık kızın beni gördüğünü biliyorum tabi, gün içinde pijamalarıyla, elinde plastik kılıcı ile boyunun iki katı oyuncak pandanın üstünde he man diye koşturan ben tv de koro başlayacağı zaman gidip en güzel kıyafetlerimi giyiyorum saçlarıma su vurup tarıyorum tvnin karşısındaki kanepeye geçip bacak bacak üstüne atıp bi kolumu da koltuğa uzatıyorum (babam öyle oturduğuna göre bu havalı bi oturuş olmalıydı çünkü) koro çıkıyo ben kıza bakıyorum havalı havalı, kamera bazen kıza zoom yapıyo işte ben sanıyorum ki o da bana bakıyo, utanıyorum kafamı çeviriyorum falan böyle delikanlılığı da elden bırakmıyorum ama flört ediyoruz yani belli o da bana karşı boş değil.

bu durum böyle 1 hafta falan sürdü, sonra annem oğlum sen niye giyinip saçını tarıyosun her gün, seni gezmeye mi götüreyim onu mu demek istiyosun vs diye sorunca olay ortaya çıkmıştı. işte ilk o gün anlamıştım ne kadar seversen sev, imkansız aşk diye bişi olduğunu.
devamını gör...

hayata tutunmamı sağlayan son bir iki dalım kaldı sözlük. onlar da olmasa cidden kendimi kaybederim. benim için çok değerli son birkaç dal.. artık zor geliyor. tek benim derdim yok evet. tek mutsuz olan ben değilim belki. ama bir amacım, bir önemim yok bu hayatta. boşlukta savrulup duruyorum acımasızca geçen günlerin ardından. bilmiyorum.. bir güne pozitif başlasam illaki bir olumsuzluk çıkıyor. ne kadar gereksiz olduğumu anlıyorum. hayatımda geçen yaklaşık yirmi sene beni bu kadar umutsuz bir hale getirdiyse bundan sonranın güzel olacağına dair inancım da kalmıyor artık. neyi atlattım bitti desem başka bir acı gerçekle yüzleşiyorum. ağır geliyor, kaldıramıyorum. umarım tutunduklarım hep yanımda olurlar sözlük.. yoksa ben ayakta duramam. o kadar güçsüzüm işte. içimde bir yerlerde ufak bir umut parçası var ama bunca karamsarlığıma rağmen biliyorum. o da birkaç kişi sayesinde.
umut sözlük, umut..
devamını gör...

elektrik süpürgesi tavsiyem yok ancak, kedileri balık eti ağırlıklı mamalarla besleyip 2 günde 1 tararsanız çok büyük oranda kıl dökme azalır, bilginiz olsun.
devamını gör...

sonuna kadar haklıdır.

yalan söylemenin ve manipülasyonun nasıl yapılacağını, algı yönetimini, dinin nasıl kullanılacağını, torpilin ve kayırmanın nasıl yapılacağını kendisinden öğrenmiştir.

malum kişi negatif kutbun başöğretmenidir.

konu tartışmaya kapalıdır.
devamını gör...

dürüst olan kolay yorulur bu çağda. üzülmemenin ilk kuralı, mümkün olduğunda sahte olmaktır.
devamını gör...

sayın yazarın yukarıda anlattığı çoğu doğru şeylere maruz kalmamak için, mümkün olduğu kadar dışarıda yemek yememek en doğrusu. (işimden dolayı bende böyle olumsuz çok şey gördüğüm için dışarıda yemek yemiyorum)
devamını gör...

bir savaşta onaylanmış en yüksek sayıda düşman askeri öldürme rekoruna sahip olan fin askerdir.
devamını gör...

tartı aleti.
son yıllarda doğru tartanı yok, hep fazla tartıyor.hergün kavga.
"tartılar değil insanlar yalan söyler"
devamını gör...

"eğer nasıl biri olduğumu bilseydiniz, şu anda beni selamlarken yüzünüzde gördüğüm o tatlı, dostane gülümse kim bilir nasıl donup kalırdı dudaklarınızın kıyısında!"
devamını gör...

farklı kültürlerde ve dillerde yerine hashi, waribashi, jeotgarak, kuaizi isimlerinin de kullanıldığı yemek çubukları. çin, kore, japonya, tayland, vietnam gibi asya ülkelerinde sıklıkla kullanılan ve çeşitli malzemelerden yapılabilen (gümüş, odun, fildişi vb.) bu çubuklar çatal-kaşık yerine kullanılmaktadır.

ilk olarak çin'de kullanıldığı, oranın icadı olduğu düşünülse de kesin bir bilgi yoktur. neden kullanıldıkları hakkında da bir bilgi olmamakla beraber bildiğim bir öyküye göre geçmiş zamanlarda çin imparatorlarından biri, halkın ayaklanmasından korkarak eritip silah yapılabilecek (genel olarak metal) her şeyin toplanmasını istemişti. haliyle ellerindeki tüm metali vermek zorunda kalan halk bambu kamışlarından yaptıkları ince çubuklar ile yemek yemeye başlamıştı. buna sebep olan bir başka olayın da bir savaş olduğu söylenir. imparator ayaklanmadan korktuğu için değil, girecekleri bir savaş için savaş aleti üretebilmek adına metal toplamıştır.

bir başka sebep olarak da çinlilerin yiyeceklerini küçük parçalara bölme alışkanlıkları gösteriliyor. milattan önceye tarihlenen bu kültürel nesnelerin halkın ekonomik durumu ile de alakalı olduğu söylenebilir. konuya geçmeden önce yemeklerin küçük parçalar halinde pişirilmesinin daha hızlı gerçekleştiriğinden ve bunun bir çeşit odun tasarrufu olduğundan bahsedelim: vakti zamanında hızlı nüfus artışından dolayı ormanlar azalmış ve tarlalar onların yerini aldıkça yakacak sıkıntısı çekmeye başlanmış. bundan kaçınmak için yiyecekler daha küçük parçalara ayrılarak pişirilmeye başlanmış. odun sıkıntısı tabii ki masa kültürünü de etkilemiş ve yemek masası kullanımı zenginler özel bir lüks olmaya başlamış. yemeklerini bir ellerinde tutarak, diğer elleri ile de yemek yiyen insanlar arasında bu kemikten veya fildişinden yapılan çubukların kullanımı hızla artmış.

sebebi ne olursa olsun bu gelenek devam etmiş ve nesilden nesle günümüze kadar gelmiştir ve bu mutfak kültürü devam ettirilmiştir.
devamını gör...

en son üzerinizde, aklınızda onun kokusu kalsın diyedir.
devamını gör...

prim verdiğiniz yazar da yazar olsa keşke.
vasat ortalama demektir. birkaç aylık sözlüğün de ortalama olması gayet güzeldir.
devamını gör...

öncelikle başlıkta bazı yazdığına dikkat edin. öyle çaylaklar gördüm ki benden daha iyi tanım yazan... onları ayrı tutarak,

efenim özellikle bugün bir çok kalitesiz tanıma rastladım. mesela çaylağın biri gelmiş bir başlığa "evet bence de jsjajk" filan yazmış. ya da bakıyorum profiline, paso anket doldurmuş... ee nerede şimdi sözlüğün bilgi kaynağı olma özelliği?

edit: biri de aynen böyle demiş: "kazıklı maria’dan geldim lol"
abi siz ciddi misiniz?

(bkz: kafa sözlük formatı ve kuralları)
devamını gör...

açtım sago cezadan neyim var ki çaldı. ayrıca sagoyu cezayı bir araya getiren kafa sözlük detayı güzeldi. hayırlı olsun.
devamını gör...

düşünce; oluştuğu merkez ile nesneleştiği, sese büründüğü, yansıdığı yer arasında, o incecik yolda uzaklaşıyor kendinden ve unutuyor aslını. düşün’ü eksiltmeden ve boyamadan renklere, duyulmamış bir müzikle -ki o eşsizliğini kendi öz’ünde bulacak- taşıyabilen var mı dil’e ve kulaklara? işte şair!

tek bir atom çekirdeğine yüklenmiş o eşsiz enerji yerin yetmiş kat altına gizlenmiş bir çiçek gibi gülümserken, kalbinden okunacak insan.
ben şiir diyorsam, siz ruh deyin, başka biri enerji...
sözcükler... bir avuç gösteriş.
ışık hızında ilerliyor düşünce... bizler ise çok gerisindeyiz... o'na yaklaşan'a aşk olsun!

yarın ben bu yaşamın şiirinden başka şeyler duyacağım. yine dönecek başım ve yeni bir göğe uyanacağım...
devamını gör...

hadi bakalım geceyi neşelendirmeye.*
devamını gör...

dün 1982'de yağan karı yazan yazarımız, bu olayı çok iyi hatırlıyordur.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim