bir ömer hayyam rubaisi bırak
bir testici gördüm, çamur içindeydi:
ayağı çarkında, elinde bir testi;
testinin başında bir yoksulun ayağı
kulpunda bir padişahın kellesi.
ne yazık, pişmiş ekmek çiğlerin elinde;
ne yazık, çeşmeler cimrilerin elinde.
o canım türk güzeli kömür gözleriyle,
çaylakların, uğruların, eğrilerin elinde.
bilir misin, yüceler yücesi tanrı,
şarap ne zaman çoşturur içenleri?
pazar, pazartesi, salı, çarşamba, perşembe,
bir de cuma, cumartesi günleri
devamını gör...
pame radyo yayını
bazı mutlu anlarda o anın biteceği hissine kapılır ve durduk yerde bir hüzne boğuluveririz. bu yayına o kadar alıştım ki bazen ya bir gün biterse diye korkuyorum*. evet daim olsun.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
mavi
bir perde misali
derin bir uykunun
karanlık gölgesi
kızıl
savrulan saçların
denize direnişi
direnişin kutlu olsun
karanlık gecenin
ahenkli güneşi
sen dans ettikçe
ayın ışığı
düştükçe yüzüne
bir perde misali
derin bir uykunun
karanlık gölgesi
kızıl
savrulan saçların
denize direnişi
direnişin kutlu olsun
karanlık gecenin
ahenkli güneşi
sen dans ettikçe
ayın ışığı
düştükçe yüzüne
devamını gör...
körleşme
''körleşme'' adıyla dilimize çevrilmiş elias canetti'nin inanması çok zor ama henüz 26 yaşındayken yazdığı rivayet edilen muhteşem kitabı. oğuz atay'ın isteği üzerine ahmet cemal tarafından dilimize çevrilmiştir.
bütün dünyası kitaplarından ibaret bir sinoloji profesörünün çevresine, hayata ve insanlara olan körleşmesinin konu edildiği kitap; nietzsche ve hegel'in insan ilişkilerindeki efendi-köle ilişkisine dayalı tahakküm yasasının ispatı niteliği taşıyor adeta.
her ne kadar bilinç akışı tekniği okurken biraz yorucu olsa da, ikinci dünya savaşı ve nazizim dönemini yaşamış bulgar bir yahudi olan canetti bu kitabıyla; içinde bulunduğu atmosferi ve zamanının faşist ruhunu mükemmel yansıtmış fikrimce.
bütün dünyası kitaplarından ibaret bir sinoloji profesörünün çevresine, hayata ve insanlara olan körleşmesinin konu edildiği kitap; nietzsche ve hegel'in insan ilişkilerindeki efendi-köle ilişkisine dayalı tahakküm yasasının ispatı niteliği taşıyor adeta.
her ne kadar bilinç akışı tekniği okurken biraz yorucu olsa da, ikinci dünya savaşı ve nazizim dönemini yaşamış bulgar bir yahudi olan canetti bu kitabıyla; içinde bulunduğu atmosferi ve zamanının faşist ruhunu mükemmel yansıtmış fikrimce.
devamını gör...
tecavüz suçlularına verilebilecek en mantıklı ceza
sorgusuz sualsiz zehirli iğne yaparak öldürülmeleri lazım.
cezaevinde bu insanları beslemek topluma yapılmış saygısızlıktır.
cezaevinde bu insanları beslemek topluma yapılmış saygısızlıktır.
devamını gör...
erkek çocuk doğurmayan kadını boşayan erkek
tükür ulan babanın suratına!!
önce kendisini tebrik ettiğim erkektir. biraz geç kalmıştır ama adım atmış olması da bir şeydir. bu adımı ile başta eşinin, sonra kız çocuğunun ve ileride doğacak olan çocuklarının hayatlarını kurtarmıştır. böyle bir babanın erkek evladı da kendisi gibi yetişecekti muhtemelen. bu aktarılmış düşünceleriyle aramızda dolaşıyor olacaktı. sayıları azalmış oldu sayesinde. umarım bu genetik yapı azalarak tükenecektir. ha kız çocuğunu da örümcek beyniyle yetiştireceği için, kızı da on sekiz yaşına geldiğinde belki de babası gibi biriyle kaçacak, sonra biz onu esra erolun programında izliyor olacaktık. bizi bunlardan kurtardığı için teşekkür ediyorum. en güzeli de şu; eşi yetersizlik ve değersizlik duygularından arınmış olacak. belki de gerçek sevgiyi öğrenecek ve kendi kızına da bunları öğretebilecek ileride. yani güzel şeylerin başlangıcı olabilir bu hareketi. ben çghb diyorum!
önce kendisini tebrik ettiğim erkektir. biraz geç kalmıştır ama adım atmış olması da bir şeydir. bu adımı ile başta eşinin, sonra kız çocuğunun ve ileride doğacak olan çocuklarının hayatlarını kurtarmıştır. böyle bir babanın erkek evladı da kendisi gibi yetişecekti muhtemelen. bu aktarılmış düşünceleriyle aramızda dolaşıyor olacaktı. sayıları azalmış oldu sayesinde. umarım bu genetik yapı azalarak tükenecektir. ha kız çocuğunu da örümcek beyniyle yetiştireceği için, kızı da on sekiz yaşına geldiğinde belki de babası gibi biriyle kaçacak, sonra biz onu esra erolun programında izliyor olacaktık. bizi bunlardan kurtardığı için teşekkür ediyorum. en güzeli de şu; eşi yetersizlik ve değersizlik duygularından arınmış olacak. belki de gerçek sevgiyi öğrenecek ve kendi kızına da bunları öğretebilecek ileride. yani güzel şeylerin başlangıcı olabilir bu hareketi. ben çghb diyorum!
devamını gör...
gece yatmadan önce yapılan son şey
çocukları en sessiz halindeyken öpüp koklamak.
hala bir parça enerjim varsa uyandırmaya bile çalışıyorum öperken. uyku arası konuşmalar komik oluyor.
hala bir parça enerjim varsa uyandırmaya bile çalışıyorum öperken. uyku arası konuşmalar komik oluyor.
devamını gör...
kitap alıntıları
yaşanılanlar,görülenler ve öğrenilenler ne kadar acı olursa olsun,macera insanoğlu için büyük bir nimetti.çünkü dünyadaki en büyük mutluluk,bu dünyanın şahidi olmaktı.
ihsan oktay anar-puslu kıtalar atlası(yanlış hatırlamıyorsam)
devamını gör...
17 haziran 2021 hdp izmir il binasına yapılan saldırı
yakın tarihi biraz hatırlayan herkesin, alt metnini çok iyi okuduğu korkunç eylem.
çok öfkeliyim, hem de çok. terörist dediğiniz hdp mi daha terörist, yoksa siz mi?
hayattan kopardığınız o masum kadının yaşayamadığı her bir saniyenin hesabını vereceksiniz. kanlı elleriniz, kanlı iktidarınız yerin dibine girsin.
çok öfkeliyim, hem de çok. terörist dediğiniz hdp mi daha terörist, yoksa siz mi?
hayattan kopardığınız o masum kadının yaşayamadığı her bir saniyenin hesabını vereceksiniz. kanlı elleriniz, kanlı iktidarınız yerin dibine girsin.
devamını gör...
wolfgang amadeus mozart
öldüğü zaman karısı, danimarkalı bir diplomatla evlenmiş. diplomat, mezar taşına da burada mozart'ın eşinin ikinci kocası yatıyor yazdırmıştır.
devamını gör...
amish
amish(?), amiş, amişler. ve komün yaşamdan enstanteneler
amish kullanımı türkçeye "amiş" olarak geçmesi sebebiyle yanlıştır. amişler kullanımı ise neyden bahsettiğinize göre yer yer doğru ya da yanlış olabilmekte. bu da bizim dilimizde bir topluluğa eklenen -ler -lar'dan kaynaklanıyor. amiş zaten bir topluluk ismi olduğundan, ben de tekil kullanılması gerektiği taraftarıyım.
amiş, bir hristiyan mezhebi ve aynı topluluğun mensuplarına verilen isim. yahudiliğe benzer bir yanları var zira kendi aralarında eşleşmekte ve dışarıdan biriyle çocuk yapmamaktalar. buraya gelmeden önce hadi tarihlerine bir göz atalım.
amiş, incil'deki öğretileri katı bir şekilde kabul eden ve hz. isa'nın hayatını idol olarak kabul eden, hayatlarını 18. yüzyıl standartlarında sürdürmekte olan kimseler. aslında hayatlarına avrupa'da başlamış olan bu topluluğun ilk dönemlerinde isviçre'de, protestanlığın bir örneğini sergileyen amiş bireylerinin başında jakop amman varmış. görmüş oldukları baskı ve zulüm sebebiyle göç etmek durumunda kalmışlar. bu göçün temel sebeplerinden biriyse, çocuklarının 18 yaşından önce vaftiz edilmelerine karşı olmalarıymış. aşağıda bu konuya daha detaylı değineceğiz.
günümüzde büyük çoğunluğu ohio, kanada, indiana ve pensilvanya'da yaşamakta. komün bir hayat sürmekte olan amiş bireyleri, amerika'da olmalarına rağmen izole yaşamlarından dolayı hala hollanda'daki lehçeye yakın olarak "niederdeutsch" dilini kullanmakta. yani almanya'nın kuzey kesimlerindeki insanların konuştuğu "düşük almanca". bu da ayrı bir araştırma konusu olarak kalsın.
dış görünüşleri... bizlere nostaljiyi yaşatacak türden, kadınları ve erkekleri her daim sade ve şık. erkekler zamanın büyük çoğunluğunda takım elbise; kadınlar ise uzun ve sade elbiseleri tercih etmekte. evli erkeklerin sakalları uzun olmasına rağmen, bıyıklarını kesmekteler.
biraz da günlük yaşamları ve amiş geleneklerinden bahsedelim.
teknoloji, komün hayatlarının bir parçası değil. teknolojiden kesin olarak uzak durmayı tercih etmekteler. ulaşımlarını ağırlıklı olarak bisikletle ya da at arabalarıyla sağlamaktalar. elektrik olmadığı için tarımda ya da genel anlamda üretimde, insan gücü ya da insan gücüyle çalışan basit makineler kullanmaktalar.
yine komün yaşamın cilvelerinden biri olarak, toplum içerisinde bir iş bölümü söz konusu. amiş erkekleri tarım ve hayvancılıkla ev ihtiyaçlarını karşılıyor, kadınlarsa ev ve çocuklarla ilgileniyor. her birey dünyevi yaşantısını ailesine ve içinde bulunduğu topluma adıyor. evlilik demişken, bu kadar katı ve dindar bir toplum içerisinde elbette gençlerin flört, sevgililik gibi kavramlardan uzak olduğunu da belirtmek gerekiyor. genellikle 20 yaşına gelmeden evlenen bireyler, birbirlerini ya kilisede gerçekleşen ayinlerde, ya cenazelerde ya da görücü usulü tanıyıp evleniyorlar.
amiş gelenekleri her ne kadar katı olsa da, çocuklarını bununla zorunlu tutmamaktalar. 18 yaşına gelen bir amiş gencine, tarikatın bir üyesi olup olmayacağı soruluyor. burada kalmayı seçerse tüm bu gelenek ve kuralları da kabul etmiş oluyor; reddederse ayrılıp farklı bir yerde hayatına devam edebiliyor. yine de %90dan fazla bir oranda, tarikat bünyesi içerisinde kalmak tercih edilmekte.
burada da akıllarımıza bir soru gelmeli. günümüz teknolojik gelişme ve uğraşları gerçekten bir zorunluluk mu? bunlarla tanışmadan yetişmiş toplumlarda belli bir ihtiyacı yine de söz konusu mu? sonuçta evlerinde telefon bile bulunmayan insanlardan bahsediyoruz. kıyafetlerini bile kendi elleriyle dikiyor / dokuyorlar.
yine gençlerden gidelim. eğitim öğretimleri, dünyevi zevklere ve geçici olan dünya hayatına merak sarmalarının istenmemesi gerekçesiyle sekiz yılla sınırlanıyor. günümüzde modern öğretileri takip eden amiş aileleri çocuklarının eğitimine devam etmesini isteyip gerekli şartları sağlasa da, bu genel olarak pek görülmüyor. çocukların sekiz yıllık eğitimi basit okuma yazma, matematik ve ağırlıklı olarak incil/din dersleri üzerinden oluyor.
politika, askeriye, savaş gibi konular konuşmak yasak. toplum tüm bunlardan izole bir şekilde hayatını sürdürmekte. oy vermezler, orduya katılmazlar, spor müsabakaları ve dışarıyla ticaret dışında iletişimleri yoktur. sanat kısıtlanmış; çünkü resim ve müzik dinen yasak. yalnızca ilahiler serbest. buna rağmen, harika ahşap ve demir işçilikleri ortaya koymaktalar. hatta ihraç ettikleri şeyler de yine bunlar ve hayvansal ürünler.
yapmış oldukları mobilyalarda teknolojik malzeme* bulunmamasına rağmen çok dayanıklı ve estetikler. amerika'da da oldukça rağbet görüyor. aşağıda el işçiliği bir amiş masa takımı ve dolap var. dilerseniz devamını yine google üzerinden araştırabilirsiniz.
bu izole yaşamın bazı kötü yanları da yok değil. hasta olan insanlara kendi ilkel tedavilerini uygulamaktalar. bizdeki kocakarı ilacı olarak geçen şeyler ya da aktarların yaptığı karışımlar gibi. belki kırıkçı çıkıkçı, uç noktada fıtıkçı da vardır kim bilir...
farklı kaynaklarda ise, yollarının osmanlı imparatorluğu'ndan da geçtiği söyleniyor. buraya gelenler önce istanbul'a gelmiş; sonra izmir ve kars'a dağılmışlar. nasıl dağıtımsa artık. izmir'dekiler tarım, kars'takiler hayvancılıkla uğraşmış. hatta kars kaşar peynirinin atası da işte bu göç eden amiş insanlarıymış. sonra kimi kaynaklara göre istanbul'da kalan küçük bir kısmı katledildiğinden, kimi kaynaklara göreyse fırsatlar ülkesi amerika'ya göç etme isteklerinden gitmişler.
teknolojiyi reddeden bu toplumun ilkel güçle tarım ve hayvancılık sürdürmesi bir yana; küçük ve ironik bir bilgiyle de bitireyim. 1940'lı yıllarda ruslarla savaşı sonrası esir düşen ve devamında osmanlı topraklarına sürülen alman aileler var. bu karslı alman aileler de, ilkel tarım ve teknolojiye bir yenilik olması adına, türlü tarım ve hayvancılık makinelerini bu bölgeye getirmişler. çim biçme makinesi vs.
tarihin karması işte. her neyse; amiş de böyle bir topluluk/tarikat/mezhep.
amish kullanımı türkçeye "amiş" olarak geçmesi sebebiyle yanlıştır. amişler kullanımı ise neyden bahsettiğinize göre yer yer doğru ya da yanlış olabilmekte. bu da bizim dilimizde bir topluluğa eklenen -ler -lar'dan kaynaklanıyor. amiş zaten bir topluluk ismi olduğundan, ben de tekil kullanılması gerektiği taraftarıyım.
amiş, bir hristiyan mezhebi ve aynı topluluğun mensuplarına verilen isim. yahudiliğe benzer bir yanları var zira kendi aralarında eşleşmekte ve dışarıdan biriyle çocuk yapmamaktalar. buraya gelmeden önce hadi tarihlerine bir göz atalım.
amiş, incil'deki öğretileri katı bir şekilde kabul eden ve hz. isa'nın hayatını idol olarak kabul eden, hayatlarını 18. yüzyıl standartlarında sürdürmekte olan kimseler. aslında hayatlarına avrupa'da başlamış olan bu topluluğun ilk dönemlerinde isviçre'de, protestanlığın bir örneğini sergileyen amiş bireylerinin başında jakop amman varmış. görmüş oldukları baskı ve zulüm sebebiyle göç etmek durumunda kalmışlar. bu göçün temel sebeplerinden biriyse, çocuklarının 18 yaşından önce vaftiz edilmelerine karşı olmalarıymış. aşağıda bu konuya daha detaylı değineceğiz.
günümüzde büyük çoğunluğu ohio, kanada, indiana ve pensilvanya'da yaşamakta. komün bir hayat sürmekte olan amiş bireyleri, amerika'da olmalarına rağmen izole yaşamlarından dolayı hala hollanda'daki lehçeye yakın olarak "niederdeutsch" dilini kullanmakta. yani almanya'nın kuzey kesimlerindeki insanların konuştuğu "düşük almanca". bu da ayrı bir araştırma konusu olarak kalsın.
dış görünüşleri... bizlere nostaljiyi yaşatacak türden, kadınları ve erkekleri her daim sade ve şık. erkekler zamanın büyük çoğunluğunda takım elbise; kadınlar ise uzun ve sade elbiseleri tercih etmekte. evli erkeklerin sakalları uzun olmasına rağmen, bıyıklarını kesmekteler.
biraz da günlük yaşamları ve amiş geleneklerinden bahsedelim.
teknoloji, komün hayatlarının bir parçası değil. teknolojiden kesin olarak uzak durmayı tercih etmekteler. ulaşımlarını ağırlıklı olarak bisikletle ya da at arabalarıyla sağlamaktalar. elektrik olmadığı için tarımda ya da genel anlamda üretimde, insan gücü ya da insan gücüyle çalışan basit makineler kullanmaktalar.
yine komün yaşamın cilvelerinden biri olarak, toplum içerisinde bir iş bölümü söz konusu. amiş erkekleri tarım ve hayvancılıkla ev ihtiyaçlarını karşılıyor, kadınlarsa ev ve çocuklarla ilgileniyor. her birey dünyevi yaşantısını ailesine ve içinde bulunduğu topluma adıyor. evlilik demişken, bu kadar katı ve dindar bir toplum içerisinde elbette gençlerin flört, sevgililik gibi kavramlardan uzak olduğunu da belirtmek gerekiyor. genellikle 20 yaşına gelmeden evlenen bireyler, birbirlerini ya kilisede gerçekleşen ayinlerde, ya cenazelerde ya da görücü usulü tanıyıp evleniyorlar.
amiş gelenekleri her ne kadar katı olsa da, çocuklarını bununla zorunlu tutmamaktalar. 18 yaşına gelen bir amiş gencine, tarikatın bir üyesi olup olmayacağı soruluyor. burada kalmayı seçerse tüm bu gelenek ve kuralları da kabul etmiş oluyor; reddederse ayrılıp farklı bir yerde hayatına devam edebiliyor. yine de %90dan fazla bir oranda, tarikat bünyesi içerisinde kalmak tercih edilmekte.
burada da akıllarımıza bir soru gelmeli. günümüz teknolojik gelişme ve uğraşları gerçekten bir zorunluluk mu? bunlarla tanışmadan yetişmiş toplumlarda belli bir ihtiyacı yine de söz konusu mu? sonuçta evlerinde telefon bile bulunmayan insanlardan bahsediyoruz. kıyafetlerini bile kendi elleriyle dikiyor / dokuyorlar.
yine gençlerden gidelim. eğitim öğretimleri, dünyevi zevklere ve geçici olan dünya hayatına merak sarmalarının istenmemesi gerekçesiyle sekiz yılla sınırlanıyor. günümüzde modern öğretileri takip eden amiş aileleri çocuklarının eğitimine devam etmesini isteyip gerekli şartları sağlasa da, bu genel olarak pek görülmüyor. çocukların sekiz yıllık eğitimi basit okuma yazma, matematik ve ağırlıklı olarak incil/din dersleri üzerinden oluyor.
politika, askeriye, savaş gibi konular konuşmak yasak. toplum tüm bunlardan izole bir şekilde hayatını sürdürmekte. oy vermezler, orduya katılmazlar, spor müsabakaları ve dışarıyla ticaret dışında iletişimleri yoktur. sanat kısıtlanmış; çünkü resim ve müzik dinen yasak. yalnızca ilahiler serbest. buna rağmen, harika ahşap ve demir işçilikleri ortaya koymaktalar. hatta ihraç ettikleri şeyler de yine bunlar ve hayvansal ürünler.
yapmış oldukları mobilyalarda teknolojik malzeme* bulunmamasına rağmen çok dayanıklı ve estetikler. amerika'da da oldukça rağbet görüyor. aşağıda el işçiliği bir amiş masa takımı ve dolap var. dilerseniz devamını yine google üzerinden araştırabilirsiniz.
bu izole yaşamın bazı kötü yanları da yok değil. hasta olan insanlara kendi ilkel tedavilerini uygulamaktalar. bizdeki kocakarı ilacı olarak geçen şeyler ya da aktarların yaptığı karışımlar gibi. belki kırıkçı çıkıkçı, uç noktada fıtıkçı da vardır kim bilir...
farklı kaynaklarda ise, yollarının osmanlı imparatorluğu'ndan da geçtiği söyleniyor. buraya gelenler önce istanbul'a gelmiş; sonra izmir ve kars'a dağılmışlar. nasıl dağıtımsa artık. izmir'dekiler tarım, kars'takiler hayvancılıkla uğraşmış. hatta kars kaşar peynirinin atası da işte bu göç eden amiş insanlarıymış. sonra kimi kaynaklara göre istanbul'da kalan küçük bir kısmı katledildiğinden, kimi kaynaklara göreyse fırsatlar ülkesi amerika'ya göç etme isteklerinden gitmişler.
teknolojiyi reddeden bu toplumun ilkel güçle tarım ve hayvancılık sürdürmesi bir yana; küçük ve ironik bir bilgiyle de bitireyim. 1940'lı yıllarda ruslarla savaşı sonrası esir düşen ve devamında osmanlı topraklarına sürülen alman aileler var. bu karslı alman aileler de, ilkel tarım ve teknolojiye bir yenilik olması adına, türlü tarım ve hayvancılık makinelerini bu bölgeye getirmişler. çim biçme makinesi vs.
tarihin karması işte. her neyse; amiş de böyle bir topluluk/tarikat/mezhep.
devamını gör...
çok fena cehaletin döndüğü düşünülen yerler
akp miting alanı.
devamını gör...
bal porsuğu (yazar)
fazla uzaklaşmış olamaz, hızlıca kosup yakalayalım zira sabah saatlerinde iyi niyetinden ve bonkör gönlünden bir nebze filizlendirip gitti kendisi. sözlüğün mihenk taşlarındandır ve bu konu tartışmaya kapalıdır. bu da şahsına munhasır ikinci nick altım olsun.
devamını gör...
iyi giden şeyleri batırmakta ne kadar iyisin sorusu
batırmak değilde iyi giden bir şey'in başına bir şey gelmesinden korkmak. korktuğun şey'in başına gelmesiyle düşünsel mahvetme döngüsünü gerçekleştirmiş olman diyelim. iyi geleni, iyi giden olarak göndermenin mantığını aslında pek çözebilmiş değilim. o mantıksızlığın içinde de neyi batırıp batırmadığımı algılayamıyorum maalesef.
dosto'nun bir sözü vardır;
insan bazen acı çekmeye fena halde aşıktır. hâl böyle olunca iyi giden bir şey'i korumak hayli zorlaşır. dosto kadar olmasamda bende fena değilim bu konuda. iyi mi gidiyor, kötü mü ve daha kötü ne olabilir? sorularının anlam kargaşası içinde pes edip çok güzel çuvallayanlardanım. kendime puanım: 10 üzerinden 8.5
yarışmacı arkadaşlara başarılar dilerim.*
dosto'nun bir sözü vardır;
insan bazen acı çekmeye fena halde aşıktır. hâl böyle olunca iyi giden bir şey'i korumak hayli zorlaşır. dosto kadar olmasamda bende fena değilim bu konuda. iyi mi gidiyor, kötü mü ve daha kötü ne olabilir? sorularının anlam kargaşası içinde pes edip çok güzel çuvallayanlardanım. kendime puanım: 10 üzerinden 8.5
yarışmacı arkadaşlara başarılar dilerim.*
devamını gör...
29 kasım 2020 fenerbahçe beşiktaş maçı
erol bulut yönetimindeki fenerbahçe ile sergen yalçın yönetimindeki beşiktaş takımları arasında yarın saat 19:00'da bir aksaklık olmaması durumunda oynanması beklenen 10. hafta derbisidir.
a. beşiktaş'ı konuk ettiği son 16 süper lig maçını kaybetmeyen fenerbahçe, rakibine nisan 2005'ten bu yana iç sahada yenilmiyor. günümüzde beşiktaş'ı çalıştıran sergen yalçın, o karşılaşmayı siyah-beyaz formayla yedek kulübesinden takip etmişti.
beşiktaş fenerbahçe'yi en son kadıköy'de yendiğinde:
a. türkiye'nin cumhurbaşkanı sayın ahmet necdet sezer,
b. abd başkanı george w. bush,
c. dolar 1.67 tl,
d. euro 1.58 tl,
e. sergen yalçın futbolu bırakmamıştı,
d. beşiktaş'ın kalecisi ersin destanoğlu 4 yaşındaydı.
a. beşiktaş'ı konuk ettiği son 16 süper lig maçını kaybetmeyen fenerbahçe, rakibine nisan 2005'ten bu yana iç sahada yenilmiyor. günümüzde beşiktaş'ı çalıştıran sergen yalçın, o karşılaşmayı siyah-beyaz formayla yedek kulübesinden takip etmişti.
beşiktaş fenerbahçe'yi en son kadıköy'de yendiğinde:
a. türkiye'nin cumhurbaşkanı sayın ahmet necdet sezer,
b. abd başkanı george w. bush,
c. dolar 1.67 tl,
d. euro 1.58 tl,
e. sergen yalçın futbolu bırakmamıştı,
d. beşiktaş'ın kalecisi ersin destanoğlu 4 yaşındaydı.
devamını gör...
40 yaşında adamsın sözlükte ne işin var sözü
+10 yaşla şut ve gol dediğim eleman. buradaki daha birçok kişi daha bebekken veya namevcut iken, 1996'da internetle tanışmış biri olarak buralarda yer almayı gayet hakkım görüyorum.
devamını gör...
pame radyo yayını
yeniden açılışı muhteşem olan sözlük radyosunda pazar akşamı pame zamanı!
radyomuz geri geldi, ne çok mutlu etti dinleyenlerini...
bu hafta ne için mutluluk duyuyorsak onu kutluyoruz karşı kıyının hayli hareketli ezgileriyle. radyomuzun dönüşünü, baharın yaza evrilişini, halen alabildiğimiz derin nefesleri, bitirebildiğimiz ya da bitiremediğimiz işleri, sevdiklerimizden aldığımız iyi haberleri, keyfini çıkarabildiğimiz kısa anları, duyabildiğimiz ezgileri kutluyoruz! hem de tüm olumsuzluklara, kısıtlamalara, bahanelere rağmen!...
kıpır kıpır şarkılarla keyfinizi arttırmak için yayındayız, sizi de bekliyoruz!*
pame, saat 22:30'da sözlük radyosunda!
radyomuz geri geldi, ne çok mutlu etti dinleyenlerini...
bu hafta ne için mutluluk duyuyorsak onu kutluyoruz karşı kıyının hayli hareketli ezgileriyle. radyomuzun dönüşünü, baharın yaza evrilişini, halen alabildiğimiz derin nefesleri, bitirebildiğimiz ya da bitiremediğimiz işleri, sevdiklerimizden aldığımız iyi haberleri, keyfini çıkarabildiğimiz kısa anları, duyabildiğimiz ezgileri kutluyoruz! hem de tüm olumsuzluklara, kısıtlamalara, bahanelere rağmen!...
kıpır kıpır şarkılarla keyfinizi arttırmak için yayındayız, sizi de bekliyoruz!*
pame, saat 22:30'da sözlük radyosunda!
devamını gör...
sertab erener’in de dediği gibi
ben yazdım kadere hüznü perişanı
sonu gelmez yine de bitemez ümitler,
ama yoksa bahçemin eski şanı
sebebi koparılan çiçekler.
sonu gelmez yine de bitemez ümitler,
ama yoksa bahçemin eski şanı
sebebi koparılan çiçekler.
devamını gör...