komik dükkan isimleri
esencılıs döner evi.
devamını gör...
cumhuriyet halk partisi
t: sorunun yalnızca akp ve mhp'de değil kendilerinde de olduğunu bir türlü fark etmeyen parti.
başında kılıçdaroğlu varken de fark etmeyecekler gibi görünüyor. toplumun büyük bir kesiminde hiçbir karşılıkları yok, defalarca mağlup oldular, yine de aynı politikaları güttüler. 20 yıl sonra imamoğlu ve mansur yavaş ortaya çıkınca anca bir şeyleri başarabildiler. ayrıca bu başarı da parti vaatleriyle kazanılmadı, imamoğlu'na sırf soyadı yüzünden ve namaz kıldığı için oy veren insanlar vardı. yavaş'ta ise artık gökçek iyice sıyırmıştı. yani, demek istediğim chp'nin ittirmesiyle bir şeyler değişmedi, hayatın olağan akışında değişti bunlar. bir de -az da olsa- seçmen bilinçlenmişti. işbu olağan akış 20 yıla mâl oldu.
türkiye'nin eğitimsiz/bilinçsiz seçmen kitlesine mantıkla hitap etmeye çalışınca bir şey elde edemiyorsun, e o zaman bunun tam tersini uygula. madem olay başa geçip durumları "düzeltmek" ise salakla salak olmak en mantıklısı. cahile akıllı muamelesi yapınca kendini hakir görüyor çünkü.
başında kılıçdaroğlu varken de fark etmeyecekler gibi görünüyor. toplumun büyük bir kesiminde hiçbir karşılıkları yok, defalarca mağlup oldular, yine de aynı politikaları güttüler. 20 yıl sonra imamoğlu ve mansur yavaş ortaya çıkınca anca bir şeyleri başarabildiler. ayrıca bu başarı da parti vaatleriyle kazanılmadı, imamoğlu'na sırf soyadı yüzünden ve namaz kıldığı için oy veren insanlar vardı. yavaş'ta ise artık gökçek iyice sıyırmıştı. yani, demek istediğim chp'nin ittirmesiyle bir şeyler değişmedi, hayatın olağan akışında değişti bunlar. bir de -az da olsa- seçmen bilinçlenmişti. işbu olağan akış 20 yıla mâl oldu.
türkiye'nin eğitimsiz/bilinçsiz seçmen kitlesine mantıkla hitap etmeye çalışınca bir şey elde edemiyorsun, e o zaman bunun tam tersini uygula. madem olay başa geçip durumları "düzeltmek" ise salakla salak olmak en mantıklısı. cahile akıllı muamelesi yapınca kendini hakir görüyor çünkü.
devamını gör...
kadınların hiçbir şey olmamış gibi yollarına devam etmesi
en büyük erdemdir.. erkekler basaramiyorsa sadece onların sorunu da olmuyor.. başımıza eksiyorlar..
devamını gör...
mağusa limanı
"1943 yılında kıbrıs'ın mağusa şehrinde ingiliz askerleri tarafından öldürülen arap ali için yakılan ağıt yıllarca halkın dilinde türkü olarak çalınıp söylenmiş ve gönüllerde yer etmiştir."
en sevdiğim yorum... *
serenad bağcan
en sevdiğim yorum... *
serenad bağcan
devamını gör...
köylüleri niçin öldürmeliyiz
şükrü erbaş’ın zamanında olay çıkaran şiiri. bu şiirden sonra o zamanki cumhurbaşkanı süleyman demirel şiire uzun bir eleştiri getirmek durumunda kalıyor. şiir şöyle;
“köylüleri niçin öldürmeliyiz ?
çünkü onlar ağırkanlı adamlardır.
değişen bir dünyaya karşı
kerpiç duvarlar gibi katı
çakır dikenleri gibi susuz
kayıtsızca direnerek yaşarlar.
aptal, kaba ve kurnazdırlar.
inanarak ve kolayca yalan söylerler.
paraları olsa da
yoksul görünmek gibi bir hünerleri vardır.
herşeyi hafife alır ve herkese söverler.
yağmuru, rüzgarı ve güneşi
birgün olsun ekinleri akıllarına gelmeden
düşünemezler...
ve birbirlerinin sınırlarını sürerek
topraklarını
büyütmeye çalışırlar.
köylüleri niçin öldürmeliyiz?
çünkü onlar karılarını döverler
seslerinin tonu yumuşak değildir
dışarıda ezildikçe içeride zulüm kesilirler.
gazete okumaz ve haksızlığa
ancak kendileri uğrarsa karşı çıkarlar.
karşılığı olmadan kimseye yardım etmezler.
adım başı pınar olsa da köylerinde
temiz giyinmez ve her zaman
bir karış sakalla gezerler.
çocuklarını iyi yetiştirmezler
evlerinde kitap, müzik ve resim yoktur.
birgün olsun dişlerini fırçalamaz
ve şapkalarını ancak yatarken çıkarırlar.
köylüleri niçin öldürmeliyiz?
çünkü onlar yanlış partilere oy verirler
kendilerinden olanlarla alay edip
tuhaf bir şekilde başkalarına inanırlar.
devlet; tapu dairesi, banka borcu ve hastanedir
devletten korkar ve en çok ona hile yaparlar.
yiğittirler askerde subay dövecek kadar
ama bir memur karşısında -bu da tuhaftır-
ezim ezim ezilirler.
enflasyon denince buğday ve gübre fiyatlarını bilirler.
onbir ay gökyüzünden bereket beklerler,
dindardırlar ahret korkusu içinde
ama bir kadının topuklarından
memelerini görecek kadar bıçkındırlar
harmanı kaldırdıktan sonra yılda bir kez
şehre giderler!...
köylüleri niçin öldürmeliyiz?
çünkü onlar köpekleri boğuşunca kavga ederler
birbirlerinin evlerine ancak
ölümlerde ve düğünlerde giderler.
şarkı söylemekten ve kederlenmekten utanırlar
gülmek ayıp eğlenmek zayıflıktır
ancak rakı içtiklerinde duygulanır ve ağlarlar.
binlerce yılın kabuğu altında
yürekleri bir gaz lambası kadar kalmıştır.
aldanmak korkusu içinde
sürekli birbirlerini aldatırlar.
bir yere birlikte gitmeleri gerekirse
karılarından en az on adım önde yürürler
ve bir erkeklik işareti olarak
onları herkesin ortasında azarlarlar.
köylüleri niçin öldürmeliyiz?
çünkü onlar otobüslerde ayakkabılarını çıkarırlar
ayak ve ağız kokuları içinde kurulup koltuklara
herkesi bunalta bunalta, yüksek perdeden
kızlarının talihsizliğini ve hayırsız oğullarını anlatır,
yoksulluktan kıvrandıkları halde, şükür içinde
bunun, tanrının bir lütfu olduğuna inanırlar.
ve önemsiz bir şeyden söz eder gibi, her fırsatta
gizli bir övünçle, uzak şehirdeki
zengin akrabalarından sözederler.
kibardırlar lokantada yemek yemeyi bilecek kadar
ama sokağa çıkar çıkmaz hünküre hünküre
yollara tükürürler...
ve sonra şaşarak temizliğine ve düzenine
şehirde yaşamanın iyiliğinden konuşurlar.
köylüleri niçin öldürmeliyiz?
çünkü onlar ilk akışamdan uyurlar.
yarı gecelerde yıldızlara bakarak
başka dünyaları düşünmek gibi tutkuları yoktur.
gökyüzünü, baharda yağmur yağarsa
ve yaz güneşlerini, ekinlerini yeşertirse severler.
hayal güçleri kıttır ve hiçbir yeniliğe
-bu, verimi yüksek bir tohum bile olsa-
sonuçlarını görmeden inanmazlar.
dünyanın gelişimine katkıları yoktur.
mülk düşkünüdürler amansız derecede
bir ülkenin geleceği
küçücük topraklarının ipoteği altındadır
ve bir kaya parçası gibi dururlar su geçirmeden,
zamanın derin ırmakları önünde...
köylüleri söyleyin nasil
nasil kurtaralim?”
“köylüleri niçin öldürmeliyiz ?
çünkü onlar ağırkanlı adamlardır.
değişen bir dünyaya karşı
kerpiç duvarlar gibi katı
çakır dikenleri gibi susuz
kayıtsızca direnerek yaşarlar.
aptal, kaba ve kurnazdırlar.
inanarak ve kolayca yalan söylerler.
paraları olsa da
yoksul görünmek gibi bir hünerleri vardır.
herşeyi hafife alır ve herkese söverler.
yağmuru, rüzgarı ve güneşi
birgün olsun ekinleri akıllarına gelmeden
düşünemezler...
ve birbirlerinin sınırlarını sürerek
topraklarını
büyütmeye çalışırlar.
köylüleri niçin öldürmeliyiz?
çünkü onlar karılarını döverler
seslerinin tonu yumuşak değildir
dışarıda ezildikçe içeride zulüm kesilirler.
gazete okumaz ve haksızlığa
ancak kendileri uğrarsa karşı çıkarlar.
karşılığı olmadan kimseye yardım etmezler.
adım başı pınar olsa da köylerinde
temiz giyinmez ve her zaman
bir karış sakalla gezerler.
çocuklarını iyi yetiştirmezler
evlerinde kitap, müzik ve resim yoktur.
birgün olsun dişlerini fırçalamaz
ve şapkalarını ancak yatarken çıkarırlar.
köylüleri niçin öldürmeliyiz?
çünkü onlar yanlış partilere oy verirler
kendilerinden olanlarla alay edip
tuhaf bir şekilde başkalarına inanırlar.
devlet; tapu dairesi, banka borcu ve hastanedir
devletten korkar ve en çok ona hile yaparlar.
yiğittirler askerde subay dövecek kadar
ama bir memur karşısında -bu da tuhaftır-
ezim ezim ezilirler.
enflasyon denince buğday ve gübre fiyatlarını bilirler.
onbir ay gökyüzünden bereket beklerler,
dindardırlar ahret korkusu içinde
ama bir kadının topuklarından
memelerini görecek kadar bıçkındırlar
harmanı kaldırdıktan sonra yılda bir kez
şehre giderler!...
köylüleri niçin öldürmeliyiz?
çünkü onlar köpekleri boğuşunca kavga ederler
birbirlerinin evlerine ancak
ölümlerde ve düğünlerde giderler.
şarkı söylemekten ve kederlenmekten utanırlar
gülmek ayıp eğlenmek zayıflıktır
ancak rakı içtiklerinde duygulanır ve ağlarlar.
binlerce yılın kabuğu altında
yürekleri bir gaz lambası kadar kalmıştır.
aldanmak korkusu içinde
sürekli birbirlerini aldatırlar.
bir yere birlikte gitmeleri gerekirse
karılarından en az on adım önde yürürler
ve bir erkeklik işareti olarak
onları herkesin ortasında azarlarlar.
köylüleri niçin öldürmeliyiz?
çünkü onlar otobüslerde ayakkabılarını çıkarırlar
ayak ve ağız kokuları içinde kurulup koltuklara
herkesi bunalta bunalta, yüksek perdeden
kızlarının talihsizliğini ve hayırsız oğullarını anlatır,
yoksulluktan kıvrandıkları halde, şükür içinde
bunun, tanrının bir lütfu olduğuna inanırlar.
ve önemsiz bir şeyden söz eder gibi, her fırsatta
gizli bir övünçle, uzak şehirdeki
zengin akrabalarından sözederler.
kibardırlar lokantada yemek yemeyi bilecek kadar
ama sokağa çıkar çıkmaz hünküre hünküre
yollara tükürürler...
ve sonra şaşarak temizliğine ve düzenine
şehirde yaşamanın iyiliğinden konuşurlar.
köylüleri niçin öldürmeliyiz?
çünkü onlar ilk akışamdan uyurlar.
yarı gecelerde yıldızlara bakarak
başka dünyaları düşünmek gibi tutkuları yoktur.
gökyüzünü, baharda yağmur yağarsa
ve yaz güneşlerini, ekinlerini yeşertirse severler.
hayal güçleri kıttır ve hiçbir yeniliğe
-bu, verimi yüksek bir tohum bile olsa-
sonuçlarını görmeden inanmazlar.
dünyanın gelişimine katkıları yoktur.
mülk düşkünüdürler amansız derecede
bir ülkenin geleceği
küçücük topraklarının ipoteği altındadır
ve bir kaya parçası gibi dururlar su geçirmeden,
zamanın derin ırmakları önünde...
köylüleri söyleyin nasil
nasil kurtaralim?”
devamını gör...
blog
web ve log kelimelerinin birleştirilip, önünden kesilip, kırpılması ile oluşturulan terimdir.
web: ağ, ağ örmek, internet sistemi
log: kayıt, kayıt yığını (başka manalara da gelmekte ancak bu bağlamda bu şekildedir)
webblog demek yerine öndeki we kısmının gereksiz olduğu düşünülmüş ve sünnet edilmiştir. böylece blog terimi dünyaya gelmiştir.
ottan, boka her türlü konu ve konuk blog denilen kayıt sistemine eklenebilir. blog kayıtlarında sadece metin değil, görsel ve videolar da kullanılabilir.
hatta vlog kavramı da aynı şekilde oluşturulmuş ve video log manasına gelmektedir. yani video formatında oluşturulmuş, ottan ve boka her konudan bahsedebilen güncel kayıtlardır.
bir zamanlar myspace isimli sistemle popülerliğinin zirvesini yaşamış, tumblr ile devam ettirmiş, hala google blogspot ile devam eden alışkanlıktır. günümüzde hala google blogspot kullanılırlığını devam ettirirken, diğerleri popülerliğini yitirmiştir.
medium gibi daha ciddi yazarların ve yazıların yer aldığı blog sistemleri de bulunmaktadır.
ayrıca kişilerin tamamen kendilerine ait nitelikte blog oluşturmalarını sağlayan ücretsiz ve açıkkaynak sistemler de bulunmaktadır. özellikle wordpress içerik yönetim sistemi (cms) ile gerek fonksiyonları, gerekse tasarımı çok daha özelleştirilebilir blogları kodlama bilmeden hayat geçirmek mümkündür.
aynen günlük tutma konusunda olduğu gibi bir çok insan büyük heveslerle blog tutma işine girmekte ve fakat kısa süre sonra ilgili blogu atıl bırakmaktadır. bu nedenle piyasa, girdiğinizde 5 ila 10 yıl öncesine ait kayıtların zibil gibi kaynadığı bloglarla dolup taşmaktadır.
çok nadirattan da olsa, popüler olduğu ve tutulduğu için sadece blogdan para kazanan ve aldığı reklamlarla hayatını idame ettiren kişiler de dünyada bulunmaktadır.
bu örnekleri gören yeniyetmeler de genelde üstüne fazla düşünmeden blog açmakta, “merhaba” yazısından sonra bir kaç post kastıktan sonra blogu google adsense reklamları ile donatmakta ve milyoner olmanın hayali ile beklemeye geçmektedirler. sonucu elbette söylemeye gerek yok.
kendi çapında güncel ve düzenli şekilde blog tutan insanlar ise tumturaklı bir takdiri hak etmekte ve alınlarından öpülmeleri gerekmektedir.
web: ağ, ağ örmek, internet sistemi
log: kayıt, kayıt yığını (başka manalara da gelmekte ancak bu bağlamda bu şekildedir)
webblog demek yerine öndeki we kısmının gereksiz olduğu düşünülmüş ve sünnet edilmiştir. böylece blog terimi dünyaya gelmiştir.
ottan, boka her türlü konu ve konuk blog denilen kayıt sistemine eklenebilir. blog kayıtlarında sadece metin değil, görsel ve videolar da kullanılabilir.
hatta vlog kavramı da aynı şekilde oluşturulmuş ve video log manasına gelmektedir. yani video formatında oluşturulmuş, ottan ve boka her konudan bahsedebilen güncel kayıtlardır.
bir zamanlar myspace isimli sistemle popülerliğinin zirvesini yaşamış, tumblr ile devam ettirmiş, hala google blogspot ile devam eden alışkanlıktır. günümüzde hala google blogspot kullanılırlığını devam ettirirken, diğerleri popülerliğini yitirmiştir.
medium gibi daha ciddi yazarların ve yazıların yer aldığı blog sistemleri de bulunmaktadır.
ayrıca kişilerin tamamen kendilerine ait nitelikte blog oluşturmalarını sağlayan ücretsiz ve açıkkaynak sistemler de bulunmaktadır. özellikle wordpress içerik yönetim sistemi (cms) ile gerek fonksiyonları, gerekse tasarımı çok daha özelleştirilebilir blogları kodlama bilmeden hayat geçirmek mümkündür.
aynen günlük tutma konusunda olduğu gibi bir çok insan büyük heveslerle blog tutma işine girmekte ve fakat kısa süre sonra ilgili blogu atıl bırakmaktadır. bu nedenle piyasa, girdiğinizde 5 ila 10 yıl öncesine ait kayıtların zibil gibi kaynadığı bloglarla dolup taşmaktadır.
çok nadirattan da olsa, popüler olduğu ve tutulduğu için sadece blogdan para kazanan ve aldığı reklamlarla hayatını idame ettiren kişiler de dünyada bulunmaktadır.
bu örnekleri gören yeniyetmeler de genelde üstüne fazla düşünmeden blog açmakta, “merhaba” yazısından sonra bir kaç post kastıktan sonra blogu google adsense reklamları ile donatmakta ve milyoner olmanın hayali ile beklemeye geçmektedirler. sonucu elbette söylemeye gerek yok.
kendi çapında güncel ve düzenli şekilde blog tutan insanlar ise tumturaklı bir takdiri hak etmekte ve alınlarından öpülmeleri gerekmektedir.
devamını gör...
kaymakamın öğretmenden özür dileyerek helalleşmesi
millet baskısı yüzünden özür dilemiş tir. o kaymakam dan bir bok olmaz.
devamını gör...
honda city
2020 yılında yeni kasası tanıtılan otomobil. genellikle b ve c segmenti arasında yer alan küçük bir sedan. türkiye de 2006 ile 2011 yılları arasında iki farklı kasa ile satıldı. bu yıllarda dizel seçeneği yoktu ve 1.4 benzinli motoruyla satıldı. bu benzinli motorun 83 ve 100 beygirlik iki versiyonu var. bu iki motor da türkiye'de sorunsuzluğu ile bilinmektedir ve lpg ile tamamen uygundur. otomatik şanzımanlarında bilinen bir sorun olmasa da aracın beygir gücü düşük olduğundan dolayı biraz hantal ve bildiğiniz üzere aranın modeli city yani şehir anlamında bu da aracın şehir içi kullanımı için uygun olduğunu gösteriyor.
yazımın başında da belirttiğim gibi bu aracın yeni kasası tanıtıldı ve türkiye'de satışı yoktu. honda türkiye fabrikasını kapatacağı zaman yeni civic gelmeden önce bu aracı türkiye'ye getirecek. hangi motor ve donanım seçenekleriyle geleceği belli değil ama 1.0 turbo ve cvt şanzımanlı ünite ile ülkemize giriş yapacağı düşünülüyor. yurtdışı versiyonları incelediğimizde bir çok araçta sunroof bulunuyor bundan dolayı ülkemize gelecek olan araçlarda sunroof opsiyonuyla gelebilir.


yazımın başında da belirttiğim gibi bu aracın yeni kasası tanıtıldı ve türkiye'de satışı yoktu. honda türkiye fabrikasını kapatacağı zaman yeni civic gelmeden önce bu aracı türkiye'ye getirecek. hangi motor ve donanım seçenekleriyle geleceği belli değil ama 1.0 turbo ve cvt şanzımanlı ünite ile ülkemize giriş yapacağı düşünülüyor. yurtdışı versiyonları incelediğimizde bir çok araçta sunroof bulunuyor bundan dolayı ülkemize gelecek olan araçlarda sunroof opsiyonuyla gelebilir.


devamını gör...
your name engraved herein
filmi yeni bitirmiş olmakla birlikte beni darmaduman etti resmen. bir kaç şey yazmak istedim, duygular çok yoğun çünkü.
uzun zamandır bir filmi izlerken ağlamamıştım. izlediğim ilk tayvan filmi. fragmanı gördüğümde bu denli iyi çıkacağını tahmin etmemiş iki erkeğin yaşadığı aşk olarak beklentisiz açıp izlemiştim açıkçası.
tayvan'da bl dizileri çokça mevcut ve çokta kaliteli değiller. biraz da beklentim bu yüzden yoktu aslında. filmde de görüldüğü üzere geçmişte böylesine bir toplumdan muhafazakar, baskıcı, engellerle dolu zamanlardan lgbt dostu bir ülke haline gelmek ve dediğim gibi bir dizi sektörü oluşturmak beni içinde bulunduğumuz koşullarda çok etkiledi. oyunculukları gayet iyi buldum. duygular o kadar yoğundu ki çoğu sahneleri görmezden gelebildim, evet iyi olmasa da. özellikle son düzlük. şans verilip izlenebilecek bir yapım. kendimi eleştiri yapmadan filme, akışa tutku değil kalplerin sevgisine bıraktım. karakterimizin de değindiği gibi.
--! spoiler !--
peder ve ana karakterimiz arasında geçen diyaloglarda ''sen kızlardan hoşlanabilirsin ama ben erkeklerden hoşlanamam? senin aşkın benimkinden büyük mü? söyle aşkımız arasında ne fark var? '' çıkışı, devamında yalvarıp ben günahkarsam o zaman yardım et cehenneme gitmeme, belki oradakiler beni anlarlar sözleri öyle dokundu ki. o yalnızlığı, çaresizliği hissettim. kimseye duygularını açıp da sevdiği kişiyi söyleyemedi. bir arkadaşı bile yoktu. abisine bile diyemedi. yalnız peder vardı. ortak şeyler paylaştığı peder.
aşık olduğu birdy isimli genci bir kuşu takip eder gibi takip etti. yani zorluydu ulaşılmazdı. yanına gittiğinde kanatlarını çırpıp kaçardı sonsuz maviliklerde. inatçı ve farklıydı da. jia han hiçbir şeye karşı gelmeyen sessiz, kapanık biriyken onu severek hayatına girmesiyle bambaşka bir insana evrildi. ailesinin önünde duygularını bile açtı. devamında dağ bayır deniz bir yolculuğa çıktı. uzun bir süre çıktıkları son yolculuk olduğunu bilmeden.
duştaki sahnelerinde birdy'nin gülmesi acaba her şeyi bilerek mi yapıyor, aşkını itiraf etsin diye şeklinde düşündürdü. cesur bir karakterdi ama babası keşke doğmasaydın diyordu. sevilmeyen çocuktu, okulda eşcinsel bu çocuk onunla takılma diye jia han'ı arkadaşları uyarıyordu. ama buralara tam değinilmedi. böyle birinden duygularına daha sahip çıkmasını beklerdim. ama tam tersi oldu. bir yansıma.
bizim çocuğumuz olmaz demesi, jia han'a yaklaşımlarından dolayı rol yaptığını düşündüm. ama sonunda zaten kızla evlendiğini çocuklarının olduğunu da gördük.
kadının hayatı da mahvolmuş. boşa bir evlilik yapmış sevenler ayrı kalmış seneler boşa gitmişti.
telefon sahnesinde şarkı dinleyerek ağlamaları çok etkileyiciydi. jia han'ın seni seviyorumlu verdiği mesajı birdy'nin gidip de kıza okulun önünde balonlarla vermesiyle o yıkıklığı ben de hissettim.
birdy ''bana verdiğin, başkalarına verdiklerinle aynıysa istemiyorum'' diye alıntı yapıp kasıldın da sen jia han'a yaptığın her şeyi başkasına yaptın. onu ne yapacağız?? hem üzüldüm hem sinirlendim.
adları birbirlerine kazınmış, dokunmadan da yıllar geçse de izi kalmış, yıllanmış ve yaşanamamış bir aşk. yeni başlangıçlar mesajıyla sona ererek bende de bir iz bıraktı.
--! spoiler !--
tıpkı jia han'ın da dediği gibi ''herkesin ilk aşkı destansı bir film gibi muazzamdır.'' 2020 yılının bıraktığı your name engraved herein de destansı bir ilk aşkın filmi.
uzun zamandır bir filmi izlerken ağlamamıştım. izlediğim ilk tayvan filmi. fragmanı gördüğümde bu denli iyi çıkacağını tahmin etmemiş iki erkeğin yaşadığı aşk olarak beklentisiz açıp izlemiştim açıkçası.
tayvan'da bl dizileri çokça mevcut ve çokta kaliteli değiller. biraz da beklentim bu yüzden yoktu aslında. filmde de görüldüğü üzere geçmişte böylesine bir toplumdan muhafazakar, baskıcı, engellerle dolu zamanlardan lgbt dostu bir ülke haline gelmek ve dediğim gibi bir dizi sektörü oluşturmak beni içinde bulunduğumuz koşullarda çok etkiledi. oyunculukları gayet iyi buldum. duygular o kadar yoğundu ki çoğu sahneleri görmezden gelebildim, evet iyi olmasa da. özellikle son düzlük. şans verilip izlenebilecek bir yapım. kendimi eleştiri yapmadan filme, akışa tutku değil kalplerin sevgisine bıraktım. karakterimizin de değindiği gibi.
--! spoiler !--
peder ve ana karakterimiz arasında geçen diyaloglarda ''sen kızlardan hoşlanabilirsin ama ben erkeklerden hoşlanamam? senin aşkın benimkinden büyük mü? söyle aşkımız arasında ne fark var? '' çıkışı, devamında yalvarıp ben günahkarsam o zaman yardım et cehenneme gitmeme, belki oradakiler beni anlarlar sözleri öyle dokundu ki. o yalnızlığı, çaresizliği hissettim. kimseye duygularını açıp da sevdiği kişiyi söyleyemedi. bir arkadaşı bile yoktu. abisine bile diyemedi. yalnız peder vardı. ortak şeyler paylaştığı peder.
aşık olduğu birdy isimli genci bir kuşu takip eder gibi takip etti. yani zorluydu ulaşılmazdı. yanına gittiğinde kanatlarını çırpıp kaçardı sonsuz maviliklerde. inatçı ve farklıydı da. jia han hiçbir şeye karşı gelmeyen sessiz, kapanık biriyken onu severek hayatına girmesiyle bambaşka bir insana evrildi. ailesinin önünde duygularını bile açtı. devamında dağ bayır deniz bir yolculuğa çıktı. uzun bir süre çıktıkları son yolculuk olduğunu bilmeden.
duştaki sahnelerinde birdy'nin gülmesi acaba her şeyi bilerek mi yapıyor, aşkını itiraf etsin diye şeklinde düşündürdü. cesur bir karakterdi ama babası keşke doğmasaydın diyordu. sevilmeyen çocuktu, okulda eşcinsel bu çocuk onunla takılma diye jia han'ı arkadaşları uyarıyordu. ama buralara tam değinilmedi. böyle birinden duygularına daha sahip çıkmasını beklerdim. ama tam tersi oldu. bir yansıma.
bizim çocuğumuz olmaz demesi, jia han'a yaklaşımlarından dolayı rol yaptığını düşündüm. ama sonunda zaten kızla evlendiğini çocuklarının olduğunu da gördük.
kadının hayatı da mahvolmuş. boşa bir evlilik yapmış sevenler ayrı kalmış seneler boşa gitmişti.
telefon sahnesinde şarkı dinleyerek ağlamaları çok etkileyiciydi. jia han'ın seni seviyorumlu verdiği mesajı birdy'nin gidip de kıza okulun önünde balonlarla vermesiyle o yıkıklığı ben de hissettim.
birdy ''bana verdiğin, başkalarına verdiklerinle aynıysa istemiyorum'' diye alıntı yapıp kasıldın da sen jia han'a yaptığın her şeyi başkasına yaptın. onu ne yapacağız?? hem üzüldüm hem sinirlendim.
adları birbirlerine kazınmış, dokunmadan da yıllar geçse de izi kalmış, yıllanmış ve yaşanamamış bir aşk. yeni başlangıçlar mesajıyla sona ererek bende de bir iz bıraktı.
--! spoiler !--
tıpkı jia han'ın da dediği gibi ''herkesin ilk aşkı destansı bir film gibi muazzamdır.'' 2020 yılının bıraktığı your name engraved herein de destansı bir ilk aşkın filmi.
devamını gör...
nutella vs çokokrem
nuganın ikisini de evine çevire döveceği karşılaştırma.
devamını gör...
geceye bir alıntı bırak
"muhtaç bırakıp yardım etmek planlanmış cinayettir."
-che guevara
-che guevara
devamını gör...
zırdeli
deli sözcüğünü kuvvetlendirmek, derecesini artırmak için başına konan hece ile oluşan kelimedir. ayrıca zırdeli bitişik yazılır. zırdeli zırdeli zırdeli.
edit: başlık düzeltildiği için teşekkür ediyorum
edit: başlık düzeltildiği için teşekkür ediyorum
devamını gör...
parayı her şeyden çok seven insan
para her şeydir diyen insan, para için her şeyi yapar. herhangi bir sınırı yoktur. güvenilmez.
devamını gör...
harut ve marut
harut ve marut hikayemizin iki kahraamını melektir. başlarına gelen trajik olaylar kendilerinin iddiaları ve inatları yüzünden allah tarafından verilen ceza ile son bulmuştur. hikayemiz şöyle ki;
allah adem"i yarattığında bütün meleklere ona secde etmelerini buyurdu. şeytan dışında bütün melekler secde ettiler. daha sonra adem yeryüzüne gönderilince melekler yeryüzüne gönderilen insanoğlunun bozgunculuk yaptığını, birbirlerini katlettiği, yasak ve haram olan şeylere yöneldiğini kendi aralarında tartışmaya başladılar. tabi allah melekleri huzurunda topladı ve insanda olup kendilerinde olmayan şeyin nefs olduğunu buna rağmen bazı insanların nefslerine üstün geleceğini ve böylelikle meleklerden daha üstün olacağını söyledi. tam bu esnada bu harut ve marut isimli melekler itiraz ettiler. kendilerine nefs verildiği takdirde günaha girmeyeceklerini nefslerine hakim olacaklarını iddia ettiler. allah bu iki meleğin isteğini kabul ederek yeryüzüne babil denen yere insani bir biçimde gönderdi.
iki kafadar insan içine karışıyorlar. karınları acıkıyor, susuyorlar, uykuları geliyor ve ihtiyaçları hiç bitmiyor.. derken bir gün zühre adında güzeller güzeli bir kadınla karşılaşıyorlar. ikisi birden zühre'ye aşık oluyorlar. zühre bu iki aptal aşığı parmağında oynatıyor. sonra bu iki meleğe şarap içirip hem günaha girmelerini sağlıyor hemde kim oldukları hakkında bilgi edinmek istiyor. aptal aşıklar en sonunda kendilerini açık edip gerçekleri anlatıyor ve bir sınav için gönderildiklerini söylüyorlar. zühre fırsattan istifade öğrenilmemesi gereken her şeyi öğreniyor. en son allah'tan isteğimin geri çevrilemeyeceği bir dua söyleyin diyor. harut ve marut ism-i azam'ı söylüyor zühre'ye. zühre ism'i azam ile allah'a bir yıldız olup göğe yükselmek istediğini söyleyince zühre yıldızı (venüs) olarak göğe yükseltiliyor. harut ve marut ise babil'in kör kuyularının birinde ceza olarak baş aşağı sallandırılıyorlar.
allah adem"i yarattığında bütün meleklere ona secde etmelerini buyurdu. şeytan dışında bütün melekler secde ettiler. daha sonra adem yeryüzüne gönderilince melekler yeryüzüne gönderilen insanoğlunun bozgunculuk yaptığını, birbirlerini katlettiği, yasak ve haram olan şeylere yöneldiğini kendi aralarında tartışmaya başladılar. tabi allah melekleri huzurunda topladı ve insanda olup kendilerinde olmayan şeyin nefs olduğunu buna rağmen bazı insanların nefslerine üstün geleceğini ve böylelikle meleklerden daha üstün olacağını söyledi. tam bu esnada bu harut ve marut isimli melekler itiraz ettiler. kendilerine nefs verildiği takdirde günaha girmeyeceklerini nefslerine hakim olacaklarını iddia ettiler. allah bu iki meleğin isteğini kabul ederek yeryüzüne babil denen yere insani bir biçimde gönderdi.
iki kafadar insan içine karışıyorlar. karınları acıkıyor, susuyorlar, uykuları geliyor ve ihtiyaçları hiç bitmiyor.. derken bir gün zühre adında güzeller güzeli bir kadınla karşılaşıyorlar. ikisi birden zühre'ye aşık oluyorlar. zühre bu iki aptal aşığı parmağında oynatıyor. sonra bu iki meleğe şarap içirip hem günaha girmelerini sağlıyor hemde kim oldukları hakkında bilgi edinmek istiyor. aptal aşıklar en sonunda kendilerini açık edip gerçekleri anlatıyor ve bir sınav için gönderildiklerini söylüyorlar. zühre fırsattan istifade öğrenilmemesi gereken her şeyi öğreniyor. en son allah'tan isteğimin geri çevrilemeyeceği bir dua söyleyin diyor. harut ve marut ism-i azam'ı söylüyor zühre'ye. zühre ism'i azam ile allah'a bir yıldız olup göğe yükselmek istediğini söyleyince zühre yıldızı (venüs) olarak göğe yükseltiliyor. harut ve marut ise babil'in kör kuyularının birinde ceza olarak baş aşağı sallandırılıyorlar.
devamını gör...
psikiyatrist vs psikolog
psikiyatri bir tıp dalıdır. psikiyatrist, tıp fakültesi eğitiminin yanında 4 yıllık psikiyatri uzmanlığını tamamlamış ve reçete yazma yetkisine sahip doktorlardır.
psikologlar ise fen edebiyat adı altında 4 yıllık lisans psikoloji eğitimini tamamlamış ve ardından 2 yıllık yüksek lisans programında eğitim görmüş ve uzman klinik ünvanını almış kişilerdir. kişilerde var olan hastalıklı duygu, düşünce ve davranışların altında yatan nedenleri konuşarak çözümlemeye çalışan ruh sağlığı uzmanıdır.
psikologlar ise fen edebiyat adı altında 4 yıllık lisans psikoloji eğitimini tamamlamış ve ardından 2 yıllık yüksek lisans programında eğitim görmüş ve uzman klinik ünvanını almış kişilerdir. kişilerde var olan hastalıklı duygu, düşünce ve davranışların altında yatan nedenleri konuşarak çözümlemeye çalışan ruh sağlığı uzmanıdır.
devamını gör...
yazarlar ilkokulda olsa açılacak başlıklar
- okumayı sökmeme rağmen öğretmenin kırmızı kurdelamı vermemesi rezaleti
- kırmızı kurdela almış sözlük yazarları
- hoşlanılan çocuğun kırmızı kurdela alamaması sorunsalı
- kaç para ulen bi kırmızı kurdela
- kırmızı kurdelanın aslında hiç de havalı olmaması
- kırmızı kurdelanın bebek işi olması
- verin len kurdelamı ühüü
- kırmızı kurdela almış sözlük yazarları
- hoşlanılan çocuğun kırmızı kurdela alamaması sorunsalı
- kaç para ulen bi kırmızı kurdela
- kırmızı kurdelanın aslında hiç de havalı olmaması
- kırmızı kurdelanın bebek işi olması
- verin len kurdelamı ühüü
devamını gör...
akıştaki nickaltı trafiği
sigma ile çok çok önce bir zamanda sohbet ederken kendisinin bir tespiti vardı. o tespit nedeniyle olan trafik bu trafik.
sigma ile bir gün sözlük hakkında konuşurken, kendisine yazarların neden bu kadar gündem olduğunu sorduğumda bana "çünkü burası bir mahalle" demişti.
evet kafa sözlük aslında bir sözlük değil mahalle. kafa mahalle. muhtarımız yoldaş benjamin franklin, ihtiyar heyeti de moderatör ekibi.
sigma ile bir gün sözlük hakkında konuşurken, kendisine yazarların neden bu kadar gündem olduğunu sorduğumda bana "çünkü burası bir mahalle" demişti.
evet kafa sözlük aslında bir sözlük değil mahalle. kafa mahalle. muhtarımız yoldaş benjamin franklin, ihtiyar heyeti de moderatör ekibi.
devamını gör...
yaprağın hafifliği
insanın hayatını yaşama uğraşı içinde kaybolduğunu düşündüğü anlarda bile kafasını kaldırıp, zihnini özgür bırakıp gözlemlemesi gereken durumdur.
ister artık hayatının son evresine girmiş ve kahverenginin tonlarını bürünmüş, devlet memuru zihniyetinde bir yaprak olsun, ister yeşilin tazeliğine bürünmüş, ışıl ışıl genç bir yaprak olsun; eğer bir yaprak rüzgara kendini kaptırmışsa olabildiğine hafiftir.
eğer hala bir ağaca, o ağacın güçlü dallarına tutunacak gücü varsa hafifliğinin arkasında bir güç vardır. hayata sıkı sıkı tutunan dalın verdiği güvenle varolmanın dayanılmaz hafifliğinin tadını çıkarır yaprak, genç de olsa yaşlı da.
eğer ağaçla bağlantısını kesip yalnız kalmaya başladıysa; neden söylemeyelim ki, tutunacak dalı kalmadıysa rüzgarın insafına kalmış dengesiz ve denetimsiz bir özgürlük duygusu ile savrulup durur. ve bunun iyi bir şey olup olmadığına karar vermek belki bize düşmez.
insanlar için de durum aşağı yukarı böyledir. bir bağlantı kurmak gerekir ister istemez cehennem olan başkaları ile, belki de sartre’a inat.
belki iyi bir insan olursanız yaprağın hafifliğine bürünüp size cenneti vaat eden bir ağaçla sonsuz bir varoluşun tadına varabilirsiniz.
ister artık hayatının son evresine girmiş ve kahverenginin tonlarını bürünmüş, devlet memuru zihniyetinde bir yaprak olsun, ister yeşilin tazeliğine bürünmüş, ışıl ışıl genç bir yaprak olsun; eğer bir yaprak rüzgara kendini kaptırmışsa olabildiğine hafiftir.
eğer hala bir ağaca, o ağacın güçlü dallarına tutunacak gücü varsa hafifliğinin arkasında bir güç vardır. hayata sıkı sıkı tutunan dalın verdiği güvenle varolmanın dayanılmaz hafifliğinin tadını çıkarır yaprak, genç de olsa yaşlı da.
eğer ağaçla bağlantısını kesip yalnız kalmaya başladıysa; neden söylemeyelim ki, tutunacak dalı kalmadıysa rüzgarın insafına kalmış dengesiz ve denetimsiz bir özgürlük duygusu ile savrulup durur. ve bunun iyi bir şey olup olmadığına karar vermek belki bize düşmez.
insanlar için de durum aşağı yukarı böyledir. bir bağlantı kurmak gerekir ister istemez cehennem olan başkaları ile, belki de sartre’a inat.
belki iyi bir insan olursanız yaprağın hafifliğine bürünüp size cenneti vaat eden bir ağaçla sonsuz bir varoluşun tadına varabilirsiniz.
devamını gör...
dünyanın en çabuk biten şeyi
az olandır fakire sorsan para der huzursuz birine sorsan mutluluk der.
devamını gör...
