bir başlık açıyoruz bir yazarımız takipten çıkarıyor, bir tanım giriyoruz bir başka yazarımız takipten çıkarıyor. takip edip sonradan takipten vazgeçseler de onları seviyorum. kalemleri daim olsun, önemli olan takip değil, fikirlerdir. *
devamını gör...

mezarlıklar. şöyle ağız tadıyla ölemiyoruz bile.
devamını gör...

insanoğlu doğaya zarar vererek kendi sonunu hazırlıyor.
devamını gör...

-ketçap 1830´lu yıllarda ilaç olarak satılırmış.
devamını gör...

(bkz: çok fena olaylar döndüğü düşünülen yerler)

aslında hiç tahmin ettiğimiz şeyler yok sanırım. daha önce bu gruplardan birine dahil olmuş biri olarak söylüyorum; sözlükteki geyiğin üçte biri dönmüyor orada. mesela şöyle;

- şu yazarı uçurun.
- ok.

ya da şöyle;
+ bunun hakkında bir bilginiz var mı?
- yok
- öğreniriz
+ ok

başka bir şey olmadığına yemin edebilirim. *
devamını gör...

sırasıyla fransız takımı oldu, pkk takımı oldu, saray'ın takımı oldu, son moda da fetö takımı oldu.
bu takım benim çocukluğumdan beri renklerine gönül verdiğim takım. ama allah'a şükürler olsun ki bir türk vatandaşı olarak yukarıda saydıklarıma hiçbir suretle de mensup olmadım.
devamını gör...

türkiye'ye daha gelmemiş bir kavramdır.
devamını gör...

son yayınladığı video ile konsomatrislik yapan melis algan'ı konuk etmiş youtube programı. buradan

annesinin çok küçük yaşta (14) kendisine hamile kaldığını, maddi zorluklar yüzünden kırıkkale'de kötü bir gecekondu da hayatlarını sürdürdüklerini, babasını 1,5 yaşına kadar görmeden büyüdüğünü, annesinin yaşı gereği onunla pek ilgilenmediğini ve anne sevgisi göremediği için teyzesinin onu büyüttüğünden bahsediyor. "doğru düzgün dışarı çıkıp oynayamazdık annemin temizlik takıntısından, öyle bir takıntıydı ki kapının deliğine bile peçete tıkardı tozlanmasin diye" diyor.

16 yaşında annesinin amcasının oğlu tarafından tacize uğruyor melis. ailesi o oğlanla zorla evlendiriyor melis'i. yaşı küçük olduğu için, evlendiği adamla birliktelik yaşamak istemiyor. kocası tarafından şiddete ve tecavüze maruz kalıyor. sabahlara kadar dayak yiyor. melis, boşanmak istediğini söylüyor fakat eşi seni bırakmam! diyerek eve hapsediyor onu, kapıları üstüne kitliyor. bir gün eşi evde anahtarı unutuyor. eşi evden çıkınca çantasını alıp evden kaçıyor. küpelerini götürüp kuyumcuya satıyor ve o parayla ankara'dan kırıkkale'ye ailesinin yanına gidiyor. eli yüzü şiş, dudakları patlamış, her tarafı mosmor...
melis evden kaçınca,evlendiği kişinin ailesi "kızınız bakire değil" diye bir dedikodu atıyorlar ortaya ve tüm eşe dosta yayıyorlar. annesi yüzüne bakmıyor. babası konuşmuyor. gidip bekaret testi yaptırıyorlar. o damgayı yiyor melis! sonunda o bekaret testiyle kocasindan ve iftiralardan kurtuluyor.

bir işe girip çalışıyor fakat 2 sene aile baskısı, çevre baskısı ve herkesin ona dul gözüyle bakmasına dayanamıyor. ıstemedigi ve sevmediği bir adamla yine evlenmek zorunda kalıyor. tesettüre bürünüyor.

bu evlendiği adam ona saygılı davranıyor. fakat evlendikten sonra eşinin ailesiyle birlikte ayni evde yaşamak zorunda kalıyor melis. bu kez de kayinpederi tarafından tam 7 sene taciz ediliyor. kocasına söylüyor. kocası inanmıyor. melis, kayinpederinin mesajlarını ve videoya aldığı tacizlerini gösteriyor. kocası sonunda inanıyor ve melis'le birlikte ayrı eve çıkıyorlar. fakat eşinin maddi durumunun kötü olup babasının eline bakmasından dolayı küslük kısa sürüyor. melis'in bu evlilikten iki çocuğu oluyor. yine kayinpederi onlara sıklıkla gidip gelmeye başlıyor, tacizler sürüyor, dayanamıyor melis olanlara ve bu kocasından da boşanıyor.

beş parasız bir şekilde aile evine dönmektense teyzesinin yanına gidiyor. bir iş bulup çalışıyor. 1 ay kadar teyzesinin yanında kalıyor fakat bu sefer de teyzesiyle arası kötü oluyor. " sadece 1 gün işten yorgun gelip temizlik yapmadım diye kavga çıkardı, kuzenlerimden biri teyzemi diğeri beni savununca or*spu iki kardeşi birbirine düşürdün git bu evden! diye beni kovdu "diyor.

ıste çalışmaya devam ediyor melis. ayrı eve çıkıyor." yalnızlığa dayanamadım. erkek kardeşimi yanıma çağırdım. en azından o yanımda olunca kendimi güvende hissederim, yalnız olmam diye düşündüm" diyor. sabah çıkıp gece geç saatlere kadar çalışıyordum. sonra kardeşim aileme haber uçurmuş. bu kızın ne yaptığı belli değil, sabah çıkıp akşam geliyor" diye. aile, sirf erkek diye oğullarına inanıyor ve komple bağını kesiyor melis'ten. en yakını kardeşi de darbe vuruyor melis'e. hatta erkek kardeşi melis bu eve gelirse ben giderim, ya o ya ben! diyor.

melis 3 gün ankara'da bir park da yatıp kalkıyor. pavyon hayatına da o zaman atılmak zorunda kalıyor. "aileme gideceğime aleme düşerim" deyip 7 yıl boyunca çalıştığı pavyon da yaşadıklarını anlatıyor. bu süre zarfında en son çocuklarını 1,5 sene önce para karşılığı görmüş.
"para vermezsem eski eşim çocuklarımı göstermiyor" diyor. düşünebiliyor musunuz? çocuklarını görmek için para ödeyen bir anne...

"şimdilik çocuklarım için çalışıp para biriktirmem lazım. onlar büyüdüğü zaman onlara başka bir hayat kurmak istiyorum. başka bir şehirde, 7 ve 10 yaşındaki oğlumla birlikte yaşamak istiyorum. çünkü ben annemin bana veremediği sevgiyi onlara vermek istiyorum" diyor.

ağlaya ağlaya izledim melis'in hikayesini. hiç arkadaşı olmamış mesela. "ben bu alemde erkeklerden değil, alemin kadınlarından çok çektim" diyor. umarım çocuklarına kavuşursun melis.

insanların neler yaşadığını bilemeyiz. onlar yaşarken yanlarında değiliz. yargılamayın-kınamayın çünkü kendi sonumuzu bilemiyoruz.

kimsenin hikayesini kınamayın çünkü henüz sizinki daha bitmedi...
devamını gör...

göremiyorum.
devamını gör...

ancak çok aşık olunduğunda ya da derin bir cinsel uyum içerisinde süren bir ilişki esnasında taraflardan birinin duyularının yok olmasına verilen isimdir. değilse de öyle olmalıdır. ben bu tanımda öyle kabul edilmesi için elimden geleni yapacağım. çünkü hem bunu, bu ibareye yeraltı sakinleri kitabında rast geldiğim jack kerouac’a borçluyum hem de bu konuda benim de fikirlerim olduğunun bilinmesini istiyorum.

genelde duyuların kararması birbirine çok düşkün çiftler arasında görünür. bu ifadeye göre aşk o kadar büyük bir hale gelir ki taraflardan biri aşık olduğu kişinin gözleri ile görmeye, kulakları ile duymaya, elleriyle hissetmeye, burnuyla koku almaya ve bütün hislerini onun varlığıyla hissetmeye başlar.

cinsel doyum esnasında da aynı duyu birleşmesi yaşanabilir. orgazm anında taraflardan biri kendi duyularını kaybedip kendini tamamen karşısındaki insanın bedenine emanet edebilir ve bu anda sadece fiziksel olarak değil ruhsal ve zihinsel olarak da iki beden birleşmiş olur.

eğer bu duyu kararması aynı anda iki tarafta da yaşanırsa -ki bu çok da olası bir durum değildir- o zaman ruh ve ten uyumunun zirvesine ulaşılmış demektir ve bu çifte aşk ve cinsellik konularında karada ölüm yoktur.

duyularınızın kararmasına en içten duygularımla diliyorum.
devamını gör...

anonim sokak sanatçısı (bkz: banksy) tarafından 2005'te yapılan tablo. buradan
(bkz: claude monet)'nin kendi bahçesini farklı zamanlarda resmettiği bir seriye ait olan bridge over a pond of water lilies (1899) eserini yeniden yorumlamış.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
tablonun orijinalinden eksiği yok, iki alışveriş arabası ve bir trafik dubasıyla fazlası var.
toplumsal sorunlara karşı dikkat çekmek amacıyla yaptığı ironik eserleriyle bilinen banksy, tablodaki sakin, hoş bahçe manzarasına modern zaman uyarlaması yaparak tüketimin ve bence dünyanın kontrolden çıktığına dikkat çekmek istemiş. günümüzde gördüğümüz manzaralar monet'nin bakmaya doyamadığımız bahçesi kadar güzel olmayacak artık, eğer insanlar hızlı bir şekilde dünyayı mahvetmeye devam ederse.
eser 2020'nin ekim ayında yapılan bir müzayedede 9,8 milyon dolara satılarak, sanatçının satılan en pahalı ikinci eseri oldu.
kaynak
devamını gör...

o artık, gülseren budayıcıoğlu'nun yazdığı ve tanıdığı gülben karakterinden çok başka bir hale büründü. o artık kendi kendini yarattı. hani o benim diyen paragraf sorularında okuduğumuz: -yazar, yazdığı karakterinin özgürleşmesini istemiyorsa, eserinin beyaz perdeye alınmasını, var gücüyle engellemeli- o içerikler gibi.. .
devamını gör...

boş iştir. puştluktur...
sözlükte kanka manka ayağı hiç hoş değildir.
gün boyu birbirlerini yalarlar, yağlarlar...

diyorum ulan amma övmüş, galiba bahsi geçen yazar çok muhteşem tanımlar filan yapıyor.
profilini bir ziyaret ederim ki...
yahu arkadaşlar. bırakın şu kankacılık oyunlarını da adam gibi yazarlığınızı yapın...
boş yapmayın, yeter.
devamını gör...

edebiyatımızın üretken sanatçısı olup özel ve özgün yeri doldurulamayacak isimlerinden biridir.

öz türkçe'nin sürdürülmesi ve yabancı sözcüklerden tümüyle arındırılması düşüncesinin büyük ve katı savunucusudur. hatta sırf bu sebepten arapça olduğu için ''ve'' bağlacını hiçbir eserinde kullanmamıştır. her cümlemizde ''ve, acaba, aynen'' gibi arapça kökenli kelimeleri kullandığımızı düşününce gerçekten zor ve takdir edilesi bir girişim olmuş doğrusu. hatta kelime demişken size bir sır vereyim, ''kelime'' de arapça kökenliymiş.

hazır öz türkçe demişken, nurullah ataç'ın tamamıyla kendine özgü bir üslubu vardır. yazı dili ile konuşma dilini birbirine yaklaştırmak için devrik cümleyle yazması ve bunu yazı diline yerleştirmeye çalışması kendine özgü üslubu için örnek olarak gösterilebilir. neredeyse her zaman farklılıkları eleştiren bir millet olduğumuz için de zamanında eleştirilerin hedefi olmuştur.

eleştirileri önemsememiş olsa gerek, bu konu hakkında söylemiş olduğu sevdiğim bir sözü vardır:
''aşırıyım ben, aşırılıktan çekinmek, düşüncelerimizin sonuna dek gitmekten çekinmek demektir.''
devamını gör...

yazışırken ve normal hayattımda asla birisiyle konuşurken ismini kullanamıyorum ki bu birisi benim için önemli olan birisi olunca böyle bir şey ortaya çıkıyor.

eski sevgilim inandına hep iki ismimi de vurgulu vurgulu söylerdi. mal yemin ederim ve iyi ki ayrılmışım.
neyse ben önem verdiğim kişilerin isimlerini kullanamıyorum çünkü söyleyecek o kadar güzel şey varken herkesin ona hitap ettiği şekilde hitap etmek beni biraz üzer.
bu beni kötü mü yapar hiç bilmiyorum ama ben böyleyim. *
devamını gör...

kaç gündür bu başlığı görüyorum ama şimdi ben napayım? mahlasıma nasıl yakışanı yapayım ki bilemedim. yazsam olmuyor yazmasam olmuyor kararsız kaldım. ben toprak mı olayım çiçek mi olayım ne olayım? kafamda deli sorular
devamını gör...

türkiye ve russel paradoksu:

russel paradoksunu kısaca şu şekilde ifade edebiliriz: “bir şey ne ise o değildir, ne değilse odur.” * bizler de aslında ne isek öyle değiliz ne değilsek oyuz.

biz ile russel paradoksu ilişkisine girmeden önce daha iyi anlaşılması için russel paradoksunu şöyle bir örnekle açıklamak uygun olur:

bir berber düşünün ki sadece kendi sakal tıraşını yapamayan insanları tıraş ediyor. kendini tıraş edenleri berber dükkanına almıyor bile. bu adam “kendini tıraş edemeyenlerin berberi.” şimdi paradoks burda başlıyor. peki bu berber kendini tıraş ediyor mu? eğer etmiyorsa kendini tıraş etmesi lazım çünkü o kendini tıraş etmeyenleri tıraş ediyor. eğer kendini tıraş ediyorsa bu durum hiç olmaz çünkü o kendi kendini traş edenleri traş etmez. sonuç olarak bu adam kendisinin berberiyse kendisinin berberi değil, kendisinin berberi değilse kendisinin berberi.

bu durumun bir örneğini kendi toplum yapımızda; sosyal ve siyasi oluşumumuzda da görüyoruz: osmanlı batılılaşmasının artık kaçınılmaz olduğu dönemde uygulanan iradi baskının doğurduğu netice nur topu gibi bir russel paradoksu dünyaya getirmiştir. esasında batılaşmanın amacı geleneği sürdürmekti. ne var ki batılılaşmak için islami gelenekten biraz olsun ayrılmak gerekirdi. yeni bir düzen istiyorsak yeni bir düzen istemiyorduk, eskiyle devam etmek istiyorsak eski düzeni devam ettirmek istemiyorduk.

bu olgu cumhuriyet dönemine de sirayet etti. türkiye, laik olmak istiyorsa islamlaşmaktan uzaklaşmalıydı. ancak kendi özgün yapısı içinde ayakta kalması için gelenekten kopmaması gerekiyordu. modernleştiği ölçüde islamlaşmaya devam etti. laik olduk ama islamlaştık. bu durumda yine paradoks bizi çağırdı: “türkiye laik bir ülkeyse laik değildir, eğer bir islam ülkesiyse bir islam ülkesi değildir.”*
devamını gör...

ben de değilim bu. zaten sözlükte de yeniyim, kankam filan da yok. okuduklarımdan beni çarpmasını değil bana değmesini bekliyorum, değmişse hiç beklemem basarım oyumu. bilmediğim bir şeyi öğrendiğimde de, güldüğümde de, duygulandığımda da.

oyladığım yazarın ne dikkatini çekmek, ne "mektup yazmak", ne de yok efendim "o benim çay bardağımı beğendiydi de ben de onun ayaklarını/ellerini beğeneyim de ayıp olmasın" diyerek de beğeni atmam. ne bu; aşure tabağını boş gönderememek gibi bir komşuluk adeti mi var sözlükte?

hem şu kalite sözü de fazla iddialı olmamış mı ya? bir oy ya hu, çoğu kez niye verildiğinden ya da verilmediğinden bile emin olunamayan bir oycuk neyin kalitesini gösterebilir ki? yazarın? tanımın? okuyanın? oy verenin?
devamını gör...

gorillaz’ın bir şarkısının da adı clint eastwood ayrıca.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim