bizim erkekler ukraynalıların gelmesini bekliyor
sevgili neyzen tevfik'ten gelsin
ben sana b.k demem,
b.klar duyar ar eder.
bir zerren düşse b.ka,
onu da mundar eder.
akademisyen olacak bu adi.
ben sana b.k demem,
b.klar duyar ar eder.
bir zerren düşse b.ka,
onu da mundar eder.
akademisyen olacak bu adi.
devamını gör...
oyladığın yazar tarafından oylanmamak
buhayatbenim ukdesi.
oylamamın amacı oylanmak olmadığı için işin o tarafıyla ilgilenmiyorum.
sözlüğe geldiğimden beri neredeyse bütün tanımlarını okuduğum, oyladığım yazarlar, hatta kurucular var. kendilerinin beni oyladığı 40 yılda birdir. ama umrumda da değildir. amacım oy değil çünkü. oylanmaktansa, okunmayı tercih ederim.
oylamamın amacı oylanmak olmadığı için işin o tarafıyla ilgilenmiyorum.
sözlüğe geldiğimden beri neredeyse bütün tanımlarını okuduğum, oyladığım yazarlar, hatta kurucular var. kendilerinin beni oyladığı 40 yılda birdir. ama umrumda da değildir. amacım oy değil çünkü. oylanmaktansa, okunmayı tercih ederim.
devamını gör...
moderasyonun mesajlarımızı okuma ihtimali
şimdi değilde birkaç sene sonra bunu tartışmak mümkün,o zaman bu entryi hatırlatacağım,belki ihtimalim artar.*
devamını gör...
yanlış zamanda tanışılan doğru insan
bence kendi içinde tutarsız bir cümle.
doğru insanla tanışıyorsan, tanıştığını düşünüyorsan yanlış zaman yoktur.
doğruyu bulunca sen çabalamak istersin.
en nihayetinde zaman yanlış olsa da sen zamanı doğruya çevirirsin.
ha şöyle olabilir, farz edelim o an da olmadı, ama sen gider yine onu bir gün bir yerde bulursun. o kişi zaten doğru kişi ise hayatına hala kimseyi alamamıştır. seni beklemiştir. beklemek derken türk filmi modunda, kör kütük yana yakıla aşık modu değil kasttettiğim. yani başkaları ile olmamıştır bir şekilde çünkü onun için doğru ve en uyumlu kişi sensindir.
yani yanlış zamanı seneler geçse bile doğru bir şekilde kullanıp o doğru insana en nihayetinde ulaşabilirsin.
doğru insanla tanışıyorsan, tanıştığını düşünüyorsan yanlış zaman yoktur.
doğruyu bulunca sen çabalamak istersin.
en nihayetinde zaman yanlış olsa da sen zamanı doğruya çevirirsin.
ha şöyle olabilir, farz edelim o an da olmadı, ama sen gider yine onu bir gün bir yerde bulursun. o kişi zaten doğru kişi ise hayatına hala kimseyi alamamıştır. seni beklemiştir. beklemek derken türk filmi modunda, kör kütük yana yakıla aşık modu değil kasttettiğim. yani başkaları ile olmamıştır bir şekilde çünkü onun için doğru ve en uyumlu kişi sensindir.
yani yanlış zamanı seneler geçse bile doğru bir şekilde kullanıp o doğru insana en nihayetinde ulaşabilirsin.
devamını gör...
psycho
bir robert bloch kitabıdır.
kitap aynı isimli korku sinemasının en büyük isimlerinden biri olan, hatta belki de en büyüğü olan, cameo vermeden duramayan, biraz fazla kendini beğenmiş alfred hitchcock tarafından aynı isimle sinemaya aktarılmıştır. bu egosuna rağmen hitchcock, robert bloch’un hakkını teslim etmiş ve filmin başarısını yazara borçlu olduğunu söylemiştir.
ben eğer bir film kitap uyarlaması ise asla önce kitabı okumadan filmi izlemem. bu kitap ve film için de yanı yolu izledim ancak film ve kitap zihnimde o kadar iç içe geçti ki ayırt etmem imkansız hale geldi. bu başarı hem yönetmenin hem de yazarın yeteneklerinin kanıtıdır benim için.
norman bates gibi bir karakter yaratmak kolay değildir. psikopat katil karakterleri her zaman ilgi çeker ancak ölümsüz olmaları yazarın elindedir. robert bloch da o kadar büyük bir yazardır ki norman bates’i ölümsüzleştirmiştir kalemiyle.
gerçek bir kişiden esinlenerek yarattığı norman bates karakteri çok incelikli işlenmiş bir katildir ve bazen kitabın belli noktalarından insan kendini bu katile yakın bile hisseder.
alfred hitchcock ise filmde tam benim zihnimdeki norman bates görüntüsüne uygun bir karakter çizerek beni hayal kırıklığına uğratmamıştır.
genelde kitapların uyarlandıkları filmlerden çok daha iyi olduğuna inanırım ama bu durumda filmle kitap arasında bir ayrım yapmıyorum.
kitap aynı isimli korku sinemasının en büyük isimlerinden biri olan, hatta belki de en büyüğü olan, cameo vermeden duramayan, biraz fazla kendini beğenmiş alfred hitchcock tarafından aynı isimle sinemaya aktarılmıştır. bu egosuna rağmen hitchcock, robert bloch’un hakkını teslim etmiş ve filmin başarısını yazara borçlu olduğunu söylemiştir.
ben eğer bir film kitap uyarlaması ise asla önce kitabı okumadan filmi izlemem. bu kitap ve film için de yanı yolu izledim ancak film ve kitap zihnimde o kadar iç içe geçti ki ayırt etmem imkansız hale geldi. bu başarı hem yönetmenin hem de yazarın yeteneklerinin kanıtıdır benim için.
norman bates gibi bir karakter yaratmak kolay değildir. psikopat katil karakterleri her zaman ilgi çeker ancak ölümsüz olmaları yazarın elindedir. robert bloch da o kadar büyük bir yazardır ki norman bates’i ölümsüzleştirmiştir kalemiyle.
gerçek bir kişiden esinlenerek yarattığı norman bates karakteri çok incelikli işlenmiş bir katildir ve bazen kitabın belli noktalarından insan kendini bu katile yakın bile hisseder.
alfred hitchcock ise filmde tam benim zihnimdeki norman bates görüntüsüne uygun bir karakter çizerek beni hayal kırıklığına uğratmamıştır.
genelde kitapların uyarlandıkları filmlerden çok daha iyi olduğuna inanırım ama bu durumda filmle kitap arasında bir ayrım yapmıyorum.
devamını gör...
annie ernaux
edit: yazarımız 2022 nobel ödülünü kazandı, yakışır diyorum ve başarılarının devamını dilerim <3
fransız yazar. 1940 yılında fransada doğar, hala da orada yaşamakta.
can yayınlarının kitaplarını tekrar basmasıyla şu aralar daha da duyulmaya başlamıştır, oysa seneler önce kitapları cem yayınevi tarafından basılmıştır, neyse efenim. (bu arada yeni basım kitapların kapakları da ayrı cezbedici olmuş fakat konumuz bu değil.)
şu ana kadar üç kitabını okuduğum yazar, kitaplarından otobiyografik ögelere yer vermekten çekinmiyor. bu da bir noktada kitapların birbirini tamamladığı hissi oluşturuyor bende.
örnek vermek gerekirse, okuma sıram benim tamamen şans eseri şöyle oldu;
bir adam( ya da yeni adıyla babamın yeri)- kürtaj (iletişimden çıkmış, hali hazırda baskısı yok)- yalın tutku
bir adam (babamın yeri) kitabında yazar babasının hayatını anlatıyor, fakat bunu yaparken kendi hayatına da değiniyor. özellikle işçi sınıfından burjuva yaşama geçişi için kilit taşı olan bir eser. çok ince olmasına rağmen hem çevrenin hem de ailesinin nasıl değiştiğini (ya da değişmediğini) çok güzel işlemiş, babasının işçi-işveren kavramları arasında bocaladığını anlatmış.
kürtaj kitabını daha çok beğendim, spoiler vermeden nasıl anlatsam diye düşünüyorum. en basit kelimelerle 23 yaşında hamile kalan bir kadın öğrenci, kürtaj yaptırmak istiyor fakat bu dönemin fransa'sında yasak olduğu için çeşitli merdiven altı yollar arıyor. gerçekten çok etkileyici. zor durumda olan insanların nasıl yalnızlaştığı, (çaresiz demeyeceğim), insanın yüzüne vuran bir kitap. -bence-
son olarak yalın tutku, ah, yalın tutku. çok basit bir konuyu ele alıyor gibi görünüyor. bir kadın ve evli bir adam aşk yaşıyor. fakat kadının tutkusunu öyle güzel anlatmış ki, belki de takıntı demeliyim bilmiyorum, okurken kendini kaptırmamak elde değil.
yazarın okumak istediğim birkaç kitabı daha var. belki okuduktan sonra tekrar buraya gelirim.
bilemiyorum altan.
fransız yazar. 1940 yılında fransada doğar, hala da orada yaşamakta.
can yayınlarının kitaplarını tekrar basmasıyla şu aralar daha da duyulmaya başlamıştır, oysa seneler önce kitapları cem yayınevi tarafından basılmıştır, neyse efenim. (bu arada yeni basım kitapların kapakları da ayrı cezbedici olmuş fakat konumuz bu değil.)
şu ana kadar üç kitabını okuduğum yazar, kitaplarından otobiyografik ögelere yer vermekten çekinmiyor. bu da bir noktada kitapların birbirini tamamladığı hissi oluşturuyor bende.
örnek vermek gerekirse, okuma sıram benim tamamen şans eseri şöyle oldu;
bir adam( ya da yeni adıyla babamın yeri)- kürtaj (iletişimden çıkmış, hali hazırda baskısı yok)- yalın tutku
bir adam (babamın yeri) kitabında yazar babasının hayatını anlatıyor, fakat bunu yaparken kendi hayatına da değiniyor. özellikle işçi sınıfından burjuva yaşama geçişi için kilit taşı olan bir eser. çok ince olmasına rağmen hem çevrenin hem de ailesinin nasıl değiştiğini (ya da değişmediğini) çok güzel işlemiş, babasının işçi-işveren kavramları arasında bocaladığını anlatmış.
kürtaj kitabını daha çok beğendim, spoiler vermeden nasıl anlatsam diye düşünüyorum. en basit kelimelerle 23 yaşında hamile kalan bir kadın öğrenci, kürtaj yaptırmak istiyor fakat bu dönemin fransa'sında yasak olduğu için çeşitli merdiven altı yollar arıyor. gerçekten çok etkileyici. zor durumda olan insanların nasıl yalnızlaştığı, (çaresiz demeyeceğim), insanın yüzüne vuran bir kitap. -bence-
son olarak yalın tutku, ah, yalın tutku. çok basit bir konuyu ele alıyor gibi görünüyor. bir kadın ve evli bir adam aşk yaşıyor. fakat kadının tutkusunu öyle güzel anlatmış ki, belki de takıntı demeliyim bilmiyorum, okurken kendini kaptırmamak elde değil.
yazarın okumak istediğim birkaç kitabı daha var. belki okuduktan sonra tekrar buraya gelirim.
bilemiyorum altan.
devamını gör...
antika
başlık bir vemiz ukdesidir.
eski olması, nadir rastlanması, güzel ve kaliteli olması, yüksek değere sahip olması gereken sanat eserleri ve eşyalardır. antika nitelemesi ülkeden ülkeye de değişiklik gösterir. abd'de antika eşya 100 yaşında veya 100'den büyük olmalı, avrupa ülkelerinde ise 50 yaş ve üstü eşyalar antika sınıfındadır.
antika hevesi, günümüzde "kullan ve at" anlayışına sahip popüler tüketim kültürüne de karşı duruşu da vurgular. antika eşyalarda öz ile biçim ve sanat ile estetik bir araya geliyor. antika eşyalar, ikinci el satanlardan tedarik edilebilir. türkiye'de büyük kentler ve dünyanın her köşesinde antikacı ve ikinci el dükkanları açılıyor. tabi ikinci el tabiri yerine antikacı dükkanı demek daha popüler hale gelmiş.
antikacılarda ve antika koleksiyonerlerinde gaz lambaları, eski soba, şamdan, heykel, tablo, saat, lambalı radyo, gramafon, pikap, film makinesi, fotoğraf makinesi, daktilo, gaz ocağı, yöresel kıyafetler, kilim, plak çeşitleri, tarım aletleri, koltuk, piyano, karpuzlu lamba, cezve, sahra telefonu, dikiş makinesi, müzik aletleri gibi akla ve hayale gelmeyecek eşyalar görülür.
eski olması, nadir rastlanması, güzel ve kaliteli olması, yüksek değere sahip olması gereken sanat eserleri ve eşyalardır. antika nitelemesi ülkeden ülkeye de değişiklik gösterir. abd'de antika eşya 100 yaşında veya 100'den büyük olmalı, avrupa ülkelerinde ise 50 yaş ve üstü eşyalar antika sınıfındadır.
antika hevesi, günümüzde "kullan ve at" anlayışına sahip popüler tüketim kültürüne de karşı duruşu da vurgular. antika eşyalarda öz ile biçim ve sanat ile estetik bir araya geliyor. antika eşyalar, ikinci el satanlardan tedarik edilebilir. türkiye'de büyük kentler ve dünyanın her köşesinde antikacı ve ikinci el dükkanları açılıyor. tabi ikinci el tabiri yerine antikacı dükkanı demek daha popüler hale gelmiş.
antikacılarda ve antika koleksiyonerlerinde gaz lambaları, eski soba, şamdan, heykel, tablo, saat, lambalı radyo, gramafon, pikap, film makinesi, fotoğraf makinesi, daktilo, gaz ocağı, yöresel kıyafetler, kilim, plak çeşitleri, tarım aletleri, koltuk, piyano, karpuzlu lamba, cezve, sahra telefonu, dikiş makinesi, müzik aletleri gibi akla ve hayale gelmeyecek eşyalar görülür.
devamını gör...
27 mayıs 1960 darbesi
27 mayıs 1960 darbesi türkiye'nin başına gelmiş kırmızı pazartesi (kitap)'dir.
öncelikle, o dönemin iktidarı demokrat parti ülkeyi git gide baskı rejimine çevirmiş, diktatörce yönetim hakimmiş. gazeteciler iktidar aleyhine bir haber yaptıklarında yargılanıp hapse atılıyormuş. hatta o dönemin yabancı haber kaynakları ancak hükümet ister ve izin verirse halkın bir şeyler öğrenebileceğine vurgu yapmış. yani ilk neden, baskıcı yönetim, demokrasi karşıtı hareketler olmuş.
ikinci neden için ise kapsamlı olarak ismet inönü'nün fikirleri diyebiliriz çünkü cüneyt arcayürek'in ''bir iktidar bir ihtilal'' kitabının bir kısmını okumuştum ve orada geçen bir kısımda orhan erkanlı ''... biz ihtilali, akis dergisini okuyarak yaptık.'' diyor ve yazının devamında ''çünkü, akis, ismet paşa'nın fikirlerini, eğilimlerini yansıtan yayın organı kabul edilirdi.'' sözleri yer alıyor. yani ihtilalde muhalefet güçlerin etkisi kesin fakat aynı zamanda ismet paşa'nın da bir etkisi olduğu düşünülüyor kimilerince. tabii ki ismet inönü'nün ''ihtilal yapın'' gibi bir sözü hiç olmamış, kanıtı da yok fakat akis dergisi ordunun fikirlerini biçimlendirmede bir araç olmuş. ordunun siyasete katılmaması gerektiği fikri bu olayda desteklenmiş oluyor.
diğer bir neden 9 subay olayı gündemde olsa da adnan menderes dahil olmak üzere konunun üzerinde fazla durulmamış ve gereken önlemler alınmamış. işte bu olay bana tam olarak kırmızı pazartesi (kitap)'yi hatırlattı. kitapta birinin öldürüleceği öncesinden bilinse de kimse hiçbir şey yapmıyordu. bu olayda da ihtilal çanları çalsa da hatta dönemin cumhurbaşkanı celal bayar da dahil olmak üzere birçok kişi bunu tahmin etse de önlem alınmamış.
son neden ise seçimlerin erkene alınması söz konusuyken ertelenmiş olması. eğer seçimler erken bir tarihe alınsaydı ihtilal gerçekleşmemiş olurdu. ayrıca, bu darbe ile birlikte adnan menderes idam edildi.
öncelikle, o dönemin iktidarı demokrat parti ülkeyi git gide baskı rejimine çevirmiş, diktatörce yönetim hakimmiş. gazeteciler iktidar aleyhine bir haber yaptıklarında yargılanıp hapse atılıyormuş. hatta o dönemin yabancı haber kaynakları ancak hükümet ister ve izin verirse halkın bir şeyler öğrenebileceğine vurgu yapmış. yani ilk neden, baskıcı yönetim, demokrasi karşıtı hareketler olmuş.
ikinci neden için ise kapsamlı olarak ismet inönü'nün fikirleri diyebiliriz çünkü cüneyt arcayürek'in ''bir iktidar bir ihtilal'' kitabının bir kısmını okumuştum ve orada geçen bir kısımda orhan erkanlı ''... biz ihtilali, akis dergisini okuyarak yaptık.'' diyor ve yazının devamında ''çünkü, akis, ismet paşa'nın fikirlerini, eğilimlerini yansıtan yayın organı kabul edilirdi.'' sözleri yer alıyor. yani ihtilalde muhalefet güçlerin etkisi kesin fakat aynı zamanda ismet paşa'nın da bir etkisi olduğu düşünülüyor kimilerince. tabii ki ismet inönü'nün ''ihtilal yapın'' gibi bir sözü hiç olmamış, kanıtı da yok fakat akis dergisi ordunun fikirlerini biçimlendirmede bir araç olmuş. ordunun siyasete katılmaması gerektiği fikri bu olayda desteklenmiş oluyor.
diğer bir neden 9 subay olayı gündemde olsa da adnan menderes dahil olmak üzere konunun üzerinde fazla durulmamış ve gereken önlemler alınmamış. işte bu olay bana tam olarak kırmızı pazartesi (kitap)'yi hatırlattı. kitapta birinin öldürüleceği öncesinden bilinse de kimse hiçbir şey yapmıyordu. bu olayda da ihtilal çanları çalsa da hatta dönemin cumhurbaşkanı celal bayar da dahil olmak üzere birçok kişi bunu tahmin etse de önlem alınmamış.
son neden ise seçimlerin erkene alınması söz konusuyken ertelenmiş olması. eğer seçimler erken bir tarihe alınsaydı ihtilal gerçekleşmemiş olurdu. ayrıca, bu darbe ile birlikte adnan menderes idam edildi.
devamını gör...
üfürüntü
savrularak yağan kar anlamına gelmektedir.
devamını gör...
şu yaşa kadar hiç yapılmayan şeyler
aldatmadım. hiç kimseyi. sadece sevgili olarak bakmayın olaya. kimseye umut verip yüz üstü de bırakmadım. böyle yapıcam deyip yapmamazlık da etmedim. sözümün eri oldum her zaman. ölene kadar da olmaya devam edeceğim.
devamını gör...
adam otu
mandragora officinarum. mandrake
antik çağ'da şeytan ve cadılıkla özdeşleştirilmiş, büyücülük için kullanılmış, kökü insanı andırdığından pythagoras'ın ‘insan bitkisi’ diye adlandırdığı hakkında çeşitli rivayetler olan bir ot.

mandrake'in efsanevi tarihi ve mitolojisi, mö 14. yüzyıla kadar gelen çiviyazılı yazılarda yer alır. orta çağ boyunca avrup'da, ukusuzluk ve kısırlığı tedavi eden, savaştaki askerleri koruyan en önemli tıbbi ve büyülü bitkiydi.

mandrakenin büyüsü yok olmasın diye onu topraktan çıkartırken büyücüler, ellerini kullanmaz, kılıçla etrafında üç daire çizer, sihirli sözler söylerler ve böylece bitkiyi çıkartırlardı. çünkü adam otunu kökünden çekenler cehenneme mahkum edilecektir ve yerden çekilirken attığı çığlığı duyan herkes ölecektir. buna benzer bir rivayet anadolu topraklarında da var. adamotu topraktan sökülürken insanı felç eden bir ses çıkartır bu yüzden bitki bir köpeğin kuyruğuna bağlanır, bu esnada köpek ya ölür ya da cinsiyet değiştirir.

roma imparatorluğu zamanında yaşamış dioskorides’e göre mandrake, ağrıların dindirilmesinde kullanılırdı yani anestezikti. bunun için bir de tarifi var dioskorides'in: bitkinin kabukları şerit halinde kesilir ve birkaç ay şarapta bekletilir. morion denilen bu şarap, uyuşturucu etkisinden dolayı işkence görenlerin ya da çarmıha gerileceklerin acılarını dindirmekte kullanılırdı.

arapların "cin elması" veya "şeytan elması" dedikleri adam otu aynı zamanda afrodizyak etkisi nedeniyle aşk iksiri olarak kullanılır. bir yandan antik roma ve yunan'da insanı aşık ettiğine, kısırlığı giderdiğine ve parayı iki katına çıkarttığına inanılırken yahudi geleneğinde cennette yetiştiğine inanılır.
kaynak
kaynak
antik çağ'da şeytan ve cadılıkla özdeşleştirilmiş, büyücülük için kullanılmış, kökü insanı andırdığından pythagoras'ın ‘insan bitkisi’ diye adlandırdığı hakkında çeşitli rivayetler olan bir ot.

mandrake'in efsanevi tarihi ve mitolojisi, mö 14. yüzyıla kadar gelen çiviyazılı yazılarda yer alır. orta çağ boyunca avrup'da, ukusuzluk ve kısırlığı tedavi eden, savaştaki askerleri koruyan en önemli tıbbi ve büyülü bitkiydi.

mandrakenin büyüsü yok olmasın diye onu topraktan çıkartırken büyücüler, ellerini kullanmaz, kılıçla etrafında üç daire çizer, sihirli sözler söylerler ve böylece bitkiyi çıkartırlardı. çünkü adam otunu kökünden çekenler cehenneme mahkum edilecektir ve yerden çekilirken attığı çığlığı duyan herkes ölecektir. buna benzer bir rivayet anadolu topraklarında da var. adamotu topraktan sökülürken insanı felç eden bir ses çıkartır bu yüzden bitki bir köpeğin kuyruğuna bağlanır, bu esnada köpek ya ölür ya da cinsiyet değiştirir.

roma imparatorluğu zamanında yaşamış dioskorides’e göre mandrake, ağrıların dindirilmesinde kullanılırdı yani anestezikti. bunun için bir de tarifi var dioskorides'in: bitkinin kabukları şerit halinde kesilir ve birkaç ay şarapta bekletilir. morion denilen bu şarap, uyuşturucu etkisinden dolayı işkence görenlerin ya da çarmıha gerileceklerin acılarını dindirmekte kullanılırdı.

arapların "cin elması" veya "şeytan elması" dedikleri adam otu aynı zamanda afrodizyak etkisi nedeniyle aşk iksiri olarak kullanılır. bir yandan antik roma ve yunan'da insanı aşık ettiğine, kısırlığı giderdiğine ve parayı iki katına çıkarttığına inanılırken yahudi geleneğinde cennette yetiştiğine inanılır.
kaynak
kaynak
devamını gör...
güneş'in rengi
sarı ya da turuncu zannedilse de beyaz olan renk. daha doğrusu buna bir renk demek doğru değil; bu renklerin bir karışımı.
uzaydan çekilen fotoğraflarda durum net şekilde görülür:

(görsel bbso. njit. edu'dan alıntıdır.)
farklı renkli fotoğrafları da var tabi ki güneş'in. fakat onlar doğrudan esas rengini değil, belirli dalga boyundaki ışıkların rengini veren filtrelerle çekildiği için öyle. hatta bazıları gözümüzle göremediğimiz, ancak teleskoplarla elde edilebilen kızılötesi yahut morötesi bölgede çekilir. şurada görebilirsiniz örneklerini.
güneş doğarken ya da batarken onu sarı, turuncu hatta kırmızı görürüz. bu durum güneş'in kendi renginden ziyade, içindeki farklı renkli ışıklardan dalga boyu kısa olanların, atmosfer içerisinde saçılmasıyla ilgilidir. aynı durum, gökyüzünün mavi görünmesinin de sebebidir. (bkz: rayleigh saçılması)
uzaydan çekilen fotoğraflarda durum net şekilde görülür:

(görsel bbso. njit. edu'dan alıntıdır.)
farklı renkli fotoğrafları da var tabi ki güneş'in. fakat onlar doğrudan esas rengini değil, belirli dalga boyundaki ışıkların rengini veren filtrelerle çekildiği için öyle. hatta bazıları gözümüzle göremediğimiz, ancak teleskoplarla elde edilebilen kızılötesi yahut morötesi bölgede çekilir. şurada görebilirsiniz örneklerini.
güneş doğarken ya da batarken onu sarı, turuncu hatta kırmızı görürüz. bu durum güneş'in kendi renginden ziyade, içindeki farklı renkli ışıklardan dalga boyu kısa olanların, atmosfer içerisinde saçılmasıyla ilgilidir. aynı durum, gökyüzünün mavi görünmesinin de sebebidir. (bkz: rayleigh saçılması)
devamını gör...
ikinci nesil yazarların linç yediği gerçeği
burada kimse kimsenin atarını, giderini çekmek zorunda değil. gidip atarı gideri reel hayatta yapın. reelde stres, kin dolu olup bu kini insanların nickaltlarına boşaltıyorlar. çok şükür kimsenin nickaltına olumsuz şeyler yazmadım, yazmak için uğraşmam da şahsen.
uygulamayı 5 gün önce yükledim ve o günden bu güne sözlüğün yarısını engellemişimdir.
uygulamayı 5 gün önce yükledim ve o günden bu güne sözlüğün yarısını engellemişimdir.
devamını gör...
dipsomani
susuzluk ve çılgınlık kelimelerinden türetilmiş yunanca kökenli kelimedir, alkol bağımlılığı çeşididir.
düzenli ve sık aralıklarla atak geçirirler; atak öncesi yoğun şekilde içe kapanma, anksiyete, baş dönmesi ve mide bulantısı görülebilir. alkolü bir çeşit kaçış reçetesi olarak görürler, bir yer bulalım dünyadan uzak minvalinde bir psikolojik bağımlılıktır. başlarda bir kaç ayda bir gelen ataklar haftalara, peşinden günlere kadar sıklık gösterebilir zira hızlı ilerleyen bir mizacı vardır. hastaların çoğunda, atak harici dönemlerde alkolden tiksinme davranışı görülür lakin dün yediğin hurmalardan saklanmak mümkün değil elbet.
hastaların haricinde, gençler arasında yanlış bir inanış var; dipsomaniyi herhangi bir hususta sonuna kadar gitmek, dibine kadar zorlamak ve hatta frenleri devre dışı bırakmışçasına kontrolsüz bir biçimde son sürat hayata dalmak olarak yorumlayıp, kendilerine dipsoman denmesini tabiri caizse cool buluyorlar. bence, hayatı alt üst edebilecek bir hastalığın tam karşılığı dışında bir jargona dönüşmesi tehlikeli bir durum. zira kendini bu şekilde kanıtlayacağını zanneden ve kendi tanımlayarak yorumladıkları dipsoman tabirini yine alkol ile buluşturduklarında bünyede oluşan susuzluğu bir kaç şişenin dibini görmeden gideremeyecekleri kesin.
düzenli ve sık aralıklarla atak geçirirler; atak öncesi yoğun şekilde içe kapanma, anksiyete, baş dönmesi ve mide bulantısı görülebilir. alkolü bir çeşit kaçış reçetesi olarak görürler, bir yer bulalım dünyadan uzak minvalinde bir psikolojik bağımlılıktır. başlarda bir kaç ayda bir gelen ataklar haftalara, peşinden günlere kadar sıklık gösterebilir zira hızlı ilerleyen bir mizacı vardır. hastaların çoğunda, atak harici dönemlerde alkolden tiksinme davranışı görülür lakin dün yediğin hurmalardan saklanmak mümkün değil elbet.
hastaların haricinde, gençler arasında yanlış bir inanış var; dipsomaniyi herhangi bir hususta sonuna kadar gitmek, dibine kadar zorlamak ve hatta frenleri devre dışı bırakmışçasına kontrolsüz bir biçimde son sürat hayata dalmak olarak yorumlayıp, kendilerine dipsoman denmesini tabiri caizse cool buluyorlar. bence, hayatı alt üst edebilecek bir hastalığın tam karşılığı dışında bir jargona dönüşmesi tehlikeli bir durum. zira kendini bu şekilde kanıtlayacağını zanneden ve kendi tanımlayarak yorumladıkları dipsoman tabirini yine alkol ile buluşturduklarında bünyede oluşan susuzluğu bir kaç şişenin dibini görmeden gideremeyecekleri kesin.
devamını gör...
sözlük yazarlarından denemeler
"yolculuk sırasında el çantasından başka bagajı olmaması gereken biri, o ana kadarki yaşamını geride bırakırken yanında geçmiş hayatına dair ne alabilirdi ki?" a. k.
duyduğum an kendimi sorgulamama neden olan cümle. şu an kapıdan çıkacak olsam yanıma ne alırdım ki? düşünüyorum ne biriktirmişim hayata dair diye. maddesel hiçbir şeyin gözümde değeri yokmuş meğerse. 6 ev değiştirirken özenle kutuladığım, her taşınmada yine de eksilterek azalttığım dünyevi ihtiyaç malzemeleri sadece hepsi. kitaplarımdan vazgeçmek zor gelirdi belki. çünkü onlar büyürken en büyük arkadaşım oldular ama onları da bırakırdım, yeni birilerine yoldaşlık etsinler diye. fotoğraflar, anılarımın kalıtsallığı, hemen hepsi dijital ortamda vardı. herhalde kahve kupam, yeğenimin ilk hediyesi el izleri olan ahşap kutu dışında bir şeyim yok yanımda olmasını isteyeceğim. ama valizimi toplayıp gidemiyorum. bir yanım yol almak, yolda olmak istiyor. yepyeni bir başlangıç yapmak. ama geride bırakacamayacağım hislerim var benim. yalnız uyumak istemiyorum mesela. 9 yıl boyunca aynı kokuyla uyuduğunuzda yoksunluk hissedeceğinizi düşünüyorsunuz. tencerenin dibi tutmuş, tuzu çok kaçmış olsa bile elinizden öpüp ellerine sağlık diyen bir adamı bırakamıyorsunuz. uyanır uyanmaz kahveni hazırlıyorum deyip yarı mahmur gözlerle elinize tutuşturulan kahvenin tadı hiçbir kahvede olmuyor.
onca acı, sizi düşürdüğü zor zamanlar aklınıza geliyor. heybeme bir ömür sürecek aşkı da acıyı da kattın be adam, ben şimdi ne yapacağım diyorsunuz. bazen o kapıyı çat diye vurup, çıkıp geri dönmek istemiyorsunuz. yaptığı bir yanlışın tüm doğruları götürdüğünü, artık inancınızı yitirmenize sebep olduğunu fark ediyorsunuz. kalbinizde bir boşluk oluşturmasa bile beyninizi kemiren sorular ile hayatın devam etmesinin çok zor olduğunu düşünüyorsunuz. sonra tutuyor elleriyle yüzünüzü, sevgi dolu gözlerle bakıyor. "seni çok seviyorum sakın gitme. " diyor. içinizde biriken öfke ve sevgi öyle bir terazide kalıyor ki... ne affedebiliyorsunuz, ne de o valizi toplayabiliyorsunuz.
duyduğum an kendimi sorgulamama neden olan cümle. şu an kapıdan çıkacak olsam yanıma ne alırdım ki? düşünüyorum ne biriktirmişim hayata dair diye. maddesel hiçbir şeyin gözümde değeri yokmuş meğerse. 6 ev değiştirirken özenle kutuladığım, her taşınmada yine de eksilterek azalttığım dünyevi ihtiyaç malzemeleri sadece hepsi. kitaplarımdan vazgeçmek zor gelirdi belki. çünkü onlar büyürken en büyük arkadaşım oldular ama onları da bırakırdım, yeni birilerine yoldaşlık etsinler diye. fotoğraflar, anılarımın kalıtsallığı, hemen hepsi dijital ortamda vardı. herhalde kahve kupam, yeğenimin ilk hediyesi el izleri olan ahşap kutu dışında bir şeyim yok yanımda olmasını isteyeceğim. ama valizimi toplayıp gidemiyorum. bir yanım yol almak, yolda olmak istiyor. yepyeni bir başlangıç yapmak. ama geride bırakacamayacağım hislerim var benim. yalnız uyumak istemiyorum mesela. 9 yıl boyunca aynı kokuyla uyuduğunuzda yoksunluk hissedeceğinizi düşünüyorsunuz. tencerenin dibi tutmuş, tuzu çok kaçmış olsa bile elinizden öpüp ellerine sağlık diyen bir adamı bırakamıyorsunuz. uyanır uyanmaz kahveni hazırlıyorum deyip yarı mahmur gözlerle elinize tutuşturulan kahvenin tadı hiçbir kahvede olmuyor.
onca acı, sizi düşürdüğü zor zamanlar aklınıza geliyor. heybeme bir ömür sürecek aşkı da acıyı da kattın be adam, ben şimdi ne yapacağım diyorsunuz. bazen o kapıyı çat diye vurup, çıkıp geri dönmek istemiyorsunuz. yaptığı bir yanlışın tüm doğruları götürdüğünü, artık inancınızı yitirmenize sebep olduğunu fark ediyorsunuz. kalbinizde bir boşluk oluşturmasa bile beyninizi kemiren sorular ile hayatın devam etmesinin çok zor olduğunu düşünüyorsunuz. sonra tutuyor elleriyle yüzünüzü, sevgi dolu gözlerle bakıyor. "seni çok seviyorum sakın gitme. " diyor. içinizde biriken öfke ve sevgi öyle bir terazide kalıyor ki... ne affedebiliyorsunuz, ne de o valizi toplayabiliyorsunuz.
devamını gör...
mokasen
kuzey amerika'daki kızılderililer tarafından giyilen, tek parça deriden yapılmış, yumuşak ayakkabıdır.
orijinali algonkin dilinde makasin'dir.
orijinali algonkin dilinde makasin'dir.
devamını gör...
dark
ilk sezonu kafa karıştıran ki, öyle istenmiş. ikinci sezonda hikayeyi çok yukarı taşıyan, son sezonda benim için hayal kırıklığıyla biten bir alman dizisi. senaryosu etkiler. netflix dizileri arasında “en iyiler” arasına girmeli düşüncesindeyim ama netflix de böyle bir kategori yok.
tanım: bir alman yapımı... izlenir.
tanım: bir alman yapımı... izlenir.
devamını gör...

