yazarların yaşadıklarını hissettiği anlar
teknolojik bir şeyi ilk defa yaparken.
kanım beynime sıçrıyor, canım çıkıyor.
kanımın her damlasını ve gittiği her yeri hissediyorum. anı yaşıyorum resmen.
kanım beynime sıçrıyor, canım çıkıyor.
kanımın her damlasını ve gittiği her yeri hissediyorum. anı yaşıyorum resmen.
devamını gör...
anormal sözlük haber ajansı
evvel mahsus selam eder gözlerinizden öperim değerli okuryazarlar.
kabuğumun üzerine bir kitabe-i seng-i mezar yazma aşkı ile yanıp tutuşan, ''ekşi limonlar intikam tugayı''nın elinden kabuğu çizdirmeden kurtulmuş olmanın haklı gururu ile bu satırları sizlere yazıyor olduğumu bilmenizi isterim. aranızda bulunamadığım zaman zarfında neler yaşadığımı sizlere anlatmam elzem oldu;
her şey 2 mart günü başladı, o gün öğleden sonra kabuğumu cilalayıp ajanstan çıktım. o esnada değerli yazar dostumuz bal porsuğu ile karşılaştık. elinde büyükçe bir dosya tutuyordu. heyecanlı bir hali vardı; ''tosbağa acayip bilgiler edindim, yukarı çıkıp şunları inceleyelim, çok bomba haberler var.'' dedi. buna müteakip hay hay hemen bakalım şunlara dememle birlikte etrafımızın bir anda sarıldığını fark ettik. sarı, sulu, ekşi suratlı bir takım insanlar siyah minibüslerden inerek üzerimize doğru koşturmaya başladılar. bal porsuğu kendini hemen öne attı, bende kabuğumun içerisinde sakladığım nunchaku mınçıkamı çıkardım. ilk dalgayı savaşçı şairler gibi savuşturduk. ikinci dalgayı neredeyse dans eder gibi bertaraf edecekken, bir anda ne olduğunu anlamadım ve gözlerimin karardığını hissettim. sonrası derin bir karanlık...
gözlerimi hafif araladığımda etrafımda bir kaç tane sarı, sulu, ekşi suratlı yaşam formu olduğunu gördüm. izbe ve loş bir mekandı. tarif edemediğim ekşimsi bir koku mekana yayılmıştı. bu yaşam formları bir yandan dürüm yiyiyor, öte yandan kendi aralarında fısıldaşıyorlardı.
- öbürü kaçmış.
- olsun bir tanesini ele geçirdik.
- iyi olmadı ikisini de alıp gelmemiz söylenmişti.
- yapacak bir şey yok. bir sıfırdan iyidir.
kafamı yavaşça kaldırdım. gözümü açtığımı görünce aralarından bir tanesi yanıma doğru yaklaştı; ''vay allahsız tosbağa uyanmış, naber tosbağa kardeş?'' dedi ve kahkaha atarak kabuğuma bir tane patlattı.
sakin kalmalıydım, istifimi hiç bozmadım. ''iyiyim lakin benim mahlasım ateist kaplumbağa, allahsız tosbağa benim dedem olur.'' diyerek cevapladım bu münasebetsizi. -dedemle ilgili hikaye için bkz #394813-
bunun üzerine elindeki dürümü bana fırlattı. diğer garip yaşam formları bunun yanına doğru koştular. ''dur sakin ol ekşitici kazok gelmeden dokunma şu tosbağaya'' diyerek sakinleştirdiler adamı...
anlaşılan o ki bu adamlar teşkilatın getir götür işlerini yapan küfürbaz, cinsiyetçi, kin ve nefret saçan fanatik yıkım ekibi üyeleriydi. kendi aralarındaki muhabbetlerine döndüler hiç bir şey olmamışçasına.
küfürler ve kahkahalar havada uçuşuyordu. neden sonra bir anda sustular. aradan yarım saat kadar geçmişti. hepsinin yüzü bir anda buz kesti. elinde dört beş tane dürümü aynı anda yemeye çalışan cüsseli biri bana doğru ilerlemeye başladı. bunlar gerisin geri küçük adımlarla adamın etrafını boşalttılar.
- demek tosbağa sensin.
- o kadar belli ediyor muyum?
-haha komik adam vesselam.
-kabuğumdan mı tanıdın?
-haha cidden komik la bu.
bak dostum sana ciddi laflar hazırladım. ya bu lafları güzelce sindirir ve bizimle birlikte hareket edersin. ya da senden güzel bir kaplumbağa çorbası yaparız.
-madem o kadar laf hazırlamışsınız önce o lafları bir dinleyelim. hem kaplumbağa çorbası dürümle iyi gitmez.
-ona biz karar veririz.
-ben içeriden bildiriyorum, o yüzden söyledim. her şeyin tadını bozmuşsunuz bari ağzınızın tadı bozulmasın.
-neyse şimdi beni iyi dinle tosbağa. biz bir radyo açacağız.
-geldiğim yerde açılmışı var.
-la havle bir sus yahu. iki kelam edeyim.
-tamam buyur et.
arkasındakilere dönerek; ''siz doğru tosbağayı kaçırdığınıza emin misiniz?'' diye hırladıktan sonra sakince bana dönerek; ''anlatacaklarımı kesmeden dinlemen senin yararına olur'' diyerek delici bir bakış attı. tabi içimden yer mi anadolu tosbağası bu numaraları dedim ama baktım adamın haleti-ruhiyesi iyi değil. sinir krizi geçirdi geçirecek, susup dinlemeye karar verdim.
-hah ne diyordum. radyo açacağız. gazete, dergi, kitap ne varsa yüzlerce tomar tomar, cilt cilt basacağız. hepsine en babasından reklamlar koyup, keyfimize bakacağız. işte tüm bu işler için seni ve ekibini yanımızda istiyoruz. anlaşıldı mı?
- anlaşıldı gumandarım!
-sabır yarabbi. oğlum sen manyak mısın?
- yok tosbağayım.
sinirle arkasını döndü ekşitici kazok. yıkım ekibine seslendi; ''şunu bir kendine getirin. bakalım böyle abuk sabuk konuşabilecek mi kabuğu kırılasıca!'' diyerek hızlıca odadan çıktı. ayrıldığı esnada elinde bir tane bile dürüm kalmamış olduğunu fark ettiğimde hayretler içerisinde kalmıştım.
sonrasında yaşananları çok fazla anlatmak istemiyorum. kabuğuma dökülen çürük limon suları, kafama geçirilen içi çürümüş limonlarla dolu torbalar falan bunlar işin sizi ilgilendirmeyen boyutu. hem can sıkıcı, hem de iğrenç...
böyle kaç gün geçirdim inanın farkında değilim. zaten kış uykusuna yatamamışım. sözlükte haber kovalayacağım diye mevsimleri şaşırmışım. halim vahim yani. harap ve bitap bir haldeyim. en nihayetinde dışarıdan ''at bordagalları!'' diye bir ses duydum. herhalde dedim bu beynimin bir oyunu bana. limonda yaşadığım doz aşımı bünyemi iyice ekşitti. akıl sağlığımı yitiriyorum.
ama sesler gitgide yaklaşıyor. yat yat! alın şunu! tosbağa nerede? nerede tosbağa! haykıran sesler...
hafifçe bulunduğum yerden başımı kaldırıyorum. görüşüm çok bulanık. turuncu bereli bir adam bana gülümseyerek bakıyor. ''tosbağa kardeş iyi misin?'' ''iyiyim de sen kimsin?'' ''yahu ben patagonyalı tanımadın mı?'' ''yahu şu an buraya babamı getirseniz tanımam.''
ardından patagonyalı'nın diğer pit (portakal-istif-taarruz) timi üyelerine dönerek. ''tamam bu iş! tosbağa iyi gibi, çıkalım buradan arkadaşlar!'' diye bağırdığını duyuyorum.
dışarı çıkardıklarında sağ olsunlar 4 gündür dürüm yemeye zorlanıp, hiç bir şey yemediğimi anlayınca patagonyalı marul getirtiyor bana. biraz marul yiyince kendime geliyorum. o esnada turuncu renkli bir minibüsten yoldaş iniyor. şükür diyor operasyon başarılı olmuş. ''ha diyorum birde bana sor?'' mellisho hemen yoldaşa bir tane sandalye getiriyor. yoldaş sandalyeye oturup, sandalyeden düşüveriyor ve böylece operasyon başarı ile tamamlanıyor.
işin esası sürekli baskıcı rejimini eleştirdiğim yoldaşın böyle bir operasyon düzenleyip beni bu yaşam formlarının elinden kurtarması tosbağa gözyaşları dökmeme sebep oldu. demek ki, kabuk kırılıyor yen içinde kalıyor. bu başarılı operasyon için kendisine ve ekibine teşekkür ederim. tabi şunun da altını çizmem lazım. bu olay benim sözlükte yaşanan gerçekleri yazmayacağım anlamına gelmiyor. daha sert ve sivri yazı dizileri sizleri bekliyor. can borcumuz var diye, propaganda borcumuz olacak değil ya!
yaşanan süreçte akıbetimi merak edip, benden dualarını esirgemeyen tüm dostlara da selam olsun!
sağlıcakla kalınız...
kabuğumun üzerine bir kitabe-i seng-i mezar yazma aşkı ile yanıp tutuşan, ''ekşi limonlar intikam tugayı''nın elinden kabuğu çizdirmeden kurtulmuş olmanın haklı gururu ile bu satırları sizlere yazıyor olduğumu bilmenizi isterim. aranızda bulunamadığım zaman zarfında neler yaşadığımı sizlere anlatmam elzem oldu;
her şey 2 mart günü başladı, o gün öğleden sonra kabuğumu cilalayıp ajanstan çıktım. o esnada değerli yazar dostumuz bal porsuğu ile karşılaştık. elinde büyükçe bir dosya tutuyordu. heyecanlı bir hali vardı; ''tosbağa acayip bilgiler edindim, yukarı çıkıp şunları inceleyelim, çok bomba haberler var.'' dedi. buna müteakip hay hay hemen bakalım şunlara dememle birlikte etrafımızın bir anda sarıldığını fark ettik. sarı, sulu, ekşi suratlı bir takım insanlar siyah minibüslerden inerek üzerimize doğru koşturmaya başladılar. bal porsuğu kendini hemen öne attı, bende kabuğumun içerisinde sakladığım nunchaku mınçıkamı çıkardım. ilk dalgayı savaşçı şairler gibi savuşturduk. ikinci dalgayı neredeyse dans eder gibi bertaraf edecekken, bir anda ne olduğunu anlamadım ve gözlerimin karardığını hissettim. sonrası derin bir karanlık...
gözlerimi hafif araladığımda etrafımda bir kaç tane sarı, sulu, ekşi suratlı yaşam formu olduğunu gördüm. izbe ve loş bir mekandı. tarif edemediğim ekşimsi bir koku mekana yayılmıştı. bu yaşam formları bir yandan dürüm yiyiyor, öte yandan kendi aralarında fısıldaşıyorlardı.
- öbürü kaçmış.
- olsun bir tanesini ele geçirdik.
- iyi olmadı ikisini de alıp gelmemiz söylenmişti.
- yapacak bir şey yok. bir sıfırdan iyidir.
kafamı yavaşça kaldırdım. gözümü açtığımı görünce aralarından bir tanesi yanıma doğru yaklaştı; ''vay allahsız tosbağa uyanmış, naber tosbağa kardeş?'' dedi ve kahkaha atarak kabuğuma bir tane patlattı.
sakin kalmalıydım, istifimi hiç bozmadım. ''iyiyim lakin benim mahlasım ateist kaplumbağa, allahsız tosbağa benim dedem olur.'' diyerek cevapladım bu münasebetsizi. -dedemle ilgili hikaye için bkz #394813-
bunun üzerine elindeki dürümü bana fırlattı. diğer garip yaşam formları bunun yanına doğru koştular. ''dur sakin ol ekşitici kazok gelmeden dokunma şu tosbağaya'' diyerek sakinleştirdiler adamı...
anlaşılan o ki bu adamlar teşkilatın getir götür işlerini yapan küfürbaz, cinsiyetçi, kin ve nefret saçan fanatik yıkım ekibi üyeleriydi. kendi aralarındaki muhabbetlerine döndüler hiç bir şey olmamışçasına.
küfürler ve kahkahalar havada uçuşuyordu. neden sonra bir anda sustular. aradan yarım saat kadar geçmişti. hepsinin yüzü bir anda buz kesti. elinde dört beş tane dürümü aynı anda yemeye çalışan cüsseli biri bana doğru ilerlemeye başladı. bunlar gerisin geri küçük adımlarla adamın etrafını boşalttılar.
- demek tosbağa sensin.
- o kadar belli ediyor muyum?
-haha komik adam vesselam.
-kabuğumdan mı tanıdın?
-haha cidden komik la bu.
bak dostum sana ciddi laflar hazırladım. ya bu lafları güzelce sindirir ve bizimle birlikte hareket edersin. ya da senden güzel bir kaplumbağa çorbası yaparız.
-madem o kadar laf hazırlamışsınız önce o lafları bir dinleyelim. hem kaplumbağa çorbası dürümle iyi gitmez.
-ona biz karar veririz.
-ben içeriden bildiriyorum, o yüzden söyledim. her şeyin tadını bozmuşsunuz bari ağzınızın tadı bozulmasın.
-neyse şimdi beni iyi dinle tosbağa. biz bir radyo açacağız.
-geldiğim yerde açılmışı var.
-la havle bir sus yahu. iki kelam edeyim.
-tamam buyur et.
arkasındakilere dönerek; ''siz doğru tosbağayı kaçırdığınıza emin misiniz?'' diye hırladıktan sonra sakince bana dönerek; ''anlatacaklarımı kesmeden dinlemen senin yararına olur'' diyerek delici bir bakış attı. tabi içimden yer mi anadolu tosbağası bu numaraları dedim ama baktım adamın haleti-ruhiyesi iyi değil. sinir krizi geçirdi geçirecek, susup dinlemeye karar verdim.
-hah ne diyordum. radyo açacağız. gazete, dergi, kitap ne varsa yüzlerce tomar tomar, cilt cilt basacağız. hepsine en babasından reklamlar koyup, keyfimize bakacağız. işte tüm bu işler için seni ve ekibini yanımızda istiyoruz. anlaşıldı mı?
- anlaşıldı gumandarım!
-sabır yarabbi. oğlum sen manyak mısın?
- yok tosbağayım.
sinirle arkasını döndü ekşitici kazok. yıkım ekibine seslendi; ''şunu bir kendine getirin. bakalım böyle abuk sabuk konuşabilecek mi kabuğu kırılasıca!'' diyerek hızlıca odadan çıktı. ayrıldığı esnada elinde bir tane bile dürüm kalmamış olduğunu fark ettiğimde hayretler içerisinde kalmıştım.
sonrasında yaşananları çok fazla anlatmak istemiyorum. kabuğuma dökülen çürük limon suları, kafama geçirilen içi çürümüş limonlarla dolu torbalar falan bunlar işin sizi ilgilendirmeyen boyutu. hem can sıkıcı, hem de iğrenç...
böyle kaç gün geçirdim inanın farkında değilim. zaten kış uykusuna yatamamışım. sözlükte haber kovalayacağım diye mevsimleri şaşırmışım. halim vahim yani. harap ve bitap bir haldeyim. en nihayetinde dışarıdan ''at bordagalları!'' diye bir ses duydum. herhalde dedim bu beynimin bir oyunu bana. limonda yaşadığım doz aşımı bünyemi iyice ekşitti. akıl sağlığımı yitiriyorum.
ama sesler gitgide yaklaşıyor. yat yat! alın şunu! tosbağa nerede? nerede tosbağa! haykıran sesler...
hafifçe bulunduğum yerden başımı kaldırıyorum. görüşüm çok bulanık. turuncu bereli bir adam bana gülümseyerek bakıyor. ''tosbağa kardeş iyi misin?'' ''iyiyim de sen kimsin?'' ''yahu ben patagonyalı tanımadın mı?'' ''yahu şu an buraya babamı getirseniz tanımam.''
ardından patagonyalı'nın diğer pit (portakal-istif-taarruz) timi üyelerine dönerek. ''tamam bu iş! tosbağa iyi gibi, çıkalım buradan arkadaşlar!'' diye bağırdığını duyuyorum.
dışarı çıkardıklarında sağ olsunlar 4 gündür dürüm yemeye zorlanıp, hiç bir şey yemediğimi anlayınca patagonyalı marul getirtiyor bana. biraz marul yiyince kendime geliyorum. o esnada turuncu renkli bir minibüsten yoldaş iniyor. şükür diyor operasyon başarılı olmuş. ''ha diyorum birde bana sor?'' mellisho hemen yoldaşa bir tane sandalye getiriyor. yoldaş sandalyeye oturup, sandalyeden düşüveriyor ve böylece operasyon başarı ile tamamlanıyor.
işin esası sürekli baskıcı rejimini eleştirdiğim yoldaşın böyle bir operasyon düzenleyip beni bu yaşam formlarının elinden kurtarması tosbağa gözyaşları dökmeme sebep oldu. demek ki, kabuk kırılıyor yen içinde kalıyor. bu başarılı operasyon için kendisine ve ekibine teşekkür ederim. tabi şunun da altını çizmem lazım. bu olay benim sözlükte yaşanan gerçekleri yazmayacağım anlamına gelmiyor. daha sert ve sivri yazı dizileri sizleri bekliyor. can borcumuz var diye, propaganda borcumuz olacak değil ya!
yaşanan süreçte akıbetimi merak edip, benden dualarını esirgemeyen tüm dostlara da selam olsun!
sağlıcakla kalınız...
devamını gör...
gülümseten normal sözlük yazarları
devamını gör...
yaban
yakup kadri karaosmanoğlu’nun kolunu kaybetmiş gazi bir subayın gazi olmadan önce emrinde olan askeri mehmet ali’nin köyüne yerleşerek yaşadığı durumları ve kurtuluş savaşının sürecini anlatan kesinlikle okunması gereken roman.
romanda anadolu insanının dillere destan olan saflığının ve temizliğinin aksine ne kadar nankör, iki yüzlü, hurafelere inanan, düşman ordularının gelip kendilerini kurtaracağına, daha iyi bir yaşam süreceklerine inanıp kendi ordusuna yardım etmeyi bırakın ihanet ve hıyanet içerisinde olduklarını anlatmaktadır. yıllardır süregelen anadolu insanının kalıbını yıkmayı başarabilen ve ulu önderimiz mustafa kemal atatürk ve kahraman silah arkadaşlarının milli mücadelede sadece düşman ordularına değil kendi milletiylede mücadele ettiğini gösteren çok önemli bir kitaptır.
kitaptan bir alıntıyla cümlelerimi sonlandırıyorum.
“- biliyorum beyim sen de onlardansın emme.
+ onlar kim?
- aha, kemal paşa’dan yana olanlar...
+ insan türk olur da, nasıl kemal paşa’dan yana olmaz?”
yakup kadri karaosmanoğlu - yaban, sayfa: 152.
romanda anadolu insanının dillere destan olan saflığının ve temizliğinin aksine ne kadar nankör, iki yüzlü, hurafelere inanan, düşman ordularının gelip kendilerini kurtaracağına, daha iyi bir yaşam süreceklerine inanıp kendi ordusuna yardım etmeyi bırakın ihanet ve hıyanet içerisinde olduklarını anlatmaktadır. yıllardır süregelen anadolu insanının kalıbını yıkmayı başarabilen ve ulu önderimiz mustafa kemal atatürk ve kahraman silah arkadaşlarının milli mücadelede sadece düşman ordularına değil kendi milletiylede mücadele ettiğini gösteren çok önemli bir kitaptır.
kitaptan bir alıntıyla cümlelerimi sonlandırıyorum.
“- biliyorum beyim sen de onlardansın emme.
+ onlar kim?
- aha, kemal paşa’dan yana olanlar...
+ insan türk olur da, nasıl kemal paşa’dan yana olmaz?”
yakup kadri karaosmanoğlu - yaban, sayfa: 152.
devamını gör...
kürt kadınlarını evlatlarının yanında soyuyorlardı
bu gerçeği yıllarca sol sosyalist kesimler dile getirince terörist denildi. bugün devltin tetikçisi birebir şahit olduğu olayları (çıkar çelişkisi yaşadığı için) ifşaya başlayınca görür olmak ne kadar iki yüzlü bir davranış şeklidir. sedat peker'in anlattıklarına sosyalis kesim hiç şaşırmıyor. neden? çünkü bu zulmü birebir yaşadılar.
ırkçılık ve milliyetçiliğin gözünü kör ettiği bir kesim yapılan açıklamalara şaşkınlıkla ve hayretle bakıp hadi canım demesi komik ve acınası bir durumdur. beka deyip, devlet deyip, ecdat deyip deveyi hamuduyla götürenleri sedat peker ifşa edince mi görür oldunuz. yazık ki ne yazık... bu cennet topraklar birilerşnin çıkarı uğruna çöplüğe dönmüş durumda.
ırkçılık ve milliyetçiliğin gözünü kör ettiği bir kesim yapılan açıklamalara şaşkınlıkla ve hayretle bakıp hadi canım demesi komik ve acınası bir durumdur. beka deyip, devlet deyip, ecdat deyip deveyi hamuduyla götürenleri sedat peker ifşa edince mi görür oldunuz. yazık ki ne yazık... bu cennet topraklar birilerşnin çıkarı uğruna çöplüğe dönmüş durumda.
devamını gör...
pazarcıların satış yaparken kullandığı nidalar
bizim pazarda oyuncak satan bir abi var sürekli "oynaya oynaya gelin çocuklar babanızın parasını yiyin çocuklar" diye bağırıyor.
devamını gör...
doğu türkistan milli marşı
doğu türkistan cumhuriyeti tarafından kabul edilen ve 1933 yılında mehmet ali tevfik tarafından yazılmış olan milli marştır.
not: son kıtaya dikkat.
doğu türkistan milli marşı (türkiye türkçesi)
kurtuluş yolunda su gibi aktı bizim kanımız,
sen için ey yurdumuz olsun feda bu canımız.
kan döküp hem can verip şimdi kurtardık seni,
kurtuluşa kalbimizde var idi imanımız
yar-ı hemdem oldu bizim himmetmiz sen için,
dünyayı sorgan idi himmet ile ecdadımız
yurdumuz biz yüz gözünü kan ile temizledik,
sonra hiç kirletmeyiz çünkü türktür namımız.
atilla, cengiz, timur dünyayı titreten idi,
can verip can alırız, biz onların evladıyız.
çıktı can hem aktı kan düşmandan oldu el aman
yaşasın, bin yaşasın parlasın istikbalimiz.
qurtulush marsi (uygurca)
qurtulush yolinda sudek aqti biznig qanimiz,
sen üçün ey yurtimiz bolsun pida janimiz.
qan kiçip hem jan birip akhir qurtuldurduq sini,
qelbimizde qutquzushqe bar idi imanimiz.
yar-i hem dem boldi biznig himmitimiz sen üçün,
dunyani sorghan idi ötken ulugh ejdadimiz.
yurtumuz biz yüz-közigni qan birle pakizliduq,
emdi hiç kirletmigeymiz çünki türktur namimiz.
attila, çinggiz, tömür dünyani titretken idi,
qan birip nam alimiz biz ularnig evladibiz.
çiqti jan hem aqti qan düshmendin boldi el aman
yashisun hiç öçmüsun parlansun istiqbalimiz
not: son kıtaya dikkat.
doğu türkistan milli marşı (türkiye türkçesi)
kurtuluş yolunda su gibi aktı bizim kanımız,
sen için ey yurdumuz olsun feda bu canımız.
kan döküp hem can verip şimdi kurtardık seni,
kurtuluşa kalbimizde var idi imanımız
yar-ı hemdem oldu bizim himmetmiz sen için,
dünyayı sorgan idi himmet ile ecdadımız
yurdumuz biz yüz gözünü kan ile temizledik,
sonra hiç kirletmeyiz çünkü türktür namımız.
atilla, cengiz, timur dünyayı titreten idi,
can verip can alırız, biz onların evladıyız.
çıktı can hem aktı kan düşmandan oldu el aman
yaşasın, bin yaşasın parlasın istikbalimiz.
qurtulush marsi (uygurca)
qurtulush yolinda sudek aqti biznig qanimiz,
sen üçün ey yurtimiz bolsun pida janimiz.
qan kiçip hem jan birip akhir qurtuldurduq sini,
qelbimizde qutquzushqe bar idi imanimiz.
yar-i hem dem boldi biznig himmitimiz sen üçün,
dunyani sorghan idi ötken ulugh ejdadimiz.
yurtumuz biz yüz-közigni qan birle pakizliduq,
emdi hiç kirletmigeymiz çünki türktur namimiz.
attila, çinggiz, tömür dünyani titretken idi,
qan birip nam alimiz biz ularnig evladibiz.
çiqti jan hem aqti qan düshmendin boldi el aman
yashisun hiç öçmüsun parlansun istiqbalimiz
devamını gör...
kendinden kaçmak
kendini kandırmaktan öteye gidemezsin. hiç bir kurtuluş yok 'bu beden bu ruh senin' atamazsın,satamazsın. onu olduğu gibi kabul edip dost olmayı başaramazsan hayat'ın her türlü zehir olur. bu da kendimizle olan sınavımız. orada bile torpil yok. insan kendine bile zor soru sorar mı?
cevap vermekten bu kadar korkar mı?
yine deli sorularla kapattık günü.
cevap vermekten bu kadar korkar mı?
yine deli sorularla kapattık günü.
devamını gör...
braille alfabesi
icadın sahibi fransız mucit louis braille'dir. braille babasının ayakkabı atölyesinde geçirdiği bir kaza sonucu sol gözünü kaybeder. daha sonra sol gözüne uygulanan yanlış tedaviyle sağ gözünü de kaybeder. depresyon yaşaması beklenen louis braille aksini yaparak körler için bir alfabe icat eder.
10 yaşında valentin pauy görme engelliler okuluna kabul edilir, buradaki "diğer duyuları kuvvetlendirme" çalışmalarına katılır. valentin pauy görme engelli insanların yardımına yetişecek bir teknik geliştirmiştir. bu teknik bir çoğumuzun da bildiği "levha kabartma" tekniğidir fakat levhalar ağırdır. çocuklar zorlanıyordur. sonrasında fransız ordusunda görev yapan subaylardan biri; askerleriyle kısa ve uzun çizgililer aracılığıyla iletişime geçtiğini, bunun görme engelliler için de etkili olabileceğini söyler.
pauy, bunun onlar için ağır olacağını düşünür ve kabul etmez. fakat körler enstitüsü'nde öğretmenlik yaptığı sıralarda louis braille bahsedilen iki tekniği birleştirerek günümüzdeki körler alfabesi'ni icat eder. icat 1825 yılında son halini almış ve çıkan birkaç sorun halledildikten sonra dünya çapında yayılmaya başlamıştır.
10 yaşında valentin pauy görme engelliler okuluna kabul edilir, buradaki "diğer duyuları kuvvetlendirme" çalışmalarına katılır. valentin pauy görme engelli insanların yardımına yetişecek bir teknik geliştirmiştir. bu teknik bir çoğumuzun da bildiği "levha kabartma" tekniğidir fakat levhalar ağırdır. çocuklar zorlanıyordur. sonrasında fransız ordusunda görev yapan subaylardan biri; askerleriyle kısa ve uzun çizgililer aracılığıyla iletişime geçtiğini, bunun görme engelliler için de etkili olabileceğini söyler.
pauy, bunun onlar için ağır olacağını düşünür ve kabul etmez. fakat körler enstitüsü'nde öğretmenlik yaptığı sıralarda louis braille bahsedilen iki tekniği birleştirerek günümüzdeki körler alfabesi'ni icat eder. icat 1825 yılında son halini almış ve çıkan birkaç sorun halledildikten sonra dünya çapında yayılmaya başlamıştır.
devamını gör...
yıldızanason
bu kadar güzel tanımlar giren bu mükemmel yazar hakkında girilmiş 100 tane nickaltı bekliyordum.! bakınız, kesinlikle takip edilmesi gereken bir yazardır. aynı zamanda kendisi nezaketin yıldızanason'a bürünmüş halidir. iyi ki buradasın.! hep ol, değerli yazar.*
devamını gör...
uçurtma avcısı
hem hungur hungur agladim , hem okudum. ucurtma yarismasi gununde yasananlardan sonra ozellikle, genellikle bu duygu karmasasini bende yasadim. hasan'in dostluguna hayran kaldim birde...
devamını gör...
zümrüd-ü anka (yazar)
bazı tanımları yağmur sonrası gökkuşağı, bazı tanımları da “kendine gel artık” diye atılan tokat gibi. kimine jelinon kalpli, kimine ketum gibi.. aslında o biraz gibi gibiii.. kül olmadan yeniden doğduğu anlarının olması temennisiyle, kalemine kuvvet.
devamını gör...
0rh(-) negatif trombosit aranıyor
devamını gör...
ısırgan otu
ısırganotu (urtica urenus) doğada kendiliğinden yetişen, yaprak ve saplarında küçük tüy şeklinde dikenleri olan ısırgangillerden bir ottur. yapısı formik asit içerdiğinden güçlü bir anti-oksidandır. kaynatılarak içildiğinde böbrek taşlarının oluşumunu engeller, romatizma ve mafsal ağrılarına iyi gelir, prostat büyümesini önler. macun haline getirilip ciltteki yaralara sürüldüğünde iyileşme sürecini çok kısalttığı görülmüştür. son yıllarda her türlü kanser tedavisinde etkili olduğu yolunda yaygın bir görüş vardır.
devamını gör...
pandemi döneminde kaybedilen özellikler
sosyal zekam baya azaldı. yüz yüze nasıl konuşulurdu unuttum.
devamını gör...
şovenizm
abartılı, saldırgan bir vatanseverlik ve ulusal üstünlük inancıdır.napolyon'un ordusunda asker olan nicolas chauvin, 17 kez yaralanıp yine de fransa için savaşmaya devam etti.şovenizmin ilk çıkış noktası da bu olaydır.
anlamının “şov yapmak” ile karıştırılması dolayısıyla sıkça yanlış kullanılmaktadır.
olası bir tartışma sırasında size şovenist diyen bir insana rastlarsanız, “ne alakası var kardeşim şimdi vatanla milletle” diyerek cevabı şak diye yapıştırabilirsiniz.
anlamının “şov yapmak” ile karıştırılması dolayısıyla sıkça yanlış kullanılmaktadır.
olası bir tartışma sırasında size şovenist diyen bir insana rastlarsanız, “ne alakası var kardeşim şimdi vatanla milletle” diyerek cevabı şak diye yapıştırabilirsiniz.
devamını gör...
normal sözlük'e her girdiğinde artı oy bildirimi olması
sağolsunlar, varolsunlar efendim. elleri dert görmesin.
devamını gör...
her beğeni bir karma puan
niden beni beğenmiyorlar diye düşündüğümde aklıma geldi
başka yazarlarda beğeni aldıklarında mutlu olduklarına dair tanımlar girmişler.
ben de düşündüm ki; her beğeni attığımızda 1 karma puan kazansak, ortalık şenlenir.
şenlenmez mi?
hani teşvik gibi olur, karma puanın bir önemi yok ama birşeyler kazanmak , tatmin ediyor, hani doğru yoldaymışsın gibi. yazarlarda daha çok beğeni atmaya başlar.
ama favori atma için aynı şeyi söyleyemiyeceğim, onu not defteri gibi kullanan yazarlar var - benim gibi -
hani iyi bir şey gördün at fava, müsait olunca dön araştır/uygula.
başka yazarlarda beğeni aldıklarında mutlu olduklarına dair tanımlar girmişler.
ben de düşündüm ki; her beğeni attığımızda 1 karma puan kazansak, ortalık şenlenir.
şenlenmez mi?
hani teşvik gibi olur, karma puanın bir önemi yok ama birşeyler kazanmak , tatmin ediyor, hani doğru yoldaymışsın gibi. yazarlarda daha çok beğeni atmaya başlar.
ama favori atma için aynı şeyi söyleyemiyeceğim, onu not defteri gibi kullanan yazarlar var - benim gibi -
hani iyi bir şey gördün at fava, müsait olunca dön araştır/uygula.
devamını gör...
