öncelikle buyrunuz
farsça hem (-deş -daş) ekinin derde eklenmesiyle oluşmuş birleşik kelime. yani derde ortak olan kişilerden ziyade dertleri aynı olan kişilere hemdert denir.
her insanın dünyayı algılayışı farklıdır. bu farklılık kişinin karakteri ve doğumundan beri yaşadıklarıyla ilgilidir. çocukken izlediğimiz çizgifilmden tutun test kitabında okuduğumuz paragrafa kadar her şey karakterimizde eser miktarda da olsa bir değişme meydana getirir. bizi bugünkü biz haline getiren milyonlarca değişken var. haliyle yolda gördüğümüz bir ağaç dahi bizim için yanımızdakilerle birebir aynı şeyi ifade etmiyor. aynı şekilde herkesin dert algısı da farklı. bizim için mühim sayılabilecek bir dert başkası için bahsi geçmesi bile lüzumsuz olabilir. yani dertlerin dert olmasının sebebi bilfiil biziz. şöyle ki dertlerin tohumu ne kadar dışarıdan atılsa da bittiği yer yine bizim derunumuz. tanpınar da saatleri ayarlama enstitüsü kitabında bu konuyla alakalı olabilecek şunları diyor:
"çünkü her insanın hayatında hiçbir muhayyillenin icat edemeyeceği kadar aksaklık vardır, ve bu aksaklıklar o insanla beraber yetişmiş, büyümüş şahsi, nevi kendine mahsus şeylerdir."
şahsi ve nevi kendine mahsus; dertlerimiz için de denilebilecek en doğru betimlemelerden sanırım. bu perspektifte bakınca insanların anlaşılma çabası ne kadar da beyhude geliyor.
yazmaya başlayınca gayriihtiyari konuyu çok dağıttım, ana konuya dönüp toparlamaya çalışayım. tekrar kısa bir tanım yapmak gerekirse dert ortağı bizim derdimizle dertlenene, hemdert ise bizden bağımsız olarak bizimle aynı derdi çekenlere denir. derdimize ortak bulmak nispeten kolaydır. arkadaşlarımız, sevdiklerimiz, dostlarımız derdimize ortak olabilirler. ama bu derdi ne kadar anlayıp içselleştirebilirler. dert ortağı dinler, konuşur, teselli vermeye çalışır. hemdert ise bizimle aynı dertten muzdarip olana denir. aynı sıkıntıyı çeken değil, görülen sıkıntının içimizde aynı derdi meydana getirdiği kişi hemderdimiz olur. birazcık somutlastırmak için örnek veriyorum; sıkıntı parasızlık olsun birinin derdi açlığı birinin derdi muhtaçlığı ise onlar hemdert değillerdir. hatta her ikiside muhtaciyetten dert çekseler dahi hemdert olmayabilirler ki nitekim muhtaçlık algıları farklı olabilir. insanların belki de en büyük ihtiyaçlarından biri anlaşılmak, anlayabilecek tek kişi ise hemdertleri. hemderdimiz var mıdır varsa karşılaşmak mümkün müdür işte orası bilinmez.
devamını gör...

gece ağrıyor olmasının sebebi, gece saatlerinde hormonların farklı çalışma sisteminde olmasıdır. geceleri damarlarımızın genişlemesi nedeniyle kök ucundaki iltihap dişte dolaşım bozukluğu oluşturur ve bu durum basınca neden olur. basınç diş içindeki sinirler üstünde ağrı yapar. buda gündüze göre daha fazla ağrımasına neden olur. diş ağrısından kurtulmanın tek ve kalıcı çözümü tedavi olmaktır. net!
devamını gör...

ankara büyükşehir belediye başkanı mansur yavaş, şahsi twitter hesabından sokakta kalan vatandaşlar için duyurunda bulunma hadisesi.
başkan yavaş'ın paylaşımı şöyle :
--- alıntı ---

ankara'mızda hava sıcaklıkları bir hayli düştü. kimsenin dışarıda kalmasına gönlümüz razı değil.

bu soğuk günlerde, sokakta kalan vatandaşlarımızı başkent 153 hattımızdan lütfen bize bildirin.

kalacak yeri olmayan hemşehrilerimizin abb çatısı altında daima yeri hazır olacak.


--- alıntı ---
ilgili tweet
kaynak
devamını gör...

yedinci yüzyılda yaşamış kürt şair.

bir şiirinin kürtçe ve türkçesini bırakacağım.

[ey watey yaran...]

ey watey yaran, ew watey yaran
ême dêwaneyîn ew watey yaran

henî megêlin yek yek şaran
ta zinde kerim ayîn îran

[...]

ew watey yaran, ew watey yaran
we qanûn şert ew watey yaran

çendê mewla bim girdiman şaran
yaranim kerden we qeway maran (55,56)

türkçesi

[yârlar diyor ki...]

bazı yârlara göre, bazı yârlara göre*
divane olmalıymışız o yârlara göre

ama dolaşıyorlar tek tek şehirleri
diriltmek için eski iran dinini

[...]

bazı yârlara göre, bazı yârlara göre
bazısı diyor ki, o kanunlara göre

dolaştık şehirleri tanrı yolunda
yârlar güçlüdür, yaklaştıkça tanrı'ya

-------------------------
*) yâr (çoğulu ' yârân ' ), zerdüşt'e iman edenleri tanımlamaktadır. aynı zamanda yârsan dinine mensup olanlari niteler.

••••••••••••

çeviri : (bkz: selim temo)

kaynak : kürt şiiri antolojisi, agora kitaplığı, 3.basım, syf 2 ve 3.
devamını gör...

1-insan çok zalim ve cahildir. (ahzab 72)
2-insan acelecidir. (isra 11) (enbiyâ, 37)
3-insan menfaatine çok düşkündür. (rûm, 36)
4-insan haris ve cimridir. (mearic 19)
5-insan kıskanç ve hasetçidir. (ali imran 120)
6-insan zayıf yaratılmıştır. (nisa 28)
7-pek zalimdir, pek nankördür (ibrahim 34)

bu bozuk fıtratı allah'ın gönderdiği din ile düzeltenler kurtuluşa erenlerdir. dünya'da fedakarlık yapanlara allah ahirette karşılığını ebedi ve fazlasıyla verecektir. bu özellikleri ne kadar törpülersek o kadar insan oluruz, çünkü bunlar ruhani değil, nefsi özelliklerdir. ve ruh nefsi yenemezse helak olur.
devamını gör...

arkadaşlar burada bir çok yazar, bir çok kez, başlığının, entryrsinin hak etmediği biçimde, ortada geçerli net bir eylem olmamasına rağmen silindiğini konu etti , bu konudaki rahatsızlığını dile getirdi .

özellikle küfür konusunda moderasyonun ve ben de dahil bir çok yazarın hassasiyetine rağmen, bu konuda bir çok kişinin, moderasyonun tırpanını yediği bir gerçek.

şimdi problem şu.

moderasyon , kimine göre masum olduğu iddia edilen, tartışmaya açık entryleri bile anında görüp bulup, cımbızlayıp, aradan çıkarırken,

sözlük gündemini bu kadar sorunlu bir biçimde sürekli meşgul eden bazı kişilerle ilgili ,
' yapmayın, etmeyin , bize bildirin ' demesi , bütün bunlar açığa çıkmasına rağmen, bu kişilere hala ciddî yaptırımlar uygulanmaması,
bu ve benzer konularda iyi niyetle de olsa yaptıkları açıklamaların inandırıcılığını, samimiyetini yitirmesine sebep oluyor .

benim veya bir başkasının küfür içermeyen, ama ima yoluyla bu sonuca varilan entry mi nasıl kimsenin bildirimine gerek kalmadan görüyorsanız, bunları da görmelisiniz.

yoksa bu sekilde giderseniz işiniz epey zor görünüyor...

edit:

burada taraf olmayı seçenlerle bir türlü anlaşamıyoruz.

' moderasyon bunlara yetisemediğinden ' cumlesine ,
' bana nasıl yetişiyor da genellikle belirli kişilere yetişilmiyor ' derim.

sorunun ana konusu zaten bu .

ben veya benim gibi düşünenler,
hiç kimse , hic birimiz ' bizim istediğimiz olsun ' demiyoruz ki ,

bu yargıda bulunanlar bunu nerden nasıl çıkarıyor anlamak güç.

bana işleyen kural , ayrım gözetmeksizin herkese işlesin.

bütün söylediğimiz bu. bunun neresi anlaşılmıyor, gercekten ilginç.

ok , sözlükle bir bağınız, veya çalışanlarla bir ilişkiniz, iletisiminiz olabilir ,

ama ortada apaçık duran bir meseleyi de sütten çıkma ak kaşık gibi temizleyip, bunu dile getirenleri de hiiç rahatsız olmadan , sıkılmadan devre dışı birakmaya çalışmak ne derece etik ,

bunun yorumunu herkes kendi yapmalı.

edit 2 :

başlık açmayın, şikayet edin diyenler var .
hiçbirşey değişmiyor, yapılmıyor, ortadaki yanlışa ve haksızlığa başka türlü nasıl dikkat cekilebilir ?

edit 3 :

ben yaptığım tespitlerin ve izlediğim yolun doğru olduğundan oldukça eminim .
bir moderator, keşke birebir bana buradan cevap vermeden önce, yukarıda yaptığım tanımı iyice okusaydı.

öyleydi böyleydi demiyorum artık.

herkesi önce kendi vicdanıyla, sonra da topmumsal etiklik sorgulamasiyla baş başa bırakıyorum.

sizler , bütün entryleri saçma sapan küfürler, iğrenç cinsellikler içeren ve bu durumun diğer yazarların da onayıyla tescillendiği adamları savunup kollayarak , bir anlamda harakiri yapıyorsunuz,
umarım bir gün bundan pişman olmazsınız.
devamını gör...

hiçbir zaman bu başlığa yazmam diye düşünüyordum. çeker giderdim diyordum. büyük konuştum. allah insanı iddiasından vurur.

bu kararı alırken çok zorlandım. düşündüm. yapma dedim. olmadı dayanamadım.

herkes sözlüğe kart atıyor, sticker atıyor, bira şişesi atıyor. ben evde tutku yiyorum. çok zoruma gitti. bu kart muhabbeti mahvetti beni.
istanbul’da olmamak canıma tak etti hüzünlendim.
yoldaş bir jet gönderemediyse. yazarları aynı çatı altında toplayamadıysa yazıklar olsun.
ben bu kadar kart atılan sitede daha fazla duramam. benim kartım yok onların var yapamam. yapamadım.
devamını gör...

ekonomi falan çok iyi değilmiydi? uzaya roket falan fırlatıyorduk. neden lazımmış anayasa?
devamını gör...

ilk adı kısa bir süreliğine "composition of sound" olan ve bir fransızca'da "hızlı moda" anlamına gelen bir moda dergisinin ismini gördükten sonra isim değişikliğine giden synthwave efsaneleri.

müzik hayatına martin l. gore ve andrew fletcher'ın üniversite etkinliklerinde ters çevirilmiş plastik kasaların üzerinde moog'lar ile sahne almaları ile başlayan gruba vince clarke'ın da dahil olmasıyla grupta tek eksik vardır: vokalist.

söylentilere göre martin l. gore, kendi idolleri arasında en önce saydığı isim olan david bowie ile aynı ada sahip olan dave gahan'a gittiği bir pub'da heroes şarkısını söylerken denk gelmiş, ve kendisine gruba katılma davetinde bulunmuştur. dave gahan da bu teklife olumlu yanıt vererek gruba katılmıştır.

grup üyeleri 20'li yaşlarının başlarında ilk albümleri olan speak&spell'i çıkarmışlardır.
buram buram kraftwerk esintilerine sahip, sugar pop bir albümdür.

vince clarke, bu albüm sonrasında müzik kariyerine erasure adı altında devam etmek için ayrılır. talihsiz bir olay gibi gözükse de, hem müzik tarihi hem de depeche mode evveliyatı için en şanslı olay bile denilebilir. sevgili yazarlar, eğer ben şu an favori müzik grubuma dair destan uzunluğundaki bu entry'yi yazabiliyorsam bu olay sayesindedir; çünkü prodüktor koltuğuna bu sefer, gruba altın çağını armağan eden alan wilder dahil olacaktır.

dave gahan, 2001 yılında verdiği bir röportajda wilder'ın gruba dahil olma sürecini şu şekilde tarif eder: "demoları halledecek birileri lazımdı, gazeteye verdiğimiz ilan sonrası elemelere pek çok kişi katıldı ancak alan, alan... bambaşka bir şekilde çalıyordu."

prodüksiyon eksiğini wilder'ı gruba dahil ederek tamamlayan depeche mode, sırayla 1982'de a broken frame, 1983'te construction time again ve 1984'te some great reward 'ı piyasaya sürer. grup, üretkenliği ve dönemin ruhuna uygun müziği ile 80'lerin synth-pop yarışına iyiden iyiye dahil olmaktadır; see you, the meaning of love, somebody gibi daha duygusal parçaları ile gönlümüzün bam telini okşayıp kemik dinleyici kitlesini oluşturmaya devam ederken bir diğer yandan everything counts , people are people ve master and servant gibi sosyo-ekonomik sistem eleştrisi içeren şarkılarıyla evrensel anlamda hayran kitlesini büyütmeye devam etmektedir.

yavaş yavaş 80'lerin sonlarına gelinirken, hemen hemen hepsi 25'li yaşlarına gelmiş olan bu abiler meseleyi daha da ciddi ele almaya başlarlar. grup, o zamanlar dünyada toplam bir elin beş parmağını geçmeyecek sayıda sanatçının yapmadığını yapmaya karar verir: komunist rejime sahip bir ülkede albüm kaydı yapmak. 1986 yılında soğuk savaş devam ederken, duvarı yıkılmamış berlin'in sahip olduğu soğuk ve kasvetli havası black celebration'da hissedilebilecek düzeydedir. albüm müzikal açıdan sytnth-pop'tan ziyade dark-wave, post-punk sayılabilecek bir albümdür.

1987 yılında ise music for the masses adında buram buram aşk kokan, naif bir albüm çıkarırlar. albüm alan wilder'ın grup içerisinde yer aldığı dönemde tercih ettiği senfonik synthtsizer komposizyonlarının en yalın örneğini teşkil eder. wilder, bu albümle a broken frame'de yarım bıraktığı işi bitirmiştir diyebiliriz.

albüm sonrası abd'de turneye çıkan grup, pasadena rose bowl'da verdiği mega konserin kaydını 101 adıyla piyasaya sürmüştür. bu konser ile birlikte amerika'da popülariteye kavuşmuş, aynı zamanda dünya üzerinde elektronik müzik yapıp bu kadar büyük bir kitleyi konsere getirebilen ilk grup ünvanına kavuşmuştur. (60.542 kişi ve tek konserde 1,360,192.50 dolares hasıla)

1990 yılında ise grup, müzik piyasası için rüştünü ispatlamış bir noktadadır. bu nedenle özünden ayrılmamakla birlikte daha deneysel, günün müzik piyasasına da uygun bir albüm yoluna giderler; prodüksiyon koltuğunda alan wilder'ın yanında yer alan flood ile birlikte violator albümü 1990 yılında piyasaya sürülmüştür. martin l. gore "birine depeche mode dinlemeyi tavsiye etseniz, bu albüm hangisi olurdu?" sorusunu bu albüm ile yanıtlar. violator, grubun diğer albümlerine kıyasla en karanlık albümü sayılabilir; loop'a alınmış synth tınılarından meydana gelen, darkwave bir albümdür. aynı zamanda depeche mode denildiğinde akla gelen ilk iki parça olan enjoy the silence, personal jesus'a ev sahipliği yapar. albümün tanıtımı, grubun kendi şarkılarına yaptıkları remixlerden meydana gelen world violation tour adı altında gerçekleştirilmiştir. canlı tur müzik listelerindeki sıralamalar ve grubun genel gidişatı için zirveden önceki son duraktır.

90'lı yıllara gelindiğinde ana akım müzik piyasına rock ve grunge'ın etkileri fazlasıyla görülmekte, bir diğer yandan 30'lu yaşlarına gelmiş olan grup üyeleri belirli sorunlarla yüzleşmektedir; vokalist dave gahan problemli geçen evlilik hayatı sonrasında sahip olduğu ünün etkisinde junkie bir "rockstar" hayatı sürmektedir; söz yazarı ve besteci martin l. gore alkol problemi ile boğuşmaktadır. aynı zamanda grup içerisinde yeteri kadar takdir görmediğini düşünen alan wilder ile martin l. gore arasında, grubun müzikal anlamda geleceği konusunda tartışmalar yaşanmaktadır. grup üyelerinin her biri, farklı şehirlerde ayrı ayrı hayatlar sürerken, gün geçtikçe birliktelikleri sadece müzikal anlamda devam etmeye başlamıştır. nitekim bu sorunlar eşliğinde, hayranları kadar grup üyeleri içerisinde de bölünmeleri meydana getiren albüm 1993 yılında piyasaya sürülmüştür: songs of faith and devotion ile depeche mode, daha önce olmadığı kadar deneysel, sert, aynı zamanda en karanlık albümleri ile karşımıza çıkmaktadır. albüm, gospeltınıları ile harmanlanmış bir synth-rock albümdür; bu albüm aynı zamanda depeche mode'un hem amerika hem de ingiltere listelerinde #1'e yerleşen tek albümüdür. albümünün konser kaydı devotional adıyla piyasaya sürülmüştür. devotional turnesi, albümün başarısı ile birlikte 1994 yılında exotic tour adı altında toplamda 2 seneye uzatılarak grubun en başarılı, aynı zamanda en yorucu turnesi olma özelliğine sahiptir. turne sonrasında alan wilder, gruptan ayrılığını açıklayarak müzik kariyerine kendisinin solo projesi olan recoil adı altında devam edeceğini açıklamıştır.

90'ların sonlarına gelindiğinde, grup için tek sorun prodüksiyonu kimin yapacağı değildir; vokalist dave gahan, speedball kazası sonrasında yaklaşık 1.5 dakikalık bir kalp durması geçirmiştir. kullandığı maddeler sonrası eski sesi ve sağlığına sahip olmayan dave gahan, rehabilite olmak için kliniğe yatmıştır. alan wilder'ın ayrılığı bir yana, dave gahan'ın yaşadığı sağlık sorunları sonrası depeche mode hayranları için, "acaba bir albüm daha gelir mi" sorusu gündemdedir. bu sorulara cevap olarak ilk adı "ultima" (kapanış) olarak planlanan ultra albümü 1997 yılında piyasaya sürülmüştür. albümün kayıt aşaması songs of faith and devotion'dan daha sancılı olmasa da, dave gahan'ın eski haline kıyasla kaybettiği sağlığı ve ses yeteneğini tekrar kazanması da beklenerek yaklaşık 1.5 senelik bir kayıt sürecine sahiptir. bu kez prodüksiyon koltuğunda tim simenon oturmaktadır. albüm, post-wilder dönemi içerisinde hayranlar tarafından en başarılı albüm sayılmakla birlikte alan wilder'ın en sevdiği depeche mode albümü olma özelliğini de taşıyan, synth-rock bir albümdür. bu albüm sonrası turne gerçekleştirilmemiş, "ultra party" adı altında ingiltere çaplı lokal tanıtım konserleri gerçekleştirilmiştir. grup 1998 yılında, the singles 81-85 sonrası çıkardıkları ikinci derleme albümleri olan the singles 86-98 albümünü piyasaya sürmüş, the singles tour adı altında kuzey amerika ve avrupa ile sınırlı bir turne düzenlemiştir.

2001 yılından itibaren depeche mode, prodüksiyon koltuğunda pek çok farklı isimle çalışmıştır; 2001 yılında çıkarılan exciter albümünde björk 'ün de prodüktörlüğünü yapan mark bell ile çalışmış, 2005-2013 yılları arasında ben hillier eşliğinde playing the angel, sounds of the universe ve delta machine 3 albüm çıkarmış ve ve son olarak 2017 çıkarılan spirit albümünde, arctic monkeys'in a.m albümünün de prodüktörü olan tom ford ile ortaklık sağlanmıştır. 2001 yılından itibaren günümüze kadar çıkan albümleri sonrasında turnesi yapılmayan hiçbir albüm bulunmamakta, (bkz: exciter tour)(bkz: touring the angel)(bkz: tour of the universe)(bkz: alive in berlin)(bkz: live spirits) 2021 yılında yeni albümleri ile karşımıza çıkmaları beklenmektedir. her ne kadar aktif müzik hayatına üretken ve başarılı bir grup olarak devam etse de depeche mode, 2000'li yıllar sonrası çıkarılan albümleri grubun 86-95 arası altın çağı ile kıyaslandığı taktirde bu albümler prodüksiyon açısından "eksik" olarak nitelendirilmektedir. alan wilder'ın yokluğu her ne kadar 4 farklı prodüktör, davulda christian eigner ve klavyede peter gordeno ile 2 üye tarafından giderilmeye çalışsa gerek stüdyo albümleri, gerekse canlı konserlerde fazlasıyla hissedilmektedir. altın çağı ile kıyaslamayı bir kenara bırakırsak elektronik müziğin efsaneleri olan bu arkadaşlar her konserlerinde sadık hayran kitlesini hayvanlar gibi coşturmaya devam etmektedir; tabi bu noktada kendilerine 1986'dan itibaren gerek efsane albüm kapakları olsun, gerekse tur projeksiyonlarındaki görüntüler ve sahne düzeni gibi noktalarda katkıda bulunan, grubun adeta gizli elemanı olan anton corbijn'in katkısı yadsınamayacak derecede fazladır.

geçmişini bir kenara bırakırsak depeche mode, müziğin tutku ile yapıldığında ne kadar başarılı olabileceğinin en bariz göstergesidir.
popüler müzik yapma kaygısı gütmeden; kendi çekirdeğine sadık, ancak bir o kadar müziğin değişen doğasına ayak uydurabilen ve denediği her genre'da kendi müziğini de ürünün içine katarak işin altından başarıyla kalkabilen, ikamesi olmayan başka bir grup daha görmediğimi söyleyebilirim. muhtemelen birine just can't get enough ve i feel you şarkılarını aynı grubun çıkardığını söyleseniz "hadi len ordan" gibi bir tepki almanız muhtemeldir.*. muhtemelen bu entry'i okuyup da "acaba nasıl bir grupmuş" diye merak eden arkadaşlara tavsiyem; benim kendileriyle tanışmam -çoğu depeche mode hayranı gibi- enjoy the silence ile oldu. şarkının albüm versiyonu ve mike shinoda mix'ini biliyordum ancak üçüncü ve live versiyonunu da duyunca "dinleyelim bakalım" demem şeklinde gerçekleşti, sizlere tavsiyem dinlemeyi bırakmayın ve imkanınız varsa albümlerden sonra turne kayıtlarını dinleyin, canlı kayıtların gerçekten coşkulu bir seyirci, etkili bir frontman ile birleştiğinde albüm kayıtlarından çok daha güzel olduğunu fark edeceksinizdir. (bkz: devotional) (bkz: a night in paris)(bkz: live spirits).

bir hayran gözünden depeche mode konserleri nasıl oluyor diyenler için 2019 yılında anton corbijn yönetmenliğinde spirits in the forest adıyla piyasaya sürülen bir belgesel film bulunmaktadır; film altı depeche mode hayranının, grubun kendi hayatlarında nasıl bir yere sahip olduğuna dair kesitlerin 2020 yılında vizyona giren live spirits adlı turne kaydının konser kaydı görüntüleri ile harmanlanmasından oluşmaktadır. depeche mode hayranıysanız duygularınıza tercüman olan ikinci bir 101 belgeseli gibidir adeta.

konserlerin genel enerjisi nasıl oluyor diyenler için bkz:

never let me down again
cover me
everything counts

göze çarpan depeche mode cover'ları için bkz:

stripped | rammstein heavy metal mix
enjoy the silence | ki theory |trevor something| mike shinoda from linkin park
waiting for the night | ghost bc
to have and hold | deftones
shake the disease | hooverphonic
people are people | massive inc.

göze çarpan depeche mode mix'leri için bkz:

in chains | alan wilder mix
world in my eyes | cicada mix
enjoy the silence | hands and feet mix
in your room | zephyr mix | jeep rock mix by portishead
i feel you | throb mix
walking in my shoes | grungy gonads mix by portishead
useless | the kruder + dorfmeister session
only when i lose myself | dan the automator mix
freelove | flood mix
a pain that i'm used to | jacques lu cont remix
going backwards | soulful mix
posion heart | soulsavers rework


edit: bir takım imla hatası düzenlemeleri, eklemeler ve meja adlı yazarımıza ukde için teşekkürler
devamını gör...

rahmetli babam bir gün erkek evladın babası ölünce birden 10 yaş büyür demişti. kulağımda çınlıyor sözleri. o kadar haklıymış ki.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

uzun zamandır gündemde. yalnızca yiğit özgür de değil; erdil yaşaroğlu, serkan altuniğne, selçuk erdem... tanınmış türk karikatüristlerin birdenbire yıllardır savunmadıkları telif haklarını savunmaya karar vermeleri olayı.

esasen son derece haklı oldukları davalarını o kadar kötü yönettiler, kötü niyetlerini o kadar belli ettiler ki; eh, neticede de haklıyken haksız duruma düştüler bile. birkaç farklı boyuttan bakmalı:

karikatür, bu insanların ekmek teknesi. hayatlarını sürdürebildikleri belki de yegane iş. bu bağlamda emeklerini savunarak sahip çıkmalarında hiçbir problem yok. sorun, bunu yaparken olabildiğince üstünkörü bir süreçle birlikte olabildiğince çok para koparabilmeye çalışmaları. böyle bir durumda yapılması gereken aslında çok basitti: ilgili sayfalara içerikleri kaldırmalarına yönelik talepte bulunmak. eğer karşılık alamazlarsa hukuki süreci başlatmak. onlar ne yaptılar? hiçbir uyarı, hiçbir istekte bulunmadan oldukça yüklü meblağlardan bahsedilen tazminat davaları açtılar. ve bunu yalnızca ticari amaç güden sayfalar için değil, hiçbir maddi çıkar gözetmeden kişisel sosyal medya hesaplarında paylaşım yapan insanlar için de yaptılar. bu çok büyük falso. yalnızca sevdiği, hoşuna gittiği, güldüğü, o anki ruh halini yansıttığını düşündüğü için bir karikatürü paylaşıveren insanlar birdenbire emek hırsızı oluverdiler.

kendilerinin ve karikatürlerinin bu kadar bilindik olabilmesinin sebebi de mevzubahis insanlar. bu insanlar sayesinde zaten bir avuç insanın aldığı mizah dergileri yeni okuyucular bulabiliyor ya da bu insanlar tarafından alınmaya devam ediliyordu. yani bu insanlar esasında onların emeklerini çalmıyor, tam aksine, reklamlarını yapıyorlardı. bir düşünün. hiç kimse karikatür paylaşmasaydı şimdiye kadar dijital mecralarda, kaç kişi tanıyacaktı o isimleri ve çizdikleri karikatürleri? yukarıda da yazdım, bir avuç ve giderek de azalacak olan mizah dergisi okuyucusu sadece. ama bak, şu an hayatında mizah dergisi almamış olan ben bile kendilerini ve eserlerini bilebiliyorum. kendileri için aslında çok büyük bir avantaj olabilecek bu durumu, bizzat kendi elleriyle yok etmek istediler.

karikatüristler, bütün bu hareketleriyle birlikte çok büyük antipati topladılar. işte o bir avuç insanı da kaçırdılar çoktan. gelecek zamanlarda kendilerinden ve karikatürlerinden kaç kişinin haberdar olacağını takip ederek bu saçmasapan hareketlerinin karşılığını almalarını zevkle izleyebilirsiniz. çünkü bu bir emek hırsızlığı davası değil artık; kendilerini sevenlerle, işlerini beğenenlerle giriştikleri ve her ne olursa olsun kaybedecekleri bir dava.

yazık kafalarına.
devamını gör...

alice harikalar diyarında
devamını gör...

bu dahil aşağıdakilerdir.
(bkz: bir üstteki yazar hakkında düşünülenler)
(bkz: bu kadar takipçiyi hak ediyor muyum sorusu)
(bkz: 17 yaşındaki haline vereceğin öğüt)
yazarken darlandım yemin ediyorum.
devamını gör...

kahire nasıl?saray nasıl?
valla kahire iyidir,saray da.
biz de ortalığı sil süpür işte şeklindeki tosun paşa filmi repliğini akla getirir.
devamını gör...

kalimbayı çözdükten sonra almayı ve öğrenmeyi planladığım, gitarın yavrusu görünümlü enstrüman. çalacağım günü sabırsızlıkla bekliyorum.
devamını gör...

baskı ve korkunun hüküm sürdüğü hükümete karşı, "insanlar kendi hükümetlerinden korkmamalı, hükümetler insanlarından kormalı" diyen v'nin önderliğinde başlayan özgürlük savaşını konu alan film.
v'nin maske takması bir nevi batman'in maske takmasına benzer. maskenin altındaki yüzün bir önemi ya da olağandışı bir farkı yoktur. güçlü olabilirler, sizi yok edebilirler, ölümsüz değiliz ama fikirler ölümsüzdür; fikir yaşadıkça herkes v olabilir mesajı taşır.
devamını gör...

sanki üzerinde vişne rengi bir palto var ve kuzguncuk sokaklarında dolaşan insanlara "durun, size iki güzel bilgi vereyim" diyen, ve sonra gülerek yoluna devam eden biri gibi. benim severek tanımlarını okuduğum, tespitlerini ilgiyle takip ettiğim bir yazar. ayrıca, yazılarımı okuması da beni çok mutlu ediyor. teşekkürler efenim. *
devamını gör...

tüm gün avmde dolaştırılıp hiç bir şey beğenmemesini anlamak, buna rağmen eve dönebilecek sabra sahip olmak için dua etmektir.
ülkenin en büyük avmsinde bir şey bulamadı ve internetten almaya karar verdi.
sayesinde 10 bin adım attık.
neyyyse spor oldu.
devamını gör...

mesela bu.aça aça bunu mu açtın derler adama.*
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim