modern family
insanın içini ısıtan, oldukça eğlenceli 11 sezonluk bir sit-com'dur. gülme efektinin olmaması, ve aynı zamanda karakterlerin karşımıza geçip konuşması dizinin -diğer dizilerde görmediğimiz için- başta tuhaf gelen ama sonradan insanın çok hoşuna gidecek özellikleridir. bölümlerinin 20 dakikacık sürmesi sizin fark etmeden çok kısa bir sürede diziyi bitirmenize neden olabilir. yüzünüzü güldürecek bir dizi arıyorsanız hiç vakit kaybetmeden başlayın.
devamını gör...
arı
kur’an-ı kerim’de adı geçen sayılı hayvanlardandır. ve allah’ın arıya ilham ettiği ve emirler verdiği ayetler vardır. arının da karnından çıkan şerbetimsi sıvıda(bkz: bal) şifalar olduğu bildirilmektedir. *
devamını gör...
fakirlik
daha güzel bir tanımı var mıdır bilemem ama iranlı düşünür olayı bitirmiş:
"fakirlik para ve altına sahip olamama da değildir. fakirlik, sahafta satılmamış bir kitabın üzerindeki tozdur. fakirlik, kağıt imha makinesinde, gazete parçalayan bir bıçaktır. fakirlik, arabanın camından dışarıya atılmış muz kabuğudur. fakirlik yemeksiz geçirilen bir gece değildir, fakirlik “düşünmeden” geçirilen bir gecedir."
"fakirlik para ve altına sahip olamama da değildir. fakirlik, sahafta satılmamış bir kitabın üzerindeki tozdur. fakirlik, kağıt imha makinesinde, gazete parçalayan bir bıçaktır. fakirlik, arabanın camından dışarıya atılmış muz kabuğudur. fakirlik yemeksiz geçirilen bir gece değildir, fakirlik “düşünmeden” geçirilen bir gecedir."
devamını gör...
nickaltıma yazdığın için teşekkür ederim favorisi
nickaltı yazmak ve kendi nickaltı başlığını okumak çok hoşuma gidiyor.
eskiden yıllıklar olurdu okullarda onun gibi hoş birer anı bırakıyor insanlarda.
eskiden yıllıklar olurdu okullarda onun gibi hoş birer anı bırakıyor insanlarda.
devamını gör...
yarın anne olacağını düşünmeden yaşayan kadın
kadın kadar başınıza taş düşsün...
sadece kadındır ....
kadın.
sadece kadındır ....
kadın.
devamını gör...
depresyon hırkası
üreticisinin kurt cobain olduğu hırkadır. son baharın gelmesi ile bazanın altına kaldırılmış olan kışlıkların arasından tekrar gün yüzüne çıkartılır.
devamını gör...
hobbit köyü
yüzüklerin efendisi üçlemesinin pek çok sahnesi yeni zelanda'da inşa edilen bu hobbit köyünde çekilmişti. john ronald reuel tolkien’in romanında tasvir edilen köyün birebir aynısı olan bu köy yeni zelanda’ya gelen ziyaretçilerin en sık uğradığı yerlerin başında geliyor.
elf, cüce ve insanlar gandalfgillerden nickli yazarın selamını ileterek köye rahatlıkla girip; frodo, sam, bilbo, meriadoc, pippin ile kahve içebilir.
elf, cüce ve insanlar gandalfgillerden nickli yazarın selamını ileterek köye rahatlıkla girip; frodo, sam, bilbo, meriadoc, pippin ile kahve içebilir.
devamını gör...
günaydın sözlük
muhtar çayını içseydin?
şaka maka muhtar haklı, gidip yatmalı.
size günaydın, bize iyi uykular..
edit : oooo, kemal da burada ama üzgünüm kemal daha boyoz gelmemiş*
şaka maka muhtar haklı, gidip yatmalı.
size günaydın, bize iyi uykular..
edit : oooo, kemal da burada ama üzgünüm kemal daha boyoz gelmemiş*
devamını gör...
14 şubat 2021 13 vatandaşımızın şehit edilmesi
güvenlik nedeniyle daha önce açıklanmamış olan gara'ya kaçırılan 13 vatandaş başından ve omzundan vurularak şehit edilmiştir.
millî savunma bakanı hulusi akar: “kontrol altına alınan mağarada masum ve silahsız vatandaşlarımızdan birinin omzundan, diğer 12 vatandaşımızın başlarından vurularak şehit edildikleri tespit edilmiştir. böylece pkk’nın kalleş ve cani yüzü bir kez daha görülmüştür.”
buradan
millî savunma bakanı hulusi akar: “kontrol altına alınan mağarada masum ve silahsız vatandaşlarımızdan birinin omzundan, diğer 12 vatandaşımızın başlarından vurularak şehit edildikleri tespit edilmiştir. böylece pkk’nın kalleş ve cani yüzü bir kez daha görülmüştür.”
buradan
devamını gör...
çay harareti alır
çaya özgü bir özellik değilse de sıcak şeyler içmek terlemeye dolayısıyla da vücut ısısının düşmesine neden olur. kökenini bilemem ama içecek olan çaydan bahsetse de pek yanlış bir bilgi sayılmaz.
devamını gör...
yazarların izledikleri en kötü film
kötü değil berbat.the freaks
devamını gör...
mutluluk paradoksu
2011 yılında emotion'da yayımlanan bir araştırmada, mutluluğu fazlasıyla önemseyen kişilerle, mutluluğu fazla önemsemeyen kişiler karşılaştırılmış ve oldukça ilginç sonuçlar elde edilmiştir. öncelikle mutluluğu önemseyen gruptaki katılımcılar, düşük seviyede stres yaratan durumlar karşısında kendilerini diğer gruba kıyasla daha mutsuz hissetmişlerdir. işin daha da ilginci, araştırmacılar, bu katılımcıların mutluluk seviyesini artırmak için onları pozitif uyaranlara maruz bıraktığında da diğer gruba kıyasla daha az olumlu tepki verdiklerini gözlemlemiştir.
mutluluğa daha fazla önem veren kişiler erişilebilir, küçük mutluluklardan daha az mutlu olurken aynı zamanda gündelik hayatta karşılarına çıkan sorunlar yüzünden de daha çok ve çabuk mutsuz oluyorlar. araştırmacılar bu sonuçları mutluluğu fazla önemseyen insanların, erişemeyecekleri mutluluk standartları belirlemiş olmalarına bağlıyor.
aynı ekibin bu sefer 2012 yılında yine emotion’da yayımlanan bir başka araştırmasında ise katılımcıların, bilimsel bir manipülasyon sayesinde, mutluluğa normalde verdiklerinden daha fazla önem vermeleri sağlanıyor. normal şartlarda katılımcıların kendilerini daha iyi hissetmeleri beklenirken aksine katılımcılar, kendilerini sosyal anlamda etraflarından kopuk ve yalnız hissetmeye başlıyorlar. üstelik bu durum sadece katılımcıların öznel hisleri ile sınırlı kalmıyor, hormon seviyelerinde de kendini gösteriyor.
bu sonuçlara dayanan araştırmacılar mutluluk gibi kişisel kazanımlara düşkünlüğün diğer insanlarla olan bağlantımızı zayıflatarak, kendimizi daha yalnız hissetmemize sebep olabileceğini ileri sürmektedirler.
konu hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak için tık.
mutluluğa daha fazla önem veren kişiler erişilebilir, küçük mutluluklardan daha az mutlu olurken aynı zamanda gündelik hayatta karşılarına çıkan sorunlar yüzünden de daha çok ve çabuk mutsuz oluyorlar. araştırmacılar bu sonuçları mutluluğu fazla önemseyen insanların, erişemeyecekleri mutluluk standartları belirlemiş olmalarına bağlıyor.
aynı ekibin bu sefer 2012 yılında yine emotion’da yayımlanan bir başka araştırmasında ise katılımcıların, bilimsel bir manipülasyon sayesinde, mutluluğa normalde verdiklerinden daha fazla önem vermeleri sağlanıyor. normal şartlarda katılımcıların kendilerini daha iyi hissetmeleri beklenirken aksine katılımcılar, kendilerini sosyal anlamda etraflarından kopuk ve yalnız hissetmeye başlıyorlar. üstelik bu durum sadece katılımcıların öznel hisleri ile sınırlı kalmıyor, hormon seviyelerinde de kendini gösteriyor.
bu sonuçlara dayanan araştırmacılar mutluluk gibi kişisel kazanımlara düşkünlüğün diğer insanlarla olan bağlantımızı zayıflatarak, kendimizi daha yalnız hissetmemize sebep olabileceğini ileri sürmektedirler.
konu hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak için tık.
devamını gör...
yazarların normal sözlük'ten öğrendikleri
banlamak, pp gibi şeyleri öğreniyorum.*
edebi tanımlar ile kül olup kültür oluyorum.
çok güzel resimler paylaşılıyor zevkle beğeniyorum.
bla bla bla
hem eğleniyorum hem kendime ekliyorum.
ezcümle kendime güncelleme atıyorum yazarlar sayesinde.
edebi tanımlar ile kül olup kültür oluyorum.
çok güzel resimler paylaşılıyor zevkle beğeniyorum.
bla bla bla
hem eğleniyorum hem kendime ekliyorum.
ezcümle kendime güncelleme atıyorum yazarlar sayesinde.
devamını gör...
ailenin en büyük çocuğu
kendimi bildim bileli ablayım. ben on aylıkken kardeşim dünyaya gelmiş.
üç erkek kardeşin ablası olunca sanki evin nöbetçi annesi gibi oluyorsun. aramızda bir yaş olmamasına karşın koca adam "ablaaa" diye gözlerini belertip bebeklik yapıyor. en küçüğü geldi yirmi yaşına hala kendini beş yaşında sanıyor. oysa ailem beş yaşındayken bile bana "sen ablasin koca kızsın öyle yapma böyle yapma" diyordu.
her halti ogrenme mecburiyetin vardır. sifon bozulsa, boru patlasa ,bir sey montaj yapılacaksa hatta avize takılacaksa bile onu en büyük yani abla yapar. sartel mi atti onu bile abla kaldırır.*
kısaca en büyük olmak kötü bir şeydir.
üç erkek kardeşin ablası olunca sanki evin nöbetçi annesi gibi oluyorsun. aramızda bir yaş olmamasına karşın koca adam "ablaaa" diye gözlerini belertip bebeklik yapıyor. en küçüğü geldi yirmi yaşına hala kendini beş yaşında sanıyor. oysa ailem beş yaşındayken bile bana "sen ablasin koca kızsın öyle yapma böyle yapma" diyordu.
her halti ogrenme mecburiyetin vardır. sifon bozulsa, boru patlasa ,bir sey montaj yapılacaksa hatta avize takılacaksa bile onu en büyük yani abla yapar. sartel mi atti onu bile abla kaldırır.*
kısaca en büyük olmak kötü bir şeydir.
devamını gör...
çok pis dedikodu döndüğü düşünülen yerler
mutfak abi net ya. o mutfak masasında neler konuşulmadı, hangi akrabalar çekiştirilmedi, ne marka sigaralar yakılmadı ki..
devamını gör...
al yak bir sigara ben de efkarlandım diyen psikolog
muhtemelen tam kapanma kararını duymuş olan ve kendi de ne yapacağını bilmeyen psikologdur.
devamını gör...
ingmar bergman
tarihin gelmiş geçmiş en büyük yönetmenlerinden biridir. birincilik kendisinin mi yoksa andrei tarkovsky'nin mi tartışılır fakat istisnasız her biri çok derin ve sanat eseri inceler gibi incelenebilecek, görmesini bilenler için çok şey anlatacak filmlerin yönetmenidir.
(bkz: the seventh seal) (bkz: persona)(bkz: vargtimmen) eserlerinden bazılarıdır.
(bkz: the seventh seal) (bkz: persona)(bkz: vargtimmen) eserlerinden bazılarıdır.
devamını gör...
eyluling ile youtube röportajı
ben bu kıza boşuna şeker gibi dememişim, nasıl da biliyorum ama hihihihi...
t: kendini keyifle izleten röportaj. sevgili modum eylulingi de öbdüm.*
t: kendini keyifle izleten röportaj. sevgili modum eylulingi de öbdüm.*
devamını gör...
final fantasy vii remake
wrpg'nin kölesi olmuş yurdum oyuncularının jrpg'ye karşı canavar gözüyle bakmasından ötürü kıymeti bilinmemiş güzelim square enix oyunu. yıllarca süründükten sonra 2020 yılında artık derin bir nefes aldık ff hayranları olarak, yoksa almadık mı? oynanışa vs. geçmeden biraz final fantasy vii'den bahsetmek gerek, sana sonra geleceğim tetsuya nomura. aşağı yukarı jrpg seven her oyuncunun en az bir kere oynamış olduğu 1997 yapımı sıra tabanlı efsane bir oyun final fantasy vii. yıl 2004, 11 yaşlarında etrafta avare avare dolanan bir çocuğum daha o zamanlar. bir gün abim vasıtasıyla final fantasy vii elime geçti ama oyun japonca ve ben o kadar anlamıyorum ki. yine de az buçuk hikayedeki boşlukları kendi kafamda doldura doldura oynayıp bitirdim oyunu ama tadı damağımda kaldı resmen. çocuk aklımla o summonlar, büyüler, kılıçlar falan derken aklımı kaçıracağım öyle sevdim oyunu gerçi crpg falan da hiç anlamıyorum o zamanlar tabi. neyse daha sonra square enix oyun üstüne oyun çıkarmaya devam etti ama hiçbiri yedinci oyunun yanından bile geçemiyordu ve ben de bir süre sonra bunları oynayacağıma gider gow oynarım kafası ile bıraktım oyunları takip etmeyi. en sonunda yıllardır neden remake gelmiyor diye ağladıktan sonra sonunda 2020 yılında beklediğim oyun elime geçti ve koskoca kadın oturup çocuklar gibi mutluluktan ağladım, adamlar yapmış ve olmuş ne diyeyim.
önce biraz eksikliklerden bahsetmek gerek. final fantasy vii gerçek anlamda çok geniş bir haritaya sahipken sadece oyunun başında oynadığımız midgar'da geçen bölümü neden remake diye oyunculara itelemeye çalıştın eeey tetsuya nomura denen üşengeç piç? aslında bir açıdan mantıklıydı, kabul edilebilir bir durum. yan karakterlerin ana hikayelerine odaklanıp, midgar'da daha fazla cevaplara ulaşmak hikaye gidişatı açısından tatmin ediciydi ben dahil pek çok oyuncu için yine de tek oyundan 4-5 oyun çıkarıp yılların efsane oyununun ekmeğini yemeye çalışıyorsunuz, etik bile değil. oyun sadece midgar'da geçmesine rağmen sıkıcı değildi ama final fantasy 7'nin o geniş haritasına nazaran hayal kırıklığıydı. bir oyunu bitirebilmek için aşağı yukarı 8 sene beklemekten kimse hoşlanmaz. yan karakterlerin hikayelerinin daha da derinleşmesi evreni daha temeli sağlam hale getirmiş ama yine de başka eksiklikleri beraberinde getiriyor bu durum. sephiroth -hey gidi one winged angel- olmadan bir final fantasy vii düşünülemezdi ama oyunu parçalara bölme aptallıkları yüzünden sephiroth ile mecbur ilk oyunda karşılaşıp bir de final boss olarak kesiyoruz adamı. 97'de çıkan versiyonunda sephiroth bu kadar basite indirgenmiş değildi, oynarken ara ara adını duyduğumuz ve bizi korkudan titreten bir villaindi ama remake yüzünden adamın tüm zorluğu ve korkutuculuğu gitmiş durumda. ilk oyunda yendiğim adamdan neden diğer oyunda korkayım ki? hikayenin tüm etkileyiciliğini almış bu durum. boss fight yerine sadece oyunun başında gördüğümüz vizyonlar gibi görmeye devam etseydik en azından diğer oyunlar açısından daha verimli olurdu. gerçi sephiroth'u görmek için o kadar sene beklemek de zoruma gidebilirdi biraz.
onun dışında mekan tasarımları, korunmuş yarı açık dünya mantığı, yeni bir sisteme uyarlamada gösterilen başarı ve vuruş hissiyatı ile -ki gerçekten gow ile yarışırdı, buster sword oyunda akıyor- gerçek anlamda tertemiz iş çıkarmış adamlar. yalnız, hadi yeni bosslar eklediniz ki sevdiklerim oldu aralarında mesela speed demon gibi ama bu oyunda hikayeyi koruduk diğer oyunlar için söz veremeyiz temalı bir final dumura uğrattı beni. kaderi yenmek falan, hep senin işin bunlar nomura amca. güzelim hikaye senin fantezilerine kurban gitmez umarım. ölüler ölü olarak kalmaya devam etmeli, eğer onları kurtarma gibi bir şansımız olursa hikaye çok başka yerlere gidecek çok belli. o yüzden allah belanı versin tetsuya nomura diyor, karakter modellemelerinde muhteşem bir iş çıkardığı için maasaki kazeno'ya içten teşekkürlerimi sunarak bu tanımı yarı ağlak yarı mutlu bir biçimde sonlandırıyorum.
kısa özet: midgar'ın simp kralı -ki o cloud oluyor- reaktör patlatıp, robot doğrayarak aslında çoktan ölü olması gereken beyaz saçlı elemanı dövüyor... square enix sunar.
edit: anlam bozukluğu, bir takım devrik cümleler ve kelime hataları...
önce biraz eksikliklerden bahsetmek gerek. final fantasy vii gerçek anlamda çok geniş bir haritaya sahipken sadece oyunun başında oynadığımız midgar'da geçen bölümü neden remake diye oyunculara itelemeye çalıştın eeey tetsuya nomura denen üşengeç piç? aslında bir açıdan mantıklıydı, kabul edilebilir bir durum. yan karakterlerin ana hikayelerine odaklanıp, midgar'da daha fazla cevaplara ulaşmak hikaye gidişatı açısından tatmin ediciydi ben dahil pek çok oyuncu için yine de tek oyundan 4-5 oyun çıkarıp yılların efsane oyununun ekmeğini yemeye çalışıyorsunuz, etik bile değil. oyun sadece midgar'da geçmesine rağmen sıkıcı değildi ama final fantasy 7'nin o geniş haritasına nazaran hayal kırıklığıydı. bir oyunu bitirebilmek için aşağı yukarı 8 sene beklemekten kimse hoşlanmaz. yan karakterlerin hikayelerinin daha da derinleşmesi evreni daha temeli sağlam hale getirmiş ama yine de başka eksiklikleri beraberinde getiriyor bu durum. sephiroth -hey gidi one winged angel- olmadan bir final fantasy vii düşünülemezdi ama oyunu parçalara bölme aptallıkları yüzünden sephiroth ile mecbur ilk oyunda karşılaşıp bir de final boss olarak kesiyoruz adamı. 97'de çıkan versiyonunda sephiroth bu kadar basite indirgenmiş değildi, oynarken ara ara adını duyduğumuz ve bizi korkudan titreten bir villaindi ama remake yüzünden adamın tüm zorluğu ve korkutuculuğu gitmiş durumda. ilk oyunda yendiğim adamdan neden diğer oyunda korkayım ki? hikayenin tüm etkileyiciliğini almış bu durum. boss fight yerine sadece oyunun başında gördüğümüz vizyonlar gibi görmeye devam etseydik en azından diğer oyunlar açısından daha verimli olurdu. gerçi sephiroth'u görmek için o kadar sene beklemek de zoruma gidebilirdi biraz.
onun dışında mekan tasarımları, korunmuş yarı açık dünya mantığı, yeni bir sisteme uyarlamada gösterilen başarı ve vuruş hissiyatı ile -ki gerçekten gow ile yarışırdı, buster sword oyunda akıyor- gerçek anlamda tertemiz iş çıkarmış adamlar. yalnız, hadi yeni bosslar eklediniz ki sevdiklerim oldu aralarında mesela speed demon gibi ama bu oyunda hikayeyi koruduk diğer oyunlar için söz veremeyiz temalı bir final dumura uğrattı beni. kaderi yenmek falan, hep senin işin bunlar nomura amca. güzelim hikaye senin fantezilerine kurban gitmez umarım. ölüler ölü olarak kalmaya devam etmeli, eğer onları kurtarma gibi bir şansımız olursa hikaye çok başka yerlere gidecek çok belli. o yüzden allah belanı versin tetsuya nomura diyor, karakter modellemelerinde muhteşem bir iş çıkardığı için maasaki kazeno'ya içten teşekkürlerimi sunarak bu tanımı yarı ağlak yarı mutlu bir biçimde sonlandırıyorum.
kısa özet: midgar'ın simp kralı -ki o cloud oluyor- reaktör patlatıp, robot doğrayarak aslında çoktan ölü olması gereken beyaz saçlı elemanı dövüyor... square enix sunar.
edit: anlam bozukluğu, bir takım devrik cümleler ve kelime hataları...
devamını gör...
sosyalizmin alfabesi
leo huberman'ın sosyalizmi 4 ana başlık altında; 1-) kapitalizmin sosyalist açıdan tahlili, 2-) sosyalizm kapitalizmi suçluyor, 3-) değişmeyi savunanlar, 4-) sosyalizm, irdelediği eser.
bir sınıf mal sahipliği ile, öteki sınıf emeği ile yaşıyor. kapitalist sınıf, gelirini, başkalarını kendi hesabına çalıştırarak elde eder; oysa işçi sınıfı, gelirini, yaptığı işin karşılığı ücret biçiminde sağlar. yaşamak için gerekli malların üretiminde emek baş yeri tuttuğuna göre, emeği sağlayanın bunun karşılığında çok cömertçe ödüllendirildiğini sanabilirsiniz. oysa hiç de böyle değildir. kapitalist toplumda en çok çalışan değil, en fazla şeye sahip olan, gelirden aslan payını alır. sy 10
amerikan halkına yutturulmak istenen en büyük yalanlardan biri de, ekonomik sistemimizin, "serbest özel teşebbüs" sistemi olduğunu durup dinlenmeden öne sürülmesidir. bu, doğru değildir. ekonomik sistemimizin yalnız bir kısmı, rekabetçi, serbest ve bireycidir. geri kalan tam tersidir: tekelleştirilmiş, denetim altına alınmış ve kolektivisttir. sy 15
bu kadar geniş bir egemenliğe sahip bulunan tekelci kapitalistlerin, fiyatları diledikleri gibi saptamak durumunda olduklarını görüp anlamak güç değildir. ve böyle yapıyorlar. fiyatları, en fazla karı elde edecek noktada saptıyorlar. bunu, ya kendi aralarında anlaşarak yapıyorlar veya en güçlü kumpanya fiyatı ilan ediyorlar, ötekilerde " kaptanı izle" oyununa katılıyorlar. bir de sık sık olduğu gibi, temel patentleri denetimleri altında bulunduruyorlar ve gerekli üretim iznini, ancak kendi çizgilerinde gitmeyi kabul edenlere veriyorlar. sy 17
kapitalist sınıf, işçi sınıfını sömürerek, servetle, güçle ve itibarla cömertçe ödüllendirilmiş; oysa işçi sınıfı, güvensizlik, yoksulluk, sefil hayat koşulları içine itilmiştir.
bu durumda, mevcut mülkiyet ilişkisinin - azınlığın bu denli yararına, çoğunluğun bu denli zararına olan bu mülkiyet ilişkisinin- devamını sağlamak için bir yol, bir yöntem bulunması gerekir. zengin azınlığın, emekçi çoğunluk üzerinde, toplumsal ve ekonomik egemenliğinin sürüp gitmesini sağlayacak güce sahip bir kurumun varlığı zorunludur.
böyle bir kuruluş da vardır: devlet. sy 27
kapitalizmin propagandacıları, bizi, sosyalizmin, özgürlüklerin sonu demek olduğuna inandırmaya çalışıyorlar. oysa gerçek tam tersidir. sosyalizm, özgürlüğün başlangıcıdır. sosyalizm, insanlığa en büyük acıları veren kötülüklerden kurtulmak demektir: ücret köleliğinden, sefaletten, toplumsal eşitsizlikten ,güvensizlikten, ırk ayrımından, savaştan kurtuluş demektir.
sosyalizm, uluslararası bir harekettir. programı dünyanın bütün ülkelerinde aynıdır: vahşi rekabet sistemi yerine, işbirliğine dayanan uygar yönetimi koymaktır. her insanın refahının bütün insanların refahı ile gerçekleşebileceği insanların kardeşliğine dayanan toplumu kurmaktır.
sosyalizm, gerçekleşemeyecek bir düş değildir. toplumsal evrim sürecinde bir ileri adımdır ve gerçekleşme zamanı gelmiştir. sy 91
bir sınıf mal sahipliği ile, öteki sınıf emeği ile yaşıyor. kapitalist sınıf, gelirini, başkalarını kendi hesabına çalıştırarak elde eder; oysa işçi sınıfı, gelirini, yaptığı işin karşılığı ücret biçiminde sağlar. yaşamak için gerekli malların üretiminde emek baş yeri tuttuğuna göre, emeği sağlayanın bunun karşılığında çok cömertçe ödüllendirildiğini sanabilirsiniz. oysa hiç de böyle değildir. kapitalist toplumda en çok çalışan değil, en fazla şeye sahip olan, gelirden aslan payını alır. sy 10
amerikan halkına yutturulmak istenen en büyük yalanlardan biri de, ekonomik sistemimizin, "serbest özel teşebbüs" sistemi olduğunu durup dinlenmeden öne sürülmesidir. bu, doğru değildir. ekonomik sistemimizin yalnız bir kısmı, rekabetçi, serbest ve bireycidir. geri kalan tam tersidir: tekelleştirilmiş, denetim altına alınmış ve kolektivisttir. sy 15
bu kadar geniş bir egemenliğe sahip bulunan tekelci kapitalistlerin, fiyatları diledikleri gibi saptamak durumunda olduklarını görüp anlamak güç değildir. ve böyle yapıyorlar. fiyatları, en fazla karı elde edecek noktada saptıyorlar. bunu, ya kendi aralarında anlaşarak yapıyorlar veya en güçlü kumpanya fiyatı ilan ediyorlar, ötekilerde " kaptanı izle" oyununa katılıyorlar. bir de sık sık olduğu gibi, temel patentleri denetimleri altında bulunduruyorlar ve gerekli üretim iznini, ancak kendi çizgilerinde gitmeyi kabul edenlere veriyorlar. sy 17
kapitalist sınıf, işçi sınıfını sömürerek, servetle, güçle ve itibarla cömertçe ödüllendirilmiş; oysa işçi sınıfı, güvensizlik, yoksulluk, sefil hayat koşulları içine itilmiştir.
bu durumda, mevcut mülkiyet ilişkisinin - azınlığın bu denli yararına, çoğunluğun bu denli zararına olan bu mülkiyet ilişkisinin- devamını sağlamak için bir yol, bir yöntem bulunması gerekir. zengin azınlığın, emekçi çoğunluk üzerinde, toplumsal ve ekonomik egemenliğinin sürüp gitmesini sağlayacak güce sahip bir kurumun varlığı zorunludur.
böyle bir kuruluş da vardır: devlet. sy 27
kapitalizmin propagandacıları, bizi, sosyalizmin, özgürlüklerin sonu demek olduğuna inandırmaya çalışıyorlar. oysa gerçek tam tersidir. sosyalizm, özgürlüğün başlangıcıdır. sosyalizm, insanlığa en büyük acıları veren kötülüklerden kurtulmak demektir: ücret köleliğinden, sefaletten, toplumsal eşitsizlikten ,güvensizlikten, ırk ayrımından, savaştan kurtuluş demektir.
sosyalizm, uluslararası bir harekettir. programı dünyanın bütün ülkelerinde aynıdır: vahşi rekabet sistemi yerine, işbirliğine dayanan uygar yönetimi koymaktır. her insanın refahının bütün insanların refahı ile gerçekleşebileceği insanların kardeşliğine dayanan toplumu kurmaktır.
sosyalizm, gerçekleşemeyecek bir düş değildir. toplumsal evrim sürecinde bir ileri adımdır ve gerçekleşme zamanı gelmiştir. sy 91
devamını gör...