20 şubat 2021 alanyaspor galatasaray maçı
tam emin değilim ama alanyaspor kazanacak gibi geliyor bana dediğim maçtır.
devamını gör...
su
"su direnmez. su akar.
elini suya daldırdığında tek hissettiğin okşamadır. su katı bir duvar değildir, seni durdurmaz. ama su her zaman gitmek istediği yere gider ve en nihayetinde hiçbir şey ona karşı duramaz.
su sabırlıdır. damlayan su taşı yıpratır. bunu hatırla.. yarı su olduğunu hatırla. eğer bir engeli aşamıyorsan, çevresinden dolaş. su öyle yapar."
//
"water does not resist. water flows.
when you plunge your hand into it, all you feel is a caress. water is not a solid wall, it will not stop you. but water always goes where it wants to go, and nothing in the end can stand against it.
water is patient. dripping water wears away a stone. remember that.. remember you are half water. if you can't go through an obstacle, go around it. as water does."
elini suya daldırdığında tek hissettiğin okşamadır. su katı bir duvar değildir, seni durdurmaz. ama su her zaman gitmek istediği yere gider ve en nihayetinde hiçbir şey ona karşı duramaz.
su sabırlıdır. damlayan su taşı yıpratır. bunu hatırla.. yarı su olduğunu hatırla. eğer bir engeli aşamıyorsan, çevresinden dolaş. su öyle yapar."
//
"water does not resist. water flows.
when you plunge your hand into it, all you feel is a caress. water is not a solid wall, it will not stop you. but water always goes where it wants to go, and nothing in the end can stand against it.
water is patient. dripping water wears away a stone. remember that.. remember you are half water. if you can't go through an obstacle, go around it. as water does."
devamını gör...
en çabuk unuttuğumuz şey
size yapılan güzel şeyler çabuk unutulur fakat kötüleri kolay kolay unutamazsınız.
devamını gör...
hephaistos
(bkz: yunan mitolojisi) (bkz: vulcan) zeus ile hera’nın oğlu, kendisi demirciler tanrısı olarak geçmektedir ayrıca roma mitolojisiyle bağıntılıdır.
iki ayağının topal kalmasının sebebi homeros'un ilyada'sında iki şekilde açıklanır
birinciye göre babası zeus, hera ile kavga ederken hephaistos annesinin tarafını tutmuş, buna kızan zeus oğlunu lemnos adasına fırlatmış ve hephaistos bu yüzden sakat kalmıştır.
--! spoiler !--
iki kulplu tası kaldırıp verdi anasına, dedi ki:
“aldırma anacığım, sık dişini, bağrına taş bas,
seni çok severim, görmek istemem dayak yediğini.
tepem atsa bile koşamam yardımına;
ne yapayım, olymposluya karşı gelmek çok zor.
bir gün sana yardım etmek istedimdi hani,
yakalıydı beni bacağımdan,
attıydı tanrısal eşikten aşağı,
yuvarlandım gittiydim tam bir gün.
düştüydüm lemnos adası’na, batan günle,
birazcık canım kalmıştı, ha çıktı ha çıkacak.
sintiler yerden kaldırdılardı orda beni.”
--! spoiler !--
ikinci efsaneye göre hephaistos sakat doğmuş, bu durumdan utanan annesi onu olympos'tan aşağı fırlatmış ve hephaistos'u nereidler ve thetis büyütmüştür. hephaistos'la hera hiçbir zaman birbirlerini sevmemişlerdir. yunan mitolojisinde ise hera, hephaistos'u kendi başına oluşturmuş ve doğurmuştur. fakat bebeği ayaklarını topal kendisinin çirkin olduğunu görünce ve bütün tanrılar onla alay edince, hephaistos'u olimpos dağı'ndan atmıştır.
--! spoiler !--
çok ünlü topal karşılık verdi, dedi ki:
“çok güçlü, çok saygılı bir tanrıçadır içerdeki,
uzaktan düşüp acılar çektiğim gün o kurtardı beni,
köpek gözlü anamın yüzünden olmuştu bu,
topal olduğumdan beni saklamak istiyordu,
eurynome ile thetis kucak açmasalardı bana
çok daha büyük acılar çekecektim yüreğimde,
eurynome, kızıdır okeanos ırmağı’nın,
akar bu ırmak, yusyuvarlak, döne döne.
onların yanında kaldım tam dokuz yıl,
oyuk bir mağara içinde hayli iş yaptım,
kopçalar yaptım, yuvarlak bilezikler, küpeler, gerdanlıklar,
çevremizde okeanos alabildiğine akıyordu
uğuldaya uğuldaya, köpüre köpüre,
ne bir tanrı biliyordu beni, ne ölümlü bir insan,
bir thetis biliyordu, bir de eurynome,
işte onlar kurtardı beni ordan.
güzel örgülü thetis şimdi gelmiş bizim eve,
kurtulmalık ödemeliyim, bu benim ona borcum.
sen çek ona güzel bir konukluk şöleni,
ben de yerleştireyim tekmil araçlarımı, körüklerimi.’’
--! spoiler !--
tanrıların arasında en çirkin olan olmasına rağmen, hem onlar hem de insanlar arasında en sevilen tanrıdır. olimpos'taki görkemli saraylar onun elinden çıkmıştır. tanrılar ve kahramanlar için en güzel silahları yapmıştır. eros'un okları ve yayları, afrodit'in ünlü göz kamaştırıcı kemeri, dionysos'un eşi ariadne'nin tacı, truva kralı laomedon'un büyülü üzüm bağı,ares ve afrodit'in kızı yasak aşkından olan harmonia'ya düğün hediyesi olarak yaptığı lanetli gerdanlık, zeus'un emriyle insanları cezalandırmak için gönderilen ilk kadın pandora da onun eseridir.
hephaistos ve afrodit
nasıl şekillendiği belli olmasa da afrodit, ateşin ve zanaatkarların tanrısı hephaistos’la evlenir. ancak güzel tanrıça, savaş tanrısı ares ile hephaistos’un yatağında gizlice sevişerek onu aldatır. bu acı haberi duyan hephaistos demir ocağına gidip, bir düzenek hazırlar ve bunu yataklarına yerleştirir. hephaistos sonrasında evinden lemnos’a doğru yola çıkar. hephaistos’un gittiğini gören ares ise hemen afrodit’in yanına gider. afrodit ve ares sevişmek için yatağa uzandıklarında birden düzenek üzerlerine kapanır. uğraşsalar da düzeneğin içinden kurtulamazlar. hephaistos diğer tanrıları toplayarak ikiliyi rezil eder ve adalet ister. poseidon hephaistos'u ikna ederek ares'e zina cezasını ödetir. sonrasında hephaistos, afrodit'i iade edip başlık parasını geri ister.
--ilgili görseller--



--ilgili görseller--
--kaynakça--
kaynak 1
kaynak 1.2
--kaynakça--
not : uykusuzkahve'ye selam olsun :) umarım keyifle okur.
iki ayağının topal kalmasının sebebi homeros'un ilyada'sında iki şekilde açıklanır
birinciye göre babası zeus, hera ile kavga ederken hephaistos annesinin tarafını tutmuş, buna kızan zeus oğlunu lemnos adasına fırlatmış ve hephaistos bu yüzden sakat kalmıştır.
--! spoiler !--
iki kulplu tası kaldırıp verdi anasına, dedi ki:
“aldırma anacığım, sık dişini, bağrına taş bas,
seni çok severim, görmek istemem dayak yediğini.
tepem atsa bile koşamam yardımına;
ne yapayım, olymposluya karşı gelmek çok zor.
bir gün sana yardım etmek istedimdi hani,
yakalıydı beni bacağımdan,
attıydı tanrısal eşikten aşağı,
yuvarlandım gittiydim tam bir gün.
düştüydüm lemnos adası’na, batan günle,
birazcık canım kalmıştı, ha çıktı ha çıkacak.
sintiler yerden kaldırdılardı orda beni.”
--! spoiler !--
ikinci efsaneye göre hephaistos sakat doğmuş, bu durumdan utanan annesi onu olympos'tan aşağı fırlatmış ve hephaistos'u nereidler ve thetis büyütmüştür. hephaistos'la hera hiçbir zaman birbirlerini sevmemişlerdir. yunan mitolojisinde ise hera, hephaistos'u kendi başına oluşturmuş ve doğurmuştur. fakat bebeği ayaklarını topal kendisinin çirkin olduğunu görünce ve bütün tanrılar onla alay edince, hephaistos'u olimpos dağı'ndan atmıştır.
--! spoiler !--
çok ünlü topal karşılık verdi, dedi ki:
“çok güçlü, çok saygılı bir tanrıçadır içerdeki,
uzaktan düşüp acılar çektiğim gün o kurtardı beni,
köpek gözlü anamın yüzünden olmuştu bu,
topal olduğumdan beni saklamak istiyordu,
eurynome ile thetis kucak açmasalardı bana
çok daha büyük acılar çekecektim yüreğimde,
eurynome, kızıdır okeanos ırmağı’nın,
akar bu ırmak, yusyuvarlak, döne döne.
onların yanında kaldım tam dokuz yıl,
oyuk bir mağara içinde hayli iş yaptım,
kopçalar yaptım, yuvarlak bilezikler, küpeler, gerdanlıklar,
çevremizde okeanos alabildiğine akıyordu
uğuldaya uğuldaya, köpüre köpüre,
ne bir tanrı biliyordu beni, ne ölümlü bir insan,
bir thetis biliyordu, bir de eurynome,
işte onlar kurtardı beni ordan.
güzel örgülü thetis şimdi gelmiş bizim eve,
kurtulmalık ödemeliyim, bu benim ona borcum.
sen çek ona güzel bir konukluk şöleni,
ben de yerleştireyim tekmil araçlarımı, körüklerimi.’’
--! spoiler !--
tanrıların arasında en çirkin olan olmasına rağmen, hem onlar hem de insanlar arasında en sevilen tanrıdır. olimpos'taki görkemli saraylar onun elinden çıkmıştır. tanrılar ve kahramanlar için en güzel silahları yapmıştır. eros'un okları ve yayları, afrodit'in ünlü göz kamaştırıcı kemeri, dionysos'un eşi ariadne'nin tacı, truva kralı laomedon'un büyülü üzüm bağı,ares ve afrodit'in kızı yasak aşkından olan harmonia'ya düğün hediyesi olarak yaptığı lanetli gerdanlık, zeus'un emriyle insanları cezalandırmak için gönderilen ilk kadın pandora da onun eseridir.
hephaistos ve afrodit
nasıl şekillendiği belli olmasa da afrodit, ateşin ve zanaatkarların tanrısı hephaistos’la evlenir. ancak güzel tanrıça, savaş tanrısı ares ile hephaistos’un yatağında gizlice sevişerek onu aldatır. bu acı haberi duyan hephaistos demir ocağına gidip, bir düzenek hazırlar ve bunu yataklarına yerleştirir. hephaistos sonrasında evinden lemnos’a doğru yola çıkar. hephaistos’un gittiğini gören ares ise hemen afrodit’in yanına gider. afrodit ve ares sevişmek için yatağa uzandıklarında birden düzenek üzerlerine kapanır. uğraşsalar da düzeneğin içinden kurtulamazlar. hephaistos diğer tanrıları toplayarak ikiliyi rezil eder ve adalet ister. poseidon hephaistos'u ikna ederek ares'e zina cezasını ödetir. sonrasında hephaistos, afrodit'i iade edip başlık parasını geri ister.
--ilgili görseller--


--ilgili görseller--
--kaynakça--
kaynak 1
kaynak 1.2
--kaynakça--
not : uykusuzkahve'ye selam olsun :) umarım keyifle okur.
devamını gör...
mahlep şarabı
normal tüketilen likörlü şaraplardan çok farklı bir tada sahiptir. içerisinde meyve aroması veya likörü bulunmaz, mahlep vardır. (bkz: mahlep) genelde tatlılarda ve kandil simit'inde kullanılan baharat, bitkidir. normal şaraplara göre tatlı bir tadı vardır. bir oturuşta içilecek şaraplardan değildir, tek tük içilir.
devamını gör...
türkiye’de din tüccarları
mesele bu güruhun var olması değil, kollanması ve prim verilmesi asıl problem.
devamını gör...
üç büyük sıçrama dönemi
geçmişten günümüze kadar dünya nüfusunun sürekli arttığı söylenir fakat bu artış bazı dönemlerde hızlı bazı dönemlerde yavaş olmuştur. ani nüfus artışlarının olduğu dönemler de üç büyük sıçrama dönemi olarak adlandırılmıştır.
birinci sıçrama dönemi, yaklaşık 1 milyon yıl önce aletlerin yapımı ile başlar. mızrak, balta, bıçak gibi aletler sayesinde hayvanları kolaylıkla avlayarak besin ihtiyaçlarını karşılayan insanlar vahşi hayvanlara karşı da korunmuşlardır. bu da insan ömrünün uzamasına sebep olmuştur.
ikinci sıçrama dönemi, yaklaşık 10.000 yıl önce tarım devrimi ile başlamıştır. yerleşik hayata geçen insanlar hayvanları evcilleştirmiş ve tarımla uğraşmaya başlamışlardır. tarımsal faaliyetlerle düzenli besin ihtiyaçlarını karşılayan insanlar nüfus artışının hızlanmasına sebep olmuştur.
üçüncü sıçrama dönemi, 18. yüzyılda sanayi devrimi ile başlamıştır. sanayi devriminin uzun vadeli etkileri tıp alanında gelişmelere sebep olmuş, insanların sağlık ve beslenme koşullarının iyileşmesi ömürlerinin uzamasına olanak sağlamıştır. iyi yaşam koşulları sanayinin merkezi olan avrupa'da ilk olarak yaşansa da dünyanın geri kalanına bu etki geç ulaşmıştır.
1900 yılında 1.5 milyar olan dünya nüfusunun günümüzde 7.8 milyara yaklaşması en büyük sıçrama döneminin sanayi devriminden sonra yaşandığını kanıtlamaktadır.
birinci sıçrama dönemi, yaklaşık 1 milyon yıl önce aletlerin yapımı ile başlar. mızrak, balta, bıçak gibi aletler sayesinde hayvanları kolaylıkla avlayarak besin ihtiyaçlarını karşılayan insanlar vahşi hayvanlara karşı da korunmuşlardır. bu da insan ömrünün uzamasına sebep olmuştur.
ikinci sıçrama dönemi, yaklaşık 10.000 yıl önce tarım devrimi ile başlamıştır. yerleşik hayata geçen insanlar hayvanları evcilleştirmiş ve tarımla uğraşmaya başlamışlardır. tarımsal faaliyetlerle düzenli besin ihtiyaçlarını karşılayan insanlar nüfus artışının hızlanmasına sebep olmuştur.
üçüncü sıçrama dönemi, 18. yüzyılda sanayi devrimi ile başlamıştır. sanayi devriminin uzun vadeli etkileri tıp alanında gelişmelere sebep olmuş, insanların sağlık ve beslenme koşullarının iyileşmesi ömürlerinin uzamasına olanak sağlamıştır. iyi yaşam koşulları sanayinin merkezi olan avrupa'da ilk olarak yaşansa da dünyanın geri kalanına bu etki geç ulaşmıştır.
1900 yılında 1.5 milyar olan dünya nüfusunun günümüzde 7.8 milyara yaklaşması en büyük sıçrama döneminin sanayi devriminden sonra yaşandığını kanıtlamaktadır.
devamını gör...
z kuşağı flörtleri
z kuşağı tüketim kültürünün tam merkezine doğan bir kuşak olduğu için tüketim ve hız hat safhadadır. bundan dolayı sürekli hayal kırıklığı ve acıyla karşılaşırlar.
devamını gör...
kibir
insanın içten içe yiyip bitiren bir parazit gibidir. sahibini kör eder. insan yaptığı hataları haklı görmeye başlar, diğer insanlara karşı vicdansızlık etmeye başlar. günden güne yalnızlık ve çöküşün içerisinde bulur kendini kibirli insan. nefsini öldürmeyen, vicdanını pusulası yapmayan insanı kendi sonuna götüren şeydir kibir.
devamını gör...
hüseyin nihal atsız
şair.
vaktiyle bir atsız varmış derlerse ne hoş
anılmakla hangi bir ruh olmaz ki sarhoş.
varolsun!
nihal atsız, 12 ocak 1905’de istanbul’da doğdu. annesi fatma zehra hanım, babası binbaşı mehmet nail bey olan atsız’ın iki kardeşi vardı. atsız, ilk ve ortaöğrenimini kadıköy’de tamamladı. ardından askeri tıbbiye’ye girdi. atsız, askeri tıbbiye döneminde türkçülük akımının etkisine girmeye başladı. bu nedenle yaşadığı sorunlarla 1925’de askeri tıbbiye’den atıldı. sonra kabataş erkek lisesi’ne yardımcı öğretmen oldu.
şehirlerarası vapurlarda kaptan olarak çalışmaya başlayan nihal atsız, 1926 yılında yatılı olarak istanbul darülfünunu edebiyat bölümü’ne girdi. askerliği nedeniyle okula 1 yıl ara vermek durumunda kaldı. üniversiteye geri döndüğünde ise bir arkadaşıyla “anadolu’da türklere ait yer isimleri” isimli bir makale yazdı ve bu makale türkiyat mecmuası’nda yayınlandı. 1930 yılında bu okuldan mezun oldu.
yazdığı makaleyle hocası mehmet fuat köprülü’nün dikkatini çekmeyi başardı. köprülü, atsız’a yardımcı olmaya ve onu yanına almaya çalıştı. mezun olduktan sonra 8 yıllık mecburi hizmeti affettiren köprülü, 1931 yılında atsız’ı üniversiteye yanına asistanı olarak aldı. atsız, fuat köprülü, zeki velidi togan, abdülkadir inan gibi isimlerle birlikte “atsız mecmua” isimli türkçülük yanlısı dergi çıkartmaya başladı. ancak dergide yer alan “dârülfünûn’un kara, daha doğru bir tabirle, yüz kızartacak listesi” makalesi nedeniyle 1933 yılında asistanlıktan uzaklaştırıldı.
öğretmenlik yapmaya karar veren atsız’ın malatya’ya tayini çıktı. burada bir süre türkçe öğretmenliği yaptıktan sonra edirne’ye gitti. bu sırada “türkçü dergi” sıfatıyla “orhun” adında bir dergi çıkartmaya başladı. ders kitaplarında okutulan tarihi, açık ve ağır şekilde eleştirdiği için bakanlar kurulu derginin yayınına yasak koydu.
nihal atsız, 1934’de istanbul’daki deniz gedikli hazırlama okulu’na atandı. 4 yılın ardından 1938 yılında görevden alındı. öğretmenlik görevine 1939’a kadar özel yüce-ülkü lisesi’nde devam etti. 1939-1944 yılları arasında boğaziçi lisesi’nde görev yaptı. bu arada orhun dergisini tekrar yayınlamaya başladı. ikinci dünya savaşı’nın sonuna gelindiği ve türkiye’nin de ideolojik çatışmalara sahne olduğu bu yıllarda atsız, orhun dergisi’nin bir sayısında dönemin başbakanı şükrü saracoğlu’na bir çağrı yayınladı. tepki uyandıran bu mektubun ardından nihal atsız, boğaziçi lisesi’ndeki görevinden alındı ve orhun dergisi tekrar kapatıldı.
sabahattin ali’nin atsız’a bir hakaret davası açması üzerine nihal atsız 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. 1944 yılında dönemin cumhurbaşkanı ismet inönü, nihal atsız ve 34 arkadaşı aleyhine yaptığı konuşma nedeniyle grup yargılanmaya başlandı. 6.5 yıllık hapis cezası temyize gidince bu süre 1.5 seneye indirildi. 2 yıl işsiz kalan atsız, 1949 yılında milli eğitim bakanı olan arkadaşı aracılığıyla bir kütüphanede çalışmaya başladı. ardından demokrat parti’nin iktidara gelmesiyle haydarpaşa lisesi’ne atandı ve öğretmenlik yapmaya başladı.
1952’de “türkiye’nin kurtuluşu” adlı konferansı sebebiyle bazı gazeteler atsız’ın aleyhinde yazılar yazdı. böylelikle haydarpaşa lisesi’ndeki görevinden alınarak tekrar kütüphaneye tayin edildi. 1952 yılına kadar süleymaniye kütüphanesi’nde çalıştı. 1950 yılında “orkun” isimli dergide yazarlığa başladı. aynı zamanda “ötüken” isimli dergiyi de yayınladı. bu dergilerde yazdığı yazılar yüzünden büyük tepki topladı. “ötüken”deki yazıları gerekçe gösterilerek atsız ve bir arkadaşı açılan davayla 15 ay hapse mahkum edildi. çalıştığı üniversitedeki öğretmen ve öğrencilerinin dönemin cumhurbaşkanı fahri korutürk’ten atsız’ın affını istemesi üzerine, nihal atsız serbest bırakıldı.
nihal atsız, 1931’da mehpare hanım’la evlendi. 1936 yılında da bedriye hanım ile evlendi ve 1975 senesinde boşandı. bu evlilikten, 1939 yılında yağmur atsız ve 1946 yılında buğra atsız dünyaya geldi. şair atsız, geçirdiği kalp krizi sonucu 11 aralık 1975’de hayatını kaybetti.
vaktiyle bir atsız varmış derlerse ne hoş
anılmakla hangi bir ruh olmaz ki sarhoş.
varolsun!
nihal atsız, 12 ocak 1905’de istanbul’da doğdu. annesi fatma zehra hanım, babası binbaşı mehmet nail bey olan atsız’ın iki kardeşi vardı. atsız, ilk ve ortaöğrenimini kadıköy’de tamamladı. ardından askeri tıbbiye’ye girdi. atsız, askeri tıbbiye döneminde türkçülük akımının etkisine girmeye başladı. bu nedenle yaşadığı sorunlarla 1925’de askeri tıbbiye’den atıldı. sonra kabataş erkek lisesi’ne yardımcı öğretmen oldu.
şehirlerarası vapurlarda kaptan olarak çalışmaya başlayan nihal atsız, 1926 yılında yatılı olarak istanbul darülfünunu edebiyat bölümü’ne girdi. askerliği nedeniyle okula 1 yıl ara vermek durumunda kaldı. üniversiteye geri döndüğünde ise bir arkadaşıyla “anadolu’da türklere ait yer isimleri” isimli bir makale yazdı ve bu makale türkiyat mecmuası’nda yayınlandı. 1930 yılında bu okuldan mezun oldu.
yazdığı makaleyle hocası mehmet fuat köprülü’nün dikkatini çekmeyi başardı. köprülü, atsız’a yardımcı olmaya ve onu yanına almaya çalıştı. mezun olduktan sonra 8 yıllık mecburi hizmeti affettiren köprülü, 1931 yılında atsız’ı üniversiteye yanına asistanı olarak aldı. atsız, fuat köprülü, zeki velidi togan, abdülkadir inan gibi isimlerle birlikte “atsız mecmua” isimli türkçülük yanlısı dergi çıkartmaya başladı. ancak dergide yer alan “dârülfünûn’un kara, daha doğru bir tabirle, yüz kızartacak listesi” makalesi nedeniyle 1933 yılında asistanlıktan uzaklaştırıldı.
öğretmenlik yapmaya karar veren atsız’ın malatya’ya tayini çıktı. burada bir süre türkçe öğretmenliği yaptıktan sonra edirne’ye gitti. bu sırada “türkçü dergi” sıfatıyla “orhun” adında bir dergi çıkartmaya başladı. ders kitaplarında okutulan tarihi, açık ve ağır şekilde eleştirdiği için bakanlar kurulu derginin yayınına yasak koydu.
nihal atsız, 1934’de istanbul’daki deniz gedikli hazırlama okulu’na atandı. 4 yılın ardından 1938 yılında görevden alındı. öğretmenlik görevine 1939’a kadar özel yüce-ülkü lisesi’nde devam etti. 1939-1944 yılları arasında boğaziçi lisesi’nde görev yaptı. bu arada orhun dergisini tekrar yayınlamaya başladı. ikinci dünya savaşı’nın sonuna gelindiği ve türkiye’nin de ideolojik çatışmalara sahne olduğu bu yıllarda atsız, orhun dergisi’nin bir sayısında dönemin başbakanı şükrü saracoğlu’na bir çağrı yayınladı. tepki uyandıran bu mektubun ardından nihal atsız, boğaziçi lisesi’ndeki görevinden alındı ve orhun dergisi tekrar kapatıldı.
sabahattin ali’nin atsız’a bir hakaret davası açması üzerine nihal atsız 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. 1944 yılında dönemin cumhurbaşkanı ismet inönü, nihal atsız ve 34 arkadaşı aleyhine yaptığı konuşma nedeniyle grup yargılanmaya başlandı. 6.5 yıllık hapis cezası temyize gidince bu süre 1.5 seneye indirildi. 2 yıl işsiz kalan atsız, 1949 yılında milli eğitim bakanı olan arkadaşı aracılığıyla bir kütüphanede çalışmaya başladı. ardından demokrat parti’nin iktidara gelmesiyle haydarpaşa lisesi’ne atandı ve öğretmenlik yapmaya başladı.
1952’de “türkiye’nin kurtuluşu” adlı konferansı sebebiyle bazı gazeteler atsız’ın aleyhinde yazılar yazdı. böylelikle haydarpaşa lisesi’ndeki görevinden alınarak tekrar kütüphaneye tayin edildi. 1952 yılına kadar süleymaniye kütüphanesi’nde çalıştı. 1950 yılında “orkun” isimli dergide yazarlığa başladı. aynı zamanda “ötüken” isimli dergiyi de yayınladı. bu dergilerde yazdığı yazılar yüzünden büyük tepki topladı. “ötüken”deki yazıları gerekçe gösterilerek atsız ve bir arkadaşı açılan davayla 15 ay hapse mahkum edildi. çalıştığı üniversitedeki öğretmen ve öğrencilerinin dönemin cumhurbaşkanı fahri korutürk’ten atsız’ın affını istemesi üzerine, nihal atsız serbest bırakıldı.
nihal atsız, 1931’da mehpare hanım’la evlendi. 1936 yılında da bedriye hanım ile evlendi ve 1975 senesinde boşandı. bu evlilikten, 1939 yılında yağmur atsız ve 1946 yılında buğra atsız dünyaya geldi. şair atsız, geçirdiği kalp krizi sonucu 11 aralık 1975’de hayatını kaybetti.
devamını gör...
diyelim ki o bunu okuyor
yürü bre hızır paşa, senin de çarkın kırılır
güvendiğin padişahın, gün gelir oda devrilir.
güvendiğin padişahın, gün gelir oda devrilir.
devamını gör...
kalp ağrısı
halide edip adivar’in en yakın arkadaşının nişanlısına aşık zeyno adlı karakteri anlattığı romanıdır.
mecazi olarak aşk acısı, ayrılık, ölüm, kırgınlık gibi soyut olguları somutlaştırarak anlatmak icin kullanılan bir deyimdir aynı zamanda.
fakat entrymize mevzu bahis olan kalp ağrısı insana bıçak gibi saplanıp, bir süre nefessiz bırakan, “acaba kalp krizi mi geçiriyorum, ışık göründü mü?” dedirten bedensel, somut ağrıdır. ülkede acil servislere en çok başvurunun bu sebeple yapıldığı belirtilir. sadece kalple ilgili olmayıp başka hastalıkların da belirtisi olabilmektedir. kalp ağrısının sebebi hastanın hikayesi ve diğer belirtiler ışığında yorumlanarak teşhis edilmektedir. annelerimizin “büyüyorsun evladım ondan ağrıyor, ben de küçükken...” dedikleri kas ağrısı bir başka versiyonudur.
mecazi olarak aşk acısı, ayrılık, ölüm, kırgınlık gibi soyut olguları somutlaştırarak anlatmak icin kullanılan bir deyimdir aynı zamanda.
fakat entrymize mevzu bahis olan kalp ağrısı insana bıçak gibi saplanıp, bir süre nefessiz bırakan, “acaba kalp krizi mi geçiriyorum, ışık göründü mü?” dedirten bedensel, somut ağrıdır. ülkede acil servislere en çok başvurunun bu sebeple yapıldığı belirtilir. sadece kalple ilgili olmayıp başka hastalıkların da belirtisi olabilmektedir. kalp ağrısının sebebi hastanın hikayesi ve diğer belirtiler ışığında yorumlanarak teşhis edilmektedir. annelerimizin “büyüyorsun evladım ondan ağrıyor, ben de küçükken...” dedikleri kas ağrısı bir başka versiyonudur.
devamını gör...
bir meriçin günlüğü
sevgili günlük. bugün elit bir kafede otururken yan masaya tam bir afet-i devran, esmer güzelinin biri oturdu. meriçliğim içimde kıpırdadı resmen, kız sigarasını ağzına koyar koymaz altın zippo çakmağımı çınn sesi ile açıp seri bir şekilde ateşledim. kız şöyle bir gözlerimin içine baktı, sigarayı ağzından çekip; "uuğğşt küpek, sen beni ne sandın" demesin mi..
nerden geldiğimi şaşırdım, kıza bak çıkan sese, şiveye bak. sonra garson geldi; "abi ne yaptın yaa? çingene abi bu kız, babası at yarışından yüklü para tutturmuş, öyle düzelttirdi kaportayı takılıyor burada" deyince kendime geldim. demek ki neymiş? ota b*ka meriçlik yapıp zıplamamak gerekiyormuş.*
not: bu tanımda geçen hiç bir cümle gerçek değildir, tamamen eğlence amaçlı yazılmıştır. ben sigara içmiyorum lan bir kere, el alemin sigarası ne yakıcam.*
nerden geldiğimi şaşırdım, kıza bak çıkan sese, şiveye bak. sonra garson geldi; "abi ne yaptın yaa? çingene abi bu kız, babası at yarışından yüklü para tutturmuş, öyle düzelttirdi kaportayı takılıyor burada" deyince kendime geldim. demek ki neymiş? ota b*ka meriçlik yapıp zıplamamak gerekiyormuş.*
not: bu tanımda geçen hiç bir cümle gerçek değildir, tamamen eğlence amaçlı yazılmıştır. ben sigara içmiyorum lan bir kere, el alemin sigarası ne yakıcam.*
devamını gör...
burada yaşarsam çok huzurlu olurum denilen yerler
iskandinav ülkeleri.
devamını gör...
kedilere selam vermek
kedilerin tatlı mı tatlı pozlar verdikleri fotoğraflarını çekip, telefon ekranını onlara gösterip beğenip beğenmediklerini sorduktan sonra ortamdan ayrılmak için yaptığım eylem.
devamını gör...
uzun tanım yazan tipler
başkasına söz bırakmadan tanımlama yapan, açtığı başlığın hakkını veren kişilerdir.
devamını gör...
bal porsuğu (yazar)
genel kültürüme oldukça katkı sağlayan, kendisinin normalde ne kadar bilgili olduğunu merak ettiğim yazar gibi yazar. sıradan bir profil değildir onunkisi. içeri girerken elinize kağıt kalem almayı unutmayın.
devamını gör...


