ırkçılık yapan insan özellikleri
bir kişi için '' x de olsa iyidir'' veya ''x olmasa iyi insan'' şeklinde ifadeler kullanırlar. bahsi geçen x : herhangi bir ırk için kullanılmıştır.
ayrıca bir ırka yapılan haksızlık karşısında susmamaları gerektiği halde susarlar. aynı şey kendi başlarına gelirse ortalığı yakar yıkarlar. asıl önemlisi ise başka ırktan olan insanların hakkını gerçekten eşitlik duygusuyla değil acıdıkları için savunurlar.
ayrıca bir ırka yapılan haksızlık karşısında susmamaları gerektiği halde susarlar. aynı şey kendi başlarına gelirse ortalığı yakar yıkarlar. asıl önemlisi ise başka ırktan olan insanların hakkını gerçekten eşitlik duygusuyla değil acıdıkları için savunurlar.
devamını gör...
oblomov'un mektubu
ivan alexsandroviç gonçarov'un kaleme aldığı oblomov adlı eserde geçen mektuptur. oblomov bu mektubu biricik aşkı olga'ya yazmıştır. oblomov mektupta içinden geçenleri olga'ya cesurca anlatmıştır. ancak bu mektup bir aşkın değil bir vazgeçişin başlangıcıdır. işte o mektup:
bu kadar sık görüşürken benim yerime mektubumun gelmesi seni her halde şaşırtacak, fakat sonuna kadar okuyunca göreceksin ki başka türlü yapamazdım.
bu mektubu çok daha önce yazmış olmalıydım; o zaman ikimiz de sonradan duyacağımız birçok vicdan azaplarından kurtulmuş olurduk.
ama gene de geç kalmış değilim, birbirimizi o kadar çabuk, o kadar umulmadık bir şekilde sevdik ki ansızın hastalanmış gibi olduk.
bu yüzden kendime daha erken gelemedim.
daha ileri gitmeyeceğim artık, olduğum yerde duracağım; bunu yapmak benim elimde. ama gene de sürükleniyorum… şimdi ise öyle bir savaş içindeyim ki senin yardımına muhtacım.
ne kadar derine sürüklendiğimi ancak bu gece anladım; içine düştüğüm uçurumun derinliğini gördüm ve durmaya karar verdim…
oyun bitti artık; aşk benim için bir hastalık oldu; kendimde bir tutkunluğun başladığını hissettim; sen daha düşünceli, daha ciddi oldun; bütün boş zamanlarını bana verdin; sinirlerin gerginleşti, huzurun kayboldu. şimdi korkuyorum ve anlıyorum ki bu gidişi durdurmak, kendimizi toparlamak için harekete geçmek benim görevim.
evet, seni sevdiğimi söyledim. sen de beni sevdiğini söyledin. ancak aradaki ahenksizliği fark edemedin mi? etmedin değil mi? o halde sonra edeceksin; ben uçuruma düştüğüm zaman. bak benim halime, düşün benim kim olduğumu.
beni sevmen mümkün mü? beni seviyor musun? dün ‘seviyorum, seviyorum, seviyorum’ dedin; bende kesin olarak söylüyorum: hayır, hayır, hayır.
beni sevmiyorsun, ama şunu hemen belirteyim ki yalan da söylemiyorsun.
beni aldatmıyorsun. hayır denecek yerde evet diyecek insan değilsin.
benim sana anlatmak istediğim, duyduğun şeyin gerçek aşk değil, sadece bir aşk umudu olmasıdır…
ben baştan sana bunu açıkça söylemeliydim sen yanlış bir yoldasın; karşındaki adam, rüyalarında gördüğün adam değil. göreceksin, bir gün o kişi karşına çıkacak; bana kızacaksın; ben de bunun azabını duyacağım. daha keskin bir zekâm, daha iyi bir kalbim olsaydı, daha samimi olsaydım sana bunları daha önce söylerdim…
şimdi başka türlü düşünüyorum. kendi kendime şunu soruyorum:
ona iyice bağlandığım zaman, yanımda olması benim için bir zevk değil bir zorunluluk olduğu zaman, aşk yüreğime iyice yerleştiği zaman ne olacak?
bu acıya dayanabilecek miyim? işin sonu kötüye varacak. daha şimdiden bunu düşünmek beni ürpertiyor.
başka birisi olsa şunu da eklerdi ‘bu satırları gözyaşları içinde yazıyorum?’
ama ben sana yalan söylemiyorum, acımın bir gösteriş olmasını istemiyorum, çünkü dertleri, pişmanlıkları artırmak neye yarar? bu çeşit yalanlarda sevgiyi daha fazla kökleştirmek umudu saklıdır. bense bu duyguyu sende ve bende kökünden kazımak istiyorum.
zaten gözyaşları ya boş hayallere ya da bir kadını baştan çıkartmak isteyenlere yaraşır. ben sana bunları uzun bir yolculuğa çıkan iyi bir dostla vedalaşır gibi söylüyorum: iki üç hafta daha beklesem çok geç olurdu.
aşk bir ruh kangreni; o kadar çabuk ilerliyor ki. daha şimdiden ne haldeyim. zamanı saatleri, dakikalarla değil, güneşin doğup batmasıyla değil, seninle ölçüyorum: onu gördüm, göremedim, göreceğim, göremeyeceğim, gelecek, gelmeyecek…
hayatımızın bu kısa dönemi belleğimde her zaman temiz ve ışıklı bir hatıra olarak kalacak ve beni tekrar eski ruh uyuşukluğuna düşürmekten koruyacak.
bu hatıra sana da hiçbir zaman zarar vermeyecek ve gelecekte gerçek aşkı bulmana yardım edecek…
umarım hayat dilediğin gibi olur.
geceler bitti…
yolculuklar da…
yeni yerler yeni sabahlar da bitti…
hoşçakal meleğim…
bu kadar sık görüşürken benim yerime mektubumun gelmesi seni her halde şaşırtacak, fakat sonuna kadar okuyunca göreceksin ki başka türlü yapamazdım.
bu mektubu çok daha önce yazmış olmalıydım; o zaman ikimiz de sonradan duyacağımız birçok vicdan azaplarından kurtulmuş olurduk.
ama gene de geç kalmış değilim, birbirimizi o kadar çabuk, o kadar umulmadık bir şekilde sevdik ki ansızın hastalanmış gibi olduk.
bu yüzden kendime daha erken gelemedim.
daha ileri gitmeyeceğim artık, olduğum yerde duracağım; bunu yapmak benim elimde. ama gene de sürükleniyorum… şimdi ise öyle bir savaş içindeyim ki senin yardımına muhtacım.
ne kadar derine sürüklendiğimi ancak bu gece anladım; içine düştüğüm uçurumun derinliğini gördüm ve durmaya karar verdim…
oyun bitti artık; aşk benim için bir hastalık oldu; kendimde bir tutkunluğun başladığını hissettim; sen daha düşünceli, daha ciddi oldun; bütün boş zamanlarını bana verdin; sinirlerin gerginleşti, huzurun kayboldu. şimdi korkuyorum ve anlıyorum ki bu gidişi durdurmak, kendimizi toparlamak için harekete geçmek benim görevim.
evet, seni sevdiğimi söyledim. sen de beni sevdiğini söyledin. ancak aradaki ahenksizliği fark edemedin mi? etmedin değil mi? o halde sonra edeceksin; ben uçuruma düştüğüm zaman. bak benim halime, düşün benim kim olduğumu.
beni sevmen mümkün mü? beni seviyor musun? dün ‘seviyorum, seviyorum, seviyorum’ dedin; bende kesin olarak söylüyorum: hayır, hayır, hayır.
beni sevmiyorsun, ama şunu hemen belirteyim ki yalan da söylemiyorsun.
beni aldatmıyorsun. hayır denecek yerde evet diyecek insan değilsin.
benim sana anlatmak istediğim, duyduğun şeyin gerçek aşk değil, sadece bir aşk umudu olmasıdır…
ben baştan sana bunu açıkça söylemeliydim sen yanlış bir yoldasın; karşındaki adam, rüyalarında gördüğün adam değil. göreceksin, bir gün o kişi karşına çıkacak; bana kızacaksın; ben de bunun azabını duyacağım. daha keskin bir zekâm, daha iyi bir kalbim olsaydı, daha samimi olsaydım sana bunları daha önce söylerdim…
şimdi başka türlü düşünüyorum. kendi kendime şunu soruyorum:
ona iyice bağlandığım zaman, yanımda olması benim için bir zevk değil bir zorunluluk olduğu zaman, aşk yüreğime iyice yerleştiği zaman ne olacak?
bu acıya dayanabilecek miyim? işin sonu kötüye varacak. daha şimdiden bunu düşünmek beni ürpertiyor.
başka birisi olsa şunu da eklerdi ‘bu satırları gözyaşları içinde yazıyorum?’
ama ben sana yalan söylemiyorum, acımın bir gösteriş olmasını istemiyorum, çünkü dertleri, pişmanlıkları artırmak neye yarar? bu çeşit yalanlarda sevgiyi daha fazla kökleştirmek umudu saklıdır. bense bu duyguyu sende ve bende kökünden kazımak istiyorum.
zaten gözyaşları ya boş hayallere ya da bir kadını baştan çıkartmak isteyenlere yaraşır. ben sana bunları uzun bir yolculuğa çıkan iyi bir dostla vedalaşır gibi söylüyorum: iki üç hafta daha beklesem çok geç olurdu.
aşk bir ruh kangreni; o kadar çabuk ilerliyor ki. daha şimdiden ne haldeyim. zamanı saatleri, dakikalarla değil, güneşin doğup batmasıyla değil, seninle ölçüyorum: onu gördüm, göremedim, göreceğim, göremeyeceğim, gelecek, gelmeyecek…
hayatımızın bu kısa dönemi belleğimde her zaman temiz ve ışıklı bir hatıra olarak kalacak ve beni tekrar eski ruh uyuşukluğuna düşürmekten koruyacak.
bu hatıra sana da hiçbir zaman zarar vermeyecek ve gelecekte gerçek aşkı bulmana yardım edecek…
umarım hayat dilediğin gibi olur.
geceler bitti…
yolculuklar da…
yeni yerler yeni sabahlar da bitti…
hoşçakal meleğim…
devamını gör...
sabırla beklenen şeyler
yeni şehirde yeni hayata başlamak.
devamını gör...
profil fotosunu sık sık değiştiren yazarlar
devamını gör...
insanlardan korkmanıza neden olacak kitaplar
jean christophe grange kitaplarıdır. neredeyse okuduğum tüm kitaplarında beni şaşırtacağını bildiğim halde olayın çözümlendiği son 50 sayfada inanılmaz dehşete düşüyorum. "biz kime güveneceğiz yahu, yazıklar olsun!" diyorum.
hadi birkaç tane de kitap ismi bırakayım:
-taş meclisi*
-kızıl nehirler
-kurtlar imparatorluğu
-kaiken
hadi birkaç tane de kitap ismi bırakayım:
-taş meclisi*
-kızıl nehirler
-kurtlar imparatorluğu
-kaiken
devamını gör...
kitap alıntıları
"hakikaten şu insanlar pek müz'iç mahluklardı. kendi akıllarının üstünlüğüne inanarak başkasına öğüt vermekten vazgeçmiyorlar, fakat kendi gülünçlüklerini, zavallılıklarını da bir türlü idrak edemiyorlardı."
müz'iç : bıktıran, usandıran.
müz'iç : bıktıran, usandıran.
devamını gör...
kadınların çok açık giyinmesi
sözlüğe haşemacı komünistler geldi kaçın*
devamını gör...
pandemide kadına şiddet tolere edilebilir seviyededir
kendilerine edilen sözleri tolere edemeyen, hoş göremeyen güruh kadına şiddetin hoş görülebilecek düzeyinin olduğunu söylüyor.
komik mi, değil.
komik mi, değil.
devamını gör...
çaylak yazısını görünce ortaya çıkan duygu
hüzün... resmen bir gün bile sayılmayan bir süre zarfında yazarlığı kaçırdım... olsun, çalışır çabalarız..
devamını gör...
geceleri buzdolabının çıkardığı ses
mide guruldamasından hallice, garip sestir.
eskiden kalorifer borularında bilye oynardı cinler artık buzdolaplarında su içiyorlar resmen*
eskiden kalorifer borularında bilye oynardı cinler artık buzdolaplarında su içiyorlar resmen*
devamını gör...
my dad is a liar
bir sigorta şirketi için çekilmiş kısa film tadında harika bir reklam filmidir.

bir çocuğun geleceği her türlü fedakarlığa değer. bu cümle filmin ana fikrini açıklayan final cümlesidir filmin.
filmde küçük bir kız çocuğunun babasının ona sürekli yalan söylemekte olduğunu fark etmesi ve bunu bir kağıda dökmesi anlatılıyor.
babalar bazen bunu yapar, anneler de öyle. bir çocuğun mutluluğu bu dünyadaki her şeyden değerlidir. bunu sağlamak için anne babalar -gerçek anne babalar- her şeyi yaparlar. “ gerçek” diye nitelememin nedeni bir çocuğun doğmasına vesile olmanın kişiye anne ya da baba yaptığına inanmayışımdır.
filmdeki baba, kızı için her şeyi yapmakta ama onu üzmemek için de elinden geldiğince bunu gizlemektedir. herkes bilir mi bunu bilemem ama bazen anne babalar sofrada yeterli yemek olmadığında karınlarının tok olduğunu söylerler, bazen çocuklarına istedikleri bir şeyi almak için onlara belli etmeden bir yerlerden para bulmak için çabalayıp dururlar.
ben bunun bir düşünün derim. anne baba olmak gibi bir düşünceniz varsa bunun nasıl bir sorumluluk getireceğini hesap edin önceden.
filmin benim hayatımdaki önemi ise çok daha farklı aslında. bir gün ingilizce dersi için dinleme sınavında bu filmi kullanmaya karar verdim ve ikinci kez filmi çocuklara izleteceğim zaman öğrencilerin çoğunun gözlerinin dolmuş olduğunu, bazılarınınsa açık açık ağladığını gördüm. elbette bu bölümden çocuklara puan verirken bunu ciddiye aldım. çünkü o çocuklar merhamet ve fedakarlığı anladıysa boşluk doldurmasalar da olur.
eğer bu tanımı buraya kadar okumuş ingilizce öğretmeni ya da öğretmen adayı bir yazar arkadaşım varsa bu filmi bir köşeye not etsin. ölçme değerlendirme için uygun olmayabilir ama çocuklara çok şey öğretecektir.
my dad is a liar

bir çocuğun geleceği her türlü fedakarlığa değer. bu cümle filmin ana fikrini açıklayan final cümlesidir filmin.
filmde küçük bir kız çocuğunun babasının ona sürekli yalan söylemekte olduğunu fark etmesi ve bunu bir kağıda dökmesi anlatılıyor.
babalar bazen bunu yapar, anneler de öyle. bir çocuğun mutluluğu bu dünyadaki her şeyden değerlidir. bunu sağlamak için anne babalar -gerçek anne babalar- her şeyi yaparlar. “ gerçek” diye nitelememin nedeni bir çocuğun doğmasına vesile olmanın kişiye anne ya da baba yaptığına inanmayışımdır.
filmdeki baba, kızı için her şeyi yapmakta ama onu üzmemek için de elinden geldiğince bunu gizlemektedir. herkes bilir mi bunu bilemem ama bazen anne babalar sofrada yeterli yemek olmadığında karınlarının tok olduğunu söylerler, bazen çocuklarına istedikleri bir şeyi almak için onlara belli etmeden bir yerlerden para bulmak için çabalayıp dururlar.
ben bunun bir düşünün derim. anne baba olmak gibi bir düşünceniz varsa bunun nasıl bir sorumluluk getireceğini hesap edin önceden.
filmin benim hayatımdaki önemi ise çok daha farklı aslında. bir gün ingilizce dersi için dinleme sınavında bu filmi kullanmaya karar verdim ve ikinci kez filmi çocuklara izleteceğim zaman öğrencilerin çoğunun gözlerinin dolmuş olduğunu, bazılarınınsa açık açık ağladığını gördüm. elbette bu bölümden çocuklara puan verirken bunu ciddiye aldım. çünkü o çocuklar merhamet ve fedakarlığı anladıysa boşluk doldurmasalar da olur.
eğer bu tanımı buraya kadar okumuş ingilizce öğretmeni ya da öğretmen adayı bir yazar arkadaşım varsa bu filmi bir köşeye not etsin. ölçme değerlendirme için uygun olmayabilir ama çocuklara çok şey öğretecektir.
my dad is a liar
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
cenk'in arka bahçesi'nin anonsunu nasıl oldu da kaçırdım anlayamadığım yayın*.
beşiktaşlı_bektaşi' nin seçtiği müthiş barış manço* şarkısıyla devam eden yayın*.
beşiktaşlı_bektaşi' nin seçtiği müthiş barış manço* şarkısıyla devam eden yayın*.
devamını gör...
tarihte bugün
devamını gör...
ehvenişer
devamını gör...
bağımsız sinema
yönetmenin yapımcı baskısına maruz kalmadan, kendi yarattığı bütçeyle çektiği filmleri kapsayan sinemadır.
bağımsız sinema, soğanlı lahmacun yiyen sonradan görme yapımcıların maddi kaygılar güderek; bu rolde şu oynasın, bu sahne şöyle olsun, bu müzik yerine şu olsun, bu sahne fazla politik... gibi isteklerinin önüne geçer. anlatısını ortaya çıkarmak için büyük stüdyolara da gerek duymaz. sinemanın amatör ruhla yapılanıdır, özüdür.
ünlü yönetmenlerin ilk çektikleri filmler, genelde bağımsız bir şekilde çekilmiştir.
nuri bilge ceylan; kasaba, mayıs sıkıntısı.
quentin tarantino; reservoir dogs.
bağımsız sinema, soğanlı lahmacun yiyen sonradan görme yapımcıların maddi kaygılar güderek; bu rolde şu oynasın, bu sahne şöyle olsun, bu müzik yerine şu olsun, bu sahne fazla politik... gibi isteklerinin önüne geçer. anlatısını ortaya çıkarmak için büyük stüdyolara da gerek duymaz. sinemanın amatör ruhla yapılanıdır, özüdür.
ünlü yönetmenlerin ilk çektikleri filmler, genelde bağımsız bir şekilde çekilmiştir.
nuri bilge ceylan; kasaba, mayıs sıkıntısı.
quentin tarantino; reservoir dogs.
devamını gör...
menominee
a.b.d'nin wisconsin eyaletinde yaşayan algonkin dili konuşan bir kızılderili kabilesidir.
kendilerine mamaceqtaw diyorlar. ama genelde yaban pirinci yedikleri için ojibwe kabilesi tarafından manoominii, "yabani pirinç halkı" denildiği için bu isimle kaydedilmişler. amerikalıların topraklarına gelmeleri üzerine 1812 savaşında ingilizlerin yanında savaştılar. savaştan sonra antlaşmaya varıp rezervasyonlarda yaşamayı kabul ettiler ama diğer kabileler gibi batıya sürülmediler.
bugün wisconsin'deki eski topraklarına yakın bir rezervasyonda yaşıyorlar.
kendilerine mamaceqtaw diyorlar. ama genelde yaban pirinci yedikleri için ojibwe kabilesi tarafından manoominii, "yabani pirinç halkı" denildiği için bu isimle kaydedilmişler. amerikalıların topraklarına gelmeleri üzerine 1812 savaşında ingilizlerin yanında savaştılar. savaştan sonra antlaşmaya varıp rezervasyonlarda yaşamayı kabul ettiler ama diğer kabileler gibi batıya sürülmediler.
bugün wisconsin'deki eski topraklarına yakın bir rezervasyonda yaşıyorlar.
devamını gör...
insanı kanser eden şeyler
15 yaşlarında olan, her şeyi bildiğini düşünen, her şeye karışan ergen erkek kardeş.*
devamını gör...
normal sözlük moderasyon sevgi sıralaması
kullanıcı adını hızlı okuyunca iç gıcıkladığından hi my i run diyerek ankete katılım sağlıyorum. *
devamını gör...
guinness rekorlar kitabı
ilk olarak 1950'li yıllarda irlanda'da bir barda yazılmaya başlanmıştır. 1955 yılından beri de düzenli olarak yazılmakta ve her yıl güncel hali ile yayımlanmaktadır. ilk olarak irlanda'da bir barda yazılmaya başlanması da aslında kitap kadar ilginç bir bilgidir. kesin olmayan bir bilgiye göre, guinness şirketinin başkanı, av sırasında arkadaşları ile "en hızlı av kuşu hangisidir?" sorusu üzerine uzunca bir süre tartışmışlardır. bu tartışma aslında bu ilginç kitabın da ortaya çıkışını sağlamıştır. 1950'li yıllarda guiness biraları sponsorluğunda broşür olarak ilk rekorlar kitabı da böylece basılmış olur. 1955-2000 yılları arasında guiness rekorlar kitabı ismiyle düzenli olarak basılmıştır. 31 farklı dilde yayınlanmış olup 2008'den itibaren türkçe olarak da basılmıştır. bu kitap amerikan kütüphanelerinden en çok çalınan kitaptır.
bu kitaptaki rekorlar daha sonra yedi farklı kategoriye ayrılmıştır:
1-sporlar ve oyunlar
2-bilim ve teknoloji
3-ilginç özellikler
4-doğal dünya
5-modern toplum
6-sanat ve medya
7-gezi ve taşıtlar
bu kitaptaki rekorlar daha sonra yedi farklı kategoriye ayrılmıştır:
1-sporlar ve oyunlar
2-bilim ve teknoloji
3-ilginç özellikler
4-doğal dünya
5-modern toplum
6-sanat ve medya
7-gezi ve taşıtlar
devamını gör...
teleme
bir söz vardır çobanın gönlü olursa tekeden teleme çıkarır diye. öncelikle teke, damızlık erkek keçiye denir, sütü olmaz. teleme de, süte maya katıldıktan sonra oluşan yeni peynirin ismidir.
devamını gör...


