kahvaltıda süt içmek
ben çocukken babam sütçü olduğundan, her sabah kahvaltıda sıcak süt içerdim. bazen ballı, bazen şekerli olurdu. sütçünün kızı olarak kutu sütlerin tadını çok merak ederdim * ama bizim eve kutu süt almak yasaktı.*
devamını gör...
3 mayıs türkçülük günü
?? ????? ??????
( ne mutlu türküm diyene )
( ne mutlu türküm diyene )
devamını gör...
hayatınızın mottosu olan sözler
sana yazdım iyi dinle bu sözü
bir yıldız kaydı diye yas tutar mı gökyüzü?
bir yıldız kaydı diye yas tutar mı gökyüzü?
devamını gör...
polipoid sistit
başlıca kateter uygulaması olmak üzere mesanenin irritasyonu sonucu oluşan bir patolojidir.
klinik ve patolojik olarak papiller ürotelyal karsinom ile karışır.
klinik ve patolojik olarak papiller ürotelyal karsinom ile karışır.
devamını gör...
waterloo muharebesi
çağcıl kaynaklarda 'waterloo savaşı' olarak da anılsa aslında 'waterloo muharebesi' (ing. battle of waterloo; fr. la bataile de mont-saint-jean), bir savaş olmaktan ziyade kesinlikle muharebedir; çünkü bir gün içinde (18 haziran 1815) olup, bitmiştir. nitekim tdk sözlüğüne göre muharebe kelimesi, 'savaşta yapılan çarpışmalardan her biri' anlamına gelir. (türkçeye arapçadan geçmiştir.) (örneğin ligny muharebesi, waterloo’dan iki gün önce 16 haziran 1815’te olmuştur.)
waterloo muharebesi, belçika'nın brüksel şehrinin 14,5 km ve waterloo kasabasının (o dönemde köy) 2 km uzağında gerçekleştiği için bu isimle anılır.
aslında muharebede fransız ordusu, hem moral hem de askeri teçhizat bakımından üstündür. nitekim bonaparte, ilerleyen yaşına ve hastalığına rağmen yine de iyi bir iş çıkarmak üzereyken bu muharebede talihi ters dönmüştür. muharebeyi kazanmak için elindeki tüm enstrümanları kullanmaktan çekinmemiştir: örneğin, o güne dek hiç yenilmemiş ve hiç kaçmamış imparatorluk muhafızlarını (le garde imperiale) dahi yedi tabur olarak savaşa sürmüştür. muhafızların görünmesi (muharebenin sonlarına doğru) orduya yeni bir canlılık getirmiştir. ancak wellington, tehlikeyi daha muhafızlar yürümeye başlarken görmüştür. eli silah tutan herkesi meşhur yokuşunun arkasına silah doldurtup yere yatırmıştır. yaşlı muhafızlar, merkezi kırdık sanarak yokuşu tırmanıp tepesine geldiklerine ingilizler ayağa kalkarak çok yoğun bir yaylım ateşiyle ilk bel sırayı düşürmüştür. muhafızlar direnmiştir ancak ilk anlık şaşkınlığı üzerlerinden atamamıştır. çok yoğun zayiat verip çekilmeye başladıklarında ise fransız ordusunda moral sıfıra inmiştir. zira yaşlı muhafızların kaçtığını daha gören duyan olmamıştır. onlar da kaçıyorsa bu iş bitmiştir diye düşünülmüştür.
muhafızlar kaçmaya başladıkları zaman wellington, hücum işareti vermiştir. birleşik prusya, hollanda ve geriye ne kaldıysa ingiliz ordusu, fransız ordusuna son bir hücuma kalkmış ve sonuçta fransa yenilmiştir.
savaşın hemen sonunda ingilizler kaçmayan ancak teslim de olmayan yaşlı muhafızlara artık savaşın bittiğini, silahlarını indirmelerini telkin etmiştir ancak muhafızlar ölmeyi seçmiştir. “la garde meurt, elle ne se rend pas!” (muhafız ölür, teslim olmaz) diyerek silahlarını ingilizlere doğrultmuş ve nihayetinde vurulmuşlardır.
fransız ordusu, 51 bin kişiyle geldiği meydanda 28 bin ölü ve yaralı, 8 bin esir ve 15 bin kayıp bırakmıştır. ingilizler ve müttefikleri hollandalılar 17 binlik ordularından 3500 ölü, 10.200 yaralı, 3300 kayıp vermiştir. prusyalıların 7 binlik kolordusunun 1200’ü ölü, 4400’ü yaralı, 1400’ü kayıptır. (bu da öyle bir savaş alanı zayiatıdır ki o sayıya ulaşmak için 15 saat boyunca her beş dakikada bir tam yüklü bir jumbo jetin düşmesi ve kimsenin kurtulamaması gereklidir.)
wellington'un biyografilerinden biri bu muharebe hakkında yapılabilecek en doğru yorumu yapmıştır. şöyle özetlenebilir: "napolyon boneparte, wellington'un ispanya'da verdiği savaşları incelemeye tenezzül etmemişti, hatta bu savaşlarda wellington'un evire çevire benzettiği soult'un öğütlerini bile dinlemedi. bu yüzden napolyon savaş meydanına çıktığında, kare formasyonlarında ingiliz piyadesinin ne yapabileceğini bilmiyordu. onları daha önceki savaşlarda darmadağın ettiği kıta avrupasının yarım askerleri sandı. gerçekten de ingilizlerin yanında savaşan belçikalı ve hollandalılar napolyon'un beklediği gibi darmadağın oldu ama çoğu ispanya'da demir dük'ün emri altında savaşmış ingiliz piyadesi, bazı birlikler son adamına kadar ölse de yerinden kıpırdamadı. napolyon hatasının bedelini önce tüm süvarileriyle, sonra tüm ordusuyla ödedi."
tarihçilerin bir çoğuna göre bu muharebe, 19. yüzyılın en önemli muharebelerinden biridir. öyle ki; avrupa'nın kaderi bu muharebe ile değişmiştir.
bu muharebeyi victor hugo da 'sefiller' adlı eserinde destansı bir dille anlatır. hugo, yukarıdaki cümleyi desteklercesine, "waterloo bir muharebe değildir, dünyanın yüzünün değişmesidir" der.
son not: bu muharebenin kader anı, (bkz: stefan zweig) (bkz: insanlığın yıldızının parladığı anlar) isimli kitabından okunabilir.
waterloo muharebesi, belçika'nın brüksel şehrinin 14,5 km ve waterloo kasabasının (o dönemde köy) 2 km uzağında gerçekleştiği için bu isimle anılır.
aslında muharebede fransız ordusu, hem moral hem de askeri teçhizat bakımından üstündür. nitekim bonaparte, ilerleyen yaşına ve hastalığına rağmen yine de iyi bir iş çıkarmak üzereyken bu muharebede talihi ters dönmüştür. muharebeyi kazanmak için elindeki tüm enstrümanları kullanmaktan çekinmemiştir: örneğin, o güne dek hiç yenilmemiş ve hiç kaçmamış imparatorluk muhafızlarını (le garde imperiale) dahi yedi tabur olarak savaşa sürmüştür. muhafızların görünmesi (muharebenin sonlarına doğru) orduya yeni bir canlılık getirmiştir. ancak wellington, tehlikeyi daha muhafızlar yürümeye başlarken görmüştür. eli silah tutan herkesi meşhur yokuşunun arkasına silah doldurtup yere yatırmıştır. yaşlı muhafızlar, merkezi kırdık sanarak yokuşu tırmanıp tepesine geldiklerine ingilizler ayağa kalkarak çok yoğun bir yaylım ateşiyle ilk bel sırayı düşürmüştür. muhafızlar direnmiştir ancak ilk anlık şaşkınlığı üzerlerinden atamamıştır. çok yoğun zayiat verip çekilmeye başladıklarında ise fransız ordusunda moral sıfıra inmiştir. zira yaşlı muhafızların kaçtığını daha gören duyan olmamıştır. onlar da kaçıyorsa bu iş bitmiştir diye düşünülmüştür.
muhafızlar kaçmaya başladıkları zaman wellington, hücum işareti vermiştir. birleşik prusya, hollanda ve geriye ne kaldıysa ingiliz ordusu, fransız ordusuna son bir hücuma kalkmış ve sonuçta fransa yenilmiştir.
savaşın hemen sonunda ingilizler kaçmayan ancak teslim de olmayan yaşlı muhafızlara artık savaşın bittiğini, silahlarını indirmelerini telkin etmiştir ancak muhafızlar ölmeyi seçmiştir. “la garde meurt, elle ne se rend pas!” (muhafız ölür, teslim olmaz) diyerek silahlarını ingilizlere doğrultmuş ve nihayetinde vurulmuşlardır.
fransız ordusu, 51 bin kişiyle geldiği meydanda 28 bin ölü ve yaralı, 8 bin esir ve 15 bin kayıp bırakmıştır. ingilizler ve müttefikleri hollandalılar 17 binlik ordularından 3500 ölü, 10.200 yaralı, 3300 kayıp vermiştir. prusyalıların 7 binlik kolordusunun 1200’ü ölü, 4400’ü yaralı, 1400’ü kayıptır. (bu da öyle bir savaş alanı zayiatıdır ki o sayıya ulaşmak için 15 saat boyunca her beş dakikada bir tam yüklü bir jumbo jetin düşmesi ve kimsenin kurtulamaması gereklidir.)
wellington'un biyografilerinden biri bu muharebe hakkında yapılabilecek en doğru yorumu yapmıştır. şöyle özetlenebilir: "napolyon boneparte, wellington'un ispanya'da verdiği savaşları incelemeye tenezzül etmemişti, hatta bu savaşlarda wellington'un evire çevire benzettiği soult'un öğütlerini bile dinlemedi. bu yüzden napolyon savaş meydanına çıktığında, kare formasyonlarında ingiliz piyadesinin ne yapabileceğini bilmiyordu. onları daha önceki savaşlarda darmadağın ettiği kıta avrupasının yarım askerleri sandı. gerçekten de ingilizlerin yanında savaşan belçikalı ve hollandalılar napolyon'un beklediği gibi darmadağın oldu ama çoğu ispanya'da demir dük'ün emri altında savaşmış ingiliz piyadesi, bazı birlikler son adamına kadar ölse de yerinden kıpırdamadı. napolyon hatasının bedelini önce tüm süvarileriyle, sonra tüm ordusuyla ödedi."
tarihçilerin bir çoğuna göre bu muharebe, 19. yüzyılın en önemli muharebelerinden biridir. öyle ki; avrupa'nın kaderi bu muharebe ile değişmiştir.
bu muharebeyi victor hugo da 'sefiller' adlı eserinde destansı bir dille anlatır. hugo, yukarıdaki cümleyi desteklercesine, "waterloo bir muharebe değildir, dünyanın yüzünün değişmesidir" der.
son not: bu muharebenin kader anı, (bkz: stefan zweig) (bkz: insanlığın yıldızının parladığı anlar) isimli kitabından okunabilir.
devamını gör...
soren kierkegaard
yaşam,
tıpkı müzik gibidir;
mükemmel bir dokunuşla düşüş ile yükseliş,
doğru ve yanlış arasında gidip gelir;
güzellikte burada yatar.
sözlerinin sahibi danimarkalı filozof.
tıpkı müzik gibidir;
mükemmel bir dokunuşla düşüş ile yükseliş,
doğru ve yanlış arasında gidip gelir;
güzellikte burada yatar.
sözlerinin sahibi danimarkalı filozof.
devamını gör...
nasa'nın istanbul paylaşımı
kuzeyin altta olduğunu anlayana kadar geçen 1 saniyede aklımı oynatacağımı sandığım fotoğraf. 15-20 yıla kuzeyde de orman kalmaz gerçi böyle devam edersek.
devamını gör...
1000 numaralı normal sözlük yazarı
şanslı kişinin kim olacağını merak ediyorum. şu an 900e yaklaşmaktayız tahminen 1-2 gün içerisinde 1000 numaralı yazar aramıza katılacaktır.
devamını gör...
güne bir şiir bırak
sevdiğin kadar sevileceksin.
güneşin doğuşundadır
doğanın sana verdigi değer
ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
bir gün yalan söyleyeceksen eğer
bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
güneşin doğuşundadır
doğanın sana verdigi değer
ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
bir gün yalan söyleyeceksen eğer
bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
devamını gör...
noah pippin
2010 yılında kaybolan eski bir asker. noah pippin* 1980 yılında, protestan dindar bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. 1998 yılındaysa bir çiftlik evine taşındı. her şey normaldi, ve liseden mezun oldu. sonra üniversiteli oldu ve felsefe dalında okudu. iki yıl sonra yani 2000 yılında başka bir üniversiteye transfer oldu. notları düşünce de 2002 yılında derecesiz olarak üniversiteden ayrıldı. yani efendim, kendine yazık etti. 2003 yılında amerika deniz piyadelerine katıldı. 2004 yılından 2006 yılına kadar deniz kuvvetlerinde falan yer aldı. yaşıtları onu sessiz ama güvenilir biri olarak tanımladılar. bu arada bu 2004 yılından 2006 yılına kadar ırak'ta deniz kuvvetlerindeydi. daha sonra ırak'tan döndü ve 2007 yılında onurlu bir şekilde görevden ayrıldı. ama atmadılar yani adamın askerliği bitti. daha sonra arabasında 6 ay yaşadı. 2007 yılının aralık ayındaysa taşındı ve polis departmanı akademisine kaydoldu. burda takım lideri yapıldı çünkü askeri geçmişi vardı. 2008 yılının mayıs ayında mezun oldu ve deneme memuru olarak atandı. sonra da yaşamak için eski bir evin arkasında yer alan tek yatak odalı bir daire kiraladı. daha sonra piyade oldu.
ve 2010 yılında yaklaşık 3 yıl hizmet verdikten sonra işinden ayrıldı. daireden de çıktı ve ailesinin evinde bodrum katında eşyalarını sakladı. ve bu olaydan 2 ay sonra yani 17 ağustos 2010 yılında yine bir haftalık ziyaret için ebeveynlerinin evine geldi. bu süre boyunca da işini bıraktığını ama california ulusal muhafızları işine aktif gönüllü olarak geri dönmek istediğini söyledi.
ve 25 ağustos 2010 yılında ailesinin evinden taksiyle ayrıldı ve kiralık araba almak için gitti. ama kiralık arabasını 2 gün sonra iade etti nedense. california'ya işine gitmek yerine arabayı iade etti 2 gün sonra. ve 29 ağustos 2010 yılında bir motele yerleşti. yerel mağazalardan yiyecekler, restoranlardan birkaç yemek falan sipariş etti. ve 31 ağustos 2010 yılında sabah, otelden ayrıldı. ve vahşi doğa gezisine çıktı. blue lakeste 3 gün geçirdi. neyse.
11 eylül 2010 yılında ailesi, california ulusal muhafızları tarafından bir çağrı aldılar ve endişelendiler. pippin, bir gün önce eğitim tatbikatına gelmemişti çünkü. ve telefonuna aramalar yapıldı, sesli mesajlar falan gönderildi..
neyse sonra o gün sabah kamplarına da gitti ve bir grup avcıyla karşılaştı. ona bir kahve ikram ettiler. sonra bir çiftle karşılaştı onlara da 10 gün izinde olduğunu söyledi.
onu gören kişiler, görgü tanıkları, onun sırt çantasında naylon bir panço, 38'lik bir tabanca, iki inçlik namluya sahip beş atışlık bir tabanca falan gördüklerini anlattılar. adam tarzana bağlamış yani. kendini arizona kertenkelesi sanıyor. neyse sonra bu karşılaştığı çift ona akşam yemeği falan teklif etmiş kalmasını teklif etmiş ama bildirildiğine göre o reddetti ve onlara veda etti. ve çin duvarı boyunca uzanan patikaya doğru yola çıktı. ve işte o zamandan beri kendisinden haber alınamıyor.
24 eylül 2010 yılında da kaybolduğu ailesi tarafından resmen bildirildi. yetkililer noah'ın motelde bıraktığı üç çift pantolon, bir dizüstü bilgisayar çantası, bir kamuflaj ağı ve cep telefonunu buldular. bir de dizüstü bilgisayarı için şarj cihazları falan dahil kişisel eşyalarını buldular. ama bilgisayarı bulunamadı. polis, telefon kayıtlarına erişti ve telefonunu en son 31 ağustos 2010 yılında kullanmış olduğunu farketti. ve onun rahatlamak amaçlı biraz yürüyüşe çıktığını tahmin ettiler.
ve yetkililer, pippin'in yürüşe çıktığına ve hava koşullarından, düşme, ayı, donma veya açlıktan öldüğünü düşündüler. bazıları da onun yeni bir hayata başladığını, ordudan kaçtığını falan iddia etti. ama intihar da bir olasılıktı. çünkü bir travması, stres bozukluğu olabilir ve bunların sonucunda intihar etmiş olabilirdi.
ve bulunmasına gelelim. 24 ağustos 2012 yılında, bob marshall vahşi yaşam bölgesindeki çin duvarı yakınında kalıntıları ortaya çıkarıldı. evet, daha sonra noah pippin olarak tanımlanan ceset, 7.500 fit yüksekliğindeki kayalı bir yerde bulunmuştu. yetkililer, onun bir kış kar fırtınasına yakalandığını ve ardından da hipotermiden öldüğünü düşünüyorlardı.
ve 2010 yılında yaklaşık 3 yıl hizmet verdikten sonra işinden ayrıldı. daireden de çıktı ve ailesinin evinde bodrum katında eşyalarını sakladı. ve bu olaydan 2 ay sonra yani 17 ağustos 2010 yılında yine bir haftalık ziyaret için ebeveynlerinin evine geldi. bu süre boyunca da işini bıraktığını ama california ulusal muhafızları işine aktif gönüllü olarak geri dönmek istediğini söyledi.
ve 25 ağustos 2010 yılında ailesinin evinden taksiyle ayrıldı ve kiralık araba almak için gitti. ama kiralık arabasını 2 gün sonra iade etti nedense. california'ya işine gitmek yerine arabayı iade etti 2 gün sonra. ve 29 ağustos 2010 yılında bir motele yerleşti. yerel mağazalardan yiyecekler, restoranlardan birkaç yemek falan sipariş etti. ve 31 ağustos 2010 yılında sabah, otelden ayrıldı. ve vahşi doğa gezisine çıktı. blue lakeste 3 gün geçirdi. neyse.
11 eylül 2010 yılında ailesi, california ulusal muhafızları tarafından bir çağrı aldılar ve endişelendiler. pippin, bir gün önce eğitim tatbikatına gelmemişti çünkü. ve telefonuna aramalar yapıldı, sesli mesajlar falan gönderildi..
neyse sonra o gün sabah kamplarına da gitti ve bir grup avcıyla karşılaştı. ona bir kahve ikram ettiler. sonra bir çiftle karşılaştı onlara da 10 gün izinde olduğunu söyledi.
onu gören kişiler, görgü tanıkları, onun sırt çantasında naylon bir panço, 38'lik bir tabanca, iki inçlik namluya sahip beş atışlık bir tabanca falan gördüklerini anlattılar. adam tarzana bağlamış yani. kendini arizona kertenkelesi sanıyor. neyse sonra bu karşılaştığı çift ona akşam yemeği falan teklif etmiş kalmasını teklif etmiş ama bildirildiğine göre o reddetti ve onlara veda etti. ve çin duvarı boyunca uzanan patikaya doğru yola çıktı. ve işte o zamandan beri kendisinden haber alınamıyor.
24 eylül 2010 yılında da kaybolduğu ailesi tarafından resmen bildirildi. yetkililer noah'ın motelde bıraktığı üç çift pantolon, bir dizüstü bilgisayar çantası, bir kamuflaj ağı ve cep telefonunu buldular. bir de dizüstü bilgisayarı için şarj cihazları falan dahil kişisel eşyalarını buldular. ama bilgisayarı bulunamadı. polis, telefon kayıtlarına erişti ve telefonunu en son 31 ağustos 2010 yılında kullanmış olduğunu farketti. ve onun rahatlamak amaçlı biraz yürüyüşe çıktığını tahmin ettiler.
ve yetkililer, pippin'in yürüşe çıktığına ve hava koşullarından, düşme, ayı, donma veya açlıktan öldüğünü düşündüler. bazıları da onun yeni bir hayata başladığını, ordudan kaçtığını falan iddia etti. ama intihar da bir olasılıktı. çünkü bir travması, stres bozukluğu olabilir ve bunların sonucunda intihar etmiş olabilirdi.
ve bulunmasına gelelim. 24 ağustos 2012 yılında, bob marshall vahşi yaşam bölgesindeki çin duvarı yakınında kalıntıları ortaya çıkarıldı. evet, daha sonra noah pippin olarak tanımlanan ceset, 7.500 fit yüksekliğindeki kayalı bir yerde bulunmuştu. yetkililer, onun bir kış kar fırtınasına yakalandığını ve ardından da hipotermiden öldüğünü düşünüyorlardı.
devamını gör...
zeus altarı
hera, dosdoğru yürüdü gargaran doruğuna, ida’nın en yüksek tepesiydi bu. bulutları devşiren zeus, onu gördü. görür görmez aşk sardı düşünceli kafasını. ve hera, zeus’un dokuz eşinin birincisi oldu’ diye yazmış ünlü ozan homeros ilyada destanı’nda.
eski yunanlılar savaşlarda galip gelmek, kuraklıktan, hastalıktan kurtulmak, bereketli ürün almak, felaketlerden korunmak gibi sebeplerle tanrılara kurban vermeyi adet haline getirmişlerdi. gargaran tepesi de, eski yunan kültürüne göre tanrılarına kurbanlar sunmak üzere yapılmış bulunan sunağa sahipliği yapar.zeus'un hera'ya aşık olduğu yer olarak geçer mitorolojide.
eski yunanlılar savaşlarda galip gelmek, kuraklıktan, hastalıktan kurtulmak, bereketli ürün almak, felaketlerden korunmak gibi sebeplerle tanrılara kurban vermeyi adet haline getirmişlerdi. gargaran tepesi de, eski yunan kültürüne göre tanrılarına kurbanlar sunmak üzere yapılmış bulunan sunağa sahipliği yapar.zeus'un hera'ya aşık olduğu yer olarak geçer mitorolojide.
devamını gör...
anın fotoğrafı
devamını gör...
ulus baker'den sözler
"her şeyi anlamak zorunda değilsiniz, anlamak yalnızca dünyayla ilişkimizin bir düzeyinden ibaret, tümü değil."
buradan
buradan
devamını gör...
işçiyi öğretmeni aşılamadan libya'ya aşı bağışlayan ülke
işçi, öğretmen ve pek çok meslek grubunun büyük bir kısmı aşılanmadığı halde başka bir ülkeye aşı bağışlamanın mantığını arıyorum fakat bulamıyorum.
(bkz: 12 nisan 2021 libya’ya 150 bin aşı verilecek olması)
(bkz: 12 nisan 2021 libya’ya 150 bin aşı verilecek olması)
devamını gör...
islam barış dinidir
tek cümle ile özetleyebilirim.
"islam dine girmesi için kimseyi zorlamaz, ama dini yaymak için cihad eder." burdaki çelişkiye dayanaraktan pekte barışcıl bir din olduğunu söylemek zor.
"islam dine girmesi için kimseyi zorlamaz, ama dini yaymak için cihad eder." burdaki çelişkiye dayanaraktan pekte barışcıl bir din olduğunu söylemek zor.
devamını gör...
normal sözlük'te anonim olmak
gerçekte kimsenin yüzüne söyleyemeyeceğim ya da yapmayacağım bir şeyi buraya yazmadığım için çok da umursamadığım hadise.
"beni tanıyanlar okursa ne olur?" gibi bir kaygım yok. kendimi olduğumdan farklı göstermek gibi bir amacım da yok. "ben anonim kalmak istiyorum çünkü şu şu şu gerekçelerim var..." diyene de saygım var.
yani özetle; oyna, devam!
"beni tanıyanlar okursa ne olur?" gibi bir kaygım yok. kendimi olduğumdan farklı göstermek gibi bir amacım da yok. "ben anonim kalmak istiyorum çünkü şu şu şu gerekçelerim var..." diyene de saygım var.
yani özetle; oyna, devam!
devamını gör...
sürekli akp'yi ve akp’lileri aşağılamaya çalışmak
hâlen kendi iktidarında bile mağdur edebiyatı yapan siyasal islamcı tavrı, gidin az ötede zırlayın!
devamını gör...
öğretmenlerin almış olduğu parayı hak etmemesi
her öğretmen için geçerli olmayan durumdur.
kimi öğretmenin ömrünüz boyunca hakkını ödeyemezken kimisine öğretmen diyesiniz gelmiyor.
haa bu sadece öğretmenlik mesleği için geçerli değil tüm meslekler için geçerli.
kimi öğretmenin ömrünüz boyunca hakkını ödeyemezken kimisine öğretmen diyesiniz gelmiyor.
haa bu sadece öğretmenlik mesleği için geçerli değil tüm meslekler için geçerli.
devamını gör...
hakkında komplo teorileri olan ünlüler
(bkz: michael jackson)
öldü mü? yoksa yaşıyor mu? bilinmez..
öldü mü? yoksa yaşıyor mu? bilinmez..
devamını gör...
instagram'ın gereksiz bir uygulama olduğu gerçeği
günümüzde yeni insanlarla tanışmak, sosyalleşmek ve beğeni toplamak için kullanılan uygulamalardan biridir. gerekliliği konusu sanırım kullanan kişiye göre değişir.
devamını gör...