kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

(bkz: hacılara yürüyor korkmuyorum)
devamını gör...

belki de terslik bende
yapamadım bu düzende
kaçacak delik arar oldum
sürüngenler şehrinde
eğitilmiş köpekler
doymak bilmez maymunlar
yaşamak istemem artık aranızda.

-yavuz çetin.
devamını gör...

fanatik olamasam da vasat dedikleri kadroyla şampiyonluk yaşayan beşiktaş’ımı can-ı gönülden kutluyorum.
devamını gör...

alın çayınızı, çıkın balkona, kafanızda bir konu belirleyin ve kendi kendinize içinizden konuşmaya başlayın.

bu konu sefalet olabilir, hayal kurmak, aşk, tutku, ölüm. yaşamın içinde var olan her gerçek olabilir. başlayın konuşmaya. bir de bakacaksınız ki sınırlı, belli başlı ezberlerden başka bir şey konuşayamıyorsunuz. kalıplara sıkışıp kaldığınızı hissedeceksiniz. konuşmalarınızın kendi yaşamınızdan, kendi deneyimlerinizden başka bir yerden temellenemediğini göreceksiniz. "hayat bu kadar mı gerçekten ?" diye soracaksınızdır kendinize. eğer gerçekten iki kelam adamakıllı konuşmak istiyorsanız, kafa yormak gerektiğini düşünüyorsanız çevremizde olup bitenlere, çıktığınız kapı orası olacak.

bunlar spesifik konular da olabilir tabii. söz gelimi en sevdiği konu 2. dünya savaşı olan bir insansanız, birahane darbesini bir anlatmaya çalışın kendinize. bir şeyler anımsıyorsanız ama gitmiyorsa okuyacaksınız demektir. eğer bu gerçeğin farkına varabilirseniz açıp okursunuz. eğer gerçekten sözlerinizin, davranışlarınızın birilerine dokunmasını istiyorsanız okursunuz. eğer kibarlığın insanlara yol vermek, bir kadının sandalyesini çekmek, insanlara tatlı dille konuşmak gibi simgesel şeylerle sınırlı kaldığını düşünüyorsanız okursunuz. kibarlık denilince, aklınıza bir dostunuzun rahatsız olacağını bildiğiniz bir konu açıldığında, o hissi sezip, kimseye hissettirmeden ustalıkla konuyu değiştirmek gibi gizli edimler gelmiyorsa okuyacaksınız.

"okuyamıyoruz" diye bir şey yoktur. "merak etmiyorum" vardır. "pencerelerimi kapattım, neyin ne olduğunu bilmek istemiyorum" vardır. "yaşamın ne gibi zalimliklerinin olduğunu, nerede nelerin yaşandığını bilmek istemiyorum" vardır. okumak gereklidir, mecburidir. okumaktan yoksun bir ömrün niteliği tartışılır. yaşamınıza anlam kazandırın.
devamını gör...

melih cevdet anday'ın söylediği gibi ise durum, huzurla ve bu enerjiyle uyunduğu için olabilir;
"bir misafirliğe gitsem
bana temiz bir yatak yapsalar
her şeyi, adımı bile unutup, uyusam…"
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ben hep önemserim. benim asıl problemim de bu.
devamını gör...

#188575 yazar aeneas,
maalesef benimde gözlemlediğim birşeydir bu, ve çok üzülürüm, 9-10 sene önce, hatırı sayılır bir mağazalar zinciri dünya markasının, "türkiye" birşey, bilmemne müdürlüğü gibi üst düzey bir konumda yönetici bir kadınla tanıştım, arkadaşımızın arkadaşı, iş ortamı değil, bişeyler yiyip içiyoruz...

kadın 42 yaşında bekar, hiç evlilik yapmamış, yurtdışında okumuş, yaşamış çalışmış (kuzeyde baya refah bir ülke) yükselmiş etmiş, gelmiş, ev bulmuş, baba bir semtte, bakın burası çokomelli.. arkadaşı evlendiği için bekar evinin eşyalarını komple vermiş, buda almış... diyorki eşyalara bakmadım bile.. (!)
"ben nasıl olsa >evlenince< yeni eşyalar alıcam kendime,
>o zaman< istediğim gibi güzel şeyler seçerim, alırım, şimdi "niye" alıyım *..."

bakın ikinci el alınabilir, kullanılabilir, burada mevzu, kadının parası var, kendini layık görmüyor, layık olacağı günü bekliyor..

o anda bütün hayranlığımın, soru sorma isteğimin gittiğini, omuzlarımın filan düştüğünü, öylece kaldığımı hatırlıyorum...

peki dedim, başka ne konuşabilirimki kendisiyle, evlenene kadar ve evlendikten sonrası bu kadar farkeden bir insan...
şu anda, tek başınayken güzel bir hayatı hak ettiğini düşünmüyor arkadaş..
evlendiği güne kadar, evleneceği günü bekleyecek.. yani bir erkekle evli olduğunda beğendiği eşyaları alıp üstüne oturmaya hakkı olacak.. bugün hangi eşyalarla yaşadığı önemli değil.. hakkı değil, öyle sanıyor.. ne acı değilmi..

o arkadaşın maaşının 10 da birini filan alıyormuşumdur o zaman bende yalnız yaşıyorum, 40 m2 (yarısı da teras (u: ?)) minicik bir çatı katıydı ama herşeyimi yeni almıştım, ev sıfırdı ama, beyaz eşyaların yarısını ben ödedim istediğim marka olsun diye, mutfağını büyüttüm ettim, ve 2 sene sonra ev sahibine bıraktım, herkesin uygun bişey al, ikinci el ucuz bişeyler al, demesine sinir oluyordum, niye ucuz eşyalar kullanayım ya, niye değersiz eşyalar kullanayım, istediğim beğendiğim şeyleri ucuza mal etmeye çalışabilirim, o başka,
o zamanlar kafamı kurcalayan birçok şeyin adını koyamamıştım, ama bugün daha iyi biliyorumki, bize çocukluğumuzdan başlayarak öğretilen, isteyerek veya istemeyerek bilinçaltımıza sokulan birçok şey yan lış... hemde çok yanlış...

kendini iyi şeylere layık görmeyen, iyi insanlara, iyi erkeklere layık görmeyen, çalışkan başarılı, akıllı kadınların, bir yerde artık uyanması gereken bir konu bu..

bir ilişki, kadın, erkek, arkadaş, sevgili, aile.. nasıl olmalı, doğrusu nedir, kimin neye hakkı vardır, neye hakkı yoktur, bunlar bize öğretilmiyor maalesef..
kendi kendine öğrenmek de baya zaman alıyor...

"4/4 lük kadınlar görüyorum, güzellik, zerafet, şıklık, entelektüel birikim vs. fakat at hırsızı görünümlü, 100 kelime ile hayatını idame eden tiplere bağlanıp aşk acısı çekiyorlar, insan insanla sınanıyor demekki..."

nejat işler
devamını gör...

bunu niye burdan yazma geregi duydunuz sayin yazar? cunku ekside rahatca ifade edemediniz sanirim. ama bizler burada baska bir sozlugun dedikodusunu okumak zorunda degiliz diye dusunuyorum.
devamını gör...

açılın ulan sayın arkadaşlar mekanın sahibi geldi. nickim gençlerin ilgisini çekmiş. bu nickin hikayesini anlatayım bu geyik bitsin. hüzünlü ve dram dolu bir hikayedir. kalbi olanlar okumasın. bu ülke vatandaşlarının hafızası zayıftır diyenler ise tarağımı yesin. anlatmaya başlamadan sinirim bozuldu elim ayağım titriyor. sözlükte küfür yasakmış. salsam kendimi küfür dağarcığımın entelektüel kapasitesinin üzerinde olduğunu kanıtlasam.

neyse efendim ben geveze bir insan olarak olayın teğetinde dolaşarak kafanızı ütülemeyeyim. aslında hırvatı ben yaladım. yalamaz olaydım. hayatımın kararacağını bilmiyordum. kader ağlarını örmüş hayatımın içinden geçme planları yapıyormuş.

türkiye'de tıp fakültesini bitirmiş seksi bir delikanlıydım. kars'ın digor ilçesinde mecburi hizmet yapınca kutsal bir iş ve meslek yaptığımı anladım. benim gibi boktan birinin kutsal işler yapması doğru değildi. bu işi namuslu onurlu ve başı secdeye değen insanların yapması daha doğru diyerek istifa ettim. ben içkici bir ittim. kutsal iş yapacak biri değildim.

amma uzattın ya diyenler olabilir ama sayın okuyucu bunları bilmezseniz hırvatı neden yaladığımı anlayamazsınız. aslında mecbur bırakıldığımı. ülkemizin şerefi ve namusu söz konusu olmasa gider tuvalette masturbasyon yapar geçerdim.

devletten istifa edip amerika ve brezilya'da aylaklık ve serserilik yaptıktan sonra avrupa'ya döndüm. biz anadolu çocuğuyuz. öğünmek gibi olmasın eskişehirliyim. şu an tam emin değilim ama finlandiya ya da danimarka'da yaşıyorum o dönem. türkiye'yi özlüyorum delice. duydum ki hırvatistan türkiye maçı varmış.

futboldan pek anlamam. en büyük eskişehirspor konusunda netim bu kadar. aslında maç önemli değil benim için. türkçe konuşmayı özlemiştim. oradaki taraftarlarla konuşup maçta küfretmek için hırvatistan'a gittim. maçtan on saat kadar önce oraya ulaştım. biraz dolaştıktan sonra içmeye başladım. üzerimde eskişehirspor forması var.

kafam çok yüksek içkinin yanında oradaki gençler bana başka bir şeyler vermişti. maç başlayınca bir baktım ben hırvat taraftarların arasındayım. kafamı silkeyim desem de yapacak bir şey yoktu. taraftarlar çılgınca eğleniyor. hemen yan tarafımda belinden üzeri çıplak bir kız var. dünya güzeli. memelerinden birini kırmızıya diğerini beyaza boyamış. hıplayıp duruyor. ben zaten maç sevmem türkiye için oradayım. kırmızı beyaz yerinde durmayan şeylere gözüm takıldı.

şimdi beni ayıplayıp abazalık hatta sapıklıkla suçlayabilirsiniz ama çok güzeldi ve gözlerimi alamıyordum. kızın yanına gittim beraber hoplayıp zıplıyoruz. hırvatistan bir gol atınca sarıldık kardeşçe. göğüslerini bedenime yapıştırdı. arada ufak tefek sohbet ettik. maç bitince hırvatlar mı kazandı ben mi kazandım bilemiyorum. kadın dudaklarıma yapıştı. ben de ayıp olmasın diye hafiften kızın orasını burasını yaladım. yalamaz olaydım. orası burası derken sapık zannetmeyin göğüsleri yalamıştım.

tüm kameralar bizi çekiyormuş. ben o dönem pek tv izlemiyorum. geri döndüm işime. bir ay kadar sonra eskişehir'e gelmek zorunda kaldım. eskişehir'de bir tanrıça gibi karşılandım. büyüksün heykelini dikset testislere beton yetmez falan. kendi çapımda bir kahraman olmuşum. hırvatı yalayan esesliyim. hayatında ilk defa önemli biri olmak ne demek bilemezsiniz. önemli ve ünlü biriydim artık. haber bültenlerine falan çıkmışım ama bir kaç ay geçmiş kimse beni unutmamış. eskişehir'de bir bara girdim millet beni alkışladı. gençler tapınıyordu adeta.

eskişehir'de zaten tanınan biriydim ama bu olay sonrası lakabım doktor değil hırvattı. ben bu olayla gurur duyuyordum.

ancak yıllar geçtikçe bu olay karşıma çıkmaya başladı. japonya'da çalışıyorum. küresel bir şirketle iş bağlamak üzereyim. işi bağlasam yedi sülaleme yetecek para kazanacağım. konuyla ilgisi olmasa da bu video çıktı ortaya. konu öyle saptı ki japon firmasından kovuldum.

türkiye'ye döndüm. ben üç gün o kızla beş gün bu hatunla takılan bir modelim. bir kadınla inanılmaz bir uyum sağladık. kız ülkenin en zengin ailelerinden biri. benim annem ve babam ilkokul mezunu. tanışma toplantısında bu video konusu çıktı. ve kızın ailesi sorun yaptı.

sonra inanılmaz paralar ödeyerek bu videoyu yok ettim. eskişehir'e gittiğimde hala hırvat gelmiş büyüksün diyenler oluyor.

kesin ve net söylüyorum. o ben değilim. hırvatı ben yalamadım.
devamını gör...

vitrin
devamını gör...

rammstein'in alışılmış ritminin dışında, yine de güzel bir klibe sahip şarkı. almanca sensiz anlamına gelmektedir.

devamını gör...

iş bankası tek geçer gerçekten de
devamını gör...

göklerde kartal gibiydim
kanatlarımdan vuruldum
mor çiçekli dal gibiydim
bahar vaktin de kırıldım

selam olsun ona
kürt mantolu madonna ‘ya
içimizde ki şeytana.
devamını gör...

hooopp sakin! hemen umutlanmayın. bildiğimiz iki çift meme değil bu, ingilizce'de "meme" diye yazılan ve "miim" diye okunan meme bu. bir çoğunuzun bu kültürü bildiğinden zaten eminim. o yüzden, reddit'deki meme kültürüne aşina olan, benim gibi diğer loser yazarların memelerini beklediğim başlıktır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

not: yukarıdaki meme yüzde yüz gerçekleri anlatmaktadır. o cepte. ayrıca orijinalinde "enjoyer" denen kelimenin, türkçedeki tam bir karşılığı olmadığı için "sever" şeklinde çevirdim. zira bu kelimenin tam manası ancak ingilizce'nin kendine has incelikleri sayesinde anlaşılabilmekte. yine de bu çevirimin yanlış olduğunu düşünenlerin fikirlerini de bekliyorum.
devamını gör...

uzaylıyım ben sektirdiğimin çocuğu demek istediğim tip. her yerde bulunan bir tip aynı zamanda.

daha taşra bir yerde yaşıyorsanız soru şu şekilde değişir: sen hangi köylüsün yeğenim?
devamını gör...

hiç geçmeyendir. üzerine yapışır geçmiş. tabi seni sen yapandır bir yandan. acılarını, sevinçlerini sakladığın zaman dilimidir. ama orada takılı kalmak seni diplere doğru çeker. yapılması gereken, geçmişten ders alıp şimdiyi ve geleceği güzel kılmaya çalışmaktır.
devamını gör...

bir esdemirei ukdesi.

brokolinin ucuzladığı bu günlerde sebze çorbası içmek isteyenler için lezzetli fakat yapımı biraz uğraştırıcı bir çorba. (blender'ınız yoksa yapmanız imkansıza yakın)

malzemeler:

yarım kilo kadar brokoli
bir adet patates
bir adet soğan
1-2 adet havuç
2 su bardağı süt
bir paket süt kreması
tereyağ
un
tuz
karabiber ve damak zevkinize göre diğer çeşitli baharatlar

yapılışı:

sebzeleri büyük bir tencereye doğrayarak koyun, üzerini geçecek kadar su ilave edin. fazla koymayın, en kötü az kalırsa üstüne ilave edersiniz. sebzeler yumuşayana pişirin.

bir tavaya 2-3 kaşık kadar tereyağ koyup kızdırın, üzerine un koyup rengi değişene kadar kavurun. sütü yavaş yavaş ilave ederek topak kalmayana kadar karıştırın (evet beşamel sos yapıyoruz) son olarak süt kremasını da ilave ederek iyice karıştırın kenarda bırakın. çok önceden hazırlamayın üstünde bir tabaka oluşuyor sonra.

sebzeleri iyice yumuşayana kadar haşladıktan sonra blender'dan geçirin. eğer suyu fazla geliyorsa bir kısmını süzebilirsiniz. blender'dan geçirdiğiniz püre kıvamına gelmiş malzemelerinizin üstüne beşamel sosu ekleyin. tuz ve damak zevkinize göre diğer baharatları da ekleyin. karıştırın. içmeye hazır, afiyet olsun.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim