allahsız yazarlar veri tabanı başlığının sol frame gelmesinin engellenmesi
şuan kontrol ettim. başlıkta herhangi bir problem yok. böyle durumlarda moderatörlerle iletişime geçiyor musunuz? hiçbir arkadaşımızla iletişim kurmadan sürekli başlık açıyorsunuz. eğer gerçekten canınızı sıkan, düzelmesi gerektiğine inandınız bir problem olursa bizimle iletişim kurun. formata uygun olduğu sürece seve seve yardımcı oluruz. dönüş alamazsanız veya cevabımız yeterli gelmezse o zaman sesinizi istediğiniz gibi duyurabilirsiniz. tekrar ediyorum kontrol ettim ve başlıkta hiçbir problem yok. herhangi bir müdahale söz konusu değil. saygılar
devamını gör...
baldur
iskandinav mitolojisinin ediz hun'udur. yakışıklılığı dillere destanmış. aesir tanrıları arasında itibarı yüksektir. yürüyen karizma tabirinin tam karşılığıdır. herkes onu sever/sayar. bu sebepten ötürü, fesatlığın ve hilekarlığın doktorasını yapmış olan kardeşi loki, onu çok kıskanır.
baldur, yakışıklı olmasının yanı sıra havalı bir gemiye de sahiptir. geminisinin adı hringham'dır. breidablik salonunda yaşar.
ışığın, neşenin, güzelliğin ve saflığın tanrısı olarak bilinir. kimileri onu barış tanrısı olarak da adlandırır.
yalnız, saflığın tanrısı mevzusunu yanlış anlamış olacak ki, cidden saflığın dibine vurmuştur.
yakışıklı abimiz baldur bir gece kabus görür. ölüler dünyası nilfheim'a gitmiş ve orada tanrıça hel ile karşılaşmıştır. kan ter içerisinde uyanır. yüreği ağzına gelmiştir. üzerini bile doğru düzgün giymeden diğer tanrıların yanında alır soluğu. rüyasını anlatır. tabi iskandinavlarda sistem bizdeki gibi işlemiyor. biz rüyamız da öldüğümüzü görünce ömrümüz uzuyor, lakin onlarda öyle değil. diğer tanrılar, bu rüyayı baldur'un yakın zamanda öleceği şeklinde yorumlayarak, saf ve güzel abimiz baldur'un yüreğindeki korkuyu iyice harlamış ve onu derin bir endişeye gark etmişlerdir.
baldur'un annesi frigg olanları ve rüya tabirlerini duyunca, aman oğluma bir zarar gelmesin deyi yollara düşer. oğluna zarar verebilecek gücü olan tüm canlılarla konuşur. hayvanları, bitkileri, elementleri, hastalıkları ikna eder. ve hepsine yemin ettirir. rahatlamıştır artık. olanları diğer tanrılara da aktarır. bunun üzerine bir eğlence düzenlenir.
tanrılar baldur'u bu eğlencede dart tahtası yerine koyarak, ellerine ne geçerse ona fırlatırlar. nasıl olsa hiç bir şey ona zarar veremeyecektir. tanrılar vur patlasın çal oynasın kendi aralarında bu şekilde eğlenirken, loki, frigg'in yanına gider. fesatlık aklına düşmüştür bir kere...
frigg'in ağzını arar; ''dünyadaki her şeye yemin ettirdin mi?'' diye sorar. frigg her şeye yemin ettirdiğini sadece zararsız gördüğü için ökse otuna yemin ettirmediğini söyler ve ta tam. loki'nin beyninde fesatlık şimşekleri çakmaya başlamıştır bile. böylece baldur'un kime çektiğini de öğrenmiş oluyoruz. anası da oğlu gibi saftır. hayır sen bunu loki denen cibilliyetsize niye anlatırsın ki?
istediği bilgiye ulaşmış olan loki ökse otunu bulmaya gider. sonrasında ökse otundan bir ok yapar. bu sırada eğlence son sürat devam etmektedir. loki salonu şöyle bir süzer. kör kardeşi hodr'ın bir köşe de yalnız başına takıldığını görür. usulca onun yanına varır ve neden eğlenceye katılmadığını sorar. garibim hodr kardeşine çıkışır; ''hem körüm hem de baldur'a atacak bir şeyim yok. ne yapsaydım?'' der.
loki, kardeşini teskin eder. elinde zararsız bir nesne olduğunu, dilerse onu baldur'a atabileceğini söyler. hodr mutlulukla oku alır ve baldur'a doğru fırlatır. kör kardeş hedefi 12'den vurmuştur. ok, baldur'un kalbine saplanmış ve baldur yere yığılmıştır. o esnada loki çoktan arazi olmuştur. bu kaçış sonrasında, tanrılar baldur'un ölümünden loki'nin sorumlu olduğunu anlamışlardır.
yaşananlardan sonra tanrı hermod, kardeşi baldur'un yeniden asgard'a dönebilmesi için tanrıça hel ile görüşmek üzere nilfheim'a gider. hel'e baldur'un ne kadar çok sevildiğini anlatır. hel'i ikna eder. ancak tanrıçanın bir şartı vardır; yeryüzündeki tüm canlılar baldur için ağlarsa onu serbest bırakabileceğini söyler.
tüm tanrılar yeryüzüne dağılır. bütün canlıların baldur için göz yaşı dökmesi sağlanır. son kertede, mağaranın birinde bir dev anası ile karşılaşırlar. dev anası'nı ikna etmek mümkün değildir. ne yaparlarsa yapsınlar onu kararından vazgeçiremezler.
bu dev anası, aslında şekil değiştirmiş olan lokiden başkası değildir. tanrıça hel'in şartı yerine getirilemediği için baldur geri dönemez ve loki yine kazanan taraf olur.
ragnarok'tan sonra baldur'un yeniden doğacağına inanılır. o zamanda bir saflık ederse artık bilemiyorum...
baldur, yakışıklı olmasının yanı sıra havalı bir gemiye de sahiptir. geminisinin adı hringham'dır. breidablik salonunda yaşar.
ışığın, neşenin, güzelliğin ve saflığın tanrısı olarak bilinir. kimileri onu barış tanrısı olarak da adlandırır.
yalnız, saflığın tanrısı mevzusunu yanlış anlamış olacak ki, cidden saflığın dibine vurmuştur.
yakışıklı abimiz baldur bir gece kabus görür. ölüler dünyası nilfheim'a gitmiş ve orada tanrıça hel ile karşılaşmıştır. kan ter içerisinde uyanır. yüreği ağzına gelmiştir. üzerini bile doğru düzgün giymeden diğer tanrıların yanında alır soluğu. rüyasını anlatır. tabi iskandinavlarda sistem bizdeki gibi işlemiyor. biz rüyamız da öldüğümüzü görünce ömrümüz uzuyor, lakin onlarda öyle değil. diğer tanrılar, bu rüyayı baldur'un yakın zamanda öleceği şeklinde yorumlayarak, saf ve güzel abimiz baldur'un yüreğindeki korkuyu iyice harlamış ve onu derin bir endişeye gark etmişlerdir.
baldur'un annesi frigg olanları ve rüya tabirlerini duyunca, aman oğluma bir zarar gelmesin deyi yollara düşer. oğluna zarar verebilecek gücü olan tüm canlılarla konuşur. hayvanları, bitkileri, elementleri, hastalıkları ikna eder. ve hepsine yemin ettirir. rahatlamıştır artık. olanları diğer tanrılara da aktarır. bunun üzerine bir eğlence düzenlenir.
tanrılar baldur'u bu eğlencede dart tahtası yerine koyarak, ellerine ne geçerse ona fırlatırlar. nasıl olsa hiç bir şey ona zarar veremeyecektir. tanrılar vur patlasın çal oynasın kendi aralarında bu şekilde eğlenirken, loki, frigg'in yanına gider. fesatlık aklına düşmüştür bir kere...
frigg'in ağzını arar; ''dünyadaki her şeye yemin ettirdin mi?'' diye sorar. frigg her şeye yemin ettirdiğini sadece zararsız gördüğü için ökse otuna yemin ettirmediğini söyler ve ta tam. loki'nin beyninde fesatlık şimşekleri çakmaya başlamıştır bile. böylece baldur'un kime çektiğini de öğrenmiş oluyoruz. anası da oğlu gibi saftır. hayır sen bunu loki denen cibilliyetsize niye anlatırsın ki?
istediği bilgiye ulaşmış olan loki ökse otunu bulmaya gider. sonrasında ökse otundan bir ok yapar. bu sırada eğlence son sürat devam etmektedir. loki salonu şöyle bir süzer. kör kardeşi hodr'ın bir köşe de yalnız başına takıldığını görür. usulca onun yanına varır ve neden eğlenceye katılmadığını sorar. garibim hodr kardeşine çıkışır; ''hem körüm hem de baldur'a atacak bir şeyim yok. ne yapsaydım?'' der.
loki, kardeşini teskin eder. elinde zararsız bir nesne olduğunu, dilerse onu baldur'a atabileceğini söyler. hodr mutlulukla oku alır ve baldur'a doğru fırlatır. kör kardeş hedefi 12'den vurmuştur. ok, baldur'un kalbine saplanmış ve baldur yere yığılmıştır. o esnada loki çoktan arazi olmuştur. bu kaçış sonrasında, tanrılar baldur'un ölümünden loki'nin sorumlu olduğunu anlamışlardır.
yaşananlardan sonra tanrı hermod, kardeşi baldur'un yeniden asgard'a dönebilmesi için tanrıça hel ile görüşmek üzere nilfheim'a gider. hel'e baldur'un ne kadar çok sevildiğini anlatır. hel'i ikna eder. ancak tanrıçanın bir şartı vardır; yeryüzündeki tüm canlılar baldur için ağlarsa onu serbest bırakabileceğini söyler.
tüm tanrılar yeryüzüne dağılır. bütün canlıların baldur için göz yaşı dökmesi sağlanır. son kertede, mağaranın birinde bir dev anası ile karşılaşırlar. dev anası'nı ikna etmek mümkün değildir. ne yaparlarsa yapsınlar onu kararından vazgeçiremezler.
bu dev anası, aslında şekil değiştirmiş olan lokiden başkası değildir. tanrıça hel'in şartı yerine getirilemediği için baldur geri dönemez ve loki yine kazanan taraf olur.
ragnarok'tan sonra baldur'un yeniden doğacağına inanılır. o zamanda bir saflık ederse artık bilemiyorum...
devamını gör...
seni anlatan frida kahlo sözü
çok karışığım. bir yanım olabildiğince huzursuz ve yorgun. diğer yanım mucizelere ve düşlerin gerçek olabileceğine halen inanıyor ve heyecanını koruyor. bu iki yan arasında ben, eziliyorum.
devamını gör...
öğrenildiğinde ufku iki katına çıkaran şeyler
--- alıntı ---
türk mitolojisinde yeni yıl
yeni yıl kutlama geleneğinin kültürümüzdeki yerini daha iyi kavrayabilmek için islamiyet öncesi türk geleneklerine bakarak, zamansal olarak yeni bir takvim yılına geçmenin herhangi bir tür holywood etkisi değil de tüm kültürlerde farklı şekillerde de olsa doğal olarak var olan bir kutlama, gelenek olduğunu anlatmaya çalışacağız. öncelikle türklerde yeni yılın ilk günü kabul edilen nardugan’a bakalım.
nardugan
nardugan kelimesi etimolojik olarak moğol dilinde nar( güneş ) ve türkçe deki tugan ( doğan ) kelimelerinin birleşiminden oluşmuş bir kelimedir.
nardugan aynı şekilde antik yunan’da dionysos şenlikleri olarak, roma’da ise satürnalya olarak kutlanırdı. aynı mısır mitolojisinde olduğu gibi türk mitolojisinde de gece ile gündüz savaş halindeydi.
türk mitolojisinde gündüzün geceyi bu savaşta yendiği, en uzun gece olan 21 aralıktan sonra güneşin daha çok görünmeye başladığı, gündüzlerin uzadığı ilk gün olan 22 aralık, yeni yılın ilk günü nardugan’dır.
nardugan’da, türk mitolojisinde ölümsüzlük sembolü olarak kabul edilen akçam ağaçları süslenir, bu ağaçların etrafında geleneksel oyunlar oynanır, şarkılar söylenir ve eğlence düzenlenirdi.
çam bayramı
çam ağacının türklerde ölümsüzlük sembolü olması ve inanışa göre tüm insan ırkının türediği ağaç olması sebebiyle kutsal kabul ediliyordu.
murad adji’nin türklerin ve büyük bozkırın kadim tarihi adlı kaynağında konuyla ilgili ”altay’da çam ağacının her zaman esrar dolu bir güzelliğe sahip olduğu kabul edilmiştir” der.
türk mitolojisinde güneş ve ay, tanrı ülgen’in emrindeydi. ay yılı esasına göre 25 aralık’ta gündüz geceyi yeniyordu ve insanlar bu tarihte geri verilen güneş için ülgen’e teşekkür ediyorlardı.
yeni yılda dualarının kabul edilmesi için ülgen’in çok sevdiği bir çam ağacının dallarına renkli kurdeleler, çaputlar bağlayarak süslüyor ve yanına hediyeler bırakıyorlardı. insanlar aydınlığın karanlığı yenmesini kutluyordu.
doç. dr. haluk berkmen, araştırmalarına göre noel ağacı süsleme geleneğinin kökenini islamiyet öncesi asya türklerine ait hayat ağacı inancına dayandırmıştır. akçam ağacının kış mevsiminde dahi yapraklarını dökmemesi ve sürekli yeşil kalması sebebiyle türkler’de ”hayat ağacı” diye adlandırılmıştı.
--- alıntı ---
kaynak
türk mitolojisinde yeni yıl
yeni yıl kutlama geleneğinin kültürümüzdeki yerini daha iyi kavrayabilmek için islamiyet öncesi türk geleneklerine bakarak, zamansal olarak yeni bir takvim yılına geçmenin herhangi bir tür holywood etkisi değil de tüm kültürlerde farklı şekillerde de olsa doğal olarak var olan bir kutlama, gelenek olduğunu anlatmaya çalışacağız. öncelikle türklerde yeni yılın ilk günü kabul edilen nardugan’a bakalım.
nardugan
nardugan kelimesi etimolojik olarak moğol dilinde nar( güneş ) ve türkçe deki tugan ( doğan ) kelimelerinin birleşiminden oluşmuş bir kelimedir.
nardugan aynı şekilde antik yunan’da dionysos şenlikleri olarak, roma’da ise satürnalya olarak kutlanırdı. aynı mısır mitolojisinde olduğu gibi türk mitolojisinde de gece ile gündüz savaş halindeydi.
türk mitolojisinde gündüzün geceyi bu savaşta yendiği, en uzun gece olan 21 aralıktan sonra güneşin daha çok görünmeye başladığı, gündüzlerin uzadığı ilk gün olan 22 aralık, yeni yılın ilk günü nardugan’dır.
nardugan’da, türk mitolojisinde ölümsüzlük sembolü olarak kabul edilen akçam ağaçları süslenir, bu ağaçların etrafında geleneksel oyunlar oynanır, şarkılar söylenir ve eğlence düzenlenirdi.
çam bayramı
çam ağacının türklerde ölümsüzlük sembolü olması ve inanışa göre tüm insan ırkının türediği ağaç olması sebebiyle kutsal kabul ediliyordu.
murad adji’nin türklerin ve büyük bozkırın kadim tarihi adlı kaynağında konuyla ilgili ”altay’da çam ağacının her zaman esrar dolu bir güzelliğe sahip olduğu kabul edilmiştir” der.
türk mitolojisinde güneş ve ay, tanrı ülgen’in emrindeydi. ay yılı esasına göre 25 aralık’ta gündüz geceyi yeniyordu ve insanlar bu tarihte geri verilen güneş için ülgen’e teşekkür ediyorlardı.
yeni yılda dualarının kabul edilmesi için ülgen’in çok sevdiği bir çam ağacının dallarına renkli kurdeleler, çaputlar bağlayarak süslüyor ve yanına hediyeler bırakıyorlardı. insanlar aydınlığın karanlığı yenmesini kutluyordu.
doç. dr. haluk berkmen, araştırmalarına göre noel ağacı süsleme geleneğinin kökenini islamiyet öncesi asya türklerine ait hayat ağacı inancına dayandırmıştır. akçam ağacının kış mevsiminde dahi yapraklarını dökmemesi ve sürekli yeşil kalması sebebiyle türkler’de ”hayat ağacı” diye adlandırılmıştı.
--- alıntı ---
kaynak
devamını gör...
sözlüğün en yakışıklı yazarı olmak
beni güldüren başlıktır. anonim kişilerin yakışıklılık yakıştırması tuhaftır. benim diyenlerin ruh hali de tuhaftır. ayrıca burasının bir yakışıklılık platformu olduğunu zannetmek de epey tuhaftır.
devamını gör...
bim sözlük olsa alınabilecek nickler
a-101 poşeti
devamını gör...
her sabah aklımızdan geçenler
nereye kadar böyle gidecek sorusu.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
tık.
tek bir kelime, bir ses, çoğu zaman duyulmayan, işitilmeyen, farkında olunmayan.
ama bir hali var ki; insanın içinden, en derininden gelen hali bu dediğim, o insan o tık sesini duyduktan sonra bir daha asla eskisi gibi olamıyor, ne yaparsa yapsın, geri kalan ömrünü nasıl geçirirse geçirsin, o tık sesi içinde bir yerde asılı kalıp bekliyor ve zamanı geldiğinde tekrar işitiliyor.
tık.
biraz önce biri bir soru sordu bana, "sana cevabını bilmediğin bir soru sorabilir miyim?" diye, sorusunu sordu, cevabını aldı, benim bilmediğim cevaptı zaten, bilmiyordum, büyük ihtimalle cevabımı işitmedi bile, gitti.
o cevabın içine koymuştum bu kelimeyi ama sanırım o daha bu sesi duymamıştı, gülümsedi ve yoluna devam etti.
umarım hiç de duymaz, benim lafım geride kalanlara, tık tık tık yoluna devam etmeye tık çalı tık şanlara. tık.
tık.
tek bir kelime, bir ses, çoğu zaman duyulmayan, işitilmeyen, farkında olunmayan.
ama bir hali var ki; insanın içinden, en derininden gelen hali bu dediğim, o insan o tık sesini duyduktan sonra bir daha asla eskisi gibi olamıyor, ne yaparsa yapsın, geri kalan ömrünü nasıl geçirirse geçirsin, o tık sesi içinde bir yerde asılı kalıp bekliyor ve zamanı geldiğinde tekrar işitiliyor.
tık.
biraz önce biri bir soru sordu bana, "sana cevabını bilmediğin bir soru sorabilir miyim?" diye, sorusunu sordu, cevabını aldı, benim bilmediğim cevaptı zaten, bilmiyordum, büyük ihtimalle cevabımı işitmedi bile, gitti.
o cevabın içine koymuştum bu kelimeyi ama sanırım o daha bu sesi duymamıştı, gülümsedi ve yoluna devam etti.
umarım hiç de duymaz, benim lafım geride kalanlara, tık tık tık yoluna devam etmeye tık çalı tık şanlara. tık.
tık.
devamını gör...
sarhoşken yapılan hatalar
yersiz itiraflarda bulunmak, gördüğün her karşı cinsi öpmeye çalışmak, gecenin ilerleyen saatlerinde eski sevgiliyi arayıp ağlama krizine girmek.
devamını gör...
pazartesi cumartesiden başlar
strugatski kardeşlerinin diğer kitaplarından biraz daha farklı özelliklere sahip olan kitaplarının adı. strugatski'lere ve sovyet bilim kurgusuna dair malumunuz olduğu üzere yeri geldikçe bir şeyler çiziktirdik. bu kitabı onların sorusuna cevap vererek anlatmaya başlayabiliriz; ''şişenin tıpasını açtı mı? cin şişeden çıktı mı?'' evet şişenin tıpası açılmış ve cidden cin şişeden çıkmış. şöyle ki; strugatskiler diğer eserlerinde genellikle bilim kurgunun çıtasını hep daha yükseğe çıkarıyor ve oradan gerçekliğe dair nokta atışları yapıyor. bu kitapta ise biraz fantastik kurguya kayış var. yani anlayacağınız tam bir harmanlama olmuş. yaşadığımız dünya ve içinde bulunduğumuz evrene dair anlayış çabası ancak bu kadar kadar güzel anlatılabilirdi. biraz masalsı, biraz sade ve yine muhteşem bir hayalperestlikle... tabi bunu da strugatski'lerden başkası yapamazdı emin olunuz. *
bilim kurgunun, fantastik kurgu ile harmanlanışı benim çok hoşuma gitti. özellikle privalov’un tepkisel evrelerine bayıldım. bilirsiniz eskiden masal anlatıcıları varmış, köyden köye dolaşır, anlattıkları hikâyeler karşılığında karınlarını doyurur ya da ahaliden kendi işlerine yarayacak eşyaları toplarlarmış. masallar böylece dilden dile aktarılak toplumların zihnine zerk edilmiş, ortak akıldaki yerlerini layıkıyla ile bulmuş. işte strugatskiler insana dair unutulanları hatırlatıyorlar bize bu kitapta ve yine kendilerine özgü üslubu ve yaratıcılığı kullanarak biraz daha modern masal anlatıcısı rolüne bürünüyorlar. ortak belleğe katkıda bulunuyorlar. anlatımda ara sıra ufak aksaklıklar var gibi görünüyor olsa da, aslında bu durum anlatımdaki harmanlamanın ortaya çıkardığı, zihninizde de oluşan mavi ekranlardan fazlası değil. strugatski kardeşleri daha önce okumuşsanız, o kısımlar sizi hiç rahatsız etmiyor zira onların bu tarz değişik akademik göndermelerine alışık oluyorsunuz. bu sebeple şunu söyleyebilirim ki, strugatski'leri ilk kez okuyacaksınız başlangıç kitabınız bu kitap olmamalı. muhakkak okumalısınız ama onlara biraz aşina olduktan sonra. onları biraz tanıdıktan sonra...
misal bu başlığı okudunuz ya şimdi. ve daha önce strugatski'leri okumadınız. burada önünüzde bir seçim var. ya onlarla tanışacaksınız ve bu kitabı okuma noktasına geleceksiniz, ya da onları tamamen es geçip yolunuza devam edeceksiniz. mevzu bu işte, sizin bile tek bir geleceğiniz yok. * ama bir nebze de elinizde. amma lakırdı ettim. okursanız ne ala! kitapları kıyıdan köşeden dolanarak anlatmak da zor oluyor yahu. iyi masalları böyle adamlar yazar. sonra bakmışsınız gerçeği de en güzel bu masallar anlatır. o minvalde bir kitap. seçim sizin.
bilim kurgunun, fantastik kurgu ile harmanlanışı benim çok hoşuma gitti. özellikle privalov’un tepkisel evrelerine bayıldım. bilirsiniz eskiden masal anlatıcıları varmış, köyden köye dolaşır, anlattıkları hikâyeler karşılığında karınlarını doyurur ya da ahaliden kendi işlerine yarayacak eşyaları toplarlarmış. masallar böylece dilden dile aktarılak toplumların zihnine zerk edilmiş, ortak akıldaki yerlerini layıkıyla ile bulmuş. işte strugatskiler insana dair unutulanları hatırlatıyorlar bize bu kitapta ve yine kendilerine özgü üslubu ve yaratıcılığı kullanarak biraz daha modern masal anlatıcısı rolüne bürünüyorlar. ortak belleğe katkıda bulunuyorlar. anlatımda ara sıra ufak aksaklıklar var gibi görünüyor olsa da, aslında bu durum anlatımdaki harmanlamanın ortaya çıkardığı, zihninizde de oluşan mavi ekranlardan fazlası değil. strugatski kardeşleri daha önce okumuşsanız, o kısımlar sizi hiç rahatsız etmiyor zira onların bu tarz değişik akademik göndermelerine alışık oluyorsunuz. bu sebeple şunu söyleyebilirim ki, strugatski'leri ilk kez okuyacaksınız başlangıç kitabınız bu kitap olmamalı. muhakkak okumalısınız ama onlara biraz aşina olduktan sonra. onları biraz tanıdıktan sonra...
misal bu başlığı okudunuz ya şimdi. ve daha önce strugatski'leri okumadınız. burada önünüzde bir seçim var. ya onlarla tanışacaksınız ve bu kitabı okuma noktasına geleceksiniz, ya da onları tamamen es geçip yolunuza devam edeceksiniz. mevzu bu işte, sizin bile tek bir geleceğiniz yok. * ama bir nebze de elinizde. amma lakırdı ettim. okursanız ne ala! kitapları kıyıdan köşeden dolanarak anlatmak da zor oluyor yahu. iyi masalları böyle adamlar yazar. sonra bakmışsınız gerçeği de en güzel bu masallar anlatır. o minvalde bir kitap. seçim sizin.
devamını gör...
putin düşerse normal sözlük'ün hali nice olacak sorunsalı
putin'i yalnızca safi insan olarak gören bünyeler tarafından gereksiz yere sorgulanan sorunsaldır.
putin, mother russia'nın öz oğludur.
bu uğurda mihail hodorkovski dahi yola gelmiştir. 3-5 çapulcuya mı bırakacağız ortalığı allasen ?
(bkz: in putin we trust)
putin, mother russia'nın öz oğludur.
bu uğurda mihail hodorkovski dahi yola gelmiştir. 3-5 çapulcuya mı bırakacağız ortalığı allasen ?
(bkz: in putin we trust)
devamını gör...
4 kişiyle pazar kahvaltısı yapma şansınız olsa
celal şengör, ilber ortaylı, fatih altaylı ve erol mütercimler...
artık siyaset din felsefe tarih konuşalım derken menemen tavada yanar herhalde. gerçi fatih bu işlere meraklı gibi wp fotoğrafında ıstakoz yaparkenki pozu vardı...
artık siyaset din felsefe tarih konuşalım derken menemen tavada yanar herhalde. gerçi fatih bu işlere meraklı gibi wp fotoğrafında ıstakoz yaparkenki pozu vardı...
devamını gör...
aşının içinde çip yerine ne olmasını isterdin
ütopik bir soru.
sağlam bi kas gevşetici olsa fena olmazdı. muscoril olur. efenim işte adeleks olur. biraz da dideral lütfen...
sağlam bi kas gevşetici olsa fena olmazdı. muscoril olur. efenim işte adeleks olur. biraz da dideral lütfen...
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
anne dedi, anne ben yanmak için çok gencim. ama yine de yanacağım. neden diye sorma bilmiyorum, zaten bilmekte istemiyorum. anne ben yüzünü güne dönen bir çiçektim. avuçlarımda tekerlemeler besledim. sor onlara sor bir gün ekmeklerini eksik etmedim. anne ben yüzüme güne dönerken karanlık ekmişler gönlüme. ben onu beslemedim ama allah şahittir. o benden parça parça söküp aldı. görsen başta kainat gibi derindi. ama sonra beni içine hapsetti. ben küçükken bir şarkı söylerdin hatırlasana. içinde ahlar vardı. içinde kaybolmuşlar, kimsesizler ve korkmuşlar vardı. ben hepsiyim şimdi anne. sen bana o masalı anlattın diye ben masal olmadım. ben o masalım diye sen bana anlattın masalı. korkunun kırk kapısı varmış anne beni o kırk kapının kulplarına hepsinin arasında zincirlediler. sağım solum korku şimdi. bu kadar korkuyu yanaşacak kimseyi de tanımıyorum bir yalnızlık var o da faydadan çok zarar veriyor. sen anne ateşim çıktığında tülbentini ıslatıp alnıma sererdin. yüreğim yanıyor şimdi fazla tülbentin var mı?
devamını gör...
öldürmeyip süründüren şeyler
diş ağrısı
regl ağrısı
regl ağrısı
devamını gör...