cartel
1995 yılında kurulan rap müzik grubudur.
grup almanya’da kurulmuştur. bu abilerimiz üç grupta aslında sonradan birleşiyorlar ve tek bir grup oluyorlar. birleşmelerini sağlayan isim erci e oluyor.
birleştikten sonra çığır açacak bir albüm yaptılar ve albümün adı carteldi. avrupa’da yayınlandı ve çok ses getirdi. grup mtv de röportajlar falan derken sesini türkiye’ye duyurdu.
cartel 1995 de gelip türkiye’de televizyonlara çıkmaya başladı. konserler verdiler. hemen hemen herkesin kulaklarına ulaştılar.
bu efsane albümden sonra ara verdiler ve 3 grup olarak kariyerlerine devam ettiler. karakan ve erci e solo albüm çıkardılar ama beklenen etkiyi yaratamadılar. erci e sonrasında bir albüm daha çıkardı ama sesini duyuramadı.
grup 2009 yılında tekrar birleştiler. 15 yıllık suskunluğun ardından tekrar albüm çalışmalarına başladılar. 2011 yılında “bugünkü neşen cartelden” isimli albümü çıkardılar ama bekleneni veremediler. albümde konuk olarak ferman akgün ve efsun bulunuyordu.
grup efsane şarkılar yaptı ve türkiye’de dönüm noktası oldu. hemen hemen her türk rapçi cartel sayesinde bu işi yapmaya karar verdi. sagopa kajmer, ceza, fuat ergin, dr fuchs gibi isimler cartelden bayrağı alıp türkçe rapin gelişmesinde büyük rol oynadılar.
onların yaptığı müziği daha ileri taşıdılar. özellikle o dönemden sonra ortaya çıkan nefret albümü çok büyük fark yaratmıştı.
cartel albümü türkiye’de 543.000 adet satılmıştır ve bu sayı türkçe rap tarihinde rekordur. ayrıca grup stadyum konseri veren ilk rap grubu olmuştur. inönü stadyumunda konsere çıkan grup tarihe geçmiştir.
türkiye’de michael jacksondan sonra en çok izleyici çeken konsere çıkmışlardır. bu başarının ardından amerikan time dergisine konu olmuşlardır.
grubun üyeleri erci e, alper ağa, m.ali, olcay, babaludur.
grubun eski üyeleri ise kabus kerim, dj tan, ıncefee, bektaş ve capman hakandır.
carteeelll bir numara en büyük diyerek yazımı sonlandırıyorum.
grup almanya’da kurulmuştur. bu abilerimiz üç grupta aslında sonradan birleşiyorlar ve tek bir grup oluyorlar. birleşmelerini sağlayan isim erci e oluyor.
birleştikten sonra çığır açacak bir albüm yaptılar ve albümün adı carteldi. avrupa’da yayınlandı ve çok ses getirdi. grup mtv de röportajlar falan derken sesini türkiye’ye duyurdu.
cartel 1995 de gelip türkiye’de televizyonlara çıkmaya başladı. konserler verdiler. hemen hemen herkesin kulaklarına ulaştılar.
bu efsane albümden sonra ara verdiler ve 3 grup olarak kariyerlerine devam ettiler. karakan ve erci e solo albüm çıkardılar ama beklenen etkiyi yaratamadılar. erci e sonrasında bir albüm daha çıkardı ama sesini duyuramadı.
grup 2009 yılında tekrar birleştiler. 15 yıllık suskunluğun ardından tekrar albüm çalışmalarına başladılar. 2011 yılında “bugünkü neşen cartelden” isimli albümü çıkardılar ama bekleneni veremediler. albümde konuk olarak ferman akgün ve efsun bulunuyordu.
grup efsane şarkılar yaptı ve türkiye’de dönüm noktası oldu. hemen hemen her türk rapçi cartel sayesinde bu işi yapmaya karar verdi. sagopa kajmer, ceza, fuat ergin, dr fuchs gibi isimler cartelden bayrağı alıp türkçe rapin gelişmesinde büyük rol oynadılar.
onların yaptığı müziği daha ileri taşıdılar. özellikle o dönemden sonra ortaya çıkan nefret albümü çok büyük fark yaratmıştı.
cartel albümü türkiye’de 543.000 adet satılmıştır ve bu sayı türkçe rap tarihinde rekordur. ayrıca grup stadyum konseri veren ilk rap grubu olmuştur. inönü stadyumunda konsere çıkan grup tarihe geçmiştir.
türkiye’de michael jacksondan sonra en çok izleyici çeken konsere çıkmışlardır. bu başarının ardından amerikan time dergisine konu olmuşlardır.
grubun üyeleri erci e, alper ağa, m.ali, olcay, babaludur.
grubun eski üyeleri ise kabus kerim, dj tan, ıncefee, bektaş ve capman hakandır.
carteeelll bir numara en büyük diyerek yazımı sonlandırıyorum.
devamını gör...
hastane korkusundan evden kaçmak
soner beyin yaptığı başarısız eylem. evdekilerin ısrarına dayanamayan adamcağız hastaneye gitme kararı vermiş. evden çıkmış ilk köşede kimsenin bulamayacağı yere doğru topuklamış. 6 koca gün geçirmiş. ailenin ihbarı üzeri jandarma dağlık ıssız bir alanda aç ,sussuz ve yorgun şekilde bulmuş.
korktuğu hastaneye götürülüp tedavisinin ardından evine teslim edilmiş.
kaynak
korktuğu hastaneye götürülüp tedavisinin ardından evine teslim edilmiş.
kaynak
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının en sevdiği yazar
sabahattin ali
devamını gör...
eflatun
“cesaret tehlike karşısında akıl ve zekanın kullanılmasıdır.” sözlerinin sahibi yunan bilge ve filozof.
şu trafikte aniden sinirlenen, camı açıp el kol yapanların ciddiye alması gereken sözdür en üstteki de.(swh)
şu trafikte aniden sinirlenen, camı açıp el kol yapanların ciddiye alması gereken sözdür en üstteki de.(swh)
devamını gör...
kuyucaklı yusuf
iki insanın birbiri ile karşılaşması kadere, tanıştıktan sonra yanyana kalmaları ise onların gayretine bağlıdır.
basit bir dille ne güzel anlatıyor sabahattin ali.
basit bir dille ne güzel anlatıyor sabahattin ali.
devamını gör...
seri artı oy veren yazarlar uçurulsun kampanyası
uçurun kurtulalım kardeşim.
sonra hayalet şehir gibi takılırsınız burada.
o ordan çıkar böööööhh falan der, birbirinizi korkutursunuz, en son adını da "kafa forum" diye değiştirirsiniz tam olur.*
sonra hayalet şehir gibi takılırsınız burada.
o ordan çıkar böööööhh falan der, birbirinizi korkutursunuz, en son adını da "kafa forum" diye değiştirirsiniz tam olur.*
devamını gör...
antonin artaud
"beni intihar ettiler" dediği van gogh kitabında, toplumun intihar üzerinde ki etkisine güzel bir yaklaşım sunar. psikyatriye eleştiri oklarını korkusuzca savurur. en önemlisiyse kendisiyle birlikte toplum tarafından dışlananların, deli diye yaftalananların, nasıl büyük dehalar olduğunu ortaya koyar. son olarak:
"ve bazen daha fazlası gerekmez bir dahiyi intihara sürüklemek için. kalbin, çıkmazı öyle feci bir şekilde hissettiği günler gelir ki, o, kafasının üstüne bir bambu darbesi yer sanki, o artık geçemeyeceği düşüncesi. çünkü doktor gachet'yle bir konuşma sonrasında değil mi ki van gogh, hiçbirşey yokmuş gibi, odasına girdi ve intihar etti. ben de bir tımarhanede dokuz yıl geçirdim ve hiç intihar takıntım olmadı, ama biliyorum ki sabahleyin, ziyaret saatinde, bir psikiyatr'ıa yaptığım her konuşma, bana ken dimi asmak isteğini verirdi, onu gırtlaklayamayacağımı hissettiğimden."
"ve bazen daha fazlası gerekmez bir dahiyi intihara sürüklemek için. kalbin, çıkmazı öyle feci bir şekilde hissettiği günler gelir ki, o, kafasının üstüne bir bambu darbesi yer sanki, o artık geçemeyeceği düşüncesi. çünkü doktor gachet'yle bir konuşma sonrasında değil mi ki van gogh, hiçbirşey yokmuş gibi, odasına girdi ve intihar etti. ben de bir tımarhanede dokuz yıl geçirdim ve hiç intihar takıntım olmadı, ama biliyorum ki sabahleyin, ziyaret saatinde, bir psikiyatr'ıa yaptığım her konuşma, bana ken dimi asmak isteğini verirdi, onu gırtlaklayamayacağımı hissettiğimden."
devamını gör...
apple'ın yeni reklam yüzü trabzonlu 17 yaşındaki mustafa mert topal
bir çağatay ulusoy bir kıvanç tatlıtuğ olmak isteyen, kendini beğenen genç hemşerimin, kabul edilen başvurusunun haberi.
ben anası olsam demek aya gitmek istesen de yapacakmışsın derdim.
tipik genç olmak halleri.
onun hayatı kendi bilir.
allah gönlüne göre versin.
ben anası olsam demek aya gitmek istesen de yapacakmışsın derdim.
tipik genç olmak halleri.
onun hayatı kendi bilir.
allah gönlüne göre versin.
devamını gör...
bir öz eleştiri yap
tembelim.
devamını gör...
karı koca kavga ettiğinde boşanmalı mı sorunsalı
derhal boşanmalı. 4 kez evlendim toplam 9 boşanmam var. 13 kayınvalidem tarafından öldürüldüm, tüm görümcelerim ve eltimlerim bıçakla yaralama, zehirleme, şantaj, hürriyetinden yoksun kılma gibi suçlara karıştı. hepsinde mağdur bendim. türk tipi evlilik hakkında yeterli deneyime sahibim.
nasılsınız gönül dostlarım? hepimiz kafa sözlük'ün en şeker ve tatlı dilli üyesi "senden nefret ediyor olabilirim" kadar pembe ve kaostan uzak mıyız? o zaman hepimize bir alkış. şimdi koşun çiçek olup "senden nefret ediyor olabilirim" için ilahi söyleyelim. onu din ve güzelliklere davet edelim.
mevzu tartışmak değil aslında. mevzu çiftlerin birbirinden çekinmemesi. ben çoğu arkadaşımın ilişkisinde ve bir kez kendi ilişkimde şunu gördüm. saygımızı kazanamamış insanla tartışmalarımız çok daha şiddetli yaşanıyor. kaybetmekten korkmadığımız, daha önemlisi bizi çok kolay silemeyeceğini bildiğimiz insanların daha kolay üstüne basıyoruz. ben büyüdüğüm yerde şunlarla karşılaştım mesela. oldukça efendi, asla kötü bir söz söylemeyen, kadını daha kırılgan gördüğü için kaba davranmaktan çok uzak adam eşinin psikolojik şiddeti ile savaşıyordu. sen erkek misin, bana layık değilsin, seni istemiyorum diyen kadın şiddete başvurmaktan kaçınmayan, çok kolay savaş çıkaran, kadına gram saygı duymayan babasına hayrandı. erkek dediği zaman aklına babası geliyordu.
ya da sessiz sakin ve çirkin eşine hakaretler eden, şiddet göstermekten çekinmeyen adamlar güzel kadının karşısında istanbul beyfendisine dönüşüyordu. görgü kuralları eğitimi almış gibi evrimleşiyordu 2 dakika içinde.
bu meseleyi kendi hayatımda yine gördüm. ben kibir denilen o şeyin ete kemiğe bürünmüş haliyim. biz bir aileyiz, sizden bu özelliğimi saklayacak değilim. özellikle beni kırbaçlama ihtimaliniz orada her zaman canlı duruyorsa suçlarımı daha kolay kabullenirim. öyle el kol yapılacak, saygısızlık yapılacak ya da küçük bir yanlış yapılacak biri pek değilim. böyle olduğum zaman hep saygı gördüm. ne zaman bir insanı çok sevip tüm kibrimden, korkularımdan, doğru bildiğim yanlışlarımdan sıyrılıp ona koştuysam ciddiye alınmadım. gururum kibirli olmadığım zaman kırıldı hep.
insan denilen varlığın nasıl sevdiğini bu yaşıma geldim hâlâ çözemedim. hakkatan seviyorlar mı yoksa kendilerini çok sevdikleri için mi bizi seviyorlar onu bilemiyorum. ancak bildiğim şey şu, size, sizinle ilgili iyi ve kötü özelliklere saygı duymayan insanlar ile evlenmeyin. sizi kaybetmekten korkmayan, sizin değerinizi bilmeyen, sizi uzmekten ya da sinirlendirmekten çekinmeyen insanlar ile beraber olmayın. saygı duyan ile beraber olduğunuz zaman görüyorsunuz çünkü o zaman kavga çıkarmıyor. bildiğin çıkarmıyor. sokakta it gibi millete hırlaya hırlaya gezen tipler karşına geçip ihihi halini alıyor.
eskiden ya diyordum tartışmasız ilişki mi olurmuş. şimdi görüyorum o işler öyle olmuyormuş. birbirine saygı duyan ve aslında birbirini kaybetmekten korkan insanlar öyle kolay boşanmıyormuş. çünkü yemiyor, tartışmalar çıkmıyor.
ınsanlar hakkatan çok değişik. emekli olunca kendimi dağlara vurup kurtlarla falan yaşamayı planlıyorum. yıldım.
nasılsınız gönül dostlarım? hepimiz kafa sözlük'ün en şeker ve tatlı dilli üyesi "senden nefret ediyor olabilirim" kadar pembe ve kaostan uzak mıyız? o zaman hepimize bir alkış. şimdi koşun çiçek olup "senden nefret ediyor olabilirim" için ilahi söyleyelim. onu din ve güzelliklere davet edelim.
mevzu tartışmak değil aslında. mevzu çiftlerin birbirinden çekinmemesi. ben çoğu arkadaşımın ilişkisinde ve bir kez kendi ilişkimde şunu gördüm. saygımızı kazanamamış insanla tartışmalarımız çok daha şiddetli yaşanıyor. kaybetmekten korkmadığımız, daha önemlisi bizi çok kolay silemeyeceğini bildiğimiz insanların daha kolay üstüne basıyoruz. ben büyüdüğüm yerde şunlarla karşılaştım mesela. oldukça efendi, asla kötü bir söz söylemeyen, kadını daha kırılgan gördüğü için kaba davranmaktan çok uzak adam eşinin psikolojik şiddeti ile savaşıyordu. sen erkek misin, bana layık değilsin, seni istemiyorum diyen kadın şiddete başvurmaktan kaçınmayan, çok kolay savaş çıkaran, kadına gram saygı duymayan babasına hayrandı. erkek dediği zaman aklına babası geliyordu.
ya da sessiz sakin ve çirkin eşine hakaretler eden, şiddet göstermekten çekinmeyen adamlar güzel kadının karşısında istanbul beyfendisine dönüşüyordu. görgü kuralları eğitimi almış gibi evrimleşiyordu 2 dakika içinde.
bu meseleyi kendi hayatımda yine gördüm. ben kibir denilen o şeyin ete kemiğe bürünmüş haliyim. biz bir aileyiz, sizden bu özelliğimi saklayacak değilim. özellikle beni kırbaçlama ihtimaliniz orada her zaman canlı duruyorsa suçlarımı daha kolay kabullenirim. öyle el kol yapılacak, saygısızlık yapılacak ya da küçük bir yanlış yapılacak biri pek değilim. böyle olduğum zaman hep saygı gördüm. ne zaman bir insanı çok sevip tüm kibrimden, korkularımdan, doğru bildiğim yanlışlarımdan sıyrılıp ona koştuysam ciddiye alınmadım. gururum kibirli olmadığım zaman kırıldı hep.
insan denilen varlığın nasıl sevdiğini bu yaşıma geldim hâlâ çözemedim. hakkatan seviyorlar mı yoksa kendilerini çok sevdikleri için mi bizi seviyorlar onu bilemiyorum. ancak bildiğim şey şu, size, sizinle ilgili iyi ve kötü özelliklere saygı duymayan insanlar ile evlenmeyin. sizi kaybetmekten korkmayan, sizin değerinizi bilmeyen, sizi uzmekten ya da sinirlendirmekten çekinmeyen insanlar ile beraber olmayın. saygı duyan ile beraber olduğunuz zaman görüyorsunuz çünkü o zaman kavga çıkarmıyor. bildiğin çıkarmıyor. sokakta it gibi millete hırlaya hırlaya gezen tipler karşına geçip ihihi halini alıyor.
eskiden ya diyordum tartışmasız ilişki mi olurmuş. şimdi görüyorum o işler öyle olmuyormuş. birbirine saygı duyan ve aslında birbirini kaybetmekten korkan insanlar öyle kolay boşanmıyormuş. çünkü yemiyor, tartışmalar çıkmıyor.
ınsanlar hakkatan çok değişik. emekli olunca kendimi dağlara vurup kurtlarla falan yaşamayı planlıyorum. yıldım.
devamını gör...
penelope
odysseia'nın en bahtsız kadın karakteri.
adeta bütün kadınların kaderini yaşadı; beklemek, yol gözlemek, erkek baskısı, kadınlara biçilen rollerin altında ezilmek, örfümüz böyle diye dayatılan şeyler. homeros penelope'yi böyle yazdı işte. hüzünlü, sabırlı bir kadın olarak gördük hep penelope'yi. tam 20 yıl bekledi odyyseus'u. hem antik çağ sanatında hem de rönesans resim sanatında penelope'yi ya kayınpederinin kefenini dokurken aklı kocası ve oğlunda bir şekilde düşünceli gördük. ya da odysseus döndüğünde onun karşısında yine hüzünlü bir yüz ifadesiyle gördük. penelope'nin kaderi erkek sanatçıların elinden böyle çizildi.
ama kuzeni helen'i böyle yansıtmadılar bize. helen güzeldi ve uğruna savaş çıkabiliyordu. penelope'yi helen ile karşılaştırdılar hep, o güzel sen ise değilsin bu yüzden bir kadın olarak değer görmen için bazı erdemlere ihtiyacın var dediler. romalı ozan publius ovidius naso’nun, heroides (kadın kahramanların mektupları) adlı eserinde penelopeia, helen'i kıskanan bir kadın olarak gördük. erkek yazarların kadınlar hakkında söyleyecekleri hiç bitmez. hep bu hakkı kendilerinde gördüler zaten. bakınız kendisinin penelope'nin ağzından yazdığı mektuptan bir alıntı;
bu satırlar sana penelope’nden, uyuşuk ulysses,
üzülmem bana cevap vermezsen: sen kendin gel!
yunan kızların gıpta ettiği troya yıkıldı gitti,
priamus’un ve koca troya’nın meğer ne azmış kıymeti.
ah keşke, donanmasıyla yol alırken sparta’ya
o ahlaksız gömülseydi denizin azgın sularına!
üşüyerek yatmazdım ben de terk edilmiş yatağımda,
günler geçmiyor diye yakınmazdım ardında,
uzun geceler geçip gitsin diye,
yormazdım boş ellerimi dokuma tezgâhı başında.
ne zaman korkmadım ben gerçektekinden büyük tehlikelerden?
aşktır işte bu, korku ve kaygıyla dolu.
kurardım zihnimde vahşi troyalıların sana saldırdıklarını,
sararıp solardım ne zaman duysam hector’un adını.
biri söz etse düşmanların yendiği antilochus’tan,
yeni bir sebep olurdu antilochus korkularıma.
ya da başkasının silahlarını kuşanmışken vurulan menoetius oğlundan,
ağlardım hilelerin bir işe yaramamasına.
biri söz etse troyalının mızrağını kana bulayan tlepolemus’tan,
kaygılanırdım tlepolemus’un ölümüyle bir kez daha.
aslında vuruldukça biri yunan ordularından
seveninin yüreği daha da soğuk oldu buzdan.
neyse ki adaletli tanrı bu masum âşıktan yana,
troya kül oldu zarar gelmeden sana.
bir de kadın kadının kurdudur söylemini hep yakıştırdılar kadınlara. sadece penelope'nin helen'den nefret ettiğini söylemediler. sarayda çalışan kadınların penelope'ye gelen taliplerle düşüp kalktıklarını, sürekli dedikodu yaptıklarını söyledi homeros. nitekim odysseus döndüğünde ilk iş olarak sarayda çalışan bu kadınları öldürdü.
sonra bir gün bir kadın yazar çıkageldi. margaret atwood, artık penelope'nin hikayesini bir kadının yazması gerektiğini düşündü ve the penelopiad'ı yazdı. sadece penelope'nin hikayesini değil. sarayda çalışan her önüne gelenle düşüp kalktıkları söylenen o kadınların da hikayesini yazdı. kimse onları önemsememişti. hem de bu hikayeyi homeros'un yaptığı gibi destan formunda yazdı. ancak adeta homeros'a meydan okur gibi, erkek ağzından yazılan kadın hikayelerine inat yazdı. homeros kadınları böyle yazarken erkekleri hep birbirlerine destek olan zorluklara göğüs geren dostlar olarak gösterdi bize. odysseus'un maceralarında bunu görebiliyoruz. yüzyıllardır bilinçli bilinçsiz şekilde toplumların belleğine kadınları bekleyen, boyun eğen formda erkekleri ise maceradan maceraya koşan formda gösterdiniz, dayattınız. belki bunu değiştirmek çok zaman alacak ama en azından bunun böyle olmadığını anlatmaya çalışanlar da olacaktır.
kadın kadının kurdu değil kadın kadının yurdudur.
adeta bütün kadınların kaderini yaşadı; beklemek, yol gözlemek, erkek baskısı, kadınlara biçilen rollerin altında ezilmek, örfümüz böyle diye dayatılan şeyler. homeros penelope'yi böyle yazdı işte. hüzünlü, sabırlı bir kadın olarak gördük hep penelope'yi. tam 20 yıl bekledi odyyseus'u. hem antik çağ sanatında hem de rönesans resim sanatında penelope'yi ya kayınpederinin kefenini dokurken aklı kocası ve oğlunda bir şekilde düşünceli gördük. ya da odysseus döndüğünde onun karşısında yine hüzünlü bir yüz ifadesiyle gördük. penelope'nin kaderi erkek sanatçıların elinden böyle çizildi.
ama kuzeni helen'i böyle yansıtmadılar bize. helen güzeldi ve uğruna savaş çıkabiliyordu. penelope'yi helen ile karşılaştırdılar hep, o güzel sen ise değilsin bu yüzden bir kadın olarak değer görmen için bazı erdemlere ihtiyacın var dediler. romalı ozan publius ovidius naso’nun, heroides (kadın kahramanların mektupları) adlı eserinde penelopeia, helen'i kıskanan bir kadın olarak gördük. erkek yazarların kadınlar hakkında söyleyecekleri hiç bitmez. hep bu hakkı kendilerinde gördüler zaten. bakınız kendisinin penelope'nin ağzından yazdığı mektuptan bir alıntı;
bu satırlar sana penelope’nden, uyuşuk ulysses,
üzülmem bana cevap vermezsen: sen kendin gel!
yunan kızların gıpta ettiği troya yıkıldı gitti,
priamus’un ve koca troya’nın meğer ne azmış kıymeti.
ah keşke, donanmasıyla yol alırken sparta’ya
o ahlaksız gömülseydi denizin azgın sularına!
üşüyerek yatmazdım ben de terk edilmiş yatağımda,
günler geçmiyor diye yakınmazdım ardında,
uzun geceler geçip gitsin diye,
yormazdım boş ellerimi dokuma tezgâhı başında.
ne zaman korkmadım ben gerçektekinden büyük tehlikelerden?
aşktır işte bu, korku ve kaygıyla dolu.
kurardım zihnimde vahşi troyalıların sana saldırdıklarını,
sararıp solardım ne zaman duysam hector’un adını.
biri söz etse düşmanların yendiği antilochus’tan,
yeni bir sebep olurdu antilochus korkularıma.
ya da başkasının silahlarını kuşanmışken vurulan menoetius oğlundan,
ağlardım hilelerin bir işe yaramamasına.
biri söz etse troyalının mızrağını kana bulayan tlepolemus’tan,
kaygılanırdım tlepolemus’un ölümüyle bir kez daha.
aslında vuruldukça biri yunan ordularından
seveninin yüreği daha da soğuk oldu buzdan.
neyse ki adaletli tanrı bu masum âşıktan yana,
troya kül oldu zarar gelmeden sana.
bir de kadın kadının kurdudur söylemini hep yakıştırdılar kadınlara. sadece penelope'nin helen'den nefret ettiğini söylemediler. sarayda çalışan kadınların penelope'ye gelen taliplerle düşüp kalktıklarını, sürekli dedikodu yaptıklarını söyledi homeros. nitekim odysseus döndüğünde ilk iş olarak sarayda çalışan bu kadınları öldürdü.
sonra bir gün bir kadın yazar çıkageldi. margaret atwood, artık penelope'nin hikayesini bir kadının yazması gerektiğini düşündü ve the penelopiad'ı yazdı. sadece penelope'nin hikayesini değil. sarayda çalışan her önüne gelenle düşüp kalktıkları söylenen o kadınların da hikayesini yazdı. kimse onları önemsememişti. hem de bu hikayeyi homeros'un yaptığı gibi destan formunda yazdı. ancak adeta homeros'a meydan okur gibi, erkek ağzından yazılan kadın hikayelerine inat yazdı. homeros kadınları böyle yazarken erkekleri hep birbirlerine destek olan zorluklara göğüs geren dostlar olarak gösterdi bize. odysseus'un maceralarında bunu görebiliyoruz. yüzyıllardır bilinçli bilinçsiz şekilde toplumların belleğine kadınları bekleyen, boyun eğen formda erkekleri ise maceradan maceraya koşan formda gösterdiniz, dayattınız. belki bunu değiştirmek çok zaman alacak ama en azından bunun böyle olmadığını anlatmaya çalışanlar da olacaktır.
kadın kadının kurdu değil kadın kadının yurdudur.
devamını gör...
elma kokan salon
hayata, nerden baksam iyi olurum-iyi ederim minvalinde baktığım, kahverengi gözlerimden
gördüğüm dünyayı, resmetmeye çalıştım.
pozitif, samimi, bereketli kanaatkar, şükür dolu, hüzün dolu, tebessüm dolu, umut dolu, mis gibi kokuyor idi gördüklerim.
tıpkı aşağıdaki kitabıma da adını veren şiirimde olduğu gibiydiler.
elma kokan salon*
aklına gelenin
elinin altında olsun diye
sehpanın üstüne bırakılan
tabaktaki elmalarla
elma kokan salon
vaktinde yıkanmış bulaşıklar
tezgaha asılan el beziyle
yıkanmış bulaşık kokan, mutfak
kalabalık evin olmazsa olmazı
yıkanmış çamaşır kokulu banyo
sahibi gibi kokan odalar
temizlik kokan koridorlar
para ile alınan
kokulu mumlara gerek kalmayan
her köşesi yaşayan ev
mutluluk arayana
huzur arayana
rahatlık arayana
yetmez mi?
içimden taşınca yazmadan duramadım
bir baktım, eserim olmuş
dünyada altını çizdiklerim.
ps: başlığı giren yazarıma çok teşekkür ederim. güzel bir sürpriz oldu bana. bu günkü tutulmalar bana iyi geldi resmen.
gördüğüm dünyayı, resmetmeye çalıştım.
pozitif, samimi, bereketli kanaatkar, şükür dolu, hüzün dolu, tebessüm dolu, umut dolu, mis gibi kokuyor idi gördüklerim.
tıpkı aşağıdaki kitabıma da adını veren şiirimde olduğu gibiydiler.
elma kokan salon*
aklına gelenin
elinin altında olsun diye
sehpanın üstüne bırakılan
tabaktaki elmalarla
elma kokan salon
vaktinde yıkanmış bulaşıklar
tezgaha asılan el beziyle
yıkanmış bulaşık kokan, mutfak
kalabalık evin olmazsa olmazı
yıkanmış çamaşır kokulu banyo
sahibi gibi kokan odalar
temizlik kokan koridorlar
para ile alınan
kokulu mumlara gerek kalmayan
her köşesi yaşayan ev
mutluluk arayana
huzur arayana
rahatlık arayana
yetmez mi?
içimden taşınca yazmadan duramadım
bir baktım, eserim olmuş
dünyada altını çizdiklerim.
ps: başlığı giren yazarıma çok teşekkür ederim. güzel bir sürpriz oldu bana. bu günkü tutulmalar bana iyi geldi resmen.
devamını gör...
sevgilisine kitap hediye eden adam
değeri bilinmeyecek insandır. kitap hediye etmek ne kelime yeri geldiğinde şiir bile yazar bu saf romantikler lakin kadın kısmı bunları sadece uzaktan sever.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının hissettikleri
çoook çok sinirliyim.
bilgisayarım çok eski ve sürekli yaptırıyorum o da sürekli bir sorun çıkarıyor. çok ısınıyordu hatta elimi koyunca yakıyordu gidip yaptırdım, yeni batarya aldım. iç parçası yanmış wi-fi’ye bağlanmıyor harici usb girişine takılıp kullanılan parça aldım. sonra hoparlörü patladı parçası yok vs bende gidip bluetooth hoparlör aldım. bu kez de bluetooth’u çalışmıyor bozulmuş. cinnetin eşiğindeyim anlayacağınız. ben halletmeye çalıştıkça o bozuluyor. inatlaştıkça inatlaştı lanet..
bilgisayarım çok eski ve sürekli yaptırıyorum o da sürekli bir sorun çıkarıyor. çok ısınıyordu hatta elimi koyunca yakıyordu gidip yaptırdım, yeni batarya aldım. iç parçası yanmış wi-fi’ye bağlanmıyor harici usb girişine takılıp kullanılan parça aldım. sonra hoparlörü patladı parçası yok vs bende gidip bluetooth hoparlör aldım. bu kez de bluetooth’u çalışmıyor bozulmuş. cinnetin eşiğindeyim anlayacağınız. ben halletmeye çalıştıkça o bozuluyor. inatlaştıkça inatlaştı lanet..
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
barış manço-dere boyu kavaklar.
devamını gör...
dilden düşmeyen reklam sloganları
tuzlukta, poşette, her zaman her yerde, billur tuz.
devamını gör...
better call saul
hastası olduğum.
en sevdiğim 3 diziden biri olmayı başarmış, senarist ve yapımcılığını (bkz: peter gould) ve (bkz: vince gilligan)'ın üstlendiği, aşmış dizi.
en sevdiğim 3 diziden biri olmayı başarmış, senarist ve yapımcılığını (bkz: peter gould) ve (bkz: vince gilligan)'ın üstlendiği, aşmış dizi.
devamını gör...
birinin dizinde uyumak
huzur bulunuyorsa aynı zamanda asla bırakılmaması gereken kişidir. *
devamını gör...
özkan sümer
1973 yılında kurulmuş türkiye'nin kızlardan oluşan ilk futbol takımı olan dostlukspor isimli takım, trabzon gibi eril bir şehre gelip ismi gibi dostluk havasında bir maç yapmak istiyor. tabi kızlarla yapılacak maç alışılmış bir şey olmadığı için, dalga konusu oluyor. özkan sümer hoca da kabul ediyor. yıllarca dalga geçilmeyi göze alarak takımını, kız futbol takımı ile oynatıyor.
futbola, kitap ve felsefeyi sokan, donanımlı, bilgi ve kültür abidesi bir başkan. toprak sahanın kenarına sandalyesini koyup 12 yaş çocuklarının futbol müsabakasını hiç sıkılmadan, yeni bir yetenek keşfetme umudu ile seyreden bir başkan. uçağa atlayıp dünyanın uzak ülkelerinde yetenekli ve ucuz futbolcu arayan, bulduğu futbolcu ile kıran kırana pazarlık yapıp kolundan tutup takıma kazandıran bir başkan. yani efsane ünvanı kolay kazanılmıyor.
bunun dışında futbolcularla olan komik diyaloglarını az buçuk herkes duymuştur. yazmaya klavye yetmez. tipik karadenizli karakterini de yansıtır. teknik direktörlük zamanında kendisine tribünden ana, avrat, soy, sop, sülale söven adana demirspor taraftarına karşı soğukkanlılığını koruyup tepki vermeyen ama taraftarın en sonunda gözündeki siyah gözlüğe sövmesiyle kayışı koparıp kulübeden tribüne atlayıp küfürbaz taraftara saldırmaya kalkışmışlığı da vardır.
trabzon'daki altyapı okulu başarısını uygulamak isteyen galatasaray altyapının başına getirmiş, ancak o dönem teknik direktör görevden ayrılınca apar topar teknik direktör yapılmış ve takıma iki kupa kazandırmış. hasbelkader altyapının başında dursaydı, belki de galatasaray'daki gidişata farklı bir etkisi de olurdu.
yani, böyle hem mahmut hoca ve hem de nasreddin hoca gibi bir insan ve spor adamı kolay kolay gelmez. ruhu şad olsun.
futbola, kitap ve felsefeyi sokan, donanımlı, bilgi ve kültür abidesi bir başkan. toprak sahanın kenarına sandalyesini koyup 12 yaş çocuklarının futbol müsabakasını hiç sıkılmadan, yeni bir yetenek keşfetme umudu ile seyreden bir başkan. uçağa atlayıp dünyanın uzak ülkelerinde yetenekli ve ucuz futbolcu arayan, bulduğu futbolcu ile kıran kırana pazarlık yapıp kolundan tutup takıma kazandıran bir başkan. yani efsane ünvanı kolay kazanılmıyor.
bunun dışında futbolcularla olan komik diyaloglarını az buçuk herkes duymuştur. yazmaya klavye yetmez. tipik karadenizli karakterini de yansıtır. teknik direktörlük zamanında kendisine tribünden ana, avrat, soy, sop, sülale söven adana demirspor taraftarına karşı soğukkanlılığını koruyup tepki vermeyen ama taraftarın en sonunda gözündeki siyah gözlüğe sövmesiyle kayışı koparıp kulübeden tribüne atlayıp küfürbaz taraftara saldırmaya kalkışmışlığı da vardır.
trabzon'daki altyapı okulu başarısını uygulamak isteyen galatasaray altyapının başına getirmiş, ancak o dönem teknik direktör görevden ayrılınca apar topar teknik direktör yapılmış ve takıma iki kupa kazandırmış. hasbelkader altyapının başında dursaydı, belki de galatasaray'daki gidişata farklı bir etkisi de olurdu.
yani, böyle hem mahmut hoca ve hem de nasreddin hoca gibi bir insan ve spor adamı kolay kolay gelmez. ruhu şad olsun.
devamını gör...
