lucifer (yazar)
şu an başlığın hortladığını görüp "ulan yine kimin damarına bastım! bi salın beni be!" demesini sağlayabildiysem harika! biraz ezber bozmak istiyorum izninizle. hoş, izin vermeseniz de yazacağım.
kural gereği tanım: birçok kişi için "sözlük trollü" yahut "ahlâksızın teki" kadar basit ifadelerle tanımlanıp geçilen (ki bu tanımları yapanlara da kızmak zor, tarzı ve üslubu malum) biri olsa da bana göre başka şekilde tanımlanması gereken yazar.
fakat işin kötüsü, tanımın başka olduğunu biliyorum da, ne olduğunu ben de bilmiyorum. bir zamanlar bir reklam vardı "kızgın kumlardan serin sulara atlamak" cümlesinin geçtiği... işte sanki biraz öyle gibi bu. bir an gelir, öyle bir şey yapar ki kafa göz dalmak isterim ama sonra bir bakarım, hiç bayılmadığı bir şeyi, beni mutlu edeceğini bildiği için yapıverir sessiz sedasız. alakasız bir yerde, hiç sevmediği bir hareket olsa da dayanamayıp hayatına karışacak haddi kendimde bulur ve "aha şimdi yiyeceksin fırçayı! sana ne kızım! diyecek" diye beklerken "tamam canım, yapmam bir daha." deyiverir. ha, yine de bazılarını yapmaya devam eder tabi, o ayrı * ama en azından o an kalbimi kırmaz. bazen o da çok şeydir benim için.
sohbet ederken birden olmadık bir yerden meme çıkıverir, girer şöyle aramıza, yerleşir ve bizi dinler. "bu kimin memesi? sen koydun di mi yine bunu buraya?" demeye kalmadan bir bakarım, hayatına ilişkin planlarından bahsediyor, memeyi falan unut(tur)muş, gardını az da olsa düşürerek. sevmez ama fazla düşürmeyi de... maazallah, ruhunu deler geçer zihnim, her şeyi anlayıveririm, o "same old troll luci" gözüyle bakmam artık ona diye korkar belki de. içinde bir yerlerde, kendisi bile çok farkında olmasa da, hâlâ istediği bazı şeyler olduğundan mıdır, aslında kırılmaz görünse de gayet kırılabilir olduğunun keşfedilmesi mümkün bir durum olduğunu bildiğinden midir, bende bazı beklentilere neden olacağını sandığından mıdır, orası bilinmez ama korktuğunu söyler mi bizim bildiğimiz luci? söylemez, söylemiyor. belki hiç söylemeyecek, belki de o gelecek planlarını gerçekleştirdiği gün her şey çıkıverecek ağzından bir anda, istemli ya da istemsizce. bu sefer korkmadan. şimdilik "değişimi bekliyor".
biraz değişmesine ok'im ama 180 derece olmasın. değişmezse güzel olacak halleri de var çünkü. bıcır bıcır konuşurken, kurduğum cümle sayısının bir anda 1'e düşmesinin nedenini anlayıvermesi mesela... kafamın içini görüyor bazen ama hemen şımarmasın! sadece bazen...
şeytanın tüy dökme mevsiminde yakınından geçmiş, dökülen tüylerin hepsini kapmış, bir kanat yapmış kendine onlardan. kısa süreli ilişkilerden, tek gecelik zevklerden "uzamaya" çalışırken kanat çırptıkça, o kanadın rüzgârı yüzünden daha çok peşine takılma isteği yaratıyor. işte bunlar hep şeytan tüyü... rüzgârla birleşince daha tehlikeli oluyor. "küçük emrah" bakışıyla baksa da yüzüme, o rüzgâr bambaşka şeyler fısıldıyor kulaklara. söylediklerine inanmak isteğiyle "fırıldağın teki bu be!" duygusu arasında pinpon topu gibi gidip geliyorum bazen. tam o sırada "meme" diyor ve soğuk duş eşliğinde fırıldaklık kazanıyor. "başıboş" bir fırıldak...
nereye kadar dönebilir öyle? enerjisinin bittiği yere kadar. biter mi? her şey gibi, o da biter. kendi etrafında dönerken, hayatından geçen tüm kadınların ipleri sarılır bir süre daha fırıldağa ve biraz daha enerji kazanır belki. sonra? hiçbirinin ipi kalmayacak, enerji bitecek. düşeceği yer neresi? fethiye mi? kimin kucağı? "en seksi sözlük kadını"nın mı? yoksa başka planları mı var bilmediğim. sahi, ne biliyorum ki ben onunla ilgili? hiçbir şeyin %5'ini belki... evrenin, evrimin %5'i... şimdilik çözülebilmiş olan tek oran.
içkiyle aram yok ama bir gün discord'dan "koy ulan bana da bir kadeh şarap! beyaz olsun ama, zevksizim ben" diyerek şaşırtma isteğiyle aram iyi. ne olacak sonra? onun kanadı var da benim yok mu? var. söylemiştim daha önce ona da "o resimdeki melek benim" diye. kanatlanıp giderek dikileceğim karşısına. "yalan söyledim sana" diyeceğim. "hangi konuda?" diyecek. hatta belki "yoksa senin memen yok mu? hiç mi yok?" diyecek her zamanki meme arsızlığının arkasına sığınarak. "ben içki içmem. o kadeh boşa gitti." diyeceğim. üzülmeyecek çünkü kendisi içecek onu da. kısa günün zarardan kârı!.. * ama yalan söylemediğimden emin olacağı bir şey var. bu kadar çalkantılı trollük hayatına rağmen, her ne kadar çok kişiyi şaşırtacak hatta belki kızdıracak olsa da bu söyleyeceğim*, yeri çok ayrı benim için. o yüzden biliyor burada kimsenin bilmediklerini, hakkımda.
çok kişi sevmedi/sevmeyecek seni ki zaten umurunda değil. kızdırıp kaçırdıklarının bazıları da yerden göğe dek haklı. belki bana da "amma yazdı bir troll için" diyerek sallayacaklar. sallasınlar, benim de umurumda değil. bu yazdıklarım "trolleri savunan" bir "entel" yazısı, bir sözlük içi mevzusu da değil zaten. hepimiz gibisin, belki en çok benim gibisin, belki de hiç benim gibi değilsin ama sanıldığın gibi "canavar" değilsin, onu biliyorum.
evet, "minnoş" bir yazar da değilsin *, hakkında yazdığın konuların %95'ine hiç mi hiç bayılmıyorum ve sevgi böceğine dönüşüp "var olsun! hep koştursun buralarda" falan demeyeceğim. hatta trollüğü bırakıp normal yazmaya başlasan çok kişiyi de sollayıp geçeceğini biliyorum, o yüzden keşke bir gün kendi isteğinle bırakabilseydin ama bu yazarlık olayının ötesinde düşünürsek diyebilirim ki;
iyi ki tanımışım seni "morningstar".
not: bu tanımın altına "entellere şok" içerikli bir yorum girersen külahları değişiriz *
kural gereği tanım: birçok kişi için "sözlük trollü" yahut "ahlâksızın teki" kadar basit ifadelerle tanımlanıp geçilen (ki bu tanımları yapanlara da kızmak zor, tarzı ve üslubu malum) biri olsa da bana göre başka şekilde tanımlanması gereken yazar.
fakat işin kötüsü, tanımın başka olduğunu biliyorum da, ne olduğunu ben de bilmiyorum. bir zamanlar bir reklam vardı "kızgın kumlardan serin sulara atlamak" cümlesinin geçtiği... işte sanki biraz öyle gibi bu. bir an gelir, öyle bir şey yapar ki kafa göz dalmak isterim ama sonra bir bakarım, hiç bayılmadığı bir şeyi, beni mutlu edeceğini bildiği için yapıverir sessiz sedasız. alakasız bir yerde, hiç sevmediği bir hareket olsa da dayanamayıp hayatına karışacak haddi kendimde bulur ve "aha şimdi yiyeceksin fırçayı! sana ne kızım! diyecek" diye beklerken "tamam canım, yapmam bir daha." deyiverir. ha, yine de bazılarını yapmaya devam eder tabi, o ayrı * ama en azından o an kalbimi kırmaz. bazen o da çok şeydir benim için.
sohbet ederken birden olmadık bir yerden meme çıkıverir, girer şöyle aramıza, yerleşir ve bizi dinler. "bu kimin memesi? sen koydun di mi yine bunu buraya?" demeye kalmadan bir bakarım, hayatına ilişkin planlarından bahsediyor, memeyi falan unut(tur)muş, gardını az da olsa düşürerek. sevmez ama fazla düşürmeyi de... maazallah, ruhunu deler geçer zihnim, her şeyi anlayıveririm, o "same old troll luci" gözüyle bakmam artık ona diye korkar belki de. içinde bir yerlerde, kendisi bile çok farkında olmasa da, hâlâ istediği bazı şeyler olduğundan mıdır, aslında kırılmaz görünse de gayet kırılabilir olduğunun keşfedilmesi mümkün bir durum olduğunu bildiğinden midir, bende bazı beklentilere neden olacağını sandığından mıdır, orası bilinmez ama korktuğunu söyler mi bizim bildiğimiz luci? söylemez, söylemiyor. belki hiç söylemeyecek, belki de o gelecek planlarını gerçekleştirdiği gün her şey çıkıverecek ağzından bir anda, istemli ya da istemsizce. bu sefer korkmadan. şimdilik "değişimi bekliyor".
biraz değişmesine ok'im ama 180 derece olmasın. değişmezse güzel olacak halleri de var çünkü. bıcır bıcır konuşurken, kurduğum cümle sayısının bir anda 1'e düşmesinin nedenini anlayıvermesi mesela... kafamın içini görüyor bazen ama hemen şımarmasın! sadece bazen...
şeytanın tüy dökme mevsiminde yakınından geçmiş, dökülen tüylerin hepsini kapmış, bir kanat yapmış kendine onlardan. kısa süreli ilişkilerden, tek gecelik zevklerden "uzamaya" çalışırken kanat çırptıkça, o kanadın rüzgârı yüzünden daha çok peşine takılma isteği yaratıyor. işte bunlar hep şeytan tüyü... rüzgârla birleşince daha tehlikeli oluyor. "küçük emrah" bakışıyla baksa da yüzüme, o rüzgâr bambaşka şeyler fısıldıyor kulaklara. söylediklerine inanmak isteğiyle "fırıldağın teki bu be!" duygusu arasında pinpon topu gibi gidip geliyorum bazen. tam o sırada "meme" diyor ve soğuk duş eşliğinde fırıldaklık kazanıyor. "başıboş" bir fırıldak...
nereye kadar dönebilir öyle? enerjisinin bittiği yere kadar. biter mi? her şey gibi, o da biter. kendi etrafında dönerken, hayatından geçen tüm kadınların ipleri sarılır bir süre daha fırıldağa ve biraz daha enerji kazanır belki. sonra? hiçbirinin ipi kalmayacak, enerji bitecek. düşeceği yer neresi? fethiye mi? kimin kucağı? "en seksi sözlük kadını"nın mı? yoksa başka planları mı var bilmediğim. sahi, ne biliyorum ki ben onunla ilgili? hiçbir şeyin %5'ini belki... evrenin, evrimin %5'i... şimdilik çözülebilmiş olan tek oran.
içkiyle aram yok ama bir gün discord'dan "koy ulan bana da bir kadeh şarap! beyaz olsun ama, zevksizim ben" diyerek şaşırtma isteğiyle aram iyi. ne olacak sonra? onun kanadı var da benim yok mu? var. söylemiştim daha önce ona da "o resimdeki melek benim" diye. kanatlanıp giderek dikileceğim karşısına. "yalan söyledim sana" diyeceğim. "hangi konuda?" diyecek. hatta belki "yoksa senin memen yok mu? hiç mi yok?" diyecek her zamanki meme arsızlığının arkasına sığınarak. "ben içki içmem. o kadeh boşa gitti." diyeceğim. üzülmeyecek çünkü kendisi içecek onu da. kısa günün zarardan kârı!.. * ama yalan söylemediğimden emin olacağı bir şey var. bu kadar çalkantılı trollük hayatına rağmen, her ne kadar çok kişiyi şaşırtacak hatta belki kızdıracak olsa da bu söyleyeceğim*, yeri çok ayrı benim için. o yüzden biliyor burada kimsenin bilmediklerini, hakkımda.
çok kişi sevmedi/sevmeyecek seni ki zaten umurunda değil. kızdırıp kaçırdıklarının bazıları da yerden göğe dek haklı. belki bana da "amma yazdı bir troll için" diyerek sallayacaklar. sallasınlar, benim de umurumda değil. bu yazdıklarım "trolleri savunan" bir "entel" yazısı, bir sözlük içi mevzusu da değil zaten. hepimiz gibisin, belki en çok benim gibisin, belki de hiç benim gibi değilsin ama sanıldığın gibi "canavar" değilsin, onu biliyorum.
evet, "minnoş" bir yazar da değilsin *, hakkında yazdığın konuların %95'ine hiç mi hiç bayılmıyorum ve sevgi böceğine dönüşüp "var olsun! hep koştursun buralarda" falan demeyeceğim. hatta trollüğü bırakıp normal yazmaya başlasan çok kişiyi de sollayıp geçeceğini biliyorum, o yüzden keşke bir gün kendi isteğinle bırakabilseydin ama bu yazarlık olayının ötesinde düşünürsek diyebilirim ki;
iyi ki tanımışım seni "morningstar".
not: bu tanımın altına "entellere şok" içerikli bir yorum girersen külahları değişiriz *
devamını gör...
hedge fon
daha çok abd, hong kong ve japonya'da kullanılmaktadır.
devamını gör...
yazarların mahlaslarının bir üst seviyesi
yaprak sarma cumhuriyeti.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının ses tonları
klip patladıxd
devamını gör...
parçacık fiziği
yüksek enerji fiziği olarak da bilinir, maddeyi ve ışınımı oluşturan parçacıkların doğasını araştıran bir fizik dalıdır. parçacık kelimesi birçok küçük nesneyi andırsa da, örn. protonlar, gaz molekülleri ve hatta evlerimizdeki toz, parçacık fiziği genellikle gözlemlenebilen, indirgenemez en küçük parçacıkları ve onların davranışlarını anlamak için gerekli temel etkileşimleri araştırır.
devamını gör...
vladimir putin
putin'in hayatıyla ilgili okuduğum en ilginç bilgi hillary clinton’ın “zor seçenekler” adlı kitabından bir alıntı.
dünya'nın kaderini belki de bir çift ayakkabı değiştirdi.
ikinci dünya savaşı’ydı. savaş bölgesinden memleketi olan leningrad'a (st. petersburg) izne gelmiş bir asker, evinin bulunduğu caddeye doğru giderken, alman bombardımanı sonucu ölenleri taşıyan bir kamyonla karşılaştı. ölüler “toplu gömülmek” üzere mezarlığa götürülüyordu. cesetlerin arasında askerin dikkatini çeken bir şey vardı; bir ayakkabı…
eşine aldığı ayakkabıya benziyordu. eve gidip gitmeme konusunda tereddüt geçirdikten sonra, görevliye, “ayakkabıyı giyen ölüyü görmek istediğini” söyledi. görevli izin verdi. asker kamyona çıktı, cesede baktı… karısıydı…
görevliye “cesedin kendi karısı olduğunu onu alıp kendisinin gömmek istediğini” söyledi. görevlinin yardımıyla ceset indirildi. asker karısının zor da olsa nefes aldığını gördü ve onu alıp hastaneye götürdü… yapılan müdahaleler sonucu kadın kurtarıldı, iyileşti ve normal hayata döndü…
işte o kadın hamile kaldı ve 7 ekim 1952’de rusya cumhurbaşkanı vladimir vladimiroviç putin’i doğurdu…
tesadüfün böylesine ne demeli?… en umulmadık yerlerde ve zamanlarda insan aklının zor kabul edeceği dramlar yaşanabilir.
dünya'nın kaderini belki de bir çift ayakkabı değiştirdi.
ikinci dünya savaşı’ydı. savaş bölgesinden memleketi olan leningrad'a (st. petersburg) izne gelmiş bir asker, evinin bulunduğu caddeye doğru giderken, alman bombardımanı sonucu ölenleri taşıyan bir kamyonla karşılaştı. ölüler “toplu gömülmek” üzere mezarlığa götürülüyordu. cesetlerin arasında askerin dikkatini çeken bir şey vardı; bir ayakkabı…
eşine aldığı ayakkabıya benziyordu. eve gidip gitmeme konusunda tereddüt geçirdikten sonra, görevliye, “ayakkabıyı giyen ölüyü görmek istediğini” söyledi. görevli izin verdi. asker kamyona çıktı, cesede baktı… karısıydı…
görevliye “cesedin kendi karısı olduğunu onu alıp kendisinin gömmek istediğini” söyledi. görevlinin yardımıyla ceset indirildi. asker karısının zor da olsa nefes aldığını gördü ve onu alıp hastaneye götürdü… yapılan müdahaleler sonucu kadın kurtarıldı, iyileşti ve normal hayata döndü…
işte o kadın hamile kaldı ve 7 ekim 1952’de rusya cumhurbaşkanı vladimir vladimiroviç putin’i doğurdu…
tesadüfün böylesine ne demeli?… en umulmadık yerlerde ve zamanlarda insan aklının zor kabul edeceği dramlar yaşanabilir.
devamını gör...
tsk komando uzmanı eşi
ormancı eşi yazacak biriyle evlenmesem iyi olur.
devamını gör...
dinlenme tesisi
acı çayı, ayazı ve yıkanan otobüsleri vazgeçilmezlerindendir. tesiste çalışanların oraya nasıl gidip geldikleri ise her yolcunun aklına gelen düşüncelerden biridir.
devamını gör...
ağzındakikanısilipişteşimdikızandövüşçü
mahlasınıokumayaartıkmecaliminyetmediğiyazar.*
bir gecede soluksuz kaldık.
bir gecede soluksuz kaldık.
devamını gör...
tünel
dünyanın ikinci en eski yer altı toplu taşıma sistemidir.
istanbul'da bulunmaktadır.
karaköy-beyoğlu arasında sefer yapar.
füniküler olarak da bilinmektedir.
istanbul'da bulunmaktadır.
karaköy-beyoğlu arasında sefer yapar.
füniküler olarak da bilinmektedir.
devamını gör...
22 ekim 2021 sözlük mağazası indirim kampanyası
katıldığım bir başlıktır..
devamını gör...
benim ruhum hala çocuk
sevgili robnaja'nın bir tanımında bahsettiği klişedir.
üzerime alınıp yazıyorum. bahsedilen kişi benim ama belirmek isterim ki benim ruhum hala değil hep çocuk. hiç büyümek gibi bir çabam olmadı olmayacakta. hayat zaten istediği zaman seni o kıvama getiriyor. acele etmenin çaba harcamanın gereksiz olduğunu düşünenlerdenim. bahsettiğim olgun olmak değil. bahsettiğim şey kafa olarak büyükler gibi düşünüp, bazı şeylerden vazgeçip, bazı durumlardan utanmak. mesela asansörde sesim yankı yapıyor diye şarkı söylüyorum "komşular duyar, kocaman kız oldum" demiyorum. park boş olunca gidip sallanıyorum. sokakta çocuklarla seksek oynuyorum. hala pamuk şeker yiyorum ama gizli gizli değil. bulutları bazı şekillere benzetiyorum, yıldızları sayıyorum, kapı aralıklarına tırmanıyorum. kimin ne dediği gram umurumda değil. bırak senin de olmasın, hep çocuk kal, onlar gibi gülümse ve yaşa. kısaca "kalbini hep çocuk tut."
üzerime alınıp yazıyorum. bahsedilen kişi benim ama belirmek isterim ki benim ruhum hala değil hep çocuk. hiç büyümek gibi bir çabam olmadı olmayacakta. hayat zaten istediği zaman seni o kıvama getiriyor. acele etmenin çaba harcamanın gereksiz olduğunu düşünenlerdenim. bahsettiğim olgun olmak değil. bahsettiğim şey kafa olarak büyükler gibi düşünüp, bazı şeylerden vazgeçip, bazı durumlardan utanmak. mesela asansörde sesim yankı yapıyor diye şarkı söylüyorum "komşular duyar, kocaman kız oldum" demiyorum. park boş olunca gidip sallanıyorum. sokakta çocuklarla seksek oynuyorum. hala pamuk şeker yiyorum ama gizli gizli değil. bulutları bazı şekillere benzetiyorum, yıldızları sayıyorum, kapı aralıklarına tırmanıyorum. kimin ne dediği gram umurumda değil. bırak senin de olmasın, hep çocuk kal, onlar gibi gülümse ve yaşa. kısaca "kalbini hep çocuk tut."
devamını gör...
ilk başta sevilmeyip zamanla alışılan şeyler
genelde yeni tanıştığım insanlar.
devamını gör...
karma puan hediye etmek
ben hayır diyemeyen birisi olarak gelmemesini istediğim olaydır. eşe dosta hayır diyemeyiz elde avuçta bir şey kalmaz valla.
devamını gör...
seksten daha fazla zevk veren aktivite
seksten sonra sigara içmek.
devamını gör...
babalar ve oğullar
turgenyev tarafından yazılmış, 1862 yılında yayımlanan ve nihilizmin simgesi haline gelen bazarov karakterine hayat veren kitaptır. okumaktan çok keyif aldığım ölümsüz bir eserdir ayrıca.
kitaptan çok sevdiğim bir alıntıyı yazacağım son kisimda olduğu için -son kısımlar ayrıca hoştu zaten- spoiler olabilir dikkat ediniz.
--! spoiler !--
sevgi,kutsal ve sadık sevgi her şeye kadir değil midir? ah, evet! bu mezarda ne denli tutkulu,günahkar,isyankar bir yürek yatıyor olursa olsun,üzerinde yetişen çiçekler gene de masum gözleriyle uysal, sakin bakar bize: yalnızca ebedi huzurdan, doğanın "kayıtsız", büyük huzurundan değil,ölümsüz barıştan, sonsuz yaşamdan da söz ederler...
babalar ve oğullar ağustos 1862
--! spoiler !--
kitaptan çok sevdiğim bir alıntıyı yazacağım son kisimda olduğu için -son kısımlar ayrıca hoştu zaten- spoiler olabilir dikkat ediniz.
--! spoiler !--
sevgi,kutsal ve sadık sevgi her şeye kadir değil midir? ah, evet! bu mezarda ne denli tutkulu,günahkar,isyankar bir yürek yatıyor olursa olsun,üzerinde yetişen çiçekler gene de masum gözleriyle uysal, sakin bakar bize: yalnızca ebedi huzurdan, doğanın "kayıtsız", büyük huzurundan değil,ölümsüz barıştan, sonsuz yaşamdan da söz ederler...
babalar ve oğullar ağustos 1862
--! spoiler !--
devamını gör...
bir şehri sevmemek için sebepler
ait olduğun kişinin şehirde olmamasıdır.
devamını gör...
divinity original sin
larian studios'un geliştirdiği rol yapma oyunu. temelinde source hunter olarak oynadığımız bir crpg oyun. izometrik bir bakış açısına sahip, yani karakterlere hafif açılı bir şekilde yukarıdan bakıyoruz. crpg olması sebebiyle birçok diyalog içermekte ve kendimiz de birçok şey seçebilmekteyiz. oyunun en temel özelliklerinden birisi dövüş dışındayken normal akan zaman dövüşe gelince sıra tabanlı hale geliyor. yani herkes aniden duruyor ve sırayla hareket etmeye başlıyor. böylelikle daha taktiksel bir oyun oynayabiliyorsunuz. pek olmuyor ama eğer olur da etrafınızda savaşa katılmayan npc'ler olursa onlar sıra tabanlıya geçmediği için normal hareket ediyorlar siz dururken. birazcık komik bir durum oluşturabiliyor. oyunda birçok tür de var. karakterinizi çok farklı şekillerde oluşturabiliyorsunuz. daha sonra bu alanlarda gelişebiliyor ya da başka alanlara yönelebiliyorsunuz. tam net hatırlamıyorum ama büyücü olabiliyorsunuz, uzun mesafe savaşçısı olabiliyorsunuz, yakıncı olabiliyorsunuz vs. tabi bunlar da kendi içinde ayrılıyor. pyrokinetic var, ateş büyücüsü. sucu var vs. partiniz de 4 kişi. yani birçok farklı alanda uzmanlaşmış kişilerle oluşturduğunuz bu partide çok farklı taktikler uygulayabilirsiniz. aynı zamanda, bu partiden bir karakteri bir arkadaşınız da yönetebilir, ki bana kalırsa oyunu oynamanın en zevkli şekli bu. devam oyunu olan divinity original sin 2 daha güzel olsa da temelinde çok fazla fark yok. eğer tek bir oyun oynayacak vaktiniz varsa ikincisini öneririm ama çok vaktiniz varsa iki oyunu da oynayabilirsiniz. ikisi de uzun sürüyor. arkadaşımla iki oyunda da 100 saati çok rahat devirdik.
devamını gör...
yılmaz güney
magandanın sol tarafı. belinde silah olmadan gezmeyen, kadını aşağılayan, içip içip millete saran, alkollüyken bir çocuğu ezen, karısının başındaki bardağa ateş edip şov peşinde koşan, aynı karısını arabayla ezen, bir önceki karısının şiddete dayanamayıp boşandığı adamı cilalayıp parlatmak nedense türk solcusuna nasip olmuştur. durun siz hümanist adamlarsınız diyen olmadı mı bunlara acaba?
cevap: ben kürt olmasa da maganda derdim de siz acaba kürt olmasa hırbo diyeceğiniz adamı neden bu kadar savunuyorsunuz anlamıyorum. adam suç makinesi yüz falsolu davranışın hepsini sergiliyor ama gel gör sadece kürt olduğu için bu adamı çekemiyormuşuz.
cevap: ben kürt olmasa da maganda derdim de siz acaba kürt olmasa hırbo diyeceğiniz adamı neden bu kadar savunuyorsunuz anlamıyorum. adam suç makinesi yüz falsolu davranışın hepsini sergiliyor ama gel gör sadece kürt olduğu için bu adamı çekemiyormuşuz.
devamını gör...
kişinin büyüdüğünü fark ettiği anlar
marketteki fiyatlara aynı babam gibi "cık cık cık" tepkileri vermeye başladığımda fark ettiğim durumdur.
devamını gör...