kanal istanbul'un olumsuz yanları
kanal istanbul'un yapılması halinde yaşanabilecek olumsuz durumlardır.
- diğer kentlerden istanbul'a yoğun bir şekilde göç yaşanacak ve nüfus artacaktır.
- refah seviyesinin ülkeye dengeli dağılmasını engelleyecektir.
- kısa zamanda işsizlik sorununu çözse de kesin çözüm olmayacaktır.
- proje yapım sırasında kuzey anadolu fay hattının kırılması/zedelenmesi depremlerin yaşanmasını tetikleyebilir.
- kuzeybatı marmara bölgesi'nde bitki ve hayvan çeşitliliğini olumsuz yönde etkileyecektir.
- yeşil alanların ortadan kaldırılması sebebiyle iklim değişecek ve çeşitli ekolojik sorunlar ortaya çıkacaktır.
- proje çevresindeki arsaların fiyatlarının artması ülke çapında dengesiz bir gayrımenkul değerlerini ortaya çıkaracaktır.
- proje çevresinde olası taşkın durumunda kanal kenarındaki yerleşim birimleri su altında kalabilir.
ayrıca (bkz: kanal istanbul'un olumlu yanları) da bulunmaktadır.
edit: olumlu ve olumsuz yanlarını sundum, herhangi bir siyasi sebep gütmeyin bu tanımda.
- diğer kentlerden istanbul'a yoğun bir şekilde göç yaşanacak ve nüfus artacaktır.
- refah seviyesinin ülkeye dengeli dağılmasını engelleyecektir.
- kısa zamanda işsizlik sorununu çözse de kesin çözüm olmayacaktır.
- proje yapım sırasında kuzey anadolu fay hattının kırılması/zedelenmesi depremlerin yaşanmasını tetikleyebilir.
- kuzeybatı marmara bölgesi'nde bitki ve hayvan çeşitliliğini olumsuz yönde etkileyecektir.
- yeşil alanların ortadan kaldırılması sebebiyle iklim değişecek ve çeşitli ekolojik sorunlar ortaya çıkacaktır.
- proje çevresindeki arsaların fiyatlarının artması ülke çapında dengesiz bir gayrımenkul değerlerini ortaya çıkaracaktır.
- proje çevresinde olası taşkın durumunda kanal kenarındaki yerleşim birimleri su altında kalabilir.
ayrıca (bkz: kanal istanbul'un olumlu yanları) da bulunmaktadır.
edit: olumlu ve olumsuz yanlarını sundum, herhangi bir siyasi sebep gütmeyin bu tanımda.
devamını gör...
doğruları yazan yazarların az takipçili olmasının nedeni
hesabı açalı 3 hafta oldu kimseyi tanımam etmem bildiğim bütün gerçekleri çarpıtmadan yazıyorum. benim gibi uzun entryler yazan çoğu yazarın hiç takipçisi yok niye böyle bir türlü anlamadım. yoldaşlar kusura bakmayın ama tam anlamıyla severler böyle işi yani.
devamını gör...
güne bir şarkı bırak
.
devamını gör...
dupnisa mağarası
#1106508 da longoz ormanlarını biraz anlatmaya çalışmıştım.kısa bir gezi planlıyorsanız dupnisa’ yı da aynı gün gezebilirsiniz. dupnisa bulgarca’da ‘delik’ anlamıma geliyormuş.
bu mağara, kırklareli bulgaristan sınırına on kilometre mesafede ( yol bulmak için google haritaları kullanıyorsanız internet çekmeyip sizi oradan oraya gönderiyor bu yüzden eyvah dedik bulgaristan’a iyice yaklaşınca ) .
yaklaşık beş yüz metresini merdivenler ve tahta köprüler aracılığıyla gezebiliyorsunuz.

dört milyon yıllık bir oluşum olduğu söylenen bu mağaranın zemini sürekli nemli ve zaman zaman damlalar şıp şıp üzerinize düşebiliyor.mağaralara has o koku ve soğuk hava karşılıyor sizi.sarkıtlar ve dikitler ışıklandırmayla birlikte görüntüyü zenginleştiriyor.( bir de şöyle klasik müzik olsa harika olur ortam )
içinde derinliği iki metreyi bulan göller ve sürekli çağlayan bir yeraltı nehri bulunmaktaymış.
mağara çıkışı da yine tahta köprülerle bir yürüyüş parkuru bulunuyor.harika bir doğa sizi bekliyor.ayaklarınız buz gibi suya değerken köfte ekmek yiyebileceğiniz yerler de mevcut.
kamp yapmayı sevenlerin tercih edeceği bol gölgelikli mis gibi orman havası da cabası.



bu mağara, kırklareli bulgaristan sınırına on kilometre mesafede ( yol bulmak için google haritaları kullanıyorsanız internet çekmeyip sizi oradan oraya gönderiyor bu yüzden eyvah dedik bulgaristan’a iyice yaklaşınca ) .
yaklaşık beş yüz metresini merdivenler ve tahta köprüler aracılığıyla gezebiliyorsunuz.

dört milyon yıllık bir oluşum olduğu söylenen bu mağaranın zemini sürekli nemli ve zaman zaman damlalar şıp şıp üzerinize düşebiliyor.mağaralara has o koku ve soğuk hava karşılıyor sizi.sarkıtlar ve dikitler ışıklandırmayla birlikte görüntüyü zenginleştiriyor.( bir de şöyle klasik müzik olsa harika olur ortam )
içinde derinliği iki metreyi bulan göller ve sürekli çağlayan bir yeraltı nehri bulunmaktaymış.
mağara çıkışı da yine tahta köprülerle bir yürüyüş parkuru bulunuyor.harika bir doğa sizi bekliyor.ayaklarınız buz gibi suya değerken köfte ekmek yiyebileceğiniz yerler de mevcut.
kamp yapmayı sevenlerin tercih edeceği bol gölgelikli mis gibi orman havası da cabası.



devamını gör...
franz kafka
eğer mutluluktan ölünüyorsa bu benim başıma gelmeli diyen yazar. babasıyla kuramadığı iletişim yüzünden yazan yazar.
bir arkadaşının o öldükten sonra, yazdıklarını atmaya kıyamadığı, yazar yaptığı yazar.
bir arkadaşının o öldükten sonra, yazdıklarını atmaya kıyamadığı, yazar yaptığı yazar.
devamını gör...
nasreddin hoca
nasreddin hoca, sağda solda “ben şöyle yay çekerim, şöyle ok atarım.” diye konuşur durur.
bunun gerçek olup olmadığını anlamak isteyen gençler onu yarışmaya davet ederler.
hoca, ilk okunu atar, ama hedefin çok uzağına düşer. çevreden gülüşme sesleri artınca hoca;
“bu bizim subaşının atışı; o, oku böyle atar.” der.
ikinci olarak oku attığında, hedefi yine vuramaz, yine gülüşme sesleri arasında hoca;
“bu da bizim kadı efendi’nin atışı…” der.
üçüncü olarak oku atan hoca hedefi vurunca;
“bu da hoca’nın atışı…” deyiverir.
bunun gerçek olup olmadığını anlamak isteyen gençler onu yarışmaya davet ederler.
hoca, ilk okunu atar, ama hedefin çok uzağına düşer. çevreden gülüşme sesleri artınca hoca;
“bu bizim subaşının atışı; o, oku böyle atar.” der.
ikinci olarak oku attığında, hedefi yine vuramaz, yine gülüşme sesleri arasında hoca;
“bu da bizim kadı efendi’nin atışı…” der.
üçüncü olarak oku atan hoca hedefi vurunca;
“bu da hoca’nın atışı…” deyiverir.
devamını gör...
direkten dönen top
hamit altıntop sayesinde sıklıkla görmüş olduğumuz toptur.
devamını gör...
1 milyon euro verseler sevgilini terk eder misin
buna hayır diyen için 1 milyon euro zaten para değildir.
tüm kalbimle evet.
tüm kalbimle evet.
devamını gör...
kadınları çekici yapan detaylar
dalgın, güzel gülen, edalı kadınlar hep çekici olmuştur. *
devamını gör...
sait faik abasıyanık
1906 da adapazarı nda doğdu. ilköğrenimini adapazarı nda ortaogrenimini istanbul erkek lisesi ve bursa erkek lisesinde tamamladı. yüksek öğrenimine başladığı istanbul üniversitesi edebiyat fakültesinden ayrılarak ekonomi öğrenimi için isviçre ye gitti. oradan fransa ya geçerek kendini edebiyat ve sanat alanında yetiştirmeye çalıştı.
1935 te yurda dönen sait faik kisa aralarla çeşitli işlere girip çıktı. kişilik yapısı düzenli bir iş sürdürmeye elverişli değildi. bu nedenle düzensiz programsız herkesten farklı ilgi ve özlemlerle dolu bir yaşam sürdü.
sait faik modern edebiyata sağladığı katkılardan ötürü 1953 te amerika'daki mark twain derneğine onur üyesi seçildi. 1954 te istanbul'da öldü.
sait faik cumhuriyet döneminin önemli hikayecilerindendir. ilk hikaye kitabı 1936 da yayımlanmistir.
sait faik şiir hikaye roman türlerinde eser vermiş bir de roman çevirisi yapmıştır. asıl yazarlık ününü hikayeleriyle sağlamıştır. hikayelerinde gerilimli büyük olayları değil, sıradan küçük olayları ince bir duyarlılıkla işler. insanları yaşamı ve doğayı bir bütün olarak görme algılama yaklaşımı içindedir. kendi izlenim ve duygularıyla yeniden bicimlendirdigi balıkçı sokak satıcısı bahçıvan türündeki çalışkan insanlari sevgiyle anlatır. hoyrat ve çıkarcı insanlara karşı doğayı ve güçsüz insanları savunur.
sait faik in 171 hikayesi on üç kitap halinde yayımlanmistir. ayrıca 2 roman ve 1 şiir kitabı vardır.
hikayeleri; semaver, sarnıç, sahmerdan, lüzumsuz adam,mahalle kahvesi, havada bulut, kumpanya, havuz başı, son kuşlar, alemdagda var bir yılan, az şekerli, tüneldeki çocuk, mahkeme kapısı, seçme hikayeler.
romanları; medar-ı maişet ,motorcu ,kayıp aranıyor
şiirleri; şimdi sevişme vakti
1935 te yurda dönen sait faik kisa aralarla çeşitli işlere girip çıktı. kişilik yapısı düzenli bir iş sürdürmeye elverişli değildi. bu nedenle düzensiz programsız herkesten farklı ilgi ve özlemlerle dolu bir yaşam sürdü.
sait faik modern edebiyata sağladığı katkılardan ötürü 1953 te amerika'daki mark twain derneğine onur üyesi seçildi. 1954 te istanbul'da öldü.
sait faik cumhuriyet döneminin önemli hikayecilerindendir. ilk hikaye kitabı 1936 da yayımlanmistir.
sait faik şiir hikaye roman türlerinde eser vermiş bir de roman çevirisi yapmıştır. asıl yazarlık ününü hikayeleriyle sağlamıştır. hikayelerinde gerilimli büyük olayları değil, sıradan küçük olayları ince bir duyarlılıkla işler. insanları yaşamı ve doğayı bir bütün olarak görme algılama yaklaşımı içindedir. kendi izlenim ve duygularıyla yeniden bicimlendirdigi balıkçı sokak satıcısı bahçıvan türündeki çalışkan insanlari sevgiyle anlatır. hoyrat ve çıkarcı insanlara karşı doğayı ve güçsüz insanları savunur.
sait faik in 171 hikayesi on üç kitap halinde yayımlanmistir. ayrıca 2 roman ve 1 şiir kitabı vardır.
hikayeleri; semaver, sarnıç, sahmerdan, lüzumsuz adam,mahalle kahvesi, havada bulut, kumpanya, havuz başı, son kuşlar, alemdagda var bir yılan, az şekerli, tüneldeki çocuk, mahkeme kapısı, seçme hikayeler.
romanları; medar-ı maişet ,motorcu ,kayıp aranıyor
şiirleri; şimdi sevişme vakti
devamını gör...
yazarların en çok özlemini duyduğu şey
gürültü yapmayan bir üst komşu ve kafa dinlemek.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının en sevdiği meyve
muz.
devamını gör...
ayın en çalışkan 10 yazarı hakkında ne dediler
sözlüğe nerdeyse her gün her hafta yeni bi güncelleme ve özellik gelmesi çok hoşuma gidiyor ya. sürekli canlı tutuyorlar özellikleri ya da ödülleri. teşekkür ederiz efendim*.
devamını gör...
günaydın sözlük
sevdiklerinizle iletişim halinde ve mutlu olduğunuz bi gün geçirmeniz dileğiyle. günaydıınn sözlük. *.
devamını gör...
güneş açtı diye neşelenebilen optimist hafif mal insan
(bkz: kalbim kırıldı)
devamını gör...
sahte anne deneyi
harlow'un maymunlar üzerinde gerçekleştirdiği acımasız deneylerdir.
1950-60'lı yıllarda bazı psikologlar bebeklerin annelerine olan düşkünlüklerinin nedeninin annenin yavruya besin vermesi olduğunu düşünüyordu. o dönem psikologlarından harry harlow ise bunun sadece besinle alakalı olmayıp annenin yavruya verdiği rahatlık, sevgi gibi faktörlerin de önemli olduğunu ileri sürdü. elinde kanıt olmadığı için deney yapmaya karar verip talihsiz denekleri de rhesus maymunları olarak seçti.
1932'de zaten laboratuvarında maymun evi açan harlow, bazı maymunları ebeveynlerinden ayrı büyütüp gözlemledi (buna anneden yoksunluk denir ve etik olmadığı için günümüzde yasaktır). deneylerde ne kadar maymunların tüm bakımları yapılsa da anneyle büyüyen maymunlar ve annesiz büyüyen maymunların davranışlarının farklı olduğu gözlemlendi:
''...içe dönüklerdi, sosyal becerilerden yoksunlardı. çünkü bu yavrular sadece annelerinden değil, diğer yaşıtlarından da yoksun bir şekilde büyüyorlardı. bu şekilde büyüyen yavruların daha agresif ve korku dolu olduklarını fark ettiler. bir de... bebek bezlerine aşırı düşkünlerdi.''
harlow, bebek bezine olan bu aşırı düşkünlüğün huzur, konfor, sevgi, sıcaklık, vb. faktörlerden ileri geldiğini düşündü. bezlerine son derece düşkünlerdi çünkü annelerinden almayı bekledikleri sıcaklığı ve konforu bu bez parçasında buluyorlardı.
deneye gelecek olursak, harlow sahte maket maymun anneler üretti. bir tarafta bezlerle üretilmiş anne, bir tarafta ise tellerle üretilmiş anne... harlow, ilk koşulda tel olan annenin eline biberon ve maymunların çok sevdiği yiyeceklerden koyuyor. bez annede ise biberon olmuyor. diğer koşulda, bez annede biberon oluyor ve tel annede olmuyor. yürekleri dağlayan kısım ise maymunlar her iki koşulda da bez anneyi tercih ediyor. bez annenin elinde biberon varken maymunların onu seçmesi zaten beklenen bir durum (bezlere düşkünlükleri vardı) fakat tel annenin elinde biberon varken orada beslendikten sonra bez annenin yanına gidiyorlar! o sıcaklığı hissedebilmek için. tabi o dönem psikologlarına bu durum tokat gibi çarpıyor çünkü ‘’bebekler annelerine, kendilerine sağladıkları besin için değil, yumuşak ve sıcak bedenleri için bağlanıyor!’’ bu deneylerle kalınmayıp çok daha ileri gidiliyor ve her seferinde bezden annenin yanında olan yavrunun daha rahat olduğu gözlemleniyor.
harlow etik sınırlarını zorlayarak her seferinde yavruları izole ederek deneylerini sürdürüyor.. maymunlar bu deneylerden etkilenip intihara kalkışınca eleştirilere maruz kalıyor ve "maymunları nasıl sevebilirsiniz ki?" diye bir cümle sarf ediyor, bunu da sizin yorumunuza bırakıyorum.
1950-60'lı yıllarda bazı psikologlar bebeklerin annelerine olan düşkünlüklerinin nedeninin annenin yavruya besin vermesi olduğunu düşünüyordu. o dönem psikologlarından harry harlow ise bunun sadece besinle alakalı olmayıp annenin yavruya verdiği rahatlık, sevgi gibi faktörlerin de önemli olduğunu ileri sürdü. elinde kanıt olmadığı için deney yapmaya karar verip talihsiz denekleri de rhesus maymunları olarak seçti.
1932'de zaten laboratuvarında maymun evi açan harlow, bazı maymunları ebeveynlerinden ayrı büyütüp gözlemledi (buna anneden yoksunluk denir ve etik olmadığı için günümüzde yasaktır). deneylerde ne kadar maymunların tüm bakımları yapılsa da anneyle büyüyen maymunlar ve annesiz büyüyen maymunların davranışlarının farklı olduğu gözlemlendi:
''...içe dönüklerdi, sosyal becerilerden yoksunlardı. çünkü bu yavrular sadece annelerinden değil, diğer yaşıtlarından da yoksun bir şekilde büyüyorlardı. bu şekilde büyüyen yavruların daha agresif ve korku dolu olduklarını fark ettiler. bir de... bebek bezlerine aşırı düşkünlerdi.''
harlow, bebek bezine olan bu aşırı düşkünlüğün huzur, konfor, sevgi, sıcaklık, vb. faktörlerden ileri geldiğini düşündü. bezlerine son derece düşkünlerdi çünkü annelerinden almayı bekledikleri sıcaklığı ve konforu bu bez parçasında buluyorlardı.
deneye gelecek olursak, harlow sahte maket maymun anneler üretti. bir tarafta bezlerle üretilmiş anne, bir tarafta ise tellerle üretilmiş anne... harlow, ilk koşulda tel olan annenin eline biberon ve maymunların çok sevdiği yiyeceklerden koyuyor. bez annede ise biberon olmuyor. diğer koşulda, bez annede biberon oluyor ve tel annede olmuyor. yürekleri dağlayan kısım ise maymunlar her iki koşulda da bez anneyi tercih ediyor. bez annenin elinde biberon varken maymunların onu seçmesi zaten beklenen bir durum (bezlere düşkünlükleri vardı) fakat tel annenin elinde biberon varken orada beslendikten sonra bez annenin yanına gidiyorlar! o sıcaklığı hissedebilmek için. tabi o dönem psikologlarına bu durum tokat gibi çarpıyor çünkü ‘’bebekler annelerine, kendilerine sağladıkları besin için değil, yumuşak ve sıcak bedenleri için bağlanıyor!’’ bu deneylerle kalınmayıp çok daha ileri gidiliyor ve her seferinde bezden annenin yanında olan yavrunun daha rahat olduğu gözlemleniyor.
harlow etik sınırlarını zorlayarak her seferinde yavruları izole ederek deneylerini sürdürüyor.. maymunlar bu deneylerden etkilenip intihara kalkışınca eleştirilere maruz kalıyor ve "maymunları nasıl sevebilirsiniz ki?" diye bir cümle sarf ediyor, bunu da sizin yorumunuza bırakıyorum.
devamını gör...



