kilise kapısından adımını dışarı attığında kıyameti izlemekten başka bir düşünce yoktu aklında. kendi kişisel kıyametini yaşadıktan sonra evrensel bir kıyameti göğüslemek o kadar kolay geliyordu ki ona kilisenin yıkılırken çıkardığı çatırtıları bile umursamadı. geriye dönüp baktığında kilisenin yerinde birkaç dua tortusu kalmıştı sadece. kilise kalıntısı birkaç duayı arkasına alıp evrensel kıyametin törensel şamatasını izlemek için şehir merkezine doğru yürümeye başladığında kimsenin kimseyi tanımadığını fark etti ve bunun kıyamet öncesinde de farklı olmadığını düşünerek adımlarını yavaşlattı. yürüme hızı ile hatırlamak ve unutmanın organik bağının farkında olduğu için yavaşlatmıştı adımlarını ancak daha büyük bir sorun vardı kafasını kurcalayan; neyi hatırlaması gerektiğini bir türlü hatırlayamıyordu. hatırlayamadıkça yürüyüş hızını artırmaya başladı ve hızlandıkça unutmak ağır basmaya başladı. bu döngü içinde asla hatırlayamayacağını anladı. elini cebine soktu, belki hızını kesmek için. ve parmakları sivri ve soğuk bir şeylere dokundu. çıkarıp baktığında dört tane çivi gördü. neden cebinde dört çivi olsundu ki? dört çivi ile ne yapılabilirdi ki? acaba işiyle ilgili bir şey miydi? acaba ne iş yapıyordu? ya da bir işi var mıydı? kim olduğunu bile tam anımsamadığına aydığında kıyamet aydınlığı, dünya dedikleri bu zindandan hallice kutunun altını üstüne getirmekle meşguldü.
devamını gör...

gülmekten vazgeçme ve eğlenceli ol, heyecanını kaybetme.
devamını gör...

araba sürmekten korkuyorum. çünkü dış uyaran çok fazla. ben her şeyi doğru yapsam da başka birinin hatası yüzünden birilerinin canını yakmayı göze alamıyorum. sol koltukta oturup şarkı seçmek, yolu izlemek daha cezbedici geliyor.
edit: direksiyon solda olduğu için sağ koltukta oturmanın cazip gelmesi lazımmış. kocaman bir insan olsanız da sağınızı solunuzu karıştırabilirsiniz.
devamını gör...

"ben ahiret var diyorum ve inanıyorum, siz yok diyor ve inanmıyorsunuz. eğer sizin dediğiniz doğruysa, sonunda ben inandığım için birşey kaybetmem. ama benim dediğim doğruysa siz inkar ettiğiniz için zararlı çıkarsınız." sözü söylemiş sözde bir islam alimidir.
devamını gör...

yiğidim! masaya; cüzdan, sigara ve araba anahtarı bırakmıyorsun inşallah?
devamını gör...

(bkz: seinfeld), (bkz: friends), (bkz: that '70s show), (bkz: how i met your mother) ve (bkz: brooklyn nine-nine) gibi birçok sitcom izleyen biri olarak en iyilerinden birini en sona bıraktığımı düşünmeme sebep olmuş efsane bir dizidir kendisi. henüz daha üçüncü sezonun ortalarında olsam da -itiraf etmeliyim ki ilk bölümlerde asla beni sarmamıştı- bitmemesini diliyorum. evet, dizi her ne kadar absürt komedi gibi olsa da beni kendisine bağlayan unsur komedi noktalarından daha çok jim ve pam oldu.

diyeceksiniz ki, her şeyi de romantizme bağlamayın! şu an içerisinde bulunduğum durum ilk üç sezondaki pam ile oldukça orantılı olduğundan kadının her mimiğini, her düşüncesini anlayabiliyor gibiyim ve bu dizinin içerisinde kendime yakın birini bulunca sanki daha çok bağlandığımı rahatlıkla söyleyebilirim. tabii, michael ve dwight ikilisinin dinamiği, jim'in kameraya attığı bakışlar, konuları ele alış şekillerinin hayranlık duyulacak kadar zekice olması da izleme sebeplerim; ama jim ve pam'e baktığımda bir türlü bir ilişkiye varamadığım arkadaşım geliyor aklıma, benden uzaklaştıkça canımın nasıl yandığı da geliyor, onların sonunu biliyor olsam da "belki bizde de bir gelecek vardır" umuduyla ekrana gülümseyerek baktığımı fark ediyorum. bir sitcom için bunları düşünmem biraz üzücü sanırım... eğlenmeme bakmam gereken yerde kendi hayatımı sorgularken buluyorum; sanırım en çok da bunun için sevdim ben diziyi.
devamını gör...

(bkz: element uydurmayın)
devamını gör...

dışarıdan bakıldığında çok çekici ve farklı görünse de anlaşamıyorsanız hüsranla sonuçlanır.
devamını gör...

4 şair tarafından uğruna şiirler yazılmış kadın: tomris uyar

kolej aşkı: ülkü tamer
kolejden mezun olur olmaz evlendiler. tomris uyar ilk çevirisi olan tagore’den “şekerden bebek”i bu yıllarda tamer soyadı ile tamamladı. birbirini çok iyi tamamlayamayan bu çiftin evliliği trajik bir şekilde sonlandı. evlilikten “ekin” adında dünyaya gelen çocukları birkaç haftalıkken sütten boğularak hayata veda etti, büyük sarsıntı yaşayan çift, kısa bir süre içinde boşandı.

cemal süreya
ankara’daki sanatseverler derneği lokali’nde tesadüfen aynı masada rakı içerken tanıştılar. tanıştıklarında ikisi de evliydi, bazı rivayetlere göre birlikte olabilmek için eşlerinden boşandılar.
cemal süreya onun için bu dizeleri yazdı:
“ay ışığında oturduk
bileğinden öptüm seni
sonra ayakta öptüm
dudağından öptüm seni
..."
her akşam işten çıkar çıkmaz eve dönen cemal süreya’ya bir gün tomris uyar, “biraz gez dolaş, arkadaşlarınla buluş, vakit geçir” dedi. ertesi gün on dakika geç geldi cemal süreya, bir sonraki gün on beş, daha sonra yarım saat. bu akşamlardan birinde, örtü silkelemek için pencereyi açan tomris’in apartmanın girişinde oturan cemal’i görmesiyle gerçek ortaya çıktı. her akşam iş çıkışı eve geliyor ama aşağıda oturup “gecikiyordu” süreya. tomris uyar bu duruma “şahsiyet rötarı” adını koydu.
bu aşk da tükendi.
üç yılın sonunda tükenen bu tutkulu aşk, dostluğa evrildi.
ayrılığın ardından tomris uyar, “beni bıraktı ama rahat edemedi. ona göre bana sahip olunamazdı” dedi. cemal süreya ise tomris uyar’a şu sözleri söyledi: “senden ayrıldığım anda, senin hakkında, hikâyen hakkında sevdiğimi belirtecek hiçbir şey söylemeyeceğim; benim ağzımdan kimse duymayacak” ve o günden sonra hiçbir şey yazmadı.

uzun soluklu aşk: turgut uyar
tomris uyar, turgut uyar ile tanışmalarını şöyle anlatır:
“1966 yılında ben zaten cemal süreya’dan ayrılmak üzereydim. o da eşinden ayrılmıştı. istanbul’a gelmişti çocuklarıyla. burada tanıştık. asıl tanışmamız herhalde o, çünkü o zaman daha bir yakın oturup konuşma fırsatını bulduk ve mektuplaşmaya başladık. bu mektuplar önce sadece şiir üzerine mektuplardı.
hâlâ duruyor bende. genellikle onun şiir üzerine düşünceleri, benim onun şiirleri üzerine düşüncelerim… ve anladığım kadarıyla çok sıkışık bir dönem geçiriyordu. yani evlilik hayatında bir süredir yaşadığı tedirginlik ve uyumsuzluk şiirini de etkilemişti, yedi yıldır şiir yazmıyordu. esin periliği olarak ifade etmek istemiyorum ama herhalde çok konuştuğum, çok dürttüğüm, yazmasını çok rica ettiğim için diyeyim, yavaş yavaş şiir yazma isteği yeniden doğdu”

ankara’da tanışan ikilinin şiir üzerine başlayan ilişkisi aşka doğru sürüklendi. 7 yıldır şiir yazmayan turgut’a, tomris esin perisi oldu. 1969’da evlendiler ve bu evlilikten turgut adında bir çocukları oldu. turgut uyar’ın tomris’i kaygıyla, kaybetme korkusuyla sevmesini tomris şu sözlerle anlatıyor: “turgut, her an elinden kaçıracakmış gibi gereksiz bir kaygıyla yıpranacak; ben de hiçbir rekabetin söz konusu olmadığı bir alanda, boyuna birinci seçilmekten yorulacaktım.”
tomris’in en uzun soluklu ilişkisi, 1985’te turgut uyar’ın hayatını kaybetmesiyle son buldu. geriye “bozuk saat” adlı şiir kaldı:
"herkes seni sen zanneder.
senin sen olmadığını bile bilmeden,
sen bile..
seni ben geçerken,
derim ki,
saati sorduklarında;
onu “o” geçiyordur.
kimse anlam veremez.
tamir ettirmedin gitti derler şu saati.
ettirmek istiyor musun demezler.
bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur
..."

edip cansever
fazla şiirden ölen edip cansever
fazla şiirden öldü, doğru, aynı zamanda platonik aşkından da öldü. “tomris rakıyı çok severdi, bense onu…” yazmıştı peçeteye, tomris ile baş başa oturdukları bir rakı masasında.
diğer şairler arasında en şanssızıydı, tomris’i kendine âşık edemedi. turgut uyar’ın en samimi arkadaşlarından biriydi. tomris’e karşı saklayamadığı bir sevgi ve hayranlık besliyordu. cansever, her 15 mart’ta, tomris uyar’ın doğum gününde, yeni bir şiir yazıp yayımlayarak aşkını tekrar tekrar ilan ediyordu.
"bir adın vardı senin, tomris uyar’dı
adını yenile bu yıl, ama bak tomris uyar olsun gene
..."

tomris uyar, edip cansever için şunları söylemişti: “sevgililik ya da aşk duygusu zamanla yara alabiliyor, örselenebiliyor, bitebiliyor. bitmeyen tek aşkın gerçek ve lirik bir dostluk olduğunu edip cansever öğretti bana.”
devamını gör...

çok tatlı sesiyle enerji dağıtmaya devam eden radyo programcımız.*
keşke kayıt teklifini kabul etseydim, ne bileyim işte, millete sakız olurum diye çekindim. bir dahakine kısmet.
devamını gör...

hak etmeyen kişiler yüzünden, değerli uykumdan olmak.
devamını gör...

bal porsuğu kitap yaz alalım, tv programı yap seyredelim, köşe yaz her gün okuyalım.
valla süper yazıyorsun kardeşim,allah nazardan saklasın ben sıkılmadan zevk ile okuyorum.
yaşım benim biraz buradaki genç arkadaşlardan fazla, sizi okurken çok mutlu oluyorum, bu kadar güzel yetişmiş gençlerimiz var, bunlara bal porsuğu örnek, kafa sözlükte gerçekten çok süper bilgi paylaşan bilgili yazarlar var.
hepinize teşekkür ediyorum.
bal porsuğu seni seviyorum kardeşim var ol.
devamını gör...

zaman içinde kadın da erkekde değişiyor. ilk zamanlarda boyunu postunu huyunu suyunu sevdiğiniz insan yıllar içinde aynı sizin gibi bambaşka biri haline gelebiliyor. aynı anda değişime uğramak ya da birbirinin degismine ayak uydurmamak evliliği sorun haline getiren noktalardan birisi. evlilikte ilk ve tek amaciniz mutlu olup mutlu etmek ise yeterince mutlu olduğunuzu ve mutlu ettiğinizi düşündüğünüzde evliliğiniz sizin için heyecan verici ve anlamlı hale gelmekten uzaklasabilir. gerçekten neden evlendiğiniz ve evlilikten ne beklediğinizi çok iyi belirlemeniz gerekir.
devamını gör...

yeterince ağladıktan sonra bir ton dayak yemiş gibi hissedilir. zihin bir süreliğine durulur, gözler iyice kısıklaşır, hafif de bir baş ağrısı yapar. tüm bunlar bir araya gelince çok güzel uyutur. zaman zaman bu sakinliğe ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.
devamını gör...

dostlar bir köpeklere fısıldayan adam olmasam da bu konuda iyiyimdir. sürekli yemek verdiğim, beni ve kokumu tanıyan yaşlı köpek bile gaflete düşerek bana havlayarak saldırmıştı. olur bazen böyle içgüdüsel davranışları. onlara kin tutmayın, yüzyıllarca beraber yaşamışız, yardımlaşma içerisinde bu günlere gelmişiz.
her neyse. bir gece ıssız bir yerde yürürken elektrikler gitti ve köpek çetesi beni şüpheli hissederek saldırdı. köpeğin tek ya da çete halinde olması aslında fark etmiyor. kendi yerlerini koruma içgüdüsü ile üzerinize koşarak havlarlar. bu esnada yapmanız gerekenleri söylüyorum:

-ilk olarak ne kadar zor olsa da soğuk kanlılığınızı korumalısınız. asla kaçmayın. (pitbull ve türevleri tehlikeli kategoride yer alan köpekler hariç. onlarda en yakın arabanın üstüne zıplayın.) ve asla yere oturmayın. bu öneriyi kim verdiyse bir şehir efsanesi halinde hala yeni nesillere ulaşıyor maalesef. oturmayın, çünkü siz köpekten daha büyüksünüz ve oturduğunuz zaman onun boyutunda olacağınızdan saldırıya açık hale gelirsiniz. kedi köpek kavgası izlediyseniz kediler sırtlarını yukarı çıkarıyor çünkü kendilerini daha büyük gösteriyor. bu evrimsel içgüdü sayesinde kediler köpeklere gözdağı verebiliyor.

-size havlayan köpekleri dikkate almıyor gibi yapın ve onu/onları yan gözle izleyerek yolunuza devam edin. havlamayı hala sürdürüyorsa önce sakin olmasını sağlayın. yavaşça konuşun. (ben mesela o köpeğin adını biliyorsam adıyla hitap ederek, "karabaş sakin ol oğlum" gibi iletişim kuruyorum.) asla onlara meydan okur şekilde dik dik bakıp atar yapmayın. baktınız çok saldırgan davranıyor/lar, ayağınızı yere vurun ve ses çıkartın. üzerinize gelmeyi bırakacaktır. çete saldırısında da aynı şeyler geçerli fakat elinizde çanta, şemsiye vs. varsa kendinizi korumaya alın.
-bu sokak köpekleri kendi bölgesini koruma içgüdüsü ile şüpheli hissettikleri kişilere ya da yüksek gürültü yapan şeylere havlar. (özellikle bisiklete, motora ve kartoncu arabalarına) umarım kimse bu durumlarla karşılaşmaz. sevgiler.
devamını gör...

iki bin on yılında veda konseri diye gittiğim, akabinde iki defa falan ülkemize gelen; alman heavy metal grubu. o zamanki manitaya still loving you dinletmeyi hayal edip bilet almıştım. kız konsere gelemedi, onlar da şarkıyı çalmadı. g**üme baka baka dönmüştüm konserden.
devamını gör...

youtube video çekmek. aslında epeyce zor ve vakit alan bir iş. daha bunun tuttu tutmadısı var.
devamını gör...

duş almak.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

başım döndü bu ne böyle. biraz karışık olmuş.

eski hâlini özleyenler, bu fotoğrafa uzun uzun bakabilir:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim