anatomiden aşina olduğum latince bir kelimedir. başına bir de ossa koyduk mu tamamdır. birinci sınıfta el kaslarını ilk gördüğümde "bu ne ya böyle, hepsini nasıl ezberleyeceğiz? " demiştim. halbuki öğrenmem gerekenler arasında en kolaylarındanmış, bilememişim.....
devamını gör...

tanımlarını ilgiyle takip ettiğim değerli bir yazarımız.

ayrıca kendisine şu videoyu hediye etmek isterim.*

devamını gör...

ağlayan kalpler çiçeği (dicentra spectabilis ) dünyanın en romantik çiçeği olarak kabul edilir. çiçekleri aşkı temsil eden kalp motiflerine benzediğinden ve gözyaşı damlıyor gibi uzantıları bulunduğundan bu adı almıştır.
“bleeding heart” kanayan kalpler çiçeği olarak da bilinen bu çiçeğin anavatanı doğu asya’da sibirya ve kore arasında kalan mançurya bölgesidir. başlıca renkleri ise fuşya pembesi, mercan rengi ve beyazdır.
ülkemizde kızların kalbini ağlatanların çok olduğunu öne sürerek bu çiçeğe kız kalbi diyenler de bulunmaktadır. bu narin ve güzel görünümlü çiçek türkçede şebboy ismi ile anılsa da aslında tam şebboy değil, şebboyun bir türüdür.
uzun bir sap üzerinde aşağıya doğru sarkmış ama düzgün bir biçimde dizilmiş olağanüstü albenisi olan ağlayan kalpler çiçeği nemli, humusça zengin topraklarda rahatlıkla yetişir, kış soğuklarına çok dayanıklıdır, 30-70 cm boyundadır.
devamını gör...

kimi ,kimden koruyacağız? inek öldü ,ortaklık bozuldu, çıkarlar çatıştı düşman olundu, şimdi oldu "tu kaka" herkes işine baksın, yarın onlar yine iyi olur , kaybeden yine halk olur.
devamını gör...

kendisi uyurken nickaltına giriş yapmış bulunmaktayım. (saat 05.48 yazmıştım) sabah uyanınca okuyup, hunharca sırıtacağını düşünmekteyim. haklı olup mutlu olmamak bize göre. bazen haklı çıkmak istemediğimiz konular olabiliyor, üzülüyoruz. iki derbeder birbirini bulduğu için sevinsem mi yoksa ağlama odası yapacağımız için üzülsem mi bilemedim. naifliği, aşırı komik oluşu ve düşüncelerin ortaklığı ve zıtlığına rağmen güzel anlaşabildiğim yazardır kendisi. bilgilerini, kendini ifade ediş tarzını, düşüncelerini bu denli sözlüğe aktardığın için teşekkür ederim sana sevgili mutsuzum.
devamını gör...

affedilmeyen geçmiş.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

tıp tarihinin en eski cerrahi müdahalelerinden biridir trepanasyon. kısaca açıklamak gerekirse cerrahi araçlar ile kafatasında delik açmak şeklinde tanımlayabiliriz. trepanasyon işleminin eski kanıtı fransa'da bulunan 7000 yıllık delinmiş bir kafatasıdır. bu kafatasında delik açma işlemi, dünyanın her tarafında gerçekleştirilmiştir onu da belirtmek gerek.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
peki bu işlem neden yapılırdı? dönemin şartları düşünüldüğünde, şimdi bile oldukça zor görünen bu olay neden bu kadar yaygındı? trepanasyonun kullanıldığı iki farklı alan var diyebiliriz. ilki tedavi amaçlı, ikincisi dini, ruhani amaçlı.

atalarımız trepanasyonu tedavi amaçlı olarak, kaza sonucu beyindeki kafatası parçalarını temizlemek, kafa bölgesindeki yaraları iyileştirmek, baş ağrılarından kurtulmak ayrıca psikiyatrik hastalıklar için kullanmışlar. daha sonra kullanım alanı daha da genişletilmiş ve epilepsi, sinüzit, migren, depresyon gibi hastalıklar için de kullanılmıştır.

şu resimde de bu işlem için kullanılan bir aleti görebiliriz:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bahsetmiş olduğum gibi kullanım alanlarından diğeri ise dini alandadır. vücuttan kötü ruhları çekmek, kötü ruhları kovmak, aydınlanma yaşamak gibi nedenlerle insanların kafataslarında bahsettiğimiz delikler açılmıştır.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bu şekilde trepanasyon uygulanmış kafatasları üzerinde araştırma yapan bilim insanları şaşırtıcı bir biçimde bazılarında iyileşme izlerine rastlanmıştır. o dönemki şartlar düşünüldüğünde bu oldukça uzak bir ihtimal. diğer şaşırtıcı bulgu ise hastalara herhangi bir anestezi uygulanmamış olması.
devamını gör...

ne diyem mahmut mu diyem?
devamını gör...

hayattan sıkılanlar için alternatif bir intihar yöntemi. türk işi harakiri.
devamını gör...

haldun taner tarafından 1965 yılında yazılan ve ilk olarak 1967'de oynanan kabare tiyatrosunun ülkemizdeki ilk örneğidir.
haldun taner, ''kabare bir dev aynasıdır. biraz büyütür her şeyi, sivilceyi çıban yapar, göze sokar gerçeği'' diyerek tanımlar kabare tiyatrosunu.

oyunun konusu ise, tapu kadastro'da memurken bir anda kendisini kültür müsteşarlığı koltuğunda bulan şaban'ın memleketin kültürüne kendince yön vermeye çalışmasıdır.

haldun taner bu konuyu işlerken sistemi eleştirmeyi, hem eleştirirken hem de güldürmeyi ihmal etmez. karşı olmak için karşı olmaz haldun taner, yüreklidir ve neyi eleştireceğini, neyin yanlış işlediğini iyi bilir. zaten bu yüzden çok önemli bir yere sahiptir.

oyun, günümüzle ne yazık ki birçok benzerlik taşıyor. bir şeylerin değişmiş olmasını o kadar çok isterdim ki. eleştirilerin eleştiri olarak kalmasını ve sadece gülüp geçmeyi çok isterdim. lakin şu durumda güldürmüyor, hüzünlendiriyor. yıllar öncesinden nasıl bir adım dahi ileride olamayız, hatta nasıl olur da geriye gitmeyi başarırız diye düşündürdüğünden hüzünlendiriyor. eh ne de olsa çürümüş bir şey var, neye baksan etrafta.

--- alıntı ---
bizim sanata ihtiyacımız yok ki, biz kendimiz sanatız. bizim müzeye de ihtiyacımız yok ki, biz kendimiz müzeyiz. bizim hayvanat bahçesine ihtiyacımız yok. biz...
--- alıntı ---
devamını gör...

sanat ile erotizm arası kullanım amacına göre birbirini destekleyici bir eylemdir. fotoğrafçıysanız sanat, partnerseniz erotizmdir. savaş, esir düşmek, acı gibi yüksek hisleri temelinde barındırır. mazoşizm ve bdsmden esintiler sergiler, göründüğü kadar basit değil, seviyeleri olan bir sanattır. bir sarkaç üzerinden yapılacaksa denge çok önemlidir, aksi halde partnerinizi sakat bırakabilir, kan dolaşımından bilincini kaybedecek noktaya getirebilirsiniz. bu yüzden dikkatli ve aşama aşama yapılmalıdır. ters gidecek anlarda, hemen hemen bağları çözecek, sarkaçtan hızlıca indirecek kadar hazır olmalısınız. sadece kadınlar değil, erkeklerde bağlanır. bağlanan tarafının acı eşiği önemlidir, zorlanabilir. kalanını anlatmam, sözlüğe kültürü için ağır gelir.
devamını gör...

madem böyle bir entry var bensiz olmaz. hani bilirsiniz çocukken böyle ünlü olup gençliğini yitik geçiren insanlar var. ünlü olmadım ama küçükken ünlü olsaymışım o insanlarla kesinlikle aynı kaderi paylaşacağımı düşünüyorum.

not: bu fotoğrafla ne yazık ki artık gram alakam bulunmamakta.

not 2: benimle gelecekte evlenecek insana tek vadedebileceğim şey çocuğumuzun yakışıklı/güzel bir çocukluk geçireceği vaadi. ?
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

hissedilen her duygu bir şeyler anlatır. o duyguyu okumayı bilmek lazım. nasıl ki vücutta bir anormallik olduğunda vücut bunu çeşitli belirtilerle belli ediyorsa (örneğin; ağrı, ateş vs gibi), ruh da duygularla bir şeyleri anlatmaya çalışır. duygu denen şey zaten ruhumuzun sinyal sistemidir. işte depresyon da bunlardan biri. ancak korkmamak lazım, çünkü eğer kendinizi tanır, duygularınızı okumayı başarır ve kendi kendinizin yöneticisi olursanız üstesinden de rahatlıkla gelebilirsiniz. üstesinden gelmek tabiri de doğru değil aslında. çünkü sorun denen şeyin üstesinden gelinir. depresyonsa sorun değildir aslında. dediğim gibi, ruhunuzun size anlatmak istediği bir şeyleri iletme yoludur. eğer kendinizle iletişime geçebilirseniz, zaten onun da ortadan kaybolduğunu görürsünüz. ve inanın, hayata depresyondaki biri olarak gelmediğiniz gibi, depresyona girdiğinizde de çıkma şansınız var. sonuçta hayata o şekilde gelmediniz ve yaşam sırasında depresyona girersiniz. çıkması da kesinlikle mümkün.


geçtiğimiz günlerde vefat eden psikoloji profesörü doğan cüceloğlu'nun, "savaşçı" adlı kitabından depresyonla ilgili bir alıntı bırakmak istiyorum. kendisi de başka bir kitaptan alıntı yapmış. doğan hoca'yı da saygı ve rahmetle anmış olayım bu arada. alıntı şöyle ki:


"kırk yaşlarında bir kadın hastam ağır depresyonu nöbetlerine tutuluyordu. bu hastam yıllar yılı psikoanalize girmişti, ama yılın belirli zamanlarında aynı depresyon onu aynı şiddetli etkisi altına almaktaydı. depresyon kadının kendi yaşamının ve genellikle hayatın tamamen anlamdan yoksun olduğu duygusu üzerine yoğunlaşıyordu. bu depresyonu nöbetlerinde kadın yatakta kalır, dış dünyayla ilişkisini keser, haftalarca umutsuzca yatakta uzanır ve hastalığının gelmesini beklerdi.

hasta bana gelip derdini anlattığında, depresyonunun altındaki anlamsızlık ve umutsuzluk duygusunun onun gerçek yaşamından kaynaklanabileceğini söyledim ve bu anlamsızlık duygusunun önemli şeylere işaret edebileceğini, bu duyguya kötü bir şey olarak değil, ders alınabileceği bir öğrenmek fırsatı olarak bakılması gerekebileceğini anlattım. kendini insanlığa adamış birçok insanın ilk başlarda bu tür depresyonlardan geçtiğini ve bu depresyon sırasında insanlığa hizmet edebilecek fırsatların yarattıklarına işaret ettim. "anlamsızlık duygusunu itmeden, onu bir arkadaş olarak kabul etmeli; anlamsızlık duygusunu bir öğretmen gibi düşünüp onun öğreteceği şeylere açık olmalı" dedim. araştırıcı tutumu içinde "şimdi içinde bulunduğum durum bana ne öğretmek istiyor?" diye düşünmenin değerli bir tutum olduğunu belirttim.

hastam beni gittikçe artan bir ilgi ve heyecanla dinlemeye başladı. bu depresyon duygusunu bastırmaya çalışmak yerine, bir öğrenme fırsatı olarak görmek onun içini rahatlattı ve patolojik bir durum içinde olduğunu düşünmek yerine, bir araştırıcının (kendini ilgilendiren bir şeyi araştıran bir araştırıcının) merakı ve heyecanı içine girmeye başladı. daha sonraki her tedavi seansına daha heyecanlı, daha meraklı, daha tutarlı ve en önemlisi daha anlamlı bir insan olarak gelmeye başladı. hem kendi hayatı, hem genel olarak yaşam bir anlam kazanmaya başlamıştı. kendi hayatının ve çevresindeki, ilişki kurduğu insanların hayatının anlamsızlığıyla yüz yüze gelmemek için sakladığı birçok "çöplük" gün ışığına çıkmaya başlamıştı."
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

vay programın ismi yeter be! programın krallığına bak sabırsızlıkla bekliyoruz. gel ablam abim gel! herkese, her kafaya göre program var bu radyoda geeel!(bkz: swh)
devamını gör...

mabel matiz.
devamını gör...

inanmak parça pinçik
güvenmek yarım adam tımarlı hastanem tek yataklık
son suçum psikopatlık
haddini aşan alçak yaltaklık
bir bakireden beklenmeyecek sürpriz kaltaklık
yetti canıma sarraflık
sonradan anlarsın bu yaptığın aptallık
ah, var ya o saflık
belki seni de eder aflık
bu maç, bu savaş, bu sevgi tek taraflık
gamzelerimin çukurlarına düşer sağanak göz yağmurum ılık ılık
ilişkiler cıvık arkadaşım
her balık oltalık
devamını gör...

erkeklerin küçüklüklerinde ve büyüklüklerinde sevdikleri tek ortak şey.
devamını gör...

ilk şiir okumaya başladığım zamanlar lisenin ilk yılıydı. metin altıok kimmiş dedim ve aratıverdim. madımak'ın yakamadığı şair diye nitelemişlerdi. ben de üstüne tıklamadan madımak yangınında kurtulan bir şair olduğunu sanmıştım. halbuki mecazlı bir söyleyiş var işte... sonra hoşlandığım kişi ile konuşurken ufacık da olsa bundan bahsettim sonra eve geldiğimde yahu ben ne yaptım diye kafama dank etti tabi. sonrasında utancımdan konuşamadım kendisiyle. umarım o da bilmiyordur diye kandırıyorum kendimi. ahmetcim özür dilerim senden. metin altıokun da kemiklerini sızlattım boşu boşuna...
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim