bolshe nichego
polnalyubvi*'nin nahif sesiyle seslendirdiği çok güzel bir rusça şarkı. her bir cümlesinin altını çizmek ve duvarıma asmak istiyorum. dinlemenizi ve anlamanızı tavsiye ederim. *
çeviri eşliğinde dinlemek isteyenler için:
sözleri:
как же так получается,
земля все же кончается
тот, кого ты нежно любил
сейчас от тебя отрекается
окутанный пледом тепла, что сгорает
вонзаясь, как тысячи гроз
своими глазами я сделаю море
чтоб ветер нас вместе унёс
я не чувствую больше ничего,
я никак и ничто
сердце отнимут затопчут и выкинут
и ты снова падаешь в жизнь
где люди не слышат, где люди не видят
где люди не умеют любить
и в комнате пыльной до пепла сгорает
ещё один бессмысленный день
все серое стало совсем безымянным
в безмолвном дыхании стен
я не чувствую больше ничего, я никак и ничто
как же так получается,
земля все же кончается
тот, кого ты нежно любил
сейчас от тебя отрекается
çeviri eşliğinde dinlemek isteyenler için:
sözleri:
как же так получается,
земля все же кончается
тот, кого ты нежно любил
сейчас от тебя отрекается
окутанный пледом тепла, что сгорает
вонзаясь, как тысячи гроз
своими глазами я сделаю море
чтоб ветер нас вместе унёс
я не чувствую больше ничего,
я никак и ничто
сердце отнимут затопчут и выкинут
и ты снова падаешь в жизнь
где люди не слышат, где люди не видят
где люди не умеют любить
и в комнате пыльной до пепла сгорает
ещё один бессмысленный день
все серое стало совсем безымянным
в безмолвном дыхании стен
я не чувствую больше ничего, я никак и ничто
как же так получается,
земля все же кончается
тот, кого ты нежно любил
сейчас от тебя отрекается
devamını gör...
fransız astronotun kabeyle ramazan bayramı kutlaması
gayrimüslimlerle iç içe yaşayanların aşinası olduğu güzellik. herkes birbirinin bayramını kutlar. paskalya çöreği de yersin, helva da ikram edersin. bunlar güzel şeyler.
bir de ateist olup çevresindekilerin, arkadaşlarının, eşinin, dostunun bayramını kutlamayanlar var. ne senin neye inandığın o kadar önemli, ne hayat o kadar uzun. hiç bunlara girme, kutla, paylaş, mutlu et, baklavanı ye geç.
bir de ateist olup çevresindekilerin, arkadaşlarının, eşinin, dostunun bayramını kutlamayanlar var. ne senin neye inandığın o kadar önemli, ne hayat o kadar uzun. hiç bunlara girme, kutla, paylaş, mutlu et, baklavanı ye geç.
devamını gör...
köylü yazardan ironiler
atilla ilhan nasıl ki beyoğlunun en güzel abisiyse, köylü yazarlardan ironiler de kafa sözlüğün en güzel ablasıdır.
devamını gör...
mi6
dünyanın en ünlü ve tarihi dış istihbarat servisleri arasında ilk sıralarda yer alan ingiliz haber alma teşkilatı. ingiltere'nin mı6 ajanları şimdiye kadar birçok filme konu oldu. bu filmlerin başında da kültleşmiş james bond serisi geliyor.
devamını gör...
kafa sözlük’ün twitter'a dönmesi
kaç zamandır üzülerek fark ettiğim bir olay. zaten açılan başlıklardan (bkz: ilk buluşmada kızı ciğerciye götüren varoş) (bkz: mini etek giyen kadın) ve doluşan yazarlardan (!) yeterince belli olmakta. twitterda geçen çapsız diyaloglardan tiksinirken karşıma çıkan bir sözlüktü burası ama üzülerek görüyorum ki git gide sözlüğün kalitesi düşüyor. umarım moderatörler buna bir çözüm bulur.
.
(bkz: bundan başka kafa sözlük yok.)
.
(bkz: bundan başka kafa sözlük yok.)
devamını gör...
başak burcu
karşılaştığınızda kaçmanız gereken burç.
devamını gör...
küçük şeylerle mutlu olmak
hayatı daha çok sevmenizi sağlayacak güzel bi alışkanlık.
bulunduğumuz şartlarda bunu başarmak gerçekten zor geliyor bu bir gerçek ama büyük beklentilere sahip olup sonunda üzülmek yerine daha küçük şeylerden mutlu olmalıyız bence. size gülümseyen bir çocuk, selam verdiğiniz birisi, iltifat almak ya da daha güzeli iltifat etmek, sevdiğiniz şarkıyı dinlemek gibi küçük şeyler hem sizin hem de çevrenizdeki insanların gününü güzelleştirebilir ve kısa süreliğine de olsa tebessüm etmenize sebep olabilir.
mutlu olmak sandığımız kadar zor olmamalı.
bulunduğumuz şartlarda bunu başarmak gerçekten zor geliyor bu bir gerçek ama büyük beklentilere sahip olup sonunda üzülmek yerine daha küçük şeylerden mutlu olmalıyız bence. size gülümseyen bir çocuk, selam verdiğiniz birisi, iltifat almak ya da daha güzeli iltifat etmek, sevdiğiniz şarkıyı dinlemek gibi küçük şeyler hem sizin hem de çevrenizdeki insanların gününü güzelleştirebilir ve kısa süreliğine de olsa tebessüm etmenize sebep olabilir.
mutlu olmak sandığımız kadar zor olmamalı.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının meslekleri
çalışamıyor henüz öğrenci ama başaracak.
devamını gör...
attila ilhan sözleri
ben sana mecburum bilemezsin.
devamını gör...
niyet mi önemli eylem mi sorunsalı
niyetin daha önemli olduğunu düşündüğüm sorunsal.
kohlberg ‘in ahlak gelişimi kuramına göre insanlarda ahlak gelişiminin aşamaları vardır.
birinci seviyede bir davranışın arkasındaki motivasyon ceza veya ödüldür. bir kişi ceza almamak için vergisini ödeyebilir. para ödülü kazanmak için bulduğu köpeği sahibine götürebilir. yapılan eylemlerin sonucu güzel görünüyor değil mi? ama aslında niyet o kadar da saygıdeğer değil.
daha üst aşamalarda başkalarının mutluluğu ve bir gruba dahil olma amaçlanır. örneğin bir şarkıcı çok vergi verip veya sosyal sorumluluk projelerinde yer alıp bununla prestijini arttırabilir.
dördüncü aşamada bireylerin beklentileri yerine yasalar ve toplumsal normlar ön plandadır. ekonomik düzenin işlemesi için pandemi vb şartlara rağmen vergilerin toplanmasının savunulması gibi.
beşinci aşamada insani değerlerle çatışan yasalar eleştirilir ve demokratik yollarla değiştirilmeye çalışılır. mesela az kazanandan oran olarak daha az vergi alınması, çok kazanandan oran olarak daha fazla vergi alınması.
altıncı aşamada ahlaki ilkeleri ihlal eden kurallara uyulmaz. bireyin haklarına saygı esastır. örneğin robin hood’un zenginden alıp fakire vermesi.
robin hırsızlık yapıyor, ilk örnekteki adam ise yakalanıp ceza yememek için vergisini veriyor. birisinin eylemi kötü, birisinin eylemi iyi görünüyor ama kim daha ahlaklı? davranışlarını yönlendiren niyete bakmak gerekir.
örnekleri ben buldum, hatalı da olabilirim. ama konuyla ilgili kabaca bir fikir için aşağıdaki bağlantıya gözatabilirsiniz.
kaynak
kohlberg ‘in ahlak gelişimi kuramına göre insanlarda ahlak gelişiminin aşamaları vardır.
birinci seviyede bir davranışın arkasındaki motivasyon ceza veya ödüldür. bir kişi ceza almamak için vergisini ödeyebilir. para ödülü kazanmak için bulduğu köpeği sahibine götürebilir. yapılan eylemlerin sonucu güzel görünüyor değil mi? ama aslında niyet o kadar da saygıdeğer değil.
daha üst aşamalarda başkalarının mutluluğu ve bir gruba dahil olma amaçlanır. örneğin bir şarkıcı çok vergi verip veya sosyal sorumluluk projelerinde yer alıp bununla prestijini arttırabilir.
dördüncü aşamada bireylerin beklentileri yerine yasalar ve toplumsal normlar ön plandadır. ekonomik düzenin işlemesi için pandemi vb şartlara rağmen vergilerin toplanmasının savunulması gibi.
beşinci aşamada insani değerlerle çatışan yasalar eleştirilir ve demokratik yollarla değiştirilmeye çalışılır. mesela az kazanandan oran olarak daha az vergi alınması, çok kazanandan oran olarak daha fazla vergi alınması.
altıncı aşamada ahlaki ilkeleri ihlal eden kurallara uyulmaz. bireyin haklarına saygı esastır. örneğin robin hood’un zenginden alıp fakire vermesi.
robin hırsızlık yapıyor, ilk örnekteki adam ise yakalanıp ceza yememek için vergisini veriyor. birisinin eylemi kötü, birisinin eylemi iyi görünüyor ama kim daha ahlaklı? davranışlarını yönlendiren niyete bakmak gerekir.
örnekleri ben buldum, hatalı da olabilirim. ama konuyla ilgili kabaca bir fikir için aşağıdaki bağlantıya gözatabilirsiniz.
kaynak
devamını gör...
okapi
yalnızca kongo'nun doğu kesiminde ormanlarda yaşayan giraffiedae* familyasından bir hayvan türü. bilimsel tür adı okapia johnstoni. ilk kez 1900 yılında keşfedilmiş bu tür. zürafadan daha kısa, omuzdan yere kadar 1.5 metre yüksekliğinde, gövdesi ve boynu kızıl kahverengi, bacaklarının üst kısmı zebra gibi çizgili, altları ise beyazdır. erkekleri aşağıdaki resimde de gördüğünüz gibi tıpkı zürafagillerde olduğu gibi boynuzludur. dili zürafa gibi uzun ve kıvrılabilen bir yapıda olan ve ağaç yapraklarıyla beslenen otçul bir hayvan.
devamını gör...
quentin tarantino
kill bill gibi bir filmi dünyaya mal ettiği için benim gözümde zirvedeki yönetmendir.
diğer bütün filmleri çok ama çok iyidir, hepsini de ayrı beğenirim ancak kill bill gibisi yok gerçekten.
diğer bütün filmleri çok ama çok iyidir, hepsini de ayrı beğenirim ancak kill bill gibisi yok gerçekten.
devamını gör...
seyir
piraye erdoğan’ın yazdığı, bir kaç günde okunabilecek, zengin türü kişisel gelişim kitabı.
imkan ve eğitimi açısından eksiği olmayan, anne babasını bir kazada kaybeden bir kadının, yalnızlığını erkekler ile doldurmaya çalışmasını konu ediniyor. verici olmanın yeterli olduğunu sanıp, defalarca yanılan bir kadın kahraman...
kahramanının karşısına bir önce köpek çıkıyor, sahipsiz ama sevgi dolu bir köpek. ardından köpeği gezdirirken, ondan yaşça büyük olan,ama dinginliği sayesinde çok hoş görünen bir kadınla karşılaşıyor. kitap ya, kadın onun ciddi dertleri olduğunu anlıyor ve ona yardım teklif ediyor.
teklifi yapan kadının adı da dahil,çoğu şey avrupai bir şekilde akıyor. yılbaşı sofraları gibi.
kahramanın adı mina. ayşe, fatma olacak değil. kadın istanbul’un hali vakti yerinde bir ailesinden gelme.
kitapta bolca aforizma var. içerik aforizmalar ile oluşmuş neredeyse.
kitap, biz kadınların avrupai bile olsa, mistik olana, manevi olana, dini olana olan ihtiyacımızı gözler önüne seriyor.
biz kadınların hayatına, şükür sokunca bulduğu huzuru anlatıyor.
nasibe teslim olmayı anlatıyor.
eskiden bir dizi vardı, zenginlerde ağlar. kitaptaki dram biraz ondan.
benim için yaşadığım güncellemelerin altını çizmek için faydalı oldu. bende böyle yapmıştım dedim. kendime aferim dedim okudukça.
tam bir yaz kitabı. havuz kenarında, deniz kenarında, balkonda okumalık.
imkan ve eğitimi açısından eksiği olmayan, anne babasını bir kazada kaybeden bir kadının, yalnızlığını erkekler ile doldurmaya çalışmasını konu ediniyor. verici olmanın yeterli olduğunu sanıp, defalarca yanılan bir kadın kahraman...
kahramanının karşısına bir önce köpek çıkıyor, sahipsiz ama sevgi dolu bir köpek. ardından köpeği gezdirirken, ondan yaşça büyük olan,ama dinginliği sayesinde çok hoş görünen bir kadınla karşılaşıyor. kitap ya, kadın onun ciddi dertleri olduğunu anlıyor ve ona yardım teklif ediyor.
teklifi yapan kadının adı da dahil,çoğu şey avrupai bir şekilde akıyor. yılbaşı sofraları gibi.
kahramanın adı mina. ayşe, fatma olacak değil. kadın istanbul’un hali vakti yerinde bir ailesinden gelme.
kitapta bolca aforizma var. içerik aforizmalar ile oluşmuş neredeyse.
kitap, biz kadınların avrupai bile olsa, mistik olana, manevi olana, dini olana olan ihtiyacımızı gözler önüne seriyor.
biz kadınların hayatına, şükür sokunca bulduğu huzuru anlatıyor.
nasibe teslim olmayı anlatıyor.
eskiden bir dizi vardı, zenginlerde ağlar. kitaptaki dram biraz ondan.
benim için yaşadığım güncellemelerin altını çizmek için faydalı oldu. bende böyle yapmıştım dedim. kendime aferim dedim okudukça.
tam bir yaz kitabı. havuz kenarında, deniz kenarında, balkonda okumalık.
devamını gör...
2002 doğumlu birini ciddiye almak
yine birilerinin çok saçmaladığını gösteren başlık.
devamını gör...
otuz yaşında hala ailesiyle yaşayan tip
(bkz: başkası adına utanmak)
30 yaşında olmak, işsiz olmak, bir mal sahibi olmamak, kenarda paranın olmaması, borcunun olması gibi şeylerin hiçbiri utanılacak şey değildir. annenin, ablanın bile çalıştığı yerde hiç hak etmediğin şeylere sahip olmak, babanın avucuna bakmak, sana bu imkanları veren insanlar uykusundan feragat edip sabah işe giderken kazık kadar adamın kasesini devirip yatması, bu düzeni değiştirmek için en ufak gayrete girmeyip üstüne pişkin pişkin bununla övünmesi bence utanç verici.
bir sonraki level ne, evlenip evde yatıp eş parası yemek mi?
30 yaşında olmak, işsiz olmak, bir mal sahibi olmamak, kenarda paranın olmaması, borcunun olması gibi şeylerin hiçbiri utanılacak şey değildir. annenin, ablanın bile çalıştığı yerde hiç hak etmediğin şeylere sahip olmak, babanın avucuna bakmak, sana bu imkanları veren insanlar uykusundan feragat edip sabah işe giderken kazık kadar adamın kasesini devirip yatması, bu düzeni değiştirmek için en ufak gayrete girmeyip üstüne pişkin pişkin bununla övünmesi bence utanç verici.
bir sonraki level ne, evlenip evde yatıp eş parası yemek mi?
devamını gör...
yanak sıkmak
en sevdiğim eylemlerden.her türlü tontik yanağınız itinayla sıkılır.
devamını gör...
poli (yazar)
latincede çok anlamına gelen kelimedir. ayrıca yazarımızın nickidir. nicki gibi tanımları ve mutluluğu olsun efenim.
devamını gör...
1 mayıs işçi bayramı rozeti
bu anlamlı günde bedava olması gereken rozet, 1 lira. kahrolsun kapitalizm.
devamını gör...
lettres philosophiques
voltaire'ın iki yıl kadar süren ingiltere macerasından etkilenerek yazdığı mektuplardan oluşan eseri. dilimize ne yazık ki çevrilmemiştir. dönemin ingiliz ve fransız sistemi ve bu konuda voltaire'ın düşüncelerini okuyabileceğimiz eser yalnızca bunlardan ibaret değil ve oldukça kapsamlı yazılmış. ilk dört mektup; quaker'lar (17. yüzyılda kurulmuş olan ve kilisenin katı kurallarına uymayı reddeden, kendilerine dostlar ismini vermiş dini topluluk) hakkında uzun incelemelerden oluşurken ondan sonraki iki mektup daha yine mezhepler üzerinden ince eleştirilerden ve incelemelerden oluşuyor. açıkça bir fransa-ingiltere karşılaştırması olan eser; sanat, felsefe, bilim, ticaret ve politika konusunda iki ülkeyi sınıyor ve ingiltere'de kaldığı süreç boyunca ingilizlerden oldukça etkilenen voltaire açık ara fransayı ve fransız düşünürleri ağır eleştiriye tutuyor. eser ilk olarak 1733 yılında ingilizce olarak yayımlanıyor bundan tahmini bir sene sonra da fransızca olarak yayımlanıyor. bu kadar ağır eleştiri içeren bir eserin fransa tarafından sansürlenmesi hatta halk önünde yakılması ise kaçınılmaz elbette. kendi döneminde ne yazık ki eser toplatılıp halk içinde yakılıyor ve bu 'hastalıklı düşüncelerin' okunması fransa yönetimi tarafından engellenmeye çalışıyor. mektupların bir kısmının locke, bacon, newton, descartes ve alexander pope üzerine olduğunu da eklemek gerek.
--- alıntı ---
s'il n'y avait en angleterre qu'une religion, le despotisme serait à craindre; s'il y en avait deux, elles se couperaient la gorge; mais il y en a trente, et elles vivent en paix et heureuses
--- alıntı ---
--- alıntı ---
s'il n'y avait en angleterre qu'une religion, le despotisme serait à craindre; s'il y en avait deux, elles se couperaient la gorge; mais il y en a trente, et elles vivent en paix et heureuses
--- alıntı ---
devamını gör...
