büyük amerikan rüyası,
oldu dünyanın kabusu.
hep daha fazlası lazımdı.
düşüncesi makyavelistdi.

aç gözlü avrupa.
gözü hep afrika’da.
sömür babam sömür.
kömür kaderli afrika.

felsefe tarihiyle övünen yunan,
olmasaydı emrinde köleler,
nasıl yapardın felsefe?
olurdu düşüncende zelzele.

anlattınız filmlerinizde,
düşmanlarınızı pejoratif bir dille.
aklınıza şaşayım.
hiç yazılır mı tarih böyle?
devamını gör...

dört gün içinde bitmesi iyi olmuş, en azından kadını beş parasız ,yarı yolda bırakan ,bir mal kafadan ,çoluk çocuk olmadan kurtulmuştur.
kadının sevinmesi lazım.
devamını gör...

hayırdan anlamayan ısrarcı, yüz bulamayınca çirkinleşen yazarımızdır. e sonra ivanka dm’den küfür etme potansiyeli olan abla oluyor. ayriyeten tanımlarına ve fikirlerine genel olarak katılmadığım da bir yazardır.

iyi niyetli biri olduğu konusunda rivayetler var.
iyiyse cami yaptırsın diyor hayatta başarılar diliyorum kendisine.
devamını gör...

intihar etmeden önce gitgide yükselişe geçen bir kariyeri vardı. özellikle hannover döneminde hem bundesliga'da yılın kalecisi seçilmiş (2009) hem de almanya milli takımında 1. kaleciliğe yükselmişti. rahmetli yaşasaydı muhtemelen almanya kalesini o koruyacaktı 2010 dünya kupası'nda. bir de merhumun olaylı fenerbahçe kariyeri vardır ki ilk maçında üç gol yemiş ve basının hedefi olmuştur. -bence ilk gol dışında hatası yok- çoğu kişi fenerbahçe'nin bu adamı direkt gönderdiğini söyler ama iş farklı. enke, fenerbahçe'ye kiralık geldiğinde zaten depresyonla boğuşuyordu ve bu durum van gaal'in 19 yaşındaki valdes'i kendisinin yerine seçmesiyle birlikte iyice ağır basmıştı. o sezon rüştü de barca'ya gidince enke 3. kaleci olarak kaldı ve fener'e kiralandı. malum maçtan sonra eleştirilere dayanamayan enke, sözleşmesinin feshini istemiş ve memleketine -hannover'e- dönmüştür. sonrasında ise kalp rahatsızlıklarından muzdarip olan kızı lara enke'yi henüz 2 yaşında kaybedince daha fazla dayanamamış ve kızının mezarına yakın bir demir yolunda trenin önüne atlayarak intihar etmiştir. cenazesi de kızının hemen yanına defnedilmiştir.
devamını gör...

devamını gör...

görgüsüzlükmüş. teşekkür edilip geçilmeliymiş. zorlayıp benim gibi batabilirsiniz zira:
+lucyia gözlerin çok güzel, ne renk?
-(utandı) sağ ol, o senin gözlerinin renginin güzelliği
+?!?!?!?!?
devamını gör...

türküdeki sarı sözcüğü, ermenice'deki sari'dir aslında. sari ise dağlı demektir. sarışın bir gelinden değil, dağlık yerde yaşayan birinden bahsedilmektedir türküde. zaten türkünün yazıldığı kadının da kara kaşlı kara saçlı biri olduğu söylenir.
devamını gör...

birini sinir etmek istediğimde yaptığım şeydir. gayet etkili bir yöntem bence.
devamını gör...

ayağı yerden kesmesi ve yarı yolda bırakmaması yeterli. dünyadan uzak bir yere götürebilecek kapasitede olması kafi.
ayrıca herkes fikir sunmuş ama kimse link bırakmamış. sevgili ölmedim ama hafif sürünüyorum'la uzun zamandır uzay mekiği arayışındayız. elinde fazla olan, bir tanıdığında bulunan, gören bilen varsa bir tık uzaktayım. *
devamını gör...

21 aralık'tan 31 ocak'a kadar devam eden, soğuk kış günlerine denir. zemheri de, arapça kırk sözcüğünden kaynaklanan erbain günleri olarak anılır. kışın en soğuk kırk günü anlamına gelir.
devamını gör...

bir çocuğu her anlamda eğitmek, manevî değerlerini güçlendirip topluma kazandırmak bile çok zorken 3 çocuk neyin nesidir?
devamını gör...

yürürken, üzerine bir şeyler giyerken, oturduğu yerden doğrulurken ve tüm gün boyunca yaptığı bir çok eylemde bedeni bunu ona acı acı söylerken sizin bunu ona söylemenize ihtiyacı olduğunu mu düşünüyorsunuz?
kiloları onun yerine siz taşımıyorsanız ya da kilolarıyla sizi dövmüyorsa kendinden başkasını ilgilendirmeyen durumdur.
şu var; kilo vermeyi kendisi istiyor ama motivasyona ihtiyacı varsa destek olmak gerekir.
ayrıca kadınları ötekileştirmemeyi öğrenebilirseniz bir gün, dünya hem kadınlar hem erkekler için yani biz buna "insan" diyoruz, neyse hepimiz için biraz daha güzel bir yer olabilir.
devamını gör...

güzel bir anımı hatırlayamadım ama babamın bir anısını yazayım.
sene 1998 babam ve 5 arkadaşı çok güzel bir kadroyla dershane açıyorlar. dershane açıldıktan sonra tek yapılması gereken öğrencilere ulaşmak ve kayıt yaptırmaları için ikna etmek. o dönemlerde de dershaneler arası bir moda varmış, dereceye giren ogrencilere hediye vermek gibi. bizimkiler de düşünmüşler ve reklam panolarına bu yaziyi yazdırmışlar
" üniversite giriş sınavında ilk 3'e giren öğrencimize 0 km doğan slx vereceğiz"
tabi bu kampanyadan dolayı bütün sınıflar dolmuş bunun heyecanıyla bir sene eğitim vermişler ve sınav zamanı gelmiş bütün öğrenciler sınava girmiş. yaklaşık olarak 2 ay sonra sınav sonuçları açiklanmiş.
ertesi hafta bir öğrenci bu reklam projesini hatirlamiş ve dershaneyi ziyarete gelmiş belgelerle babama ve diğer hocalara türkiye'de fen kısmında 3 matematik kisminda 2. olarak derece yaptığını söylemiş ve arabayi istemiş.
tabi bizimkiler öyle bir reklam yaptiklarini bile unutmuşlar. neyse sadete geleyim
1999 yılında sıfir km doğan slx'i almış babamgil ve öğrenciye vermiş. öğrenci şuanda başarili bir endüstri mühendisi.
bu da böyle bir anımız buraya kadar okuduysan teşekkür ederim.*
devamını gör...

söylediklerinde samimi olduğunu düşünsek bile zengin olmadan önce böyle düşünmediğini biliyoruz. biz de zengin değiliz, yani ortada bizi ilgilendiren bir beyan yok.
devamını gör...

yalancı yârim filminin seti / 1973

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
şuan.
devamını gör...

buenos aires
devamını gör...

çok iyi anladığımı belirtmek istiyorum. gün içinde artık sürekli kadınlara ilişkin can sıkıcı başlıklar görünce bu düşüncedeki yazarları ve başlıklarını engelledim. mesela bugün sözlükte oldukça çok vakit geçirmeme rağmen hiç böyle bir başlığa denk gelmedim. demek ki doğru kişileri engellemişim. bu yazarların özellikle psikolojik savaşa girdiğini düşünüyorum. laf anlatsak anlayacak insan öyle şeyler yazmaz zaten. bizim güzel beyinlerimiz bilimsel araştırmalar, sanatsal çalışmalar, faydalı işler için yorulacağına, neden bu gereksiz yazarlar yüzünden yorulsun ki. attığımız ileriye dönük her adım onlara gereken cevabı verecektir.
devamını gör...

tanım romanın analizi olmasından mütevellit ağır derecede spoiler içermektedir.

albert camus'nun 1942 yılında yayınlanan ilk ve en ünlü romanı. sanılanın aksine varoluşçu bir eser değildir, absürt edebiyatının ilk örneklerinden biridir.
okuması gayet kolay olan bir roman olsa da, gerçek anlamda anlaması basit değildir çünkü olan olaylar üzerine birçok farklı bakış açısıyla, birçok farklı çıkarımda bulunmak mümkün.

romandaki en bariz fikir, muhtemelen insanın varoluşunun absürtlüğü. absürt edebiyatının ana fikirlerinden birisi insanın varoluşunun, insan hayatının koşullarının absürtlüğüdür. yani insan, varoluşunu, varoluş koşullarını anlayabilecek kapasitede değildir. bir örnekle açıklarsak: en kolay örnek ölümdür. ölüm, insanın gerçek anlamda kavrayabildiği bir konsept değil. insan, bir taraftan ölümün hiç gelmeyeceğini düşünür, diğer taraftan da bir şekilde sonsuza kadar yaşayacağını düşünür (bkz: din). varoluşun absürtlüğü de bu nokta da giriyor. tek bir insanın varoluşu, hayatı bir bakıma anlamsızdır. bir insanın hayatı sahip olabileceği en önemli şey ve hayat, bir insanın deneyimleyebileceği en uzun olay. ancak tek bir insanın hayatı, bütün dünya (hatta günümüzde evren) ile karşılaştırıldığında anlamsız, ufak. hepimiz birkaç jenerasyona unutulup gitmiş olacağız. bir insanın hayatına yüklediği anlam ile bir insan hayatının evrensel anlamı arasındaki ilişki absürt yani bir tutuşmazlık var.

romanın başkarakteri, meursault da burada işe dahil oluyor. roman, bir ölümle başlayıp bir ölümle bitiyor. kitapın dönüm noktasında ise yine bir ölüm var. lakin meursault, ne annesinin ölümünü, ne öldürdüğü arabın ölümünü, ne de kendi ölümünü ciddiye alıyor. ciddiye almamak tam doğru kelime değil aslına bakarsanız; meursault, kitaptaki bütün ölümlerin karşısında kayıtsız, umursamaz. lakin romandaki üç ölüm de, meursault'nun hayatını derinden etkiliyor. sonuç olarak, romanda insan hayatına iki farklı bakış açısı olduğunu söyleyebiliriz: birincisi, meursault'nun bakış açısı, ki bu insan hayatının doğadaki yerine benzer. meursault, bütün roman boyunca dış etkenlerden çok etkileniyor. annesinin ölümünde, arabı öldürdüğünde ya da mahkeme salonunda havanın sıcaklığı meursault'nun düşünmesine bile engel oluyor. meursault, devamlı dış faktörlerden etkilenen güdülerinin farkında yani meursault, bir bakıma, doğa ve çevre ile harmoni içerisinde. insan hayatına bir diğer bakış açısı ise okuyucunun ve meursault'nun arkadaşlarının olaylara bakış açısı.

iki bakış açısı arasındaki fark nedir diye sorarsanız cevabı aslında tanımın en başında verdim: insanın hayata bakış açısı ile insan hayatının dünyadaki yeri arasında bir tutuşmazlık var. toplum ve doğa birbiri ile zıt düşüyor bir bakıma. lakin yabancı'yı ilk okuduğumdan beri aklımda bir soru var: yabancı kim? bu soruya ilk cevabınız meursault olacaktır. meursault, topluma yabancı. lakin meursault, çevresine yabancı değil, doğaya yabancı değil. aksine, doğanın bir yansıması gibi hareket ediyor. her harekete, hisleri çevresel faktörlerin bir sonucu bir bakıma. diğer taraftan, meursault'nun dışındaki karakterler, toplumun normlarına yabancı olmasalar da, kendi çevrelerine yabancılar. meursault'nun annesinin cenazesinde, annesinin huzurevinden bir arkadaşı da katılır ve bu karaktere, meursault'nun mahkemesi sırasında meursault'nun annesinin cenazesi sırasında ağlayıp ağlamadığı sorulur. adam, cenazede çok ağladığını ve ağlamaktan hiçbir şey göremediğini söyler. bu etki, romanın meursault'nun gözünden anlatılması ile daha da güçlü hale geliyor çünkü meursault'nun gözünden yabancı olan kendisi değil, olamaz da.

aynı zamanda, camus insan hayatının absürtlüğüne de değinmekte. meursault'nun, romanın başından sonuna kadar başına gelen bütün olaylar şans eseri ve kendi içinde mantıklıymış gibi gözükse dahi saçma. meursault'yu cinayete sürükleyen olaylar silsilesi tümüyle şans eseri ve öldürdüğü kişi de kendisiyle hiçbir alakası olmayan biri. hatta meursault'nun gözünde o kadar yabancı ki, ismi bile yok: "arap" denilip geçiliyor. meursault'nun mahkemesi ise tam bir saçmalık. meursault, annesinin cenazesinde nasıl davrandığının üzerine yargılanıyor. işlediği cinayetle hiçbir alakası yok olmamasına rağmen. meursault, bir bakıma iyi bir evlat olarak görülmediği için idama mahkum ediliyor. toplumun normlarına yabancı, oluşu meursault'yu suçlu yapıyor, arabı öldürmesi değil.
devamını gör...

kalan %24 ikna odalarına alınmalı.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim