cem aksel
bülent ortaçgil'e davulu sevdirmiş ve grubunun değişmez elemanı olmuş müthiş müzisyen, davulcu.
caz festivallerinden küçük emrah'a uzanan geniş bir "tarz yelpazesinde" takılmışlığı vardır.
caz festivallerinden küçük emrah'a uzanan geniş bir "tarz yelpazesinde" takılmışlığı vardır.
devamını gör...
geceye bir fotoğraf bırak
longoz ormanı'nda adına tabela olan kıymetli böcek kardeş.
kelime dağarcığım adını yazacak durumda değil.
kelime dağarcığım adını yazacak durumda değil.
devamını gör...
yeni çıkan şarkılar
ben de az önce bu başlığı açmayı düşünüyordum.
birileri benden çok yaşayacak.
ilgi görmemesi ilginç geldi.
aslında bold olması gereken bir başlık.
neyyyse
*
dün radyoda bir şarkı duydum.
o an bunu bir daha dinlerim diye düşündüm.
müsait olunca bakındım bir yerde bulamadım.
çocukları seferber ettim.
onlar da bulamadı.
yok anacım dediler.
açtım aynı radyoyu bulacam seni
şarkım dedim ve buldum.*
ama yani, yeni şarkı duyanlar,
yazın canım buraya,
sözlüğün misyonuna yaraşır bir başlık,
arşiv gibi olur,
10 sene sonra bakarız duygulanırız.
ben yazıyorum,
sizden de bekliyorum,
oturmaya mı geldiniz?
vera
cam kenarı
birileri benden çok yaşayacak.
ilgi görmemesi ilginç geldi.
aslında bold olması gereken bir başlık.
neyyyse
*
dün radyoda bir şarkı duydum.
o an bunu bir daha dinlerim diye düşündüm.
müsait olunca bakındım bir yerde bulamadım.
çocukları seferber ettim.
onlar da bulamadı.
yok anacım dediler.
açtım aynı radyoyu bulacam seni
şarkım dedim ve buldum.*
ama yani, yeni şarkı duyanlar,
yazın canım buraya,
sözlüğün misyonuna yaraşır bir başlık,
arşiv gibi olur,
10 sene sonra bakarız duygulanırız.
ben yazıyorum,
sizden de bekliyorum,
oturmaya mı geldiniz?
vera
cam kenarı
devamını gör...
epratuzumab
sistemik lupus eritematozus tedavisinde kullanılan cd22'ye karşı geliştirilmiş monoklonal antikordur.
devamını gör...
gezo
sözlükte ukde bırakmada son samuray ile yarışan yazar. herhalde ukdelerini bir kaç yıla ancak bitirim.*
devamını gör...
fyodor dostoyevski isimli şahsın borcumu 4 aydır ödememesi rezaleti
fyodor dostoyevski'yi bu gevşek davranışından dolayı kınıyorum. yeni yazar arkadaşımız maşallah şeref düzyatanlar olma yolunda ilerliyor kendisini tebrik ediyor ve "en işten" dileklerimle kutluyorum.
devamını gör...
homeros (yazar)
sessizce gidip sessizce gelen, artık yazarımız olan kişidir. umulur ki, mizahını ve bilgilerini sözlükten mahrum etmez.
devamını gör...
çift maske takmak
yapmak zorunda olduğum eylem, güvenemiyorum maskelere. her yerde, herkes tarafından satılıyor çünkü.
devamını gör...
yazarların bugünkü mutluluk sebebi
benim için önemli bi sınavdan güzel bi sonuç almam, kendime zaman ayırabilmem, değer verdiğim insanların hakkımdaki güzel düşüncelerini öğrenmiş olmak. çoğu sözlük sayesindeymiş ya o zaman sözlüğü de ekliyorum hemenn*.
devamını gör...
rimbaud
uzun zamandır takip ettiğim kaliteli bir yazar. tanımlarını severek okuyorum. nickaltında bu kadar az tanım olmasına da şaşırmadım değil. umarım hep böyle güzel yazar, ben de okumaya devam ederim.
devamını gör...
tanım yaparken yorum katmamak
h2o sendromu diyorum ben görünce...
sözlük neydi,
bence bir terimin, bir durumun hiçbir yerde okuyamayacağınız tanımıydı..
şahsen bilgi de arasam, sözlükte okumayı beklediğim bilgi, yazarın kendi bakış açısıyla gördüğü, farkettiği, yeni ve farklı, başka yerde duymadığım bir şeydir...
su=h2o tanımı zaten bin beşyüz yerde aynen bu şekilde yazıyor, sözlüklerden önce de yazıyordu, yazılmaya da devam edecek,
senin varsa bi numaran, yaz, görelim...
dümdüz ansiklopedik yazıyı, öyle bilgiyi ben niye sözlükte arayımki..
en fazla yorumunu yaparsın, yine sende oluşan fikri anlatırsın, link verirsin..
ama o link te olan bilgiyi buraya yazmak çok saçma...
tamam kopyalayıp yapıştırmıyorsun da, orada okuduğunu öğrenmişsin, kopyalamadan aynısını kafandan yazıyorsun.. varmı sana ait *bir ek, *bir katkı, ...?
şahsen başlıklara yazmadan önce üşenmiyorum, okuyorum bütün tanımları, ama bu, "sarının bir tonudur, yeşil renkli bir meyvedir" tanımlarının, okuyana vakit kaybettirdiğini, yazana da bir faydası olmadığını düşünüyorum,
yine bu başlık altında öğrendiğim,
ilk tanımda, bildiğimiz standart klasik sözlük anlamının yazılması, yeterli ve mantıklıymış zaten, ama ondan sonrası gerçekten, ekleyeceğiniz bir şey yoksa, kuru kalabalık bana göre,
başlıkların altını, birbirinin aynısı, niteliksiz tanımlarla doldurmanın, sözlüğe bir katkısı yok, hatta zararı var.
bknz. diğer sözlükler...
tekrar aynı şeyi söyleyeceğim, illaki süper olması lazım demiyorum, yanlış anlaşılmasın.. ama,
"iyi/kötü, bi numaranız yoksa, tanım yazmayın..."
sözlük neydi,
bence bir terimin, bir durumun hiçbir yerde okuyamayacağınız tanımıydı..
şahsen bilgi de arasam, sözlükte okumayı beklediğim bilgi, yazarın kendi bakış açısıyla gördüğü, farkettiği, yeni ve farklı, başka yerde duymadığım bir şeydir...
su=h2o tanımı zaten bin beşyüz yerde aynen bu şekilde yazıyor, sözlüklerden önce de yazıyordu, yazılmaya da devam edecek,
senin varsa bi numaran, yaz, görelim...
dümdüz ansiklopedik yazıyı, öyle bilgiyi ben niye sözlükte arayımki..
en fazla yorumunu yaparsın, yine sende oluşan fikri anlatırsın, link verirsin..
ama o link te olan bilgiyi buraya yazmak çok saçma...
tamam kopyalayıp yapıştırmıyorsun da, orada okuduğunu öğrenmişsin, kopyalamadan aynısını kafandan yazıyorsun.. varmı sana ait *bir ek, *bir katkı, ...?
şahsen başlıklara yazmadan önce üşenmiyorum, okuyorum bütün tanımları, ama bu, "sarının bir tonudur, yeşil renkli bir meyvedir" tanımlarının, okuyana vakit kaybettirdiğini, yazana da bir faydası olmadığını düşünüyorum,
yine bu başlık altında öğrendiğim,
ilk tanımda, bildiğimiz standart klasik sözlük anlamının yazılması, yeterli ve mantıklıymış zaten, ama ondan sonrası gerçekten, ekleyeceğiniz bir şey yoksa, kuru kalabalık bana göre,
başlıkların altını, birbirinin aynısı, niteliksiz tanımlarla doldurmanın, sözlüğe bir katkısı yok, hatta zararı var.
bknz. diğer sözlükler...
tekrar aynı şeyi söyleyeceğim, illaki süper olması lazım demiyorum, yanlış anlaşılmasın.. ama,
"iyi/kötü, bi numaranız yoksa, tanım yazmayın..."
devamını gör...
fakirliğini tek cümleyle anlat
kumbaramda hiç kâğıt para yok.
devamını gör...
gel gör beni aşk neyledi
bir yunus emre şiiri. bu şiiri dorian pek güzel şekilde rock müziğe adapte etmiştir. bakınız;
dorian-gel gör beni
iş bu entry epey uzun nitelikte olup yunus emre ve başka bir şarkı da yer alan bir sözlerdeki kadın-erkek metaforunu inceleyecektir. neden erkek sürekli bir kadını kovalar, arar? bu erkek ve kadın ile asıl anlatılmak istenen nedir? kadın neden böyle bir arayış içine girmez bu irdelenecektir. çok çok uzun bir entry olacak olup, okuması vakit alacaktır. bilgilerinize.
yunus emren'nin şiiri şu şekildedir;
ben yürürüm yana yana
aşk boyadı beni kana
ne âkilem ne divane
gel gör beni aşk neyledi
gâh eserim yeller gibi
gâh tozarım yollar gibi
gâh akarım seller gibi
gel gör beni aşk neyledi
akar suların çağlarım
dertli ciğerim dağlarım
şeyhim anuban ağlarım
gel gör beni aşk neyledi
ya elim al kaldır beni
ya vaslına erdir beni
çok ağlattın güldür beni
gel gör beni aşk neyledi
ben yürürüm ilden ile
şeyh anarım dilden dile
gurbette halim kim bile
gel gör beni aşk neyledi
mecnun oluban yürürüm
ol yâri düşte görürüm
uyanıp melûl olurum
gel gör beni aşk neyledi
miskin yunus biçareyim
baştan ayağa yareyim
dost elinde avareyim
gel gör beni aşk neyledi
aynı zamanda metropolis'in de bir şarkısıdır.
metropolis - gel gör beni
melis danişmend - gel gör beni (metropolis)
gel gör beni
bu aşk neyledi
yine dönmedim
bak ölmedim
sen bıçak sırtı
kemiklerime dayalı
ben biley taşı
satılmış bir ruh sana
dar bu yol, gidilmiyor
bastığım yer bir var bir yok
gel de gör, zehir bu yol
kaç milattır anlayan yok
tepemde cellat zaman
elim kolum bağlı
koparsa kopsun başım
zaten yerde aklım
ben bir seferi adam
sen o vazgeçilmez kadın
bak şimdi her şey talan
ömür yalan dolan
gel gör beni
bu aşk neyledi
gel gör beni
aşkın zehir gibi
yunus emre şiirinden farklı sözlere sahip ancak; o bağlamda düşünürseniz bu şarkıyı da benzer anlamlar çıkarmak mümkün. metropolis şarkısında da yunus emre şiirinde şu özellik dikkatimi çeker. yunus diyor ki;
mecnun oluban yürürüm
ol yâri düşte görürüm
metropolis ise;
ben bir seferi adam
sen o vazgeçilmez kadın
bu iki kısımda da görürürüz ki bir erkek bir yari, vazgeçilmez bir kadını aramaktadır. tasavvufta bu arayış pek sık karşımıza çıkar. peki ama hiç düşündük mü neden hep bir erkek bir kadını, bir aşkı arar, kovalar durur? neden kadın kişi ya da şair bu aşkın peşine düşmez?
(bkz: gönül tekin) hocamızın simurg'un kanadı isimli kitabını okuyorum bir süredir. gönül hocamızın divan edebiyatı, tasavvuf edebiyatı ve çağatay edebiyatı ile sümer mitleri arasındaki bağlantıyı inceleyen makalelerinden oluşan bir kitapta şöyle bir makalesi mevcut; feyzi çelebi'nin şem ü pervanesi. 17. yüzyıl'da feyzi çelebi'nin yazdığı bu mesneviyi incelerken; feyzi'nin bu mesnevide kullandığı sanatların, mitlerin daha önce yaşamış tasavvuf alimlerindeki izini süren gönül hocamız şöyle ilginç şeyler anlatır bize. 1200'lü yıllarda mevlana ile çağdaş sayılabilecek yıllarda yaşayan, kübrevi tarikatı mensubu necmeddin-i daye'nin yazdığı mirsadü'l ibad mine'l-mebde ile l-mead isimli eserini inceler önce gönül hocamız. onun inceleme notlarında bu kadın-erkek olayı ile ilgili bölümlerin bir kısmını aynen yazıyorum. copy paste değil, alın teri. bu arada makale 100 küsür sayfalık bir makale, tamamını okumak isteyen kitabı satın alıp makaleye erişebilir.
".... necmeddin-i daye''ye göre göre bütün mahlukatların(alemlerin, yani kainatın) yaratılmasının sebebi insandır. insanın yaratılma sebebi kalbidir. kalbin yaratılmasının sebebi ise marifettir.
marifet ise allah'ın insan emanetidir(33:72 "biz emaneti... ve dağlara teklif ettik, onlar bunu yüklenmekten çekindiler... onu insan yüklendi"). çünkü bu emaneti yalnız insan taşıyabilir. marifet dinin içinde gizlidir. insan ne kadar dindar olursa marifetten o kadar çok hissesi olur. şu halde marifet dinin meyvesidir ve bu meyve yalnızca insanın kalbinde meydana gelir...
...görüldüğü gibi kalp bütün görünen ve görünmeyen alemlerin özünü kendinde toplamıştır, yani kainatta ne varsa onun bir paraleli insanın kalbinde bulunmaktadır. bu yüzden de marifeti ancak kalp bilebilir. insanın vücudundaki hiçbir başka organ marifeti, dolayısıyla imanı da taşıyamaz. şu halde insanın görünen ve görünmeyen alemleri bilmesi için insan ruhunun bedende cisim bulması ve kalbin teşekkül etmesi gerektir. çünkü daye'ye göre insandaki bilgi organları ancak insan ruhunun beden bulması ile mükemmelleşecektir. ancak o zaman marifet tam olarak bilinecektir. şu halde nasıl dış dünyayı bilmek için gereken organları, yani görme, işitme, dokunma, tatma, koklama olarak beş duygu varsa, görünmeyen ruhi alemi(batın) bilmek için de ayrı bilme organları bulunmaktadır. bunlar nefis, akıl, kalp, sır, ruh ve hafi olmak üzere beş tanedir"
bu kısımdan sonra gönül hocamız, daye'ye göre batini bize gösterecek bu beş organı anlatır. derecelerini, işlevlerini vs anlatır uzun uzun. fakat yukarıdaki paragrafta anladığımız üzere;
marifetin yani allah'ı bilmenin ve onunla bir olabilmenin yolu ruh ve bedenin uyumlu bir şekilde bir olması, ikisinin de birbirini eğitmesi, dizginlemesi gerekir. ve bu ikisi birbirini doğru bir şekilde bulmayı arzuladığı, aradığı aşikar. tıpkı yunus'un aradığı gibi. peki neden erkek-kadın metaforu var sürekli. bakalım necmeddin-i daye nasıl açıklamış bunu. bu arada şunu da söylemeden geçemem; gönül hoca hem feyzi'nin eserini hem de necmeddin'in eserini paragraf paragraf orijinal metininden inceler bu kitapta. dipnotlar da konu ile ilgili yazılmış başka makaleleri, başka tasavvuf alimlerinin eserlerini ve yorumlarını da bize kaynak olarak verir. neyse geçelim, eril-dişil olayına.
".... necmeddin-i daye'ye göre nefis insanın en büyük düşmanıdır. onu terbiye etmek savaşların en büyüğüdür. ama nefsini terbiye eden sonunda nefsini tanır ve nefsini tanıyan da allah'ı bilir."
gördüğümüz üzere nefis hem düşmanımız hem de sırra, marifete vakıf olmamız için vazgeçilmez bir unsur.
"ancak terslik şuradadır ki nefis bilinmeyince terbiye edilmez. nefsin terbiyesi tam olarak başarılamazsa allah'ın bilgisine erişilemez....
.... bu nefsin yeri insanın kalbi olmakla birlikte o kalpten çıkarak insanın bütün vücudunu sarar...
...bu durumda insanın vücudunu hayatta tutan bütün hayati güçler nefsin içinde toplanıyor. bütün istekler, çoğalma içgüdüsü, kendini koruma içgüdüsü, zevk alma vs. ve bu güçlerle ilgili pratik akıl yani insan egosunun menfaatlerini düşünen ve isteyen akıl, nefsi meydana getiriyor."
yeni nefis hem allah'ı bilmemiz için hem de yaşamamız için vazgeçilmez derecede önemli bir kavram. çünkü nefis olmazsa hayatını devam ettiremeyeceksin ve yine allah'ı, sırrı, marifeti bilemeyeceksin. yukardaki pasajdan sonra, insan ve hayvan nefsinin farkından (kalıcılık vasfı) bahsedilir, nefsin bedenle beraber ölmeyip canlı kaldığı ve cennet-cehenneme gidişinden bahsedilir. nefsin neden baki kaldığını ise necmeddin şöyle açıklar;
"... insan nefsinin bir parçası alem-i ervahtan (ruhlar dünyasından) gelmiştir. işte önceliği olmayan, yani allah tarafından sonradan yaratılmış olan ruhlar alemi ve melekut alemi bakidir. allah ruhlar aleminden ruhu kendi nefsiyle insanın bedenine üflediği için (15:29), ruh bedene girdiğinde, yani ruh bedenle izdivaç kıldığından(evlendiğinden) nefs beka sıfatını kazanmış oldu. bu şuna benzer; bir erkek olarak düşünülen ruh-can) bir kadın olarak düşünülen bir bedenle evlendiği zaman onlardan iki çocuk doğar. bunlardan biri kız, biri erkektir. kız, nefs olup annesi bedene, erkek kalp olup babası ruha benzer. beden su ve topraktan yani en aşağı seviyede olan maddeden yaratıldığı için anneye benzeyen nefs, kötülüklerle doludur. ama babası ruh olduğu için, kendisinde ruhun sıfatı olan beka sıfatı bulunmaktadır."
necmeddin-i daye ve gönül hocamız daha sonra nefsin terbiyesini inceler. ardından feyzi'nin eseri ve sümerdeki karşılıkları incelenir detaylı olarak.
fakat anlayacağımız üzere; mecnun'un, yunus'un, nice tasavvuf ehlinin aradığı o çok güzel, mükemmel ve "vazgeçilmez" kadın nefstir. onsuz sırra, marifete, allah'ı bilmeye ulaşılamaz. çünkü hem çok güzeldir hem de yaşamımızı devam ettirmemize yarayan bütün özellikleri ihtiva eder. insanın varoluş amacı da o marifeti ve allah'ı bilmek olduğu için de bu nefsi bir şekilde dizginleyip var ederek o sırra vakıf olmaya çalışmadır. nefsin annesi olan beden, ruhtan sonra topraktan yaratıldığı için daha aşağıda ve kötülüklerle dolu iken. babası olan ruh; allah'ın nefesinin bir tezahürü olup daha önce yaratıldığı için herrhangi bir kötülük barındırmaz. çünkü allah mutlak olarak iyidir.
bu hikaye adem ve havva'nın hikayesine de benzemekte. adem de önce yaratılmıştır ve herhangi bir kötülük barındırmaz. ne zamanki sonra yaratılan kadın gelir; günah başlar.
dorian-gel gör beni
iş bu entry epey uzun nitelikte olup yunus emre ve başka bir şarkı da yer alan bir sözlerdeki kadın-erkek metaforunu inceleyecektir. neden erkek sürekli bir kadını kovalar, arar? bu erkek ve kadın ile asıl anlatılmak istenen nedir? kadın neden böyle bir arayış içine girmez bu irdelenecektir. çok çok uzun bir entry olacak olup, okuması vakit alacaktır. bilgilerinize.
yunus emren'nin şiiri şu şekildedir;
ben yürürüm yana yana
aşk boyadı beni kana
ne âkilem ne divane
gel gör beni aşk neyledi
gâh eserim yeller gibi
gâh tozarım yollar gibi
gâh akarım seller gibi
gel gör beni aşk neyledi
akar suların çağlarım
dertli ciğerim dağlarım
şeyhim anuban ağlarım
gel gör beni aşk neyledi
ya elim al kaldır beni
ya vaslına erdir beni
çok ağlattın güldür beni
gel gör beni aşk neyledi
ben yürürüm ilden ile
şeyh anarım dilden dile
gurbette halim kim bile
gel gör beni aşk neyledi
mecnun oluban yürürüm
ol yâri düşte görürüm
uyanıp melûl olurum
gel gör beni aşk neyledi
miskin yunus biçareyim
baştan ayağa yareyim
dost elinde avareyim
gel gör beni aşk neyledi
aynı zamanda metropolis'in de bir şarkısıdır.
metropolis - gel gör beni
melis danişmend - gel gör beni (metropolis)
gel gör beni
bu aşk neyledi
yine dönmedim
bak ölmedim
sen bıçak sırtı
kemiklerime dayalı
ben biley taşı
satılmış bir ruh sana
dar bu yol, gidilmiyor
bastığım yer bir var bir yok
gel de gör, zehir bu yol
kaç milattır anlayan yok
tepemde cellat zaman
elim kolum bağlı
koparsa kopsun başım
zaten yerde aklım
ben bir seferi adam
sen o vazgeçilmez kadın
bak şimdi her şey talan
ömür yalan dolan
gel gör beni
bu aşk neyledi
gel gör beni
aşkın zehir gibi
yunus emre şiirinden farklı sözlere sahip ancak; o bağlamda düşünürseniz bu şarkıyı da benzer anlamlar çıkarmak mümkün. metropolis şarkısında da yunus emre şiirinde şu özellik dikkatimi çeker. yunus diyor ki;
mecnun oluban yürürüm
ol yâri düşte görürüm
metropolis ise;
ben bir seferi adam
sen o vazgeçilmez kadın
bu iki kısımda da görürürüz ki bir erkek bir yari, vazgeçilmez bir kadını aramaktadır. tasavvufta bu arayış pek sık karşımıza çıkar. peki ama hiç düşündük mü neden hep bir erkek bir kadını, bir aşkı arar, kovalar durur? neden kadın kişi ya da şair bu aşkın peşine düşmez?
(bkz: gönül tekin) hocamızın simurg'un kanadı isimli kitabını okuyorum bir süredir. gönül hocamızın divan edebiyatı, tasavvuf edebiyatı ve çağatay edebiyatı ile sümer mitleri arasındaki bağlantıyı inceleyen makalelerinden oluşan bir kitapta şöyle bir makalesi mevcut; feyzi çelebi'nin şem ü pervanesi. 17. yüzyıl'da feyzi çelebi'nin yazdığı bu mesneviyi incelerken; feyzi'nin bu mesnevide kullandığı sanatların, mitlerin daha önce yaşamış tasavvuf alimlerindeki izini süren gönül hocamız şöyle ilginç şeyler anlatır bize. 1200'lü yıllarda mevlana ile çağdaş sayılabilecek yıllarda yaşayan, kübrevi tarikatı mensubu necmeddin-i daye'nin yazdığı mirsadü'l ibad mine'l-mebde ile l-mead isimli eserini inceler önce gönül hocamız. onun inceleme notlarında bu kadın-erkek olayı ile ilgili bölümlerin bir kısmını aynen yazıyorum. copy paste değil, alın teri. bu arada makale 100 küsür sayfalık bir makale, tamamını okumak isteyen kitabı satın alıp makaleye erişebilir.
".... necmeddin-i daye''ye göre göre bütün mahlukatların(alemlerin, yani kainatın) yaratılmasının sebebi insandır. insanın yaratılma sebebi kalbidir. kalbin yaratılmasının sebebi ise marifettir.
marifet ise allah'ın insan emanetidir(33:72 "biz emaneti... ve dağlara teklif ettik, onlar bunu yüklenmekten çekindiler... onu insan yüklendi"). çünkü bu emaneti yalnız insan taşıyabilir. marifet dinin içinde gizlidir. insan ne kadar dindar olursa marifetten o kadar çok hissesi olur. şu halde marifet dinin meyvesidir ve bu meyve yalnızca insanın kalbinde meydana gelir...
...görüldüğü gibi kalp bütün görünen ve görünmeyen alemlerin özünü kendinde toplamıştır, yani kainatta ne varsa onun bir paraleli insanın kalbinde bulunmaktadır. bu yüzden de marifeti ancak kalp bilebilir. insanın vücudundaki hiçbir başka organ marifeti, dolayısıyla imanı da taşıyamaz. şu halde insanın görünen ve görünmeyen alemleri bilmesi için insan ruhunun bedende cisim bulması ve kalbin teşekkül etmesi gerektir. çünkü daye'ye göre insandaki bilgi organları ancak insan ruhunun beden bulması ile mükemmelleşecektir. ancak o zaman marifet tam olarak bilinecektir. şu halde nasıl dış dünyayı bilmek için gereken organları, yani görme, işitme, dokunma, tatma, koklama olarak beş duygu varsa, görünmeyen ruhi alemi(batın) bilmek için de ayrı bilme organları bulunmaktadır. bunlar nefis, akıl, kalp, sır, ruh ve hafi olmak üzere beş tanedir"
bu kısımdan sonra gönül hocamız, daye'ye göre batini bize gösterecek bu beş organı anlatır. derecelerini, işlevlerini vs anlatır uzun uzun. fakat yukarıdaki paragrafta anladığımız üzere;
marifetin yani allah'ı bilmenin ve onunla bir olabilmenin yolu ruh ve bedenin uyumlu bir şekilde bir olması, ikisinin de birbirini eğitmesi, dizginlemesi gerekir. ve bu ikisi birbirini doğru bir şekilde bulmayı arzuladığı, aradığı aşikar. tıpkı yunus'un aradığı gibi. peki neden erkek-kadın metaforu var sürekli. bakalım necmeddin-i daye nasıl açıklamış bunu. bu arada şunu da söylemeden geçemem; gönül hoca hem feyzi'nin eserini hem de necmeddin'in eserini paragraf paragraf orijinal metininden inceler bu kitapta. dipnotlar da konu ile ilgili yazılmış başka makaleleri, başka tasavvuf alimlerinin eserlerini ve yorumlarını da bize kaynak olarak verir. neyse geçelim, eril-dişil olayına.
".... necmeddin-i daye'ye göre nefis insanın en büyük düşmanıdır. onu terbiye etmek savaşların en büyüğüdür. ama nefsini terbiye eden sonunda nefsini tanır ve nefsini tanıyan da allah'ı bilir."
gördüğümüz üzere nefis hem düşmanımız hem de sırra, marifete vakıf olmamız için vazgeçilmez bir unsur.
"ancak terslik şuradadır ki nefis bilinmeyince terbiye edilmez. nefsin terbiyesi tam olarak başarılamazsa allah'ın bilgisine erişilemez....
.... bu nefsin yeri insanın kalbi olmakla birlikte o kalpten çıkarak insanın bütün vücudunu sarar...
...bu durumda insanın vücudunu hayatta tutan bütün hayati güçler nefsin içinde toplanıyor. bütün istekler, çoğalma içgüdüsü, kendini koruma içgüdüsü, zevk alma vs. ve bu güçlerle ilgili pratik akıl yani insan egosunun menfaatlerini düşünen ve isteyen akıl, nefsi meydana getiriyor."
yeni nefis hem allah'ı bilmemiz için hem de yaşamamız için vazgeçilmez derecede önemli bir kavram. çünkü nefis olmazsa hayatını devam ettiremeyeceksin ve yine allah'ı, sırrı, marifeti bilemeyeceksin. yukardaki pasajdan sonra, insan ve hayvan nefsinin farkından (kalıcılık vasfı) bahsedilir, nefsin bedenle beraber ölmeyip canlı kaldığı ve cennet-cehenneme gidişinden bahsedilir. nefsin neden baki kaldığını ise necmeddin şöyle açıklar;
"... insan nefsinin bir parçası alem-i ervahtan (ruhlar dünyasından) gelmiştir. işte önceliği olmayan, yani allah tarafından sonradan yaratılmış olan ruhlar alemi ve melekut alemi bakidir. allah ruhlar aleminden ruhu kendi nefsiyle insanın bedenine üflediği için (15:29), ruh bedene girdiğinde, yani ruh bedenle izdivaç kıldığından(evlendiğinden) nefs beka sıfatını kazanmış oldu. bu şuna benzer; bir erkek olarak düşünülen ruh-can) bir kadın olarak düşünülen bir bedenle evlendiği zaman onlardan iki çocuk doğar. bunlardan biri kız, biri erkektir. kız, nefs olup annesi bedene, erkek kalp olup babası ruha benzer. beden su ve topraktan yani en aşağı seviyede olan maddeden yaratıldığı için anneye benzeyen nefs, kötülüklerle doludur. ama babası ruh olduğu için, kendisinde ruhun sıfatı olan beka sıfatı bulunmaktadır."
necmeddin-i daye ve gönül hocamız daha sonra nefsin terbiyesini inceler. ardından feyzi'nin eseri ve sümerdeki karşılıkları incelenir detaylı olarak.
fakat anlayacağımız üzere; mecnun'un, yunus'un, nice tasavvuf ehlinin aradığı o çok güzel, mükemmel ve "vazgeçilmez" kadın nefstir. onsuz sırra, marifete, allah'ı bilmeye ulaşılamaz. çünkü hem çok güzeldir hem de yaşamımızı devam ettirmemize yarayan bütün özellikleri ihtiva eder. insanın varoluş amacı da o marifeti ve allah'ı bilmek olduğu için de bu nefsi bir şekilde dizginleyip var ederek o sırra vakıf olmaya çalışmadır. nefsin annesi olan beden, ruhtan sonra topraktan yaratıldığı için daha aşağıda ve kötülüklerle dolu iken. babası olan ruh; allah'ın nefesinin bir tezahürü olup daha önce yaratıldığı için herrhangi bir kötülük barındırmaz. çünkü allah mutlak olarak iyidir.
bu hikaye adem ve havva'nın hikayesine de benzemekte. adem de önce yaratılmıştır ve herhangi bir kötülük barındırmaz. ne zamanki sonra yaratılan kadın gelir; günah başlar.
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
her şey yolundaymış gibi davranıyorum halbuki hayatım pek yolunda gitmiyor.yalan söylüyorum,kendime. yani en çok kendime.bazı konularda çok şanssızım.özellikle aile konusunda.anne baba konusunda çok eksiğim.ve kendimi çok yalnız hissediyorum çevremde insanlar olsa bile. kalabalıklar içerisinde yalnızlığı yaşıyorum,kimsenin beni anlamayacağını düşünüyorum.çocukluk travmaları unutulmuyor sözlük.
devamını gör...
kısa şiirler
ama senin- cemal süreya
daha nen olayım isterdin,
onursuzunum senin!
daha nen olayım isterdin,
onursuzunum senin!
devamını gör...
1973 şili'de askeri darbe
11 eylül 1973 tarihinde, sosyalist devlet başkanı salvador allende'ye karşı, genel kurmay başkanı augusto pnochet tarafından yaplan ve emir komuta zinciri içinde gerçekleştirilen askeri darbedir.
darbeyi ve sınır dışı edilmeyi kabullenmeyen salvador allende intihar etti,bir diğer bakış açısına göre ise öldürüldü.
darbede, abd'nin rolü çok konuşuldu. o dönem abd başkanı richard nixon'ın güenlik danışmanı olan ve sonradan dışişleri bakanı olan henry kissinger şu itirafta bulunmuştur; ülkesinin insanlarının sorumsuzluğu yüzünden bir ülkenin komünist olmasına seyirci kalamayız. meseleler, şilili seçmenlerin kararına bırakılamayacak kadar önemlidir.
şilinin tam olarak normale dönmesi ise yaklaşık 16 yıl kadar sürdü. şuan da güney ameriikanın en refah ülkeleri arasında yer alıyorlar.
darbeyi ve sınır dışı edilmeyi kabullenmeyen salvador allende intihar etti,bir diğer bakış açısına göre ise öldürüldü.
darbede, abd'nin rolü çok konuşuldu. o dönem abd başkanı richard nixon'ın güenlik danışmanı olan ve sonradan dışişleri bakanı olan henry kissinger şu itirafta bulunmuştur; ülkesinin insanlarının sorumsuzluğu yüzünden bir ülkenin komünist olmasına seyirci kalamayız. meseleler, şilili seçmenlerin kararına bırakılamayacak kadar önemlidir.
şilinin tam olarak normale dönmesi ise yaklaşık 16 yıl kadar sürdü. şuan da güney ameriikanın en refah ülkeleri arasında yer alıyorlar.
devamını gör...
yoldaş benjamin franklin'in çevrim içi yazarlara tantuni ısmarlaması
mubarek yazar degil dusmansiniz dedigim basliktir. ama sermayeye bu kadar yuklenmek olmaz, yapmayin etmeyin. korkuyorum artik, sozluk tefecilerin eline gececek diye korkuyorum...
devamını gör...
yeni doğacaklara tavsiyeler
(bkz: başlığa girmeden kimin tarafından açıldığını bilmek) durumunu yaşadığım başlıktır.
devamını gör...
sözlükte sürekli olay olması
topluluklarda olaylar son derece normal olduğundan normal bir durumdur.
önemli olan o olayları nasıl yönettiğimizdir. aslında yönetim ekibinin krizi yönetmesi daha doğru. son olayda yoldaş çıkıp elini masanın üstüne lak diye vurdu mesela.
ayrıca olaylar zevkli oluyor olsun.
önemli olan o olayları nasıl yönettiğimizdir. aslında yönetim ekibinin krizi yönetmesi daha doğru. son olayda yoldaş çıkıp elini masanın üstüne lak diye vurdu mesela.
ayrıca olaylar zevkli oluyor olsun.
devamını gör...
