damys kitchen
aşağıda resmini paylaştığım müthiş hafif tatlı tarifleri olan kadın.
mutfakla aram asgari ücretle geçinen 2 çocuk babasından hallice bir insan evladı olarak damys sayesinde nutella'lı örgü ekmek yapmayı başardım. ki bu benim için hayattaki önemli başarılarımdan birisi oldu.
bu sebepten kendisinin minik bir reklamını yaparak, karşılık vermek istedim.
bloğu da okunmaya değer.
hem seyahat yazıları hem tatlı tarifleri keyif veriyor.
mutfakla aram asgari ücretle geçinen 2 çocuk babasından hallice bir insan evladı olarak damys sayesinde nutella'lı örgü ekmek yapmayı başardım. ki bu benim için hayattaki önemli başarılarımdan birisi oldu.
bu sebepten kendisinin minik bir reklamını yaparak, karşılık vermek istedim.
bloğu da okunmaya değer.
hem seyahat yazıları hem tatlı tarifleri keyif veriyor.
devamını gör...
şarjı %2 kalmışken hala entry girmeye çalışan yazar
hoca; kağıtları verin dediği halde hâlâ soru çözmeye çalışan öğrencidir.
devamını gör...
öfke
yedi ölümcül günah'ın baphomet'e atfedilen altı numaralı günahı. ayrıca god of war 4 oynarken aktif etmezseniz eğer valkyrie denilen illeti öldüremeyeceğiniz hede. koskoca kratos, ghost of sparta gelenden geçenden dayak yedi ayıp denen bir şey var.
devamını gör...
türkçeyi katletme sorunsalı
(bkz: bağlaç olan de)
(bkz: bulunma hal eki)
(bkz: bağlaç olan ki)
(bkz: noktalama işaretleri)
(bkz: yazımı en çok karıştırılan kelimeler)
(bkz: mi soru edatı)
amme hizmeti olsun okuyun, okutturun.
aklıma geldikçe editlerim.
(bkz: bulunma hal eki)
(bkz: bağlaç olan ki)
(bkz: noktalama işaretleri)
(bkz: yazımı en çok karıştırılan kelimeler)
(bkz: mi soru edatı)
amme hizmeti olsun okuyun, okutturun.
aklıma geldikçe editlerim.
devamını gör...
namus belası
cem karaca şarkısı.
düştüm maphus damlarına
öğüt veren bol olur
toplasam o öğütleri
burdan köye yol olur
ana baba bacı kardaş
dar gününde el olur
namus belasına kardaş
yatarız zından bizim
kız gelinim suna boylum
olamadan biz bize
besmeleyle yüzün açıp
oturmadan diz dize
almış kaçırmışlar seni
çökertmişler ıssıza
namus belasına kardaş
verdiğimiz can bizim
düştüm maphus damlarına
öğüt veren bol olur
toplasam o öğütleri
burdan köye yol olur
ana baba bacı kardaş
dar gününde el olur
namus belasına kardaş
yatarız zından bizim
kız gelinim suna boylum
olamadan biz bize
besmeleyle yüzün açıp
oturmadan diz dize
almış kaçırmışlar seni
çökertmişler ıssıza
namus belasına kardaş
verdiğimiz can bizim
devamını gör...
intihar girişiminde bulunan sözlük yazarı
ben yayınlarımda insanların içine düştükleri çaresizliği, intiharı , psikolojik bunalımları ve neler yapılabileceğini anlatırken bana saçma salak mesajlar atan bok böceklerini göremiyorum bu başlıkta ?
tanım: bize ulaşması gereken yazar arkadaş. çözümsüz problem asla yoktur. her şey bir şekilde hallolur.
tanım: bize ulaşması gereken yazar arkadaş. çözümsüz problem asla yoktur. her şey bir şekilde hallolur.
devamını gör...
kanser olduğunu öğrenmek
kendimin olduğunu öğrensem belki bu kadar koymazdı.
ama babamın son emanetinin kanser olduğunu öğrenmek, belki kurtulur diye düşünürken 4. evresinde olduğunu bilmek çok ağır geldi bana.
söyleyemedim bile, henüz ikinci evredeymişsin kurtulma şansın var diye yalan söylemek zorunda kaldım anneme. hayatımda masum da olsa söylerken en çok zorlandığım yalandı bu sanırım.
ama mecburdum, onu diri tutabilmek için bir umut vermem lazımdı.
şimdi oturmuş bu sinsi hastalığın onu nasıl erittiğini izliyorum. bir taraftan umut aşılamaya çalışırken bir taraftan ızdırabımı saklamaya çalışıyorum. bu çok ağır bir yük.
düşünsenize her yüzüne bakışımda acaba ne olacak? yaşar mı? yaşarsa ne kadar yaşar diye düşünürken bunu gülümseyerek kelimelerle gizlemeye çalışıyorum.
ölüm allah'ın emri amenna, biz buna iman etmişiz. ama ha bugün ha yarın diye beklemek yani bu duyguyu tarif bile edemiyorum.
28 yaşında babam öldü, o da çok hastaydı ve çekti. onun da bu sürecine şahit oldum. aradan on yıl geçti zalim hayat beni yine aynı noktaya getirdi.
üstelik bunun önüne geçme şansım bile yok.
tek tesellim, her ikisininde evlat olarak her daim yanlarında durdum dualarını ve rızalarını kazandım.
dalım budağım kırıldı sanki ama, yıkılmak veya çökmek gibi bir şansım yok. çünkü geride eşim ve çocuğum var.
onlar için yaşamalı, onlar için savaşmalıyım. yani bu mücadele mezara kadar devam edecek gibi.
ne diyebilirim ki, içimden geçtin sen benim hayat.
güzel anılarımın hepsini unutturdun geriye bakınca hep mücadele ve dert görüyorum artık.
başka sözüm yok, bitti.
ama babamın son emanetinin kanser olduğunu öğrenmek, belki kurtulur diye düşünürken 4. evresinde olduğunu bilmek çok ağır geldi bana.
söyleyemedim bile, henüz ikinci evredeymişsin kurtulma şansın var diye yalan söylemek zorunda kaldım anneme. hayatımda masum da olsa söylerken en çok zorlandığım yalandı bu sanırım.
ama mecburdum, onu diri tutabilmek için bir umut vermem lazımdı.
şimdi oturmuş bu sinsi hastalığın onu nasıl erittiğini izliyorum. bir taraftan umut aşılamaya çalışırken bir taraftan ızdırabımı saklamaya çalışıyorum. bu çok ağır bir yük.
düşünsenize her yüzüne bakışımda acaba ne olacak? yaşar mı? yaşarsa ne kadar yaşar diye düşünürken bunu gülümseyerek kelimelerle gizlemeye çalışıyorum.
ölüm allah'ın emri amenna, biz buna iman etmişiz. ama ha bugün ha yarın diye beklemek yani bu duyguyu tarif bile edemiyorum.
28 yaşında babam öldü, o da çok hastaydı ve çekti. onun da bu sürecine şahit oldum. aradan on yıl geçti zalim hayat beni yine aynı noktaya getirdi.
üstelik bunun önüne geçme şansım bile yok.
tek tesellim, her ikisininde evlat olarak her daim yanlarında durdum dualarını ve rızalarını kazandım.
dalım budağım kırıldı sanki ama, yıkılmak veya çökmek gibi bir şansım yok. çünkü geride eşim ve çocuğum var.
onlar için yaşamalı, onlar için savaşmalıyım. yani bu mücadele mezara kadar devam edecek gibi.
ne diyebilirim ki, içimden geçtin sen benim hayat.
güzel anılarımın hepsini unutturdun geriye bakınca hep mücadele ve dert görüyorum artık.
başka sözüm yok, bitti.
devamını gör...
insana mutluluk veren sıradan olaylar
size gösterilen zorunlu olmayan nezaket ve kibarlıklar. bir küçük iyilik bütün gününüze etki edebiliyor bence.
devamını gör...
halk ekmek kuyruğundaki vatandaşların ibb'yi suçlaması
siz bu halkın cehaletini fazla hafife alıyorsunuz.
devamını gör...
normal sözlük’te tanımlarını sevdiğiniz yazarlar
ocağın sonunda katıldığım sözlükte, o günden beri beğendiğim, her tanımın sahibi yazarlar.
bilgililer mi ararsın, hazır cevaplar mı ararsın, halk dilinden anlayan mı ararsın vb.
maşallah diyorum burda yazar yazarlara.*
bilgililer mi ararsın, hazır cevaplar mı ararsın, halk dilinden anlayan mı ararsın vb.
maşallah diyorum burda yazar yazarlara.*
devamını gör...
girift radyo yayını
geçen salı akşamı yaşanan elim hadise ve ardından sabah akşam bana yapılan psikolojik baskılar sebebiyle itiraf etmem gereken bir şey var.
hugo’ya ben küfür ettim. evet arkadaşlar o, bendim.
çoğunuz bebeydiniz, ahmet özal ile tolga abi bir iş birliğine soyundu, özel kanalda yayınlanan bu çocuk programına ben ve akranlarım hastaydık. aramızda müthiş bir yarış vardı, kim bağlanacak, kim yarışacak çekişmeleri sürüp giderken ben yani şahsım yayına katıldım.
o zamanlar fakirlik ve yokluk, evimizde telefon yok, komşunun çevirmeli telefonu ile oyun oynayacaktım. 2’e basıyorum, ahize hızlı dönüyor fakat 8’e basınca* geri dönüşü tam 11 saniye sürüyordu. bütün canlarım bitti, ertesi gün okulda herkesin benimle dalga geçeceğini bileğim için ve aslında fakirlik yüzünden kaybettiğim kaderime isyan olarak küfür etmiştim.
tolga abi yayının ardından komşuyu aramış, bize bir adet telefon, bir adet ev ve araba yollayacağını fakat yaşanan bu olayı gizli tutmamız gerektiğini söyledi. işte türk televizyonlarında gerçekliğin inkarı denemesi ilk benim üzerimden yapıldı. tabi bugün bu inkar meselesi gazetelerde, ders kitaplarında ve tarihi olaylarda da devam etmektedir. mesela kızılçamlar’ın marshall projesi olması meselesi, tamamen yalan ve gerçeğin inkarıdır. imar barışlarında ve son 20 yılda hükümetin yok ettiği zeytinlikleri görmeden, 1945’e kadar giden bu zihniyetlerin yalanlarının ilk denemesi ben idim.
yıllarca sustum, inkar ettim hatta cinsiyetimi değiştirdim. ses tellerim için ameliyat oldum. fakat geçen salı akşamı o karanlık akşam, discord’un azizliğine uğradım. aslında çocukluğumdan beri telefonlarla ve teknoloji ile aram bozuk ve her talihsizlikte küfür etmek gibi bir huyum var.
neyse radyo kurucusu gomercan’dan, kırkyama’dan ve bütün dinleyenlerden özür diliyorum. aykut senden özür dilemiyorum*.
umarım beni mazur görürsünüz, çocukluk travması….
salı akşamı girift akşamı, yayın akışı yine yokmuş. aykut yine ısrarla davet etti de oradan biliyorım.*
geçen hafta, yılanların bölünerek çoğalmadığını öğrendiğimiz ilim irfan dolu bu programa, skandal bir bilimse bilgi eklemek istiyorum. ben ve kısır olan kedimiz kaplumbağaların cima edişine şaşkınlıkla şahitlik ettik.
planet earth ‘e rakip olacağınız efsane bilgi birikimimi paylaşmaktan mutluluk duyuyorum.
hugo’ya ben küfür ettim. evet arkadaşlar o, bendim.
çoğunuz bebeydiniz, ahmet özal ile tolga abi bir iş birliğine soyundu, özel kanalda yayınlanan bu çocuk programına ben ve akranlarım hastaydık. aramızda müthiş bir yarış vardı, kim bağlanacak, kim yarışacak çekişmeleri sürüp giderken ben yani şahsım yayına katıldım.
o zamanlar fakirlik ve yokluk, evimizde telefon yok, komşunun çevirmeli telefonu ile oyun oynayacaktım. 2’e basıyorum, ahize hızlı dönüyor fakat 8’e basınca* geri dönüşü tam 11 saniye sürüyordu. bütün canlarım bitti, ertesi gün okulda herkesin benimle dalga geçeceğini bileğim için ve aslında fakirlik yüzünden kaybettiğim kaderime isyan olarak küfür etmiştim.
tolga abi yayının ardından komşuyu aramış, bize bir adet telefon, bir adet ev ve araba yollayacağını fakat yaşanan bu olayı gizli tutmamız gerektiğini söyledi. işte türk televizyonlarında gerçekliğin inkarı denemesi ilk benim üzerimden yapıldı. tabi bugün bu inkar meselesi gazetelerde, ders kitaplarında ve tarihi olaylarda da devam etmektedir. mesela kızılçamlar’ın marshall projesi olması meselesi, tamamen yalan ve gerçeğin inkarıdır. imar barışlarında ve son 20 yılda hükümetin yok ettiği zeytinlikleri görmeden, 1945’e kadar giden bu zihniyetlerin yalanlarının ilk denemesi ben idim.
yıllarca sustum, inkar ettim hatta cinsiyetimi değiştirdim. ses tellerim için ameliyat oldum. fakat geçen salı akşamı o karanlık akşam, discord’un azizliğine uğradım. aslında çocukluğumdan beri telefonlarla ve teknoloji ile aram bozuk ve her talihsizlikte küfür etmek gibi bir huyum var.
neyse radyo kurucusu gomercan’dan, kırkyama’dan ve bütün dinleyenlerden özür diliyorum. aykut senden özür dilemiyorum*.
umarım beni mazur görürsünüz, çocukluk travması….
salı akşamı girift akşamı, yayın akışı yine yokmuş. aykut yine ısrarla davet etti de oradan biliyorım.*
geçen hafta, yılanların bölünerek çoğalmadığını öğrendiğimiz ilim irfan dolu bu programa, skandal bir bilimse bilgi eklemek istiyorum. ben ve kısır olan kedimiz kaplumbağaların cima edişine şaşkınlıkla şahitlik ettik.
planet earth ‘e rakip olacağınız efsane bilgi birikimimi paylaşmaktan mutluluk duyuyorum.
devamını gör...
yaran yanlış anlamalar
şimdi anlatacağım yanlış anlaşılan bir şeyden çok, yanlış anlatılan olsa da yazmak istiyorum.
yaklaşık 7 yıl önce sanayide bir yerde bir kaç ay çalışmıştım. çalıştığım yer de bir tekstil fabrikası. bilen bilir bu sektörde sonradan görme zenginler çok var, çoğunun da tripleri çekilecek gibi değildir. yaşça büyük erkeklerin ağzından da "yeğenim" lafı eksik olmaz.
bir gün yine bu sonradan görmelerden biri geldi, patron dükkanda yok. ben de yeni olduğumdan ayak işlerine bakıyor, çalışanlara ya da müşterilere bazen de çay-kahve götürüyorum. bu abi geldi "yiğenim, ahmet abin yohmu" dedi. (soru edatını bilerek bitişik yazdım, adam nasıl beceriyorsa konuşurken bitişik yazıyordu). "yok abi" dedim, "oturun, birazdan gelir". bu geçti kapının önünde oturdu, patronu beklemeye koyuldu. ben de yanına gidip "abi, çay-kahve, bir şey içer misiniz?" diye sordum. abiyi de ilk defa gördüğümü belirtmeliyim, oysa ki dükkanın müdavimlerindenmiş. bazı çalışanlar ve patronla aralarında yeni bir jargon oluşturmuşlar, her seferinde de bu şaçma şeylere gülüyorlar. bu sigarasını yaktı, yavaş yavaş bana döndü. dumanıyla beraber şu söyleri çıkardı ağzından. "bana tiribiradada getir yeğenim" dedi, üstüne de güldü. ben anlamadım tabi. her halde bilinen bir şeydir, içerden birine sorar; öğrenirim, getiririm dedim. gittim ablanın birine sordum. "abla" dedim " şu abi tirimiri bir şey istiyor, o da ne ki?" diye sordum. o da bilmiyormuş. neyse, bir daha abiye sorayım dedim, gittim sordum. "abi, sen bir şey istedin de, ben onu anlamadım. tam olarak ne istediniz?" dememle buna bir gülme tuttu, anlatamam. gülerken eliyle üç yapıyor bu. ağzında sigara, elinde kaldırılmış üç parmakla güle güle bi daha söyledi. "tiri yeğenim tiri, yani üç. tiribirarada, üçü bir arada oluyo" dedi. be burada yazamayacağım bir sürü şeyin evladı. ben senin tirine de başlarım, biraradana da başlarım diye içimden söylene söylene gittim getirdim neskafesini. karıştırırken de diyor ki, " şimdi tiribiradanın ne olduğunu anladın mı?" anladım bana ban yedirtecek sözlerin hepsi, anladım.
yaklaşık 7 yıl önce sanayide bir yerde bir kaç ay çalışmıştım. çalıştığım yer de bir tekstil fabrikası. bilen bilir bu sektörde sonradan görme zenginler çok var, çoğunun da tripleri çekilecek gibi değildir. yaşça büyük erkeklerin ağzından da "yeğenim" lafı eksik olmaz.
bir gün yine bu sonradan görmelerden biri geldi, patron dükkanda yok. ben de yeni olduğumdan ayak işlerine bakıyor, çalışanlara ya da müşterilere bazen de çay-kahve götürüyorum. bu abi geldi "yiğenim, ahmet abin yohmu" dedi. (soru edatını bilerek bitişik yazdım, adam nasıl beceriyorsa konuşurken bitişik yazıyordu). "yok abi" dedim, "oturun, birazdan gelir". bu geçti kapının önünde oturdu, patronu beklemeye koyuldu. ben de yanına gidip "abi, çay-kahve, bir şey içer misiniz?" diye sordum. abiyi de ilk defa gördüğümü belirtmeliyim, oysa ki dükkanın müdavimlerindenmiş. bazı çalışanlar ve patronla aralarında yeni bir jargon oluşturmuşlar, her seferinde de bu şaçma şeylere gülüyorlar. bu sigarasını yaktı, yavaş yavaş bana döndü. dumanıyla beraber şu söyleri çıkardı ağzından. "bana tiribiradada getir yeğenim" dedi, üstüne de güldü. ben anlamadım tabi. her halde bilinen bir şeydir, içerden birine sorar; öğrenirim, getiririm dedim. gittim ablanın birine sordum. "abla" dedim " şu abi tirimiri bir şey istiyor, o da ne ki?" diye sordum. o da bilmiyormuş. neyse, bir daha abiye sorayım dedim, gittim sordum. "abi, sen bir şey istedin de, ben onu anlamadım. tam olarak ne istediniz?" dememle buna bir gülme tuttu, anlatamam. gülerken eliyle üç yapıyor bu. ağzında sigara, elinde kaldırılmış üç parmakla güle güle bi daha söyledi. "tiri yeğenim tiri, yani üç. tiribirarada, üçü bir arada oluyo" dedi. be burada yazamayacağım bir sürü şeyin evladı. ben senin tirine de başlarım, biraradana da başlarım diye içimden söylene söylene gittim getirdim neskafesini. karıştırırken de diyor ki, " şimdi tiribiradanın ne olduğunu anladın mı?" anladım bana ban yedirtecek sözlerin hepsi, anladım.
devamını gör...
normal sözlük bug'ları
takip edilen başlıktan bildirim gelmemesi.
devamını gör...
aziz sancar’dan aşı açıklaması
"türkiye'de olsaydım aşı için sıraya girerdim" demiş türkiye'de olmadığı o kadar belli ki zaten hala uğruna sıraya girilecek bir aşı olmadığını bilmiyor.
devamını gör...
barda tek başına bir bira içip kalkabilen tip
ara ve sıra yaptığım eylemdir. ancak yaptığım eylem nedeniyle hiç pişman değilimdir.
sap’ların* bira içme hakkı engellenemez.
sap’ların* bira içme hakkı engellenemez.
devamını gör...
1 yıl içinde 192 milyar dolar borç ödememiz gerektiği gerçeği
halkın vergileriyle ödenecek borçtur.
nasıl vergiler ile 3 ayda bir ülke %4 büyüyor, aynından.
nasıl vergiler ile 3 ayda bir ülke %4 büyüyor, aynından.
devamını gör...
benjamin'i takip etmemek
devamını gör...




