benden bahsedildiği için koşa koşa geldim. o kişi benim.
devamını gör...

insanlığını unutması.
devamını gör...

26 mayıs 2012' de ndemic creations tarafından piyasaya sürülen stratejik simülasyon video oyunudur. oyundaki amaç, global bir hastalık geliştirmek ve bu hastalığın bütün dünyaya yayılmasını sağlamak. bu bir bakteri, virüs, mantar, parazit, nanovirüs, prion veya biyolojik bir silah olabilir. bakteri ile başlayıp, oyunda ilerledikçe diğerlerinin açılabildiğini anımsıyorum. hastalık yayıldıkça dna puanları topluyor ve hastalığınızın yayılımını (kara, hava, deniz yolu vb.) dayanıklılığını (sıcak - soğuk iklim şartları vb.) bulaşıcılığını (öksürme yoluyla bulaşması gibi), belirtilerini, mutasyon geçirme ihtimalini ve ölümcüllüğünü geliştirebiliyorsunuz. aynı zamanda dünyada olan biten gelişmeleri de takip etmeniz gerekiyor. hastalığın fark edilmesiyle birlikte aşı geliştirmek için çalışmalar başlıyor ve bunlarla mücadele etmeniz gerekiyor. hastalık insanlığı yok edebilirse oyunu kazanmış oluyorsunuz. farklı zorluk seviyeleri var. insanların umursamaz davrandığı kolay seviye, herkesin kurallara uyduğu ve kişisel hijyene dikkat ettiği en zor seviye ve ikisi arasında olan orta seviye. koronavirüs ortaya çıkmadan önce sık sık oynardım. pandemi sürecine girince, bozulan sinirlerimi daha da bozmaması için ara verdim. malum, bu süreçten önce gözlerimle görmesem insanların bu kadar pervasız olabileceğine asla inanmazdım.*
devamını gör...

içinde olduğumuz ay.
hoş geldin mart
"vazgeçtim bu dünyadan

tek ölüm paklar beni

değmez bu yangın yeri

avuç açmaya değmez.”

shakespeare yüzlerce yıl önce yazmış. bir yerlere ait olmadığını anladığı bir zamanda yazmıştır muhtemelen.

her gün kadına şiddet ile ilgili haberler görüyoruz. eğitim seviyesi artıyor ama bu tür olaylar azalmıyor. dışarıdan bakınca, iki yetişkin insan görülen çiftler, hoş başlayan ilişkilerini nasıl bu kadar çirkinleştirebiliyor. hiçbir kadın kendisini dövsün diye bir erkekle beraber olmaya başlamıyor. adamların da ilişkiye başlarken “ben bunu bir temiz döverim” diye başladığını sanmıyorum. ipler nerede kopuyor?

her kadına şiddet sonrası tüm erkeklere faturayı kesmekle yol alınmıyor. alınsaydı çoktan biterdi kadına şiddet. yürüyüşler yapılıyor, sloganlar atılıyor, ertesi gün bir başka kadına şiddet vakası gerçekleşiyor.

kadına yönelik artan şiddetlerin bir sebebi de vazgeçmemek olabilir mi? inadına, olanlara rağmen olduğu gibi yaşamaya devam etmek olabilir mi?

yaşamak için inat etmeye gerek var mı?

son nefese kadar bize bahşedilmiş bir nimet yaşamak. son nefese kadar bize bahşedilen beden ve son nefese kadar verilen rızık ile yasayabiliriz zaten. inat etmeye gerek yok. inadına olamayacak bir insanı, olamayacağı bir insan yapmaya gerek yok. inadına sevmeyen, saygı duymayan bir insana katlanmaya gerek yok. inadına huzursuz bir eve mahkûm olmaya gerek yok.

bir patron sözü vardır, ‘kimse vazgeçilmez değildir.’ diye. çiftler için de geçerli olabilecek söz.

vazgeçemeyenler yüzünden diğer taraf kendini vazgeçilmez sanıyor. karşısındaki insana etmediğini bırakmıyor.

içinde sevgi açlığı olan kadınlar-adamlar var. kendisiyle kalmaktan korktuğu için, yalnız kalmaktan korktuğu için karşısındaki insanın tüm yanlışlarını sineye çekiyor.

kendiyle yalnız kalmaktan korkmasa, karşısındaki insan ondan çekinecek. saygı duymaya başlayacak, kendine çeki düzen verecek.

din ve devlet de dâhil, hiçbir otorite insana istemediği bir hayatı zorlayacak emirler ve kanunlar içermiyor. islamiyet için insan hayatı kutsal. islamiyet için insan ruhu da kutsal. kimsenin, bir başkasının ruhunu incitmesine müsaade etmiyor. en büyük günahlardan biri kul hakkı. bir kul, bir başka kulun hakkını yemesin diyor islamiyet. kul hakkı bazen mala zarar vermek olur, bazen bağırmak olur, bazen şiddet olur. zulme uğrayan kul, zalimlik yapana hakkını helal etmezse allah da zalim olanı affetmiyor.

devlet de müsaade etmiyor zalimliklere. aile içinde bile olsa, zalimlik yapana gereken cezayı veriyor.

zalimlere boyu eğmeden, gün görmek için yapılması gereken, zulme müsaade etmemek. zalimliği tescillenmiş insandan uzak durmak. hesap yapmadan, yalnızlıktan korkmadan, kendiyle baş başa kalmaktan korkmadan, zalimlik yapandan uzak durmak zorundayız.

göçmen kuşlar gibi, mutlu olacağımız, iyi olacağımız yerlere uçmalıyız. mart ayı göçmen kuşların türkiye’ye gelme zamanı. yuvalarını hayatlarını bırakıp türkiye’de yeni bir hayat kurmaya geliyorlar. binlerce kilometrelik yolculuk yapıyorlar. kiminin küçücük kanatları var. bu kanatlarla bu yola çıkılır mı diye düşünmeden çıkıyorlar yola. yolda ne yeriz ne içeriz diye düşünmüyorlar. onları yaratan yaratıcı, onlara müthiş içgüdüleri vermiş. o içgüdülere güvenip kanat çırpıyorlar.

biz insanlara, yaratıcı hem donanım hem akıl verdi. bizim yapmamız gereken, önceki tecrübelerimizden ders almak. okuduklarımızdan ders almak. sonramızı daha iyi etmeye çalışmak. sonramızı daha iyi etmek için, kötü olan öncelerden vazgeçmemiz gerekiyor.

önce yaratıcıya, sonra kendimize güvenerek, kendimize güzel bir sonra sağlamak elimizde.

mart ayı, baharın ilk ayı. bahar kuzey yarımkürede tüm doğanın yeniden başladığı aydır. meyveler çiçek açar, hayvanlar yavrular, göçmen kuşlar gelir, ekinler ekilmeye başlar. yaz mevsimi içindir tüm hazırlık. mart ayının bir günü de kadınlar günü’dür. sembolik bir gündür. hediye sektörüne, çiçek sektörüne yarayan bir gündür. kadın aşağı, kadın yukarı edilir bir gün. bir önceki gün ve bir sonraki günden farklı olarak.

kadınlar da doğa gibidir. dünyayı güzelleştirmeye çabalarlar. güzelleştirdikçe mutlu olur kadınlar. temizler mutlu olur, yemek yapar mutlu olur, yardım eder mutlu olur, gülümser mutlu olur.

koronalı günleri geride bırakmayı umduğumuz bu mart ayında, yeni gelmiş göçmen kuşlar gibi yeni güzel günler görebilmek için uğraşmamız gerekiyor. göçmen kuşun, yuvasını yapma telaşı gibi umut dolu bir telaşla sarılmalıyız mart ayına. göçmen kuşun gerisinde bıraktığı, vazgeçtiği gibi, zamanı dolan her şeyi geride bırakmalıyız. her şeyin güzel olması için eskilerden vazgeçmemiz gerekiyor. iyi gitmeyen şeylerden vazgeçersek iyi olan günlere varabiliriz. hoş geldin mart.
devamını gör...

kriterlerimize uyacaklarını düşünmüyorum.düzenlerini o kadar da bozamazlar.
devamını gör...

bence iko yoldaşı devirmeye çalıştı. sistem çökmesi diye olayın üzerini kapatmaya çalışıyorlar. bu millet darbenin kokusunu 1000 km öteden alır.
devamını gör...

hayatın en hüzünlü anı,
mevsimine kapıldığın kişinin
bahçesinde açabilecek bir çiçek olmadığını
anladığın andır
bırak, gitsin...
bırak, git...

mayakovski
devamını gör...

oy kullanacak kadar yaşlı, emekli olamayacak kadar gencim.
devamını gör...

görmediğimiz kediye isim biçemeyiz... çıkar göster...
devamını gör...

emanetin gözü yerde olurmuş..
emanet etmemeyi tercih ediyorum..
kolay kolay emanet de kabul etmem..
devamını gör...

kasık bölgesine sağlam bir tekme yememiş ve bu yüzden de tarif edilen ağrıyı anlayamayacak insanların görüşüdür bu genellikle.

yanlış anlaşılmasın. bunu, regl ağrısının şiddetinin daha iyi anlaşılması açısından söylüyorum. kasık bölgenize, otomatiğe bağlanmış şekilde seri tekmeler yediğinizi düşünün; elde edilen şiddet regl sancısına denktir.
devamını gör...

10 eylül 1943 yılında öğretmen bir ailenin son çocuğu olarak dünyaya gelen çevirmen ve yazar.

bir yanı kesinlikle ''nihilist'' etkiler taşıyan, edebiyatımızın erken yaşta yitirdiği özgün yazarlarından biridir. farklı bir bakış açısı ve kalemi vardır, eğer bu kadar genç elimizden kayıp gitmeseydi kim bilir daha ne kadar o kendine has havasıyla eserler verirdi..

yaşamın ucuna yolculuk adlı romanı aslında almanca ''bir intiharın izinde'' (auf den spuren eines selbstmords) adıyla yayınlanıp almanya'da ''marburg edebiyat ödülü''nü kazandırmıştır yazarımıza. aslında insanların ilgisini çekmesi ve o değerli ismini duyurması da bu kitap ve ödül sayesinde olmuştur. daha sonrasında türkçeye ''yaşamın ucuna yolculuk'' olarak çevrilmiştir.

1986 yılının soğuk bir şubat günü göğüs kanserinden hayata veda eden özlü'nün kabri aşiyan mezarlığı'nda bulunmaktadır. kendisini ziyaret etmek, ona belki bir çiçek, belki dua, belki ise birkaç güzel söz bırakmak isteyen yazarlara ve okurlara duyurulur.

şimdi, okuduğum ilk eseri olan kalanlar'dan sevdiğim bir alıntıyı paylaşarak tanımımı sonlandırıyorum.

benim kişiliğimin yöresi mutlaka anadolu'da bir kasaba. hiç kibar değil. bilinçsizce alçakgönüllü. ne baharımsı ne yazımsı. sessiz, durgun, ama geniş değil, yalnızca can sıkıcı.
devamını gör...

sözlük formatını iyi bilen, çok yönlülüğüyle sözlüğe değer kattığını düşündüğüm yazar.
devamını gör...

uzun zaman deli gibi merak ederken şimdi anında görebildiğim yazardır kendisi. hepsini ayrı ayrı sevdiğimi söylemeliyim.
devamını gör...

çok şekerli ölüm adlı cinayet romanı üçlemesiyle polisiye roman konusunda türk edebiyatına katkıda bulduğunu düşündüğüm yazar.
dağhan külegeç’in annesidir aynı zamanda.

anne ve babasının adı altan erbulak olup ona da aynı ismi vermiş olmaları ilginç bir detaydır. kendisi 16 yaşındayken mahkemeye başvurup adını ayşe erbulak olarak değiştirmiştir. *
devamını gör...

azotu yapay şekilde toprağa katmak için kullanılan gübrelerdir. iklim değişikliğine etkisi olup, sera gazlarının da bu gübrelerin üretimi ve uygulaması sırasında açığa çıktığını hatırlatmakta fayda vardır.
devamını gör...

her konuda fikri değil her konuda zikri olan insandır. fikir üretebilen insan, konuşmak için iki kere düşünür.
devamını gör...

la mante, eylül 2017'de tf1'de yayınlandıktan sonra 30 aralık 2017'de netflix'te çıkış yapan bir fransız gerilim filmi mini dizisi.

dizi 6 bölüm ve her bölüm ortalama 50 dk. sürüyor.

yıllar önce 8 kişiyi vahşice öldüren bir seri katil ve onun polis olan oğlunun başka bir seri katili yakalayabilmek için bir araya gelmesini anlatıyor.

kurgu, gerilim tonu, oyunculuk, mekan kullanımı, konuşma içeriği ve aksiyon dozu iyi ayarlanmış.

cevaplanmamış bir kaç soru da cabası.
ancak ilk üç bölümde karakterlerin gerçekten masum mu suçlu mu olduğu konusunda kafa karisikligini çok iyi oluşturuyor.

yine anne-ogul ve baba_kız ilişkisi farklı bakış açıları ile güzel islenmis.

dizide en çok dikkatimi çeken polis ve karısının birbirine olan aşkı ve güçlü tutkusuydu. gerek sosyal medya da gerek gerçek hayatta sürekli karşı cins ile ilgili genellemeler duymaktan ya da şikayetçi eşleri dinlemekten aşk ve sevgiye olan inancım azalmış sanırim. bu dizi ise biraz umutla bakmami sağladı.

içinde mantık hataları mevcut. hani arka sokaklara bağlayacaklar diye beklerken dikkati başka yöne çekerek kurtarıyorlar gibi.

vakit geçirmelik, güzel bir dizi. ımdb puanı 7.5.
devamını gör...

peki kendini ispatlayan para da bizi bulacak mı?
devamını gör...

sinir seviyenize ve ortama göre değişir. nispeten rahat bir arkadaş/aile ortamındaysanız durumu yönetmek daha kolaydır. ancak konuşsanız ağzınızdan çıkanlardan korkacağınız derecede bir sinirle resmi bir ortamdaysanız orada işiniz zor*.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim