çikolataya en çok yakışan şey
fındık ve antep fıstığıdir.
devamını gör...
cepte görülen kadın olmak
cepte görülen erkek olmakla aynı olan durum.
insan neden ve nasıl cepte görülür? bir insana onu çok sevdiğinizi, çok istediğinizi gösterdiğiniz zaman, karşı taraf iyi niyetli değilse başınıza gelecek olan şeydir bu. karşınızdaki kişi sizinle aynı duyguları hissetmez ama bir taraftan sizin ona olan ilginiz egosunu da okşadığından, size karşı açık davranmaz. "ben o arada kendi istediğim gibisini arayayım da eğer bulamazsam bu zaten beni her türlü kabul etmeye razı. geri dönerim, beni biraz daha pohpohlar" gibi bir düşünceden kaynaklı olsa gerek, sizi oyalayıp durur. iğrenç mi? hem de nasıl!
ilginç bir şekilde bu tip insanların, hayatlarının belirli bir döneminden itibaren de ilişkilerin kötülüğünden, insanların riyakârlığından şikâyetçi olduğu görülür bazen. oysa kartlarını açık oynayan insana karşı kendisi gibi davranan tiplerdir aslında şikâyet ettiği tipler. açık davranan, dürüstçe hislerini söyleyen insanları cepte görürken, bunun tam tersini yapanları da iki yüzlü olmakla suçlar. yani ne yaparsanız yapın yaranamazsınız bu insanlara. aslında tamamen yalnızlığa terk edilip aklı başına gelene kadar dışlanması gereken tiplerdir bunlar.
birinden çok hoşlanıyor, onu çok seviyorsanız bunu ona tabii ki söyleyin ve hissettirin ama karşılık görmüyorsanız uzatmayın. siz üzerinize düşeni yaptınız, duygularınızı açıkladınız. gerisi karşı tarafın bileceği iş. istiyorsa insan gibi gelir ve dürüstçe yanınızda durur. istemiyorsa, ilişki boyunca kafanızda hep bir şüphe bırakıyorsa, bir şekilde bir türlü ona güvenemediğinizi hissediyorsanız, onurunuzla uzaklaşın. zira böyle tipler hem insanları hiç utanmadan kullanırlar hem de haksızlık ettikleri o insana saygı duymazlar.
bu arada, kadınla erkeğin mantığı aynı işlemez arkadaşlar. kadınlar genellikle "onu ne çok sevdiğimi söylersem, iyice anlatırsam, iyice anlarsa bana gelir. bunu ona, onu istikrarlı şekilde arayıp sorarak, onunla ilgilenerek göstermeliyim, kanıtlamalıyım." diye düşünür. erkeklerde ise bu tip davranışlar genellikle "bu ne biçim kadın! umursamıyorum ama yüzsüz yüzsüz peşimde dolanıyor. kendine saygısı yok mu bunun hiç?" düşüncesine neden olur. büyük ihtimalle erkek bu konularda, sizin düşündüğünüzün 180 derece tersini düşünecektir. ilişkilerinizde bunu hiç unutmazsanız, cepte görülme mevzusundan da sonsuza dek kurtulursunuz.
insan neden ve nasıl cepte görülür? bir insana onu çok sevdiğinizi, çok istediğinizi gösterdiğiniz zaman, karşı taraf iyi niyetli değilse başınıza gelecek olan şeydir bu. karşınızdaki kişi sizinle aynı duyguları hissetmez ama bir taraftan sizin ona olan ilginiz egosunu da okşadığından, size karşı açık davranmaz. "ben o arada kendi istediğim gibisini arayayım da eğer bulamazsam bu zaten beni her türlü kabul etmeye razı. geri dönerim, beni biraz daha pohpohlar" gibi bir düşünceden kaynaklı olsa gerek, sizi oyalayıp durur. iğrenç mi? hem de nasıl!
ilginç bir şekilde bu tip insanların, hayatlarının belirli bir döneminden itibaren de ilişkilerin kötülüğünden, insanların riyakârlığından şikâyetçi olduğu görülür bazen. oysa kartlarını açık oynayan insana karşı kendisi gibi davranan tiplerdir aslında şikâyet ettiği tipler. açık davranan, dürüstçe hislerini söyleyen insanları cepte görürken, bunun tam tersini yapanları da iki yüzlü olmakla suçlar. yani ne yaparsanız yapın yaranamazsınız bu insanlara. aslında tamamen yalnızlığa terk edilip aklı başına gelene kadar dışlanması gereken tiplerdir bunlar.
birinden çok hoşlanıyor, onu çok seviyorsanız bunu ona tabii ki söyleyin ve hissettirin ama karşılık görmüyorsanız uzatmayın. siz üzerinize düşeni yaptınız, duygularınızı açıkladınız. gerisi karşı tarafın bileceği iş. istiyorsa insan gibi gelir ve dürüstçe yanınızda durur. istemiyorsa, ilişki boyunca kafanızda hep bir şüphe bırakıyorsa, bir şekilde bir türlü ona güvenemediğinizi hissediyorsanız, onurunuzla uzaklaşın. zira böyle tipler hem insanları hiç utanmadan kullanırlar hem de haksızlık ettikleri o insana saygı duymazlar.
bu arada, kadınla erkeğin mantığı aynı işlemez arkadaşlar. kadınlar genellikle "onu ne çok sevdiğimi söylersem, iyice anlatırsam, iyice anlarsa bana gelir. bunu ona, onu istikrarlı şekilde arayıp sorarak, onunla ilgilenerek göstermeliyim, kanıtlamalıyım." diye düşünür. erkeklerde ise bu tip davranışlar genellikle "bu ne biçim kadın! umursamıyorum ama yüzsüz yüzsüz peşimde dolanıyor. kendine saygısı yok mu bunun hiç?" düşüncesine neden olur. büyük ihtimalle erkek bu konularda, sizin düşündüğünüzün 180 derece tersini düşünecektir. ilişkilerinizde bunu hiç unutmazsanız, cepte görülme mevzusundan da sonsuza dek kurtulursunuz.
devamını gör...
emin çapa
ekonomiden hoşlanmayan biri olarak ekonomi hakkında bilinçlenmeme yol açmış entellektüel kişi. nedense diğer ekonomistler hep egolu gelirdi bana, kendisi ise hem samimi hem de sözünü sakınmıyor.
devamını gör...
hobaaa3434
izne ayrılan yazar. gitmesine gerçekten üzüldüm. umarım en yakın zamanda fikrini değiştirir.
iyi bir yazar daha gitti.
iyi bir yazar daha gitti.
devamını gör...
şarkılarla geçtim aranızdan radyo yayını
ah o nasıl bi girişti öyle...
daha biraz öncesine kadar sevgili miko ve dışınızdaki irlandalı sayesinde gülüyordum*; birden kazım koyuncu'ya geçtik. iyi de oldu aslında; yeni yayın, yeni yayıncı. düşüncenize, sesinize sağlık*.
kazım koyuncuyu tanımlasanız ne dersiniz? diye soruldu.
söyleyeyim, bana göre kazım koyuncu, değişik bir insan. uy aha şarkısıyla hasta yatağından kaldırır, koyverdun gittun beni şarkısıyla hasta yatağına geri yatırır, ben seni sevduğumi şarkısıyla da o hasta yatağında aşk acısından öte tarafı boylatır. ardınızda kalanlar da işte gidiyorum şarkısıyla uğurlar sizi.
işte böyle her telden ama bizim içimizden bi telden biri kazım koyuncu.
**.
daha biraz öncesine kadar sevgili miko ve dışınızdaki irlandalı sayesinde gülüyordum*; birden kazım koyuncu'ya geçtik. iyi de oldu aslında; yeni yayın, yeni yayıncı. düşüncenize, sesinize sağlık*.
kazım koyuncuyu tanımlasanız ne dersiniz? diye soruldu.
söyleyeyim, bana göre kazım koyuncu, değişik bir insan. uy aha şarkısıyla hasta yatağından kaldırır, koyverdun gittun beni şarkısıyla hasta yatağına geri yatırır, ben seni sevduğumi şarkısıyla da o hasta yatağında aşk acısından öte tarafı boylatır. ardınızda kalanlar da işte gidiyorum şarkısıyla uğurlar sizi.
işte böyle her telden ama bizim içimizden bi telden biri kazım koyuncu.
**.
devamını gör...
taşa yazılmış yaşım 12 tecavüz ediliyorum yazısının gerçek çıkması
yandim. yandım. şu haber doğru ya yandım ben. topunuzun allah belasını versin.
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın sözlük.
azıcık yorgun ama mutlu uyanmıştım ki müthiş bir mesaj geldi. hemen baktım, ara ara dinlediğim ama eskisi gibi videosunu izleyerek dinlemediğim müthiş bir şarkı. o kadar iyi geldi ki...* müzik zevki iyi olan insanlar kalp ben.
şuraya bırakıyorum, belki size de iyi gelir.
azıcık yorgun ama mutlu uyanmıştım ki müthiş bir mesaj geldi. hemen baktım, ara ara dinlediğim ama eskisi gibi videosunu izleyerek dinlemediğim müthiş bir şarkı. o kadar iyi geldi ki...* müzik zevki iyi olan insanlar kalp ben.
şuraya bırakıyorum, belki size de iyi gelir.
devamını gör...
yazarları en iyi anlatan şarkı
%100.
devamını gör...
pasif gay
duygusal ve cinsel yönden edilgen konumda olan eşcinsel birey. televizyon gibi iğrenç medyalarda karikatürize edilmiş feminen eşcinseller ışığında genel kanı bütün eşcinsellerin kadınsı olduğudur. ancak bu yanlıştır. feminen olmayan pasif eşcinseller de vardır. feminen de olunabilir bu da kimseyi ilgilendirmez.
devamını gör...
güne bir şarkı bırak
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının twitter kullanmama sebepleri
artık iğreniyorum twitterdan. adaletin twitter üzerinden yürütülmesinden, kızların tayma foto salıp benim gibi olmayan da kendine kız demesin kalıbında tweetlerinden, fenomenlerin saçma sapan viraller almasından, insanların samimiyetsizliğinden, gerçek hayatta iki lafı bir araya getiremeyen insanların twitter da prof kesilmesinden, insanların sürekli bir şeyleri linçlemesinden, user ların sürekli tespit kusmasından kurgu tweetlerden(özellikle tinercimayki ve bonaparte denen gereksizlerin kurguları ) kısacası her şeyden bıktım. bugün sildim tw hesabımı ve inanılmaz rahatlamış hissediyorum.
devamını gör...
nickaltında çirkeflik yapan yazar
tasvip etmediğim ve yapmaktan kaçındığım olay. elbette bir yazarı sevmek zorunda değilsiniz, görüşleriniz uyuşmayabilir. ancak sırf görüşleriniz birbirinden uzak diye, özelden bir tartışma yaşadınız diye nickaltına girip, nickaltını kirletir ve önyargı oluşturur derecede, münasip olmayan şeyler yazmak saf kötülük ve çirkefliktir. sinirler geçecek, fikirler değişecek ancak girdiğiniz entry orada kalacak.
iki defa yaptım ben ve ikisinde de pişman olup sildim. yapmayınız, darılmayınız. biz muhtelif fikirlerle güzeliz, birlikte güzeliz.
iki defa yaptım ben ve ikisinde de pişman olup sildim. yapmayınız, darılmayınız. biz muhtelif fikirlerle güzeliz, birlikte güzeliz.
devamını gör...
avukat
her an ölümle burun buruna olan meslek grubu!! tıpkı bugün olduğu gibi!! gencecik bir meslektaşımızı daha yitirdik. yazıklar olsun!! avukat "taraf" değildir arkadaşlar, vekildir vekil! sizi borç altına sokan ya da sizin suçlarınızı üstlenen kişi değildir avukat!! utanmadan bir de burda "para karşılığı yalan söyleyen meslek grubu" denilmiş. böyle düşünenlere de ayrıca yazıklar olsun.
devamını gör...
wilson bulut odası
iyonlaştırıcı radyasyon dedektörü. wilson odası ve buhar odası isimleriyle de bilinir.
aletin içi aşırı doymuş su ya da alkol buharıyla doldurulur. yüklü bir parçacık, bunlardan biriyle dolu olan odacığa girdiğinde bu maddelerle etkileşime girerek maddeyi iyonize eder. parçacık geçtiği yol boyunca bu işleme devam ettiğinden arkasında iyonlardan kaynaklanan bir iz bırakır. izin kalınlığı, bunu bırakan parçacık hakkında bilgi verir.
atom altı parçacıklardan müon ve kaon gibi önemli bazı parçacıklar, bulut odası ile keşfedilmiştir.
aletin içi aşırı doymuş su ya da alkol buharıyla doldurulur. yüklü bir parçacık, bunlardan biriyle dolu olan odacığa girdiğinde bu maddelerle etkileşime girerek maddeyi iyonize eder. parçacık geçtiği yol boyunca bu işleme devam ettiğinden arkasında iyonlardan kaynaklanan bir iz bırakır. izin kalınlığı, bunu bırakan parçacık hakkında bilgi verir.
atom altı parçacıklardan müon ve kaon gibi önemli bazı parçacıklar, bulut odası ile keşfedilmiştir.
devamını gör...
lgbt bireylerin evlat edinme hakkı
bence saçma bir haktır.
yani evlat edinilen çocuk ne olacak? garip bir dünyada yaşamış olduğunu hissetmeyecek mi ?
çocuğun psikolojisi ne olacak?
bilen arkadaşlar aydınlatsın garip bir durum gibi geldi bana.
yani evlat edinilen çocuk ne olacak? garip bir dünyada yaşamış olduğunu hissetmeyecek mi ?
çocuğun psikolojisi ne olacak?
bilen arkadaşlar aydınlatsın garip bir durum gibi geldi bana.
devamını gör...
kadınların hoşlandığı erkek giyim tarzı
vücuduna sıkı sıkıya yapışmayan giyim tarzıdır.
devamını gör...
iki çocuğun kediyi bayıltana kadar dövmesi
yine aile terbiyesinin ve ailede verilen eğitimin ne kadar önemli olduğunu gösteren video.
çocuklara hayvan sevgisini aşılamazsak bu tür insanın kanını donduran görüntülerle karşılaşırız. saldirganca davranıp çevresindekilere zarar verirler. bu çocukların büyüdüğünü ve ileride aile kurduklarını veya büyüdükten sonraki yaşantilarinda nasıl bireyler olacağını tahmin etmek çok da zor değil.
çocuklara hayvan sevgisini aşılamazsak bu tür insanın kanını donduran görüntülerle karşılaşırız. saldirganca davranıp çevresindekilere zarar verirler. bu çocukların büyüdüğünü ve ileride aile kurduklarını veya büyüdükten sonraki yaşantilarinda nasıl bireyler olacağını tahmin etmek çok da zor değil.
devamını gör...
yazarların yazdığı hikayeler
eksik
10 metrekarelik hapishanenizden çıkıp birtakım hislerden veya yalnızca manevi acılardan kaçmak için yürümeye karar veriyorsunuz. birkaç yüz metre ötedeki bir banka oturuyor, gelip geçen insan yığınlarına bakıyorsunuz, soğuk. sürekli gidip gelen tramvaylar raylarından ayrılıp yığınları ezip geçiyor. tanıdık bir ses duyduğunuzu sanıyorsunuz, oysa yalnızca hayal dünyanızdan gelen gaipten bir ses olduğunu fark ediyorsunuz. kalan altı dalınızdan birini feda edip yakıyor, yalınayaklarıyla ve acı dolu gözleriyle etrafa bakan tartıcı çocuğu görmezden gelmek istiyorsunuz, halbuki dakikalardır gözlerine kilitlenmiş bir vaziyettesiniz. yalınayaklı çocuk, tartısı ve acı dolu gözlerini başka bir tramvay durağına götürüyor, ardından seyrediyorsunuz. tam aksi yöne gitmek için ayağa kalkıyor, bir vakitler sizi en derinden yaralayan bir şarkıyı mırıldanarak sakince yürümeye başlıyorsunuz. sakinlik mutsuzluğunuzu anbean, katbekat arttırıyor, dindirmek için bir sigara yakıyorsunuz. bu kez girmeniz gereken sokağın başındaki konteynırın yanında çöpü karıştıran bir kedi ve yaşlı bir kadın görüyorsunuz, hemen birkaç adım ötedeyse evini market arabasına sığdıran, aylardır orada yokluğunu sürdüren evsiz adamı. bu kez utancınızdan hiçbirinin sisli gözlerine aldırış etmiyorsunuz. bir hışımla hapishanenize kendi rızanızla geri dönüyorsunuz. şimdi ise hem kendinizle hem de adeta sizden kendilerini yıkmanızı talep eden dört duvarla başbaşa kalıyorsunuz. dört duvarın her birinde yaşamınızın ayrı bir anısını görüyorsunuz. o anıları yaşatmak istemiyor, aksine yok etmek istiyorsunuz. herkes zihinde mutlu anılar kalır diyor, bunun kocaman bir yalan olduğunu biliyorsunuz. yılların yükünü paslı ayaklarında saklayan sandalyenize oturuyorsunuz, hapishane dışarıdan daha soğuk, çünkü kendinizle başbaşasınız. yine sigara yakıyorsunuz. bu kez acı ve sisli gözler yok, sadece siz varsınız. zihninde yalandan birkaç mutluluk verici anı kurguluyorsunuz. hayal dünyanızın artık sizi tatmin etmediği gerçeğiyle yüzleşiyorsunuz. sigaranızı söndürüp hakikatten daha fazla kopmak için zulanızı kontrol ediyorsunuz. birkaç gün öncesinden kalan tütünle karışık maddeyi hazırlıyorsunuz. birkaç nefes sonra artık onun da vâdesinin dolduğunu anlıyorsunuz. usulca olduğunuz yerde saatlerce oturup ümitsizce zamanın geçmesini bekliyorsunuz. birden kalp atışınız hızlanıyor, işte o an geldi diyorsunuz, yanılıyorsunuz. sizi gittikçe dibe çeken binanın temellerine karşı koyup yatağınıza giriyorsunuz. bu kez uyuyacağım umuduyla gözlerinizi hayattan koparıyorsunuz. zihninizde aynı anda binlerce kişi konuşuyor, siz yalnızca birini dinlemek istiyorsunuz, yapamıyorsunuz. zaman düpedüz geriye doğru akıyor. bir önceki günü, bir önceki ayı, bir önceki yılı, doğduğunuz anı düşünüyorsunuz. en masum, en savunmasız, en katlanılmaz olduğunuz an. şimdi zaman olağan akışına geçiyor. hepsinin en'leri geride kaldı, artık masum, savunmasız ve katlanılmaz değilsiniz. gözlerinizi hayata geri çağırıyorsunuz. karşınızda hiç tanımadığınız soluk yüzlü biri beliriyor aniden, kalp atışınız daha da hızlanıyor, sebebinin korku değil heyecan olduğunu biliyorsunuz. belki de yıllardır beklediğiniz o an bu kez gerçekten gelmiştir diyor zihninizdeki binlerce sesten biri. soluk yüzlü yok olunca bir düş olduğunu anlıyorsunuz. uzun zamandır düş görmüyor, nadirattan gördükleriniz de rehberinizdeki ölü numaralar veya ölümü hatırlatan diğer nesneler. uyuyamayacağınızı anlayınca bu defa zulanızda daha işe yarar bir şeyler arıyorsunuz. aradığınız şeyi buluyor ve kolunuzda ufak bir acıyla yatağa geri dönüyorsunuz. tavan size doğru yaklaşıyor, gökyüzünü görüyorsunuz. gözünüzden nedensiz bir yaş akıyor. silmek için elini götürdüğünüzde kolunuzda bir ağırlık hissediyorsunuz. elinizdeki kimden yadigar olduğunu bilmediğiniz bir 7,65'liği fark ediyorsunuz. işte o an sizi tekrar en masum, en savunmasız, en katlanılmaz olduğunuz güne götürüyor. namluyu şakağınıza dayayıp tetiği çekiyorsunuz. uyandığınızda kendinizi sandalyede sallanır bir vaziyette sol elinizin parmakları arasında bir sigarayla buluyorsunuz. tezgah hiç olmadığı kadar düzenli. üzerine düşünmeden terasa çıkıyorsunuz. 10 yıl önce çatı tahtasına bağladığınız muntazam ipi görüyorsunuz. şaşkınlığınız karşısında sakin kalıyorsunuz. sandalyeyi mutfaktan getirip terasın kapısını kilitliyorsunuz. telefonunuz cebinizde, birileri arıyor, aldırış etmiyorsunuz, birileri kapı ardından sizi seyrediyor ve adınızı haykırıyor, aldırış etmiyorsunuz, çatı üzerinize çökmek üzere, aldırış etmiyorsunuz. gözler ve sesler arasında zihninizdeki o bir sesi bu kez dinlemeyi başarıp yavaşça sandalyenin üstüne çıkıyorsunuz. son dileğinizi aklınıza yazıyor, hiçbir yerde aradığınızı bulamayacağınızı bilerek kendinizi boşluğa teslim ediyorsunuz. hâlâ soğuk.
10 metrekarelik hapishanenizden çıkıp birtakım hislerden veya yalnızca manevi acılardan kaçmak için yürümeye karar veriyorsunuz. birkaç yüz metre ötedeki bir banka oturuyor, gelip geçen insan yığınlarına bakıyorsunuz, soğuk. sürekli gidip gelen tramvaylar raylarından ayrılıp yığınları ezip geçiyor. tanıdık bir ses duyduğunuzu sanıyorsunuz, oysa yalnızca hayal dünyanızdan gelen gaipten bir ses olduğunu fark ediyorsunuz. kalan altı dalınızdan birini feda edip yakıyor, yalınayaklarıyla ve acı dolu gözleriyle etrafa bakan tartıcı çocuğu görmezden gelmek istiyorsunuz, halbuki dakikalardır gözlerine kilitlenmiş bir vaziyettesiniz. yalınayaklı çocuk, tartısı ve acı dolu gözlerini başka bir tramvay durağına götürüyor, ardından seyrediyorsunuz. tam aksi yöne gitmek için ayağa kalkıyor, bir vakitler sizi en derinden yaralayan bir şarkıyı mırıldanarak sakince yürümeye başlıyorsunuz. sakinlik mutsuzluğunuzu anbean, katbekat arttırıyor, dindirmek için bir sigara yakıyorsunuz. bu kez girmeniz gereken sokağın başındaki konteynırın yanında çöpü karıştıran bir kedi ve yaşlı bir kadın görüyorsunuz, hemen birkaç adım ötedeyse evini market arabasına sığdıran, aylardır orada yokluğunu sürdüren evsiz adamı. bu kez utancınızdan hiçbirinin sisli gözlerine aldırış etmiyorsunuz. bir hışımla hapishanenize kendi rızanızla geri dönüyorsunuz. şimdi ise hem kendinizle hem de adeta sizden kendilerini yıkmanızı talep eden dört duvarla başbaşa kalıyorsunuz. dört duvarın her birinde yaşamınızın ayrı bir anısını görüyorsunuz. o anıları yaşatmak istemiyor, aksine yok etmek istiyorsunuz. herkes zihinde mutlu anılar kalır diyor, bunun kocaman bir yalan olduğunu biliyorsunuz. yılların yükünü paslı ayaklarında saklayan sandalyenize oturuyorsunuz, hapishane dışarıdan daha soğuk, çünkü kendinizle başbaşasınız. yine sigara yakıyorsunuz. bu kez acı ve sisli gözler yok, sadece siz varsınız. zihninde yalandan birkaç mutluluk verici anı kurguluyorsunuz. hayal dünyanızın artık sizi tatmin etmediği gerçeğiyle yüzleşiyorsunuz. sigaranızı söndürüp hakikatten daha fazla kopmak için zulanızı kontrol ediyorsunuz. birkaç gün öncesinden kalan tütünle karışık maddeyi hazırlıyorsunuz. birkaç nefes sonra artık onun da vâdesinin dolduğunu anlıyorsunuz. usulca olduğunuz yerde saatlerce oturup ümitsizce zamanın geçmesini bekliyorsunuz. birden kalp atışınız hızlanıyor, işte o an geldi diyorsunuz, yanılıyorsunuz. sizi gittikçe dibe çeken binanın temellerine karşı koyup yatağınıza giriyorsunuz. bu kez uyuyacağım umuduyla gözlerinizi hayattan koparıyorsunuz. zihninizde aynı anda binlerce kişi konuşuyor, siz yalnızca birini dinlemek istiyorsunuz, yapamıyorsunuz. zaman düpedüz geriye doğru akıyor. bir önceki günü, bir önceki ayı, bir önceki yılı, doğduğunuz anı düşünüyorsunuz. en masum, en savunmasız, en katlanılmaz olduğunuz an. şimdi zaman olağan akışına geçiyor. hepsinin en'leri geride kaldı, artık masum, savunmasız ve katlanılmaz değilsiniz. gözlerinizi hayata geri çağırıyorsunuz. karşınızda hiç tanımadığınız soluk yüzlü biri beliriyor aniden, kalp atışınız daha da hızlanıyor, sebebinin korku değil heyecan olduğunu biliyorsunuz. belki de yıllardır beklediğiniz o an bu kez gerçekten gelmiştir diyor zihninizdeki binlerce sesten biri. soluk yüzlü yok olunca bir düş olduğunu anlıyorsunuz. uzun zamandır düş görmüyor, nadirattan gördükleriniz de rehberinizdeki ölü numaralar veya ölümü hatırlatan diğer nesneler. uyuyamayacağınızı anlayınca bu defa zulanızda daha işe yarar bir şeyler arıyorsunuz. aradığınız şeyi buluyor ve kolunuzda ufak bir acıyla yatağa geri dönüyorsunuz. tavan size doğru yaklaşıyor, gökyüzünü görüyorsunuz. gözünüzden nedensiz bir yaş akıyor. silmek için elini götürdüğünüzde kolunuzda bir ağırlık hissediyorsunuz. elinizdeki kimden yadigar olduğunu bilmediğiniz bir 7,65'liği fark ediyorsunuz. işte o an sizi tekrar en masum, en savunmasız, en katlanılmaz olduğunuz güne götürüyor. namluyu şakağınıza dayayıp tetiği çekiyorsunuz. uyandığınızda kendinizi sandalyede sallanır bir vaziyette sol elinizin parmakları arasında bir sigarayla buluyorsunuz. tezgah hiç olmadığı kadar düzenli. üzerine düşünmeden terasa çıkıyorsunuz. 10 yıl önce çatı tahtasına bağladığınız muntazam ipi görüyorsunuz. şaşkınlığınız karşısında sakin kalıyorsunuz. sandalyeyi mutfaktan getirip terasın kapısını kilitliyorsunuz. telefonunuz cebinizde, birileri arıyor, aldırış etmiyorsunuz, birileri kapı ardından sizi seyrediyor ve adınızı haykırıyor, aldırış etmiyorsunuz, çatı üzerinize çökmek üzere, aldırış etmiyorsunuz. gözler ve sesler arasında zihninizdeki o bir sesi bu kez dinlemeyi başarıp yavaşça sandalyenin üstüne çıkıyorsunuz. son dileğinizi aklınıza yazıyor, hiçbir yerde aradığınızı bulamayacağınızı bilerek kendinizi boşluğa teslim ediyorsunuz. hâlâ soğuk.
devamını gör...
sözlük yazarlarının evdeki konumu
faydasız.çay döküyom sade.
devamını gör...
