pandomim
tiyatroda mim sanatı, yani jest, beden, mimik hareketleri, olarak bilinen sanat dalı, sinemadaki karşılığı da sessiz sinemadır. sessiz sinemanın da en bilinen temsilcisi charlie chaplin 'dir.
devamını gör...
dhkp-c
pkk sempatizanı terör örgütü. sadece dinci tarikatlar yoktur, sol tarikatlar da vardır. sol tarikatlardan birisi de dhkp-c'dir.
devamını gör...
bedenlerimiz aslında bir hapishane mi sorunsalı
şöyle de düşünülebilir belki
hepimiz özgür ruhlarız ve bu bedenlere hapsedilmiş olabiliriz. ama aynı zamanda bu bedenler sayesinde ifade özgürlüğümüz de var diyebilir miyiz acaba? yani eğer bu bedenlere konulduysak belki de bu bir rol yapma oyunu gibi olabilir. hepimizin bir bedeni var ve bu bedeni istediğimiz gibi yönetebiliriz. ayrıca fikirlerimizi, düşüncelerimizi de bu yolla aktabiliyoruz. bilemiyorum sözlük, pek iyi değilim kafamda deli sorular.
hepimiz özgür ruhlarız ve bu bedenlere hapsedilmiş olabiliriz. ama aynı zamanda bu bedenler sayesinde ifade özgürlüğümüz de var diyebilir miyiz acaba? yani eğer bu bedenlere konulduysak belki de bu bir rol yapma oyunu gibi olabilir. hepimizin bir bedeni var ve bu bedeni istediğimiz gibi yönetebiliriz. ayrıca fikirlerimizi, düşüncelerimizi de bu yolla aktabiliyoruz. bilemiyorum sözlük, pek iyi değilim kafamda deli sorular.
devamını gör...
kitap alıntıları
birkaç kitap getir bana, ama yeni olmasın. yüreğimde yeni bir şey okuyacak güç kalmadı.
çılgın kalabalıktan uzak- thomas hardy
çılgın kalabalıktan uzak- thomas hardy
devamını gör...
mansplaining
bak şimdi mansplaining ne demek ben sana anlatayım moderatör kadın:
ataerkil toplumlardaki kadinlarin kanayan yarasi.
neyi giymen, neyi sevmen, neyi konusman, nasil yurumen, nasil sevilmen, nasil kadin olman gerektigini; erkeklerin bir kadin olarak senden daha iyi bilmesine, muhtesem fikirlerini sana empoze etmesine verilen isim.
(bkz: açüklama)
ataerkil toplumlardaki kadinlarin kanayan yarasi.
neyi giymen, neyi sevmen, neyi konusman, nasil yurumen, nasil sevilmen, nasil kadin olman gerektigini; erkeklerin bir kadin olarak senden daha iyi bilmesine, muhtesem fikirlerini sana empoze etmesine verilen isim.
(bkz: açüklama)
devamını gör...
distopik eserlerdeki bazı benzerlikler
#127736 nolu girdiden esinlenerek açtığım başlık. burada yevgeni zamyatin'in biz (1920), alduous huxley'in cesur yeni dünya (1931), george orwell'ın 1984 (1949), william golding'in sineklerin tanrısı (1954), ursula kroeber le guin'in mülksüzler (1974) ve josé saramago'nun körlük (1995) romanları arasındaki bazı benzerliklerden bahsetmek istiyorum:
+ biz ve cesur yeni dünya: her iki kitapta da ana karakterler, kendileri gibi yaşamayan eski yasaksız dünya ile karşılaşırlar. (biz'de yeşil duvar'ı aşarak gizlice; cesur yeni dünya'da izin alıp "new mexico ayrı bölgesi"ne ulaşarak bu deneyimi yaşarlar.)
+ biz, 1984 ve cesur yeni dünya: 3 kitapta da baş kahramanlar, bulundukları dünyayı kuran ana unsurları gerçekleştiren kişilerdir. (biz-enregral muciti, 1984-tarihi yapılandıran winston smith, cesur yeni dünya-kuluçka şartlandırma merkezi'nde embriyoların aşılamasını yapan lenina)
+ sineklerin tanrısı, biz ve körlük: 3 kitapta da roman kahramanları bir alanda sıkışmışlık yaşar. (sineklerin tanrısı'nda bir adaya kısılan çocuklar, biz'de etrafları bir duvarla çevrilmiş insanlar, körlük'te salgına yakalanıp bir akıl hastanesinde karantinada kalan insanlar)
+ cesur yeni dünya ve mülksüzler: cesur yeni dünya'da "ford aşkına!"; mülksüzler'de "asal sayı aşkına!" söylemleri.
+ biz ve 1984:
- biz'deki "iki artı iki"li
şiiri ile 1984'teki "iki artı iki beş eder"
- iki kitapta da günlük var. biz, zaten tam bir günlük şeklinde yazılmışken 1984 romanında winston'un başlarda yazıp sonra sakladığı bir günlüğü var.
- iki kitapta da hafıza yıkama teknikleri uygulandı. (biz'de ameliyatla, 1984'te işkenceyle)
- iki kitaptaki kahraman da sevgilileri dolayısıyla başkaldırmaya cesaret edebildiler.
+ biz ve cesur yeni dünya: her iki kitapta da ana karakterler, kendileri gibi yaşamayan eski yasaksız dünya ile karşılaşırlar. (biz'de yeşil duvar'ı aşarak gizlice; cesur yeni dünya'da izin alıp "new mexico ayrı bölgesi"ne ulaşarak bu deneyimi yaşarlar.)
+ biz, 1984 ve cesur yeni dünya: 3 kitapta da baş kahramanlar, bulundukları dünyayı kuran ana unsurları gerçekleştiren kişilerdir. (biz-enregral muciti, 1984-tarihi yapılandıran winston smith, cesur yeni dünya-kuluçka şartlandırma merkezi'nde embriyoların aşılamasını yapan lenina)
+ sineklerin tanrısı, biz ve körlük: 3 kitapta da roman kahramanları bir alanda sıkışmışlık yaşar. (sineklerin tanrısı'nda bir adaya kısılan çocuklar, biz'de etrafları bir duvarla çevrilmiş insanlar, körlük'te salgına yakalanıp bir akıl hastanesinde karantinada kalan insanlar)
+ cesur yeni dünya ve mülksüzler: cesur yeni dünya'da "ford aşkına!"; mülksüzler'de "asal sayı aşkına!" söylemleri.
+ biz ve 1984:
- biz'deki "iki artı iki"li
şiiri ile 1984'teki "iki artı iki beş eder"
- iki kitapta da günlük var. biz, zaten tam bir günlük şeklinde yazılmışken 1984 romanında winston'un başlarda yazıp sonra sakladığı bir günlüğü var.
- iki kitapta da hafıza yıkama teknikleri uygulandı. (biz'de ameliyatla, 1984'te işkenceyle)
- iki kitaptaki kahraman da sevgilileri dolayısıyla başkaldırmaya cesaret edebildiler.
devamını gör...
intihar girişiminde bulunan sözlük yazarı
yazdıklarım bazen çok depresif olduğu için mesaj atıp hal hatır soranlar oluyor, sağ olsunlar. bu yazıyı hem bir insanın intihara olan bakış açısını yansıtmak için hem de arada sırada bu konuyu soran insanlara cevap olsun diye yazıyorum.
obsesif kompulsif bozukluğum var. bu zımbırtıyı yaşayanların beni bir konuda çok iyi anlayacağını düşünüyorum; bir iş yaparken zihnin arkasında ısrarla bizi didikleyen o şey var ya hani, benim için intihar öyle bir kavram. mesela bir şey izlerken ya da bir şey dinlerken gözümüze bir şey batar düzeltmek isteriz, düzeltene kadar sürekli arkadan düzelt düzelt düzelt diyen bir ses olur sanki. onu düzeltene kadar yapılan iş tam olarak keyif vermez. işte intihar kavramı benim için öyle, yaşıyorken hep arkadan kışkırtıcı bir şekilde mırıldanan bir ses.
bu şekilde yazınca çok karanlık bir şey gibi geliyor fakat bu yalnızca bir benzetme, yani intihar kavramı sürekli olarak aklımda olduğu için vermedim bu örneği, yalnızca hayatım boyunca benimle kalacak olan bir "sorun" olduğu için kullandım. ama şunu kesin olarak söyleyeyim: intihar etmeyeceğim, hiçbir zaman. peki neden?
çünkü gerek yok.
eskiden çok depresifken böyle başlıkları açıp okuduğum bile olurdu, okuyan varsa kendi deneyimimi açıklayayım. çok depresifken, depresyondayken, insan sahiden ölmek istiyor bazen. ben de çok düşündüm fakat şu depresyon meredi bir şekilde geçiyor. yani en azından benim için dönemsel bir süreç. birkaç kere epey uzun süren depresyon yaşadım ve o süreçlerde intiharı çok düşündüm. fakat üzerinden zaman geçip depresyonum geçince nasıl o kadar depresif olduğuma bile şaşırdım. bazen eski yazdıklarımı okuyorum da ekşiden ya da notlarımın arasından, çok şaşırıyorum. o kadar mutsuz muydum sahiden o dönemler yahu? dönüp o zamanlara bakıyorum, aşırı mutsuzdum ve yazıyordum bir şeyler. şimdi dönüp bakınca tuhaf geliyor. çünkü gelip geçiyor. zaman her şeyi sürüklüyor. geçmiyor belki ama bir şekilde alışıyor insan. o yüzden depresif hissettiğimde bana şöyle oluyor artık, ulan tamam şimdi depresifsin ama geçecek bir şekilde. mutsuzun tamam ama hemen intiharı düşünme, zaman geçiyor, hayat sana aklının ucunda olmayan şeyler sunuyor, belli olmaz bu iş. sonra bu depresyonda çıkacaksın ve intihar fikri rafa kalkacak bir dahaki depresyona kadar. o zaman hep düşündüğün fakat hiçbir zaman yapmayağın bir fikir olarak seni kemirsin, boşver.
bu bana iyi geliyor, yani her şeyin zamansallık içerisinde eriyip gittiğini bilmek iyi geliyor. mesela 200 yıl sonra dünyada şu an yaşıyor olan kimse yaşıyor olmayacak, hepimiz yok olacağız. hatta öyle bir yok olacağız ki adımızı bile bilmeyecek kimse. biraz zaman geçir işte, hayat sonsuz varsayımlardan yalnızca birinin gerçekleştiği bir olgular toplamı. yarın ne olacağını bilmek imkansız.
bu sahiden inanılmaz rahatlatıcı değil mi? en zengininden en fakirine en entelektüelinde en yüzeyseline en çok çalışanından en tembeline herkes yok olacak. şeylere verilen anlamlar değişecek, bağlamlar kopuklaşacak ve bizler onlara çok tuhaf görüneceğiz. ileride biz ölmüş olacağız, biliyoruz değil mi? soruyorum çünkü biliyor gibi yaşamıyoruz. bunu bilmek beni rahatlatıyor.
obsesif kompulsif bozukluğum var. bu zımbırtıyı yaşayanların beni bir konuda çok iyi anlayacağını düşünüyorum; bir iş yaparken zihnin arkasında ısrarla bizi didikleyen o şey var ya hani, benim için intihar öyle bir kavram. mesela bir şey izlerken ya da bir şey dinlerken gözümüze bir şey batar düzeltmek isteriz, düzeltene kadar sürekli arkadan düzelt düzelt düzelt diyen bir ses olur sanki. onu düzeltene kadar yapılan iş tam olarak keyif vermez. işte intihar kavramı benim için öyle, yaşıyorken hep arkadan kışkırtıcı bir şekilde mırıldanan bir ses.
bu şekilde yazınca çok karanlık bir şey gibi geliyor fakat bu yalnızca bir benzetme, yani intihar kavramı sürekli olarak aklımda olduğu için vermedim bu örneği, yalnızca hayatım boyunca benimle kalacak olan bir "sorun" olduğu için kullandım. ama şunu kesin olarak söyleyeyim: intihar etmeyeceğim, hiçbir zaman. peki neden?
çünkü gerek yok.
eskiden çok depresifken böyle başlıkları açıp okuduğum bile olurdu, okuyan varsa kendi deneyimimi açıklayayım. çok depresifken, depresyondayken, insan sahiden ölmek istiyor bazen. ben de çok düşündüm fakat şu depresyon meredi bir şekilde geçiyor. yani en azından benim için dönemsel bir süreç. birkaç kere epey uzun süren depresyon yaşadım ve o süreçlerde intiharı çok düşündüm. fakat üzerinden zaman geçip depresyonum geçince nasıl o kadar depresif olduğuma bile şaşırdım. bazen eski yazdıklarımı okuyorum da ekşiden ya da notlarımın arasından, çok şaşırıyorum. o kadar mutsuz muydum sahiden o dönemler yahu? dönüp o zamanlara bakıyorum, aşırı mutsuzdum ve yazıyordum bir şeyler. şimdi dönüp bakınca tuhaf geliyor. çünkü gelip geçiyor. zaman her şeyi sürüklüyor. geçmiyor belki ama bir şekilde alışıyor insan. o yüzden depresif hissettiğimde bana şöyle oluyor artık, ulan tamam şimdi depresifsin ama geçecek bir şekilde. mutsuzun tamam ama hemen intiharı düşünme, zaman geçiyor, hayat sana aklının ucunda olmayan şeyler sunuyor, belli olmaz bu iş. sonra bu depresyonda çıkacaksın ve intihar fikri rafa kalkacak bir dahaki depresyona kadar. o zaman hep düşündüğün fakat hiçbir zaman yapmayağın bir fikir olarak seni kemirsin, boşver.
bu bana iyi geliyor, yani her şeyin zamansallık içerisinde eriyip gittiğini bilmek iyi geliyor. mesela 200 yıl sonra dünyada şu an yaşıyor olan kimse yaşıyor olmayacak, hepimiz yok olacağız. hatta öyle bir yok olacağız ki adımızı bile bilmeyecek kimse. biraz zaman geçir işte, hayat sonsuz varsayımlardan yalnızca birinin gerçekleştiği bir olgular toplamı. yarın ne olacağını bilmek imkansız.
bu sahiden inanılmaz rahatlatıcı değil mi? en zengininden en fakirine en entelektüelinde en yüzeyseline en çok çalışanından en tembeline herkes yok olacak. şeylere verilen anlamlar değişecek, bağlamlar kopuklaşacak ve bizler onlara çok tuhaf görüneceğiz. ileride biz ölmüş olacağız, biliyoruz değil mi? soruyorum çünkü biliyor gibi yaşamıyoruz. bunu bilmek beni rahatlatıyor.
devamını gör...
bandista
sosyalizme inanan, pek de hoş müzik yapan bir grup.
en sevdiğim şarkısı ;
en sevdiğim şarkısı ;
devamını gör...
the clue
bir judie feenstra kısa filmidir.

dünya makinesi bizi tekdüze insanlara dönüştürmek için tasarlanmış mekanik bir aygıt. her sabah aynı şeyleri yapmak için uyanmaya, aynı eylemleri gerçekleştirmeye, günü aynı anlamsız yorgunlukla bitirmeye ve ertesi gün bir öncekinin aynısını yaşamak için gözlerimizi açmaya mahkum edilmişiz bu makine tarafından.
ancak hayat dediğimiz yazılım bize sürekli ipuçları göndermekte hayatımızı dünya makinesinde geçirdiğimiz bu zamanı daha katlanır ve daha anlamlı kılmak için. sadece bir tek sefer bakmayı bırakıp görmeye başlasak belki de o saklı hazine ortaya çıkacak.
aramadığımız halde karşımıza çıkan ipuçlarını takip edecek cesareti bulmak için bakmamız gereken yer çok klişe bir yer. o yüzden söylemeye, adını anmaya bile gerek yok. artık bu matrix’in içinden çıkıp beyaz tavşanı takip etmenin zamanı geldi, belki de geçiyor bile. herkes biraz macerayı hak eder, yeter ki bu eylem için gerekli cesareti bulmak için bakması gereken yeri bilsin. aynadaki nesneler göründüklerinden daha yakın olabilirler bunu asla ve asla unutmayın.
o zaman load me up.
the clue

dünya makinesi bizi tekdüze insanlara dönüştürmek için tasarlanmış mekanik bir aygıt. her sabah aynı şeyleri yapmak için uyanmaya, aynı eylemleri gerçekleştirmeye, günü aynı anlamsız yorgunlukla bitirmeye ve ertesi gün bir öncekinin aynısını yaşamak için gözlerimizi açmaya mahkum edilmişiz bu makine tarafından.
ancak hayat dediğimiz yazılım bize sürekli ipuçları göndermekte hayatımızı dünya makinesinde geçirdiğimiz bu zamanı daha katlanır ve daha anlamlı kılmak için. sadece bir tek sefer bakmayı bırakıp görmeye başlasak belki de o saklı hazine ortaya çıkacak.
aramadığımız halde karşımıza çıkan ipuçlarını takip edecek cesareti bulmak için bakmamız gereken yer çok klişe bir yer. o yüzden söylemeye, adını anmaya bile gerek yok. artık bu matrix’in içinden çıkıp beyaz tavşanı takip etmenin zamanı geldi, belki de geçiyor bile. herkes biraz macerayı hak eder, yeter ki bu eylem için gerekli cesareti bulmak için bakması gereken yeri bilsin. aynadaki nesneler göründüklerinden daha yakın olabilirler bunu asla ve asla unutmayın.
o zaman load me up.
the clue
devamını gör...
keş
süzme yoğurdun kurutulmasıyla elde edilen bir peynir türü.
bolu ve zonguldak yöresine aittir.
keş, yapısı sert ve çok tuzlu bir yiyecektir. diğer peynirler gibi kahvaltıda yenilmez. yenilecek kıvama gelmesi için önce rendelenmesi gerekir. rendelenmiş keş kavrulup makarnaya karıştırılarak yenir. dünyada makarnaya en çok lezzet veren gıdadır. keşli makarna yemediyseniz çok şey kaçırıyorsunuz demektir.
keş farklı yiyecekler için de sos olarak kullanılabilir. fakat en çok makarnaya yakışır. bolu ve zonguldak'a yolunuz düşerse keş peyniri alıp tadına bakmayı unutmayın. büyük alışveriş merkezlerinde de bulmak mümkündür. ayrıca internetten de sipariş verebileceğiniz bir sürü alışveriş sitesi vardır.
unutmayın, keş direkt yenilmez. yemek için kavurmalı ve sos olarak kullanmalısınız.
bolu ve zonguldak yöresine aittir.
keş, yapısı sert ve çok tuzlu bir yiyecektir. diğer peynirler gibi kahvaltıda yenilmez. yenilecek kıvama gelmesi için önce rendelenmesi gerekir. rendelenmiş keş kavrulup makarnaya karıştırılarak yenir. dünyada makarnaya en çok lezzet veren gıdadır. keşli makarna yemediyseniz çok şey kaçırıyorsunuz demektir.
keş farklı yiyecekler için de sos olarak kullanılabilir. fakat en çok makarnaya yakışır. bolu ve zonguldak'a yolunuz düşerse keş peyniri alıp tadına bakmayı unutmayın. büyük alışveriş merkezlerinde de bulmak mümkündür. ayrıca internetten de sipariş verebileceğiniz bir sürü alışveriş sitesi vardır.
unutmayın, keş direkt yenilmez. yemek için kavurmalı ve sos olarak kullanmalısınız.
devamını gör...
piyanist (yazar)
son derece bilgilendirici ve kaliteli entrylere imza atan değerli yazar.
devamını gör...
namaz kılmak
islamın ilk şartıdır.
kuran'da birçok ayet, namaz kılmayanın münafık ve şirk ehli olduğunu bildirir.
ayrıca, yine birçok ayet namaz kılanların da müşrik olduğunu bildirir.
enteresan bir durum? müslüman olduğunu iddia edenlerin, kuranı tekrar tekrar ve dikkatlice tekrar okuması gerekiyor (türkçe mealiyle)
kuran'da birçok ayet, namaz kılmayanın münafık ve şirk ehli olduğunu bildirir.
ayrıca, yine birçok ayet namaz kılanların da müşrik olduğunu bildirir.
enteresan bir durum? müslüman olduğunu iddia edenlerin, kuranı tekrar tekrar ve dikkatlice tekrar okuması gerekiyor (türkçe mealiyle)
devamını gör...
çiftlerin yanındaki üçüncü kişiler
son zamanlarda twitter isimli mecrada bol bol rastlanılan bir olay.
devamını gör...
içimdeki deniz
yönetmenliğini alejandro amenábar'ın yaptığı, 2004 yılına ait başrollerinde javier bardem'in oynadığı ispanyol yapımı dram filmidir. 30 yıl kadar önce geçirdiği kaza sonucu tetraplejik durumda yaşamaya başlayan (vücudun boyundan aşağısında görülen felç durumu), eskiden gemi makinestliği yapmış ramon’un (javier bardem) hayatının son dönemleri anlatılmaktadır filmde. deniz ve özgürlük aşığı olan ramon, yatağa bağımlı kalması nedeniyle tek çözüm yolu olan ötenaziye karar vermiştir. onu düşüncesinden vazgeçirmeye çalışanlara ve devletin işleyişine karşı hayatın anlamını farkettirecek yaklaşımları ile bizleri empatiye ve sorgulamaya yönlendirmektedir. biraz da inancını sorgulamaktadır ramon aslında. anlamsız bir hayat yaşamaya da değer değildir ona göre, ötenazi ile çok sevdiği özgürlüğüne de kavuşacaktır.
---
film, türünden dolayı yavaş bir işleyişe sahip ama verdiği mesajlar nedeniyle zaman ayırıp izlenebilir bir filmdir. aksiyonlu, hızla sonuçlara ulaşan türden filmlerdense, nedense zamanın yavaş işlendiği ve verdiği mesajları yavaş yavaş kafanıza sokan bu tür filmleri son zamanlarda daha çok seviyorum. hızlı geçen bir hayattansa, yavaş ama sindirebildiğimiz bir hayatı isteyebiliyoruz yaş geçtikçe belki de ondandır. filmi, javier bardem’in oyunculuğu için izlemiş olanlar çoğunluktadır.
filme ait bir kaç replik:
"biçimsiz ve bozulmuş bir bedenin bekçisi olan bir insan için, yani benim için, saygınlık nedir? ben, hayatı, özgürlüğü seven çoğu insan gibi, yaşamanın bir hak olduğuna, ama bir mecburiyet olmadığına inanıyorum."
---
rahip: hayatı elinden alan özgürlük , özgürlük değildir.
ramon: özgürlüğü elinden alan hayat da hayat değildir.
---
film, türünden dolayı yavaş bir işleyişe sahip ama verdiği mesajlar nedeniyle zaman ayırıp izlenebilir bir filmdir. aksiyonlu, hızla sonuçlara ulaşan türden filmlerdense, nedense zamanın yavaş işlendiği ve verdiği mesajları yavaş yavaş kafanıza sokan bu tür filmleri son zamanlarda daha çok seviyorum. hızlı geçen bir hayattansa, yavaş ama sindirebildiğimiz bir hayatı isteyebiliyoruz yaş geçtikçe belki de ondandır. filmi, javier bardem’in oyunculuğu için izlemiş olanlar çoğunluktadır.
filme ait bir kaç replik:
"biçimsiz ve bozulmuş bir bedenin bekçisi olan bir insan için, yani benim için, saygınlık nedir? ben, hayatı, özgürlüğü seven çoğu insan gibi, yaşamanın bir hak olduğuna, ama bir mecburiyet olmadığına inanıyorum."
---
rahip: hayatı elinden alan özgürlük , özgürlük değildir.
ramon: özgürlüğü elinden alan hayat da hayat değildir.
devamını gör...
şahinbey'de iki pitbull köpeğin saldırdığı çocuk
önce link buradan
gaziantep şahinbey'de bir site bahçesindeki iki serbest gezen pitbull cinsi köpeğin saldırısı sonucu yüzü gözü paramparça olan bir çocuğun olduğu hadise.
yavrucağın hayatı tehlikesi var.
kişisel yorumum ise köpeklerin acil uyutulması, sahibi olacak kişilerin ise cinayete teşebbüsle yargılanması ama önce ıslata ıslata ve hatta defaten dövülmesi gerektiği yönünde.
tersi ile gelecek tepkiler olacak. onlara tavsiyem önce zavallı çocuğun her tarafa bulaşan kanlarına baksınlar sonra gelsinler.
gaziantep şahinbey'de bir site bahçesindeki iki serbest gezen pitbull cinsi köpeğin saldırısı sonucu yüzü gözü paramparça olan bir çocuğun olduğu hadise.
yavrucağın hayatı tehlikesi var.
kişisel yorumum ise köpeklerin acil uyutulması, sahibi olacak kişilerin ise cinayete teşebbüsle yargılanması ama önce ıslata ıslata ve hatta defaten dövülmesi gerektiği yönünde.
tersi ile gelecek tepkiler olacak. onlara tavsiyem önce zavallı çocuğun her tarafa bulaşan kanlarına baksınlar sonra gelsinler.
devamını gör...
ibb'nin mobil ekmek satışının yasaklanması
herhalde ibb'ye bi kayyum atanmadığı kaldı. onuda yapsalar tam olacak yani. (bkz: vasıfsızların vasıflıları çekememesi sorunsalı)
devamını gör...
anarşi ve seks sorusu
27 eylül 1896 tarihli the alarm'ın 3. sayfasında yer alan emma goldman makalesi. bugün hala kurumlar, fahişelik, ataerkillik, anarşi, seks, bağımsızlık, kadın kavramları birleşince milyon soru türeyen beyne sahip bireylerin üzerinde düşünmesi farzdır.
--- alıntı ---
kuvveti ve kasları solgun, çelimsiz zengin kişiler tarafından oldukça beğenilen, ancak emeği açlık kurdunu kapısından uzak tutmaya ancak yeten işçi sınıfı erkekleri, onlara sabahtan akşama kadar kölelik yapmak ve harcamaları düşük tutmak üzere her türlü çabayı sarf etmek zorunda kalan eşlere veya ev-hizmetçilerine sahip olmak için evlenirler yanlızca. kadının, kocasının acınacak ücretinin ikisinin de yaşamını sürdürmesini sağlamak için devamlı çaba sarfetmekten sinirleri o kadar gerilir ki, giderek asabi hale gelir ve (yazık ki kısa zamanda umut ve planlarının kül olup uçtuğu sonucuna ulaşacak ve evliliğin gerçekten de başarısız olduğunu düşünmeye başlayacak olan) lordunun ve efendisinin sevgi talebini yerine getirmekte artık başarılı olamaz.
harcamalar azalmak yerine çoğaldıkça, evliliğinde çok az kuvveti olan, benzer şekilde kendini ihanete uğramış hisseden eş bu kuvvetinin tümünü de yitirir, ve devamlı açlık sıkıntısı ve korkusu, güzelliğini evliliğinin ardından kısa zaman içinde tüketir. giderek ümitsizleşir, ev işlerini ihmal etmeye başlar; ve kendisiyle kocası arasında, onlara yaşamlarındaki keder ve yoksullukları göğüsleme kuvveti verecek hiçbir sevgi ve sempati bağı da olmadığı için, birbirlerine daha da sıkıca kenetlenmek yerine birbirlerine giderek daha fazla yabancılaşırlar ve hatalarına karşı giderek daha tahammülsüz olurlar.
milyonerlerin yaptığı gibi klübe gidemeyen erkek meyhaneye gider, ve kederini bira veya viski bardaklarında boğmaya çalışır. ihmal edilişini bir sevgilinin kollarında unutmaya çalışamayacak kadar onurlu ve herhangi bir meşru eğlence ve uğraştan faydalanmak için fazlasıyla yoksul olan erkeğin kederinin talihsiz ortağı ise, ev diye adlandırdığı sefil ve derme çatma yerin içine sıkışıp kalır, ve kendini bu zavallı adamın eşi yapan ahmaklığa kötü kötü lanet eder.
ancak onların birbirlerinden ayrılmalarının hiçbir yolu yoktur.
ancak kanun ve kilise tarafından boyunlarına vurulan zincir ne kadar canlarını yakarsa yaksın, bu iki kişi onun kırılmasına müsade etmedikçe kırılamaz.
yasanın onlara özgürlük bahşedecek kadar merhametli olması için, özel yaşamlarının tüm detayları gözler önüne serilmelidir. kadın, kamu oyunda ayıplanır ve tüm yaşamı alt üst olur. bu utancın korkusu, kendisini ve pek çok kızkardeşini ezen insafsız sisteme karşı tek bir protestoya dahi girişmeksizin, onun evlilik yaşamının ağır yükü altında ezilmesine yol açar.
zengin olan skandaldan sakınmak için buna katlanır ,fakir ise çocukları uğruna ve kamu oyunun korkusuyla. onların yaşamları ikiyüzlülük ve yalanın uzun bir sürekliliğidir.
cinselliğini satan bir kadın onu satın alan adamları terk etme özgürlüğüne her zaman sahipken, “namuslu eş” ise onun canını yakan birlikten (evlilikten) kendisini kurtaramaz.
kilise ya da toplum öyle kabul etsin ya da etmesin, aşkla kutsanmamış, doğal olmayan tüm birlikler fahişeliktir. bu gibi birliklerin toplumun ahlakını ve sağlığını azaltmaktan başka bir yanı olamaz.
kadınları kadınlıklarını ve bağımsızlıklarını en yüksek fiyat teklif eden alıcıya satmaya zorlayan sistem, az sayıdaki kişiye arkadaşları (aynı toplumun üyeleri olan kişiler) tarafından üretilen refahla yaşama hakkı sunan sistemin bir dalıdır. emeklerinin meyveleri, refahın satın alabileceği her türlü lüksün içinde yüzen bir avuç aylak vampir tarafından emilirken, (toplumun) yüzde 99'u ise ruh ve bedenlerini ancak bir arada tutacak kadar (bir şey için) sabahtan akşama kadar güç koşullarda çalışmak ve kölelik yapmak zorundadır.
bir anlığına yirminci yüzyıl toplumsal sisteminin şu iki resmine bakın.
pahalı iç döşemeleri fakir erkek ve kadınların rahat koşullarda yaşamasını sağlayabilecek o muhteşem saraylara, refah sahiplerinin evlerine bir bakın. refah içindekilerin oğullarının ve kızlarının akşam yemeği partilerine bir bakın; tek bir tanesi suyla kuru ekmeğe talim eden açlık içindeki yüzlerceyi doyuracak olan bunlar lükstür. günlerini kendi kendilerini tatmin etmeye yarayan yeni uğraşlar (tiyatrolar, balolar, konserler, yatçılık, süs ve gösteriş ile sefahat için delicesine bir arayışla dünyanın bir yerinden başka bir yerine koşuşturma), icat etmekle geçiren o moda düşkünlerine bir bakın.
hiçkimsenin sevgi dolu bir tek sözcük ve şefkat dolu bir ilgi sarfetmediği çocukları çıplak ve aç bir şekilde sokaklarda koşuşturan, cehalet ve hurafelerle büyüyen, doğdukları güne lanet yağdıran; asla bir parça temiz hava dahi soluyamadıkları karanlık, rutubetli bodrumlarda (hayvan sürüsü gibi) kümelenen, yırtık pırtık elbiseler giyinen, sefaletin tüm yükünü beşikten mezara sırtında taşıyanlara bir bakın.
siz ahlakçılar, siz hayırseverler, bu iki resmin ürkütücü karşıtlığına bir bakın ve bana bunun suçlusunun kim olduğunu söyleyin! yasal yollarla veya başka şekillerde fahişelik yapmaya itilenler mi, yoksa kurbanlarını böylesi bir ahlaki bozulmaya itenler mi?
sebep fahişelikte değil, toplumun kendisindedir; özel mülkiyetin eşitsizliği(ne dayanan) sistemde, devlet ve kilise’dedir. suçsuz kadınların ve çaresiz çocukların soyulmasını, katledilmesini ve onlara şiddet uygulanmasını yasallaştıran bu sistemdedir.
bu canavar yok edilmedikçe, senato’da, tüm kamu dairelerinde, zenginlerin evlerinde olduğu gibi keza yoksulların sefil barakalarında da var olan bu hastalıktan kurtulamayız. insanoğlu kendi kuvvetinin ve yeteneklerinin bilincine ulaşmalıdır; daha yeni bir yaşam, daha iyi ve onurlu bir yaşam başlatmak için onların özgür olması gereklidir.
fahişelik, saygıdeğer dr. parkhurst ve diğer reformcuların kullandıkları araçlarla önlenemez. (fahişelik) onu besleyen sistem var oldukça sürecektir.
tüm bu reformcular çabalarını, her türlü suçun babası olan sistemi yıkmak için mücadele edenlerinkiyle birleştirdikleri ve tam bir eşitliğe dayanan bir sistem (her bir üyesine, erkeğe, kadına ve çocuğa emeğinin ürününün tamamını veren, doğanın hediyelerinden faydalanmakta ve en yüksek bilgiye erişmekte tamamıyle eşit haklar sunan bir sistem) inşa ettiklerinde, kadınlar kendi başlarına var olabilecek ve bağımsız olacaklardır. erkek artık sağlıksız, doğal olmayan tutkulara ve kötü huylara sahip olmazken, kadının sağlığı da artık bitip tükenmeyen zorlu çalışma ve kölelikle ezilmeyecek, o artık erkeğin kurbanı olmayacaktır.
her biri, fiziki kuvvet ve karşısındakine ahlaki güvenle evlilik haline girecektir. her biri diğerini sevecek ve saygı gösterecektir; ve sadece kendi refahları için değil, kendilerini mutlu edecek işlere yardım edecektir; aynı zamanda insanlığın evrensel mutluluğunu arzu edeceklerdir. bu tip bir birliğin ürünü zihinsel ve bedeni olarak güçlü ve sağlıklı olacaktır; ebeveynlerini onurlandıracak ve saygı göstereceklerdir; bunu görevleri olduğu için değil, ebeveynleri bunu hak ettiği için yapacaklardır. onlar bütün bir topluluk tarafından eğtilecek ve bakılacaklardır, ve kendi isteklerinin peşinden gitmekte serbest olacaklardır; ve onlara dalkavukluğu ve kendi arkadaşlarını (toplum üyelerini) soyma temel sanatını öğretmenin gereği kalmayacaktır. onların yaşamdaki amacı kardeşleri üzerinde iktidar kurmak değil, topluluğun her üyesinin saygı ve takdirini kazanmak olacaktır.
erkek ve kadın arasındaki birliğin onlar için tatminkar ve hoş olmadığı ortaya çıkarsa, sessizce ve arkadaşça ayrılacaklar ve sevimsiz bir birliği devam ettirerek evliliğin pekçok ilişkisini bayağılaştırmayacaklardır.
günün reformistleri eğer kurbanlara eziyet etmek yerine, çabalarını sebebi ortadan kaldırmak için birleştirirlerse, fahişelik artık insanlığın yüz karası olmayacaktır.
bir sınıfı baskı altına almak ve bir diğerini ise korumak ahmaklıktan daha kötü bir şeydir. bu bir suçtur. siz ahlak sahibi erkek ve kadınlar, başlarınızı öte tarafa çevirmeyin.
önyargılarınızın sizi etki altına almasına izin vermeyin: soruna önyargısız bir açıdan bakın.
kuvvetinizi heba etmek yerine, el ele verin ve bu bozuk, hastalıklı sistemin yıkılmasına yardım edin.
eğer evlilik yaşamı onurunuzu ve kendinize saygınızı çalmadıysa, eğer çocuklarım dediklerinizi seviyorsanız, onlar için olduğu kadar kendiniz için de kurtuluşu hedeflemeli ve özgürlüğü kurmalısınız. o zaman, ancak bundan (bu gerçekleştikten) sonra evlilik kurumunun kötülükleri son bulacaktır.
--- alıntı ---
--- alıntı ---
kuvveti ve kasları solgun, çelimsiz zengin kişiler tarafından oldukça beğenilen, ancak emeği açlık kurdunu kapısından uzak tutmaya ancak yeten işçi sınıfı erkekleri, onlara sabahtan akşama kadar kölelik yapmak ve harcamaları düşük tutmak üzere her türlü çabayı sarf etmek zorunda kalan eşlere veya ev-hizmetçilerine sahip olmak için evlenirler yanlızca. kadının, kocasının acınacak ücretinin ikisinin de yaşamını sürdürmesini sağlamak için devamlı çaba sarfetmekten sinirleri o kadar gerilir ki, giderek asabi hale gelir ve (yazık ki kısa zamanda umut ve planlarının kül olup uçtuğu sonucuna ulaşacak ve evliliğin gerçekten de başarısız olduğunu düşünmeye başlayacak olan) lordunun ve efendisinin sevgi talebini yerine getirmekte artık başarılı olamaz.
harcamalar azalmak yerine çoğaldıkça, evliliğinde çok az kuvveti olan, benzer şekilde kendini ihanete uğramış hisseden eş bu kuvvetinin tümünü de yitirir, ve devamlı açlık sıkıntısı ve korkusu, güzelliğini evliliğinin ardından kısa zaman içinde tüketir. giderek ümitsizleşir, ev işlerini ihmal etmeye başlar; ve kendisiyle kocası arasında, onlara yaşamlarındaki keder ve yoksullukları göğüsleme kuvveti verecek hiçbir sevgi ve sempati bağı da olmadığı için, birbirlerine daha da sıkıca kenetlenmek yerine birbirlerine giderek daha fazla yabancılaşırlar ve hatalarına karşı giderek daha tahammülsüz olurlar.
milyonerlerin yaptığı gibi klübe gidemeyen erkek meyhaneye gider, ve kederini bira veya viski bardaklarında boğmaya çalışır. ihmal edilişini bir sevgilinin kollarında unutmaya çalışamayacak kadar onurlu ve herhangi bir meşru eğlence ve uğraştan faydalanmak için fazlasıyla yoksul olan erkeğin kederinin talihsiz ortağı ise, ev diye adlandırdığı sefil ve derme çatma yerin içine sıkışıp kalır, ve kendini bu zavallı adamın eşi yapan ahmaklığa kötü kötü lanet eder.
ancak onların birbirlerinden ayrılmalarının hiçbir yolu yoktur.
ancak kanun ve kilise tarafından boyunlarına vurulan zincir ne kadar canlarını yakarsa yaksın, bu iki kişi onun kırılmasına müsade etmedikçe kırılamaz.
yasanın onlara özgürlük bahşedecek kadar merhametli olması için, özel yaşamlarının tüm detayları gözler önüne serilmelidir. kadın, kamu oyunda ayıplanır ve tüm yaşamı alt üst olur. bu utancın korkusu, kendisini ve pek çok kızkardeşini ezen insafsız sisteme karşı tek bir protestoya dahi girişmeksizin, onun evlilik yaşamının ağır yükü altında ezilmesine yol açar.
zengin olan skandaldan sakınmak için buna katlanır ,fakir ise çocukları uğruna ve kamu oyunun korkusuyla. onların yaşamları ikiyüzlülük ve yalanın uzun bir sürekliliğidir.
cinselliğini satan bir kadın onu satın alan adamları terk etme özgürlüğüne her zaman sahipken, “namuslu eş” ise onun canını yakan birlikten (evlilikten) kendisini kurtaramaz.
kilise ya da toplum öyle kabul etsin ya da etmesin, aşkla kutsanmamış, doğal olmayan tüm birlikler fahişeliktir. bu gibi birliklerin toplumun ahlakını ve sağlığını azaltmaktan başka bir yanı olamaz.
kadınları kadınlıklarını ve bağımsızlıklarını en yüksek fiyat teklif eden alıcıya satmaya zorlayan sistem, az sayıdaki kişiye arkadaşları (aynı toplumun üyeleri olan kişiler) tarafından üretilen refahla yaşama hakkı sunan sistemin bir dalıdır. emeklerinin meyveleri, refahın satın alabileceği her türlü lüksün içinde yüzen bir avuç aylak vampir tarafından emilirken, (toplumun) yüzde 99'u ise ruh ve bedenlerini ancak bir arada tutacak kadar (bir şey için) sabahtan akşama kadar güç koşullarda çalışmak ve kölelik yapmak zorundadır.
bir anlığına yirminci yüzyıl toplumsal sisteminin şu iki resmine bakın.
pahalı iç döşemeleri fakir erkek ve kadınların rahat koşullarda yaşamasını sağlayabilecek o muhteşem saraylara, refah sahiplerinin evlerine bir bakın. refah içindekilerin oğullarının ve kızlarının akşam yemeği partilerine bir bakın; tek bir tanesi suyla kuru ekmeğe talim eden açlık içindeki yüzlerceyi doyuracak olan bunlar lükstür. günlerini kendi kendilerini tatmin etmeye yarayan yeni uğraşlar (tiyatrolar, balolar, konserler, yatçılık, süs ve gösteriş ile sefahat için delicesine bir arayışla dünyanın bir yerinden başka bir yerine koşuşturma), icat etmekle geçiren o moda düşkünlerine bir bakın.
hiçkimsenin sevgi dolu bir tek sözcük ve şefkat dolu bir ilgi sarfetmediği çocukları çıplak ve aç bir şekilde sokaklarda koşuşturan, cehalet ve hurafelerle büyüyen, doğdukları güne lanet yağdıran; asla bir parça temiz hava dahi soluyamadıkları karanlık, rutubetli bodrumlarda (hayvan sürüsü gibi) kümelenen, yırtık pırtık elbiseler giyinen, sefaletin tüm yükünü beşikten mezara sırtında taşıyanlara bir bakın.
siz ahlakçılar, siz hayırseverler, bu iki resmin ürkütücü karşıtlığına bir bakın ve bana bunun suçlusunun kim olduğunu söyleyin! yasal yollarla veya başka şekillerde fahişelik yapmaya itilenler mi, yoksa kurbanlarını böylesi bir ahlaki bozulmaya itenler mi?
sebep fahişelikte değil, toplumun kendisindedir; özel mülkiyetin eşitsizliği(ne dayanan) sistemde, devlet ve kilise’dedir. suçsuz kadınların ve çaresiz çocukların soyulmasını, katledilmesini ve onlara şiddet uygulanmasını yasallaştıran bu sistemdedir.
bu canavar yok edilmedikçe, senato’da, tüm kamu dairelerinde, zenginlerin evlerinde olduğu gibi keza yoksulların sefil barakalarında da var olan bu hastalıktan kurtulamayız. insanoğlu kendi kuvvetinin ve yeteneklerinin bilincine ulaşmalıdır; daha yeni bir yaşam, daha iyi ve onurlu bir yaşam başlatmak için onların özgür olması gereklidir.
fahişelik, saygıdeğer dr. parkhurst ve diğer reformcuların kullandıkları araçlarla önlenemez. (fahişelik) onu besleyen sistem var oldukça sürecektir.
tüm bu reformcular çabalarını, her türlü suçun babası olan sistemi yıkmak için mücadele edenlerinkiyle birleştirdikleri ve tam bir eşitliğe dayanan bir sistem (her bir üyesine, erkeğe, kadına ve çocuğa emeğinin ürününün tamamını veren, doğanın hediyelerinden faydalanmakta ve en yüksek bilgiye erişmekte tamamıyle eşit haklar sunan bir sistem) inşa ettiklerinde, kadınlar kendi başlarına var olabilecek ve bağımsız olacaklardır. erkek artık sağlıksız, doğal olmayan tutkulara ve kötü huylara sahip olmazken, kadının sağlığı da artık bitip tükenmeyen zorlu çalışma ve kölelikle ezilmeyecek, o artık erkeğin kurbanı olmayacaktır.
her biri, fiziki kuvvet ve karşısındakine ahlaki güvenle evlilik haline girecektir. her biri diğerini sevecek ve saygı gösterecektir; ve sadece kendi refahları için değil, kendilerini mutlu edecek işlere yardım edecektir; aynı zamanda insanlığın evrensel mutluluğunu arzu edeceklerdir. bu tip bir birliğin ürünü zihinsel ve bedeni olarak güçlü ve sağlıklı olacaktır; ebeveynlerini onurlandıracak ve saygı göstereceklerdir; bunu görevleri olduğu için değil, ebeveynleri bunu hak ettiği için yapacaklardır. onlar bütün bir topluluk tarafından eğtilecek ve bakılacaklardır, ve kendi isteklerinin peşinden gitmekte serbest olacaklardır; ve onlara dalkavukluğu ve kendi arkadaşlarını (toplum üyelerini) soyma temel sanatını öğretmenin gereği kalmayacaktır. onların yaşamdaki amacı kardeşleri üzerinde iktidar kurmak değil, topluluğun her üyesinin saygı ve takdirini kazanmak olacaktır.
erkek ve kadın arasındaki birliğin onlar için tatminkar ve hoş olmadığı ortaya çıkarsa, sessizce ve arkadaşça ayrılacaklar ve sevimsiz bir birliği devam ettirerek evliliğin pekçok ilişkisini bayağılaştırmayacaklardır.
günün reformistleri eğer kurbanlara eziyet etmek yerine, çabalarını sebebi ortadan kaldırmak için birleştirirlerse, fahişelik artık insanlığın yüz karası olmayacaktır.
bir sınıfı baskı altına almak ve bir diğerini ise korumak ahmaklıktan daha kötü bir şeydir. bu bir suçtur. siz ahlak sahibi erkek ve kadınlar, başlarınızı öte tarafa çevirmeyin.
önyargılarınızın sizi etki altına almasına izin vermeyin: soruna önyargısız bir açıdan bakın.
kuvvetinizi heba etmek yerine, el ele verin ve bu bozuk, hastalıklı sistemin yıkılmasına yardım edin.
eğer evlilik yaşamı onurunuzu ve kendinize saygınızı çalmadıysa, eğer çocuklarım dediklerinizi seviyorsanız, onlar için olduğu kadar kendiniz için de kurtuluşu hedeflemeli ve özgürlüğü kurmalısınız. o zaman, ancak bundan (bu gerçekleştikten) sonra evlilik kurumunun kötülükleri son bulacaktır.
--- alıntı ---
devamını gör...


