geçmişe özlem duymak
güzel bir geçmişi olanların ortak özelliğidir. geçmişi berbat olanlar ise geleceğe dair umut beslerler. ne kadar ironiktir ki umutlu olmanın kökeni biraz da geçmişindeki berbat hayattır.
devamını gör...
erken uyandığına sevinen insan
benimdir. gün daha bereketli oluyor, stres yapmadan bütün işlerimi hallediveriyorum erken kalkınca.
devamını gör...
bazı kadınların yemek yapmayı hizmetçilik olarak görmesi
bir işin ucundan tutmayan birine yemek yapmayı hizmetçilik olarak görürüm. evde beraber yaşıyorsak, evin her işi de bana kesimli değilse yapsın bir şeyler.
evde iş yapmak benden bir şey götürmez ama yardımcı olmamak ondan çok şey götürür.
evde iş yapmak benden bir şey götürmez ama yardımcı olmamak ondan çok şey götürür.
devamını gör...
hayat kalitesini yükselten alışkanlıklar
düzgün bir zaman aralığıyla yapılan sportif aktivite. huzurlu hissetirir, öz güven yükseltir, sağlıklı olmanızı sağlar.
devamını gör...
aile üyelerinin normal sözlük tanımlarını okuması
beni gerim gerim geren, huzurumu kaçıran ve beni tepeyi terk etmeyen tek okçu gibi hissettiren bir durumdur. zihin sarayıma girmeni isteseydim buraya yazmak yerine sana söylerim değil mi aynı evde yaşamakta olduğum insan? eğer bunu da okuduysan profilimden sessizce ayrıl tamam mı?
devamını gör...
diyelim ki o bunu okuyor
baba olmak spermden ibaret sandın.. oysa ki sorumluluğu dünyalar kadardı.. başaramadın..
devamını gör...
sabır
sabır; yüzünü ekşitmeden, acıyı yudumlamaktır. hiçbir şey yapmadan beklemek değil, dayanması güç olaylar karşısında umudunu yitirmeden mücadele etmektir.
devamını gör...
opus magnum
latince büyük iş anlamına gelen deyiştir. bir sanatçının en önemli eseri için kullanılır, başyapıt manasındadır. çoğu yerde magnum opus olarak da telaffuz edilsede doğrusu opus magnumdur. latincede her zaman sıfat isimden sonra gelir (iş büyük gibi yani). diğer dillerde genelde sıfat isimden önce geldiği için magnum opus şeklinde yazılır ( büyük iş gibi).
bu deyişe örnek verirken hiç oydu buydu demeye gerek yok sadece şu sanırım tam açıklayıcı örnek olacaktır.
türkiye cumhuriyeti, mustafa kemal atatürk'ün opus magnumudur.
bu deyişe örnek verirken hiç oydu buydu demeye gerek yok sadece şu sanırım tam açıklayıcı örnek olacaktır.
türkiye cumhuriyeti, mustafa kemal atatürk'ün opus magnumudur.
devamını gör...
insan
sarı çizmeli mehmet ağayı arar gibi yıllardır arayıp bulamadığım bir cümlenin içinde geçen kelimedir. eğer bilen duyan varsa bana ulaşsın. cümlenin* doğrusunu ve yazarını, hangi eserde geçtiğini bilen ve beni bu dertten azade eden yazar arkadaşıma holosko artı bir miktar para minvalinde bir kitap hediyem olmasın mı?
bahsettiğim cümle üniversite zamanında kanallar arasında rastgele dolaşırken trt’deki bir dizide denk geldiğim, mehmet atay’ın koltukta oturup bir kitaptan okuduğu şu cümledir:
“insan iki dirhem et üç damla kandır
insan yıkıldığı müddetçe insandır”
cümlenin doğruluğundan emin değilim ama aşağı yukarı böyle bir şeydi. her türlü yardımınızı bekliyorum.
bahsettiğim cümle üniversite zamanında kanallar arasında rastgele dolaşırken trt’deki bir dizide denk geldiğim, mehmet atay’ın koltukta oturup bir kitaptan okuduğu şu cümledir:
“insan iki dirhem et üç damla kandır
insan yıkıldığı müddetçe insandır”
cümlenin doğruluğundan emin değilim ama aşağı yukarı böyle bir şeydi. her türlü yardımınızı bekliyorum.
devamını gör...
artı oy veriyoruz kampanyası
sol baştan say yow, dediğim kampanya.
devamını gör...
bir maskenin itirafları
yukio mişima romandır.
vurulmuş yatıyor güzel şövalye,
sazlar ve kamışlar içinde.
oscar wilde’ın bu dizeleri bende ilk okuduğum zaman kahramanlığa duyulan hayranlık duygusu, biraz üzüntü, biraz acıma uyandırmıştı. ancak yukio mişima’nın itiraflarını okuduktan sonra çok farklı bir yönden bakılabileceğini de anladım. yukio mişima’nın kitaplarını okumak elbette ki çok büyüleyici bir dünyaya yolculuk anlamı taşıyor ancak yazarın kendisi ve hayatı daha büyüleyici bir yerde duruyor. nedense bana don quijote‘yi hatırlatıyor mişima. mişima şövalyeliği değil ama samuraylığı savunuyordu, zaten samuraylar da doğunun şövalyeleri sayılmaz mı? ona göre japonya kültürel değerlerinden uzaklaşmaktaydı ve buna birinin “dur” demesi gerekiyordu
bir dövüş sanatları ustası olan mişima tatenokai üyeleri ile birlikte japonya silahlı kuvvetleri binalarında birine girip komutanı bağladıktan sonra bir manifesto okur ve beklediği tepkinin tam tersi bir tepki alır askerlerden. seppuku ile hayatına son veren mişima bunu da o ince zekasıyla bir sene önceden planlamış, hatta kafasını kesmesi için görevli ismi bile belirlemiştir. ki bu adam seppuku sırasında daha fazla acı çekmesine neden olacaktır.
hayatını bu şekilde bir intiharla sonlandıran mişima hakkında romanlar ve biyografiler yazılmıştır. kendi ülkesinde aşırı muhalif bulunan mişima dünyayı büyülemeyi başarmıştır.
özyaşamöyküsel romanı bir maskenin itirafları’nda hayatını doğduğu günden başlayarak anlatır, yazar. çünkü iddiası odur ki; mişima doğduğu günü hatırlamaktadır. bunu büyüklerine kanıtlayamamıştır belki ama ben her zaman yaptığım gibi yazarın yanında yer alacak ve ona inandığımı iç rahatlığıyla söyleyeceğim. mişima diğer erkek çocuklarından farklıdır zira “kötü alışkanlığını” ifa ederken kızları düşünmez, daha çok yunan heykellerindeki erkek vücutları ilgisini çekmektedir.palozzo rosso’nun aziz sebastiaus tablosu onun kutsal atlasıdır sanki.
ve ölü askerler, vücutları kanla sarmalanmış adamlar. bu durum onu diğerlerinden ayırır ve kötü bir çocukluk geçirmesine neden olur. ayrıca bedensel açıdan da kendini yetersiz hissetmektedir. bunu yenmek için dövüş sanatlarına merak salar ve öldüğünde önemli bir dövüş sanatı ustasıdır. sevdalandığı kişilere hep platonik bir bağla tutulmuştur. bir kızla geçen ilişkisinde kendini denemiştir. ancak kızla öpüştüğü anda o son umut ışığı da sönmüş ve artık kendini olduğu gibi kabullenme zamanı gelmiştir. o, insanlardan farklıdır, hemcinslerinden tamamen farklıdır. dünyaya herkesten farklı bakmaktadır ancak bunu anlaması uzun sürmüştür. mişima’nın bir maskenin itirafları kitabını okuduktan sonra hemen diğer kitaplarını da sipariş etme isteği uyandı içimde. çok doğrudan,sakınmadan, kendini gizlemeden kurduğu cümleler ona karşı bir acıma değil hayranlık duymanıza neden oluyor çünkü.
üç kez nobele aday gösterilen mişima bu ödülü kazanamamıştır ama çok yakın arkadaşı olan ve onunla aynı kaderi paylaşarak intihar eden yasunari kavabata1968 yılında bu ödülü alabilmiştir.
vurulmuş yatıyor güzel şövalye,
sazlar ve kamışlar içinde.
oscar wilde’ın bu dizeleri bende ilk okuduğum zaman kahramanlığa duyulan hayranlık duygusu, biraz üzüntü, biraz acıma uyandırmıştı. ancak yukio mişima’nın itiraflarını okuduktan sonra çok farklı bir yönden bakılabileceğini de anladım. yukio mişima’nın kitaplarını okumak elbette ki çok büyüleyici bir dünyaya yolculuk anlamı taşıyor ancak yazarın kendisi ve hayatı daha büyüleyici bir yerde duruyor. nedense bana don quijote‘yi hatırlatıyor mişima. mişima şövalyeliği değil ama samuraylığı savunuyordu, zaten samuraylar da doğunun şövalyeleri sayılmaz mı? ona göre japonya kültürel değerlerinden uzaklaşmaktaydı ve buna birinin “dur” demesi gerekiyordu
bir dövüş sanatları ustası olan mişima tatenokai üyeleri ile birlikte japonya silahlı kuvvetleri binalarında birine girip komutanı bağladıktan sonra bir manifesto okur ve beklediği tepkinin tam tersi bir tepki alır askerlerden. seppuku ile hayatına son veren mişima bunu da o ince zekasıyla bir sene önceden planlamış, hatta kafasını kesmesi için görevli ismi bile belirlemiştir. ki bu adam seppuku sırasında daha fazla acı çekmesine neden olacaktır.
hayatını bu şekilde bir intiharla sonlandıran mişima hakkında romanlar ve biyografiler yazılmıştır. kendi ülkesinde aşırı muhalif bulunan mişima dünyayı büyülemeyi başarmıştır.
özyaşamöyküsel romanı bir maskenin itirafları’nda hayatını doğduğu günden başlayarak anlatır, yazar. çünkü iddiası odur ki; mişima doğduğu günü hatırlamaktadır. bunu büyüklerine kanıtlayamamıştır belki ama ben her zaman yaptığım gibi yazarın yanında yer alacak ve ona inandığımı iç rahatlığıyla söyleyeceğim. mişima diğer erkek çocuklarından farklıdır zira “kötü alışkanlığını” ifa ederken kızları düşünmez, daha çok yunan heykellerindeki erkek vücutları ilgisini çekmektedir.palozzo rosso’nun aziz sebastiaus tablosu onun kutsal atlasıdır sanki.
ve ölü askerler, vücutları kanla sarmalanmış adamlar. bu durum onu diğerlerinden ayırır ve kötü bir çocukluk geçirmesine neden olur. ayrıca bedensel açıdan da kendini yetersiz hissetmektedir. bunu yenmek için dövüş sanatlarına merak salar ve öldüğünde önemli bir dövüş sanatı ustasıdır. sevdalandığı kişilere hep platonik bir bağla tutulmuştur. bir kızla geçen ilişkisinde kendini denemiştir. ancak kızla öpüştüğü anda o son umut ışığı da sönmüş ve artık kendini olduğu gibi kabullenme zamanı gelmiştir. o, insanlardan farklıdır, hemcinslerinden tamamen farklıdır. dünyaya herkesten farklı bakmaktadır ancak bunu anlaması uzun sürmüştür. mişima’nın bir maskenin itirafları kitabını okuduktan sonra hemen diğer kitaplarını da sipariş etme isteği uyandı içimde. çok doğrudan,sakınmadan, kendini gizlemeden kurduğu cümleler ona karşı bir acıma değil hayranlık duymanıza neden oluyor çünkü.
üç kez nobele aday gösterilen mişima bu ödülü kazanamamıştır ama çok yakın arkadaşı olan ve onunla aynı kaderi paylaşarak intihar eden yasunari kavabata1968 yılında bu ödülü alabilmiştir.
devamını gör...
ana dilde ibadet
kutsal bir kitabı indiği dilde öğrenmek isteyen insanların önüne set çekme eylemi.
bırakın da insanlar istediği dilde ibadet etsinler.
bırakın da insanlar istediği dilde ibadet etsinler.
devamını gör...
aklımda hep sen
kürşat başar’ın ebru ile ferhat aşkını ve ebru’ nun babasının gidişi ardından yaşadığı çalkantılı ruh halini anlatan kitabı. edebi yönden çok bir şey beklemeyin ama benim gibi aşk romanlarını seviyorsanız bu kitabıda keyifle okuyacağınızı düşünüyorum. başlarda epey bir sıkıcı. benim kitap da hayran olduğum tek karakter ebru’nun anneannesi. her daim güzel giyinen her daim kendine bakan ve eğlenmeyi, sosyalliği seven bir kadın. ölümü bu hikaye de beni en üzen şey oldu. ferhat’ın çizimleri, kaybolması ve uzun saçları kalmış aklımda. okurrr okursunuz da pat diye yarıda bitiverir ya, hah işte bu kitapda benim için sanki yarıda bitiverdi. daha güzel bir son olabilirdi. biraz daha detaylı anlatılabilirdi sonu. yine de severek okudum diyebilirim.
oysa aşkın kanıta ihtiyacı yok ! birini gördüğünde yokuştan aşağı çılgınca koşar gibi bir duygu hissediyorsan, kalbin yerinden fırlıyorsa aşıksın ...
kürşat başar- aklımda hep sen
oysa aşkın kanıta ihtiyacı yok ! birini gördüğünde yokuştan aşağı çılgınca koşar gibi bir duygu hissediyorsan, kalbin yerinden fırlıyorsa aşıksın ...
kürşat başar- aklımda hep sen
devamını gör...
kemer
mimarlıkta iki sütun veya ayağı birbirine bağlayan, yarım çember ya da yonca yaprağı gibi çeşitli biçimlerde de olabilen yapıdır.
devamını gör...
yeni biriyle tanışmak
belli bir yaştan ve kafadan sonra külfetten başka bir şey değildir.
yok adın ne,nelerden hoşlanırsın,şu filmi izledin mi, bu kitabı emükledin mi gibi sonu gelmez sıkıcı muhabbetler çekilir dert değil artık.
siz tanışın , ben yokum.
yok adın ne,nelerden hoşlanırsın,şu filmi izledin mi, bu kitabı emükledin mi gibi sonu gelmez sıkıcı muhabbetler çekilir dert değil artık.
siz tanışın , ben yokum.
devamını gör...
duracell ayısı
aşırı sevimli ayıdır. yumoş ayısı gibi el bebek gül bebek büyümemiştir. reklamlarda sürekli alın teriyle para kazanmış yumoş ve haribo ayıları gibi rahata alışmamıştır.
devamını gör...
kış geliyor diye sevinen insan
kafasını alıp karın içine sokmak istediğim insandır. yani seviyor soğuğu diye.
yoksa her insanın zevkine saygı duyarım tabi.
yoksa her insanın zevkine saygı duyarım tabi.
devamını gör...
8 ocak 2021 erdoğan'ın boğaziçi açıklaması
şimdi bir dönem vardı açılım süreci diye. hani habur sınır kapılarından birileri geçmişti, oslo görüşmeleri olmuştu, hatta geçen sene osman öcalan tv lere hem de trt'ye çıkmıştı. cumhurbaşkanı olarak öğrencilerden çekinmekte ne bilim.
devamını gör...
ja
bir harfle kaçırmışım gibi geliyor “evet” kelimesini.
olsun fransızca ‘je’ ben demek.
olsun fransızca ‘je’ ben demek.
devamını gör...