kankacılık çok tehlikelidir bakın, bu dediklerime kulak verin.
hele hele kafa gibi butik sözlükler için çok çok tehlikelidir.

kafa'nın tıpatıp benzeri bir sözlüğü yönettim ben 5 yıl boyunca. milyonlarca entry, ekşi'de bile açılmamış binlerce başlık...
aklınıza gelen her şey... evet her olayın, yaşanmışlığın başlığı vardı.
tematik desen, onun da kralı vardı.
bilgi kaynağıydı aynı ekşi gibi ve aynı zamanda goygoy ortamı da, son derece faal ve eğlenceliydi.
tabii ki ilk başlarda.
aynı burada olduğu gibi.

hatta o zamanlar, akıllı telefondan sözlüğe girme olayı yeni yeni başlamıştı, millet pc'den kasardı.
pc başında bir şeyler yazmakla telefon aracılığıyla bir şeyler yazmak çok farklı olaylardır.

akıllı telefondan giriş arttıkça, entrylerdeki nitelik de buharlaşıp uçtu.

bizi o zamanlar ne bitirdi biliyor musunuz?
millet rahat rahat goygoy yapsın, sol frameye tecavüz etmesin diye, sözlük anasayfasına "twit" eklentisi yaptık.
tek tıkla twit ortamındasın, yine tek tıkla istediğin an sol framedesin.

e ne oldu sonra?
bilgi amaçlı bir şeyler yazmak out, twitte goygoy yapmak in olmaya başladı.
millet oraya kaydıkça, sol frame öksüz kaldı.
zaten yazılacak hemen her şey yazılmıştı bilgi anlamında. ülke gündemi hakkında bir şeyler yazmanın "duyar kasmak" olarak yaftalandığı, küçümsendiği bir dönemdi o dönem.
"üff yaa, sen de çok sıkıcısın", "twite gelsene, su çok güzel" tutumu tavan yapmaya başlamıştı ki, twit ortamında da, mekana yeni gelen bir yazarın barınması çok ama çok zordu.

şimdi..
gelelim bu sözlükle bağlantı kurmaya.

burada da aynı gidişat dikkatimi çekiyor ve eğer durdurulamazsa, sözlüğün sonunu getirebilir.

sorun ne mi tam olarak?
sözlükte sürekli takılan yazarlara ve özellikle de kadın yazarlara uygulanan pozitif ayrımcılık!
kim tarafından?
yine yazarlar tarafından.

son derece sıradan hatta içi bomboş entryler görüyorum, onlarca beğeni almış.
girip yazarın profiline bakıyorum, 100'e yakın takipçisi var.
neler yazmış diye bir göz gezdiriyorum.
"en sevdiğim şey" yazmış entry diye.
10 beğeni almış.
bir o kadar da favori.

peki, sözlüğe yeni katılan birine bu yaklaşım gösteriliyor mu?
hayır.
sözlüğe arada sırada girip bir şeyler yazana peki?
ona da hayır.
dünyanın en büyük problemine çözüm bulsan, 5 beğeni zor alırsın.

böyle olmaz.

takibe takip mantığından ve aynı zamanda karşısına çıkan her kadın yazarı seri artılamaktan vazgeçmeli ahali.
bunu sağlayacak yer de yönetimin ta kendisidir.
en azından o adımı yönetim atmalı.
sözlük ortamını bir hamur gibi şekillendirmeli devamında da.
abuk sabuk entrylere verilen artı oylar niteliksiz hale getirilmeli.
gerekirse tek tek teşhir edip, yazarların bu tutumdan uzaklaşmaları sağlanmalı.

survivor programını düşünün.
ilk başta 15-20 kişi varken adada, ne güzel değil mi, millet hep birlikte bir şeyler yapmaya çalışıyor. herkes birbirine saygı ile yaklaşıyor, yardım ediyor, dinliyor, konuşuyor, belki de en önemlisi, bir şeyler üretmeye çalışıyor.

sonra ne oluyor peki?
zaman ilerledikçe, gruplaşmalar kendini gösteriyor.
kendi kafasına göre takılanlar, sürekli huzursuzluk çıkartmaya çalışanlar, yanına 3-5 kişi alıp adeta bir çete gibi onun bunun kuyusunu kazanlar, "en başarılı benim. herkes beni dinleyecek"çiler...

üç aydır adada olan yarışmacıların yanına yeni bir yarışmacı geldiği zaman peki?
bir mülteciden farkı yok değil mi?

işte bu sözlükte de, yeni gelen bir yazarın kendisini mülteci gibi hissetmesi engellenmeli.
illa rüştünü ispatlaması beklenmemeli.

1 ay boyunca günde ortalama 30-40 entry girmesi mi gerekiyor, bir yazarın dikkat çekebilmesi için?
bu çok yanlış.
sözlüğün selameti noktasında da son derece tehlikeli.

şu an bilemiyorum kaç kişi var ama eminim bi 50 yazar vardır, sözlüğü domine eden.
hadi 100 olsun.

ilerleyen zamanda ne olur biliyor musunuz?
o 100 yazar, çeşitli sebeplerle sözlükten uzaklaşmaya başlar.
kiminin canı sıkılır.
kimi bir tatsızlık yaşar, ortalığı birbirine katıp kayıplara karışır, kimi evlenir, yeşil sahalardan uzaklaşır...

en sonunda bir bakmışsınız, burada 20 tane "kodaman" kalmış sadece...

peki hiç mi yeni yazar katılmaz bu süreçte sözlüğe?
geldikleri gibi giderler.
buna emin olun.
bir şeyler yazmak isterler, müdavimlerden biri gelir dalga geçer. başka biri gelir özelden taciz eder.
gayet güzel ve içerik olarak dolu bir entry yazmıştır, bir bakar, 3 beğeni zor alıyor.
zoruna gider.
soğur sözlükten...

şu anda gidişat böyle.

bu yazdığım entryyi umarım okursunuz arkadaşlar.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

etnik olarak iskandinav ülkesi olmasa da, galat-ı meşhur olarak herkesin iskandinav sandığı ülkedir.
tolkien romanlarındaki atmosferin, hele de en kasvetlisinden en latifine ormanlardaki ortamın bire bir yaşanabileceği bir ülkedir. bazı yerlerde ormanın derinliklerinden her an elinde yayıyla bir elf çıkacakmış gibi gelir. kışın denizler, göller ve nehirler tamamen donup karkarla kaplandığında peri masalı gibi bir ortam oluşur.
devamını gör...

seri like yapıyorsa yeteri kadar güzeldir benim için. adıma hayrat yapacak halleri olmayan senin benim gibi normal yazarlar.
devamını gör...

aleni şekilde pkk propagandası yapılan sözlük. bu herr holz denen yazarın ipi kimin elinde acaba çooook merak ediyorum. çok tepki gösterdiğimiz dönem herife kafa izni aldırdınız. sular durulunca geri geldi. şu an yine propaganda pompalamaya devam.

cihangir solculuğunun ardına sığınmayı ne zaman bırakacaksınız acaba? ifade özgürlüğünüze sokayım.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

hercule poirot karakterinin yaratıcısıdır. her kitabında beni ters köşe eder.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

hexadecimal renk kodu ya da on altılık renk kodu gibi isimlerle de bilinen ve renkleri içeren bir skala. ikili sayı sisteminin bir şekilde insanlarla bilgisayarlar arasında iletişim kurmasının bir aracısıdır diyebiliriz bu sistem için.

bu renk kodları internet üzerinde ya da mesela kod yazarken çeşitli anlarda karşımıza çıkabilir. rgb kodlarından farklı bir gösterime sahiptir. örneğin siyahı #000000 şeklinde, beyazı #ffffff şeklinde yahut grinin belirli bir tonunu #908f8f şeklinde gösteririz.

yukarıdaki harf ya da sayıların ne anlama geldiğine bakalım.

öncelikle, her renk kodunun başına # işareti koyarız. ardından gelen sayı ya da harfler ikili ikili gruplara ayrılır. yukarıdaki #908f8f koduyla devam edeyim açıklamaya. ilk iki hane 90, sonraki iki hane 8f, en son iki hane tesadüfen yine 8f...

- bunlardan ilk ikili kırmızıyı temsil eder. rgb dediğimiz kodlarda r'ye* karşılık gelir.
- ikinci ikili yeşili temsil eder. rgb dediğimiz kodlarda g'ye* karşılık gelir.
- son ikili ise maviyi temsil eder. rgb dediğimiz kodlarda b'ye* karşılık gelir.

rgb kodlarında olay 0'dan 255'e kadar olan sayılar arasında dönerken burada 0'dan 9'a kadar olan sayılarla a ve f arasındaki harfler arasında döner. 9'a kadar saydıktan sonra iki basamaklı sayılara geçiyoruz. burada ise onun yerine harflere geçiyoruz:
1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - a* - b* - c* - d* - e* - f*

peki bunları rgb'deki 255'e kadar olan sayılara nasıl karşılık getirebiliyoruz? şöyle:
a) ilk sayıyı 16 ile çarpıyoruz.
b) ikinci sayıyı 1 ile çarpıyoruz.
c) çıkan iki sonucu topluyoruz.

#908f8f örneğine geri dönüp hesaplayalım:
90 için --> (9 x 16) + (0 x 1) = 144
8f için --> (8 x 16) + (15 x 1) = 143
sonuncu da yine 8f olduğundan 143.

yani rgb karşılığı olarak 144, 143, 143 bulmuş olduk. bunu herhangi bir fotoğraf düzenleme programı ya da internette hazır olarak bulunan renk skalalarından kontrol ederseniz, açık gri bir tona karşılık geldiğini görürsünüz.

photoshop için durumu görmeniz açısından bir ekran görüntüsü aldım. hem hex kodunu hem de rgb karşılığını resimde görebilirsiniz. fonda gördüğünüz gri de bu koda karşılık gelen renk:

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

sırf sol görüşlü olduğu için kendisine düşmanlık beslenen, bu topraklardan çıkmış değerli bir yönetmen, oyuncu ve sanatçıdır. işlerine gelince sanatı dışında her şeyi nefret etmek için malzeme yapanlara şunu hatırlatayım.


eylül 1971'de gerçekleşen festivalde yılmaz güney toplam 25 bin tl'lik bir ödül kazanır. 4 ödülün birden toplamı olan bu miktar, o dönem için bir sinemacı elbette çok yüksek bir meblağdır. ancak yılmaz güney, ödülü türk hava kuvvetlerini güçlendirme vakfı'na bağışlar.


madem sanatı dışında bazı şeyleri konuşmak istiyorsunuz bunu konuşun.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
*
devamını gör...

çok süper bi insan olduğumu düşünüyorum. tek kusurum obez olmam. onu da çözücez. şimdi neden çok süper bi' insan olduğumu anlatıcam. çünkü neden anlatmayayım? sordunuz madem, anlatırım.

çok süper olmam 538953 tane kusurumun olmasından kaynaklanıyor arkadaşlar. hayatım bir film olsa ve ana eksende ben olsam, muhtemelen benimle duygudaşlık kurarak bana iç burulması ile karışık sempati duyarsınız. ama sizin iç burulmalı sempatinizi de kabul edecek değilim yani. çünkü kendime bakınca iç burulmalı sempatiden fazlasını görebiliyorum.

herkes kendi yükünü taşır, herkese de kendi taşıdığı yük çok ağır gelir. çünkü senelerdir taşımaktadır. kimseyle de sidik yarıştıracak da değilim. ben kendi yükümü çok süper taşıdığıma inanıyorum. ağladığım ve mızmızlandığım zamanlar oldu tabii ama, benim aklımda kalanlar bolca itlik serserilik, güzel şarkılar ve ufak maceralar, bolca dans ve alkol, sahilde uyumalar, sayfalarca kitap, bir sürü sigara. bence hiç fena değil.

yani 26 yaşına gelene kadar bir yerlere kapatılmaktan kaçabilmemi de çok büyük bi' başarı olarak görüyorum. kendi deliliği ile serbest bırakılması gereken biriyim. o yüzden komple kendi deliliğimi de başarılı bi delilik gibi görüyorum.

doğduğu andan bu yana mutsuz olan bir insan olarak * yaşamıma bu kadar dans ve müzik ve arkadaş ve eğlence dahil edebilmiş olmamı da başarılı buluyorum.

kendimde "düzeltmek" zorunda olduğum şeyler bitmiyor. 60 kilodan 120 kiloya çıktığım bi süreç var mesela, şimdi onu düzeltmem bekleniyor. ya siz beni tedavi etmeye kalkmasanız obez bile olmiycaktım ben. terapilerim falan da devam ediyor. hala sabırla kendimle uğraştığım için de süper bi' insan olduğumu düşünüyorum.

hayatta anlamlı bulduğum bir sürü şey var. üstelik benim kadar depresyonla iç içe birinin nihilizmden uzak olması mümkün olamazdı. olamadı da zaten. o yüzden aslında anlamlı bulmak söz öbeği doğru olmuyor. ben her allahın günü yeniden yeniden anlam yaratmak zorunda kalıyorum. bu azmim ve yaratıcılığım yüzünden de kendimi çok süper buluyorum. fak yu sevgilisinden ayrıldı diye hayata küsen ıssız adamlar. kendime inancım çok yüksek arkadaşlar, hamam böcekleri ve ben, biz auschwitzden sağ çıksak yine dans edip romantizm peşinde koşardık herhalde. bunu da süper buluyorum.

bu tanım bir şarkı ile bitmeliydi
devamını gör...

netflix dizisidir, 20 bölümdür ve 1 bölümü yaklaşık 1 saattir.

dongbaek, ongsan adında küçük bir kasabaya taşınan bekar bir annedir ve camellia adını verdiği küçük bir bar - restorant işletmeye başlar. bu durum küçük bir kasaba olan ongsan'da garip karşılanır ve mahalle kadınları arasında asılsız dedikodular patlak vermeye başlar. bir yandan oğlunu büyütmeye çalışırken diğer yandan bu dedikodulara rağmen işini yürütmeye çalışır.

hwang yong-sik polis memurudur, mesleğinde yaşadığı bir olaydan ötürü rütbesi düşürülür ve memleketi ongsan'a atanır. annesi ongsan'da marine yengeç restorantı işletir. dongbaek'i gördüğü ilk andan itibaren ona aşık olur ve dongbaek'e açılır.

tüm bunlar olurken ongsan'da bir zamanlar dolanan bir seri katil tekrar ortaya çıkar ve yong-sik bu seri katili yakalamaya kararlıdır.

dizi; dongbaek'in kasaba, oğlu pil-gu ve yong-sik ile olan ilişkisini konu alır. dizinin konusu romantik-komedi-gizem olarak özetlenebilir.

diziyle ilgili spoiler içermeyen görüşüm aşağıdadır.

öncelikle bu diziye karşı ilk izlediğimde çok önyargılı olduğumu söylemem gerekir. dizinin konusu basit, fragmanı basit, izlediğinizde vakit kaybı gibi gelebilecek bir havası varmış gibi. sonra araştırdım falan işte ödüller, reyting rekorları falan bir şans vermek istedim ve iyiki o bir şansı vermişim. bölümü ilk açtığımda bu dizide bir şeyler var dedim ve izlemeye devam ettim. bu dizi en sevdiğim 3 dizi içerisinde bunu da belirtmek isterim*

oyuncular çok iyi seçilmiş, koreliler bu kast işini bazen tam 12'den vuruyorlar bu dizide olduğu gibi. ne dongbaek'i gong hyo-jin'den başkası oynayabilir ne de yong-sik'i kang ha-neul'dan başkası oynayabilir. dongbaek'in oğlu pil-gu olsun, kasabadaki teyzeler olsun falan karakter-oyuncu seçimi 10 numara.

dizide dongbaek ile çok iyi empati kurabiliyorsunuz. bekar bir anne, mütevazı bir bar işletiyor* dolayısıyla sürekli mahallenin dilinde biri. ongsan anaerkil bir kasaba dolasıyla burada kadınlar iş sahipleri ve kocalarını çalıştırıyorlar. bir adam bir arkadaşıyla* kahve bile içtiğinde bu haber hemen karılarına gidiyor. dongbaek açtığı bar ile birlikte erkeklere buluşabilecekleri bir alan sağlamış oluyor. bu barda konuşulan oradan çıkmıyor*. bu nedenle mahallede asılsız dedikodular çıkıyor. dongbaek bir yandan oğlunu büyütmeye çalışırken bir yandan da bu dedikolularla mücadele ediyor. bekar bir anne olarak yemeğin yanında içki sattığı için mahalle bu kadını kabullenmiyor, çünkü bekar bir anne olması zaten yeterince kötü(!). diziyi izlerken dongbaek ile güldüm, dongbaek ile hüzünlendim, onun güçlenmesiyle güçlendim. onun hayat hikayesinden çok etkilendim. diziyi bitirdiğimde dongbaek'in karakter gelişimine inanamamıştım.

yong-sik'i şöyle anlatabilirim, taktik maktik yok bam bam bam. iyi bir polis memuru. ilk bölümde onun nasıl polis olduğunu anlatıyorlar ama şöyle özetleyeyim adam paratoner gibi. hayatını suçla mücadeleye adamış, iyi bir rütbeye çıkmışken haksız yere rütbesi düşürülmüş biri. tüm bunlara rağmen rütbesinin düşmesi başına gelen en güzel şeylerden biriydi muhtemelen, çünkü dongbaek'le tanıştığında ilk görüşte aşık oldu ve aşkını ilan etti. yong-sik ile güldüm, yong-sik ile hüzünlendim. dizi boyunca hiç kıyamadığım biri oldu. o gülünce otomatik olarak gülüyorsunuz böyle bir havası yong-sik'in.

pil-gu, dongbaek'in oğlu. onun ile söyleyebileceğim tek şey yaşından çok olgun biri olduğu.

dizide aynı zamanda bir seri katil var. dongbaek, yong-sik ve pil-gu'nun ilişkisini izlerken diğer yandan da katilin kim olabilceğine dair beyniniz bir tarafta sürekli çalışıyor. diziyi basit bir romantik komedi olsa da izlerdim fakat bu gizem unsurunu eklemelerini çok sevdim.

bu dizi hakkında çok yüzeysel bir yazı yazdım* ama dizi kesinlikle benim yazdıklarımdan kat kat daha fazlası*. ilk başta da belirttiğim gibi bu dizi hospital playlist ve mr. sunshine ile birlikte en sevdiğim diziler içinde 3 sıradadır. diziye puanım 10/10.

düzenleme: yazım hataları düzeltildi, çok ufak düzenlemeler yapıldı.
devamını gör...

sisli ılık ankara' dan günaydın sözlük.
yolda otlayan koyunlar gördüm.
bozkıra yayılmış bir yığın kahverengi top gibi görünüyorlardı.
dün öğrendiğim bir testte koyun aşk demekmiş.
hadi hayır olsun.
yaşamak aşktır zaten.
ıçindeki bazı şeyleri sorgulamadan sebepsiz sonuçsuz sevmektir.
bu günde seni seviyorum hayat.
sende beni sev.
devamını gör...

pink floyd'dan daha çok sevdiğim pink floyd şarkısı.

hello! is anybody in there?
devamını gör...

valla çoğunuzu sevmiyorum.
karşıt görüş biri olduğunda ben öğretmenim ben profesörüm yok şu kadar dil biliyorum bu kadar ülke gezdim argumanlarınızdan da baydım..
burada ki histerik kadın yazarların ama ben anneyim benim çocuğum var diyerek üstünlük çabası içerisinde bulunmaları otobüste yer vermelerini sağlıyor olabilir de kusura bakmasınlar bizim zekamızla oynamayın ne annesi kardeşim aklın fikrin yok mu ?
kadınlığını ortaya koyanlar yetmiyor meslek söylüyorlar bak ben zeki bir doktorum bilmem ne mühendisiyim.
ee? sonuç?

doğru düzgün tartışabildiğin biri bile yok ortada.
hepsi bir şeylerin ardına sığınır olmuş.

yaşlarınız kaç olursa olsun yaş egosu yapan bireyler
sizi çekemiyor kıskanıyor oluyoruz oluyoruz değil mi övmedik diye.

kötü kötü insanlarsınız. yazık.
devamını gör...

sayesinde akış nickler imparatorluğuna döndü. herkes mutlu mu? ses veriiiin.
devamını gör...

bazı kendini bilmezlerin eğlence yerine yazdığı şeydir.

bunu yaptıklarında ağızlarının üzerine kürekle vurulması caizdir:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bir teselli cümlesi sanırım?
yere düşen dizleri kanayan çocuğa ağlarsan şeker almam demek gibi bir şey mi bu?
ah şu iletişememek ah şu uslüp bilmezlik ah şu ben makam sahibiyim istediğimi söylerimcilik ve ah şu bizim tepki bile veremeyişimiz.

her sabah uyandığımda diyorum ki acaba şuara sadece düşünerek hangi vatan hainliğini yaptım. sonra bakıyorum haznemde 3, 5 tık. çok şükür bugünde boş geçilmemiş diyorum.

nasıl oluyor da konuşanlar değil daha doğrusu neyse işte ben söylemeyeyim siz anlayın... biz konuşmayanlar, konuşamayanlar, sadece düşünebilenler ki sanıyorum yakında bununda bir karşılığı olacak yiyor bu yaftayı?

artık benim aklım almıyor. bir boşluğun içindeyim. sosyal medya kullanmıyor, tv izlemiyorum bu girdapta daha fazla can çekişmemek için. ama içim çekiliyor.

bu memelekti bu hale getirenlere ne denebilir? heh elinize sağlık(!)
devamını gör...

yoksunluğunun uzun ve/veya ileriki seviyelerinde sinir sistemi ve beyin hücrelerinde geri dönüşü olmayan hasarlar bırakmaktadır.
daha da ilerisi alzheimer olmaktadır.

yoksunluğunu çekmeyin efenm.
devamını gör...

yukarıda çok güzel bir çarpıtma örneği var. hiç şaşmıyor nedense. adamlar daha kendi kitaplarından bihaber. neyse, tek tek gidelim:

1- ali imran 79. ayeti peygamberlerin kendilerini tanrı yerine koymaması, onlara secde edilmemesi ve tapılmaması için gelmiştir. bunun kölelikle uzaktan yakından alakası dahi yok. arkadaş bunu islam'da kölelik olmadığına delil olarak sunmuş. çarpıtmanın da bu kadarı, pes doğrusu.

2- nisa suresi 4/1'de "allah hiçbir ırkı köle, diğer ırkı ise efendi olarak yaratmamıştır." şeklinde bir ifade yok. hatta kuran'da böyle bir ayet dahi yok! olmayan ayeti kanıt diye yutturacaksınız güya ama kahvehanedeki dayı değiliz çok şükür. nisa 1. ayet aynen şu şekilde: "ey insanlar! sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan, ikisinden birçok erkek ve kadın üretip yayan rabbinize itaatsizlikten sakının. adını anarak birbirinizden dilek ve istekte bulunduğunuz allah’a saygısızlıktan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten de sakının. şüphesiz allah sizin üzerinizde gözetleyicidir." görüldüğü gibi ayetin kölelikle yine uzaktan yakından alakası yok.

3- arkadaş köleliği yasaklayan sahih hadisler var demiş ama tek bir örnek bile göstermemiş. lütfen gösterirse çok memnun olurum. benim gözümden kaçan ne var çok merak ediyorum.

4- “kölesini kim öldürürse, onu öldürürüz." bu hadis köleliğin haram kılındığını ifade etmiyor! kölelerinizi sebepsiz öldüremezsiniz diyor. kuran'da da var zaten benzerleri. mesela benim favorim allah'ın "kölelerinize iyi davranın" dediği ayet. bu cümlecikleri anlamak zor olmasa gerek. bunlarla kölelik yasaklanmıyor, sadece köleye şeriat aracılığıyla can güvenliği getiriyor. bunun pratik yararları da var tabii çünkü kölelere kötü davranırsanız köleler ayaklanabilir. akıllıca bir tavsiye.

5- “ne zaman ki bir adam, bir köleyi kölelikten kurtarırsa, allahu teâlâ da onun her organını cehennemin parçalamasından kurtarır.” yine aynı mantık. burada kölelik yasaklanmıyor sadece bir tavsiye var. allahu teala köleliği yasaklamaya çok meraklı olsaydı "kölelerinize iyi davranın" diye ayet göndermez, "kölelik haramdır" derdi.

maalesef olmamış. bir dahakine artık. hazır el atmışken sahabenin hatta peygamberin nasıl pek çok sayıda köle sahibi olabildiğini de açıklarsan sevinirim. mesela peygamberin 50 tane erkek kölesi bir sürü cariyesi var. cariyelerin seks kölesi olduğunu bilmem hatırlatmama gerek var mı? madem yasak bu nasıl olabiliyor?
devamını gör...

40.806 hasta, 176 vefat ile tarihe geçen tablo.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim