zinhar doğrudur.
mesela 2003'e kadar mezun her eğitim fak. atanırmış.
mesela 2000lere kadar iş arama diye bir kavram yokmuş. çevremdeki büyüklerin ilkokul mezunları sümerbank, şeker, dsi, köy hizmetleri, karayolları vs rahat iş bulurmuş. şimdi hepsi satıldı.
mesela barajlar satıldı. (bir ülke işgal edilecekse ilk barajlar imha edilirmiş)
mesela apo gönderildiği dönemde tsk bir yarbay!!! sınıra gidip suriye savunma bak ayağına çağırıp sınır ötesi müdahale etmekten çekinmeyiz. apoyu verin diyor. şimdi alayı bize meydan okuyor.
mesela dolar, altın.
mesela daha ne olsun.
devamını gör...

bir deneyci temsili locke’tur. esas olarak bilginin özelliği ve kaynağına ilişkin felsefe problemine ayırdığı ünlü insan zihni ürerine bir deneme adlı kitabında locke zihni ‘üzerinde hiçbir yazı bulunmayan, hiçbir tasarıma sahip olmayan beyaz bir kağıda’ benzetir. peki o, yani zihin bu tasarımları ve düşünceleri nereden elde eder?

insanın her zaman meşgul ve sınırsız hayal gücünün kendisine hemen hemen sonsuz değişik biçimler verdirdiği bu geniş yığın zihne nereden gelir? zihin, aklın ve bilginin bütün malzemesini nerden alır? buna tek kelime ile cevap veriyorum: "deneyden”. görüldüğü gibi locke zihni, deney öncesinde üzerinde veya içinde hiçbir şey bulunmayan beyaz bir kağıda veya “boş bir levhaya’ benzetmekte (bkz: tabula rasa) ve bilginin bütün kaynağını deneyde, gözlemde, duyuların kullanımı sonucu zihne gelen verilerde bulmaktadır. başka bir deyişle locke’a göre insan zihninde doğuştan gelen hiçbir bilgi mevcut değildir ve her türlü bilginin kaynağı deneydir.

felsefe dilinde kaynağı deney olan bu tür bilgilere, ‘deneyden sonra gelen, deneyle elde edil­miş’ bilgiler anlamında (bkz: a posteriori) bilgiler denir. o halde locke’a göre her türlü bilgi a posterioridir. bununla birlikte locke, ılımlı bir deneycidir; zihni duyumlara indirgemez. zihnin bir kez kendilerini aldıktan sonra deneyden gelen şeyler, deney malzemesi üzerinde çalışmasını, anlam işlemesini reddetmez. buna karşılık deneyciler içerisinde daha ileri giderek, duyumlardan ayrı veya onları aşan bir zihnin olduğunu kabul etmeyenler, böylece zihni veya aklı sadece duyumların toplamına indirgemeye çalışanlar da vardır ve bunların bu görüşüne duyumculuk (bkz: sensationalismi) adı verilir. ünlü bir fransız filozofu olan (bkz: condillac) bu görüşü savunanların başında gelir.
devamını gör...

incil ve tevratla birlikte en sevdiğim fantastik kitap :)
üçü de aynı, 1001 gece arap masalları.
devamını gör...

çift anadilli olmak anlamına gelen bir kavramdır. birey, çocukluk döneminde iki dile birden eş zamanlı maruz kalarak ikisini de anadil olarak edinir.

bir çoğumuzda olduğu gibi tek anadilli olma durumuna da monolingualizm denir.
devamını gör...

sözlüğe müstakbel kızına anne bulmak için geldiğini/geleceğini beyan etmiş kişi yorumu. buldu mu acaba? kim olduğunu çok merak ettim ayrıca sjsjsjnw.
devamını gör...

böyle pırlanta değerinde az bulunan şairimize de 5 parasız belediyenin açtığı çukura düşüp ölmek yakışırdı zaten, canım ülkem hiç değişmiyor.
devamını gör...

sosyal damgalama= toplumsal yaftalama = ayrımcılık = el-alem ne der sorunsalındaki el-alem...

bazen bir hareketimiz ile bazen bir cümlemizle bazen de sadece yürüyüşümüz ile sosyal damgalamaya maruz kaldığımız gerçegi ile yüzleşiyoruz. "marka" olgusu başlı başına sosyal damgalama eleği sayıldığı bu günlerde en büyük önyargı hala kılık kıyafetlerimiz.

benim kılık kıyafetim;
düşünce yapım hakkında size fikir vermez!
benim kılık kıyafetim;
siyasi tercihim hakkında size fikir vermez!
benim kılık kıyafetim;
kafanızdaki önyargılarını doğrulamanız için yeterli değildir!
benim kılık kıyafetim;
beni, kafanızdaki ile yaftalamanız için yeterli değildir!

benim kılık kıyafetim;
sadece tercihlerim hakkında size fikir verir, bu da sizi alakadar etmez...
devamını gör...

başlığının açılmamasına şaşırdığım mükemmel ötesi the doors şarkısı.

ilk albümlerinde* yer alır. ve hit olmuştur. mükemmel bir başarı.

şarkı gitaristleri robby krieger'ın eseridir. şu an bulmakla uğraşmayacağım ama grupla aynı isimdeki filmde şarkının nasıl ortaya çıktığını anlatan bir sahne vardı. ve mükemmeldi. evet.

introsu biraz çocuk şarkısı gibi ama sonuna kadar dinlemenizi öneririm. özellikle gitar solosuna bayılıyorum. insanı alıp götürüyor. ayrıca klavye solosu da harikadır.

üstüne çok konuşmaya gerek yok. şarkıyı dinleyin yeter.
devamını gör...

kara tren gecikir belki hiç gelmez.
devamını gör...

trakya ağzıyla konuşabiliyorum bende katılabilir miyim?
devamını gör...

45 yaşındayım, saçımda bir miktar beyaz var ama boyaya ihtiyaç duymuyorum henüz. göz çevremde kırışıklıklar var, ilerde biraz botox yaptırırım heralde. aynaya bakınca yaşımı görüyorum ne daha az ne daha fazla.

iyi yanından bakıyorum hep. ben yaşlanıyorum elbet ama çocuklarımın yetişkinliğe gidişini görüyorum. onlarla arkadaş gibi sohbetler etmenin tadını çıkarıyorum. hayata dair daha çok şey biliyorum.

yaşlanmak kaçınılmaz ama kendimi büyümeye devam ediyorum diye avutuyorum. boydan değil de enden tabii.
devamını gör...

t: dünyada bir tek benim coverlamadığım zalım dünya temalı tears for fears şaheseri. donnie darko deyince akla gelendir.*

geçtiğimiz yıl iki coverı daha peyda oldu. ikisi de özgün bir şeyler katması hasebiyle dikkatimi çekmişti. biri palaye royale'den art rockvari cover, brutalli mrutalli.
bir de coverları ile ünlü melodicka bros'un metal/rock versiyonu.
devamını gör...

öncelikle şunu belirteyim, akademi ödülleri denen şeyin tarihte gelmiş geçmiş en büyük mıçmasıdır. sadece üç dalda oscara aday gösterilmiş, hiçbirini alamamış, kıymeti o zamanlar bilinmemiş ama seneler geçtikçe güzel yaşlanan bir film olmuştur. tıpkı yıllandıkça tadı ve değeri artan bir şarap gibidir. bu nedenle ilk kez seyreden yeni nesillerin bile gönlünde taht kurmuştur. reginald rose' un aynı isimli oyunundan gene kendisi tarafından senaryolaştırılmış 1957 yapımı film olup yönetmeni sinemanın ustalarından sidney lumet tir. (bkz: kült film)

film çok düşük bir bütçe ve bunun getirdiği zorluklarla çekilmiş olmasına rağmen güzel değil çok güzel bir film nasıl yapılırın en güzel örneklerinden biridir belki en iyi örneğidir. bu konuda to kill a mockingbird ile yarışır ama bariz biçimde 12 engri men daha üstündür.*

filmin herşeyini geçin şu sübliminal mesajlar bile nasıl bir şey olduğunu anlamanıza yarar:
- herkes siyah elbiseliyken yalnızca bir jüri üyesinin beyaz takım elbise giymesi ( ki bu jüri no 8 i oynayan henry fonda, yani en başta ayak direyen tek kişi),
- jüri odasındayken baştan beri vantilatörün çalışmadığına karar verip, aslında lambaya bağlı olduğu için çalışmadığını tesadüfen öğrenmeleri ve “önyargıları” sebebiyle uzun süre boyunca sıcakta bunalmaları,
- jüriyi boğan sıcak havanın olaylar biraz çözülmeye başlayınca serinleyerek yağmura dönmesi, bu ve bunun gibi hatırlayamadığım bir sürü konu.

film üç dalda 1957 akademi ödüllerine aday olmuş ve üçünde de o sene en iyi film akademi ödülünü alacak olan the bridge on the river kwai filmine kaybetmiş. bu üç adaylık en iyi film akademi ödülü, en iyi yönetmen akademi ödülü ve en iyi uyarlama senaryo akademi ödülü. tamam kwai köprüsü iyi filmdir ama bununla kıyaslanacak bir film değildir.

filmde en başta hayır oyu veren tek kişi olan jüri no 8 i oynayan henry fonda' nın en son ikna ettiği adam olan jüri no 3 ü oynayan lee j. cobb da müthiş bir oyunculuk çıkartıyor.

filmin siyah beyaz olan görüntüleri ve çekim teknikleri de anlatılasıdır:
- filmin başlangıcında, kameraların tümü göz seviyesinin üzerine yerleştirilmiş ve nesneler arasında daha büyük bir mesafe görünümü vermek için kamera geniş açılı lenslerle çekim yapmaktadır.

- film ilerledikçe kameralar göz hizasından çekim yapar.

- filmin sonuna doğru neredeyse tamamı göz seviyesinin altında, yakın çekimde ve klostrofobi hissini artırmak için telefoto lenslerle çekim yapılmıştır.

- filmin sonunda mahkeme binasından çıkarken gene tepeden geniş açı ile çekim yapılarak özgürlük hissi vurgulanmıştır.

yönetmen sidney lumet, oyuncuların hepsini aynı odaya birkaç saatliğine kapatmış ve burada prova yapmalarını sağlayarak bir odaya kapatılmanın nasıl bir şey olacağını anlamalarını istemiş, bu da doğal olarak filmdeki performanslarının doğal gözükmesini sağlamış.

film gişede beklenen ilgiyi görememiş (yuh ki yuh). bu yüzden henry fonda filmin karından alacağı parayı alamamıştır. buna rağmen fonda kariyerinde bu filmi en iyi üç filmi arasına koyar. diğer ikisi the grapes of wrath (1940) ve the ox-bow incident (1942).

bu film genellikle işletme okullarında ve atölyelerinde (workshop) ve hukuk fakültelerinde ; ekip dinamiklerini ve fikir ayrılıklarını çözme tekniklerini göstermek için kullanılır.

henry fonda kendisini filmlerinde izlemekten hoşlanmadığı için film yayınlanmadan önce tamamını izlememiş. ancak, izlediği kadar olanı için gitmeden önce yönetmen sidney lumet'e "sidney, bu muhteşem" demiştir.

filmde zanlı olan gencin etnik kökeni belirtilmemektedir. tek gerçek olan kuzey amerika kökenli olmadığıdır. filmde bu şekilde ırkçı bir yaklaşım sergilenmesi sağlanılmış. (bana italyan asıllı veya hispanik gibi gelir her seferinde). gerçek adı john savoca dır ve filmde çok az gözükür. gerçek hayattada kim olduğu hakkında internette pek bir bilgi yok. zaten tek filmde oynamış, sonra medyanın önüne hiç çıkmamıştır.

filmde oynayan 12 jüriden en son hayatta kalanı olan jüri no 5 jack klugman 24.12.2012 de ölmüş. hepsi öbür dünyada jürinin karşısına çıkacak duruma gelmiş anlayacağınız.

filmin üç dakikası dışında tamamı yaklaşık 5 metreye 7 metre gibi olan jüri odası içinde çekilmiştir. tek mekanda geçen filmler arasında müstesna bir yerdedir.

dağıtıcı firma united artists henry fonda'dan bu filme yapımcı olmasını istemiş, böylece fonda filmin hem oyuncusu hem de yapımcısı olmuştur. ancak bir daha asla bir filme yapımcılık yapmamaya karar vermiş.

film boyunca oniki jüri üyesinden sadece ikisinin adı bellidir. jüri no 8 mr. davis, jüri no 9 mr. mccardle. bunun dışındakilerin isimleri bilinmez.

filmin sosyal psikolojik incelemesini ise buradan okuyabilirsiniz.
devamını gör...

pavlov’un göbeği’nin her hafta ses kaydı göndermesi konusunda bir çalışma, bir ısrar, bir baskı yapılmalı…..
yüce tanrım! kafa sözlük’ün en güzel sesli direktörü müsünüz? *
devamını gör...

başta kalite zannedersin ve profiline girersin. bomboş 10 tanım yapmıştır, toplam 40 kelime bile kullanmamıştır ama 400 fav almıştır. bir de bunların nickaltları vardır, sayfalarca "ay çok ponçik, çok tatlı, çok şeker" falan yazılmıştır. gülünçtür, zavallıcadır. enes batur'un bilmem kaç milyon takipçisinin olduğu yerde çok takılmayın böyle şeylere. bu toprakların kaderi bu. burada doğru ya da kalite değil hamaset, popülizm ve çiğlik iş yapar.
devamını gör...

hollandalı ressam ralf heynen - (1978) tarafından yapılmıştır.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
ressamın ışığı ve renk tonlarını olağanüstü derecede kullandığı diğer eserleri de görülesidir.
ressamın diğer eserleri - kaynak
devamını gör...

tourette sendromu halk arasında tik hastalığı/ tik bozukluğu olarak da bilinir. kişinin beynini, sinirlerini etkileyen ve istemsiz olarak ortaya çıkan tekrarlı sesler ve/ veya tekrarlı motor hareketler yapmasına neden olan bir bozukluktur.

sendromun semptomları motor ve vokal tikler olarak iki gruba ayrılır. motor tikler bir veya daha fazla kas aynı anda çalıştığında ortaya çıkar. örneğin, aynı anda veya farklı zamanlarda göz kırpma ve başın sallanması, nesnelere dokunma, tekme atma vb.
vokal tikler ise burun, ağız ve boğaz bölgelerinde oluşan tiklerdir. örneğin, bu sendroma sahip kişiler kendilerini bir kelime, cümle, deyim veya küfür söylemekten alıkoyamayabilirler.

yaptığım araştırmalar ve vaka incelemeleri sonucu bu hastalığın çocukluk ve erken ergenlik döneminde ortaya çıkıp ergenlikte daha da şiddetlendiğini söyleyebilirim. hatta hastalar tikleri bastırmaya çalıştıklarında daha da şiddetlendiğini belirtmişler. tikleri bastırmak için konsantrasyon ve çaba gerekir (pinel j.p.j, 2011). tikleri bastırma kararı prefrontal cortexten gelir ve beynin merkezine yakın bulunan kaudat çekirdeğine etki eder (sowell et al., 2008).

hastalarda çok sık görülmese de başkasından duyduğu bir cümleyi tekrar etme durumu da görülebilir. buna literatürde ''echolalia'' denir.

sendromun nedenine gelecek olursak, nedeni tam olarak bilinmese de genetik faktörlerin etkili olduğu bilinmektedir. kesin tedavisi olmasa dahi davranışçı terapi'den yararlanmak doğru bir tercih olacaktır.

tourette sendromu kişinin hayatını karmaşık ve zor bir hale soksa da eğer hastalar aileleri ve yakınlarından destek, ilgi ve sevgi görürlerse yaşamlarını çok daha mutlu ve verimli geçirebilirler.

sendroma sahip olan ünlü kişiler: david beckham, billie eilish, wolfgang amadeus mozart.
devamını gör...

(bkz: melek)
devamını gör...

çirkin arkadaşların helal çekeceği kızdır.
devamını gör...

tüm trollü yobazı yazarken bu çocuğu çaylak yapmışsın tebrik ederim seni sözlük.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim