6. sınıftaydım. o zamanlar da bts'in yeni yeni hayranıydım. 1 sene ya olmuştu ya olmamıştı. kitaplarım hep bts'le kaplıydı. bi kız "ezik betese , ezik betese" diyip duruyordu. tabi o zamanlar aşırı ergendim. "betese değil bities!" diye kıza bağırmıştım. şimdi betese diyenlere pek takılmıyorum. kız inatla "betese" demeye devam ediyordu. ertesi gün eczaneden bayıltma ilacı almıştım. teyzemin eczanesi vardı. o kızı lavaboda bayıltıp bi güzel dövmüştüm. bir de bizim lavaboların anahtarları çıkıyordu. onu lavaboya kilitleyip anahtarı saklamıştım. sonrasında ne oldu, nasıl kurtuldu bilmiyorum. disipline gitmemiştim.
devamını gör...

bunca yıldır bazı kişilerce çözülememiş olması tuhaf olan "sorunsal".

anlatayım ne istediklerini.

- derdi sadece seks olan erkeğin istediği şey daha azdır. yani sizin derdiniz de buysa işiniz kolay: bakımlı ve hoş görünmek, çekicilik, temizlik vesaire... bir de tabii "iş" bitiminde adama askıntı olmadan dönüp kendi hayatına gitmek.

normal bir ilişki isteyenlere gelirsek...

- mesela adam "bugün konuşmayalım" derse üstüne gidilmesin, onun altından başka anlamlar çıkarılmasın ister. sizin hiç mi olmuyor kafa dinlemek istediğiniz anlar? erkek de bir insan olduğuna göre, onun da buna ihtiyacı olabilir. üzerine gitmeyin.

- ilk tanıştığınızda neyse o olarak kalabilmek ister. kafanızda "şu birkaç huyu hoşuma gitmiyor ama nasılsa değiştiririm ben" düşüncesi varsa bundan vazgeçin. bazı basit şeyler dışında insanlar kolay kolay değişmez. kendinizden pay biçin. birisi gelip bambaşka bir kişiliğe bürünmenizi istese bunu yapabilir misiniz, yapmak ister misiniz? onlar neden istesin? bırakın yanınızda rahat etsin, "böyle yapsam, şunu desem sıkıntı çıkar mı?" diye düşünmesin.

- her yapılan şeyi beraber yapmak, her dakika toto totoya olmak istemez. arada yalnız kalmak, arada arkadaş ortamında takılmak ister. sevgili hemcinslerimin bu konuda ne yazık ki kötü bir ısrarcılığı var. her yere beraber gidelim, her işi beraber yapalım, her dakika beraber olalım... öyle bir dünya yok arkadaşlar! sizin kendi hayatınız yok mu? niye adamınkine dahil olmaya çalışıyorsunuz her alanda? onu tanımadan önce ne yapıyordunuz?

- size nasıl davranırsa davransın bunu kabullenmenizi istemez. size göre "ama seviyorum, ne yaparsa yapsın affederim" olabilir durum ama karşınızdaki erkeğe göre durum "amma da şahsiyetsiz insanmış bu" şeklinde görünür. kişiliğinizden ödün vermeyin, kendinize güveniniz olsun.

- adama güvenin. ördek yavrusu gibi takipte olmayın her yaptığı hareketi. güvenmiyorsanız zaten durmayın o ilişkide.

son olarak; her şeye evet demeyin. bir de güler yüzlü ve neşeli biri olun. depresif insanlardan kimse hoşlanmaz.

özet: ilginizi, sevginizi esirgemeyin ama dozunu da kaçırmayın.

var mı başka şeyler? tabii ki var. var mı bunlara uymayan, başka şeylere önem veren erkekler? o da var. fakat ana hatlarıyla genel olarak erkeklerin istediği şeyler bunlar. genellikle belirli bir yaş altı kadınlar buradakilerin tam tersini yapıyor. o yüzden de hiçbir ilişkileri düzgün gitmiyor. yaşla beraber de işte bu noktaya geliyorsunuz yavaş yavaş. *

gayrı nasıl biliyorsanız öyle yapın bu bilgilerden sonra.

evet. çokbilmişlik mode: off

haklı olarak "kimseyle uğraşamam. ben sadece beni olduğum gibi kabul edenle beraber olurum" diyene de saygımız sonsuz.
devamını gör...

ortaokuldayken elime ilk defa kopya yazmıştım, tabi şans bu ya hocalar da bi anda herkes ellerini kollarını açsın, sıranın altında hiçbir şey kalmasın diye bağırıp operasyona gelmişlerdi, daha önce yapmamışlardı halbuki böyle bir şey. neyse bizim hocayla başka bi hoca girdi içeri, bana diğer hoca denk geldi, tabi elimdeki yazıyı gördü hemen ama kalbim nasıl atıyor ağzımdan çıkacak nerdeyse, ”hocam bi baksana bu kızın elinde bi şeyler yazıyor” dedi, canım hocam da o yapmaz öyle şey kopya değildir o diyip önemsememişti.
o an cidden yerin dibine girmiştim, adamcağız bana bu kadar güvenirken yaptığım şeye bak diyip sınav boyu utanmıştım.
özür dilerim hüseyin hocam, kaç yıl oldu hala utanıyorum.
devamını gör...

ben neden 1500 gayme verdim o zaman sırf ermolettin'in beni takip etmediğini görmek için!
devamını gör...

okuyun ve hoşunuza gideni beğenin kimsenin bunu eleştirdiği yok. adam başka bir şeyden bahsediyor. okumayınca yine güme gidiyor tabi. yahu insanlar o kadar tanım/başlık giriyor. misal açıp okumuyorsunuz. sonra göklerden bir bildirim geliyor. aman da aman, ne güzel şey. nasıl da tatlı nasıl da şeker bir şey. artısı ile ona kıyafet biçiyorsunuz. onu artısı ile favorisi ile tanımlıyorsunuz. o kadar düşüncesini, fikriyatını, emeğini görmeyip, artılı favorili harikalar kumpanyası maskarası ediyorsunuz. sonra da mahlasının altına girip, çok güzel artılıyor, çok güzel oy veriyor diyorsunuz. yani kusura bakmayın ama ona beğeni/favori butonu gözü ile bakıyorsunuz. bunu karşılıklı yapıyorsanız da, bunun adı butonların kardeşliği oluyor.

nick altını açıp okuyanların gözünde, yazarı sadece beğenen, sözlüğe bir şey katmayan bir birey konumuna sokuyorsunuz ki, bu inanın hiç iyi bir şey değil. aslında bunu kimsenin kötü niyetle yaptığını düşünmüyorum birbirinizi mutlu etmek istiyorsunuz, bunu anlıyorum. ama işin doğrusu şöyle olmalı; sizi beğenmiş insanların tanımlarını/başlıklarını dönüp okuyun, hakkında fikir sahibi olun ve sonra nick altına yazın. bir yazar sizin yazdıklarınızı beğendi diye paldır küldür usulen iki üç kelam yazmanız yine farkında olmadan ona yaptığınız bir saygısızlık. umarım yazdıklarımla sizi yargılamadığımı ve sadece fark etmediğinizi düşündüğüm önemli bir detayın altını çizdiğimi anlatabilmişimdir. hepinize kabuk dolusu sevgiler...
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bütün gününü uyuyarak geçiriyor. çok rahat...
devamını gör...

bugün en çok buna güldüm hahahahahahaha
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

muhtemelen sayısalcıdır. işlemleri sığdırabilmek için ve sırf kimseye uç vermemek için kullanıyordum. uç tasarrufu önemli.
devamını gör...

vallaha uyuşturucu değil canını yidiğim, fesleğen fesleğen.*
devamını gör...

türk'ün babası.
devamını gör...

tercihtir, evlenilebilir. boşanmış kadınlar öcü mü lan evlenilmeyecek, hayırdır yani??? başlığı canlandıran kişi iyi niyetli bile olsa şöyle çapsız başlıkların canlanması hakikaten sinirimi bozuyor. hep kadın mevzusu arkadaş ya, valla hayret be…

salalım şu kadınları, özgür bırakalım bi ya…
devamını gör...

yardima muhtac, duskun durumdaki yasli bireylere destek olurken kullanilan hadi seni yatagina yatiralim anlami tasiyan cumle.

son zamanlarda, ozellikle twitter’daki capslerde gozumuze carpmakta kendisi.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

her bölümde yeni bir yeri ziyaret ederdik. bazen tesisat borusunun içinde, bazen damarlarda yüzerdik. antikorun ne olduğu, yağmurun nasıl yağdığı anlatılırdı.
the why why family.
devamını gör...

yunanca kökenli "xeno" ve "phobia" kelimelerinden türemiş olan bu kelimenin tam türkçe karşılığı olmamakla birlikte; yabancı yada kendinden farklı olan insanlara karşı beslenen düşmanlık, korku ve kaygı gibi duyguları ifade eder. adı üstünde, bir fobi türüdür. içinde birçok duyguyu barındırır. bir dönem üniversite tez konum olmuştur kendisi. ihtiyacı olana detaylı bilgi verebilirim. çalışması pek keyiflidir.
devamını gör...

bilimsel adı ''nelumbo''dur ve mavi anlamına gelen ''nelum'' kelimesinden türemiştir. ortak ad olan ''lotus'' ise latince ''lotus''dan gelmiştir.

diğer çoğu çiçek gibi bu çiçeğin de anlamı daha doğrusu sembolizmi ülkeden ülkeye ve kültürden kültüre farklılık göstermektedir.
örneğin, budistler ve hindular için lotus kutsaldır.

lotus çiçekleri renklerine göre farklı anlamlar içerir:
beyaz lotus: güzellik ve zarafet.
pembe lotus: ruhsal yoldan geçmek ve aydınlanmak.
sarı lotus: dini inançlar.
kırmızı lotus: şefkat, sevgi ve sempati.
mavi: bilgelik.
mor: kişinin kendi uyanışı.

alıntı: çiçeklerin anlamlarına buradan ulaştım.
devamını gör...

vallahi ben bunu çok yaşıyorum. kişi geliyor, güzel güzel muhabbet ediyoruz kültürel konular, hayat dersleri, tatlı anılar. uzun uzun anlatıyor karşı taraf, her cümleden olgunluk ve hayat tecrübesi akıyor. entelektüel de birisi belli. sonra konuşma arasında girdiğim tanımları okuyorum, utanıyorum. ben de entelektüel biriyim yemin ederim, sadece içimdeki olgunlaşamamış düşüncelerimi buraya tükürüyorum. özür dilerim.
devamını gör...

uzun yıllardır anlatılan basmakalıp tanımında çok büyük bir paradoks olan kişilik özellikleridir. 1 ve 2 numara bu durumu anlatır.

1- çok üst düzey yalanları karşı tarafın anlayamayacağı şekilde söylerler.
2- utanma duyguları, empati duyguları yoktur

barbie bebek kapak fotoğraflı 3. sınıf magazin dergileri tanımıdır bu tanımlar ve gerçeği yansıtmaz. şimdi gelelim neden gerçeği yansıtmadığının açıklandığı çelişkiye...

bir insanın çok iyi yalan söyleyebilmesi için, karşı tarafa çok iyi empati yaparak, karşı tarafın inanma ihtimalini kuvvetlendirmesi gerekir.

tamamen bağımsız bir örnek vermek gerekirse, pop müzik hayranı bir kadına pop müzik ile ilgili çok iyi bir yalan söylemek için onun pop müzik hakkındaki bilgisini tartmak ölçmek gerekir. buna göre yalanın kalitesini ayarlamış yani yalanı karşı tarafın inanacağı bir hale getirmiş olmak gerekir.

sözün özü, sosyal zekanızın çok üst seviye olması gerekir, empati yeteneğinizin ve poker face olma yeteneğinizin(ki bu da sosyal zeka ile doğrudan ilintilidir) çok gelişkin olması gerekir ki karşı tarafı bu yalanlara inandırın. bu yüzdendir ki çok üst düzey zeki insanlarda toplumdan soyutlanma vardır ve bu soyutlanmaya mensup olan insanların değil insanları kandırmak, gündelik hayattaki sohbetlere eşlik etmeleri, basit sosyal tartışmaları bile kazanmaları mümkün değildir.


dizi ve filmlerde aktörlerin canlandırdıkları çok sevimli karakterler bu tanımı karşılamaz. tıpkı alfa erkek alfa kadın olmadığı gibi, sosyal zekası çok düşük olan süper zeka bir insanın da manipülasyon yeteneğinin üst düzey olması beklenemez.

manipülasyon, yalan için çok üst seviye empati-sosyal zeka gerekir.

bunların dışındaki bazı özellikler akla mantığa uygundur.
devamını gör...

kendini boşlukta bırakmak yerine(belki bir zaman olabilir tabi) yoğun bir hayat yaşamak.farklı ve yeni aktiviteler, başka başka ortam ve insanlar iyi gelebilir.

umuyorum
devamını gör...

iclal aydın'ın en çok satan romanıdır.
birbirinden farklı üç kız kardeşin hayat yolculuğunu, çocukluk, gençlik ve yetişkinlik dönemlerini konu alır.
söylemediklerimiz, içimizde sakladığımız yüklerimiz, aile ilişkileri, akıcı ve güzel şekilde kelimelere dökülmüştür.
herkesin kendisinden bir duygu bulabileceği, insanı kendiyle yüzleştiren, üstünü örtüp unutmaya çalıştığı hisleri gün yüzüne çıkaran bir roman.
gerçeklerden kaçmayıp duygularla yüzleşildiğinde o hafifleme ve olgunlaşma hissi okuyucuya çok güzel aktarılmış.
bu hikaye ile bağlantılı olan 3 ayrı kitap daha vardır.
kitapların art arda okunabileceği gibi birbirinden bağımsız, ayrı ayrı şekilde okunabileceğini iclal aydın belirtmiştir.
sıra ile okunmak istenirse,
sıralama şu şekilde olmalıdır.
1. bir cihan kafes
2. unutursun
3. üç kız kardeş
4. kalbimin can mayası
şahsi fikrimce üç kız kardeş kitabını okumayan kimse kalbimin can mayasını önce okursa pek bir şey anlamaz ve tad alamaz. o yüzden kalbimin can mayası okunacaksa mutlaka öncesinde üç kız kardeş okunmalıdır.
ayrıca, kitap diziye uyarlanmıştır.
yakında kanal d' de izleyeceğiz. umarım kitaptan alınan tadı dizi de verir ve uzun soluklu bir yapım olur.
devamını gör...

inanılır gibi değil!
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim