o kalabalıkta kızı kaybettiğini sanmak ama terk edilmek.
devamını gör...

"hayırdır aslanım sen kimin nickaltını kapattırıyorsun?" demiyorsa o kıza bacılık hakkımı helal etmiyorum.
devamını gör...

aspiratör. ben böyle gereksiz bi gürültü duymadım hayatımda ya*.
devamını gör...

istiklal ve hürriyet benim karakterimdir.
devamını gör...

3 gün 3 gece sürüp 33 yazarın uçurulmasına sebep olmazsa tadı olmayacak tartışmadır.(u: hehehe(;)
devamını gör...

bir ihmal amca kitabıdır.

ömrü boyunca bir komünist olarak yaşayan ve öyle de ölen, nazım hikmet’in yol göstermesi ile önünde açılan masal yolunda olabilecek en güzel şekilde yürüyen bir masalcıdır ihmal amca.

eşek eşekken kitabını küçük kardeşime -artık küçük değil- hediye olarak almıştım. belki içinde bir okuma aşkı başlatırım, belki o da benim gibi çokça okur diye ama maalesef ben dibine ışık veremeyen mumdan daha yetersiz bir insan olduğum için bu dileğim tam olarak gerçekleşmedi ve kardeşim bu kitabı hala okumadı, bu yaştan sonra okusa da manası olmaz zaten.

ihmal amca bir pedagog inceliği ile yazmış masallarını. öyle akıcı, öyle sevimli, öyle masal gibi masal ki hala okuyasım gelir. masal yazmak herkesin harcı değildir. tolstoy’un erik çekirdeği’nde yaptığı gibi çocuğu derin korkulara salabilir ama ihmal amca hakkını vermiş bütün masalların.

tanıdık kahramanlar tanıdık mekanlarda bilinmedik masallarda oynuyor bu kitapta. uyku öncesi ideal bir masal yolculuğu sunuyor bize ihmal amca. bu kitabı okumayı ve de okutmayı ihmal etmemekte fayda görüyorum.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

çalışmak için berbat ama fotoğraflamak için son derece güzel. neyse ki işim fotoğraflamak.
devamını gör...

caanımın içinin sesini sekiz gözle beklediğim yayın.(bkz: swh)
devamını gör...

ngũgĩ wa thiong'o ngugi wa thiong oadlı kenyalı bir yazarın elinden çıkmış müthiş eser. uzun bir yazı yazacağım, çünkü kitap da oldukça kalın. ayrıntı yayınları’ndan ( ki gördüğüm kadarıyla çok farklı yazarların kitaplarını çevirerek harika iş yapıyorlar) toplam 798 sayfalık bir kitap. ama garanti ediyorum ki tek bir sayfasında dahi sıkılmayacaksınız. olay örgüsü muhteşem işlenmiş.

kitabı ilk okumaya başladığım zamanki heyecanı bitirince de yaşadım. nadide bir şey bulduğunuzda heyecan yaşarsınız ya, ben de gerçekten hayran olduğum bir kitap/yazar keşfettiğimde aynı heyecanı yaşıyorum. en son bu heyecanı ‘körlük’ kitabında yaşamıştım; körlük kitabını bilenler heyecanımın boyutunu takdir ederler diye düşünüyorum.

bir kere gereksiz betimlemeler yok; bu kadar kalın kitaplarda genelde konu lastik gibi uzatılır, gereksiz betimlemelere boğulur kitap. ama bu kitapta betimleme çok az, karakterleri ve olayların geçtiği mekanları kafanızda canlandırmak tamamen hayalgücünüze bağlı. merak etmeyin, okudukça kafanızda temsili bir kahraman resmi yaratıyorsunuz. ee peki betimleme yok, lastik gibi uzatmak yok, bu kitap neden bu kadar kalın derseniz, iç içe geçmiş bir çok olayı içinde barındırıyor. demem o ki dolu dolu bir kitap .

konusu kısaca şöyle: aburirya adlı bir afrika ülkesi’nde , bir diktatör ve tesadüflerin sonucu kendisini kargalar büyücüsü olarak bulan kamiti’nin yollarının çakışmasını anlatıyor.

bundan sonrası tamamen spoiler; isterseniz kitabı bitirdikten sonra bu bölümü okuyabilirsiniz.

yazarın öncelikte diktatörlüğü yaşadığını ve yerinde gördüğünü söylemeliyim.kitap içindeki , bazen abartıyla anlatılan olaylar bence yazarın gerçekten yaşadıklarını ve gördüklerini anlatıyor. yani diktatörlük rejimini gören bir yazardan , diktatör bir hükümdarı okuyorsunuz. bunu her ne kadar mizahi bir dille anlatsa da ( mizahı gerçekten harika, bazı yerleri kahkahayla okuyorsunuz) aslında roman gerçekleri anlatmaktadır.

nedense idi amin’den esinlendiğini düşünüyorum bazı bölümlerde. idi amin’in düşmanlarını yok edip yemedi ile ilgili hikayeleri bilirsiniz.burada da hükümdar, soğuk savaş döneminde batının yardımıyla tahta geçmiş, komünist düşmanlarını öldürmüş ve aslında batıya hizmetle o konuma gelmiştir. öldürdüğü düşmanlarının kemiklerinden büyük bir oda yapmış ve kimi zaman kendini o odaya kapatarak : ‘bakın beni alt edeceğinizi sandınız ama en son gülen benim’ diye onlara asıl güçlünün kim olduğunu gösteriyor kendi çapında.

ee diktatör olur da yanında şakşakçıları olmaz mı? machokali yurtdışına giderek gözlerini büyütmüş ve hükümdara ‘sizin için, size tehlike olacak herkesi görebilirim böylece’ diyerek bakanlık koltuğunu kapmıştır. sikiokuu ise kulaklarını büyütmüş ve ‘sizin kulağınız olacağım, düşmanlarınızın tüm konuşmalarını böylece duyabileceğim’ demiştir. o da böylece bakanlık koltuğunu kapmıştır. ülkede belli mevkiye gelenlerin ve zenginlerin ilk yaptığı şey ise ‘mercedes benz’ almak*. çok garip , hiç bir yerde görmemiştim
bunu*

kargalar büyücüsü olayı ise komik ve tesadüfler içeriyor. kargalar büyücüsü olan kamiti , fakir bir aileden geliyor. ailesi zor bela onu hindistan’a gönderip akademik eğitim almasını sağlıyor. ülkeye 2 diplomayla gelen kamiti, iş bulacağından emindir ama nafile. aç aç her gün iş ararken bir gün çöplükte açlıktan bayılır ve ruhu bir kuş olup bedenini terk eder. havada süzülür ve bedenine geri döner. ama o sırada çöpçüler onu ölü zannedio soymak istemişler ve kamiti tekrar canlanınca korkmuş ve ‘şeytanı gördük’ diye etrafı velveleye vermişlerdir. daha bunun benzeri bir çok tesadüf onu kargalar büyücüsü olmaya itmiştir. bu tesadüf zinciri de öyle kısa değil efendim, bir başlasam 200 sayfada ancak anlatabilirim.

kamiti iş ararken nyawira ile tanışır. nyawira’nın patronunun onu aşağılayarak ‘iş yok’ demesi, sonrasında ‘cennete yürüyüş’ başkanı seçilen tjarika(nyawira’nın patronu), oluşan rüşvet ağı ve oluşan ucu bucağı olmayan kuyruklar.

hükümdarın kitap sonlarına doğru iyice paranoyaklaşıp, etrafında güçlü olan herkesi öldürmeye başlaması ve keyfi kanunlarla insanların suçsuz yere nasıl ölüme mahkum edildiği , diktatörlüğün yani tek insan rejiminin keyfiliğini gözler önüne seriyor. çünkü ülke=hükümdar; ülke hükümdarın malı gibi görülüyor.

afrika ve afrikalıların alışkanlıkları, inançları hakkında da çok şey öğreniyoruz. yazar halk masallarını aralara yerleştiriyor. genel olarak anladığım , afrikalıların hurafelere fazlasıyla bağlılığı ve yazar bir anlamda bunu eleştiriyor. kafamdaki soru işareti şu ki: kargalar büyücüsü’nün gerçekten gücü var mı, yoksa insanlara verdiği tavsiyeler onları farklı şekilde adım atarak başarı sağlamasını mı sağlamıştır. çünkü olaylar , o kadar tesadüfi olarak ilerliyor ki , büyücünün başarısı mı yoksa tesadüfler silsilesi mi diye şüpheye düşüyorsunuz.

yazarın bir eleştirisi daha var: ülkede , özellikle belli bir gelir seviyesinde olan kişilerde peydah olan ‘beyazlık’ ve ‘eğer’ hastalığı. sanırım halkının, beyazlara imrenmesini ve siyahlıklarından utanmalarını ve beyazları kendilerinden üstün görmelerini bu şekilde eleştiriyor ve bunu ‘hastalık’ olarak belirtiyor. çok parası vardır, mevkisi vardır ama hala kendini üstün hissedemez, çünkü beyaz değildir; bu düşünce de hastalıktır.

hükümdara ve sisteme karşı oluşan halk hareketinin öncülerinin kadın olması ve cesaretleri kitapta sıkça yer buluyor. hatta kitapta bu başkaldırı için şunu der:


kadınların törelerin ağırlığını taşımak zorunda bırakılmalarına da karşı çıkıyoruz’.


erkek egemen bir toplumda , kadınların başkaldırmaları hükümetçe de tehdit olarak görülüyor. kadının, söz hakkı olmayacak, yediği dayağı hazmedip oturacak ve eşi başkalarıyla gönül eğlendirirken oturup ses çıkarmayacak. ‘kadının önemli görevlerde işi nedir, otursun evinde’ politikası ve töreleri hüküm süren bir ülkede , bu kadın direnişi sizi heyecanlandırıyor. hükümdarın tehdit olarak gördüğü iki kesim var: aydınlanma ihtimali olan öğrenciler ve kadınlar. çünkü onun varlığını tehdit edecek olan, aydınlanmış çocuklar ve organize olmuş kadınlar. bunu şimdi ülkemize uygulayın; kadın hakları karşıtı bazı politikaların ve kanunların nedenini daha iyi anlayacaksınız umarım. kitapta ne demiş:


içinde doğduğun kabileyi seçme şansın yok ama birlikte olmak istediğin kişileri seçmek senin elinde. biyoloji kaderdir;siyasetse seçim’


kitabın sonlarına doğru , ülkeye sözde demokrasinin gelmesi ülkede özelleştirmeyi getirmiş; abd’nin avrupa’nın zengin maden yataklarını işletme hakları ; petrol şirketlerine de sahil şeridinde araştırma yapmalarına izin verilmiştir. bunlar zaten afrika’nın gerçekleridir. o kadar zengin maden yatakları olan bir bölgede, insanların açlıktan ölmeleri ancak bu şekilde açıklanabilir.

kitapta alıntılayacağım o kadar çok yer var ki ama sadece ana fikri içeren aşağıdaki paragrafı bırakacağım. okuyun, okutun. elimde olsa bu kitaptan milyonlarca nüsha çıkartıp, dağ taş tepe gezerek herkese okuturdum. belki insanlar yaklaşan tehlikeleri görür ve ayağını denk alır.


şunu gördüm: avrupa,17.yy civarı , afrika’daki kimilerini kötülüğüyle dölledi. bu gebeliklerden köle plantastonunun köle şoförleri doğdular, onlar sömürge plantasyonunun sömürge şoförlerine dönüştüler, onlarsa yıllar sonra sömürge sonrası dönemin plantasyonunda neo-kolonyal pilotlara dönüştüler. şimdi ise küresel ölçekteki bir plantasyonun modern şoför ve pilotlarına mı dönüştüler yoksa? ama afrika kendi cinsini de dölledi ve bu da halkımıza ‘kahramanlarımızı öldürseniz de biz kadınlar umutla yeni kahramanlıklara gebeyiz’ türkülerini söyletti. bu yüzden, ata yadigarını satıp savanlara umutsuzca haykırmayın, mirasımızı korumak için mücadele verenlerin başarılarına gururla gülümseyin
devamını gör...

kim mutsuz ya sağlığımız yerinde çok şükür.
devamını gör...

karanlık bir gecede tenime işler yağmur damlaları
derimin altındaki cam kırıkları
ayaklarımın altındaki papatyalar kan kırmızı
fısıldar durur bir adam şarkımı
sırtımda havanın ayazı
ölmekteyim gecenin bir yarısı
tutacak olan var mıdır bir korkağın yasını
kaldıramaz ölü bedenim acıyı
yolun sonu ceset torbası
ölürsem tutma yasımı
devamını gör...

17 eylül 1176'da miryokefalon ovası'nda .anadolu selçuklu ile bizans arasında gerçekleşmiştir. türkçe adlandırması, "düzbel savaşı" dır. savaşın cereyan ettiği yer tam olarak bilinmemekle birlikte ısparta ili sınırları içerisinde bir yerde olduğu kabul edilir. anadolu selçuklu devleti’nin zaferi ile sona ermiştir. malazgirt meydan muharebesi'nin ardından askeri dengenin korunduğu ve anadolu'da türk hâkimiyetinin kesin olarak kabul edildiği savaştır.

epey uzun zaman geçti ama lisedeyken tarih hocamız bu savaş için "türk tarihinin en önemli üç savaşından biridir" derdi. zannediyorum tarihçilerin kullandığı ve bilimsel olarak kabul gören tabir bunlar:

yurt kuran savaş : 26 ağustos 1071 malazgirt savaşı, (türkler anadolu'yu fethe başladılar.)

yurt koruyan savaş : 17 eylül 1176 miryokefalon savaşı (1071 malazgirt savaşı ile kurulan yurdu ; yani anadoluyu koruyan savaş. bu savaştan sonra anadolu hızla türkleşmiştir.)

yurt kurtaran savaş: 22 ağustos - 13 eylül 1921 sakarya meydan muharebesi (tesadüf eseri gene bir 13 eylül tarihinde olan 1683 senesindeki viyana'da başlayan çekilme, 238 sene sonra sakarya'da durdurulmuştur.)
devamını gör...

özellikle üst katta, müstakil evde yaşıyormuşçasına, sabahın erken saati, gecenin geç saati demeden gürültü edilmesi.

madem hayvan gibi yaşamaya bu kadar meraklısınız, ev değil ahır kiralayın kendinize!

(bkz: apartman gürültü yönetmeliği)
devamını gör...

pilotlar uçak kullanan otobüs şöförleridir.
devamını gör...

karşınsındakini aptal yerine koyan insandır
devamını gör...

üst üste olan ufak yaralanmalar sonucu, kemiğin yorgunluğa bağlı hassas olması sebebiyle, hiç zorlanmayan bir zamanda oluşan çatlak şeklindeki kırıklardır.

genellikle ayak tarak kemiğinde ya da kaval kemiğinde görülür. tarak kemiğinde olanını balerinler sık yaşar. uzun süredir spor yapmayan kişilerde de zorlama (mesela fazla uzun yürüyüşler) sonucu görülmektedir. yanlış ayakkabı seçimi de bu kırıklara sebep olabilir.

normal kırığın iyileşme süresinin iki katı iyileşme süresi vardır. zorlayıcıdır. tarak kemiğinde olanı merdiven çıkarken canınıza okur.
devamını gör...

geçen zamanın uzunluğuna göre ankara veya stockholm radyosuna bağlanmanızla sonuçlanabilecek süreç*
devamını gör...

bayılırım.ben oturacağım herkes çalışacak falan.en sona da önüme etleri sucukları dizip verecekler.sonra eğer keyfim olursa patlıcanları közletip deli bir salata yapardım belki.canım çekti bak şimdi.
devamını gör...

babam kazandırdı kitabın ismini hatırlamıyorum ama ilgimi çekmek için kitabın bir sayfasına kadar okudu sonra okumayı bıraktı bende merak edip okumaya devam ettim . merakımı uyandırması böyle bir yol izlemesi şimdi düşündükçe çok mutlu ediyor .
devamını gör...

seneye bu zamanlar alt tertip yazarlara devrecilik yapacak, onlara “torun” diyecek olan nesildir. haftada bir sözlüğe su basacağız.*
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim