öldürmeyip süründüren şeyler
belirsizlik..
devamını gör...
vasküler lazer
kılcal damar genişlemesi, doğum lekeleri gibi damar kaynaklı hastalık ve kusurların tedavisinde kullanılan lazer cihazı.
devamını gör...
hasta la vista baby
ispanyolca’da görüşürüz bebeğim anlamına gelmektedir.1991 yılında yayımlanan (bkz: terminatör 2) filminde (bkz: arnold schwarzenegger)’in ölmeden önce söylediği bu replik, ikonikleşerek uzunca bir zaman hatırlarımızda kalmıştır.
devamını gör...
kuraklık
kuraklığın ülkemizdeki durumu.
t:
bir bölgede nem miktarının geçici dengesizliğinden kaynaklanan su kıtlığı olarak tanımlanabilen kuraklık, doğal bir iklim olayıdır ve herhangi bir zamanda ve yerde meydana gelebilir. kuraklık genellikle yavaş gelişir ve uzun bir dönemi kapsar.
t:
bir bölgede nem miktarının geçici dengesizliğinden kaynaklanan su kıtlığı olarak tanımlanabilen kuraklık, doğal bir iklim olayıdır ve herhangi bir zamanda ve yerde meydana gelebilir. kuraklık genellikle yavaş gelişir ve uzun bir dönemi kapsar.
devamını gör...
duymaya tahammül edilemeyen sesler
ağız şapırdatma sesi, musluktan damlayan su sesi.
devamını gör...
kahkaha
yüksek sesle gülmek. bulaşıcı olduğu kanıtlanmış mı bilmiyorum ama genellikle karşımda kahkaha atan insanlar olduğunda benim de baya baya gülesim geliyor. bir de her kahkaha farklı oluyor ya, insandan insana değişiyor o da ayrı bir güzel yanı.
devamını gör...
tahir elçi
dört ayaklı minarenin önünde alnından vurulmuş bir güvercin.
zaten düştüğümüz yerden tanırız biz birbirimizi. barış elçimizi de vurup düştüğü o sokak kuytusundan biliriz.
ama sözümüzdür, dört ayaklı minareden anadolu'nun bütün sokaklarına varana, yenikapı sokağından gezi parkına birlikte barış türküleri ekeceğiz.
seni canlı yayında köşeye kıstırıp hedef gösterten saray böceklerininin, hükümdar engereklerinin * değil, senin, bizim, hrant dink'in, metin altıok'un, hasret gültekin'in, arkadaş zekai özger'in, deniz poyraz 'ın, yani uzun lafın kısası umudun hürriyetin ve barışın ülkesini kuracağız.
birlikte yapacağız bunu da. ya başaracağız ya da bu topraklarda özgür ve eşit bir toplum olarak birlikte yaşamak hayalimizi, başkaları omuzlayacak. başkaları da bizi tanıyacak düştüğümüz yerden.
hem nasıl demiştin sen, "biz başı yastıkta ölecek insanlar değiliz."
velhasıl kelam bir yaşamak bin direnmek borçlu olduğumuz binlerce güvercin var ey sözlük... anılarına saygıyla...
zaten düştüğümüz yerden tanırız biz birbirimizi. barış elçimizi de vurup düştüğü o sokak kuytusundan biliriz.
ama sözümüzdür, dört ayaklı minareden anadolu'nun bütün sokaklarına varana, yenikapı sokağından gezi parkına birlikte barış türküleri ekeceğiz.
seni canlı yayında köşeye kıstırıp hedef gösterten saray böceklerininin, hükümdar engereklerinin * değil, senin, bizim, hrant dink'in, metin altıok'un, hasret gültekin'in, arkadaş zekai özger'in, deniz poyraz 'ın, yani uzun lafın kısası umudun hürriyetin ve barışın ülkesini kuracağız.
birlikte yapacağız bunu da. ya başaracağız ya da bu topraklarda özgür ve eşit bir toplum olarak birlikte yaşamak hayalimizi, başkaları omuzlayacak. başkaları da bizi tanıyacak düştüğümüz yerden.
hem nasıl demiştin sen, "biz başı yastıkta ölecek insanlar değiliz."
velhasıl kelam bir yaşamak bin direnmek borçlu olduğumuz binlerce güvercin var ey sözlük... anılarına saygıyla...
devamını gör...
yazarları bugün mutlu eden olaylar
full icraatta olmak.
uzun süredir ertelediğim işleri yaptım, ilgimi çeken bir psikolojik kuram ile ilgili şeyler izledim, o konuda bir yazmayı planladım, şehirdışında hafta sonu planı yaptım, yeni bir beceri öğrenme ile ilgili plan yaptım* arada gelen dost tavsiyesi* şarkıları dinledim.
yoruldum ama mutluyum.
uzun süredir ertelediğim işleri yaptım, ilgimi çeken bir psikolojik kuram ile ilgili şeyler izledim, o konuda bir yazmayı planladım, şehirdışında hafta sonu planı yaptım, yeni bir beceri öğrenme ile ilgili plan yaptım* arada gelen dost tavsiyesi* şarkıları dinledim.
yoruldum ama mutluyum.
devamını gör...
habis ruhun kasesi
bilimkurgu edebiyatının dev isimlerinden olan aldous huxley’in orijinal adı ape and essence olan maymun ve öz kitabının seksen altıncı sayfasında geçen bir ifadedir. 1948 yılında yayınlanan bu roman öncü bir edebiyat eseri olmasının yanı sıra çok öngörü sahibi bir zekanın ürünü olduğu da aşikardır. hikaye 2108 yılında geçer ve 21. yüzyılı tamamen görmezden gelir.
romanın hikayesi özetle; iki senaristin çöpe atılmak üzere olan senaryo yığını arasından kurtardıkları maymun ve öz isimli senaryoyu okumalarıdır.
yirmi ikinci yüzyılın başlarında şeytanı yücelten bir dinin kurulması konu edilir senaryoda. bu dine göre her şeyin sorumlusu şeytandır. ve şeytan habis bir ruhtur.
peki başlığın son sözcüğü olan kase nedir? o habis ruhun kasesi nasıl bir şeydir? aslında birçok okur fazlaca düşünmeden ne olduğunu tahmin etmiştir. evet, habis ruhun kasesi kadındır.
bu inanışa göre kadın her türlü bozukluğun nedenidir. nükleer serpintilerin neden olduğu fiziksel bozuklukların da insanların aciz doğasının da sorumlusu kadındır.
kadın soyun düşmanıdır. soydaki bütün eksiklikler kasından kaynaklanır. erkek ise sütten çıkmış bir ak kaşık olan mağdurdur. kadın tarafından sürekli aklı çelinir. kadının çekim gücü yüzünden yanlış şeyler yapmak zorunda kalır. nefsine hakim olmaması için kadın erkeği ayartır ve bunu da şeytanın yönlendirmesi ile yapar.
kadın ne yapsa erkeğin nefsi uyanır aslında ama konumuz bu değil. yoksa bu mu? aksın ırkının güzelliği karşısında ayran budalasına dönen erkek ırkı hala kadınları suçlamaya devam ediyor. 2108 yılında da. kadının konuşmasından, duruşundan, bakışından, kokusundan tahrik olan erkek masum ama ne yapsa cezbedici olan kadın şeytanın kasesi!
erkeği korumak için bir şeytan ayini yapılmalı elbette. bu ayini tahmin edersiniz. ayin sonunda eğer habis ruhun kasesi dolarsa sağlıklı bir çocuk dünyaya getirme zorunluluğu da ona ait. aksi takdirde hem çocuk arındırılmalı, ki bu ölüm demek, hem de kase temizlenmeli, ki bu da saçlarının kazınıp toplum dışına itilmesi demek.
anlaşılan o ki ne yapsak olmayacak. insan olmak çok zor. 2108 yılında bile. siz yine de insan olun biraz.
romanın hikayesi özetle; iki senaristin çöpe atılmak üzere olan senaryo yığını arasından kurtardıkları maymun ve öz isimli senaryoyu okumalarıdır.
yirmi ikinci yüzyılın başlarında şeytanı yücelten bir dinin kurulması konu edilir senaryoda. bu dine göre her şeyin sorumlusu şeytandır. ve şeytan habis bir ruhtur.
peki başlığın son sözcüğü olan kase nedir? o habis ruhun kasesi nasıl bir şeydir? aslında birçok okur fazlaca düşünmeden ne olduğunu tahmin etmiştir. evet, habis ruhun kasesi kadındır.
bu inanışa göre kadın her türlü bozukluğun nedenidir. nükleer serpintilerin neden olduğu fiziksel bozuklukların da insanların aciz doğasının da sorumlusu kadındır.
kadın soyun düşmanıdır. soydaki bütün eksiklikler kasından kaynaklanır. erkek ise sütten çıkmış bir ak kaşık olan mağdurdur. kadın tarafından sürekli aklı çelinir. kadının çekim gücü yüzünden yanlış şeyler yapmak zorunda kalır. nefsine hakim olmaması için kadın erkeği ayartır ve bunu da şeytanın yönlendirmesi ile yapar.
kadın ne yapsa erkeğin nefsi uyanır aslında ama konumuz bu değil. yoksa bu mu? aksın ırkının güzelliği karşısında ayran budalasına dönen erkek ırkı hala kadınları suçlamaya devam ediyor. 2108 yılında da. kadının konuşmasından, duruşundan, bakışından, kokusundan tahrik olan erkek masum ama ne yapsa cezbedici olan kadın şeytanın kasesi!
erkeği korumak için bir şeytan ayini yapılmalı elbette. bu ayini tahmin edersiniz. ayin sonunda eğer habis ruhun kasesi dolarsa sağlıklı bir çocuk dünyaya getirme zorunluluğu da ona ait. aksi takdirde hem çocuk arındırılmalı, ki bu ölüm demek, hem de kase temizlenmeli, ki bu da saçlarının kazınıp toplum dışına itilmesi demek.
anlaşılan o ki ne yapsak olmayacak. insan olmak çok zor. 2108 yılında bile. siz yine de insan olun biraz.
devamını gör...
hoşlanılan kızın özgür bey bir parça ekmek var mı midem kazındı demesi
kızın sizli bizli kinayeli konuştuğunu gösterir.
oturmuşum ps oynuyorum, ilgi bulamadı tabii evin içinde dolaşıyor.
"özgür beeey! bakıyorum pek misafirperversiniz!"
"hmmss..." ps'e gömülmüşüm duymuyorum.
"özgür beeey! bir parça ekmek var mı midem kazındıııı!"
"git bak kızım buzdolabı orada, kek vardı!"
"gıcık şeyyy..."
oturmuşum ps oynuyorum, ilgi bulamadı tabii evin içinde dolaşıyor.
"özgür beeey! bakıyorum pek misafirperversiniz!"
"hmmss..." ps'e gömülmüşüm duymuyorum.
"özgür beeey! bir parça ekmek var mı midem kazındıııı!"
"git bak kızım buzdolabı orada, kek vardı!"
"gıcık şeyyy..."
devamını gör...
iddialı sözlük
her pazartesi iddaa kuponu vereceğiz.
transfer haberlerini ilk bizden öğreneceksiniz.
ofsaytı öğreteceğiz.
bu gece itibariyle üye olan yazarlara 2.000 tl'li bonus vereceğiz.
ünlü futbolcu hakan ünal, iş insanı ali bey, jet sosyete ajda hanımı da sözlüğümüzün bünyesine kattık.
transfer haberlerini ilk bizden öğreneceksiniz.
ofsaytı öğreteceğiz.
bu gece itibariyle üye olan yazarlara 2.000 tl'li bonus vereceğiz.
ünlü futbolcu hakan ünal, iş insanı ali bey, jet sosyete ajda hanımı da sözlüğümüzün bünyesine kattık.
devamını gör...
when the smoke is going down
scorpions şarkısıdır.
herhalde bu şarkıyı keşfettiğimde lise son sınıfta falandım. aradan epey zaman geçti ve şimdi dinleyince dahi aynı duyguları yaşatıyor bana:
sarhoş olduğunuz bir gece, tüm göğün üstünüze çöktüğü ve evrenin sizden onu titan atlas gibi taşımanızı beklediği bir gece, sanki her şeyin bitmiş, göğün karanlık olma sebebi sizmişçesine davrandığı zaman dünya, acıdan beslenmeyi öğrenir insan. alışır acıya. capcanlı göğü özler ama onu taşırken de o göğün geçmişini sırtladığını bilir. her şey şekil değiştirir çünkü... insan gibi. neticede o insan, o ağırlığı kaldırmadan önce de bir insandı; ama farklıydı, daha güçlü ve vakurdu. şimdilerde göğün altında ezildiğini ve çırılçıplak gerçekliğin damarlarında bir kan yolu açtırdığını düşünse de kendisine, yine aynı kişidir o. sadece acı çekiyordur ve dostoyevski'nin dediği üzere aşağılıktır; alışmayı bekliyordur.
ne de olsa lanetlidir o insan... karanlıkta kaldığı yapayalnız gecelerde bir aylak edasıyla yürür durur ve kendi kendine konuşur. aforizmalar üretir ve bunun üzerinden hayatını şekillendirir, evet. evet! başka ne olmasını beklerdiniz? insanevladı zaten hali hazırda yalanlar üzerinden yaşamıyor mu hayatı? dolayısıyla burada söylenecek bir söz olmamalı. belki yalnızlık gider... lanet olasıca gider de... kurtulurum. ama hayır, gitmeyecek. ve ben sahneye tırmanıp şarkımı söyleyeceğim! tekrar ve tekrar! sesim kanayana kadar!
eh, sarhoş olduğumda galiba bu şarkıya dönüşüyorum ben. tatlı bir hüzün kaplıyor tüm benliğimi ve şu dapdaracık dünya, tamamıyla benim oluveriyor. ben de keyifleniyorum. şerefe.
just when you make your way back home
i find some time to be alone
i go to see the place once more
just like a thousand nights before
i climb the stage again this night
'cause the place seems still alive
when the smoke is going down
this is the place where ı belong
i really love to turn you on
i've got your sound still in my ear
while your traces disappear
i climb the stage again this night
'cause the place seems still alive
when the smoke is going down
i climb the stage again this night
'cause the place seems still alive
when the smoke is going down
when the smoke is going down
when the smoke is going down
herhalde bu şarkıyı keşfettiğimde lise son sınıfta falandım. aradan epey zaman geçti ve şimdi dinleyince dahi aynı duyguları yaşatıyor bana:
sarhoş olduğunuz bir gece, tüm göğün üstünüze çöktüğü ve evrenin sizden onu titan atlas gibi taşımanızı beklediği bir gece, sanki her şeyin bitmiş, göğün karanlık olma sebebi sizmişçesine davrandığı zaman dünya, acıdan beslenmeyi öğrenir insan. alışır acıya. capcanlı göğü özler ama onu taşırken de o göğün geçmişini sırtladığını bilir. her şey şekil değiştirir çünkü... insan gibi. neticede o insan, o ağırlığı kaldırmadan önce de bir insandı; ama farklıydı, daha güçlü ve vakurdu. şimdilerde göğün altında ezildiğini ve çırılçıplak gerçekliğin damarlarında bir kan yolu açtırdığını düşünse de kendisine, yine aynı kişidir o. sadece acı çekiyordur ve dostoyevski'nin dediği üzere aşağılıktır; alışmayı bekliyordur.
ne de olsa lanetlidir o insan... karanlıkta kaldığı yapayalnız gecelerde bir aylak edasıyla yürür durur ve kendi kendine konuşur. aforizmalar üretir ve bunun üzerinden hayatını şekillendirir, evet. evet! başka ne olmasını beklerdiniz? insanevladı zaten hali hazırda yalanlar üzerinden yaşamıyor mu hayatı? dolayısıyla burada söylenecek bir söz olmamalı. belki yalnızlık gider... lanet olasıca gider de... kurtulurum. ama hayır, gitmeyecek. ve ben sahneye tırmanıp şarkımı söyleyeceğim! tekrar ve tekrar! sesim kanayana kadar!
eh, sarhoş olduğumda galiba bu şarkıya dönüşüyorum ben. tatlı bir hüzün kaplıyor tüm benliğimi ve şu dapdaracık dünya, tamamıyla benim oluveriyor. ben de keyifleniyorum. şerefe.
just when you make your way back home
i find some time to be alone
i go to see the place once more
just like a thousand nights before
i climb the stage again this night
'cause the place seems still alive
when the smoke is going down
this is the place where ı belong
i really love to turn you on
i've got your sound still in my ear
while your traces disappear
i climb the stage again this night
'cause the place seems still alive
when the smoke is going down
i climb the stage again this night
'cause the place seems still alive
when the smoke is going down
when the smoke is going down
when the smoke is going down
devamını gör...
kadınların ideal erkek modelinin babaları olması
yanlış. babasindan alamadığını arar karşı tarafta. tek boyutlu bir durum değil. ama bir kıstas da dediğim gibi ne eksik ise o.
devamını gör...
füruğ ferruhzad
benim payıma düşen, terk edilmiş merdivenlerden inmektir
ve ulaşmaktır bir şeylere çürüyüşte ve gurbette,
benim payıma düşen anılar bahçesinde hüzünlü gezintidir.
çok sevdiğim ama artık hayatımda olmayan bir dostum tanıştırmıstı ferruhzad şiirleriyle. yeri başkadır.
devamını gör...
23 kasım 2021 ekonomi protestoları
sokağa çıkmak nasıl bir fayda sağlayacak muhalefete anlamıyorum. halk sokağa çıksa tayyip istifa mı edecek? yarın tayyip çıkar protestocuları terörist ilan eder. bana darbe yapmaya çalışıyorlar, dış güçler beni indirmeye çalışıyor falan filan der. kendi seçmenini konsolüde eder. sanki gezi parkı eylemlerinin hükümete bir zararı oldu.
devamını gör...
yazarlara yazın geldiğini fark ettiren şeyler
atlet giymeyi bırakınca
devamını gör...
aynı gün doğanlar
aynı gün ölenler kadar benzemez birbirine.
devamını gör...
annenin ölmesi
anne ölünce yuva dağılıyor. o gerçeği anlamak için hiç beklemiyorsunuz. şefkat meleğinin sıcaklığının yerini buz gibi gerçeklik alıyor. hem çok acıtıyor ve atlatılması zor bir travmaya dönüşüyor.
devamını gör...
sevgiliye söylenebilecek en güzel söz
oturdum düşündüm aklıma sevdiğim yazarlardan birçok söz geldi. ben de buraya bazılarını bırakmak istedim.
"sen bu karanlık ömrümün içine bir sevinç ışığı gibi, kurumaya yüz tutan ekinlere can veren bir nisan yağmuru gibi birdenbire geldin."*
"öylesine güzel
seviyorum ki seni,
öylesine saf.
öylesine temiz.
öylesine derin,
ve 'öylesine' değil!.."*
"küçük bir çocuğun yokuş aşağı koşması gibi seni düşünmek... biraz heyecan, biraz da düşecekmiş korkusu..."*
"ayağını bastın odama
kırk yıllık beton, çayır çimen şimdi."*
"rüzgar yine kokunu getirdi. anlayacağın yine canım burnumda."*
"gel beraber alalım
nefesimizi sevdiğim.
sensiz boğazımdan geçmiyor."*
"hep seni düşünmek için kimsenin yüzüne bakmadım."*
"sen oradan bir söz söylersin, ben burada bir şiir yazarım."*
ben en güzeli hangisi seçemedim. siz seçebildiniz mi?
"sen bu karanlık ömrümün içine bir sevinç ışığı gibi, kurumaya yüz tutan ekinlere can veren bir nisan yağmuru gibi birdenbire geldin."*
"öylesine güzel
seviyorum ki seni,
öylesine saf.
öylesine temiz.
öylesine derin,
ve 'öylesine' değil!.."*
"küçük bir çocuğun yokuş aşağı koşması gibi seni düşünmek... biraz heyecan, biraz da düşecekmiş korkusu..."*
"ayağını bastın odama
kırk yıllık beton, çayır çimen şimdi."*
"rüzgar yine kokunu getirdi. anlayacağın yine canım burnumda."*
"gel beraber alalım
nefesimizi sevdiğim.
sensiz boğazımdan geçmiyor."*
"hep seni düşünmek için kimsenin yüzüne bakmadım."*
"sen oradan bir söz söylersin, ben burada bir şiir yazarım."*
ben en güzeli hangisi seçemedim. siz seçebildiniz mi?
devamını gör...
