kafamıza göre radyo yayını
her durumda konsepti delip trakyaya özgü bir şey katar
laf bana gelmişken araya zerrin özer kaçar
kime sataştığını bilmez tereciye tere satar
kim bilir bu yarışın galibini kim bilir?*
tam destek unutma... hem teşekkür hem özür.
laf bana gelmişken araya zerrin özer kaçar
kime sataştığını bilmez tereciye tere satar
kim bilir bu yarışın galibini kim bilir?*
tam destek unutma... hem teşekkür hem özür.
devamını gör...
horizon zero dawn
üst edit: bu tanım bir takım küfürler, hakaretler, kan, kemik ve gözyaşı içermektedir.
ben bu tanımı neden yazdım? niçin yazdım? nasıl yazdım? bunu izaha gerek yok. gördünüz, oturdum yazdım! ama, yazmamış da olabilirim. yazmışsam yazmışımdır, yazmamışsam yazmamışımdır. görünen tanım... uzakta değildir. buraya yazdık da sonradan yazmadık mı dedik? bunlar bi takım uydurma laflardır... sahi ya ben bu tanımı neden yazdım? kim yazdırdı lan bana bunu?! ha, evet doğru ya. death stranding gömerken gidip horizon zero dawn oynayın diye bir laf etmiştim, biraz da bu oyunu gömeyim dedim. önceden belirteyim, senaryo konusunda death stranding ağzına vurur bu klişe senaryonun ama görsellik-iyi grafik için oyun oynayan birinin horizon zero dawn tercih etmesi daha mantıklı. en azından kojima abimizin aksine bu oyun biraz oynamamıza izin veriyor. yoksa gidip onurunuzla the witcher 3 wild hunt oynayın ya da ne bileyim watch dogs 2 bile olur.
guerrilla games ve sony'nin decima'nın ekmeğini yediği sıradan bir oyun daha. sıkıldım bu şarap çanağına tükürdüğümün ubisoft açık-dünya mantığından. şimdi assassin's creed on oyoso diyen arkadaşlar gelmeden belirteyim, bir bildiğimiz var da yıllarca elimizi sürmedik o dandik seriye. ha niye çünkü bunca sene ubisoft bizi kazıklamasın diye çabalayıp sonra gidip bu ağzına tükürdüğümün oyunları ubisoft mantığı ile bizi kazıklasın diye! çok sinirliyim, bir senedir geçmedi sinirim.
önce biraz öveyim çünkü gömerken ipin ucunu kaçırıp iki sayfa yazı yazma potansiyelini taşıyorum. olum adamlar sanat eseri icra etmişler, bir oyunun grafikleri nasıl bu kadar güzel olabilir?! o kadar aksiyonun içinde durup manzaraya hayran kalmaktan robotlar ağzıma yüzüme geçirdiler iki tane. bu arada ben death stranding'de bu kadar düşük fps almıyordum bu oyun niye böyle guerrilla? oyun zevkimin içine edilmiş hissediyorum. ha keza oyun zevki namına da çok bir şey bulamadım ya neyse. oyun tamamen görsel şölen ama açık dünya mantığının elde bulunan diğer tembel işler ile hiçbir farkı yok. birbirini tekrar eden tasarımlara sahip meka dinazor dövmek istemiyorum abi ben. tamam istiyorum ama 40 saat boyunca değil yani. gerçek anlamda harika modelleme çıkarıp neden birbirini bu kadar tekrar eden yaratıklar yapılıyor anlamış değilim. tamam açık dünya sonuçta ve ne kadar muhteşem yenilikler bekleyebiliriz ama bu kadar kendini tekrar eden bir oyun bir süre sonra sıkmaya başlıyor ve baktığımızda bu rutini tekrarlamaya değecek bir ödülvari sistemi de yok o kadar. death stranding'de o bile yoktu ama mesela 2018 çıkışlı god of war'u ele alalım. adamlar yarı-açık dünya mantığını oyuna çok güzel oturtmuş üstelik yan görevlere gitmeyi isteyecek kadar güzel bir sistem yaratmıştı. o yan görevleri yapmadan da oyunu bitirebiliyorduk ama yan görevler insanı gerçek anlamda cezbediyordu.
sen harika bir açık dünya mantığı ile pazarlamaya çalışıyorsan oyunu -ana hikaye mevzularına sonra geleceğim- o zaman övüneceğin tek şey bak ne güzel grafiklerimiz var bir de metal hayvan tasarladık işte olmamalı. bir kere senin güçlü bir ana hikayen yok ve ana hikaye hasebi ile kesip biçtiğimiz o insanları berbat tasarlamışsın zaten. hayır yani vadiye kaya diye tasarlamışlar bir iki tane hareketsiz insan modeli, kayaya vuruyoruz ölsün diye ama bakıyorsun mesela en basitinden stormbird'e, sawtooth'a bu kadar mı gerçekçi olur? hareketleri, patlamalar, zırh tasarımları derken orgazmik bir etki bırakıyor insanda. elinde değerlendirebileceğin muhteşem bir açık dünya var, bunu maksimum 7-8 tane meka yaratık ile sınırlandıracağına çeşitlendir. en kötü oyun biraz geç çıkar ama verilen paraya değer en azından ama hayır illa ubisoft'un rezil kepaze tekrar et ve dolu göster mantığını kullanıp üstüne far cry 3, assassin's creed,tomb raider gibi sevilen tüm oyunların boktan sistemini birleştirmeye çalış ortaya da bu kopya içerik çıksın. ben post-apokaliptik bilim-kurgu'nun köpeğiyim ama kanser oldum oynarken bu salak pazarlama mantığı yüzünden. ana karakter hatun (aloy) da zaten game of thrones ygritte ile lara croft çakması olmuş ya neyse.*
aynı mantıkta ilerleyen görevler de cabası. karakter gelişimi gördüğümüz harika bir başlangıçtan sonra -ki günümüz açık dünya mantığı ile ilerleyen oyunlarda zerre ana senaryo ve karakter gelişimi göremediğimizi düşünürsek ben buna bile tamamım- nasıl hiç edilebilir tüm bu gelişim? yenilik vadediyoruz diyerek milleti ayakta uyutmak bu. benim bu oyundan görsellik dışında zevk alabilmem için oynadığım ilk oyun olması gerekiyor.
ha, bu oyun çok mu kötü bir oyun? yoo gayet güzel oyun aslında. ana hikaye ne kadar klişe olsa da film gibi izletiyor kendini. hey gidi rost be... aloy'un karakter gelişimi oyunun başında şaşırtacak derecede güzel işlenmiş. silahlar gayet güzeldi ve karakterin biraz hantal olması sebebiyle gayet gerçekçi bir deneyim sunuyordu. icerail, stormslinger, ropecaster falan kullanması epey keyifli weaponlar ki ben uçup kaçtığımız, karakterlerin beş dakika yerinde durmadığı hack 'n' slash oyunlarının kölesi olmama rağmen bu gerçekçilik için özellikle hantal bir wp kullanım sistemini epey sevdim bile diyebilirim. beni kızdıran ellerinde harika bir fırsat varken ubisoft'un salak saçma hilelerini kullanıyor olmaları. yoksa oyun kendi türü içinde yenilik vadetmese bile günümüzde çıkan salak saçma oyunlara nazaran gayet 7 verilecek bir oyun.
ben bu tanımı neden yazdım? niçin yazdım? nasıl yazdım? bunu izaha gerek yok. gördünüz, oturdum yazdım! ama, yazmamış da olabilirim. yazmışsam yazmışımdır, yazmamışsam yazmamışımdır. görünen tanım... uzakta değildir. buraya yazdık da sonradan yazmadık mı dedik? bunlar bi takım uydurma laflardır... sahi ya ben bu tanımı neden yazdım? kim yazdırdı lan bana bunu?! ha, evet doğru ya. death stranding gömerken gidip horizon zero dawn oynayın diye bir laf etmiştim, biraz da bu oyunu gömeyim dedim. önceden belirteyim, senaryo konusunda death stranding ağzına vurur bu klişe senaryonun ama görsellik-iyi grafik için oyun oynayan birinin horizon zero dawn tercih etmesi daha mantıklı. en azından kojima abimizin aksine bu oyun biraz oynamamıza izin veriyor. yoksa gidip onurunuzla the witcher 3 wild hunt oynayın ya da ne bileyim watch dogs 2 bile olur.
guerrilla games ve sony'nin decima'nın ekmeğini yediği sıradan bir oyun daha. sıkıldım bu şarap çanağına tükürdüğümün ubisoft açık-dünya mantığından. şimdi assassin's creed on oyoso diyen arkadaşlar gelmeden belirteyim, bir bildiğimiz var da yıllarca elimizi sürmedik o dandik seriye. ha niye çünkü bunca sene ubisoft bizi kazıklamasın diye çabalayıp sonra gidip bu ağzına tükürdüğümün oyunları ubisoft mantığı ile bizi kazıklasın diye! çok sinirliyim, bir senedir geçmedi sinirim.
önce biraz öveyim çünkü gömerken ipin ucunu kaçırıp iki sayfa yazı yazma potansiyelini taşıyorum. olum adamlar sanat eseri icra etmişler, bir oyunun grafikleri nasıl bu kadar güzel olabilir?! o kadar aksiyonun içinde durup manzaraya hayran kalmaktan robotlar ağzıma yüzüme geçirdiler iki tane. bu arada ben death stranding'de bu kadar düşük fps almıyordum bu oyun niye böyle guerrilla? oyun zevkimin içine edilmiş hissediyorum. ha keza oyun zevki namına da çok bir şey bulamadım ya neyse. oyun tamamen görsel şölen ama açık dünya mantığının elde bulunan diğer tembel işler ile hiçbir farkı yok. birbirini tekrar eden tasarımlara sahip meka dinazor dövmek istemiyorum abi ben. tamam istiyorum ama 40 saat boyunca değil yani. gerçek anlamda harika modelleme çıkarıp neden birbirini bu kadar tekrar eden yaratıklar yapılıyor anlamış değilim. tamam açık dünya sonuçta ve ne kadar muhteşem yenilikler bekleyebiliriz ama bu kadar kendini tekrar eden bir oyun bir süre sonra sıkmaya başlıyor ve baktığımızda bu rutini tekrarlamaya değecek bir ödülvari sistemi de yok o kadar. death stranding'de o bile yoktu ama mesela 2018 çıkışlı god of war'u ele alalım. adamlar yarı-açık dünya mantığını oyuna çok güzel oturtmuş üstelik yan görevlere gitmeyi isteyecek kadar güzel bir sistem yaratmıştı. o yan görevleri yapmadan da oyunu bitirebiliyorduk ama yan görevler insanı gerçek anlamda cezbediyordu.
sen harika bir açık dünya mantığı ile pazarlamaya çalışıyorsan oyunu -ana hikaye mevzularına sonra geleceğim- o zaman övüneceğin tek şey bak ne güzel grafiklerimiz var bir de metal hayvan tasarladık işte olmamalı. bir kere senin güçlü bir ana hikayen yok ve ana hikaye hasebi ile kesip biçtiğimiz o insanları berbat tasarlamışsın zaten. hayır yani vadiye kaya diye tasarlamışlar bir iki tane hareketsiz insan modeli, kayaya vuruyoruz ölsün diye ama bakıyorsun mesela en basitinden stormbird'e, sawtooth'a bu kadar mı gerçekçi olur? hareketleri, patlamalar, zırh tasarımları derken orgazmik bir etki bırakıyor insanda. elinde değerlendirebileceğin muhteşem bir açık dünya var, bunu maksimum 7-8 tane meka yaratık ile sınırlandıracağına çeşitlendir. en kötü oyun biraz geç çıkar ama verilen paraya değer en azından ama hayır illa ubisoft'un rezil kepaze tekrar et ve dolu göster mantığını kullanıp üstüne far cry 3, assassin's creed,tomb raider gibi sevilen tüm oyunların boktan sistemini birleştirmeye çalış ortaya da bu kopya içerik çıksın. ben post-apokaliptik bilim-kurgu'nun köpeğiyim ama kanser oldum oynarken bu salak pazarlama mantığı yüzünden. ana karakter hatun (aloy) da zaten game of thrones ygritte ile lara croft çakması olmuş ya neyse.*
aynı mantıkta ilerleyen görevler de cabası. karakter gelişimi gördüğümüz harika bir başlangıçtan sonra -ki günümüz açık dünya mantığı ile ilerleyen oyunlarda zerre ana senaryo ve karakter gelişimi göremediğimizi düşünürsek ben buna bile tamamım- nasıl hiç edilebilir tüm bu gelişim? yenilik vadediyoruz diyerek milleti ayakta uyutmak bu. benim bu oyundan görsellik dışında zevk alabilmem için oynadığım ilk oyun olması gerekiyor.
ha, bu oyun çok mu kötü bir oyun? yoo gayet güzel oyun aslında. ana hikaye ne kadar klişe olsa da film gibi izletiyor kendini. hey gidi rost be... aloy'un karakter gelişimi oyunun başında şaşırtacak derecede güzel işlenmiş. silahlar gayet güzeldi ve karakterin biraz hantal olması sebebiyle gayet gerçekçi bir deneyim sunuyordu. icerail, stormslinger, ropecaster falan kullanması epey keyifli weaponlar ki ben uçup kaçtığımız, karakterlerin beş dakika yerinde durmadığı hack 'n' slash oyunlarının kölesi olmama rağmen bu gerçekçilik için özellikle hantal bir wp kullanım sistemini epey sevdim bile diyebilirim. beni kızdıran ellerinde harika bir fırsat varken ubisoft'un salak saçma hilelerini kullanıyor olmaları. yoksa oyun kendi türü içinde yenilik vadetmese bile günümüzde çıkan salak saçma oyunlara nazaran gayet 7 verilecek bir oyun.
devamını gör...
aşka karşılık gelen bir kelime yaz
acı.
hani anneler sıcak bir şeye yaklaşan bebekleri uyarmak için "cıs" derler ya... o hesap. acıtandır. yakandır.
hani anneler sıcak bir şeye yaklaşan bebekleri uyarmak için "cıs" derler ya... o hesap. acıtandır. yakandır.
devamını gör...
normal sözlük yazarlık rütbeleri
benim gibi adama misyoner verilmiş.
misyoner pozisyonu gelir inşalaa hepinizin aklına. adilerrr.
misyoner pozisyonu gelir inşalaa hepinizin aklına. adilerrr.
devamını gör...
en iyi ikililer
aşık ile maşuk.
devamını gör...
haz duyulan küçük sapıklıklar
yataktayken yastığın soğuk tarafını çevirmek bunu herkes bilir .
devamını gör...
yılanlı sütun
geçmiş zamana gidelim mö 479 yılına....platea savaşı sonundayız.
31 yunan şehri birleşerek persleri yeniyor ve elde ettikleri bronz ganimetleri eriterek bu sütunu yaptırıyorlar.
şükürler olsun!!! ''bu yılan dölü barbar perslerden kurtulduk'' diyerek, delfi’deki apollo mabedinin karşısına dikiyorlar...
efsaneye göre apollon üç başlı bir yılanı öldürmüştür. bu sebeple sütunun yapımında birbirine dolanmış üç yılan persleri ima etmektedir.
beriye gelelim sene 324.... 1. konstantinos bizansı kurunca bu sütunu oradan söktürüp istanbul’un sultanahmet'te bulunan hipodrom'a (at meydanı) koyduruyor efem...
üzerindeki kıvrımlarda sadece .platea savaşı değil tüm pers savaşlarına katılan şehirlerin isimleri vardır.
''
''
''
''
31 yunan şehri birleşerek persleri yeniyor ve elde ettikleri bronz ganimetleri eriterek bu sütunu yaptırıyorlar.
şükürler olsun!!! ''bu yılan dölü barbar perslerden kurtulduk'' diyerek, delfi’deki apollo mabedinin karşısına dikiyorlar...
efsaneye göre apollon üç başlı bir yılanı öldürmüştür. bu sebeple sütunun yapımında birbirine dolanmış üç yılan persleri ima etmektedir.
beriye gelelim sene 324.... 1. konstantinos bizansı kurunca bu sütunu oradan söktürüp istanbul’un sultanahmet'te bulunan hipodrom'a (at meydanı) koyduruyor efem...
üzerindeki kıvrımlarda sadece .platea savaşı değil tüm pers savaşlarına katılan şehirlerin isimleri vardır.
''
''''
''
devamını gör...
aykut enişte
2019 yılında yayımlanan yönetmenliğini onur bilgetay'ın senaristliğini cem gelinoğlu, giray altınok'un yaptığı aile, komedi filmidir.
oyuncular
cem gelinoğlu
melis babadağ
ege kökenli
müfit kayacan
lale başar
ali erkazan
özlem çakar
selen domaç
cem gelinoğlu'nu ben eskiden vinelerinde izler ve severdim. kısa kısa videolar çekip anlık güldürmeyi başarmış oyunculardan. açıkçası filmden pek ümidim yoktu ama izlediğimde beğendim. hatta daha sonra bir iki ortamda yine izledim ve yine güldüm. beklentiyi düşük tutup keyif aldığım nadir filmlerden kendileri.
aykut'un (cem gelinoğlu) tek istediği yalnızca bir ailedir. hayalleri umutları hep bu doğrultuda dır ama işler tersleştikçe tersleşir. peki bu onun hayatını ne yönde değiştirecektir? bazen öyle zamanlar olur ki çok kötü bir hale düşer beklenmedik olaylar yaşar ama sonuçta yaşadıklarımız pek farklı olur. işte aykut'un yaşadıklarıda tam böyledir ne istemiştir ne bulmuştur.
komedi seviyorsanız izleyin derim. zamanım geçsin biraz kafam dağılsın az da güleyim diyorsanız doğru adrestesiniz. zaten komedi severlerin beklentisi az çok bellidir. güldürsün! ee güldürüyor o zaman izleyin gitsin.
iyi seyirler efem...
oyuncular
cem gelinoğlu
melis babadağ
ege kökenli
müfit kayacan
lale başar
ali erkazan
özlem çakar
selen domaç
cem gelinoğlu'nu ben eskiden vinelerinde izler ve severdim. kısa kısa videolar çekip anlık güldürmeyi başarmış oyunculardan. açıkçası filmden pek ümidim yoktu ama izlediğimde beğendim. hatta daha sonra bir iki ortamda yine izledim ve yine güldüm. beklentiyi düşük tutup keyif aldığım nadir filmlerden kendileri.
aykut'un (cem gelinoğlu) tek istediği yalnızca bir ailedir. hayalleri umutları hep bu doğrultuda dır ama işler tersleştikçe tersleşir. peki bu onun hayatını ne yönde değiştirecektir? bazen öyle zamanlar olur ki çok kötü bir hale düşer beklenmedik olaylar yaşar ama sonuçta yaşadıklarımız pek farklı olur. işte aykut'un yaşadıklarıda tam böyledir ne istemiştir ne bulmuştur.
komedi seviyorsanız izleyin derim. zamanım geçsin biraz kafam dağılsın az da güleyim diyorsanız doğru adrestesiniz. zaten komedi severlerin beklentisi az çok bellidir. güldürsün! ee güldürüyor o zaman izleyin gitsin.
iyi seyirler efem...
devamını gör...
sınıfın en güzel kızı
hiç bir zaman olamadım. gözlüklü elinde kitap en arkada oturan silik bi tiptim. şimdi ne değişti denilirse artık lens takıyorum.
devamını gör...
yaşı küçük yazarları sağ frame’e almak
akıl yaşta değil baştadır diyerek 44 yaşında katılmadığım düşünce...
devamını gör...
isaac newton
bugün kendisinin doğum günüdür. iyi ki doğdun isaac.
devamını gör...
ne salak salak başlıklar bunlar ya
devamını gör...
enlemesine dönen yorganı düzeltme çilesi
iki el iki ayakla pizza hamuru çevirir gibi yapacaksın, biraz büyük pizza.
devamını gör...
polislerle girilen ilginç diyaloglar
16 yaşındayım ve iddaa oynuyordum. bir de baktım ki iki polis iddaa bayiye girdi. sonra yanıma doğru gelmeye başladılar. dedim içimden yandık. zira o zamanlarda yaşım tutmuyor normalde. abi yanıma kadar gedikten sonra bana şunu dedi:
-bayern maçına ne oynadın kardeşim?
- 2-3 gol oyna abi banko şeklinde cevap verdim.
sonra da bana ms1 oynamam gerektiğini söylerek kuponu yatırmaya gitti.
-bayern maçına ne oynadın kardeşim?
- 2-3 gol oyna abi banko şeklinde cevap verdim.
sonra da bana ms1 oynamam gerektiğini söylerek kuponu yatırmaya gitti.
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın sözlük! sevgiliye atılan günaydın mesajından daha lezzetli mesajların bulunduğu tek başlık olan başlığın dibine düştük gene. işe gidenlere kolaylıklar dilerim. uyuyanlara ise tam uyanmalarına yakın en güzel rüyaları görmelerini temenni ediyorum ve tam orta yerinde uyanıp hay alüminyum çekmelerini!(bkz: sısısısı)
devamını gör...
dramaturgi
bu bir hestia ukdesidir.
türkçe de, ‘dramaturgi’ , ‘dramaturji olarak ifade edilen, dramaturgie, almancada ''yazar'' anlamına geliyor.
dramaturgi, metinlerin sahnelenmesiyle ilgili bir şey. edebiyat ve onun gösterilmesi, hatta müzikleriyle ilgili bir kavram bu.
bir edebiyat eserinin, etkili bir biçimde sahneye aktarılmasını sağlamak amacıyla, ''hangi müzik etkili olur?'', ''hangi dekor daha çarpıcı olur?'', sorularıyla birlikte edebiyat ürününün yeniden oluşturulmasıdır. psikoloji ve sosyoloji kullanarak tabi.
bütün bunlar, edebiyat eserinin politik olarak nerede duracağını, seyirci ile ilişkisini belirleyeceği, estetik olarak nasıl bir oyun olacağını belirleyeceği için önemlidir.
bir edebiyat ürünün sahnede yorumlanmasıdır.
sinemada ''yönetmenin'' önemli olmasının nedeni yönetmenin hikayeyi nasıl yorumladığı ile ilgilidir. bu ve tabi senaryo büyük ölçüde senaryoya dayanır. öyküye bağlı olan, senaryo filmin odağıdır. yönetmen senaryoya göz atmadan senaryo bitmiş olmaz.
ve dramaturgi çözümlemeleri ile birlikte film çarpıcı bir evreye taşınmış olur.
işte bu bu yorumlama edebiyat eserini sahnelerken de gerçekleşebilir.
bir şiiri herkesin farklı bir biçimde okluması yada aynı edebi eserlerin örneğin; carmen'in farklı bir şekilde önümüze gelmesinin nedenidir.
kısaca efem; dramaturgi, metne bakış ve yorum yöntemidir.
türkçe de, ‘dramaturgi’ , ‘dramaturji olarak ifade edilen, dramaturgie, almancada ''yazar'' anlamına geliyor.
dramaturgi, metinlerin sahnelenmesiyle ilgili bir şey. edebiyat ve onun gösterilmesi, hatta müzikleriyle ilgili bir kavram bu.
bir edebiyat eserinin, etkili bir biçimde sahneye aktarılmasını sağlamak amacıyla, ''hangi müzik etkili olur?'', ''hangi dekor daha çarpıcı olur?'', sorularıyla birlikte edebiyat ürününün yeniden oluşturulmasıdır. psikoloji ve sosyoloji kullanarak tabi.
bütün bunlar, edebiyat eserinin politik olarak nerede duracağını, seyirci ile ilişkisini belirleyeceği, estetik olarak nasıl bir oyun olacağını belirleyeceği için önemlidir.
bir edebiyat ürünün sahnede yorumlanmasıdır.
sinemada ''yönetmenin'' önemli olmasının nedeni yönetmenin hikayeyi nasıl yorumladığı ile ilgilidir. bu ve tabi senaryo büyük ölçüde senaryoya dayanır. öyküye bağlı olan, senaryo filmin odağıdır. yönetmen senaryoya göz atmadan senaryo bitmiş olmaz.
ve dramaturgi çözümlemeleri ile birlikte film çarpıcı bir evreye taşınmış olur.
işte bu bu yorumlama edebiyat eserini sahnelerken de gerçekleşebilir.
bir şiiri herkesin farklı bir biçimde okluması yada aynı edebi eserlerin örneğin; carmen'in farklı bir şekilde önümüze gelmesinin nedenidir.
kısaca efem; dramaturgi, metne bakış ve yorum yöntemidir.
devamını gör...
pepuk kuşu efsanesi
erzincan - tunceli çevresinde anlatılan acıklı bir efsanedir. efsane şöyle:
iki küçük kardeşin anneleri ölünce babaları yeniden evlenmiş. üvey anne bu iki çocuğa çok sert davranırmış, çocuklar üvey annelerinden çok korkarlarmış. üvey anneleri kış bitip bahar gelince bir gün bu iki kardeşi dağa "kenger" (kırlarda yetişen yenilebilen dikenli bir ot) toplamaya göndermiş. iki kardeş dağa çıkıp kenger toplamaya başlamışlar, topladıkları kengerleri kız kardeşin boynuna asılı torbaya atıyorlarmış. akşama kadar kenger toplamışlar ancak bir aksilik varmış. topladıkları kengerler torbanın altı delindiği için hep dökülüyormuş. torbada kenger olmadığını gören erkek kardeş üvey annesinin de korkusuyla öfkelenmiş ve kengerleri kız kardeşinin yediğini düşünerek onu suçlamış. kız kardeş ise kengerleri kendisinin yemediğini söylemiş. "eğer inanmıyorsan midemi açıp bakabilirsin." demiş. bunun üzerine kardeşi, kız kardeşinin midesini açmış ve kengerleri kız kardeşinin yemediğini anlamış. anlamasına anlamış ama kız kardeşi de oracıkta ölmüş. kardeşine inanmayıp bir de onun ölümüne sebep olan kardeş yaptığına bin pişman olmuş ve ağır bir vicdan azabı çekmiş.
bu ruh hali ile orada şöyle dua etmiş: "allah'ım beni pepuk kuşu yap ve bu dağlara sal, sal ki dünya döndükçe kardeşim, kardeşim diye seslenip durayım." o gece erkek kardeşin duası kabul olmuş ve erkek kardeş pepuk kuşu olup kardeşinin öldüğü ağaca konmuş.
o gün bu gündür bu kardeş, dağlarda deli gibi oradan oraya dolanıp durur ve bahar mevsiminde kengerlerin çıktığı vakitler acıklı acıklı şöyle öter:
(zazaca)
pepuu!..
kekuu!.. (baba)
kam kerd!.. (kim yaptı?)
mı kerd!.. (ben yaptım)
kam kişt!.. (kim öldürdü?)
mı kişt!.. (ben öldürdüm)
kam şüt!.. (kim yıkadı?)
mı şüt!.. (ben yıkadım)
...
iki küçük kardeşin anneleri ölünce babaları yeniden evlenmiş. üvey anne bu iki çocuğa çok sert davranırmış, çocuklar üvey annelerinden çok korkarlarmış. üvey anneleri kış bitip bahar gelince bir gün bu iki kardeşi dağa "kenger" (kırlarda yetişen yenilebilen dikenli bir ot) toplamaya göndermiş. iki kardeş dağa çıkıp kenger toplamaya başlamışlar, topladıkları kengerleri kız kardeşin boynuna asılı torbaya atıyorlarmış. akşama kadar kenger toplamışlar ancak bir aksilik varmış. topladıkları kengerler torbanın altı delindiği için hep dökülüyormuş. torbada kenger olmadığını gören erkek kardeş üvey annesinin de korkusuyla öfkelenmiş ve kengerleri kız kardeşinin yediğini düşünerek onu suçlamış. kız kardeş ise kengerleri kendisinin yemediğini söylemiş. "eğer inanmıyorsan midemi açıp bakabilirsin." demiş. bunun üzerine kardeşi, kız kardeşinin midesini açmış ve kengerleri kız kardeşinin yemediğini anlamış. anlamasına anlamış ama kız kardeşi de oracıkta ölmüş. kardeşine inanmayıp bir de onun ölümüne sebep olan kardeş yaptığına bin pişman olmuş ve ağır bir vicdan azabı çekmiş.
bu ruh hali ile orada şöyle dua etmiş: "allah'ım beni pepuk kuşu yap ve bu dağlara sal, sal ki dünya döndükçe kardeşim, kardeşim diye seslenip durayım." o gece erkek kardeşin duası kabul olmuş ve erkek kardeş pepuk kuşu olup kardeşinin öldüğü ağaca konmuş.
o gün bu gündür bu kardeş, dağlarda deli gibi oradan oraya dolanıp durur ve bahar mevsiminde kengerlerin çıktığı vakitler acıklı acıklı şöyle öter:
(zazaca)
pepuu!..
kekuu!.. (baba)
kam kerd!.. (kim yaptı?)
mı kerd!.. (ben yaptım)
kam kişt!.. (kim öldürdü?)
mı kişt!.. (ben öldürdüm)
kam şüt!.. (kim yıkadı?)
mı şüt!.. (ben yıkadım)
...
devamını gör...

