ilk konuğumuz lewis carroll.
~gerçek ismi charles lutwidge dodgson.
~matematik, yazarlık, fotoğrafçılık ve üç tekerlekli bisikletler onun ilgi alanına giriyordu.
~yazı ve matematik kariyerini ayrı tutmaya kararlı olan dodgson, kensine lewis carroll takma adını geliştirdi. bunun için ilk iki isminin yerini değiştirip onları latinceye sonra da yeniden ingilizceye tercüme etti. bu tür tuhaf ve zekice oyunları onun yazı stilinin alametifarikası haline geldi.
~carroll 1862'de arkadaşlarıyla birlikte bir gemi seyahatine çıktı. yolculukta sıra dışı bir dostluk geliştirdiği 10 yaşındaki alice liddell de vardı. carroll, gemide vakit geçirmek için başkahramanı alice olan bir öykü yazdı.*

~carroll ayrıca kütüphanede kolayca bulunabilmesi için kitap adını cildin sırtına yazma fikrini de ilk geliştiren kişiydi.
~"p" ile başlayan o sözcük ölümünün üzerinden yüz yılı aşkın bir süre geçtiği halde lewis carroll'ın yakasını hala bırakmıyordu.
carroll pedofil miydi?
tartışmaların ardı arkası kesilmiyordu. carroll yüzlerce çıplak fotoğraf çekmişti (kendisi değildi çıplak olan kızlardı.) fotoğrafların hiçbiri açıkça cinselliği düşündürmese de kızlardan en azından birinin annesi, kızının başında kimse olmadan fotoğrafının çekilmesi teklifinin ürkütücü bularak reddetmişti.
~carroll'ın "alice harikalar diyarında" kitabının kahramanı alice lidell ile özellikle yakın bir ilişkisi vardı ve bu ilişki 1863'te aniden bitti.
ani bitişin nedenini bilen yoktu. ayrıca carroll günlüklerinde ömür boyu taşıdığı günah ve suçluluk duygusundan söz ediyordu. hangi konuda suçluluk duyduğunu hiç belirtmemişti. acaba fotoğraf çekmekten fazlasını mı yapıyordu?
yakın dönem biyograflarından bazıları carroll'ın sadece willy wonka tipinde, çocuklardan büyülenen ama onları istismar edecek ya da kullanacak bir şey yapmayan biri olduğunu söylüyor. şurası kesinki carroll'ın herhangi birine uygunsuz yaklaştığını gösteren hiçbir delil yok. gerçeği ancak beyaz tavşan bilir.
kaynak: büyük yazarların gizli hayatları.
devamını gör...

sevgilisi olmadigi icin zirlamak ama sonra olmamasini istemek. sonra tekrar uzulmek ardindan en azindan kafam rahat diye dusunmek. daha sonra mutlu ciftleri gorunce aglamak ama en sonunda da insan gibi insan kalmadigi icin buna sukretmek*
devamını gör...

ilk adımı hep kadın atar. ama erkeklere kendilerinin attığını düşündürtürler.
devamını gör...

yine giremedik be şu listeye, yine favorisi olamadık kimsenin. eyvallah o zaman.
devamını gör...

bana bu dünyada cennetin de yaşanabileceğini gösterdin. çok güzel zamanlarımız geçti seninle. sana yaptığım onca hataya karşın bir gün olsun ağzını açıp kötü tek bir söz bile söylemedin. nahifliğin en öldürücü silahındı. sensiz nasıl yaşanır, bilmiyorum. seni unutamadığımı her halimden anlıyorsundur eminim. dünyanın bütün zenginliklerini o küçücük yüreğinde sundun bana, şimdi iflas bayrağını çekmiş haldeyim. seni o kadar özlüyorum ki. seni özlemek bile az kalır tüm bu özlemlerin yanında. hayatta güzelliklerin de olabileceğini gözlerinde gördüm. en güzel duyguları sana harcadım, eser miktarındakini de kalbime ayırdım ki seni unutmamak için. söyledim sana, bir gün gelirsen seni bekliyor olacağım diye. seni hala bekliyorum.

son olarak da hayatındaki o kadınla mutlusundur umarım. seni üzdüğüm her an için kendimi lanetliyorum. iyi ki vardın.
devamını gör...

önce kuyruğuna bakarım. hayvanın sinirli olup olmadığını öğrenmek gerek.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

erkeklerde 1900 yılında, kadınlarda ise 2000 yılında yaz olimpiyat oyunlarına giren spor dalı.
takımlar 1'i kaleci 7'şer sporcudan oluşuyor.
maçlar iki yarı dört periyot olarak oynanıyor. her periyot 7 dakika.
sporcular bone giymek zorunda ve bone üzerinde numaraları yazıyor. erkekler slip mayo, kadınlar ise tek parça mayo giyiyor.

gol atmak için uzaktan sert şut atabilir, topu suda sektirerek atabilir ya da kalecinin askı zamanını hesaplayıp, üzerinden aşırabilirsin.
rakibin yüzüne su atmak yasak. her takımın hücum için 35 saniyesi var.
belirli bir alan içinde kural dışı bir durum olursa 5 metre atışı uygulanıyor. (hentboldaki 7m veya futboldaki penaltı gibi)

kaleciler diğer oyunculardan farklı olarak yine belirli bir alan içerisinde topa iki elleri ile aynı anda dokunabilir, topa yumruk atabilir.
kaleciler orta çizgiyi geçemezler.
unutmadan su topunda da ofsayt kuralı var.

oyun tarihine baktığımızda bir ülke çok öne çıkıyor.
erkeklerde bu ülkenin 15 madalyası var.
9 altın, 3 gümüş, 3 bronz.
bu ülke macaristan.
yugoslavlarda bu oyunda başarılı olmuş, son yıllarda sırbistan da oldukça başarılı.

kadınlarda ise abd arka arkaya 5 altın madalya almış olimpiyatlarda. eğer tokyo oyunları bu sene yapılabilirse 6'da 6 yapabilirler.

türkiye'de ilk olarak 1942 de şampiyona düzenlenmiş.
şimdiye kadar 3 takımın ismi şampiyonluklarda öne çıkıyor.
1940'lar ve 60'ların ortasına kadar: adana demirspor
60'ların ortasında 90'lara kadar: istanbul yüzme ihtisas kulübü
90'lardan 2010'ların artasına kadar: galatasaray hakimiyetinde geçmiş.
son iki şampiyon enka.

şuan ligde 8 takım var:
adalar
heybeliada
kınalıada
galatasaray
enka
istanbul yüzme ihtisas
izmir büyüksehir belediye
odtü

şimdiye kadar kazanılan toplam şampiyonluk sayıları ise:
gs:27
istanbul yüzme ihtisas:25
adana demirspor:21
enka:3
adalar su sporları kulübü:2
devamını gör...

18 yaşını geçince ''reşit'' anlayışı oluyor fakat o yaşlar aslında o kadar küçük ki. o yaşlarda kişiler henüz kendini bulmaya çalışıyor. insanın kendini bulma arayışında kendinden yaşça fazlasıyla büyük biriyle romantik ilişki içerisinde olması ne kadar sağlıklı olur bilemiyorum.
devamını gör...

adam 391000 kişiden 2 milyar tanım toplamış.
bildiğiniz üzere günümüzde kişisel veriler çok önemli ve sözlükteki tanımlardan daha iyi kişisel veri olabilir mi?
olamaz.
kaynak: sonsuzhayalgücümhaber.com
devamını gör...

insandan insana çok değişen bir şey. kimi insanlar o kadar çok sever ki hayatı şartlar ne olursa olsun sımsıkı sarılırlar hayata. benimse hiç başaramadığım bir şey. kendimi kesinlikle ait hissedemiyorum bu hayata. yabancı bir cismim sanki dünya için ve dünya bana karşı bir reaksiyon veriyor.
devamını gör...



"ele güne karşı yapayalnız böyle de olmaz ki."
devamını gör...

(bkz: lucifer) geri mü döndü lan diyerek kontrol ettiğim başlık . biri bitiyor biri başlıyor *
devamını gör...

kişisel iletisinde kalbimiz seninle yazıyor valla kral hareket. mevzuya ayana kadar harbiden uçuruldu sandım iyi trolledi beni.
devamını gör...

güvenilir ve yaygın bir adalet sistemi,
güçlü ve nitelikli ulusal eğitim ağı,
hukukun üstünlüğü,
kuvvetler ayrılığı,
her alanda benimsenmiş reform ilkesi,
yeniliğe açıklık,
katma değer üretiminden elde edilmiş sermaye grupları
iyi ahlak ve en önemlisi de yerleşik kültür.

bu kültürün eleştirilmesi, türkiye gibi ülkelerde ciddi bir reaksiyonla karşılaşmanıza sebep olacaktır. mühendislikte; odtü, boğaziçi tıpta; çapa, cerrahpaşa ya da çeşitli köklü hukuk fakülteleri olan bir ülkede eğitim kalitesizliği konu değildir. ortalama eğitimin kalitesiz olduğunu savunabilirsiniz ama bu başka bir konu. asıl mesele, bir insanın eğitim yoluyla sıfat atlayabileceğine inanmasıdır. aksi durumda eğitim; kişinin kendi isteklerine ulaşma dürtüsü olma özelliğini kaybeder. maalesef insanların çok azı eğitimi nedenselleştirecek idealizme sahip. bunun tercümesi şudur: bu ülkenin kültüründe bir gün nobel ödülü kazanma hedefiyle doktora yapan insan sayısı çok çok az. maalesef rahat yaşam, toplumsal saygınlık, statü vs. daha baskın geliyor.

kültürün, hukuktan önce geldiğini savunan birisiyim. kültürü düzelttiğimiz zaman eğitim de, adalet de, katma değer de yaratabiliriz. ha kültürü düzeltmezsen de rasyonaliteyi yıllar evvel terk etmiş bir topluma ''bizi kıskanıyorlar'' diyerek toplumu buna inandırabilirsiniz. ama asla cari açık vermeden büyüyecek bir makroekonomik yapıyı kuramazsınız, çünkü yerleşik kültür buna asla izin vermeyecektir.
devamını gör...

unesco dünya kültür mirası listesine alınan, çanakkale'de bulunan, tarihi değerinden dolayı dikkat çeken şehir.
devamını gör...

geçtikten sonra geriye bakıp bir de beni takip ediyor yüzsüz deme imkanı sunar.
devamını gör...

ray bradbury tarafından yazılan 500'e yakın eserden en fazla ses getirendir. 9 ayrı kısa hikâye olarak, kiralık bir daktilo ile bodrumda bir kütüphanede yazılmıştır. galaxy magazine'de parça parça olarak yayınlanmıştır. kitapları yakan yöneticilerin ve kitapları okumamayı tercih edenler yönetilenlerin totaliter bir dünyadaki yerlerini bize gösterir. anlatım tekniği okuyucuyu yormayan ve bir oturuşta kitabı bitirmeyi teşvik eder niteliktedir. hikâyeyi sistemde yerini sorgulayan ve/veya sorgulayacak olan ana karakterimizin bakış açısından okuruz. içeriğine sadece distopik demek haksızlık olur yer yer cyberpunk, bilimkurgu gibi türlerden de etkiler görürüz. bu içerik ne yazık ki artık çok da uzak olmayan bir geleceği yansıtır ama eser kendi türdeşlerinin çoğunun aksine okuyucuya hala umut var hissini yaşatır.


"mutlu olmak için ihtiyacımız olan her şeye sahibiz, fakat mutlu değiliz. kayıp olan bir şeyler var. çevreme bakındım. gördüğüm tek şey, yıllardan beri yaktığım kitaplardan kalan artıklar. bu bakımdan kitapların yardımcı olabileceklerini düşündüm."

"bir kadın kitaplar uğruna yanabiliyorsa, kitapların içinde bir şeyler olmalı..."
devamını gör...

arapça "medine", "şehir" demektir.* "medeniyet" kelimesi de bu kelimeyle aynı kökten gelir. yani "şehirli insan, medeni insandır" demişler.

medeniyet kelimesinin ingilizcedeki karşılığı olan civilization'ın kökeni, civitas, yine "şehir" demektir. yani zamanında şehir surlarının içinde yaşayan, barbar olmayan insan; civilized insanmış. arapça muadiliyle neredeyse birebir aynı anlamda süregelmiş.

bitti mi? bitmedi.

bu kavram için cumhuriyetin dil devrimi sırasında türettiğimiz "uygarlık" kelimesi bile benzer bir ayrım gözetir. bu kelime basbayağı uygurlar'dan gelir ve bilindiği üzere uygurlar konargöçer hayatı bırakıp yerleşik hayata geçen, tarımla uğraşmaya başlayan ve bu yüzden şehirler inşa eden ilk türk kavmidir.

ateistler bunu da açıklasın.
devamını gör...

tanrı ve şeytanın bir iddiaya girdiğini hatırlarsınız insanın ruhu üzerine. tanrı kendi yarattığı insana kefildir, içindeki iyinin gücüne güvenir insanın. çünkü bizzat kendisi üflemiştir o iyiliği insanın ruhuna. şeytan ise içinde hala bir intikam duygusuyla yanıp tutuşurken hammaddesini çoğaltan bir kin ile insanın aklını başından alıp ruhunu ele geçirmek ister. ve bunu yapacağından da çok emindir. şeytana göre insan kötüdür ve zaaflarına yenilmesi an meselesidir.

hatırladınız bence. goethe’nin faust isimli başyapıtından bahsediyorum. işte başlıkta yazdığım o cümle bu kitabın en can alıcı cümlesi çünkü iddianın karar bağlanması içim bu cümleye ihtiyaç var.

tanrı ile bahis konusunda anlaşan insan iyilik timsali doktor faust ile de bir iddiaya girer faust’un ruhu üzerine. bu bahsi kazanması tanrı ile girdiği bahsi de kazanması anlamına gelecektir.

şeytan doktor faust’u bir seyahate çıkarır dünyanın her yerinde her zamanında. bütün dünyevi hazları tatmasını sağlar. ve eğer bu yolculuk esnasında dünyevi hazlara kanan faust “ dur ey zaman ne güzelsin” derse şeytan çifte bahsi kazanacaktır.

faust bu cümleyi kurar yolculuğun bir yerinde ama beklenilen yerde değil ve biz insanın içindeki iyiye inanmak isteriz.

bu cümlenin yazarı goethe ölmeden hemen önce “ ışık biraz daha ışık” demiştir. kendi yolculuğunun sonunda goethe’nin “ dur ey zaman ne güzelsin” diyeceği o yere ulaşmış olduğunu umuyorum gözleri karanlığa alışınca.

herkesin bu cümleyi kuracağı bir an gelir. bazen ummadığınız bir anda çıkan ve bir türlü gizemini çözemediğiniz bir insanla karşı karşıya gelince bu cümleyi kurarsınız ve siz bu cümleyi her sarf ettiğinizde şeytan bir kez daha mağlup olur.
devamını gör...

klasik türk sanatları'nın dünyaca meşhur bir başka dalı dokumacılık sanatıdır. halı ve kilim dokumacılığı türklerin hayatında orta asya bozkırlarına dikilen çadırların çevresini soğuk ve sıcakların etkisinden korumak amacıyla, iç bölümünü ise yine sıcak ve yumuşak bir zemin oluşturmak düşüncesiyle yaygı, sergi unsurları şeklinde ortaya çıkmıştır. yerleşik hayata geçildiğinde ise beylikler ve anadolu selçukluları dönemlerinde halı ve kilim dokumacılığı belli bir üslûp kazanmış, kendine özgü düz dokuma ve çift düğüm dokuma teknikleriyle başlı başına farklı bir sanat kolu olarak dünyaya kendini kabul ettirmiştir. başta hereke yapımı el dokuması halıları olmak üzere ısparta, milas, gördes, bergama halı ve kilim dokumaları kalite ve nitelikleriyle aranılan eserlerdir. tabiî biçimde elde edilen rengârenk kök boyalar kullanılarak özlem, aşk, güç-kudret gibi hislerin sabırla ilmik ilmik dokunduğu halı ve kilimler, türklerin sanat âleminde iştihâr eden ve değeri günbegün artarak her dâim göz alıcı şekilde parıldayan güneşi gibidir. şimdi, göz ve gönüllerimizi aydınlatan dokumacılık sanatımızın bulabildiğim nâdide eserlerinden bir buket yaparak okuyucu ve meraklıların nazarlarına takdim ediyorum:
kırmızı el dokuma hereke halısı
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
yeşil el dokuma hereke halısı
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
antika hereke halısı
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
hereke ipek halı
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
minyatür boy el dokuması
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kilimlerden örnekler:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

halı ve kilim dokumacılığı hakkında ayrıntılı bilgi edinmek için buradan ve şuradan bakılabilir.
halı fotoğrafları buradan, buradan, buradan, buradan ve şuradan temin edilmiştir.
kilim dokumacılığı hakkında ve fotoğrafları için buraya, buraya ve şuraya müracaat edilebilir.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim