kiraz dudak elma yanak portakal göğüs karpuz popo
manav bir erkeğin hayali olan kadın tahayyülü.
edit: manav erkek ne yahu*. manavcılık yapan bir erkek diyeyim en iyisi. orijinali bozmak istemedim, kalsın öyle.
edit: manav erkek ne yahu*. manavcılık yapan bir erkek diyeyim en iyisi. orijinali bozmak istemedim, kalsın öyle.
devamını gör...
nisan hakan özkan
muazzam bir karikatürist ve influencer olan nisan hakan hakkında nasıl başlık açılmaz şaşırdığım bir konu.
kendisi her cumartesi "beni çiz" başlığı altında kendisine fotoğraf gönderenleri harika bir şekilde çizen bir karikatüristtir. uzun zamandır uykusuz dergisinde çizen, topşik adlı karakterin de yaratıcısı olan nisansı çok da tatlı bir aileye sahip.
edit: kendisine ait bir başlık varmış, ben görmemişim.
kendisi her cumartesi "beni çiz" başlığı altında kendisine fotoğraf gönderenleri harika bir şekilde çizen bir karikatüristtir. uzun zamandır uykusuz dergisinde çizen, topşik adlı karakterin de yaratıcısı olan nisansı çok da tatlı bir aileye sahip.
edit: kendisine ait bir başlık varmış, ben görmemişim.
devamını gör...
normal sözlük’te bütün moderatörleri engellemek
kafa sözlükte mümkün olmadığını öğrendiğimiz eylem.
peki modlar yazarları engelleyebiliyor mu?
zeki müren de bizi görebilecek mi?
peki modlar yazarları engelleyebiliyor mu?
zeki müren de bizi görebilecek mi?
devamını gör...
feridun düzağaç şarkılarında geçen muhteşem sözler
şurada olmayan ev var ya
işte bizim evimizdi
önünden her geçişinde hep aynı çocuğun sesi
büyük olur derler ya hep büyük düşlerin kırıkları
saklaması zor olurmuş izlerini
işte bizim evimizdi
önünden her geçişinde hep aynı çocuğun sesi
büyük olur derler ya hep büyük düşlerin kırıkları
saklaması zor olurmuş izlerini
devamını gör...
an itibarıyla sözlükte online moderatör olmaması
ille de başımızda çoban mı olacak canım,iki dakika velisiz idare edemeyecek miyiz?*
devamını gör...
penelope
odysseia'nın en bahtsız kadın karakteri.
adeta bütün kadınların kaderini yaşadı; beklemek, yol gözlemek, erkek baskısı, kadınlara biçilen rollerin altında ezilmek, örfümüz böyle diye dayatılan şeyler. homeros penelope'yi böyle yazdı işte. hüzünlü, sabırlı bir kadın olarak gördük hep penelope'yi. tam 20 yıl bekledi odyyseus'u. hem antik çağ sanatında hem de rönesans resim sanatında penelope'yi ya kayınpederinin kefenini dokurken aklı kocası ve oğlunda bir şekilde düşünceli gördük. ya da odysseus döndüğünde onun karşısında yine hüzünlü bir yüz ifadesiyle gördük. penelope'nin kaderi erkek sanatçıların elinden böyle çizildi.
ama kuzeni helen'i böyle yansıtmadılar bize. helen güzeldi ve uğruna savaş çıkabiliyordu. penelope'yi helen ile karşılaştırdılar hep, o güzel sen ise değilsin bu yüzden bir kadın olarak değer görmen için bazı erdemlere ihtiyacın var dediler. romalı ozan publius ovidius naso’nun, heroides (kadın kahramanların mektupları) adlı eserinde penelopeia, helen'i kıskanan bir kadın olarak gördük. erkek yazarların kadınlar hakkında söyleyecekleri hiç bitmez. hep bu hakkı kendilerinde gördüler zaten. bakınız kendisinin penelope'nin ağzından yazdığı mektuptan bir alıntı;
bu satırlar sana penelope’nden, uyuşuk ulysses,
üzülmem bana cevap vermezsen: sen kendin gel!
yunan kızların gıpta ettiği troya yıkıldı gitti,
priamus’un ve koca troya’nın meğer ne azmış kıymeti.
ah keşke, donanmasıyla yol alırken sparta’ya
o ahlaksız gömülseydi denizin azgın sularına!
üşüyerek yatmazdım ben de terk edilmiş yatağımda,
günler geçmiyor diye yakınmazdım ardında,
uzun geceler geçip gitsin diye,
yormazdım boş ellerimi dokuma tezgâhı başında.
ne zaman korkmadım ben gerçektekinden büyük tehlikelerden?
aşktır işte bu, korku ve kaygıyla dolu.
kurardım zihnimde vahşi troyalıların sana saldırdıklarını,
sararıp solardım ne zaman duysam hector’un adını.
biri söz etse düşmanların yendiği antilochus’tan,
yeni bir sebep olurdu antilochus korkularıma.
ya da başkasının silahlarını kuşanmışken vurulan menoetius oğlundan,
ağlardım hilelerin bir işe yaramamasına.
biri söz etse troyalının mızrağını kana bulayan tlepolemus’tan,
kaygılanırdım tlepolemus’un ölümüyle bir kez daha.
aslında vuruldukça biri yunan ordularından
seveninin yüreği daha da soğuk oldu buzdan.
neyse ki adaletli tanrı bu masum âşıktan yana,
troya kül oldu zarar gelmeden sana.
bir de kadın kadının kurdudur söylemini hep yakıştırdılar kadınlara. sadece penelope'nin helen'den nefret ettiğini söylemediler. sarayda çalışan kadınların penelope'ye gelen taliplerle düşüp kalktıklarını, sürekli dedikodu yaptıklarını söyledi homeros. nitekim odysseus döndüğünde ilk iş olarak sarayda çalışan bu kadınları öldürdü.
sonra bir gün bir kadın yazar çıkageldi. margaret atwood, artık penelope'nin hikayesini bir kadının yazması gerektiğini düşündü ve the penelopiad'ı yazdı. sadece penelope'nin hikayesini değil. sarayda çalışan her önüne gelenle düşüp kalktıkları söylenen o kadınların da hikayesini yazdı. kimse onları önemsememişti. hem de bu hikayeyi homeros'un yaptığı gibi destan formunda yazdı. ancak adeta homeros'a meydan okur gibi, erkek ağzından yazılan kadın hikayelerine inat yazdı. homeros kadınları böyle yazarken erkekleri hep birbirlerine destek olan zorluklara göğüs geren dostlar olarak gösterdi bize. odysseus'un maceralarında bunu görebiliyoruz. yüzyıllardır bilinçli bilinçsiz şekilde toplumların belleğine kadınları bekleyen, boyun eğen formda erkekleri ise maceradan maceraya koşan formda gösterdiniz, dayattınız. belki bunu değiştirmek çok zaman alacak ama en azından bunun böyle olmadığını anlatmaya çalışanlar da olacaktır.
kadın kadının kurdu değil kadın kadının yurdudur.
adeta bütün kadınların kaderini yaşadı; beklemek, yol gözlemek, erkek baskısı, kadınlara biçilen rollerin altında ezilmek, örfümüz böyle diye dayatılan şeyler. homeros penelope'yi böyle yazdı işte. hüzünlü, sabırlı bir kadın olarak gördük hep penelope'yi. tam 20 yıl bekledi odyyseus'u. hem antik çağ sanatında hem de rönesans resim sanatında penelope'yi ya kayınpederinin kefenini dokurken aklı kocası ve oğlunda bir şekilde düşünceli gördük. ya da odysseus döndüğünde onun karşısında yine hüzünlü bir yüz ifadesiyle gördük. penelope'nin kaderi erkek sanatçıların elinden böyle çizildi.
ama kuzeni helen'i böyle yansıtmadılar bize. helen güzeldi ve uğruna savaş çıkabiliyordu. penelope'yi helen ile karşılaştırdılar hep, o güzel sen ise değilsin bu yüzden bir kadın olarak değer görmen için bazı erdemlere ihtiyacın var dediler. romalı ozan publius ovidius naso’nun, heroides (kadın kahramanların mektupları) adlı eserinde penelopeia, helen'i kıskanan bir kadın olarak gördük. erkek yazarların kadınlar hakkında söyleyecekleri hiç bitmez. hep bu hakkı kendilerinde gördüler zaten. bakınız kendisinin penelope'nin ağzından yazdığı mektuptan bir alıntı;
bu satırlar sana penelope’nden, uyuşuk ulysses,
üzülmem bana cevap vermezsen: sen kendin gel!
yunan kızların gıpta ettiği troya yıkıldı gitti,
priamus’un ve koca troya’nın meğer ne azmış kıymeti.
ah keşke, donanmasıyla yol alırken sparta’ya
o ahlaksız gömülseydi denizin azgın sularına!
üşüyerek yatmazdım ben de terk edilmiş yatağımda,
günler geçmiyor diye yakınmazdım ardında,
uzun geceler geçip gitsin diye,
yormazdım boş ellerimi dokuma tezgâhı başında.
ne zaman korkmadım ben gerçektekinden büyük tehlikelerden?
aşktır işte bu, korku ve kaygıyla dolu.
kurardım zihnimde vahşi troyalıların sana saldırdıklarını,
sararıp solardım ne zaman duysam hector’un adını.
biri söz etse düşmanların yendiği antilochus’tan,
yeni bir sebep olurdu antilochus korkularıma.
ya da başkasının silahlarını kuşanmışken vurulan menoetius oğlundan,
ağlardım hilelerin bir işe yaramamasına.
biri söz etse troyalının mızrağını kana bulayan tlepolemus’tan,
kaygılanırdım tlepolemus’un ölümüyle bir kez daha.
aslında vuruldukça biri yunan ordularından
seveninin yüreği daha da soğuk oldu buzdan.
neyse ki adaletli tanrı bu masum âşıktan yana,
troya kül oldu zarar gelmeden sana.
bir de kadın kadının kurdudur söylemini hep yakıştırdılar kadınlara. sadece penelope'nin helen'den nefret ettiğini söylemediler. sarayda çalışan kadınların penelope'ye gelen taliplerle düşüp kalktıklarını, sürekli dedikodu yaptıklarını söyledi homeros. nitekim odysseus döndüğünde ilk iş olarak sarayda çalışan bu kadınları öldürdü.
sonra bir gün bir kadın yazar çıkageldi. margaret atwood, artık penelope'nin hikayesini bir kadının yazması gerektiğini düşündü ve the penelopiad'ı yazdı. sadece penelope'nin hikayesini değil. sarayda çalışan her önüne gelenle düşüp kalktıkları söylenen o kadınların da hikayesini yazdı. kimse onları önemsememişti. hem de bu hikayeyi homeros'un yaptığı gibi destan formunda yazdı. ancak adeta homeros'a meydan okur gibi, erkek ağzından yazılan kadın hikayelerine inat yazdı. homeros kadınları böyle yazarken erkekleri hep birbirlerine destek olan zorluklara göğüs geren dostlar olarak gösterdi bize. odysseus'un maceralarında bunu görebiliyoruz. yüzyıllardır bilinçli bilinçsiz şekilde toplumların belleğine kadınları bekleyen, boyun eğen formda erkekleri ise maceradan maceraya koşan formda gösterdiniz, dayattınız. belki bunu değiştirmek çok zaman alacak ama en azından bunun böyle olmadığını anlatmaya çalışanlar da olacaktır.
kadın kadının kurdu değil kadın kadının yurdudur.
devamını gör...
bir normal sözlük yazarına yürümek
dostlar, romalilar;
tum hayatinizi burda gecirmeniz, sosyal tum ihtiyaclarinizi burda karsilamaya calismaniz patolojik bir hal almakta. dikkatli olun derim ben.
tum hayatinizi burda gecirmeniz, sosyal tum ihtiyaclarinizi burda karsilamaya calismaniz patolojik bir hal almakta. dikkatli olun derim ben.
devamını gör...
burun estetiğinin aşırı yaygınlaşması
ımkanim olsa benim de yaptıracağım estetik operasyondur. gerek burnumun hafif kemikli yapısı gerek nefes alma da çektiğim sıkıntı ve takıntı haline getirmemin bunda etkisi büyüktür. herkes kendini nasıl mutlu hissediyorsa ya da hissedecekse öyle olsun gerek estetikli gerek estetiksiz,doğal güzel vs. doğuştan kusursuz burna sahip olan insanlar dünyanın en şanslı insanlarıdır. (bkz: burnunuzun kıymetini bilin)
devamını gör...
hayatınızın mottosu olan sözler
"en güzel intikam başarıdır. seni sevmeyen herkesi üzer." jacques lacan
devamını gör...
gelmiş geçmiş en iyi türkçe pop müzik albümü
tarkan'ın aacayipsin albümüdür.
her parçası güzeldir. tarkan'ın diğer albümleri de güzeldir. aacayipsin ise efsanedir.
parçaları sırasıyla,
hepsi senin mi?
dön bebeğim
şeytan azapta
bekle
eyvah
kış güneşi
unutmamalı
gül döktüm yollarına
durum beter
gitme
seviş benimle
biz nereye?
her parçası güzeldir. tarkan'ın diğer albümleri de güzeldir. aacayipsin ise efsanedir.
parçaları sırasıyla,
hepsi senin mi?
dön bebeğim
şeytan azapta
bekle
eyvah
kış güneşi
unutmamalı
gül döktüm yollarına
durum beter
gitme
seviş benimle
biz nereye?
devamını gör...
freud'u sevmemek
başlık sahibinin tam tersine lisede sevdiğim psikoloji ögretmenimden midir bilmem ama freud ve daha nicesini sevmem söz konusu olmuştur. eğitimcinin önemini bir kez daha gözler önüne sermiştir bu başlık aslında. her şey'e ilgi duyup sevemeyiz bu bir gerçek ama bazen anlatıcının kendi alanında iyi olması o alana ilgi duymamızı sağlarken tam tersi bir durumunda soğumamıza neden olduğunu söyleyebiliriz.
yani freud'u sevip sevmemek değil mesele.
insanın sağlığını koruyan iki faktör vardır. işini sevmesi ve hayatı sevmesi.
sonunu yine freud'a bağladık.. saygılar...
freud severler derneği
yani freud'u sevip sevmemek değil mesele.
insanın sağlığını koruyan iki faktör vardır. işini sevmesi ve hayatı sevmesi.
sonunu yine freud'a bağladık.. saygılar...
freud severler derneği
devamını gör...
intihar etmemek için sebepler
bir tarafta ölüm bir tarafta hayat var ve ölümün olduğu kefeye ne koyarsan koy hayat ağır basar. onun için ölümün yanına koyduğunuz intihar sebebi her ne olursa olsun hayatın yanında hafif kalacaktır. çok da güzel alay edilir, intihar sebebinizle. sadece bunu düşünüp intihar etmekten kolayca vazgeçilebilir. başka sebebe gerek yok.
devamını gör...
crimson peak
2015 yapımı gotik romantik bir guillermo del toro filmi. klişeler ile dolu senaryosu, rahatsız edici düzeyde belirgin hikaye hatları ile insanı bunaltıyor olsa bile; muhteşem mekan tasarımları, çalışkan bir görüntü yönetmeni, kaliteli oyunculuklar, iyi cast seçimi ve dönemi yakalayan kostümleri ile vasatın bir tık üstü bir film. öncelikle; bu ne kadar korku filmi diye pazarlansa da korku filmi değil. filmin ana karakteri edith'in söylediği gibi: "bu hayalet hikayesi değil, içinde hayaletler olan bir hikaye." ki toro pek çok söyleşide dile getirdiği 'korku, türüne bakılmaksızın her filmin bir parçasıdır' fikrini açık ara bu filmde de yansıtıyor ama filmin süresinin kısalığından ve vaktin iyi değerlendirilmemesinden ötürü çok yarım kalmış gibi bir havası var. ne iyi bir senaryo ne de çok katmanlı bir hikaye sunuluyor, sanki film yalnızca izleyiciyi görsel olarak doyurmak üzerine çekilmiş. mantık hataları, kopuk ilerleyen senaryo, verilemeyen bazı duygular derken çok eksiği var ama görsel olarak bu kadar mı iyi olur bir film yahu?
ki gerçek anlamda bir görsel şölenden bahsediyorum. sharpe malikanesi başta olmak üzere filmdeki pek çok mekan tasarımı resmen bir ruha sahip. tablo gibi izlenmek üzerine düzenlenmiş zaten hikayenin yarısını toro bu canlı tablolar üzerinden vermiş ama yine de yetersiz çünkü temeldeki hikaye oldukça zayıf bir ingiliz romantizmi.

oyunculuklar gerçek anlamda oldukça iyiydi ama senaryonun basitliğinin gölgesinde kalmış gibilerdi. tom hiddleston sen yaşayan bir ilahsın, tüm güzelliğini eski tanrılardan almışsın çiçeğim sen oyunculuk yapamasan da olurdu ama tertemiz iş çıkarmış iki gözümün çiçeği. yüz ifadesinden, bakışlarına kadar rolü oynamış gibi. acınası, hayalperest, baskılanmış ve çocuksu bir adamın tüm ifadesini bir bakışı ile sunuyor. jessica chastain için diyecek tek bir kelime yok, muhtemelen filmdeki en temiz oyunculuk çıkaran kişiydi. mia wasikowska'da bence rolünün altından olması gibi kalktı ama üst düzey bir şey de görmedik.
izlenmeyecek bir film olmamasının yanı sıra türünün hastasını bile biraz sinir edebilir. toro ismini görüp hemen atlamamak lazım geliyor. ben tablo gibi bir film izlemek istiyorum diyenler için listeye eklenilesi.
ki gerçek anlamda bir görsel şölenden bahsediyorum. sharpe malikanesi başta olmak üzere filmdeki pek çok mekan tasarımı resmen bir ruha sahip. tablo gibi izlenmek üzerine düzenlenmiş zaten hikayenin yarısını toro bu canlı tablolar üzerinden vermiş ama yine de yetersiz çünkü temeldeki hikaye oldukça zayıf bir ingiliz romantizmi.

oyunculuklar gerçek anlamda oldukça iyiydi ama senaryonun basitliğinin gölgesinde kalmış gibilerdi. tom hiddleston sen yaşayan bir ilahsın, tüm güzelliğini eski tanrılardan almışsın çiçeğim sen oyunculuk yapamasan da olurdu ama tertemiz iş çıkarmış iki gözümün çiçeği. yüz ifadesinden, bakışlarına kadar rolü oynamış gibi. acınası, hayalperest, baskılanmış ve çocuksu bir adamın tüm ifadesini bir bakışı ile sunuyor. jessica chastain için diyecek tek bir kelime yok, muhtemelen filmdeki en temiz oyunculuk çıkaran kişiydi. mia wasikowska'da bence rolünün altından olması gibi kalktı ama üst düzey bir şey de görmedik.
izlenmeyecek bir film olmamasının yanı sıra türünün hastasını bile biraz sinir edebilir. toro ismini görüp hemen atlamamak lazım geliyor. ben tablo gibi bir film izlemek istiyorum diyenler için listeye eklenilesi.
devamını gör...
çok mutsuz olmasına rağmen gülebilen insan
bu benim. kahkaha da atıyorum. ağlamam gerekirken kahkahalar atıyorum. schindler'in listesi'ni izledikten sonra kahkaha atmıştım. gülmem gereken yerde ağladığım da oldu. hatta o kadar komik bir şeydi ki gülmem gereken konu, ağlamıştım. bu kadar ürperticilik yeter.
geçmiş işte...
(bkz: histeri)
geçmiş işte...
(bkz: histeri)
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
ezginin günlüğü-leyla
devamını gör...
gündem yerine akışa bakmak
gündem sürekli aynı olduğundan yaptığım eylemdir. vallahi bunaldım.
devamını gör...
tiktok hesabı olmayan ezik insan
engelli olmadığım için tiktok kullanmıyorum. teşekkürler.
devamını gör...

