the man from earth
daha bitmeden en sevdiğim filmler için konusuyla, akışıyla geçmiş film, şaheser. tarihe, bilime filmde geçebilecek her şeye duyduğum ilgi bir yana her zaman isteyeceğim bir hayatı ekranda görmek beni çok mutlu etti bu filmi izlerken. izledikten sonra da buna benzer filmler aradım ve bulduklarımı/bulduğumu sandıklarımı yazının sonunda paylaşacağım.
14.000 yıldır yaşadığını iddia eden bir öğretmen, kendisi gibi alanında uzman arkadaşlarınca konuşulmaya itiliyor filmde. bu gerçeği açıkladığı zaman, olay korkacakları veya sevinecekleri diğer gerçekliklere açılıyor. arkeoloji, biyoloji, din bilimi, antropoloji, psikiyatri gibi dallardan uzman arkadaşları o anlattıkça hikayesine daha çok çekiliyor, onu daha çok inkar ediyor ve ona daha çok inanıyorlar. filmi izlerken kendinizi o odada o şöminenin yanında john'u dinlerken buluyorsunuz ve o anlattıkça gerçekleriniz hikayeler ile harmanlanıyor. sizi sahip olduğunuz, olduğunuzu bilmediğiniz, olacağınız fikirler ile yüzleştiriyor sanki film. kesinlikle düşündürücü ve insan aklında iz bırakıcı. çözümlenmesi gereken bir sorun olup olmadığından emin değilim fakat kesinlikle sizi düşündürecek bir film.
öznel konuşmam gerekirse de: 14.000 yıl yaşamak, her an her şeyi görüyor olmasak da zamana, akan vaktin kendisine tanıklık etmek. savaşlar, kişiler, afetler, doğa olayları, coğrafyanın değişimi, uzay, tanrı fikri, gelecek, yaşlanmak, ölümsüzlük... mükemmel bir film. kendisine, john oldman'a sorulabilecek hala çok şey var ama sorulmuşlar bile bir noktaya kadar tatmin edici. hayatımda böyle bir film izlememiştim sanırım ben. gerçekten çok güzel. artık insanlar bir film önerisi istediğinde söyleyeceğim ilk filmlerden biri kesinlikle bu. tavsiyedir, öneridir: siz de mutlaka izleyin.
filmi bu kadar beğendikten sonra bunun gibi filmleri ararken de kendimce bir liste hazırladım, (filmlerin, the man from earth'e ne kadar yakın oldukları, onları izleyene kadar benim için de gizemini koruyor) filmleri; izledikçe veya başlıklarını girdikçe buraya kendileri hakkında kısa bir tanım ile bırakmayı düşünüyorum:
primer (film): 2004 yapımı bilim-kurgu filmi. zamanda yolculuk konulu film tek odada geçen ve düşündürten sohbetler içeren bir film değil fakat etkileyici. sizi zaman hakkında düşüncelere sokabilir
rope: bu 1948 yapımı alfred hitchcock filmi güzel bir felsefe üzerine kurulu. onu başlığımızdaki filmden ayıran şey bence düşüncelere daldırma noktası çünkü filmin, felsefesini işleyiş biçimi beni felsefesinden çok daha fazla etkiledi.
14.000 yıldır yaşadığını iddia eden bir öğretmen, kendisi gibi alanında uzman arkadaşlarınca konuşulmaya itiliyor filmde. bu gerçeği açıkladığı zaman, olay korkacakları veya sevinecekleri diğer gerçekliklere açılıyor. arkeoloji, biyoloji, din bilimi, antropoloji, psikiyatri gibi dallardan uzman arkadaşları o anlattıkça hikayesine daha çok çekiliyor, onu daha çok inkar ediyor ve ona daha çok inanıyorlar. filmi izlerken kendinizi o odada o şöminenin yanında john'u dinlerken buluyorsunuz ve o anlattıkça gerçekleriniz hikayeler ile harmanlanıyor. sizi sahip olduğunuz, olduğunuzu bilmediğiniz, olacağınız fikirler ile yüzleştiriyor sanki film. kesinlikle düşündürücü ve insan aklında iz bırakıcı. çözümlenmesi gereken bir sorun olup olmadığından emin değilim fakat kesinlikle sizi düşündürecek bir film.
öznel konuşmam gerekirse de: 14.000 yıl yaşamak, her an her şeyi görüyor olmasak da zamana, akan vaktin kendisine tanıklık etmek. savaşlar, kişiler, afetler, doğa olayları, coğrafyanın değişimi, uzay, tanrı fikri, gelecek, yaşlanmak, ölümsüzlük... mükemmel bir film. kendisine, john oldman'a sorulabilecek hala çok şey var ama sorulmuşlar bile bir noktaya kadar tatmin edici. hayatımda böyle bir film izlememiştim sanırım ben. gerçekten çok güzel. artık insanlar bir film önerisi istediğinde söyleyeceğim ilk filmlerden biri kesinlikle bu. tavsiyedir, öneridir: siz de mutlaka izleyin.
filmi bu kadar beğendikten sonra bunun gibi filmleri ararken de kendimce bir liste hazırladım, (filmlerin, the man from earth'e ne kadar yakın oldukları, onları izleyene kadar benim için de gizemini koruyor) filmleri; izledikçe veya başlıklarını girdikçe buraya kendileri hakkında kısa bir tanım ile bırakmayı düşünüyorum:
primer (film): 2004 yapımı bilim-kurgu filmi. zamanda yolculuk konulu film tek odada geçen ve düşündürten sohbetler içeren bir film değil fakat etkileyici. sizi zaman hakkında düşüncelere sokabilir
rope: bu 1948 yapımı alfred hitchcock filmi güzel bir felsefe üzerine kurulu. onu başlığımızdaki filmden ayıran şey bence düşüncelere daldırma noktası çünkü filmin, felsefesini işleyiş biçimi beni felsefesinden çok daha fazla etkiledi.
devamını gör...
mesainin son on dakikası
bir yıldır çıkılmayan yıllık izin öncesinde ise heyecanı bir başkadır.

(bkz: maç sonuna eklenen 10 dakikalık uzatma süresi)

(bkz: maç sonuna eklenen 10 dakikalık uzatma süresi)
devamını gör...
whisper (yazar)
kafa iznine ayrılmış olan değerli dostum. arada güzel muhabbet çeviriyorduk yahu neden böyle bir şey yaptın ki? o bim'den alıp deli gibi yediğin badem sütü kreması yüzünden depresyona girmiş olmayasın sakın? en kısa sürede dönmen dileğiyle, seviyoruz seni.*
devamını gör...
küfür içeren cümlelerin yasak olmasına anlam verememek
küfür içeren cümlelerin yasak olmasına anlam verilememesine anlam veremiyorum ben de.
küfürlü konuşmayı övünce okan bayülgen gibi marjinal görünmüyorsunuz arkadaşlar.
basit küfür nedir yahu?
sosyal medyanın her yerinde insanlar artık yerli yersiz her cümlenin sonuna güya komik görünmek için küfür kısaltmaları eklemiyor mu zaten ?
bu alan temiz kalsın işte burda da yazmayıverin küfür falan.
neyin mücadelesi bu?
küfürsüz de gayet güzel ifade edilebilir düşünceler.
tabi yeteri kadar olgun fikirleriniz varsa.
küfürlü konuşmayı övünce okan bayülgen gibi marjinal görünmüyorsunuz arkadaşlar.
basit küfür nedir yahu?
sosyal medyanın her yerinde insanlar artık yerli yersiz her cümlenin sonuna güya komik görünmek için küfür kısaltmaları eklemiyor mu zaten ?
bu alan temiz kalsın işte burda da yazmayıverin küfür falan.
neyin mücadelesi bu?
küfürsüz de gayet güzel ifade edilebilir düşünceler.
tabi yeteri kadar olgun fikirleriniz varsa.
devamını gör...
ivriz kaya kabartması
konya ereğli'de bulunan ve geçmişi milattan önce 8.yüzyıla dayanan, tarım üzerine yapılan dünyadaki tek kaya anıtı olma özelliği taşımaktadır. geç hitit dönemine ait bu kabartmada tuvana kralı varpalavas ile fırtına tanrısı tarhundas betimlenmiştir. büyük boyutta betimlenen tarhundas, taşıdığı üzüm salkımları ve başak ile bereket sembolü olarak gösterilmiştir.
devamını gör...
sevgilisinden nude isteyen erkek
yapmasa iyi edecek kişi. özellikle de gerçekten sevgilisinin vücudunu yakından görme şansı varsa.
sandığınız gibi mememiz var diye her dakika onları izlemek ya da fotoğraflarını çekmek istemiyoruz. "benim sizinki gibi memem olsa şunu yaparım, bunu ederim" diye düşünüyor da bazılarınız... bu tıpkı "kadın olsam o...pu olurdum" gibi bir cümle. kadın olsaydınız öyle olmazdınız. erkek olduğunuz için öyle düşünebiliyorsunuz.
işbu sebepten, biz öyle her dakika "aa memem var! dur izleyeyim avuçlayayım ayna karşısında" demediğimiz gibi "birisi fotoğraflarını istese de atsam" diye tetikte de beklemiyoruz.
kadınlar tedirgin olur bu tür işlere girdiklerinde ve çoğu bundan zevk almaz. sevgilisiniz diye böyle bir baskı yapmayın. yanında olunca bakarsınız neye bakacaksanız. onu da mı biz öğretelim yani *
sandığınız gibi mememiz var diye her dakika onları izlemek ya da fotoğraflarını çekmek istemiyoruz. "benim sizinki gibi memem olsa şunu yaparım, bunu ederim" diye düşünüyor da bazılarınız... bu tıpkı "kadın olsam o...pu olurdum" gibi bir cümle. kadın olsaydınız öyle olmazdınız. erkek olduğunuz için öyle düşünebiliyorsunuz.
işbu sebepten, biz öyle her dakika "aa memem var! dur izleyeyim avuçlayayım ayna karşısında" demediğimiz gibi "birisi fotoğraflarını istese de atsam" diye tetikte de beklemiyoruz.
kadınlar tedirgin olur bu tür işlere girdiklerinde ve çoğu bundan zevk almaz. sevgilisiniz diye böyle bir baskı yapmayın. yanında olunca bakarsınız neye bakacaksanız. onu da mı biz öğretelim yani *
devamını gör...
düşün ki o bunu okumuyor
çok güzel seviyordun ama bir şeyler hep eksikti be...
bir daha bu ilişkinin aynısını yaşamak istemiyorum.
çünkü sen hep suçlu küçük bi oğlan gibi kalbimi kırıyor, bir özürle geçiştiriyordun.
sadece şunu biliyorum ki, seninle mutlu zamanlarım olduğu kadar banyoda yere çöküp ağladığım zamanlarda bir hayli çoktu.
kalbimi eline alıp kaç kere kırdın sayısı hatırlamayacağım kadar çok.
fakat beni gülümsettin, şu var ki sayamayacağım kadar çok beni yaraladın be iyi adam.
sen iyi bir adamsın fakat sana asla kalbimi vermemeliydim...
çünkü iyi bir adam kalbini kırınca çok daha kötü bir acıyla kaplanıyormuş kalbin dört bir tarafı.
ikimizde kusursuz değildik ama ben bizim hep kusursuz bir ilişkimiz olduğunu inanırdım kendimi..
şimdi ben yoluma bakarken aklımın bir köşesinde, yine sana duyduğum sevgi sadece bir hataymış kırmızı ışıklı bir tabela ile bana yanlışımı gösteriyor.
güzel zamanlarımız için teşekkür ederim. acı ile hatırlayacağım bu kalp sızı için şunu söyleyebilirim, umarım kimse senin kalbini benim kalbimi kırdığın şekilde kırıp acı vermez.
bir daha bu ilişkinin aynısını yaşamak istemiyorum.
çünkü sen hep suçlu küçük bi oğlan gibi kalbimi kırıyor, bir özürle geçiştiriyordun.
sadece şunu biliyorum ki, seninle mutlu zamanlarım olduğu kadar banyoda yere çöküp ağladığım zamanlarda bir hayli çoktu.
kalbimi eline alıp kaç kere kırdın sayısı hatırlamayacağım kadar çok.
fakat beni gülümsettin, şu var ki sayamayacağım kadar çok beni yaraladın be iyi adam.
sen iyi bir adamsın fakat sana asla kalbimi vermemeliydim...
çünkü iyi bir adam kalbini kırınca çok daha kötü bir acıyla kaplanıyormuş kalbin dört bir tarafı.
ikimizde kusursuz değildik ama ben bizim hep kusursuz bir ilişkimiz olduğunu inanırdım kendimi..
şimdi ben yoluma bakarken aklımın bir köşesinde, yine sana duyduğum sevgi sadece bir hataymış kırmızı ışıklı bir tabela ile bana yanlışımı gösteriyor.
güzel zamanlarımız için teşekkür ederim. acı ile hatırlayacağım bu kalp sızı için şunu söyleyebilirim, umarım kimse senin kalbini benim kalbimi kırdığın şekilde kırıp acı vermez.
devamını gör...
yazarları en çok süründüren hastalık
sayesinde dünyada bir başıma kaldığım iki derece astigmat+miyop olan gözümün nazı cilvesi.
istinaden; #934400.
istinaden; #934400.
devamını gör...
koklayınca geçmişi hatırlatan kokular
sabundur. hastane kokusu olur ya, genelde hastaneye aittir hep, bu da oyle, bir mekana ve bir doneme ait bir sabun kokusu. o yer ve o donem disinda hic bir zaman kullanmadim ama o kokuyu hic unutmam.
devamını gör...
albert caraco
istanbul'da sefarad bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş filozof. yaşamı neredeyse ölümü beklemek üzerine kuruludur. tüm ailesini yitirdikten çok kısa bir süre sonra da bu bekleyişi intihar ile sonlandırmayı seçmiştir. her ne kadar post mortem'deki o karamsar ve umutsuz tutum annesinin ölümünün bir etkisi olsa bile caraco'nun zihninin içinde başından beri benzer düşünceler dışarıya çıkmak için kıvrandığından bu tutumu tamamen annesinin ölümüne de bağlamak mümkün olmuyor. caraco'nun üslubu bellidir, cümleleri bulduğu ilk çatlaktan içeri sızar ve ruhunuzun her köşesine sirayet eder. caraco okumak açıkça saldırıya uğramaktır ama tam olarak bu yüzden okunmalıdır. sanat ruhumuza bir balyoz gibi indiğinde gerçek bir değişim yaratabilir zannımca. zihin içine bilgileri ve başkalarının düşüncelerini tıkıştıracağımız bir kap değil daha çok düşünmek için ateşlenmesi gereken bir çıradır ve caraco bunun bilincinde olarak yazar. kendi fikirlerini empoze etmeye değil düşünmeye iten bir mizacı benimser kitaplarında. bundan ötürü kısa ama etkili bir anlatı sunar ve okuyucuyu yormak yerine insanın derinine, karanlığa inmesine yardımcı olacak bir yol işlevi görür. insanın içindeki karanlığı huzursuz eden (bkz: bréviaire du chaos) kitabından bir kaç alıntı:
" biz deliliği ve ölümü sunakların üzerine yerleştirdik, tanrı'nın çıldırdığını ve can çekiştiğini söylüyorsak artık ne kalır geriye sorarım size? paradoksun bedelini ödemek kalır ve bunun ödeneceğini öngörüyorum, vaktiyle oynadığımız fikirler şimdi insanlarla oynamaya başlıyor ve insanlar ölçüsüzce tüketecekler kendilerini. hiçbir şeyden kaçamayacağız ve hiçbir şey bize artık lütufta bulunmayacak, sürdürdüğümüz düzen asla iyileşmeyecek, delilik ve ölüm bu düzenin temelleri olarak kalıyor, düzen onlara bağlı ve sağlıklı bir şekilde değişemeyeceğinden, biz istemesek de destekleyen şey öldürecek düzeni. "
"biz onarmak istiyoruz ve bu nedenle yok etmeyi düşünüyoruz, uyuma yeniden kavuşmak istiyoruz ve bu nedenle kaosu sevgimizle silahlandırıyoruz, her şeyi yenilemek istiyoruz ve bu nedenle hiçbir şeyi affetmeyeceğiz. çünkü eğer canlılar böcek olma ve karanlıklarda, uğultu ve pis koku içinde üreyip çoğalma tercihinde bulunursa bile, biz onları engellemek ve insan'ı soyunu kurutarak kurtarmak için buradayız."
"dünya çirkin, giderek daha da çirkinleşecek, ormanlar balta darbeleriyle yok oluyor, her yandan şehirler her şeyi yutarak yükseliyor, çöller her yerde yayılıyor, çöller de insanın eseri. toprağın ölümü şehirlerin uzağa yansıyan gölgesidir, şimdi buna suyun ölümü de ekleniyor, sırada havanın ölümü var, ama dördüncü element olan ateş, diğerlerinin intikamını almak için varlığını sürdürecek; bizler, sıramız geldiğinde, ateşle öleceğiz."
" biz deliliği ve ölümü sunakların üzerine yerleştirdik, tanrı'nın çıldırdığını ve can çekiştiğini söylüyorsak artık ne kalır geriye sorarım size? paradoksun bedelini ödemek kalır ve bunun ödeneceğini öngörüyorum, vaktiyle oynadığımız fikirler şimdi insanlarla oynamaya başlıyor ve insanlar ölçüsüzce tüketecekler kendilerini. hiçbir şeyden kaçamayacağız ve hiçbir şey bize artık lütufta bulunmayacak, sürdürdüğümüz düzen asla iyileşmeyecek, delilik ve ölüm bu düzenin temelleri olarak kalıyor, düzen onlara bağlı ve sağlıklı bir şekilde değişemeyeceğinden, biz istemesek de destekleyen şey öldürecek düzeni. "
"biz onarmak istiyoruz ve bu nedenle yok etmeyi düşünüyoruz, uyuma yeniden kavuşmak istiyoruz ve bu nedenle kaosu sevgimizle silahlandırıyoruz, her şeyi yenilemek istiyoruz ve bu nedenle hiçbir şeyi affetmeyeceğiz. çünkü eğer canlılar böcek olma ve karanlıklarda, uğultu ve pis koku içinde üreyip çoğalma tercihinde bulunursa bile, biz onları engellemek ve insan'ı soyunu kurutarak kurtarmak için buradayız."
"dünya çirkin, giderek daha da çirkinleşecek, ormanlar balta darbeleriyle yok oluyor, her yandan şehirler her şeyi yutarak yükseliyor, çöller her yerde yayılıyor, çöller de insanın eseri. toprağın ölümü şehirlerin uzağa yansıyan gölgesidir, şimdi buna suyun ölümü de ekleniyor, sırada havanın ölümü var, ama dördüncü element olan ateş, diğerlerinin intikamını almak için varlığını sürdürecek; bizler, sıramız geldiğinde, ateşle öleceğiz."
devamını gör...
exam
romalılar, romalılar. koşun, harika bir film izledim. gizemli ve bol gerilimli. tek mekan olmasına rağmen hiiç sıkmıyor. film ilerledikçe sonunu öyle merak ediyorsunuz ki kitap okurken meraktan son sayfaya bakan insanlar gibi ileri sarıp sonunu izleyesim geldi. bu kadar övme yeter diyorum ve konuyu anlatıyorum.
sekiz kişi özel bir sınav için bir odaya alınırlar. sekiz sandalye ve masa, hepsinin üstünde de birer beyaz kağıt ve bir kalem vardır. sınav gözcüsü tüm kuralları anlatır, okulda hocaların anlattıktan sonra yaptığı gibi "sorusu olan?" diye sorar ve dışarı çıkar. içerde ise sadece güvenlik görevlisi ve adaylar kalmıştır. süre seksen dakika ve tek soruya tek doğru cevap verilmesi gerekir. ama o da ne? adaylar kağıdın arka tarafını çevirdiklerinde bomboş bir kağıtla karşılaşırlar. peki bir soru yoksa nasıl bir cevap olabilir?
filmin başından sonuna kadar asla soruyu tahmin edemedim. çok zekice ve çok başarılı bir şekilde gizlenmiş. aslında soru çok açık ama bunu ancak film bitince anlıyorsunuz. bir gün böyle bir sınava katılsam herhalde ilk elenenlerden biri olurum. çalışma hayatı nasıl sırtlanlar ve yükselmek için her şeyi yapabilecek insanlarla doluysa bu sınavda da öyleydi. en çok da ilk elenene üzüldüm. en masum oydu. aynı ben.
mutlaka izleyin. pişman olmazsınız.
sekiz kişi özel bir sınav için bir odaya alınırlar. sekiz sandalye ve masa, hepsinin üstünde de birer beyaz kağıt ve bir kalem vardır. sınav gözcüsü tüm kuralları anlatır, okulda hocaların anlattıktan sonra yaptığı gibi "sorusu olan?" diye sorar ve dışarı çıkar. içerde ise sadece güvenlik görevlisi ve adaylar kalmıştır. süre seksen dakika ve tek soruya tek doğru cevap verilmesi gerekir. ama o da ne? adaylar kağıdın arka tarafını çevirdiklerinde bomboş bir kağıtla karşılaşırlar. peki bir soru yoksa nasıl bir cevap olabilir?
filmin başından sonuna kadar asla soruyu tahmin edemedim. çok zekice ve çok başarılı bir şekilde gizlenmiş. aslında soru çok açık ama bunu ancak film bitince anlıyorsunuz. bir gün böyle bir sınava katılsam herhalde ilk elenenlerden biri olurum. çalışma hayatı nasıl sırtlanlar ve yükselmek için her şeyi yapabilecek insanlarla doluysa bu sınavda da öyleydi. en çok da ilk elenene üzüldüm. en masum oydu. aynı ben.
mutlaka izleyin. pişman olmazsınız.
devamını gör...
gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar
gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar
yeryüzünde sizin kadar yalnızım' zeki müren
yeryüzünde sizin kadar yalnızım' zeki müren
devamını gör...
bemiks
b vitaminidir. sarı serumun sarısıdır. acile gelip sarı seron taktırmaya çalışanlara selam olsundu.
not: iğreeenç kokuyor
not: iğreeenç kokuyor
devamını gör...
summer jam
the underdog project grubuna ait olan, iki bin yılında çıkmış şarkı. ayrıca akran grubunda kızılötesi ile birbirine atılmış, bol bol zil sesi yapılmış şarkıdır.
devamını gör...
hayata dair gülümseten detaylar
geçenlerde #2232159 bu tanımımda iş yerindeki güvenlik arkadaşlarıma verdiğim çikolatan bahsetmiştim. bu arkadaşlar tüm gün yoruluyorlar ve gece boyunca yalnız bekliyorlar ne kadar sıkıcı değil mi . bu hafta yine akşam iş çıkışlarında hepsinin kendi nöbetlerinde çekmecelerine birer tane çikolata koydum ve dedim ki ortalık sakinleşince çekmeceye bak *. biliyorum ki merak edecekler gördüklerinde daha da mutlu olup gülümseyecekler. bunu hissetmek bile çok güzel bana göre.bi beklentim yok ,onlardan istediğim sadece gülümsemeleri.
bugün sabah gülümsediklerinden emin oldum . en genç olanla aynı servisteyiz ve benden önce servise biniyor .bindim servis hareket ettikten sonra yanıma geldi bir çikolata ve bir tane tek kullanımlık kahve uzattı .
şaşırdım ''bu ne ??''
''hep siz mi gülümseteceksiniz. düşündüm ki siz kahve ye aşıksınız* e kahvenin yanına da çikolata yakışır . gülümsemekte en güzel değer bilene ''
nasıl mutlu oldum sanırım okurken anlamışsınızdır .bazen yapılan ufacık şeyler mutluluğa birer yatırım. yeter ki güzel hislerle düşüncelerle olsun. gülümseten detaylar küçük şeylerde gizli.
not: daha önceki tanımlarımı okuyanlar bilir . çikolata sevmem yemem . yanımda taşırım ama bazen bi çocuğa bazende yüzü düşmüş birine denk gelirsem diye.
bugün sabah gülümsediklerinden emin oldum . en genç olanla aynı servisteyiz ve benden önce servise biniyor .bindim servis hareket ettikten sonra yanıma geldi bir çikolata ve bir tane tek kullanımlık kahve uzattı .
şaşırdım ''bu ne ??''
''hep siz mi gülümseteceksiniz. düşündüm ki siz kahve ye aşıksınız* e kahvenin yanına da çikolata yakışır . gülümsemekte en güzel değer bilene ''
nasıl mutlu oldum sanırım okurken anlamışsınızdır .bazen yapılan ufacık şeyler mutluluğa birer yatırım. yeter ki güzel hislerle düşüncelerle olsun. gülümseten detaylar küçük şeylerde gizli.
not: daha önceki tanımlarımı okuyanlar bilir . çikolata sevmem yemem . yanımda taşırım ama bazen bi çocuğa bazende yüzü düşmüş birine denk gelirsem diye.
devamını gör...
claymore
anime dizisini seyrettiğim bir manga serisidir.
bende yeri ayrı, zira izlediğim ilk animedir. tamamen tesadüf eseri bir başlayayım övdükleri kadar var mıymış demem sonucu tam da on ikiden bir tercihle artık ben de animeci ergen güruhtanım dedirtmedi ama neden bu kadar sevildiğini de anladım.
tamam kültürleri dizilerine de yansımış her şeylerinde aşırı abartı var ama bir zamandan sonra alışıyorsunuz ve orijinal hikayeleri sürükleyici olduğu için de hoşunuza bile gidiyor zaman zaman.
bu diziye gelecek olur isek, nedendir bilinmez ama insan bağırsağıyla beslenen ve çok seven yoma yaratıklarını avlayan claymore denen yarı yoma yarı insan kadın savaşçıları konu alıyor.
savaşçıların numarası ve her birine özgü sembolleri var. hepsi kadın zira erkekler yogi gücüyle sadece yoma oluyor. fakat her iki cinsiyette sınırlarını aşarlarsa uyanmış varlık denen son derece güçlü, korkunç ve yenilmez varlığa dönüşüyorlar. benim favori karakterim ise teresa, ahhh havuçlu tarçınlı kekim neyse spoiler'a gitmesin.
ilgimi çeken konu kadın karakterlerin isimleri. hepsi çok güzel ve ilginç:

sözün özü animeye başlayacak ve risk almak istemeyen biriyseniz size sevdirecek bir yapım, tavsiye ederim.
bende yeri ayrı, zira izlediğim ilk animedir. tamamen tesadüf eseri bir başlayayım övdükleri kadar var mıymış demem sonucu tam da on ikiden bir tercihle artık ben de animeci ergen güruhtanım dedirtmedi ama neden bu kadar sevildiğini de anladım.
tamam kültürleri dizilerine de yansımış her şeylerinde aşırı abartı var ama bir zamandan sonra alışıyorsunuz ve orijinal hikayeleri sürükleyici olduğu için de hoşunuza bile gidiyor zaman zaman.
bu diziye gelecek olur isek, nedendir bilinmez ama insan bağırsağıyla beslenen ve çok seven yoma yaratıklarını avlayan claymore denen yarı yoma yarı insan kadın savaşçıları konu alıyor.
savaşçıların numarası ve her birine özgü sembolleri var. hepsi kadın zira erkekler yogi gücüyle sadece yoma oluyor. fakat her iki cinsiyette sınırlarını aşarlarsa uyanmış varlık denen son derece güçlü, korkunç ve yenilmez varlığa dönüşüyorlar. benim favori karakterim ise teresa, ahhh havuçlu tarçınlı kekim neyse spoiler'a gitmesin.
ilgimi çeken konu kadın karakterlerin isimleri. hepsi çok güzel ve ilginç:

sözün özü animeye başlayacak ve risk almak istemeyen biriyseniz size sevdirecek bir yapım, tavsiye ederim.
devamını gör...
neden yapıldığı anlaşılamayan şeyler
canlılara bile isteye zarar verilmesi.
devamını gör...
kokusu yaşam sevincini artıran şeyler
benim için;
fırından yeni çıkmış ekmeğin kokusu
kitapçıdan seçerek, hissederek aldığın kitabın kokusu
yağmur sırasında ve sonrasında oluşan toprak kokusu
bazı kokulu mumların kokusu
sevdiğinizin kokusu
köpeğinizin kokusu
ev yapımı yoğurt kokusu
*annenizin yaptığı her yemeğin kokusu vs.
fırından yeni çıkmış ekmeğin kokusu
kitapçıdan seçerek, hissederek aldığın kitabın kokusu
yağmur sırasında ve sonrasında oluşan toprak kokusu
bazı kokulu mumların kokusu
sevdiğinizin kokusu
köpeğinizin kokusu
ev yapımı yoğurt kokusu
*annenizin yaptığı her yemeğin kokusu vs.
devamını gör...
ateşin kontrolü
neanderthallerin 40 bin yıl önce kendi imkanlarıyla ateş yakamadıkları varsayımı, bazı diğer varsayımları da tekrar gözden geçirmemiz gerektiğini gösterir. erectusların kıllarının 1.2 milyon yıl önce küçülmeye başladığını söylemiştik. acaba ilk insansılar kıllarından daha geç ve uzun bir dönemde mi kurtulmuşlardı? yaklaşık 300 bin yıl önce neanderthaller avrupa'ya yayılmaya başladıklarında vücutları çok daha kıllı olabilir miydi?
ilk insansıların hayvan derisinden ve kürkünden faydalanmaya başladıklarına dair en eski bulgu, fas, contrebandiers cave'de bulunan 120 bin yıllık vahşi hayvan derisidir. kazı alanında bir de herhangi bir deniz memelisine ait olabileceği düşünülen ilginç bir kemik bulunuyor. yapılan analizler sonucunda 113 bin yıllık bu kemiğin ispermeçet balinasına ait bir diş olduğu ortaya çıkıyor. yok canım, daha neler, ateş yakamadan kaşalot avlayacak değiller ya? neyse boş verelim şimdi moby dick'i. *
ilk insansıların hayvan derisi ve kürkünden faydalandığına dair en eski bulgunun 120 bin yıllık olması, onların 120 bin yıl önce hayvan kürklerini kullanmaya başladığı anlamına gelmez. çok daha önceden kullanmaya başlamış olmalılardı. 400 bin yıllık bazı taş aletlerin hayvan derisini güzelce yüzmek için tasarlandığı, bu aletlerde de deri kalıntıları kaldığı görülmüştür. hep varsayıyoruz, yaklaşık tarih veriyoruz. peki niye ilk insansılara ait doğru düzgün kalıntı bulup da daha net veriler sunamıyoruz?
öncelikle ilk insansılara ait fosil sayısı çok kısıtlıdır. ölen insansılar muhtemelen vahşi hayvanlar ve leşçi canlılar tarafından silinip süpürülmüştür. ölen bireyleri toprağa gömme geleneği olsaydı, çok daha fazla bulgu elde edebilirdik. fakat, ölen bireyleri gömme ritüelinin de yaklaşık 120 bin yıl önce başladığı düşünülüyor. bir de kürk gibi hayati önem taşıyan bir eşyanın ve diğer alet edevatın da çok eski dönemlerde ölen bireye bırakılacağını da hiç sanmıyorum. eğer fosillerimizi kar ve buzla kaplı yerlerde bulmuş olsaydık çok daha fazla bilgi elde edebilirdik.
ötzi: "buzadam" lakaplı modern insana ait, yaklaşık 5300 yıllık, donmuş bir mumya ötztal alpleri'nde bulundu. ötzi, çimden dokunmuş bir pelerin, deriden yapılmış palto, tayt, peştamal, kemer, içi yumuşak otlarla sarılmış, tabanı su geçirmez ayakkabı ve ayı kürkü bere giyiyordu. ötzi'nin, dişbudak saplı çört * bıçağı, sapı porsuk ağacından bakır baltası ve ok kılıfı vardı. ok kılıfında, kartopu çiçeği ve kızılcık ağacından henüz tamamlanmamış 12 adet ok sapı, 2 adet kırık ok ve yay ipi vardı. kırık okların ucuna çakmaktaşı sabitlenmişti ve denge tüyleri de vardı. ötzi'nin 1.82 metrelik yayı da henüz tamamlanmamıştı.
ötzi'nin huş ağacından keselerinde küçük meyveler ve iki farklı tip mantarlar vardı. mantarlardan biri antiparazitik bir türdü. diğeri de kav mantarıydı. kav mantarı kurutulunca çok çabuk tutuşan, ateş yakma amacıyla kullanılan bir mantar türü. buna "tinder fungus" deniyor. şimdi kibrite de "match" deniyor. "tinder-match", bu da yazının en gereksiz bilgisi olsun. * kav mantarının yanında, tutuşturmalık bir çok bitki, çakmak taşı ve pirit bulunuyor. işte benim görmek istediğim ateş yakma kiti bu! bu, ateş yakma becerisinin, ateşin kendisinden bile daha somut kanıtıdır.
piritin 50 bin yıllık ilk izlerine, fransa, bettencourt neanderthal kazı alanında rastlanıyor. pirit, çakmaktaşı çarptırılarak sürtüldüğünde kıvılcım oluşturan, demir disülfit mineralidir. ayrıca kazı alanında manganez dioksit tozlarına da rastlanıyor. manganez dioksit tozları da, odunlara serpiştirildiğinde, tutuşma sıcaklığını 100 derece civarına kadar düşürerek ateş yakma eylemini kolaylaştırıyor. peki neanderthaller bu beceriyi neden dönem dönem kullanmışlardı ki? hem de ateşe en çok ihtiyaç duydukları soğuk dönemlerde niçin ateş yakmamışlardı?
homo sapienslerin 130-115 bin yıl önce avrupa'ya geldiğini biliyoruz. neanderthallerle bazen iç içe yaşadıklarını, bir birlerine karıştıklarını da biliyoruz. acaba homo sapiens avrupa'ya ateş yakma becerisiyle gelmiş olabilir miydi? hemen de neanderthalleri ezikledik. * kim bilir...
savanalarda tutuşan ağaç dallarından, bizi uzaya götüren roket teknolojisine uzanan ateşin öyküsü işte bu sevgili yazarlar. alev çimenler arasından korkusuzca ilerleyen, meşale çalıya cesurca elini uzatan, bilgi meşaleyi semaya yücelten, tanrılardan kutsal ateşi çalan, göğsü dik, gözü pek, titan prometheus! prometheus da bir erectustu...
bitti...
ilk insansıların hayvan derisinden ve kürkünden faydalanmaya başladıklarına dair en eski bulgu, fas, contrebandiers cave'de bulunan 120 bin yıllık vahşi hayvan derisidir. kazı alanında bir de herhangi bir deniz memelisine ait olabileceği düşünülen ilginç bir kemik bulunuyor. yapılan analizler sonucunda 113 bin yıllık bu kemiğin ispermeçet balinasına ait bir diş olduğu ortaya çıkıyor. yok canım, daha neler, ateş yakamadan kaşalot avlayacak değiller ya? neyse boş verelim şimdi moby dick'i. *
ilk insansıların hayvan derisi ve kürkünden faydalandığına dair en eski bulgunun 120 bin yıllık olması, onların 120 bin yıl önce hayvan kürklerini kullanmaya başladığı anlamına gelmez. çok daha önceden kullanmaya başlamış olmalılardı. 400 bin yıllık bazı taş aletlerin hayvan derisini güzelce yüzmek için tasarlandığı, bu aletlerde de deri kalıntıları kaldığı görülmüştür. hep varsayıyoruz, yaklaşık tarih veriyoruz. peki niye ilk insansılara ait doğru düzgün kalıntı bulup da daha net veriler sunamıyoruz?
öncelikle ilk insansılara ait fosil sayısı çok kısıtlıdır. ölen insansılar muhtemelen vahşi hayvanlar ve leşçi canlılar tarafından silinip süpürülmüştür. ölen bireyleri toprağa gömme geleneği olsaydı, çok daha fazla bulgu elde edebilirdik. fakat, ölen bireyleri gömme ritüelinin de yaklaşık 120 bin yıl önce başladığı düşünülüyor. bir de kürk gibi hayati önem taşıyan bir eşyanın ve diğer alet edevatın da çok eski dönemlerde ölen bireye bırakılacağını da hiç sanmıyorum. eğer fosillerimizi kar ve buzla kaplı yerlerde bulmuş olsaydık çok daha fazla bilgi elde edebilirdik.
ötzi: "buzadam" lakaplı modern insana ait, yaklaşık 5300 yıllık, donmuş bir mumya ötztal alpleri'nde bulundu. ötzi, çimden dokunmuş bir pelerin, deriden yapılmış palto, tayt, peştamal, kemer, içi yumuşak otlarla sarılmış, tabanı su geçirmez ayakkabı ve ayı kürkü bere giyiyordu. ötzi'nin, dişbudak saplı çört * bıçağı, sapı porsuk ağacından bakır baltası ve ok kılıfı vardı. ok kılıfında, kartopu çiçeği ve kızılcık ağacından henüz tamamlanmamış 12 adet ok sapı, 2 adet kırık ok ve yay ipi vardı. kırık okların ucuna çakmaktaşı sabitlenmişti ve denge tüyleri de vardı. ötzi'nin 1.82 metrelik yayı da henüz tamamlanmamıştı.
ötzi'nin huş ağacından keselerinde küçük meyveler ve iki farklı tip mantarlar vardı. mantarlardan biri antiparazitik bir türdü. diğeri de kav mantarıydı. kav mantarı kurutulunca çok çabuk tutuşan, ateş yakma amacıyla kullanılan bir mantar türü. buna "tinder fungus" deniyor. şimdi kibrite de "match" deniyor. "tinder-match", bu da yazının en gereksiz bilgisi olsun. * kav mantarının yanında, tutuşturmalık bir çok bitki, çakmak taşı ve pirit bulunuyor. işte benim görmek istediğim ateş yakma kiti bu! bu, ateş yakma becerisinin, ateşin kendisinden bile daha somut kanıtıdır.
piritin 50 bin yıllık ilk izlerine, fransa, bettencourt neanderthal kazı alanında rastlanıyor. pirit, çakmaktaşı çarptırılarak sürtüldüğünde kıvılcım oluşturan, demir disülfit mineralidir. ayrıca kazı alanında manganez dioksit tozlarına da rastlanıyor. manganez dioksit tozları da, odunlara serpiştirildiğinde, tutuşma sıcaklığını 100 derece civarına kadar düşürerek ateş yakma eylemini kolaylaştırıyor. peki neanderthaller bu beceriyi neden dönem dönem kullanmışlardı ki? hem de ateşe en çok ihtiyaç duydukları soğuk dönemlerde niçin ateş yakmamışlardı?
homo sapienslerin 130-115 bin yıl önce avrupa'ya geldiğini biliyoruz. neanderthallerle bazen iç içe yaşadıklarını, bir birlerine karıştıklarını da biliyoruz. acaba homo sapiens avrupa'ya ateş yakma becerisiyle gelmiş olabilir miydi? hemen de neanderthalleri ezikledik. * kim bilir...
savanalarda tutuşan ağaç dallarından, bizi uzaya götüren roket teknolojisine uzanan ateşin öyküsü işte bu sevgili yazarlar. alev çimenler arasından korkusuzca ilerleyen, meşale çalıya cesurca elini uzatan, bilgi meşaleyi semaya yücelten, tanrılardan kutsal ateşi çalan, göğsü dik, gözü pek, titan prometheus! prometheus da bir erectustu...
bitti...
devamını gör...
