tanrının acımasız olma ihtimali
akpli bir teyze ''sorun açlık değil, şımarıklık'' minvalinde bir şey söylemişti. beni biraz düşündürmüştü bu sözü. nedense elimizdeki iphone'lara ''insani hak'' gibi bakıyoruz veya ''über5000 ekran kartlı laptop''a barınma ihtiyacı gibi muamele ediyoruz. veya o giyinme ihtiyacı pekala marka olmayan şeylerle de yapılabilir. nedense bizim giyinişimizde (doğası gereği) bir gösteriş var.
bu ''şımarma'' olayına karşı değilim. evet, bu temel ihtiyaçtan öte şeylere insanlar bazı ülkelerde bizim ülkemizden daha rahat erişiyor. bunun sebebi temel ihtiyaçların alım gücünün tamamını yememesi. insanlar yoksulluk sınırında, açlık sınırında kıt kanaat geçiniyor; ama geçiniyor aslında. o kafa ütüleyen dedelerin soyunun tükenmemesini buna açıklayabilirsiniz. bu ''oksijensizlikten'' ilk canı yanan bizler olduk. en çok sesi çıkanlar gösterişi en çok sevenler oldu. biraz kendimi suçluyor, biraz da gerçekten içime sinen şeyler giymenin, ihtiyacım olan kitabı alıp okumamın, yeri gelince bir film izlememin ''makul şımarıklıklar'' olduğunu söyleyebilirim. ancak ''ühü ühü benim ztxgy30000 ekran kartım yok da norveçlinin var'' demenin çok ikiyüzlüce olduğunu düşünüyorum. gerçekten süt almakta zorlaanlar ve çile çekenler var bu zamlarla, ama onların sesi çıkmıyor niyeyse. adam ekmek sırasında ağlıyor, inandığı adama laf ettirmiyor. sırf ben bu adamın inandığı değere inanmıyorum diye bu adamın yaptığını görmezden gelecek değilim. bugün sosyal demokratlar kaybetmeye mahkumdur. bu seçimde kazansa, ötekisinde kaybetmeye mahkumdur. çünkü alacağı zafer ideolojik değil, zoraki şartlarla doğan iktisadi bir zafer. yozlaşmış, çirkinleşmiş kişilerle dolu bir düzenin yıllarca verdiği tahribatların sonucu doğan bir zafer. ancak kitleleri asla değişmedi. bugün akp değil bkp olsa yine verecek, yine örgütlenecek, yine gerekirse canlarını verecek, ölecek, öldürecek ve ezanlarını susturmayacaklar. bunu yenmenin tek yolu, muhaletefin de ''en az bu kadar inançlı'' bir ideoloji türetmesi. o da bu partilerle çok zor.
bu ''şımarma'' olayına karşı değilim. evet, bu temel ihtiyaçtan öte şeylere insanlar bazı ülkelerde bizim ülkemizden daha rahat erişiyor. bunun sebebi temel ihtiyaçların alım gücünün tamamını yememesi. insanlar yoksulluk sınırında, açlık sınırında kıt kanaat geçiniyor; ama geçiniyor aslında. o kafa ütüleyen dedelerin soyunun tükenmemesini buna açıklayabilirsiniz. bu ''oksijensizlikten'' ilk canı yanan bizler olduk. en çok sesi çıkanlar gösterişi en çok sevenler oldu. biraz kendimi suçluyor, biraz da gerçekten içime sinen şeyler giymenin, ihtiyacım olan kitabı alıp okumamın, yeri gelince bir film izlememin ''makul şımarıklıklar'' olduğunu söyleyebilirim. ancak ''ühü ühü benim ztxgy30000 ekran kartım yok da norveçlinin var'' demenin çok ikiyüzlüce olduğunu düşünüyorum. gerçekten süt almakta zorlaanlar ve çile çekenler var bu zamlarla, ama onların sesi çıkmıyor niyeyse. adam ekmek sırasında ağlıyor, inandığı adama laf ettirmiyor. sırf ben bu adamın inandığı değere inanmıyorum diye bu adamın yaptığını görmezden gelecek değilim. bugün sosyal demokratlar kaybetmeye mahkumdur. bu seçimde kazansa, ötekisinde kaybetmeye mahkumdur. çünkü alacağı zafer ideolojik değil, zoraki şartlarla doğan iktisadi bir zafer. yozlaşmış, çirkinleşmiş kişilerle dolu bir düzenin yıllarca verdiği tahribatların sonucu doğan bir zafer. ancak kitleleri asla değişmedi. bugün akp değil bkp olsa yine verecek, yine örgütlenecek, yine gerekirse canlarını verecek, ölecek, öldürecek ve ezanlarını susturmayacaklar. bunu yenmenin tek yolu, muhaletefin de ''en az bu kadar inançlı'' bir ideoloji türetmesi. o da bu partilerle çok zor.
devamını gör...
köpek ölüsü
gördüğüm zamanlarda bana hüzün veren ölüdür.
hele ki kendi köpek dostunun cesedini görmek daha da kahredici olur diye tahmin ediyorum.
hele ki kendi köpek dostunun cesedini görmek daha da kahredici olur diye tahmin ediyorum.
devamını gör...
her şeyi tutkuya dönüştürmek
kimsenin yapmaması gereken bir eylemdir.
tutkuyla yaşa, tutluyla öl. tutkuyla sev, tutkuyla seviş. tutkuyla nefret et ve vs. vs. her şeyi tutkuyla yapmak gerektiğini söyleyen kimselere kanmayın; gerçekte hiçbir şeyi tutkuyla yapamıyorlar. dahası tutkuyla hareket edecek içselliğe sahip de değiller. tutkuyla instagram hikayesi paylaştıklarını öne sürerler veyahut tutkuyla aşık olduğunu, işe tutkuyla gidip geldiğini... lakin üzerine düşünülmesi gereken birkaç sorun var. birkaç gündür uyumuyorum ve bu sabah ansızın kafamda yer ediniverdi böyle sorucuklar.
tutku denilen şey bir derinliği ifade etmek zorundadır. seçimlik değildir bu. illaki derin olmak zorundadır ve bu bir geçmişe dayanabileceği gibi sizin içselliğinizle de doğrudan ilişkili olabilir. kesin konuştuğuma bakmayın... akıl yürütmenin bir ürünü yalnızca.
bir sonsuzluk evreninin içine girmek zorundadır tutku için. bu tutku dünyası aynı zamanda korkutucu ve yerinde dehşet verici olmak zorundadır. bir şeyi tutkuyla yapmak, ihtiras da diyebiliriz, o şeyi yaşamak anlamına gelir ki yaşamak da tam anlamıyla yaşamı ifade eder. yaşam ise içinde bulunduğumuz her şeyi. örneğin bir durumu, duyguyu, olayı vs. o halde tutku yaşamın ta kendisidir diyebilir miyiz? şüphesiz hayır. fakat yaşam tutkuyu ifade eder. tutku da yaşamı. birbirlerini çağrıştırırlar ve beslerler. beraber büyürler. tutku yaşam içerisinde var olur ve ondan beslenir. yaşam ise ikame edilemeyecek bir varlıktır.
pekala, ne diyorduk? tutku için bir sonsuzluk evrenine giriş yapmak gerekir demiştik. pasparlak gerçek bize o evrende görülür ama korkutucudur da. o evrenden çıkmak için çabalarız. tabii önce o evreni çok sever ve güzelliğinin gerçek hayatta bulunamayacağını anlarız. ne gibi? aşk ihtirası gibi. ancak gün gelir o evrenden çıkmak için didinir dururuz. kurtulmak isteriz o gerçekten, o tutkudan ve kendimizi yeni tutkulara bırakmak isteriz.
böylesine bir derinlik korkutucu değil de nedir? belki tanımlama konusunda biraz ileri gidiyorum ve genel tanımdan uzaklaşıyorum. ama benim tutku tanımımın tasviri az çok göze görünmüştür diye düşünüyorum. genellikle insanların ulaşamayacağı bir yerdir bu boyut. boyut dediğime bakmayın, gizemli konuşmaya çalışmıyorum.
her şeyi tutkuya dönüştürmek. bunu ancak budalalar yapabilse gerek. kendilerini derinliğin içine salıvermiş ahmaklar veyahut... kendilerine zarar vermekten başka ne yapıyorlar? yaşamın güzelliğini esen rüzgarın dokusundan anlayabilen bir insan - ki buna güzellik diyor- bir insan, evet, nasıl olur da diğerleri gibi yaşayabilir hayatı?
yaşayamaz! aşkı da sevgisi de nefreti de; hepsi tutkuyladır ve sonsuzluk evreninde ışıl ışıl parıldar! ama acıdır bu! insan parçalanır bu sonsuz bilinmezlikte! insan doğasının derinliklerine değin inen tutku insanı yer bitirir!
peki madem ne yapmalı? asla tutkuya kapılmamalı belki de. dahası her şeyi tutkuya dönüştürecek bir potansiyel zihinden acilen uzaklaşmalı. bakın, ben yapamıyorum. ne oldu? pek mutlu sayılmam.
her şeyi tutkuyla yaşamak tanrılara özgüdür. ve bizler hiçbir şeyi tutkuyla yaşamayıp körlükle ölmeliyiz.
tutkuyla yaşa, tutluyla öl. tutkuyla sev, tutkuyla seviş. tutkuyla nefret et ve vs. vs. her şeyi tutkuyla yapmak gerektiğini söyleyen kimselere kanmayın; gerçekte hiçbir şeyi tutkuyla yapamıyorlar. dahası tutkuyla hareket edecek içselliğe sahip de değiller. tutkuyla instagram hikayesi paylaştıklarını öne sürerler veyahut tutkuyla aşık olduğunu, işe tutkuyla gidip geldiğini... lakin üzerine düşünülmesi gereken birkaç sorun var. birkaç gündür uyumuyorum ve bu sabah ansızın kafamda yer ediniverdi böyle sorucuklar.
tutku denilen şey bir derinliği ifade etmek zorundadır. seçimlik değildir bu. illaki derin olmak zorundadır ve bu bir geçmişe dayanabileceği gibi sizin içselliğinizle de doğrudan ilişkili olabilir. kesin konuştuğuma bakmayın... akıl yürütmenin bir ürünü yalnızca.
bir sonsuzluk evreninin içine girmek zorundadır tutku için. bu tutku dünyası aynı zamanda korkutucu ve yerinde dehşet verici olmak zorundadır. bir şeyi tutkuyla yapmak, ihtiras da diyebiliriz, o şeyi yaşamak anlamına gelir ki yaşamak da tam anlamıyla yaşamı ifade eder. yaşam ise içinde bulunduğumuz her şeyi. örneğin bir durumu, duyguyu, olayı vs. o halde tutku yaşamın ta kendisidir diyebilir miyiz? şüphesiz hayır. fakat yaşam tutkuyu ifade eder. tutku da yaşamı. birbirlerini çağrıştırırlar ve beslerler. beraber büyürler. tutku yaşam içerisinde var olur ve ondan beslenir. yaşam ise ikame edilemeyecek bir varlıktır.
pekala, ne diyorduk? tutku için bir sonsuzluk evrenine giriş yapmak gerekir demiştik. pasparlak gerçek bize o evrende görülür ama korkutucudur da. o evrenden çıkmak için çabalarız. tabii önce o evreni çok sever ve güzelliğinin gerçek hayatta bulunamayacağını anlarız. ne gibi? aşk ihtirası gibi. ancak gün gelir o evrenden çıkmak için didinir dururuz. kurtulmak isteriz o gerçekten, o tutkudan ve kendimizi yeni tutkulara bırakmak isteriz.
böylesine bir derinlik korkutucu değil de nedir? belki tanımlama konusunda biraz ileri gidiyorum ve genel tanımdan uzaklaşıyorum. ama benim tutku tanımımın tasviri az çok göze görünmüştür diye düşünüyorum. genellikle insanların ulaşamayacağı bir yerdir bu boyut. boyut dediğime bakmayın, gizemli konuşmaya çalışmıyorum.
her şeyi tutkuya dönüştürmek. bunu ancak budalalar yapabilse gerek. kendilerini derinliğin içine salıvermiş ahmaklar veyahut... kendilerine zarar vermekten başka ne yapıyorlar? yaşamın güzelliğini esen rüzgarın dokusundan anlayabilen bir insan - ki buna güzellik diyor- bir insan, evet, nasıl olur da diğerleri gibi yaşayabilir hayatı?
yaşayamaz! aşkı da sevgisi de nefreti de; hepsi tutkuyladır ve sonsuzluk evreninde ışıl ışıl parıldar! ama acıdır bu! insan parçalanır bu sonsuz bilinmezlikte! insan doğasının derinliklerine değin inen tutku insanı yer bitirir!
peki madem ne yapmalı? asla tutkuya kapılmamalı belki de. dahası her şeyi tutkuya dönüştürecek bir potansiyel zihinden acilen uzaklaşmalı. bakın, ben yapamıyorum. ne oldu? pek mutlu sayılmam.
her şeyi tutkuyla yaşamak tanrılara özgüdür. ve bizler hiçbir şeyi tutkuyla yaşamayıp körlükle ölmeliyiz.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
bilenler bilir evde küçük, minnacık,bir beyefendi ile yaşıyorum. geçen gün izmirlimle sohbet ediyoruz, içeriden bir ağlama sesi duydum. koştum gittim yanına. bizim beyefendi yine mızıklıyor.
aldım kucağıma, bir yandan evi turlarken bir yandan da mesajlaşmaya devam ediyorum. küçük beyefendi de ağlayıp ağlamamak konusunda kararsız. neyse ben sonunda bıraktım telefonu, beyefendiyi yatağına koydum sallıyorum ama inat ya bu illa kucak istiyor. ben de inat ettim kucağıma almıyorum çünkü artık sallamaktan kollarım kopmuş. bir yandan da telefonuma bildirim gelip duruyor. aldım açtım telefonu, bir şarkı (bkz: tanju okan)'dan. hem şarkıyı dinleyeyim hem de küçük bey ile ilgileneyim diye şarkıyı açıp telefonu kenara koydum kiiiii daha arkamı dönmeme kalmadan ufaklık sustu. pür dikkat açtığım şarkıyı dinliyor. ben de hiç bozmadan oturdum yatağın kenarına uyusun diye yavaş yavaş sallıyorum. böyle 2,3 dakika geçti geçmedi derken şarkı bitti. başladı bizimki ağlamaya. ama bir görseniz dostlarım, sanki dövdüm çocuğu. öyle böyle ağlamıyor.
kucağıma aldım sussun diye. normalde kucağımda uyuyup kalan çocuk susmuyor. hemen açtım şarkıyı bir umut susar diye ve dostlarım bilin bakalım ne oldu? evet, sustu... iki dakika içerisinde uyuya kaldı kucağımda. hala beyefendi uyumadığında açıyorum bu şarkıyı sızıp kalıyor hemencecik. olayı anlatıyorum, bizimki kıkır kıkır gülüyor. çocuğu da kendisine benzetti. izmirli manyak!
aldım kucağıma, bir yandan evi turlarken bir yandan da mesajlaşmaya devam ediyorum. küçük beyefendi de ağlayıp ağlamamak konusunda kararsız. neyse ben sonunda bıraktım telefonu, beyefendiyi yatağına koydum sallıyorum ama inat ya bu illa kucak istiyor. ben de inat ettim kucağıma almıyorum çünkü artık sallamaktan kollarım kopmuş. bir yandan da telefonuma bildirim gelip duruyor. aldım açtım telefonu, bir şarkı (bkz: tanju okan)'dan. hem şarkıyı dinleyeyim hem de küçük bey ile ilgileneyim diye şarkıyı açıp telefonu kenara koydum kiiiii daha arkamı dönmeme kalmadan ufaklık sustu. pür dikkat açtığım şarkıyı dinliyor. ben de hiç bozmadan oturdum yatağın kenarına uyusun diye yavaş yavaş sallıyorum. böyle 2,3 dakika geçti geçmedi derken şarkı bitti. başladı bizimki ağlamaya. ama bir görseniz dostlarım, sanki dövdüm çocuğu. öyle böyle ağlamıyor.
kucağıma aldım sussun diye. normalde kucağımda uyuyup kalan çocuk susmuyor. hemen açtım şarkıyı bir umut susar diye ve dostlarım bilin bakalım ne oldu? evet, sustu... iki dakika içerisinde uyuya kaldı kucağımda. hala beyefendi uyumadığında açıyorum bu şarkıyı sızıp kalıyor hemencecik. olayı anlatıyorum, bizimki kıkır kıkır gülüyor. çocuğu da kendisine benzetti. izmirli manyak!
devamını gör...
ali palabıyık
bugün oynanacak olan malatya galatsaray maçını yönetecek olan hakem. duruş olarak her ne kadar sahaya yakışan bir görüntüsü olsa da çoğu zaman ligde yaptığı can yakan hatalar ile adından söz etirdi. avrupa da ise daha iyi maç yönettiğini söyleyebiliriz.
eyyamsız ve güzel bir maç yönetmesini ve mümkünse maçın önüne geçmemesini temenni ediyorum. maç sonu görüşlerimi buraya editlerim.
eyyamsız ve güzel bir maç yönetmesini ve mümkünse maçın önüne geçmemesini temenni ediyorum. maç sonu görüşlerimi buraya editlerim.
devamını gör...
birini çok sevdiğin halde onun seni sevmemesi
bu şarkıyı dinlemekle acının kat sayısı yüksek oranda artmaktadır.
şu söze de iyi yakılır.
sevmenin günah olduğunu bilseydim yemin ederim sevmezdim.
şu söze de iyi yakılır.
sevmenin günah olduğunu bilseydim yemin ederim sevmezdim.
devamını gör...
enlil
mezopotamya'nın en büyük tanrısıdır. yeryüzüne hakim olan, yöneten, atmosfer güçlerine hakim olan, şimşeklerin, fırtınaların emrinde olduğu tanrıdır. sümer inançlarında bir tufan meydana getirerek insanları cezalandıran tanrıdır.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının yakışıklılık ve güzellik dereceleri
%41. çünkü 41 kere maşallah bana.
devamını gör...
kendini ifade edememe kaygısı
kendini doğru ifade edemediğini düşünme hali. bazen doğru kelimelerle ifade etsen bile sanki edememişsin gibi hissedersin çünkü karşındaki anladığına dair hiçbir emare göstermez. bende kendimi ifade edememe kaygısı değilde anlaşılamama kaygısı var daha çok. izah ediyorsun, detaylı anlatıyorsun ama sanki onca söz öbeğini sen kullanmamışsın gibi hâla aynı argümanlarla sana geliniyor. at gözlüğü denen bir şey de var haliyle, anlamak istemiyorlar. bu gibi durumlarda aslında;” amannn ne anlarsa anlasın, banane.” demek lazım ama ben bunu beceremeyenlerdenim. illa doğruyu anlatmaya çalışacağım illa anlayacak yani. kendini yıpratmanın bir değişik versiyonu da diyebiliriz bu durumda anlaşılmama kaygısına.
devamını gör...
koklayınca geçmişi hatırlatan kokular
ne zaman küçük bir ıslak mendil paketi açsam, ilkokuldaki beslenme çantamdaki annemin yaptığı sandeviçin kokusunu alırım. her yemekten sonra o beslenme çantasından ıslak mendil çıkardı ve domates peynir kokusu eşliğinde ellerimi silerken sanırım zihnimde sandeviçimle özdeşleşen bir koku kalmış. bu sabah bunu hatırladım.
devamını gör...
garip fobiler
herhangi bir şey içeceğim bardağın asla ve asla ıslak olmaması gerekiyor. eğer içeceği başkası getirmişse de bardağın dışından ıslak olup olmadığını anlamaya çalışırım. söyleyince havalı duracak latince veya ingilizce adını bilmiyorum bu durumun.
devamını gör...
erdal kalın poe
sahiden ya melting'e katılıyorum.
hipnoz oluyorum okurken. tanım başındaki konuyla bitişi arasındaki 10 cümlede laf lafı açıyor. sanki 5-6 kişi bir araya gelip yazıyor ve hepsi de farklı bir konudan bahsediyor gibi. hiç övmemişim gibi durduğunun farkındayım ancak övmek istemiştim. kısaca; özgün ve okunması keyifli yazardır.
ayrıcaaa.
"umarım kimse okurken dalga geçmez" diyerek paylaştığım şiiri beğenip, üstüne de büyük bir nezaket gösterip seslendirmiş, çok da güzel okumuş yazardır.
hipnoz oluyorum okurken. tanım başındaki konuyla bitişi arasındaki 10 cümlede laf lafı açıyor. sanki 5-6 kişi bir araya gelip yazıyor ve hepsi de farklı bir konudan bahsediyor gibi. hiç övmemişim gibi durduğunun farkındayım ancak övmek istemiştim. kısaca; özgün ve okunması keyifli yazardır.
ayrıcaaa.
"umarım kimse okurken dalga geçmez" diyerek paylaştığım şiiri beğenip, üstüne de büyük bir nezaket gösterip seslendirmiş, çok da güzel okumuş yazardır.
devamını gör...
yazarların aldıkları en unutulmaz mesaj
evlenmekten vazgeçtiğini söyleyerek; 2,5 yıllık ilişkiyi sonlandıran eski sevgilinin 6 ay sonrası attığı mesaj:
"neler yapıyorsun zelika ya? görüşemedik uzun zamandır. bu ayrılık süreci ikimiz için de zor oldu. arada çay kahve içerek ya da paylaşımlar yaparak bu süreci daha kolay atlatabiliriz... ne diyorsun?"
gereken cevap verildi verilmesine de, bu mesaj benim canımı çok acıttı.
"neler yapıyorsun zelika ya? görüşemedik uzun zamandır. bu ayrılık süreci ikimiz için de zor oldu. arada çay kahve içerek ya da paylaşımlar yaparak bu süreci daha kolay atlatabiliriz... ne diyorsun?"
gereken cevap verildi verilmesine de, bu mesaj benim canımı çok acıttı.
devamını gör...
kadınların 25 yaşından sonra çökmeye başlaması
kim diyorsa halt etmiş gayet de gencim güzelim
devamını gör...
hayatında hiç sevgilisi olmamış kişi
benimdir. dini nedenli felan değil. doğru kişi elbet gelecektir.
tabii ki platonik olarak sevdiğim kızlar oldu ama nasip değilmiş.
tabii ki platonik olarak sevdiğim kızlar oldu ama nasip değilmiş.
devamını gör...
evcil hayvanı olan yazarlar
iki adet muhabbet kuşu sahiplendim. fahiş fiyata kafes aldım. bir dediklerini iki etmiyorum. en kaliteli yemlerle besliyorum. ne elime ne de omuzuma konuyorlar. kafesin kapağı açık ama çıkmıyorlar. beni gördüklerinde dönüp hakkımda birbirlerine birşeyler söylüyorlar. ne diyorlarsa artık. yaklaşınca çığlık çığlığa kaçışıyorlar.
ulan diyorum ki millette ne kuşlar var. siz de havada iki tur atıp gelip avucumdan yem yiyin. arada kulağımı boynumu gagalayın. canımmm cicimmm filan diyip beni mesud edin. yok işte. canları sağolsun.
ulan diyorum ki millette ne kuşlar var. siz de havada iki tur atıp gelip avucumdan yem yiyin. arada kulağımı boynumu gagalayın. canımmm cicimmm filan diyip beni mesud edin. yok işte. canları sağolsun.
devamını gör...
uyuyamamak
"çok uyumak kaçmaktır, uyuyamamak ise yakalanmak."
sigmund freud
sigmund freud
devamını gör...


