sesi bile iyi gelen insan
sadece sesini bile duysanız ruhunuza iyi gelecek insanlar vardır.
devamını gör...
protege etkisi
kısaca tanımlamak gerekirse; bireyin öğretmek için çalıştığı konuyu daha iyi öğrenmesidir. en verimli çalışma zamanıdır.
öğretmenler üzerinde daha etkilidir.
kişi sorumluluk bilinci taşıdığından beynini ona göre şartlar, konuyu detaylarıyla öğrenmeye çalışır. buna da protege etkisi denir. ıq seviyesini yükselttiğine dair deliller vardır.
--
ulusal eğitim laboratuvar'ı konuyu şu piramitle destekler.
öğretmenler üzerinde daha etkilidir.
kişi sorumluluk bilinci taşıdığından beynini ona göre şartlar, konuyu detaylarıyla öğrenmeye çalışır. buna da protege etkisi denir. ıq seviyesini yükselttiğine dair deliller vardır.
--
ulusal eğitim laboratuvar'ı konuyu şu piramitle destekler.
devamını gör...
olmayacak şeylerin hayalini kurmak
sık sık düştüğüm hatalardandır..her gece kendime olmazlarımı anlatır,yine de hayalini kurarım.kendime çok zarar veriyorum bunu yaparak..iyi hissettiriyor o anlık..kabullenemiyorum sanırım.
devamını gör...
we were in auschwitz
ikinci dünya savaşı sırasında nazi toplama kamplarında bulunmuş olan üç yazar; tadeusz borowski,janusz nel siedlecki ve krystyn olszewski'nin 14 kısa öyküsünün yer aldığı eser. bu öykülerden yalnızca 4 tanesi borowski'ye ait olsa bile diğer öykülere de katkıda bulunduğu bilinmekte. nazi kamplarının iç yüzünü belgelemek amacı ile yazılmış olan bu eserde en dikkat çekici nokta, aynı anda hem edebi hem otobiyografik hem de belge niteliği taşıması. savaşın dışında da bir vahşet vardı ve hatta savaşın kendisinden bile daha kanlıydı. işte bu eserin bize söylediği budur. insanoğlunun dönüşebileceği canavarın en kesin tanımı bu öykülerde yatıyor. anneler gazdan kaçınmak için çocuklarını geride bırakabildiği, ırkçılığın onları bu şartlara getirdiğini bilmelerine rağmen tutsakların kendi aralarında dahi ırkçılık yaptığı, insanların biraz daha yaşayabilmek için çaldığı, kendini sattığı, değerli eşyaları yağmaladığı kaotik bir atmosfer. geçişler hızlı ve düzensiz olsa bile bu eserin tutsaklıktan hemen sonra aktarılan deneyimler olduğunu bilmek bir nebze bu yazınsal karmaşayı aktarılan olaylar ile kurulmuş hoş bir köprü olarak görmeye sebep oluyor.
eser yalnızca siedlecki'nin ve olszewski'nin öykülerinden oluşsaydı şüphesiz edebi olarak yaklaşmaya pek müsait olmayacaktı ve daha çok ansiklopedik bir yaklaşım gerektirecekti ama 28 yaşında intihar etmiş olan borowski'nin ortaya çıkardığı muhteşem edebi üslup oldukça eşsiz. ölü bedenlerin tasvirleri ve karakterlerin psikolojik tahlillerindeki başarısı çarpıcılığı üst noktaya taşıyan bir etken. ki yine borowski'nin kaleminden çıkan this way for the gas, ladies and gentlemen muhtemelen kitabın en etkileyici öykülerinden biri. primo levi'nin if this is a man'i ile üst üste okunduğunda eserin çarpıcılığı ikiye katlanıyor.
despite the madness of war, we lived for a world that would be different. for a better world to come when all this is over. and perhaps even our being here is a step towards that world. do you really think that, without the hope that such a world is possible, that the rights of man will be restored again, we could stand the concentration camp even for one day? ıt is that very hope that makes people go without a murmur to the gas chambers, keeps them from risking a revolt, paralyses them into numb inactivity. ıt is hope that breaks down family ties, makes mothers renounce their children, or wives sell their bodies for bread, or husbands kill. ıt is hope that compels man to hold on to one more day of life, because that day may be the day of liberation. ah, and not even the hope for a different, better world, but simply for life, a life of peace and rest. never before in the history of mankind has hope been stronger than man, but never also has it done so much harm as it has in the war, in this concentration camp. we were never taught how to give up hope, and this is why today we perish in gas chambers.
eser yalnızca siedlecki'nin ve olszewski'nin öykülerinden oluşsaydı şüphesiz edebi olarak yaklaşmaya pek müsait olmayacaktı ve daha çok ansiklopedik bir yaklaşım gerektirecekti ama 28 yaşında intihar etmiş olan borowski'nin ortaya çıkardığı muhteşem edebi üslup oldukça eşsiz. ölü bedenlerin tasvirleri ve karakterlerin psikolojik tahlillerindeki başarısı çarpıcılığı üst noktaya taşıyan bir etken. ki yine borowski'nin kaleminden çıkan this way for the gas, ladies and gentlemen muhtemelen kitabın en etkileyici öykülerinden biri. primo levi'nin if this is a man'i ile üst üste okunduğunda eserin çarpıcılığı ikiye katlanıyor.
despite the madness of war, we lived for a world that would be different. for a better world to come when all this is over. and perhaps even our being here is a step towards that world. do you really think that, without the hope that such a world is possible, that the rights of man will be restored again, we could stand the concentration camp even for one day? ıt is that very hope that makes people go without a murmur to the gas chambers, keeps them from risking a revolt, paralyses them into numb inactivity. ıt is hope that breaks down family ties, makes mothers renounce their children, or wives sell their bodies for bread, or husbands kill. ıt is hope that compels man to hold on to one more day of life, because that day may be the day of liberation. ah, and not even the hope for a different, better world, but simply for life, a life of peace and rest. never before in the history of mankind has hope been stronger than man, but never also has it done so much harm as it has in the war, in this concentration camp. we were never taught how to give up hope, and this is why today we perish in gas chambers.
devamını gör...
seksi yaşlı erkek
devamını gör...
30 yaş üstü yazarlar uçurulsun kampanyası
(bkz: besle kargayı oysun gözünü)
her yerde z kuşağı boklayanlara sövüp sizi sarıp sarmalıyorum köftehorlar, ne zararımı ne yaşlılığımı gördünüz? aaa sinirlendirmeyin beni bak geliyor üç kardeş!
her yerde z kuşağı boklayanlara sövüp sizi sarıp sarmalıyorum köftehorlar, ne zararımı ne yaşlılığımı gördünüz? aaa sinirlendirmeyin beni bak geliyor üç kardeş!
devamını gör...
beni öp sonra doğur beni
bir (bkz: cemal süreya) şiiridir.
şimdi
utançtır tanelenen
sarışın çocukların başaklarında.
ovadan
gözü bağlı bir leylak kokusu ovadan
çeviriyor o küçücük güneşimizi.
taşarak evlerden taraçalardan
gelip sesime yerleşiyor.
sesimin esnek baldıranı
sesimin alaca baldıranı.
ve kuşlara doğru
fildişi: rüzgarın tavrı.
dağ: güneş iskeleti.
tahta heykeller arasında
denizin yavrusu kocaman.
kan görüyorum taş görüyorum
bütün heykeller arasında
karabasan ılık acemi
- uykusuzluğun sütlü inciri -
kovanlara sızmıyor.
annem çok küçükken öldü
beni öp, sonra doğur beni.
şimdi
utançtır tanelenen
sarışın çocukların başaklarında.
ovadan
gözü bağlı bir leylak kokusu ovadan
çeviriyor o küçücük güneşimizi.
taşarak evlerden taraçalardan
gelip sesime yerleşiyor.
sesimin esnek baldıranı
sesimin alaca baldıranı.
ve kuşlara doğru
fildişi: rüzgarın tavrı.
dağ: güneş iskeleti.
tahta heykeller arasında
denizin yavrusu kocaman.
kan görüyorum taş görüyorum
bütün heykeller arasında
karabasan ılık acemi
- uykusuzluğun sütlü inciri -
kovanlara sızmıyor.
annem çok küçükken öldü
beni öp, sonra doğur beni.
devamını gör...
17 yaşında 5 aylık hamile irem'in cinayetinde son karar
iğrenç.. aile içi infaz. namus davası.
ben bebeğin babasının kim olduğunu merak etmekteyim çünkü bu tarz iğrençliklerde genel olarak aile içi tecavüz de dönüyor. ha durum böyle değilse de durum farklı değil. ortada iğrenç bir cinayet var 6 kişi tutuklu 7 kişi infaz kararının içinde. belki de daha bilmediğimiz kaç kişi bu iğrençliğin içinde.
ömür boyu içeri tıksak ne fayda? o çocuk karnında bebesiyle öldü. iki çocuk öldü. bu zihniyetten kurtulamıyoruz. ne yapacağız biz bu toplumu?
ben bebeğin babasının kim olduğunu merak etmekteyim çünkü bu tarz iğrençliklerde genel olarak aile içi tecavüz de dönüyor. ha durum böyle değilse de durum farklı değil. ortada iğrenç bir cinayet var 6 kişi tutuklu 7 kişi infaz kararının içinde. belki de daha bilmediğimiz kaç kişi bu iğrençliğin içinde.
ömür boyu içeri tıksak ne fayda? o çocuk karnında bebesiyle öldü. iki çocuk öldü. bu zihniyetten kurtulamıyoruz. ne yapacağız biz bu toplumu?
devamını gör...
spesifik
italyanlardan çıkmış, hemen hemen bütün dillerde yeri olan kelime.
spesifik, belirli bir konu ya da tek odak anlamı taşır.
o konunun kendisine ait karakteristik özelliğini vurgular.
esasen türkçe kelimeler de spesifik kelimesinin anlamını karşılamak için yeterlidir.
çeviride karşılığı olmayan bir kelime değildir.
ancak söylenmesi zevklidir, söylenen kişiye de güzel bir hava katar.
spesifik, belirli bir konu ya da tek odak anlamı taşır.
o konunun kendisine ait karakteristik özelliğini vurgular.
esasen türkçe kelimeler de spesifik kelimesinin anlamını karşılamak için yeterlidir.
çeviride karşılığı olmayan bir kelime değildir.
ancak söylenmesi zevklidir, söylenen kişiye de güzel bir hava katar.
devamını gör...
antalya'da bir kadının cinsel saldırıya uğraması
bir insanın ağzından değil, ancak açık kalmış bir lağım çukurundan çıkabilecek türden bir cümle.
hepimiz adalete ve sisteme bilendik değil mi yıllardır? "neden tutuklanmıyor? neden serbest kalıyorlar sürekli? hakimler neden işini doğru yapmıyor?"
sanırım tam da istenen kıvama geldik. yakında başlar "bakın hukuk sistemi yetersiz, değiştirelim ki harika olsun memleket" çığırtkanlığı.
adaletin sadece a'sını dahi uygulayan bir toplum, yönetim şekli ne olursa olsun bu hale gelmez. bakmayın siz dindar olduğunu iddia eden "dini dar"lara. şeriat falan bahane... bunların sıkıntısı, cendereyi daha da sıkıştırmak, insanları canlarından daha fazla bezdirip kontrol altına almak.
sinirimden ağladım şurada iki dakikada. o annenin durumunu hiç düşünemiyorum şu an. allah yardımcıları olsun. hak edilen ceza da hak eden kişiye bir an önce dibine kadar uygulansın inşallah.
hepimiz adalete ve sisteme bilendik değil mi yıllardır? "neden tutuklanmıyor? neden serbest kalıyorlar sürekli? hakimler neden işini doğru yapmıyor?"
sanırım tam da istenen kıvama geldik. yakında başlar "bakın hukuk sistemi yetersiz, değiştirelim ki harika olsun memleket" çığırtkanlığı.
adaletin sadece a'sını dahi uygulayan bir toplum, yönetim şekli ne olursa olsun bu hale gelmez. bakmayın siz dindar olduğunu iddia eden "dini dar"lara. şeriat falan bahane... bunların sıkıntısı, cendereyi daha da sıkıştırmak, insanları canlarından daha fazla bezdirip kontrol altına almak.
sinirimden ağladım şurada iki dakikada. o annenin durumunu hiç düşünemiyorum şu an. allah yardımcıları olsun. hak edilen ceza da hak eden kişiye bir an önce dibine kadar uygulansın inşallah.
devamını gör...
kurucu
1 günlüğüne cumhurbaşkanı koltuğuna oturmuş hissi veren sözlük kıyağı
devamını gör...
sahiplenilen kedinin ölmesi
ilk önce ne olduğunu anlamazsınız.
ilk hafta içmece yapılır hiç düşünmemek için.
çok güzel yaşadı diye eşe dosta anlatırsın kendini kandırmak için.
sevdiğin fotoğrafını asarsın sağa sola.
hafiften hayatına devam edersin.
sonra eve geldiğin bir gün yokluğunu anlarsın.
haftalar sonra anlarsın kedinin öldüğünü.
gün içinde 1 saat gördüğün kedi sanki hayatının her anıymış gibi çöker üstüne.
depresyon yorganını aldın mı üstüne?
millet koşar etraftan yeni kedi alırız diye *
kilolar verilir. para kaybedilir. sosyal bitiklik.
arkadaşların biraz abartmıyor musun bakışları*
kaç yıldır yalnız yaşıyorum diyenler kedisini kaybedince anlıyor yalnızlığı.
etrafta yaptığın tıkırtı ne çok şeymiş bee
tırmıkladığın o koltukların, kırdığın tabak çanakların, senin yüzünden gidemediğim tatillerin *mına koyayım.
allahım bana izlettin ya o kedinin acı dolu çığlıklarını. bende içtim sıçtım kendimi kaybettim ya.
olurda beni affetmezsen. bende seni affetmiyorum.
ben bi kötü oldum bugün.
ilk hafta içmece yapılır hiç düşünmemek için.
çok güzel yaşadı diye eşe dosta anlatırsın kendini kandırmak için.
sevdiğin fotoğrafını asarsın sağa sola.
hafiften hayatına devam edersin.
sonra eve geldiğin bir gün yokluğunu anlarsın.
haftalar sonra anlarsın kedinin öldüğünü.
gün içinde 1 saat gördüğün kedi sanki hayatının her anıymış gibi çöker üstüne.
depresyon yorganını aldın mı üstüne?
millet koşar etraftan yeni kedi alırız diye *
kilolar verilir. para kaybedilir. sosyal bitiklik.
arkadaşların biraz abartmıyor musun bakışları*
kaç yıldır yalnız yaşıyorum diyenler kedisini kaybedince anlıyor yalnızlığı.
etrafta yaptığın tıkırtı ne çok şeymiş bee
tırmıkladığın o koltukların, kırdığın tabak çanakların, senin yüzünden gidemediğim tatillerin *mına koyayım.
allahım bana izlettin ya o kedinin acı dolu çığlıklarını. bende içtim sıçtım kendimi kaybettim ya.
olurda beni affetmezsen. bende seni affetmiyorum.
ben bi kötü oldum bugün.
devamını gör...
diyelim ki o bunu okuyor
senden bana sonsuz bir yas ve ıstırap kaldı.
"kimi sevsem sensin / hayret
sevgin hepsini nasıl değiştiriyor
gözleri maviyken yaprak yeşili
senin sesinle konuşuyor elbet
yarım bakışları o kadar tehlikeli
senin sigaranı senin gibi içiyor
kimi sevsem sensin / hayret
senden nedense vazgeçilemiyor"
"kimi sevsem sensin / hayret
sevgin hepsini nasıl değiştiriyor
gözleri maviyken yaprak yeşili
senin sesinle konuşuyor elbet
yarım bakışları o kadar tehlikeli
senin sigaranı senin gibi içiyor
kimi sevsem sensin / hayret
senden nedense vazgeçilemiyor"
devamını gör...
breaking the waves
trier'in golden heart triolojisinin ilk filmi, ayrıca dogma 95 hareketi sonrası da çektiği ilk filmdir. 1996.
emily watson'ın (bess) tanrıyla olan konuşmaları/hesaplaşmaları efsanedir. chapter geçiş müzikleri de harikadır.
bir dogville ya da epidemic ya da melancholia değildir. ağlamatmalı zırtlatmalı gözle bakıldığında bi dancer in the dark da değildir.
kilise, dolayısıyla toplumun kadına bakış açısı yansıtılırken çok göze sokuluyor verilmek istenen negatiflik. sal abi, alttan versen keşke böyle şeyleri avrupa üçlemesindeki filmlerin gibi. mesela köydeki kilisenin çana bile ihtiyacı olmamasından köylülerin aşırı derecede dindar oldukları anlaşılıyor. bunun gibi bir mevzu din (kilise) - kadın conflictini daha çarpıcı yansıtabilirdi. sen yapardın reis, niye yapmadın??
genel olarak ağlak bi film olduğu addedilmiş. bu kadar mı primitifsiniz diye soruyorum ben de. film lan. ayrıca bu aşka ağlanır mı, mide bulandırıcı ve hastalıklı anasını satıyım..
bess - hz isa benzerliği şu yönden sorunlu sanki, tamam bess ablamız da dindar, takva sahibi gibi gibi falan ama sonrasında o yoldan çıktığı çok net, her ne kadar kendisi bunu eşine iyilik yapar gibi düşünsene de öyle olmadığı açık, mallıktan başka bi şey değil.. galiba bi yerde de pişmanım tarzında bi cümle kuruyordu. isa babamız böyle değildi.
ayrıca bess'i bu kadar manyak yapan şeylerden biri de psikopatça dindar olmasıdır.
emily watson'ın (bess) tanrıyla olan konuşmaları/hesaplaşmaları efsanedir. chapter geçiş müzikleri de harikadır.
bir dogville ya da epidemic ya da melancholia değildir. ağlamatmalı zırtlatmalı gözle bakıldığında bi dancer in the dark da değildir.
kilise, dolayısıyla toplumun kadına bakış açısı yansıtılırken çok göze sokuluyor verilmek istenen negatiflik. sal abi, alttan versen keşke böyle şeyleri avrupa üçlemesindeki filmlerin gibi. mesela köydeki kilisenin çana bile ihtiyacı olmamasından köylülerin aşırı derecede dindar oldukları anlaşılıyor. bunun gibi bir mevzu din (kilise) - kadın conflictini daha çarpıcı yansıtabilirdi. sen yapardın reis, niye yapmadın??
genel olarak ağlak bi film olduğu addedilmiş. bu kadar mı primitifsiniz diye soruyorum ben de. film lan. ayrıca bu aşka ağlanır mı, mide bulandırıcı ve hastalıklı anasını satıyım..
bess - hz isa benzerliği şu yönden sorunlu sanki, tamam bess ablamız da dindar, takva sahibi gibi gibi falan ama sonrasında o yoldan çıktığı çok net, her ne kadar kendisi bunu eşine iyilik yapar gibi düşünsene de öyle olmadığı açık, mallıktan başka bi şey değil.. galiba bi yerde de pişmanım tarzında bi cümle kuruyordu. isa babamız böyle değildi.
ayrıca bess'i bu kadar manyak yapan şeylerden biri de psikopatça dindar olmasıdır.
devamını gör...
lyman serisi
hidrojen atomunun uyarılması sonrasında ortaya çıkan ışınım serilerinden biri.
yani? şöyle;
hidrojen, periyodik tablodaki en basit element. çekirdeğinde 1 proton ve etrafında 1 elektronu var. hiç nötronu yok.
kendi halinde takılan bu atomu alıp üzerine bir foton gönderirsek ne olur? belirli bir enerji taşıyan bu foton, hidrojenin elektronunu uyarır. yani temel enerji seviyesinde kararlı şekilde dolanmakta olan elektrona yüklediği ekstra enerji nedeniyle, onu daha yüksek enerji seviyelerine çıkmaya zorlar. burada temel enerji seviyesi n = 1 olarak temsil edilir. bu durum elektron için kararsızlık demektir.
normalde n = 1'de bulunan bu elektron kararsız kalmak istemez ve mümkün olan ilk anda tekrar kararlı hal olan temel enerji seviyesine dönmek ister. yani n = 2'den ya da n = 3, 4, 5, ... , x'ten n = 1'e dönmek ister. bunu yapmanın bir bedeli vardır: aldığı fotonu geri bırakmak. tabii bu esnada açığa çıkan bu foton, bir ışınım şeklinde gözlenebilir ortamda. işte bir tayf üzerinde, hidrojen elektronunun n = herhangi bir şey'den n = 1'e dönerken yaydığı ışınım lyman serisi olarak adlandırılır.
bu ışımayı doğrudan göremeyiz, zira morötesi bölgededir. uygun araçlarla gözlenebilir.
seri, hangi n seviyesinden n = 1'e inildiğine bağlı olarak kendi arasında lyman alfa, lyman beta, lyman gama gibi alt gruplara ayrılır. bunların yaydığı ışınımların karşılık geldiği dalga boyları da birbirinden farklıdır.
yani? şöyle;
hidrojen, periyodik tablodaki en basit element. çekirdeğinde 1 proton ve etrafında 1 elektronu var. hiç nötronu yok.
kendi halinde takılan bu atomu alıp üzerine bir foton gönderirsek ne olur? belirli bir enerji taşıyan bu foton, hidrojenin elektronunu uyarır. yani temel enerji seviyesinde kararlı şekilde dolanmakta olan elektrona yüklediği ekstra enerji nedeniyle, onu daha yüksek enerji seviyelerine çıkmaya zorlar. burada temel enerji seviyesi n = 1 olarak temsil edilir. bu durum elektron için kararsızlık demektir.
normalde n = 1'de bulunan bu elektron kararsız kalmak istemez ve mümkün olan ilk anda tekrar kararlı hal olan temel enerji seviyesine dönmek ister. yani n = 2'den ya da n = 3, 4, 5, ... , x'ten n = 1'e dönmek ister. bunu yapmanın bir bedeli vardır: aldığı fotonu geri bırakmak. tabii bu esnada açığa çıkan bu foton, bir ışınım şeklinde gözlenebilir ortamda. işte bir tayf üzerinde, hidrojen elektronunun n = herhangi bir şey'den n = 1'e dönerken yaydığı ışınım lyman serisi olarak adlandırılır.
bu ışımayı doğrudan göremeyiz, zira morötesi bölgededir. uygun araçlarla gözlenebilir.
seri, hangi n seviyesinden n = 1'e inildiğine bağlı olarak kendi arasında lyman alfa, lyman beta, lyman gama gibi alt gruplara ayrılır. bunların yaydığı ışınımların karşılık geldiği dalga boyları da birbirinden farklıdır.
devamını gör...
sabah kalkınca ilk düşünülen şey
neden uyandım, niçin uyandım?
cidden artık deliksiz uyumak istiyorum. 3buçukta yatıp 5buçukta uyanmak ne lan?
sözlük sana da aşk olsun, demiyorsun bir gün şu kadına bir ninni söyleyeyim de uyusun. puh size
cidden artık deliksiz uyumak istiyorum. 3buçukta yatıp 5buçukta uyanmak ne lan?
sözlük sana da aşk olsun, demiyorsun bir gün şu kadına bir ninni söyleyeyim de uyusun. puh size
devamını gör...
ross geller
en sevdiğim ve şapşallıklarını kendimle en çok özdeşleştirdiğim (bkz: friends)karakteridir.
üniversite yıllarındaki hali, o saçlar bakışlar gerçekten aşırı tatlı.
şöyle bir şey yapmışlar:
üniversite yıllarındaki hali, o saçlar bakışlar gerçekten aşırı tatlı.
şöyle bir şey yapmışlar:
devamını gör...


