tarif etmesi çok zor olacak bir cehalet seviyesi
devamını gör...

aslında bence yeni yazarlar, kendini geliştirmek isteyenler, yazmayı sevenler için müthiş bir platform ancak şöyle bir gerçek var ki herkes iyi olduğu işi yapmalı. bilmem kaç kişinin internet üzerinde kitabı okuması bunların edebi değeri olduğu anlamına gelmez ve internette tuttu diye bu kitapların basılması gerçek yazarlara karşı büyük bir saygısızlık bana göre. kafa dağıtmak için, birilerine seslenmek veya sadece hayal dünyanıza birilerini misafir etmek için wattpad de kitap yazmak kesinlikle çok güzel bir hobi olacaktır ancak hobileri basıp, edebiyat dünyasına sokmaya çalışarak o dünyaya daha fazla zarar vermeyelim.
devamını gör...

bıktım artık bu gün de uyandık noldu gardaş noldu gene.
devamını gör...

hiçbir şey değiştirmeyecek bilgidir. bazı insanlar ısrarla cinsel yönelim ile sadakat arasında doğrudan bir bağ kuruyor ve bu aşırı yanlış. arkadaş, heteroseksüel seni aldatmayacak da, biseksüel mi aldatacak? sen erkeksin, ya da kadınsın. hemcinslerinle, karşı cinsle arkadaş olamıyor musun? oluyorsun. sevgilin de mervelere ya da ahmetlere diye gidip arkadaşım dediği kişiyle yatmıyor merak etme.

lütfen bunları çok acil aşalım arkadaşlar.
devamını gör...

ks. sinema yazarları derneği
seversiniz sevmezsiniz, ancak türkiye'nin entelektüel yaşantısına katkısını asla yadsıyamazsınız atilla dorsay'ın. siyad da bu katkılardan biri. kendisinin öncülüğünde 1977 yılında istanbul'da kurulmuş bir stk. türkiye'yi temsilen birçok uluslararası çatının üyesi. 1930'dan beri faaliyette olan fipresci* de bunlardan biri.
her sene türk sineması'nın en prestijli ödüllerinden sayılan siyad ödüllerini veriyor kuruluş. bu sene 53. siyad ödülleri sahiplerini buldu. kazananlar tam liste şöyle;

en iyi film: nasipse adayız
en iyi yönetmen: ercan kesal / nasipse adayız
en iyi senaryo: ercan kesal / nasipse adayız
en iyi kadın oyuncu: cemre ebüzziya / kronoloji
en iyi erkek oyuncu: ali atay / nuh tepesi
en iyi yardımcı kadın oyuncu: selin yeninci / nasipse adayız
en iyi yardımcı erkek oyuncu: inanç konukçu / nasipse adayız
en iyi kurgu: nuh tepesi / yorgos mavropsaridis
en iyi sanat yönetimi: bina (film) / ufuk bildibay
en iyi sinematografi: nuh tepesi / federico casca
en iyi müzik: bina (film) / can demirci
en iyi ilk film: nuh tepesi
en iyi belgesel: mimaroğlu
en iyi kısa belgesel: silivri'den mektuplar
en iyi kısa film: büyük istanbul depresyonu
en iyi yabancı film: the painted bird
en iyi çevrimiçi film: mank (film)
en iyi fantastik film: bina (film)
devamını gör...

sirius black bütün black ailesindeki slytherin binasında değil de gryffindor binasında okuyan tek kişidir. en yakın arkadaşları remus lupin, peter pettigrew ve harry potter'ın babası james potter'dır.

bu dört arkadaş okulun baş belalarıdır. dördü de animagus olduğu için okuldan çok kolay kaçmaktadırlar. daha sonra sirius balack 13 kişiyi ve potter ailesini öldürmekten azkaban'a hapsedilmiştir. ama aslında bunu yapanlar lord voldemort ve onun sadık ölüm yiyenlerinden olan peter pettigrew'dir.

sirius black harry potter'ın vaftiz babasıdır ve potter ailesinin sır tutucusudur. ama kötü bir kandan gelmesinden dolayı kötü güçler peşini bırakmamaktadır.
bu yüzden sır tutcculuk görevini güvenilir sandıkları peter pettigrew' e vermişlerdir. bundan kimsenin haberi olmadığı için potter ailesinin öldürülmesi onun suçuymuş gibi gösterilmiştir. kuzeni bellatrix lestrange tarafından hileyle, düello olmadan öldürülmüştür.
devamını gör...

1969 yapımı memduh ün'ün yönettiği duygu sağıroğlu'nun senaryosunu yazdığı türk sinamasının az bilinen sert filmlerinden bir tanesidir.
başrollerde cüneyt arkın, fatma girik, firuzan * ve bilal inci oynamaktadır. filmin konusuna gelecek olursak:
ahmet (cüneyt arkın), komşusu hamza(behçet nacar) tarafından öldürülür. karısı ıraz (fatma girik) cinayeti ihbar etse de ispatlayamaz. ahmet’in geride bıraktığı oğlu alide (cüneyt arkın) hamza’yı öldürerek hapse girer. hapishaneden çıkan ali, bu kan davasını bitirmek ister ama nafile...
bu filmde türk sinemasında gelip geçmiş en sert, en istismarcı, en kestirilemeyen sahnelerden birisi vardır . ali'nin kanlısının(bilal inci), onun annesi rolündeki yaşlı, başörtülü ıraz'a (fatma girik), intikam olsun diye tecavüz ettiği an ve sonrasında ıraz'ın intiharı ile senaryonun yol değiştirip farklı yollara sapması ve çok değişik intikam yöntemleri ile az bilinen şahane türk filmleri klasmanına girmeyi sonuna kadar hakediyor.
ayşe'nin(firuzan)'ın en başta erkek gibi silah kullanıp biraz daha olan küçük abisinden daha çok intikam hırsı ile yanması ali ile tanıştıktan sonra ona aşık olması çok klişe gelsede bu filmde bu kadarcıkta olsundur.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

fikri ile zikri bir olan insan çok nadirdir. yılmaz güney bunlardan biri değildir.
onun da kendince savunduğu fikirleri savunan herkes yılmaz güney'i de savunacak diye bir şey olmaz. bu basit hataya düşen de olur illa ki.
yılmaz güney'in yaptiklari yüzünden fikrine saldirmak nasil bi mantik hatasi ise, fikrini paylaşanlarin da yılmaz güney'in zikrini savunmasi ayni hata. benim tanıdığım az biraz kendini bilen solcu da feminist de yılmaz güney'in kişiliğini savunmadı.

'kazanacağız, mutlaka kazanacağız' diye bitirdiği bir konuşması vardır hani. zannedersin aslan parçası yek pare halk.
sonra bir de bakarsın o halkın yarısı olan kadına bir davranışı vardır. fikri feodal olan her şeyi yerle bir etmeyi vaad ederken kendisi boğazına kadar feodaldir. yanisi yilmaz guney de baya baya bu topraklardaki 'erkekliği' solur her nefesinde.

ha şimdi ürettiği sanatı konuşmayalım hiç. bazı filmleri boş beleş piyasa filmlerine az biraz toplumsal duyarlilik eklenmesinden ibaretken; sürü, duvar, umut yol gibi türk sinemasının en iyi ürünlerinden bazılarını da yaratmıştır.

bu bi çelişki mi? bence değil. ıyi olana kötü demek manasız. ıyi yapilandan dolayı kötü ye kötü dememek de manasız.

bu tip cok fazla örnek sunulabilir. pablo neruda misal tecavüzcü alçak bir heriftir. şiiri çok iyidir de bu durumunu değiştirmez.

ben şahsen kötü tarafına denk geldiğimi okumam da övmem de.
kalkıp hiç bir yerde yılmaz güney de övmem neruda da övmem. ama deseniz ki neruda'nın şiiri bok gibi, ya da yol bok gibi film. ona da he demem.
devamını gör...

selahaddin eyyubi kudus'u fethettiğinde kendisi için patlıcan kullanılarak yapılan yemektir. tersine çevrilen anlamında olduğu için bu anlamı almıştır. bugün bir grubun bir zümrenin bir kâfirler ordusunun yemeği olarak anılıyorsa bu onların başarısı değil bizim basiretsizligimizidir. yüzyıllardır yapılan bir arap yemeğinden başka bir şey değildir. aynı israil bayrağındaki yıldızın hz. davud'un mührü olupta bizim gorunce öcü görmüş gibi kacmamız gibi sahip çıkmadığımiz herşeyi bir başkasının sahiplenmesi durumudur.
devamını gör...

bana göre iğrenç olan şeydir. sözde bizim turklerde aile akraba çok önemlidir, aynı kan bağına sahip olduğunuz kişiye o gözle bakacak kadar mı düştünüz lan? resmen ensest.
sonra engelli çocukları olur bide allah bizi böyle siniyor falan derler. yukarıdaki yazarinda dediği gibi some ortadoğu problems.
devamını gör...

oteli var çok normal.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

memur emeklisi gibi bu saatte neden uyandım bilmiyorum işsizlik fabrikasının bir çalışanı olduğumu unutmuşum. gün aydın mı sözlük ?
devamını gör...

önceliklendirme

hayatlarımızdaki olayları önceliklendiremiyoruz. öncelik olan sağlık, huzur ya da yatırım konularını es geçip güne odaklanıyoruz.

örnek: pazar sabağı 8'de müşteri hizmetlerini arayıp "10 kuruş fazla gelmiş, neden" insanı.
bu bir sorun, kabul edilmesi gereken bir sorun. 10 kuruşumuzun peşine düşmeliyiz, zira önemli olan miktar değil, durum.
ama arkadaşım, pazar günü insan sevdikleriyle kahvaltı yapar, kahvesini alır, gazete okur, haber okur, pazar günü bu, zaten tüm hafta iş güçle uğraşıyorsun.

ihtiyaç dışı harcama

bayılıyoruz. üf hem de o biçim. gardıropta giyilmemiş tonla kıyafet, 10-15 çift ayakkabı, ama yenisi olmalı. bir tane daha alalım. ya da elindeki telefonun hiçbir sorunu yokken, sadece "masaya koymak"* için en yeni telefonu almak. gereksiz harcama.

burada gözden kaçan nokta şu. diyelim ki 3000 lira net maaş alan biri, haftada 45 * saat çalışsın. bu durumda bu kişi saatliğine 16.7 tl kazanıyor. daha güzel bir hesap için kira, fatura ve sabit giderleri çıkarıp bu hesaplamayı yapmak daha mantıklı. bu gider kalemlerini çıkarıp saatliği 10 lira kazanıyor diyelim.

500 liraya bir ayakkabı alırken o kişi aslında sadece o ayakkabı için hayatının 50 saatini harcıyor. ya da 10000'lik bir bilgisayar, 1000 iş saatini gömüyor. elindeki bilgisayar çalışıyor ama, sorun yok. *

saygı duymak

doğruya doğru, çoğu zaman kendimize de saygımız yok ve başkasına saygı duymayı beceremiyoruz.

devamlı bir ötekileştirme, "bizden değil" durumu ve başkasını aşağılamanın kendini yücelteceğini düşünen kişiler. hepimiz üç beş bu tür insanları tanıyoruz.

para kazanmak

bu durum her ne kadar günümüzdeki torpil ve tanıdık konusu nedeniyle biraz da bizim elimizde olmasa da, 2 sokak öteden dönüp 2 lira ile zengin olacağını sanan, ya da tarihi geçmiş malın etiketini değiştirip halk sağlığı ile oynarken üç beş kuruşla kârâ geçtiğini zanneden tatlı su çakallarının yanında, biraz da suç bizde.

"abi özel sektörde çok işten çıkarma oluyor"un alt metni: bende o kadar göt yok, başkası gibi çok çalışamam.
"memur olarak atanmak istiyorum"un alt metni: kovulma riskim olmasın, 10-20 sene kendimi geliştirmeden hesap makinesi gibi aynı işi yaparım, sırtı devlete dayayım da.

genelde kendini geliştirmeyen, geliştirmeyen ya da 2-3 lira için müşteri kaybedip o günü geçirmeye bakan kişiler yine para kazanamıyor.

kişisel bakım

sanıyorum diş hekimliğinin en güzel para kazanabildiği ülkelerden türkiye. ya da toplu taşımadaki o default kokuyu hemen hemen hepimiz biliyoruzdur. çorabın temizliğini kokusuna bağlayan, dişçiye gitmek için çürük bekleyenlerin ülkesi. kulak çubuğu, roll-on, dış fırçası yolunu bilmeyen "beni seven böyle sevsin" insanları. "abi tamam sen kendi kokunu duymadığın için katlanabiliyorsun da bizim suçumuz ne?" dedirtenler.

çocuk yetiştirmek

"yapma, etme, düşersin, bir tarafını acıtacaksın"la korku içinde büyütülen çocukların neden büyüdükleri zaman risk almayan ve korkak insanlar olduğunu çok araştırmaya gerek yok.

"bak polis amca geliyor" ile polisin kötü biri olduğu düşüncesi aşılatan, "iğneci amca geliyor" diye doktordan soğutulan bir çocukluktan bahsediyorum.

bebekken kafası sabit kalacak şekilde sarmalanmış çocukların, kafatasının arkasının düz olmasından bahsediyorum.

her gün yatağı toplanan, sofra kurulum kaldırımına bile etkisi olmayan çocukların ileride her işi başkalarından beklemesinden bahsediyorum.

bu çocuklar da büyüyüp kendi çocuklarına bu şekilde bakacak, ve döngü olarak bu düzen birçok nesil devam edecek.
devamını gör...

hiç şiir okumamış gibi kötüsünüz
devamını gör...

waoow dostum siz naptınız, nasıl kral bir karşılık bu? cehape artık dobarlanamaz bıragır gendini ben size diyeyim.
bulvar: ya bi sektirip gidin alüminyum.
devamını gör...

sigara.

maalesef.
devamını gör...

"gençtim işte şehrin o yatık raksından incinen yine bendim
gelip bana çatardı o ruh tutuşturucu yalgın
onunla ben
hep sevişecek gibi baktık birbirimize.
bir kez öpüşebilseydik dünyayı solduracaktık."

ismet özel
devamını gör...

olağan durumlar.. kadını erkeği farketmez..
yaşamak ister ve yaşar.. bize ne..
devamını gör...

sivas kangalı diye bir şey var. kurt değil aslan gelse baş edemez.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim