çay koy, evi süpür, masayı kur ve sayamadığım diğer tüm ev işleri daha.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

fiziği ve tarzı ile bonus kafa olmayı reddeden yakışıklı.*
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ingiltere'de yaşanan ilginç olay.


ingiltere merkezli bir perakende market zinciri olan tesco, yeni girişiminin bir parçası olarak tüketicileri fazlasıyla memnun eden bir kampanya başlattı. aslına bakacak olursak şirket, kampanya ile ilgili herhangi bir duyuruda bulunmadı bu nedenle kampanya dahilindeki ürünlerden birini sipariş edenler, hiç beklenmedik sürprizlerle  karşılaşabiliyorlar.

tesco'nun söz konusu sürprizlerinden birine maruz kalan nick james isimli biri, yaşadıklarını twitter üzerinden anlattı. söz konusu paylaşıma göre james, tesco'nun click and collect (tıkla ve topla) adlı hizmetindeki siparişine bir kilo elma da eklemişti ancak tesco'nun kampanya dahilindeki sürprizi olarak 1 kilo elma ile birlikte bir iphone se 2020 de hediye aldı.

üstelik tesco'nun kampanyadaki sürprizleri iphone se ile de sınırlı değil. apple airpods, iphone 12 mini, samsung galaxy tab a7, nokia 3.4, motorola e7, galaxy watch 3, galaxy buds live ve galaxy fit 2 de tesco'nun tüketicilere siparişlerindeki bir ürün karşılığında hediye ettiği elektronik ürünler arasında bulunuyor.

kaynak:

www.webtekno.com/elma-sipar...
devamını gör...

çok ciddi sorunlar barındıran bir dizi olduğunu düşünüyorum, ne zaman denk gelsem böyle bir şey olabilir mi yahu deyip, tahammül edemeyip, değiştiriyorum. fakat tabii izleyici kitlesi açısından en azından terapinin gerekliliği ve faydaları anlamında bir farkındalık oluşturduğu çokça söylendi, bu açıdan iyi bir şeye hizmet ediyor olabilir. benim ona dair de şüphelerim var ama neyse.

bir de televizyonda bir dizide terapi sahnesi olmasına filan kesinlikle karşı değilim. çok güzel bir örneğinin de olduğunu düşünüyorum: istanbullu gelin. istanbullu gelin dizisindeki adem karakterinin terapi sahneleri ve tüm terapi süreci ve karakterin dönüşümü vs müthiş işlenmişti. tilbe saran ve fırat tanış da kusursuza yakın oynuyorlardı tabii. ama en önemlisi elbette senaryosunun başarısı ve senaristin terapiye bakışı ve hakimiyetiydi. kırmızı oda'nın korkunç bir senaryosu olduğunu düşünüyorum acizane. o odada olan şey de bu sebeple terapi değil bir dedikoduya dönüşüyor adeta. yahut bir "ne acılar çekmişsin sen" in anlatılmasından öteye gitmiyor. iyileşme anlatmayla başlar şüphesiz ama sadece hayat hikayesinin anlatılması terapi değildir. kişinin o hikayeye yüklediği anlam ve o anlamın yarattığı travmanın iyileştirilmesi değiştirilmesi gerekir. zor ve sancılı bir süreç olması gerekirken kırmızı oda'da bu durum tamamen pas geçilmiş. bir de anlamadığım ne zaman denk gelsem ısrarla terapist övülüyor karakterlerce. inanılmaz bir minnet ifadesi filan var danışanlarca sarf edilen. hemen bir memnuniyet ve sürekli yukarı giden bir iyileşme grafiği filan. halbuki o grafiğin zikzaklar yapması gerekir. inişler çıkışlar olması gerekir. terapiste daha en başından bu kadar minnet duyulmaması gerekir. bu kadar çabuk tanı konmaması gerekir. bu kadar çabuk iyileşme olmaması gerekir. ay ne bileyim işte, kızgınım bu diziye. bizim binnur kaya'mıza niye bunu yapıyorlar.
devamını gör...

bu yüzden asla çıkamıyorum. imdat. ders çalışmam lazım.
devamını gör...

bir tarafta :
süleyman demirel, kenan evren, turgut özal, ziyapaşa bulvarları gibi modern ve elit mıntıkalar.
diğer tarafta da :
hürriyet, şakirpaşa, kiremithane, dağlıoğlu gibi sosyoekonomik düzeyi düşük ve olumsuz imaj yapmış kenar mahalleler.

yağ ile suyun itme kuvveti gibi bulvar ve mahalleler birbirine karışmıyor.
devamını gör...

okuduklarım çok üzücü. arkadaşlar. kendim de dâhil olmak üzere hepinizden rica ediyorum. etrafınızdakilere değil, ona, şuna, buna; ayşe'ye ahmet'e değil, kendinize şans verin. kendinize şans tanıyın. postmodernizmin sizi, bizi yutmasına izin vermeyin, vermeyeyim.
devamını gör...

niyetin daha önemli olduğunu düşündüğüm sorunsal.

kohlberg ‘in ahlak gelişimi kuramına göre insanlarda ahlak gelişiminin aşamaları vardır.

birinci seviyede bir davranışın arkasındaki motivasyon ceza veya ödüldür. bir kişi ceza almamak için vergisini ödeyebilir. para ödülü kazanmak için bulduğu köpeği sahibine götürebilir. yapılan eylemlerin sonucu güzel görünüyor değil mi? ama aslında niyet o kadar da saygıdeğer değil.

daha üst aşamalarda başkalarının mutluluğu ve bir gruba dahil olma amaçlanır. örneğin bir şarkıcı çok vergi verip veya sosyal sorumluluk projelerinde yer alıp bununla prestijini arttırabilir.

dördüncü aşamada bireylerin beklentileri yerine yasalar ve toplumsal normlar ön plandadır. ekonomik düzenin işlemesi için pandemi vb şartlara rağmen vergilerin toplanmasının savunulması gibi.

beşinci aşamada insani değerlerle çatışan yasalar eleştirilir ve demokratik yollarla değiştirilmeye çalışılır. mesela az kazanandan oran olarak daha az vergi alınması, çok kazanandan oran olarak daha fazla vergi alınması.

altıncı aşamada ahlaki ilkeleri ihlal eden kurallara uyulmaz. bireyin haklarına saygı esastır. örneğin robin hood’un zenginden alıp fakire vermesi.

robin hırsızlık yapıyor, ilk örnekteki adam ise yakalanıp ceza yememek için vergisini veriyor. birisinin eylemi kötü, birisinin eylemi iyi görünüyor ama kim daha ahlaklı? davranışlarını yönlendiren niyete bakmak gerekir.

örnekleri ben buldum, hatalı da olabilirim. ama konuyla ilgili kabaca bir fikir için aşağıdaki bağlantıya gözatabilirsiniz.

kaynak
devamını gör...

konuşurken tonlamalar yapmam ve türkçeyi güzel kullanmamdan ötürü sık sık karşılaştığım durum. ne var yani barzo mu olalım sözlük? diyerek sözlükteki ilk gönderimi aslında takmadığım ama demek ki içimde dert olmuş bu sorunu dile getirerek atıyorum.
devamını gör...

bana komşu gelecek olan güzide yazar.
baya baya mutlu oldum.
ilk fırsatta anın fotoğrafı diye çaylı kahveli illa tatlılı resimler atabiliriz.
bekleyin bizi.
sözlüğü sanaldan çıkardım çok şükür onun sayesinde.
ben ses duyacam, karşılıklı çay içecem
öyle anonim anonim çekemem.
bir honkiciğimle başlayalım gün işine kalan kızlarda eklensin.
her gelen tabağını çatalını alsın
çayı da aşlarız
maksat gönüller bir olsun.
du, ben kısır için bulgur ıslayayım. *
devamını gör...

zarif, naif, hassas. nicki her şeyi anlatıyor zaten, öyle bir insan.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

çaldırılıp kapatılır. pardon yanlışlıkla aradım yazılır ve eee nasılsın diye devam eder.
ps: bu işleri 4 sene önce bıraktığım için işe yaramayabilir. denemeyiniz.
devamını gör...

ankara'da meşhur olan yerlerdendir. siparişiniz gelene kadar getirilen ikramlarla doymak da mümkün. tabi semtten semte değişiyor aspava'nın hizmeti. eğer iyi bir aspava'ya giderseniz sizi krallar gibi ağırlıyolar. girişte çıkışta kolonya, gösterilen hürmet zaten fazlasıyla değerli hissettiriyor kendini. sonrasında kocaman bir salata geliyor, genelde bitirmekte zorlanıyoruz. yanına soslu patates geliyor ki cidden patatesleri bana hep aşşırı lezzetli gelmiştir. sonrasında çiğköfte geliyor ki benim gönlümü tam olarak orada kazanıyorlar. yanına birkaç çeşit meze geliyor. bazı yerlerde mantar da geliyor. ha siz bitirdikçe de yeniliyorlar (gittiğiniz aspava önemli) ben bir kere gittiğimde dördüncü patatesi falan koyacaklardı, yalvar yakar koydurmadık. yemeklerine gelecek olursak efendim, kebapları güzeldir. ssk dürümleri güzeldir. benim tercihim genelde lahmacundan yana oluyor. lahmacunları da büyük oluyor ve bence gayet lezzetli. ikramlardan daha çok yiyebilmek için bir tane lahmacun alıyorum her seferinde. yemeğiniz bittiğinde semaverle çay getiriyorlar. yanına dondurmalı helva geliyor. ki normalde helva pek seven biri değilim ancak aspava'nın helvasını bayıla bayıla yerim. yanına bir de künefe geliyor. tabii ben künefe'yi yiyemiyorum artık. efendime söyleyim aç biilaç geldiğiniz lokantadan tıka basa doymuş bir şekilde paşalar gibi gerine gerine çıkıyorsunuz. gittiğim bir aspava'da önceden bahçeye çıktığında sigara içenlere sigara ikramları da vardı. tabii her aspava böyle güzel olmuyor ama güzeline giderseniz keyfinize diyecek yok. o aspavalarda zaten biri gidiyor hemen yerine biri geliyor. şimdi restoranlar kapalı olsa da biz dayanamayıp eve alıyoruz. ikramları da veriyorlar yine. e tabi orada yediğin gibi olmuyor, bir kere oranın atmosferi farklı. yanii anlayacağınız yolunuz ankara'ya düşerse güzelinden bir aspava'ya gitmelisiniz bence.
not: bana sponsor olsalar bu kadar övmezdim.
devamını gör...

açık konuşmayın, kaçıyorlar.
devamını gör...

ne yaşıyormuşuz yahu diye telaşlanmama sebep olan başlık.

başlığı bize destek diye açmışlar ama biraz şey gibi olmuş neysem sağ olsun var olsun.

artık bilinçaltıma kadar işlemiş ki sürekli maşallah, inşallahh * diyorum.
allah razı olsun diyene bazen senden de diyorum.
benim en büyük zorluklarım bunlar. kimsenin kolay kolay inancını sormam, inancıyla yargılamam haliyle kimse de bana karışmaz.

yahu zaten inancın konuşulacağı mı kalmış hangi çağdayız yaşayın gitsin.
devamını gör...

dünya sağlık örgütü’ne göre tip 1, tip 2 ve gebelikte ortaya çıkan tür olan gestasyonel diyabet sınıflandırmasına uymayan diğer bütün diyabet türleri tip 3 diyabet altında sıralanmıştır. bu türler tip 3a’dan tip 3h’ye kadar toplam sekiz gruba ayrılır. bu ayrım diyabet hastalarında az rastlanan bazı belirtiler dikkate alınarak yapılmaktadır. tedavi yöntemleri tip 1, 2 ve gebelikte ortaya çıkan gestasyonel diyabetinkine benzerdir.

çok az rastlanan bu diyabet türleri pankreasın zarar görmesine ve/veya (kısmi olarak) alınmasına bağlı olarak ortaya çıkar. çeşitli hastalıklar ya da geçirilen bir kaza da bu hastalığa sebep olabilir. kaynak.
devamını gör...

24 ocak 2021 günün ünlüsü seçilen yazarımız celebrant oldu.

instagram postumuz
twitter postumuz
devamını gör...

anne... hani soruyorsun ya "neyin var" diye, ben en çok sana söyleyemiyorum neler olduğunu, nasıl hissettiğimi. dizlerine yatıp ağlamamak için zor tutuyorum kendimi, eğer sana anlatırsam bende kendini göreceksin ve ben sana aynı hüznü tekrar tekrar yaşatmak istemiyorum. derler ya "kızlar babaları gibi erkekleri severmiş" diye, şimdi bakıyorum da ben hep babama benzeyen erkekleri çekmişim kendime. anne, kalbime dokunan sadece iki erkek oldu benim, ikisini de az buçuk anlattım sana; ikisinin de benim için yeterli olmadığını söyleyerek ilerde oluşabilecek sorunlarından bahsettin ve hepsi bir bir çıktı. biri için senelerimi verdim, diğeri ise baştan olmadı zaten. ben yeni yeni fark edebiliyorum babama benzediklerini, ben çığlıklar atarken onlar hep sağır anne. tıpkı babam gibi. ben tartışmak isterken onlar hep kaçtılar, ben sesim çıksın isterken onlar hep bastırdılar. ben artık konuşmak istiyorum, içimdekileri kusmak istiyorum çünkü yoruldum ben anne, sürekli bastırılmaktan yoruldum.

anne... hani geçen hafta okulumdaki psikologla konuştuğumu ve beni hastaneye sevk ettiklerini söylediğimde ağlayarak bana sarıldın ya, "özür dilerim, benim yanlış seçimlerimin kurbanı oldun sen" dedin ya bana, ben korkuyorum anne. babam beş sene boyunca yılmadan senin peşinden koşmuş, sarhoş olup kapılara dayanmış sadece bir saniye bile olsa yüzünü görebilmek için, ben aşk evliliğinin sonucuyum yani. evlenirken hiçbir şeyden haberin yokmuş, ya benim de olmazsa? ya ben de çocuklarımı yanlış seçim kurbanı yaparsam? bana hep sana benzemememi söylüyorsun ya hani, ben her geçen gün sana daha çok benziyorum ve korkuyorum. şimdi aç kollarını anne, sana sımsıkı sarılmaya geliyorum.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim