sen hiç ateşböceği gördün mü
filmde çok eski istanbul sahneleri karşımıza çıkıyor. tarihi atmosfer, ahşap evler, eski sokaklar. pastel renkler çok iyi seçilip kullanılmış. bu da görüntü yönetmeninin başarısı.
devamını gör...
şeyma subaşı
gereksiz bir insanı konuşarak onu daha da bilinir kılmayın dediğim kişidir.
devamını gör...
jack london
12 ocak 1876 doğumlu amerikalı çok sevdiğim bir yazardır kendisi. martin eden, vahşetin çağrısı, beyaz diş vb. eserleriyle bilinse de elliden fazla kitap sığdırmıştır o kısa ömrüne. kısa ömrü diyorum çünkü daha 8 yaşındayken gazete satarak çalışmaya başlıyor. 14-15 yaşlarından başlayarak ömrünün sonuna kadar aşırı alkol ve tütün kullanıyor. 17-18 yaşlarında ise edebi çalışmalarını sürdürebilmek için günde 5 saat uyumaya başlıyor. zaten bir konuşmasında ''ben çocukluk nedir bilmedim'' diyor. tabii yaşadıkları da göz önünde bulundurulursa belki de bedeni güçsüz düşüyor. aslında martin eden'ı okuyanlar bilir, otobiyografik bir eserdi martin eden ve tam da martin gibi bir hayat sürüyor. daha doğrusu martin, jack london gibi bir hayat sürüyor.
asla pes etmeyen, tüm güçlüklere dört elle sarılan, belki biraz serseri ama çok çalışkan, hayatı dolu dolu geçirmeye çalışan ilham alınacak biri jack london. ne yazık ki diğer birçok önemli şahsiyetler gibi kendisini de erken yaşta kaybetmiş olmak bizler için büyük eksiklik.
toz olmaktansa, küle dönmeyi tercih ederim. olduğu yerde mıymıntı bir gezegen olmaktansa, bütün atomları alev alev yanan ve ışıldayarak sönen bir göktaşı olmak isterim.
asla pes etmeyen, tüm güçlüklere dört elle sarılan, belki biraz serseri ama çok çalışkan, hayatı dolu dolu geçirmeye çalışan ilham alınacak biri jack london. ne yazık ki diğer birçok önemli şahsiyetler gibi kendisini de erken yaşta kaybetmiş olmak bizler için büyük eksiklik.
toz olmaktansa, küle dönmeyi tercih ederim. olduğu yerde mıymıntı bir gezegen olmaktansa, bütün atomları alev alev yanan ve ışıldayarak sönen bir göktaşı olmak isterim.
devamını gör...
sevilen şiirin en vurucu dizeleri
dışarıda mevsim baharmış
gezip dolaşanlar varmış
günler su gibi akarmış
geçmiyor günler geçmiyor.
sabahattin ali.
gezip dolaşanlar varmış
günler su gibi akarmış
geçmiyor günler geçmiyor.
sabahattin ali.
devamını gör...
devlet olmasaydı ne olurdu sorunsalı
(bkz: dingo'nun ahırı)
devamını gör...
evim
evim - dünyalar çarpışıyor; animasyon, çocuk, macera filmidir. bu film 2007 yılında adam rex'in yazdığı the true meaning of smekday kitabından uyarlanmadır.
yönetmen koltuğunda tim johnson vardır ve filmin yapımcılığını chris jenkins ve suzanne buirgy yapmıştır.
buflar düşmanlarından kaçarken kendilerine yeni yaşam alanı olarak dünyayı seçerler. amaçları insanlara zarar vermek değilken yaptıkları her şey insanların geleceğini ve yaşamını kötü yönde etkilemektedir. insanlara yeni yaşam alanları kurar onları oralara sürgün ederler. bir kişi hariç, lüle.
lüle'nin yolu toplumdan dışlanan, sevilmeyen, sürekli itilen of'la kesişir. of diğer buflardan farklıdır. arkadaş olmak, dost olmak, bağ kurmak ister. diğer buflarsa sadece toplar, yer ve verilen görevleri yerine getirir.
buflar küçük mor yaratıklardır. sinirlendiklerinde kırmızı, korktuklarında sarı, şaşırdıklarında turuncu, üzüldüklerinde mavi, yalan söylediklerinde yeşil, sevinince pembe oluyorlar. mutlu morlarıyla hayatın akışında sürüklenirler.
lüle ile of çekişmeli bir şekilde tanışırlar. birbirlerinden korkar fakat iletişim kurdukları an birbirlerini anlarlar. animasyonun bize aktarmaya çalıştığı iletişimin önemidir. eğer iletişim kurabilirsek korlularımızdan arınabiliriz. her kim her ne olursa olsun dışlamak, korkmak, nefret etmek yerine onunla doğru iletişim içinde olursak sorunları daha kolay çözebilirizi çocuklara öğretme eğiliminde bir filmdir.
filmin hitap çağı çocuk ve pek genç izleyicilerdir. yıldız tozu bayılmışken beni baymıştır. çocuklarla izlenebilecek kaliteli bir animasyondur.
bu arada filmde lüle'nin kedisi tombik de onlara eşlik etmiştir. sevimli, cana yakın, mır mır benim dikkatimi tabikisi çeken o olmuştur. kedi candır.
türkçe seslendirmelerini;
of- ilham erdoğan, 'tip' lüle - yağmur ün, captain smek - fatih özacun, kyle - kadir çermik, lucy - ezgi bakışkan yapmıştır.
iyi seyirler...
yönetmen koltuğunda tim johnson vardır ve filmin yapımcılığını chris jenkins ve suzanne buirgy yapmıştır.
buflar düşmanlarından kaçarken kendilerine yeni yaşam alanı olarak dünyayı seçerler. amaçları insanlara zarar vermek değilken yaptıkları her şey insanların geleceğini ve yaşamını kötü yönde etkilemektedir. insanlara yeni yaşam alanları kurar onları oralara sürgün ederler. bir kişi hariç, lüle.
lüle'nin yolu toplumdan dışlanan, sevilmeyen, sürekli itilen of'la kesişir. of diğer buflardan farklıdır. arkadaş olmak, dost olmak, bağ kurmak ister. diğer buflarsa sadece toplar, yer ve verilen görevleri yerine getirir.
buflar küçük mor yaratıklardır. sinirlendiklerinde kırmızı, korktuklarında sarı, şaşırdıklarında turuncu, üzüldüklerinde mavi, yalan söylediklerinde yeşil, sevinince pembe oluyorlar. mutlu morlarıyla hayatın akışında sürüklenirler.
lüle ile of çekişmeli bir şekilde tanışırlar. birbirlerinden korkar fakat iletişim kurdukları an birbirlerini anlarlar. animasyonun bize aktarmaya çalıştığı iletişimin önemidir. eğer iletişim kurabilirsek korlularımızdan arınabiliriz. her kim her ne olursa olsun dışlamak, korkmak, nefret etmek yerine onunla doğru iletişim içinde olursak sorunları daha kolay çözebilirizi çocuklara öğretme eğiliminde bir filmdir.
filmin hitap çağı çocuk ve pek genç izleyicilerdir. yıldız tozu bayılmışken beni baymıştır. çocuklarla izlenebilecek kaliteli bir animasyondur.
bu arada filmde lüle'nin kedisi tombik de onlara eşlik etmiştir. sevimli, cana yakın, mır mır benim dikkatimi tabikisi çeken o olmuştur. kedi candır.
türkçe seslendirmelerini;
of- ilham erdoğan, 'tip' lüle - yağmur ün, captain smek - fatih özacun, kyle - kadir çermik, lucy - ezgi bakışkan yapmıştır.
iyi seyirler...
devamını gör...
dünyadaki en korkunç gerçek
yok olup gitmek.
sadece bedenen değil.
ne demiş birileri;
bu dünyada seni hatırlayan son insan öldüğünde hiç var olmamış olacaksın.
sadece bedenen değil.
ne demiş birileri;
bu dünyada seni hatırlayan son insan öldüğünde hiç var olmamış olacaksın.
devamını gör...
heyecanlanınca yapılan hareketler
eller buz gibi olur, oturduğunuz yerde farkında olmadan bacağınızı sallarsınız
devamını gör...
adana adliyesi
cumhuriyet başsavcılığının ,sulh ceza hakimlikleri ve ağır ceza mahkemelerinin, kolluk görevlilerinin ve cmk kapsamında müdafii olarak avukatların oldukça hareketli çalıştığını bildiğim adalet bakanlığına bağlı adliyelerden biri. soruşturma bürolarının olduğu katta, pişman olmayıp aklı hâlâ yapamadıklarında olan kertenkelelerden bolca bulunur.
devamını gör...
ayşegül'e ses olamıyoruz
ne yazık ki yine adaleti sosyal medyadan aramak zorunda kalınan bir vaka. umuyorum ayşegül en kısa zamanda sağlığına kavuşur ve sorumlusu ya da sorumluları gereken cezayı alır.
yetkililer umarım önce kendi vatandaşını korur!
yetkililer umarım önce kendi vatandaşını korur!
devamını gör...
likit radyo yayını
enerjinize hayranım. özellikle psilonun satrançta kazanmak için odanın adını erik yaptırması, kara büyü yapıcam kazanmak için demesi beni mest ediyor. * teyze değil max. abla tamam mı?*
iyi yayınlar efem, gülmeleriniz daim olsun.
iyi yayınlar efem, gülmeleriniz daim olsun.
devamını gör...
cengiz üstün
nasıl açılmamış dediğim başlık ? çok kaliteli çizimleri olan biri böyle bir sözlükte hiç mi takipçisi yok ?
1996 yılında mimar sinan üniversitesi güzel sanatlar fakültesi grafik bölümü'nden mezun oldu kendisi. ilk karikatürleri çarşaf ve horoz gibi dergilerde yayınlandı. pişmiş kelle, avni ve dıgıl dergilerinde çizdiği karikatürler ve yeşilçam sinemasıyla dalga geçen duka film öyküleriyle beğeni topladı. l-manyak dergisinde çizmeye başlayıp lombak dergisinde devam ettiği kunteper canavarı ile popüler oldu. lombak, penguen ve kemik gibi dergilerde çizdiği üzeyir ve macerayı seven adam tipleri de sevildi. kendisi gibi karikatürist olan kardeşi bülent üstün'ün 2006'da çıkarttığı fermuar dergisi'nde çizdi. halen uykusuz dergisinde çalışmalarını sürdürmektedir.
kendisinin sıkı takipçisiyimdir çizimlerini küçüklüğümden beri beğenirim onun yüzünden çizgilerim değişti hep kara kalem çalışan ben onun sayesinde animasyona merak saldım bir daha da kare kalemin yüzüne bakmadım(: kunteper ve macerayı seven adam favorilerimdi
şehinşah'ın kunteper adlı şarkısını çıkarması üzerine tekrardan çizimlerine başladı kunteper'in.
zın zın zın zın zın zın zın zın zın zın zın zın zın zın zın zın zın zın zın zın zın zın zın zın zın zın zın zın zın zın zın zın zın zın.
1996 yılında mimar sinan üniversitesi güzel sanatlar fakültesi grafik bölümü'nden mezun oldu kendisi. ilk karikatürleri çarşaf ve horoz gibi dergilerde yayınlandı. pişmiş kelle, avni ve dıgıl dergilerinde çizdiği karikatürler ve yeşilçam sinemasıyla dalga geçen duka film öyküleriyle beğeni topladı. l-manyak dergisinde çizmeye başlayıp lombak dergisinde devam ettiği kunteper canavarı ile popüler oldu. lombak, penguen ve kemik gibi dergilerde çizdiği üzeyir ve macerayı seven adam tipleri de sevildi. kendisi gibi karikatürist olan kardeşi bülent üstün'ün 2006'da çıkarttığı fermuar dergisi'nde çizdi. halen uykusuz dergisinde çalışmalarını sürdürmektedir.
kendisinin sıkı takipçisiyimdir çizimlerini küçüklüğümden beri beğenirim onun yüzünden çizgilerim değişti hep kara kalem çalışan ben onun sayesinde animasyona merak saldım bir daha da kare kalemin yüzüne bakmadım(: kunteper ve macerayı seven adam favorilerimdi
şehinşah'ın kunteper adlı şarkısını çıkarması üzerine tekrardan çizimlerine başladı kunteper'in.
zın zın zın zın zın zın zın zın zın zın zın zın zın zın zın zın zın zın zın zın zın zın zın zın zın zın zın zın zın zın zın zın zın zın.
devamını gör...
yolların kesişmesi
yolumuzun kesiştiği kişinin kim olduğuna bağlı olarak güzel veya kötü olarak yorumlanabilecek olan başlıktır.
devamını gör...
esrarengiz yazarlar
(bkz: ali teoman)

ilk kitabı gizli kalmış bir istanbul masalı kitabını nurten ay adıyla yazmış. ve bu kitabıyla haldun taner öykü ödülüne layık görülmüştür. yazar, 16 yıl sonra kimliğini ifşa ederken jürinin eserleri değerlendirirken adaletli olup olmadığını test etmek istediğini söyler.
haber kaynağı

ilk kitabı gizli kalmış bir istanbul masalı kitabını nurten ay adıyla yazmış. ve bu kitabıyla haldun taner öykü ödülüne layık görülmüştür. yazar, 16 yıl sonra kimliğini ifşa ederken jürinin eserleri değerlendirirken adaletli olup olmadığını test etmek istediğini söyler.
haber kaynağı
devamını gör...
ölümün yok olduğu bir dünya
josé saramago'nun "ölüm bir varmış bir yokmuş" kitabının konusunu oluşturan durum. adeta bir distopya. her şeyin her insanın sonsuza dek süreceği bir hayat... belki de bir zaman sonra ızdırap halini alacaktır hepimiz için. sonsuza dek süregelen bir döngü.
devamını gör...
lazerle göz çizdirme ameliyatı
buraya daha önce olacağımı yazıp sonunda olduğum ameliyat.
keşke daha önce gözlerim uygun olsaydı da o zaman yaptırsaydım diyorum. hala iyileşme aşamasındayım ama böyle bir rahatlık yok, eğer siz de düşünüyorsanız muhakkak gidin bir muayene olun derim. fiyatı da inanılmaz yüksek değil bence, en azından çalışan insansanız rahatlıkla ödeyebilirsiniz.
ben no touch yöntemiyle oldum. ameliyatın kendisi inanılmaz kısa sürüyor, öyle ki benim ameliyathaneye girip çıkmam 10 dakika kadar sürdü. ameliyata alınmadan önce bir kez daha ölçümlerim yapıldı, operasyon sonrası süreçle ilgili bilgilendirildim ve sonra ameliyathane katına çıkartılıp beklemek için bir odaya alındım. orada ayakkabılarımı çıkarıp terlik ve ameliyathane önlüğü giydim. bir de bone taktılar tabii ki. daha sonra ameliyathaneye alındım.
sedyeye yattıktan sonra yaptıkları ilk iş doğal olarak anestezi damlası damlatmak oldu. ondan sonra benim içim sancılı süreç başladı diyebilirim. çünkü acı olmasa da insan gözüne bir şey yapıldığını hissederken gözünü kapatmak istiyor, ancak böyle bir imkanınız yok. o yüzden ilk başta çok panik yaptım. beni biraz rahatlattılar, sonra yanlış hatırlamıyorsam yüzümü örtme aşamasına geçtik. örtmekten kastım tabii ki kalın örtü vs. değil, şeffaf plastiğimsi bir şeyle yüzünüzü kapatıyorlar. o aşama da benim için korkunçtu, sanki nefes alamayacak gibi hissettim. ama tabii ki öyle olmuyor, rahat rahat nefes alabiliyorsunuz.
daha sonra gözlerimi kapalı haldeyken bir güzel sildiler ve ilk gözümü ameliayata hazırlamaya başladılar. öncelikle gözünüzü açık tutacak bir alet yerleştiriliyor, hiçbir acı vs. olmuyor zaten onu çok görmüyorsunuz. sonra da gözünüzü yıkıyorlar. evet bildiğiniz yıkıyorlar. hem de buz gibi suyla. benim için ameliyatın en ağrılı kısmı buydu ki aslında o an yaşadığım bir acı yoktu, sadece su o kadar soğuktu ki inanılmaz rahatsız olmuştum. gözü iyice yıkadıktan sonra artık işleme başlıyorlar. yeşil bir ışık var, ona bakıyorsunuz. sanırım bu dokuyu kazıdıkları kısım oluyor ama emin değilim. sonra tekrar gözünüzü yıkıyorlar ve gözlerinizi çizme aşaması geliyor. yine aynı şekilde yeşil ışığa bakıyorsunuz, ama bu defa hem bir ses geliyor hem de yanık kokusu. * bu kısım 1 dakikadan biraz fazla sürmüştü ama çok çabuk geçti. hiçbir ağrı sızı olmuyor kesinlikle. ben ameliyat öncesi ya gözüm kayarsa da ışığa bakamazsam diye bir korkmuştum ama hiç öyle olmuyor, gerçekten inanılmaz kolay geçiyor.
ve sonra tüm bunları diğer göz için de yapıyorlar. en sonunda yine gözlerinizi bir yıkıyorlar, ilaçlarını sürüyorlar, koruyucu bir lens takıyorlar ve bitti. işte bu kadar. sedyeden yavaşça kalkarken "bunun için mi bu kadar panik yaptım ben" diye düşündüm açıkçası, o kadar kolaydı.
ameliyathaneden çıkarken takmam gereken gözlüğümü taktılar, sonra biraz hastanede durdum ne olur ne olmaz diye ve çok beklemeden eve geçtim. ilk 4-5 saat ışık hassasiyeti dışında hiçbir sorun yaşamadım. odama çekildim, perdeleri kapattım ve yattım. ameliyattan bir 8-9 saat sonra da yanma, batma ve akma başladı. ama hiçbiri dayanılamayacak seviyede değildi. bol bol dinlendim, damlalarımı doktorumun söylediği şekilde kullandım ve gözümü zorlayacak hiçbir şey yapmadım.
ilk 2 gün her şey inanılmaz bulanıktı, yazıları hiç göremiyordum neredeyse. objeler biraz daha netti. ekranlar ise berbattı, hiçbir şey okuyamıyordum. telefona ya da bilgisayara bakmak imkansız gibiydi. ama 3. gün biraz düzelmeye başladım, yine çok bulanıktı her şey ama yavaş yavaş düzeliyordu. 4. gün artık ekrana bakabilmeye başladım, yazılar da biraz netleşmeye başladı.
5. gün lenslerimi çıkarmak için doktora gittim. o kazıdıkları dokunun tamamen iyileştiğini söylediğini. lensleri çıkarırken de yine anestezi damlası damlatıyorlar ve cımbız benzeri bir aletle alıyorlar. zaten gözler uyuşuk olduğu için herhangi bir acı olmuyor.
o günden sonra yine her gün görüşüm daha netleşmeye başladı. ama hala çok yeni, hala iyileşme aşamasındayım. ona rağmen iyi ki olmuşum diyebiliyorum.
benim sürecim genel olarak çok rahat geçti, bu yöntemle gözlerini çizdirenler genelde çok fazla acı çektiklerini yazmışlardı ama ben çok kolay geçirdim dediğim gibi. korkulacak ya da çekinecek hiçbir şey yok, şu an ameliyat anına geri dönsem hiç panik yapmadan korkusuzca girerim o odaya.
yaklaşık 3.5 ay sonra gelen edit: damla kullanma sürecim ve gözlükle gezinme zorunluluğum bitti. sol gözüm sıfırlandı sağ gözüm 0.25 kaldı. gözümde eskisinden farklı olarak hiçbir hassasiyet kuruluk vs. yok. herhangi bir şeye ihtiyaç duymadan görebilmek çok güzel bir duyguymuş arkadaşlar, eğer siz de düşünüyorsanız muhakkak gidin bir muayene olun. doktorunuz onay verirse inanın korkacak bir şey yok.
keşke daha önce gözlerim uygun olsaydı da o zaman yaptırsaydım diyorum. hala iyileşme aşamasındayım ama böyle bir rahatlık yok, eğer siz de düşünüyorsanız muhakkak gidin bir muayene olun derim. fiyatı da inanılmaz yüksek değil bence, en azından çalışan insansanız rahatlıkla ödeyebilirsiniz.
ben no touch yöntemiyle oldum. ameliyatın kendisi inanılmaz kısa sürüyor, öyle ki benim ameliyathaneye girip çıkmam 10 dakika kadar sürdü. ameliyata alınmadan önce bir kez daha ölçümlerim yapıldı, operasyon sonrası süreçle ilgili bilgilendirildim ve sonra ameliyathane katına çıkartılıp beklemek için bir odaya alındım. orada ayakkabılarımı çıkarıp terlik ve ameliyathane önlüğü giydim. bir de bone taktılar tabii ki. daha sonra ameliyathaneye alındım.
sedyeye yattıktan sonra yaptıkları ilk iş doğal olarak anestezi damlası damlatmak oldu. ondan sonra benim içim sancılı süreç başladı diyebilirim. çünkü acı olmasa da insan gözüne bir şey yapıldığını hissederken gözünü kapatmak istiyor, ancak böyle bir imkanınız yok. o yüzden ilk başta çok panik yaptım. beni biraz rahatlattılar, sonra yanlış hatırlamıyorsam yüzümü örtme aşamasına geçtik. örtmekten kastım tabii ki kalın örtü vs. değil, şeffaf plastiğimsi bir şeyle yüzünüzü kapatıyorlar. o aşama da benim için korkunçtu, sanki nefes alamayacak gibi hissettim. ama tabii ki öyle olmuyor, rahat rahat nefes alabiliyorsunuz.
daha sonra gözlerimi kapalı haldeyken bir güzel sildiler ve ilk gözümü ameliayata hazırlamaya başladılar. öncelikle gözünüzü açık tutacak bir alet yerleştiriliyor, hiçbir acı vs. olmuyor zaten onu çok görmüyorsunuz. sonra da gözünüzü yıkıyorlar. evet bildiğiniz yıkıyorlar. hem de buz gibi suyla. benim için ameliyatın en ağrılı kısmı buydu ki aslında o an yaşadığım bir acı yoktu, sadece su o kadar soğuktu ki inanılmaz rahatsız olmuştum. gözü iyice yıkadıktan sonra artık işleme başlıyorlar. yeşil bir ışık var, ona bakıyorsunuz. sanırım bu dokuyu kazıdıkları kısım oluyor ama emin değilim. sonra tekrar gözünüzü yıkıyorlar ve gözlerinizi çizme aşaması geliyor. yine aynı şekilde yeşil ışığa bakıyorsunuz, ama bu defa hem bir ses geliyor hem de yanık kokusu. * bu kısım 1 dakikadan biraz fazla sürmüştü ama çok çabuk geçti. hiçbir ağrı sızı olmuyor kesinlikle. ben ameliyat öncesi ya gözüm kayarsa da ışığa bakamazsam diye bir korkmuştum ama hiç öyle olmuyor, gerçekten inanılmaz kolay geçiyor.
ve sonra tüm bunları diğer göz için de yapıyorlar. en sonunda yine gözlerinizi bir yıkıyorlar, ilaçlarını sürüyorlar, koruyucu bir lens takıyorlar ve bitti. işte bu kadar. sedyeden yavaşça kalkarken "bunun için mi bu kadar panik yaptım ben" diye düşündüm açıkçası, o kadar kolaydı.
ameliyathaneden çıkarken takmam gereken gözlüğümü taktılar, sonra biraz hastanede durdum ne olur ne olmaz diye ve çok beklemeden eve geçtim. ilk 4-5 saat ışık hassasiyeti dışında hiçbir sorun yaşamadım. odama çekildim, perdeleri kapattım ve yattım. ameliyattan bir 8-9 saat sonra da yanma, batma ve akma başladı. ama hiçbiri dayanılamayacak seviyede değildi. bol bol dinlendim, damlalarımı doktorumun söylediği şekilde kullandım ve gözümü zorlayacak hiçbir şey yapmadım.
ilk 2 gün her şey inanılmaz bulanıktı, yazıları hiç göremiyordum neredeyse. objeler biraz daha netti. ekranlar ise berbattı, hiçbir şey okuyamıyordum. telefona ya da bilgisayara bakmak imkansız gibiydi. ama 3. gün biraz düzelmeye başladım, yine çok bulanıktı her şey ama yavaş yavaş düzeliyordu. 4. gün artık ekrana bakabilmeye başladım, yazılar da biraz netleşmeye başladı.
5. gün lenslerimi çıkarmak için doktora gittim. o kazıdıkları dokunun tamamen iyileştiğini söylediğini. lensleri çıkarırken de yine anestezi damlası damlatıyorlar ve cımbız benzeri bir aletle alıyorlar. zaten gözler uyuşuk olduğu için herhangi bir acı olmuyor.
o günden sonra yine her gün görüşüm daha netleşmeye başladı. ama hala çok yeni, hala iyileşme aşamasındayım. ona rağmen iyi ki olmuşum diyebiliyorum.
benim sürecim genel olarak çok rahat geçti, bu yöntemle gözlerini çizdirenler genelde çok fazla acı çektiklerini yazmışlardı ama ben çok kolay geçirdim dediğim gibi. korkulacak ya da çekinecek hiçbir şey yok, şu an ameliyat anına geri dönsem hiç panik yapmadan korkusuzca girerim o odaya.
yaklaşık 3.5 ay sonra gelen edit: damla kullanma sürecim ve gözlükle gezinme zorunluluğum bitti. sol gözüm sıfırlandı sağ gözüm 0.25 kaldı. gözümde eskisinden farklı olarak hiçbir hassasiyet kuruluk vs. yok. herhangi bir şeye ihtiyaç duymadan görebilmek çok güzel bir duyguymuş arkadaşlar, eğer siz de düşünüyorsanız muhakkak gidin bir muayene olun. doktorunuz onay verirse inanın korkacak bir şey yok.
devamını gör...
sözlüklerde dişiliğin prim yapması
arabamı muayaneye götürürken hasır şapkamı ve tatlı gülümsememi yanımda götürmem gerektiğini öğrendiğim başlık.
sakallarımı kesmesem sorun olmaz sanırım.
sakallarımı kesmesem sorun olmaz sanırım.
devamını gör...


