tdk tarafından anlamına bakıldığında hastalık manasına gelmekte.
mecazi bir durumda kullanılırsa da aşırı düşkünlük, tutku manasına gelmekte.
kök hali sayrıdır. yapım eki olan -lık ekini alarak sayrılık olmuştur.
sayrı, eski türkçe'den olan sayru kelimesinden dönüşmüştür.

not: bu kelimeyi ilk defa gorgeous'un şu şiirinde:#881256 gördüm.
ilk ayrılıktır herhalde yazım hatası vardır*dedim. meğer doğruymuş.*çok yerinde kullanılmış.

kaynaklar:buradan
buradan
devamını gör...

kişinin konuştuğu konular, konuşma sekli, düşünceleri, duygularını ifade ediş şekli. bunların hepsi olgunluk hakkında belirli bilgiler verir dostlar. ama bir kişi eğer dinlemeyi öğrendiyse bence olgun bir insan demektir. çünkü maalesef ki dinlemek her insanın harcı değildir.
devamını gör...

insana 5 dakika boyunca hayatı sorgulatan ardından çay içiren eylem.
pandemi döneminde kartı cihaza dokunduracaksın sadece hepsi bu kadar ama market vs yerlerde insanların kartı kasiyere uzatıp temassız dediklerini duyunca boş boş bakıyorum, kasiyerin kartı almasına zaten "allahınız yok mu lan" nidalarıyla karışmak istiyorum ama döverler diye korkuyorum.
devamını gör...

1944 izmir doğumlu yazar, düşünür ve akademisyen.

kendisiyle tanıştığım 1999 yılında ve sonrasında heyecanla okuduğum, ancak son zamanlarındaki siyasal islam'a yakın duruşu
ve saçmalamalarıyla beni hayrete düşürmüş yazardır. tv'de ve yaptığı açıklamalarda bu cümleleri sarf edebilmiştir.
“anadolu dünyayı kurtarır.”, “ iyi ki cahiliz yoksa shakespeare’den başka yazar okumazdık.”, “ türkiye rönesans sürecinde.” ''türkiye dogma'nın sakatlayamadığı bir yerdir'' "george orwell yaşasaydı rte'yi ayakta alkışlardı"

ne oldu da cehaleti bu denli yüceltmeye, hamaset, batı düşmanlığı ve milliyetçilik yapmaya başladığını
sanırım hiç anlayamayacağım. bu kadar parlak bir beynin düzene ayak uydurmuş olmasını aklım almıyor.

yaşar kemal'in dediği gibi '' o güzel insanlar, o güzel atlara binip gittiler'' meydan'da kendi deyimiyle bu paçoz'a kaldı.


“aydın despotizmi 1985
“yaseminler tüter mi hala?” 1985
“işkenceci” 1987
“viva la muerte” 1992
“nuke türkiye!” 1993
“valla kurda yedirdin beni” 1993
“ok musti, türkiye tamamdır!” 1993
“kadere karşı koy a.ş.” 1995
“eylül 1998” 1999
“schrödingerin kedisi, kabûs,” 2000
“schrödingerin kedisi, rüya” 2001
“aydınlanma değil, merhamet” 2004
“dünya nöbeti” 2004
“ey uhniyem! ey uhyniyem!” 2004
“hollywood’u kapattığım gün” 2009
“funda’nın mutfak rehberi” 2011
“beyaz türkler küstüler” 2013
“batıya yön veren metinler“
“ben böyle düşünüyorum demekle olmuyor!” 2018
devamını gör...

bazen başıma gelen ve korkmama sebep olan şey
devamını gör...

amaçsız olmayan, sırf kendini ispat etmek için konuşmayan insanlarla karşılıklı iletişim halindeyken duyulan zevktir.
devamını gör...

saçma sapan bir cümle.

2020'de dünyada;

- bilim insanları, enfeksiyona göre renk değiştiren bandaj üretti.
- hawaii'deki bir teleskopla güneş'in en detaylı fotoğrafı çekildi.
- mumyalanmış mısırlı bir rahibin sesi, yapay ses telleri aracılığıyla ilk kez duyuldu.
- nükleer atıklardan elmas batarya üretildi.
- sadece canlı hücrelerden oluşan ilk robot üretildi.
- 10 milyon yıl önce yaşadığı tahmin edilen, dünyanın en büyük kaplumbağasına ait kabuk keşfedildi.
- bitkilerden hidrojen üretildi

vesaire...

türkiye'de ise "kadın aşağı, kadın yukarı", "kadın gülmez, kadın dışarı çıkmaz, kadın uyumaz, kadın yemez içmez" temalı kafaların kirlettiği asidik ortamda soluk almaya çalışıyoruz. bu işlerin gerçeği şöyle dursun, trollüğü bile mide bulandırıcı seviyeye geldi artık. allah kafa vermiş, biraz çalıştırın, insanlığın yararına bir şeyler üretin artık be kardeşim!
devamını gör...

wernicke ve broca alanını bağlayan arcuat fasikülün lezyonlarında görülen afazi tipidir.
konuşulanı anlama ve konuşmanın normal olduğu ancak duyduğunu tekrar etme ve yüksek sesle okumanın bozulduğu afazi tipidir.
devamını gör...

öğle yemeği yemeyip resim ödevini yapmıştım, beğenmemişti.
devamını gör...

osmanlı hükümetinin ve ingiliz hükümetinin teslim ol çağrısına hayır diyen adamdır.
osmanlı hükümeti 30 ekim 1918’de mondros ateşkes antlaşması’nı imzalamış ve ı. dünya savaşı’nda yenilgiyi kabul etmişti. bu antlaşma uyarınca fahrettin paşa’nın en yakın itilaf kuvvetleri komutanlarından birine teslim olarak medine’den çekilmesi gerekiyordu. ancak paşa, teslim teklifleri karşısında “hükümet, medine’nin anahtarlarını bir ingiliz yüzbaşısına teslim et, diyor. böyle bir şey yapmaktansa silahlarımızla dövüşerek ölmek evladır. buranın teslimi için yalnız harbiye nazırının ve hükümetin emri yetmez, mutlaka hilafet ve padişahın bir iradesi olmalıdır.” diyerek direnişe devam ediyordu.
hicaz demiryolu’nun medine’ye yakın istasyonlarının düşman eline geçmesi nedeniyle şehre erzak girişinin kesilmesi ve isyancıların medine kalesi’ni muhasara etmesi üzerine direnişin en zor günleri başlamıştı. medine açlıkla boğuşurken çok ilginç bir olay yaşanır. şehir çekirgeler tarafından istila edilmiştir. herkes durumu endişe ile karşılarken fahrettin paşa, askerlerini toplayarak peygamber döneminde de hicaz’da çekirge istilasının yaşandığını ve sahabenin çekirge yediğini söyleyerek durumu bir fırsata dönüştürmek istemiştir. 
fahrettin paşa’nın bu açıklamalarıyla askerimiz kavurma niyetine çekirge yemiş, çekirge unundan ekmek yapmış, çekirge kurusunu da çerez gibi yiyerek bir süre bu şekilde beslenmiştir.
gelinen noktada mesele içinden çıkılamaz bir hal almıştır. zira medine’nin osmanlı devleti ile kara ve demiryolu ulaşımı kesilmiş, askerin cephanesi ve erzağı tükenmişti. bununla beraber osmanlı toprakları da itilaf devletleri’nce işgal edilmişti. bu nazik durum karşısında fahrettin paşa’ya, “eğer medine boşaltılmazsa istanbul’un da itilaf devletleri tarafından işgal edileceği” söylenerek paşa güçlükle ikna edilmiş, medine’nin teslimini öngören antlaşma gönülsüzce imza edilmişti. yani devletin elde kalan menfaatleri göz önünde bulundurularak medine’deki direnişe son verilmişti. ancak fahrettin paşa’nın medine’den ayrılış sahnesi de üzerinde durulması gereken bir konudur: islam toplumu için son derece büyük bir öneme haiz olan medine’yi ingilizlere bırakmamak için her türlü sıkıntıya katlanan, hastalıktan pek çok askerini kaybeden fahrettin paşa, gözyaşları içinde son kez peygamber’in kabrini ziyaret ederek dua etmiştir. kılıcını ingilizlere teslim etmeyip peygamber’in kabrinin başına bırakmış ve oradan ayrılmamıştır. bayrağımı burçlardan indirtmem, efendimiz’i bırakmam, diye haykıran ve ingilizlere teslim olmayan çöl kaplanı fahrettin paşa, sonunda, kendi subaylarının ani bir baskınıyla peygamber’in kabrinden cebren çıkarılabilmiştir.


direniş, fahrettin paşa’nın subaylarından idris bey tarafından şöyle dile getirilmiştir.

yapamaz ertuğrul evladı sensiz,
can verir, canan’ı (s.a.v.) veremez türkler.
ebedi hâdimu’l haremeyniniz,
ölsek de ravzanı ruhumuz bekler.
devamını gör...

iyi bir abla olduğumu fark ettiren başlıktır.*
devamını gör...

the 100'dür. tamamen ilemedim ama sadece 3. sezonun yarısına kadar.

tanım: izlediğimiz ilk yabancı dizileri paylaştığımız başlık.
devamını gör...

en uzun ömürlü ağaçlardan biridir.

meyvesi harikadır.

tüm kutsal kitaplarda hem kendisinin hem de meyvesinin bahsi geçen bir ağaçtır ayrıca.
devamını gör...

efendi olmanın hiçbir şey kazandırmadığını, aksine, hayatta bazı şeylerden geri kaldığını gören kişinin ruhunu şeytana sattığı andır. en güzelidir. aman o kırılmasın, aman bu üzülmesin, yok efendim bunlar benim hakkımda yanlış düşünmesin diye diye bir ömür harcanmışken, bundan sonrasında zevk alma, haz odaklı bir hayata geçiş yapılır. efendilik sizde kalsın.
devamını gör...

arthur c. clarke'ın 1953 basımı kitabı. çocukluğun sonu ismiyle türkçe'ye çevrilmiştir.

uzun zamandır ara vermiştim bilim kurgu okumaya, şahane bir başlangıç oldu benim için bu kitap.

yazar, kimi yerde verdiği inanılmaz detaylarla büyüledi beni kimi yerde ise sabit fikirleriyle şaşırttı. böyle ilerici bir kitapta ne sabit fikrinden bahsediyorsun derseniz bilimin yalnız(!) batıdan doğduğu iddia ediliyor kitapta.



“insanın bir eksiği yoksa, hırsızlık yapmak anlamsızdı. (...) psikolojik sorunlarının çoğu çözüldüğü için insanlar çok daha sağlıklı ve aklı başında davranıyordu. (...) her türden çatışma ve anlaşmazlıkların sona ermesi, yaratıcı sanatın da bitmesine yol açtı. hem amatör, hem profesyonel sayısız icracı bulunsa da, bir nesil boyunca edebiyat, müzik, resim ya da heykeltıraşlık alanında gerçek manada başarılı hiçbir eser çıkmadı.”

devamını gör...

her zaman söylerim ve egoist olarak karşılanırım ama benim mottom, benim aforizmam, benim sözüm, benim sloganım:
"sanatını konuştur ya da beni taklit et."
devamını gör...

antropolog veya tarihçi olmak istiyordum. annem istediğim bölümü okumamı ve işsizlik ihtimalinden korkmamamı söylemişti ama ben benimle ilgilenmediğini hissettiğim rehberlikçimin etkisinde kalıp ış bulmam kolay olur diye okul öncesi öğretmenliği seçtim 2 sene oraya katlandim, bu bi hataydı ama hatadan döndüm hazırlık derslerine katılıp, hazırlığı geçersem daha kesin biçimde tarih okuyorum diyebilirim sanırım ya da hazırlığı geçmeden de tarih okuyorum demeye hakkım var mı?
ayrıca şimdi de nedensizce bahçıvan, kuaför falan olasım gelmiyor değil ajshjs
devamını gör...

almanya işsizlik maaşı verdiği vatandaşının türkiye'de emlak zengini olduğunu öğrenip aydınlanacaktır. (bkz: ay hadi inşallah)
devamını gör...

yumurtanın kırılmaması ve eline yapışması.

tanım : mutfakta sinir eden durumları paylaştığımız başlıktır.
devamını gör...

keser döner sap döner gün gelir hesap döner.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim