hakkında büyük ön yargılara sahip olduğumuz bu hastalığı tanımak için muazzam bir gün. düşünme, fiziksel davranış, duyularını kullanma gibi beyin aktivitesi gerektiren durumlarda görülen ciddi bozukluktur. nörobiyoloji temelleri olan bu hastalık hezeyanlar ya da halüsinasyonlarla birlikte devam eden bir sendromdur. ayrıca ankara'da şizofreni hastalarının çalıştığı mavi at kafe ön yargılarımızı kırmada oldukça yardımcı olacaktır. odtü'de düzenlenen sempozyumlardan birinde herkesin öğretim görevlisi zannettiği şizofreni hakkında konuşan katılımcılardan birisi konuşmasının sonunda şizofreni hastalığına sahip olduğunu söylerek herkesi oldukça şaşırtmıştı. psikolojik sağlığı yıpratabilen bu hastalığın tedavisinde kişilere sosyal destek ve bilinçli davranışlarla yardımcı olabiliriz.
devamını gör...

aşık veysel şatıroğlu 25 ekim 1894 yılında sivas'ın şarkışla ilçesine bağlı sivrialan köyünde dünyaya geldi. annesi gülizar onu koyun sağmaya giderken doğurdu. babası ahmet "karaca" lakaplı bir çiftçiydi. o dönemlerde sivas'ta çok yaygın olan çiçek hastalığı nedeni iki kız kardeşini kaybeden veysel, kendisi de bu hastalığa yakalanmış ve tek gözünü kaybetmiştir. daha sonraları bir kaza geçirip diğer gözünü de kaybeden ve hayata büyük acılarla başlayan ozan o günleri şu cümlelerle anlatıyor: "çiçeğe yatmadan evvel anam güzel bir entari dikmişti. onu giyerek beni çok seven muhsine kadına göstermeye gitmiştim. beni sevdi. o gün çamurlu bir gündü, eve dönerken ayağım kayarak düştüm. bir daha kalkamadım. çiçeğe yakalanmıştım. çiçek zorlu geldi. sol gözüme çiçek beyi çıktı. sağ gözüme de solun zorundan olacak perde indi. o gün bu gündür dünya başıma zindan."
babası karaca ahmet çocuğu veysel'in diğer çocuklar ile oynayamadığını fark eder ve ona oyalanması için bir bağlama alır. ilk başlarda başka ozanların türkülerini söyleyen ozan 40'lı yaşlara geldiği zaman kendi eserlerini söylemeye başlamıştır. 1.dünya savaşı başlaması nedeni ile seferberlik ilan edilmiş, veysel'in kardeşi ve yakın arkadaşları cepheye gitmiş ve ozanımız yalnız kalmıştır. hayatı acılar ile dolu ozan yalnız olduğu günleri şöyle dile getirmiştir: "eve girerim yüzüm asık, anam babam halimi bilmez. ben onlara derdimi dokunmasın diye açamam. onlar benim kafa tuttuğumu zannederler, bense derdimi dökmekten çekinirim. öyle ki sazdan bile farır gibi oldum."
vatan sevgisi ile dolu olan ve cepheye gidemeyen aşık veysel duygularını şu sözler ile dizeleştirir:

ne yazık ki bana olmadı kısmet

düşmanı denize dökerken millet

felek kırdı kolumu, vermedi nöbet

kılıç vurmak için düşman başına

bugünler müyesser olsaydı bana

minnet etmez idim bir kaşık kana

mukadder harici gelmez meydana

neler geldi bu veysel'in başına

kardeşlerinin seferberliğe gitmesi ve kendilerinin ölümünden sonra yalnız kalacağını düşünen ailesi veysel'i akrabalarının kızı olan esma ile evlendirirler. olumsuzlukların peşini bırakmadığı ozan ilk önce yeni doğan erkek çocuğunu, daha sonraları ise anne ve babasını kaybeder. karısının başka birisine kaçması sebebi ile 2 aylık kızıyla baş başa kalan aşık veysel daha sonra kızını da kaybetmiş ve dünyası başına yıkılmıştır. 1931 yılında yapılan halk şiirleri bayramı ile hayata tekrar tutunan ozan gülizar isminde bir kadınla evlenir.
ahmet kutsi tecer, aşık veysel'in eserlerini ilk kaleme alan kişi olmuş, halk edebiyatının hak ettiği yerlere gelmesi, eserlerin kaybolmaması ve gelecek nesillere aktarılması için çalışmıştır. tecer'in davet üzerine köy enstitüleri'nde saz hocası olarak çalışmaya başlayan veysel, türkiye'nin çeşitli yerlerinde eğitimler vermiştir. 1965 yılında türkiye büyük millet meclisi tarafından maaş bağlanan ozan 1973 yılında yakalandığı akciğer kanseri nedeni ile hayata gözlerini yummuştur.


bu hüzün dolu hayatını sözlere döken ozan eserlerinde doğa, insan sevgisi, yaşam sevinci, hüzün, din, siyaset, aşk gibi konulara yer vermiştir. eserlerinde yalın bir dile sahip olan ve dilini ustalıkla kullanan aşık veysel'in eserleri şunlardır:

aşık veysel'in eserleri

-uzun ince bir yoldayım,

-anlatamam derdimi,

-arasam seni gül ilen,

-atatürk'e ağıt,

-beni hor görme,

-beş günlük dünya,

-bir kökte uzamış,

-birlik destanı,

-çiçekler,,

-cümle alem senindir,

-derdimi dökersem derin dereye,

-dost çevirmiş yüzünü benden,

-dost yolunda,

-dostlar beni hatırlasın,

-dün gece yar eşiğinde,

-dünyaya gelmemde maksat,

-esti bahar yeli,

-gel ey aşık,

-gonca gülün kokusuna,

-gönül sana nasihatim,

-gözyaşı armağan,

-güzelliğin on para etmez,

-kahbe felek,

-kara toprak,

-kızılırmak seni seni,

-küçük dünyam,

-ne ötersin dertli dertli,

-necip,

-sazım,

-seherin vaktinde,

-sekizinci ayın yirmiikisi,

-sen varsın,

-şu geniş dünyaya,

-yaz gelsin,

-yıldız (sivas ellerinde).
devamını gör...

güneşe ateş edebilirim.
devamını gör...

modern dünyanın tek ortaçağlısı ve roman sanatını kendi fikriyle yoğurmayı başarmış ve de polisiye romanın ne kadar muhteşem bir edebi tür olabileceğini göstermiş olan kendisine saygımı göstermek için gerekli sözcükleri alıp çıkarmaya sözcük haznemin yetmediği umberto eco’nun baş döndüren ve nefes almaksızın okunan kitabı gülün adı’nın kahramanı olan kör kütüphanecidir.

manastırda çok saygı duyulan bir kişi olan bu kör kütüphanecinin yeni dil öğrenme becerisi ise hayranlığa şayandır. yunanca ve arapça metinleri çok genç bir yaştan itibaren akıcı bir şekilde okuyabilecek bir dil becerisine sahip olan kütüphaneci zaman içinde kaybettiği görme yetisini telafi etmek için harika bir duyma becerisi de geliştirmiştir.

bilgiye olan tutkusu ve kahkahaya olan dini prensipler gereği karşı duruşu taa aristo’ya kadar giden çetrefil ve aşılmaz bir çelişkililer ve kararsızlıklar labirenti inşa edince önünde zaten işlerin bir şekilde çığrından çıkacağı da belli olur.

işte bu kör kütüphaneci umberto eco’nun kendisinden ne kadar etkilendiğini asla saklamadığı ve aslında kendisi de kör bir kütüphaneci olan büyük yazar jorge luis borges’tir.

çok hayran olduğu ve dünyada hakkında konuşmadığı hiçbir şey olmadığını düşündüğü borges’e bir saygı göstergesidir bu. borges her şey hakkında konuşmuş ya da yazmıştır, hatta umberto eco’yu hayal kırıklığına uğratacak şekilde platypus’tan bile.
devamını gör...

kısaca ebeveyn olarak tanımlanabilecek insan çeşidi.

bazen insana keşke bıldırcın yumurtasından çıksaydım dedirtir. en azından hayatım daha basit olurdu.
devamını gör...

alpay'ın muhteşem şarkısı. haramiler de çok güzel yorumlamıştır.


şarkı sözleri:

fabrika kızı
gün doğarken her sabah
bir kız geçer kapımdan
köşeyi dönüp kaybolur
başı önde yorgunca

fabrikada tütün sarar
sanki kendi içer gibi
sararkende hayal kurar
bütün insanlar gibi

gün doğarken her sabah
bir kız geçer kapımdan
köşeyi dönüp kaybolur
başı önde yorgunca

fabrikada tütün sarar
sanki kendi içer gibi
sararkende hayal kurar
bütün insanlar gibi

bir evi olsun ister
birde içmeyen kocası
tanrı ne verirse geçinir gider
yeterki mutlu olsun yuvası

dışarda bir yağmur başlar
yüreğinde derin sızı
gözlerinden yaşlar akar
ağlar fabrika kızı

oysa yatağında bile
birgün uyku göremez
ihtiyar anası gibi
kadınlığı bilemez

makineler diken gibi
batar hergün kalbine
yün örecek elleri
hergün ekmek derdinde

gün batarken her akşam
bir kız geçer kapımdan
köşeyi dönüp kaybolur
başı önde yorgunca

fabrikada tütün sarar
sanki kendi içer gibi
sararkende hayal kurar
bütün insanlar gibi


alpay


haramiler
devamını gör...

kişiden kişiye göre değişir ama en avrupai semti kim ne derse desin beşiktaştır.
devamını gör...

ben olsam bu başlığı bu şekilde açmazdım çünkü anlam karışıklığı olmuş. zararlı olan su değil. zararlı olan plastik ambalajlanmış suların tüketilmesi ile ortaya çıkan atık plastiğin doğada yok olmadığı için çevreye verdiği zarar.
devamını gör...

içine düşme yanılgısının hissedildiği anlarda, yüzünü görmediğimiz, sesini dahi hiç duymadığımız, çok uzaklarda olmasına rağmen nidalarımızı işitebilen insanların iyi dileklerinin ve dualarının her zaman yanıbaşımızda olduğunu bilerek güç toplamamız, topladığımız gücü de çevremizdekilere nakletmemiz gerekendir.
devamını gör...

kural zor gelir bazen. onu yapma bunu etme. sözümden dışarı çıkma. söylemesi o kadar basitti ki bazen bazı insanların basitliği bi başkasına çok zor gelir. ama anlamazlar bunu. hayat size emirler yağdıranların buyruklarını yerine getirmeniz için değil. asıl kuralları kendiniz yaşayarak öğrenmeniz içindir. zaman verin kendinize. sevin kendinizi. gurur duyun mesela. hepinizin yaşadığı çok şey olmuştur. kaldıramayacağınız yükün altında birakilmissinizdir. o yükü en sevdikleriniz de bırakmış olabilir. ama ilk kural neydi. herkes kendinden sorumluydu. herkes bir başkasından önce kendisinin annesiydi. içinizdeki büyümeyen çocuğu ancak siz büyütebilisiniz. çocuk olamadığınız çocukluğunuza geri dönün başını okşayın onun. elini tutun o yalnız karanlık köşesinden çıkartın. siz onu ordan çıkaramadığıniz sürece içinizdeki karanlık, bir başkasını kendine ışık sanar. aydınlığı başka yerde arar bir başkasına muhtaç kalır. buna asla izin vermeyin. siz kendi kendinizin güneşisiniz. kimseye ihtiyacımız yok. bunu okuyan güzel yürekli insan senin de kimseye ihtiyacın yok. sen kendi kendinin merhemisin. hadi şimdi kalkın ve kırık kalpli küçüklüğünüze sarılın. sımsıkı. . .
devamını gör...

mood.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ufacık rezalet bile olmayacak olaya kaos başlığı açılması büyük bir rezalet. hatta kaos.

başlığı görür görmez aha dedim. artı oy gelecek başlık. hemen gittim görseli buldum. nereye atacağım ben şimdi bu görseli? ayıptır ayıp.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yalnızlık
devamını gör...

yurdum insanının çokça yaptığı bir şeydir. bir yaşa kadar bu hoş görülebilir ama bir yaştan sonra görülemez.

öncelikle anlaşılmalıdır ki, hepimiz içine doğduğumuz kültürlerin birer biyolojik ürünüyüz. coca cola'dan snickers olmasını bekleyemezsek, bir isveçliden de bir türk gibi davranmasını, hayatı öyle görmesini bekleyemeyiz.

bu, gerçek hayatla ilgili olabileceği gibi, yabancı filmlerle falan da ilgili olabilen yanlış bir tutumdur.

"şu karakter, falanca filmde ne saçma davrandı. senaryoda amma saçmalık var. o kişi şöyle davranmalıydı." gibisinden örneklerine her yerde rastlayabilirsiniz.

ben mesela çin kültürünü iyi bildiğim için, çin filmlerinde hiç öyle konuşmam. evet, bana göre karakterler başka türlü davranmalıdır bazı sahnelerde ama ben türk'üm, onlar çinli.

dünyayı da türk yapmamızın mümkün olmadığına göre, kendimizi daha anlayışlı yapmakla başlayabiliriz işe diye düşünüyorum.

elbette bazı karakterler filmlerde de, gerçek hayatta da saçma davranışlar gösterebilirler. ama bu, inanın, sandığınızdan çok daha nadirdir.

aslında sadece milliyetle de sınırlı bir tutum değildir bu. örneğin: (bkz: aşağısı)

gençken bende de vardı bu yanlış ve aymazca bakış açısı. örneğin bir karakter bir konuda haklıdır ve karşı tarafça yanlış anlaşılmıştır. bu kişi, "ama öyle olmadı," der, karşı taraf susturur. "şöyle oldu," der tam anlatırken karşı taraf sesini keser. "ben olsaydım," derdim, onun çenesini kapatıp ona gerçeği bir güzel anlatırdım. ama bir yaştan sonra fark ettim ki, karşı taraf anlamamaya güdümlenmişse, ne olursa olsun ona doğrusunu belletemezsiniz. bu yöndeki çabalarınız beyhudedir.
devamını gör...

vücuda yatırım hariç katıldığım önermedir zira filozofların da dediği gibi ''mutluluk vücut sağlığındadır'' .

ancak kıyafet vs. ihtiyaçtan fazlası (bkz: bence) boş iştir.
devamını gör...

"saçmalama, yazma" dedi bir dost ve o şimdi uyudu ve kulaklıkta streotipa* var, dönüyor, dönüyor, durmadan dönüyor.

yazacağım tabii ki ama o adam anlatsın, ben olamadım.

gündüz, 10 dakikalık bir yola gideceğim ama yürümek azap. dolmuş, el, durdu. arka en sol, güneş, sıcak.

3. dakikada sanırım dizimin üstüne kırmızı siyah bir arkadaş yerleşti, kırmızı ışıkta beklerken fotoğrafını çektim, öyle huysuz ki, yerinde duramayan bişi ama benden de ayrılmıyor, sevdi beni ya da bir mesaj, o an bilmiyorum.

uçar diye bekliyorum uçmuyor, dokunsam ölecek ufacık. ineceğim yere gelmek üzereyim, gözüm onda ama artık ne yaparsa yapsın dedim, boşverdim. hep öyle yapmaz mıyım zaten?

inilecek yer, devlet grisi binalar.
içimden "sen arabada kal, gez işte, ne güzel" dedim, zor bela çıktım arabadan.
üstümü düzelteyim diyorum, orada.
sol omuzumda bana bakıyor.

güldüm, "nasıl istersen?" dedim, kulağıma yaklaşmasını beklemeden, yoluma yürüdüm. bilmiyordum ki ya o / ya da / akrabası olan aynı elbiseyi giymiş başka bir böcek yine karşıma çıkacak ileriki saatlerde?

biri birgün bişi demişti benim için, "bir kere yolunuz kesiştiğinde kopamıyorsunuz.". doğru yalan bilemiyorum, onun yalancısıyım.

/ beni bir kadının hikayesinde yaşatan arkadaşım,teşekkür ederim
sahi, sen ne diyecektin bana? /

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bazen sadece hissedersin.
devamını gör...



"şimdi artık kelimeler yetersiz anlamı yok,
yitirmişiz anılarla beraber faydası yok.
gel bunları bırakalım artık bir tarafa
gerçeği görmeliyiz dostum başka çaresi yok."
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

üç yüz otuz üç.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim