ilkokulda sıralara zorla kız erkek birlikte oturtulmak
bazı ilkokul hocalarının uygulamayı en sevdiği eylemdi.
yamuk yumuk kafalı, minik haylaz erkeklerin çetelerini bozar, onları hayatın acı gerçekleriyle erken yaşta tanıştırırdı...
sıra arkadaşınız artık kalem batırdığınızda gülüp küfretmek yerine, anında öğretmene şikayet edip ağlayarak dayak yemenize sebep olacaktı...
yamuk yumuk kafalı, minik haylaz erkeklerin çetelerini bozar, onları hayatın acı gerçekleriyle erken yaşta tanıştırırdı...
sıra arkadaşınız artık kalem batırdığınızda gülüp küfretmek yerine, anında öğretmene şikayet edip ağlayarak dayak yemenize sebep olacaktı...
devamını gör...
hesap silme seçeneği
hesap silme, hesap dondurma, hesap üzeri kaymak koyup, ceviz serpme gibi özelliklerin yazarların insiyatifinde olması gerektiğini düşünüyorum. yazarların kendi hesapları üzerinde söz hakkı olmalı sayın yönetim.
devamını gör...
walter bishop
fringe' in çatlak profesörü aşmış karakter. çılgınlıkları, zekası, biraz da hüzünlü hikayesi ve kişiliğiyle kendine hayran bıraktıran bilim adamı.
bir diğer fantastik bilim adamı olan william bell ile harvard zamanlarında paylaştıkları laboratuvarda yaptıkları çalışmalardan koca diziyi alıp götüren çokça malzeme çıkmıştır. john noble tarafından canlandırılmaktadır, onu da belirtelim.
bir diğer fantastik bilim adamı olan william bell ile harvard zamanlarında paylaştıkları laboratuvarda yaptıkları çalışmalardan koca diziyi alıp götüren çokça malzeme çıkmıştır. john noble tarafından canlandırılmaktadır, onu da belirtelim.
devamını gör...
gereksiz edilgen çatı kullanımı
her okuduğumda ön frontal lobuma zeus yıldırımları indirttittiren cümle formu.
mesela
kopya çekerken yaşanılan talihsizlikler değil, kopya çekerken yaşanan talihsizlikler olmalı.
mesela
armut denilen meyve değil, armut denen meyve olmalı.
mesela mesele mühim mesele,
gel beraber çözelim bunu seninle.
mesela
kopya çekerken yaşanılan talihsizlikler değil, kopya çekerken yaşanan talihsizlikler olmalı.
mesela
armut denilen meyve değil, armut denen meyve olmalı.
mesela mesele mühim mesele,
gel beraber çözelim bunu seninle.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının okuduğu üniversite
adam itüde okuduğunu belli etmek için başlık açmış,kardeş açılmışı vardı zahmet etmeyeydin (bkz: yazarların okuduğu üniversite)
devamını gör...
takip listem
sözlükte en sevdiğim kısım takip ettiğim yazarların hepsinin tanımlarının olduğu kısım. çok güzel seçmişim. tebrik ediyorum kendimi*
devamını gör...
ne dinlesem
bir büyük boşluğa düşme akabinde gerçekleşen sorunsaldır. genellikle sesli kitapla son bulur .
devamını gör...
gelecekte olmasıyla mutlu edecek şeyler
beni bekleyen hayallerime kavuşmak, koyduğum hedeflere ulaşmak beni çok mutlu edecek.
devamını gör...
uyku apnesi
a-pnea; yani 'solunum durması, solunumsuzluk' anlamına gelen, uyku esnasında yirmi saniyeden fazla süren solunum durması ataklarıyla karakterize olan ve bu noktada vücudun oksijensiz kaldığını fark etmesiyle aniden uyanma(arousal denir) şeklinde kendini gösteren tablodur. kişinin uyku apnesi yaşadığını farketmesi en önemli adımdır. eğer uykuya yeterli süre ayırdığı halde sabah uykusuz kalkıyorsa bu durumdan şüphelenebilir. uyku apnesi tespit edildiği takdirde tedavisi kolaydır ancak tespit edilmezse solunum durma atakları sebebiyle vücutta zamanla biriken karbondioksit düzeyi sonunda kişinin ani ölümüne yol açabilir. hatta bu insanlar yakınları tarafından "akşam uyudu, sabah bir daha kalkamadı" şeklinde tarif edilebilir.
devamını gör...
iq düşüren tv programları
içinde "gelin" geçen tüm programlar.
devamını gör...
ben merkezlilik
1-2 yaşında çocuğun bütün ikili ilişkilerinde öne çıkan tutumdur. sadece kendileri varmış ve tüm dünya onların dediklerini yapmak zorundaymış şeklinde bir tavırları vardır.
devamını gör...
çocukken alındığına en çok sevinilmiş şey
bisiklet.
devamını gör...
amentü
ismet özel'in 1974 yılında yayınlanan şiiridir.
insan
eşref-i mahlûkattır derdi babam
bu sözün sözler içinde bir yeri vardı
ama bir eylül günü bilek damarlarımı kestiğim zaman
bu söz asıl anlamını kavradı
geçti çıvgınların, çıbanların, reklamların arasından
geçti tarih denilen tamahkâr tüccarı
kararmış rakamların yarıklarından sızarak
bu söz yüreğime kadar alçaldı
damar kesildi, kandır akacak
ama kan kesilince damardan sıcak
sımsıcak kelimeler boşandı
aşk için karnıma ve göğsüme
ölüm için yüreğime sürdüğüm eczâ uçtu birden
aşk ve ölüm bana yeniden
su ve ateş ve toprak
yeniden yorumlandı.
dilce susup
bedence konuşulan bir çağda
biliyorum kolay anlaşılmayacak
kanatları kara fücur çiçekleri açmış olan dünyanın
yanık yağda boğulan yapıların arasında
delirmek hakkını elde bulundurmak
rahma çağdaş terimlerle yanaşmak için
bana deha değil
belgeler gerekli
kanıtlar, ifadeler, resmi mühür ve imza
gençken
peşpeşe kaç gece yıllarca
acıyan, yumuşak yerlerime yaslanıp uçardım
bilmezdim neden bazı saatler
alaturka vakitlere ayarlı
neden karpuz sergilerinde lüküs yanar
yazgı desem
kötü bir şey dokunmuş olurdu sanki dudaklarıma
tokat
aklıma bile gelmezdi
babam onbeşli olmasa.
meyan kökü kazarmış babam kırlarda
ben o yaşta koltuğumda kitaplar
işaret parmağımda zincir, cebimde sedef çakı
cebimde kırlangıçlar çılgınlık sayfaları
kafamda yasak düşünceler, gide mesela.
kar yağarken kirlenen bir şeydi benim yüzüm
her sevinç nöbetinde kusmak sunuldu bana
gecenin anlamı tıkansın diye ıslık çalar
resimli bir kitaptan çalardım hayatımı
oysa hergün
merkep kiralayıp da kazılan kökleri
forbes firmasına satan babamdı.
budur
işte bir daha korkmamak için korkmaz görünen korku
işte şehirleri bayındır gösteren yalan
işte mevsimlerin değiştiği yerde buharlaşan
kelepçeler, sürgünler, gençlik acılarıyla
güç bela kurduğum cümle işte bu;
ten kaygusu yüklü ağır bir haç taşımaktan
tenimin olanca ağırlığı yok oldu.
solgun evler, ölü bir dağ, iyice solmuş dudak
bile bir bir çınlayan
ihtilal haberidir
ve gecenin gümüş ipliklerden işlenmiş oluşu
nisan ayları gelince vücudu hafifletir
şahlanan grevler içinde kahkahalarım küstah
bakışlarım beyaz bulutlara karşı obur
marşlara ayarlanmak hevesindeki sesim
gider şehre ve şaraba yaltaklanarak
biraz ağlayabilmek için
fotoğraflar çektirir
babam
seferberlikte mekkâredir.
insanın
gölgesiyle tanımlandığı bir çağda
marşlara düşer belki birkaç şey açıklamak
belki ruhların gölgesi
düşer de marşlara
mümkün olur babamı
varlık sancısıyla çağırmak:
ezan sesi duyulmuyor
haç dikilmiş minbere
kâfir yunan bayrak asmış
camilere, her yere
öyle ise gel kardeşim
hep verelim elele
patlatalım bombaları
çanlar sussun her yerde
çanlar sustu ve fakat
binlerce yılın yabancısı bir ses
değdi minarelere:tanrı uludur tanrı uludur
polistir babam
cumhuriyetin bir kuludur
bense
anlamış değilim böyle maceralardan
ne godiva geçer yoldan, ne bir kimse kör olur
yalnız
coşkunluğu karşısında içlendiğim şadırvan
nüfus cüzdanımda tuhaf
ekmek damgası durur
benim işim bulutlar arşınlamak gün boyu
etin ıslak tadına doğru
yavaş yavaş uyanmak
çocuk kemiklerinden yelkenler yapıp
hırsız cenazelerine bine bine
temiz döşeklerin ürpertisinden çeşme
korkak dualarından cibinlikler kurarak
dokunduğum banknotlardan tiksinmeyi itiraz
nakışsız yaşamakları
silâhlanmak sanarak
çıkardım
boğaza tıkanan lokmanın hartasını
çıkınımda güneşler halka dağıtmak için
halkı suvarmak bin saçlarımda bin ırmak
ıhtırdım caddeleri meğer ki mezarlarmış
hazırmış zaten duvar sıkılmış bir yumruğa
fly pan-am
drink coca-cola
tutun ve yüzleştirin hayatları
biri kör batakların çırpınışında kutsal
biri serkeş ama oldukça da haklı.
ölümler
ölümlere ulanmakta ustadır
hayatsa bir başka hayata karşı.
orada
aşk ve çocuk
birbirine katışmaz
nasıl katışmıyorsa başaklara ağustos sıcağı
kendi tehlikesi peşinden gider insan
putların dahi damarından
aktığı güne kadar
sürdürür yorucu kovalamacayı.
hanidir görklü dünya dünyalar içre doğan?
nerde, hangi yöremizde zihnin
tunç surlardan berkitilmiş ülkesi
ağzı bayat suyla çalkanmış çocuğa rahim olan
parti broşürleri yoksa kafiyeler mi?
hangi cisimdir açıkça bilmek isterim
takvim yapraklarının arasını dolduran
nedir o katı şey
ki gücü
gönlün dağdağasını durultacak?
hayat
dört şeyle kaimdir, derdi babam
su ve ateş ve toprak.
ve rüzgâr.
ona kendimi sonradan ben ekledim
pişirilmiş çamurun zifiri korkusunu
ham yüreğin pütürlerini geçtim
gövdemi alemlere zerkederek
varoldum kayrasıyla varedenin
eşref-i mahlûkat
nedir bildim.
insan
eşref-i mahlûkattır derdi babam
bu sözün sözler içinde bir yeri vardı
ama bir eylül günü bilek damarlarımı kestiğim zaman
bu söz asıl anlamını kavradı
geçti çıvgınların, çıbanların, reklamların arasından
geçti tarih denilen tamahkâr tüccarı
kararmış rakamların yarıklarından sızarak
bu söz yüreğime kadar alçaldı
damar kesildi, kandır akacak
ama kan kesilince damardan sıcak
sımsıcak kelimeler boşandı
aşk için karnıma ve göğsüme
ölüm için yüreğime sürdüğüm eczâ uçtu birden
aşk ve ölüm bana yeniden
su ve ateş ve toprak
yeniden yorumlandı.
dilce susup
bedence konuşulan bir çağda
biliyorum kolay anlaşılmayacak
kanatları kara fücur çiçekleri açmış olan dünyanın
yanık yağda boğulan yapıların arasında
delirmek hakkını elde bulundurmak
rahma çağdaş terimlerle yanaşmak için
bana deha değil
belgeler gerekli
kanıtlar, ifadeler, resmi mühür ve imza
gençken
peşpeşe kaç gece yıllarca
acıyan, yumuşak yerlerime yaslanıp uçardım
bilmezdim neden bazı saatler
alaturka vakitlere ayarlı
neden karpuz sergilerinde lüküs yanar
yazgı desem
kötü bir şey dokunmuş olurdu sanki dudaklarıma
tokat
aklıma bile gelmezdi
babam onbeşli olmasa.
meyan kökü kazarmış babam kırlarda
ben o yaşta koltuğumda kitaplar
işaret parmağımda zincir, cebimde sedef çakı
cebimde kırlangıçlar çılgınlık sayfaları
kafamda yasak düşünceler, gide mesela.
kar yağarken kirlenen bir şeydi benim yüzüm
her sevinç nöbetinde kusmak sunuldu bana
gecenin anlamı tıkansın diye ıslık çalar
resimli bir kitaptan çalardım hayatımı
oysa hergün
merkep kiralayıp da kazılan kökleri
forbes firmasına satan babamdı.
budur
işte bir daha korkmamak için korkmaz görünen korku
işte şehirleri bayındır gösteren yalan
işte mevsimlerin değiştiği yerde buharlaşan
kelepçeler, sürgünler, gençlik acılarıyla
güç bela kurduğum cümle işte bu;
ten kaygusu yüklü ağır bir haç taşımaktan
tenimin olanca ağırlığı yok oldu.
solgun evler, ölü bir dağ, iyice solmuş dudak
bile bir bir çınlayan
ihtilal haberidir
ve gecenin gümüş ipliklerden işlenmiş oluşu
nisan ayları gelince vücudu hafifletir
şahlanan grevler içinde kahkahalarım küstah
bakışlarım beyaz bulutlara karşı obur
marşlara ayarlanmak hevesindeki sesim
gider şehre ve şaraba yaltaklanarak
biraz ağlayabilmek için
fotoğraflar çektirir
babam
seferberlikte mekkâredir.
insanın
gölgesiyle tanımlandığı bir çağda
marşlara düşer belki birkaç şey açıklamak
belki ruhların gölgesi
düşer de marşlara
mümkün olur babamı
varlık sancısıyla çağırmak:
ezan sesi duyulmuyor
haç dikilmiş minbere
kâfir yunan bayrak asmış
camilere, her yere
öyle ise gel kardeşim
hep verelim elele
patlatalım bombaları
çanlar sussun her yerde
çanlar sustu ve fakat
binlerce yılın yabancısı bir ses
değdi minarelere:tanrı uludur tanrı uludur
polistir babam
cumhuriyetin bir kuludur
bense
anlamış değilim böyle maceralardan
ne godiva geçer yoldan, ne bir kimse kör olur
yalnız
coşkunluğu karşısında içlendiğim şadırvan
nüfus cüzdanımda tuhaf
ekmek damgası durur
benim işim bulutlar arşınlamak gün boyu
etin ıslak tadına doğru
yavaş yavaş uyanmak
çocuk kemiklerinden yelkenler yapıp
hırsız cenazelerine bine bine
temiz döşeklerin ürpertisinden çeşme
korkak dualarından cibinlikler kurarak
dokunduğum banknotlardan tiksinmeyi itiraz
nakışsız yaşamakları
silâhlanmak sanarak
çıkardım
boğaza tıkanan lokmanın hartasını
çıkınımda güneşler halka dağıtmak için
halkı suvarmak bin saçlarımda bin ırmak
ıhtırdım caddeleri meğer ki mezarlarmış
hazırmış zaten duvar sıkılmış bir yumruğa
fly pan-am
drink coca-cola
tutun ve yüzleştirin hayatları
biri kör batakların çırpınışında kutsal
biri serkeş ama oldukça da haklı.
ölümler
ölümlere ulanmakta ustadır
hayatsa bir başka hayata karşı.
orada
aşk ve çocuk
birbirine katışmaz
nasıl katışmıyorsa başaklara ağustos sıcağı
kendi tehlikesi peşinden gider insan
putların dahi damarından
aktığı güne kadar
sürdürür yorucu kovalamacayı.
hanidir görklü dünya dünyalar içre doğan?
nerde, hangi yöremizde zihnin
tunç surlardan berkitilmiş ülkesi
ağzı bayat suyla çalkanmış çocuğa rahim olan
parti broşürleri yoksa kafiyeler mi?
hangi cisimdir açıkça bilmek isterim
takvim yapraklarının arasını dolduran
nedir o katı şey
ki gücü
gönlün dağdağasını durultacak?
hayat
dört şeyle kaimdir, derdi babam
su ve ateş ve toprak.
ve rüzgâr.
ona kendimi sonradan ben ekledim
pişirilmiş çamurun zifiri korkusunu
ham yüreğin pütürlerini geçtim
gövdemi alemlere zerkederek
varoldum kayrasıyla varedenin
eşref-i mahlûkat
nedir bildim.
devamını gör...
ejder kanı ağacı
ejderin kanı ağacının (dragon blood tree) reçinesinin iyileştirici ve tedavi edici gücü yerli kabileler tarafından yüzlerce yıldır bilinmektedir. içerdiği hidrokolorid ve alkaloid taspi maddesi, yara iyileştirici, anti-enflamatuar ve anti-bakteriyel özelliklere sahiptir. her türlü cilt problemlerinde etkili olan ejderin kanı ağacının kırmızı renkli öz sıvısının antioksidan seviyesinin çok yüksek olduğu tespit edilmiştir. bu kanın 1 damlasının bile birçok hastalığı iyileştirdiği bilinir.
son yıllarda yapılan bilimsel araştırmalarda, kırmızı rengi veren özsu içinde, insan ve hayvanların kanında bulunan hemoglobulin içindeki demir bulunduğu gösterilmiştir. bu ağacın kanı ağır kanamaları bile durdurur, kötü ruhların girmesinin önlenmesi için ev kapılarına sürülür. yemen yakınlarındaki sokotra adası’na özgü bu ağaç türü havadaki neme ulaşmak için yeşil yapraklarını yukarıya doğru uzatır.
son yıllarda yapılan bilimsel araştırmalarda, kırmızı rengi veren özsu içinde, insan ve hayvanların kanında bulunan hemoglobulin içindeki demir bulunduğu gösterilmiştir. bu ağacın kanı ağır kanamaları bile durdurur, kötü ruhların girmesinin önlenmesi için ev kapılarına sürülür. yemen yakınlarındaki sokotra adası’na özgü bu ağaç türü havadaki neme ulaşmak için yeşil yapraklarını yukarıya doğru uzatır.
devamını gör...
firavun'un denizin yarıldığını gördüğü halde hz musa'yı takip etmeyi bırakmaması
hiç hırsları egosu yok gibi davrananların sorusu.
şurada kafaya takılan yazarı takip edip tanımlarından çıkarımlar yapıyorsunuz sonra vay efendim firavun bla bla bla...
ayrıca neden takip etmesin marmaray gibi yol açılmış, madem öndekiler geçiyor ben neden geçemeyeyim diye düşünmüş olabilir, denizin ortasında yakalarsam oyarım diye düşünmüş olabilir ve saltanatı yıkabileceğini bildiğin birini yakalamaya ramak kalmış neden gitmesin.
şurada kafaya takılan yazarı takip edip tanımlarından çıkarımlar yapıyorsunuz sonra vay efendim firavun bla bla bla...
ayrıca neden takip etmesin marmaray gibi yol açılmış, madem öndekiler geçiyor ben neden geçemeyeyim diye düşünmüş olabilir, denizin ortasında yakalarsam oyarım diye düşünmüş olabilir ve saltanatı yıkabileceğini bildiğin birini yakalamaya ramak kalmış neden gitmesin.
devamını gör...
rütbe profil uyumu
uyum var mı yok mu buna yazarlar karar verebilir ancak. ama ben yine de uygun profil fotoğrafı ayarladım. tekrar teşekkürler...
devamını gör...
her tanımı oylanan yazar
hiç şüphesiz ki seçilmiş kişidir. yazdığı her tanım en az 3-4 oy alır. biraz çaba sarf etse nick altında destanlar yazılır. 1400 yıl önce yaşasa kim bilir neler neler olurdu.
devamını gör...
yürekten sevilmediğini bilmek
insanın canını acıtır bunu bilmek. öyleyse neden bu insaların hayatındayım ve mış gibi yapıyorlar diye sabahlara kadar sorgulatır.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
ben normalde güzelcime sesimle katkıda bulunurdum da her zamanki nevrotik dönemlerimden birine girdiğim için şey yapamadım, beni bağışlasın. bir dahakine ilk kayıt benden.
devamını gör...
