yazarların şu an olmak istedikleri yerler
moda sahilinde uzaktaki yakındaki bütün sevdiğim insanları toplayıp onlarla oturup sohbet etmek istiyorum şu an, hem de çok istiyorum. gecenin güzelliği ve hafif esintisiyle denize karşı biraz sohbet etmek, içimi dökmek istiyorum sadece.
devamını gör...
bir insanın yedeği olduğunuzu anlamak
dağları devirip, z.kt.ri çekme sebebidir.
devamını gör...
tarihi bir görsel bırak
devamını gör...
hasret
resimler hasret giderebilselerdi mahkumlar tahliye beklemezlerdi...
devamını gör...
penaltıyı kaçıran beckham'a kafa atan alpay özalan
çok affedersiniz ama çiğliğimizi göstermişiz yine. bence çok gereksiz ve barzoca bir hareket olmuş. yazık ingiliz beyefendisi beckham hiç karşılıkta vermemiş.
devamını gör...
hayattan zevk alıyorum aktiviteleri
kar ve yağmur yağışını izlemektir. insan yaşadığını tam manasıyla hissedince hayattan zevk de alıyor.
devamını gör...
back to the future
küçükken izlediğimde çok heyecan veren film serisi. hala da öyle 3 5 ay önce izledim tekrar, aşırı keyifli ve heyecanlıı. en sevdiğim film serilerindendir
devamını gör...
bir insandan soğumanıza neden olacak şeyler
iki yüzlülük ya. nefret ediyorum nefrett. sana başka ötekine başka davranan insanlar. iğrenç.
bir de yalan söyleyenler. en ufak şey bile olsa, söylemeyin abi. o küçücük yalan tüm her şeyi alıp götürüyor. sinirlendim yine.
bir de yalan söyleyenler. en ufak şey bile olsa, söylemeyin abi. o küçücük yalan tüm her şeyi alıp götürüyor. sinirlendim yine.
devamını gör...
ubuntu
bir de bu tanıma bakın derim
ubuntu; insanın insan olabilmek için diğer insanlara ihtiyacının olduğu gerekliliğini ifade eder. kendi başımıza insan olamayacağımızı savunur. ubuntu ilkesini kabaca "başkalarına karşı insanlık" olarak tanımlayabiliriz. birbirimize görünmez sicimlerle bağlıyız, bunu ben şöyle betimledim kendimce; bir molekülü oluşturan atomların her biri arasındaki moleküler bağlarla bağlıyız aslında. her birimizi bir atom olarak düşünürsek ancak o zaman bir molekül oluşturabiliriz. zaten atomun da tek başına anlamı olmadığını fenni ilimlerle çok da haşır neşir olmayanlar da anlar. yani molekül olabilmek için birbirimize ihtiyacımız var. her şeye biz olarak baktığımızda ancak dünyanın daha yaşanabilir bir yer olduğunu düşünebiliriz ve bunu ilke edinebiliriz.
edit: ubuntu linux bilgisayar yazılım ve işletim sistemleri de bu felsefeden yola çıkmışlar. sahipleri zaten güney afrikalı, kendi liderlerinin (bkz: desmond tutu) düşünce felsefesinden ilham almaları normal.
ayrıntı için (bkz: #915614) (bkz: desmond tutu)
ubuntu; insanın insan olabilmek için diğer insanlara ihtiyacının olduğu gerekliliğini ifade eder. kendi başımıza insan olamayacağımızı savunur. ubuntu ilkesini kabaca "başkalarına karşı insanlık" olarak tanımlayabiliriz. birbirimize görünmez sicimlerle bağlıyız, bunu ben şöyle betimledim kendimce; bir molekülü oluşturan atomların her biri arasındaki moleküler bağlarla bağlıyız aslında. her birimizi bir atom olarak düşünürsek ancak o zaman bir molekül oluşturabiliriz. zaten atomun da tek başına anlamı olmadığını fenni ilimlerle çok da haşır neşir olmayanlar da anlar. yani molekül olabilmek için birbirimize ihtiyacımız var. her şeye biz olarak baktığımızda ancak dünyanın daha yaşanabilir bir yer olduğunu düşünebiliriz ve bunu ilke edinebiliriz.
edit: ubuntu linux bilgisayar yazılım ve işletim sistemleri de bu felsefeden yola çıkmışlar. sahipleri zaten güney afrikalı, kendi liderlerinin (bkz: desmond tutu) düşünce felsefesinden ilham almaları normal.
ayrıntı için (bkz: #915614) (bkz: desmond tutu)
devamını gör...
sosyoloji bölümünde okumak
ülkemize en çok ihtiyacı olan alanlardan biridir sosyoloji. fakat her ilde köşe başı bakkaları gibi türeyen sosyoloji bölümleri pek umut vaat etmiyor. yine de hedefiniz gerçekten gelişmekse ve iddialıysanız dtcf'de öneririm.
devamını gör...
the queen’s gambit
son zamanlarda izlediğim en keyifli en güzel diziydi. annemle beraber izledik ve çok güzel bir 7 bölümle baş başa kaldık.
dizi tam olması gerektiği gibi bitiyor tam yerinde bitiyor tam olması gereken bölüm sayısında bitiyor bence.
bir bölüm fazla olsa bir bölüm az olsa bu kadar komple olamazdı gibi geliyor. dönem dizisi olarak karşımıza çıkan the queens gambit dönemi çok güzel aktarıyor 60 ların belirli tadında kavramları izleyici ile buluşuyor. kıyafetler saçlar sokaklar arabalar hepsi bizi 60 lar dönemine götürüyor. hatta izlerken annem ne zaman çekilmiş bu dizi diye sordu bana o kadar başarılı yani.
izleyiciye umut vadediyor umutlu bir hikaye izlettiriyor. üstelik bunu yaparken satranç bilme zorunluluğu sunmuyor size. jest ve mimiklerden bile neler olduğunu anlıyorsunuz. mutlaka ama mutlaka izlenilmesi gereken güzel kusursuz bir hikaye. --! spoiler !--
diziyi izledikten sonra ne yazılmış ne çizilmiş diye bakma fırsatım oldu. insanlar beth harmon karakterine kızmışlar neden hademe amcayla hiç görüşmedin neden ziyarete gitmedin diye kızmışlar bir yerde haklılar ama dizi bunu bilerek böyle işliyor beth karakteri bunun cezasını fazlasıyla çekiyor bunun bedelini hıçkıra hıçkıra ağlayarak ödüyor. beth kusurlu problemli bir karakter o bir kahraman değil problemleri olan (içki sakinleştirici ) bir genç tecrübesiz çelimsiz saf masum ve en önemlisi ailesiz bir genç.
bu yazımda mutlaka işin matematik boyutunu konuşmak isterdim ama satranç bilmediğim için haddime değil.
bobby fischer adlı satranç oyuncusuna benzediğini falan okudum karakterin pek bir bilgim yok.
ayrıca dizi karakterleri öyle güzel işliyor ki mutlaka birinin bir yerde hikayeye dahil olacağını hissediyorsunuz.
mesela jolene karakteri bir an unutuyorsunuz ve karşınıza çıkıyor tebessümle hoşgeldin diyorsunuz.
yakışıklı gazeteci çocuk mesela birden tekrar geliyor ve hoşgeldin yakışıklı geç oyna diyorsunuz. diziyi o yönden çok beğendim.
ayrıca beth harmon tekrar yurda döndüğünde mr shaibelin odasına girdiğinde çok duygulandım ve gözyaşlarımı tutamadım.
o gazete küpürleri o fotoğraf çok duygulandırdı beni.
borgov karakterinin robot gibi davranıp kaybedince ayağa kalkıp alkışlaması son derece güzeldi. profesyonel olmak böyle bir şey.
--! spoiler !--
izlemeyen yazar arkadaşlar varsa aramızda mutlaka izlenmesi gereken bir netflix yapımı. çok güzeldi.
dizi tam olması gerektiği gibi bitiyor tam yerinde bitiyor tam olması gereken bölüm sayısında bitiyor bence.
bir bölüm fazla olsa bir bölüm az olsa bu kadar komple olamazdı gibi geliyor. dönem dizisi olarak karşımıza çıkan the queens gambit dönemi çok güzel aktarıyor 60 ların belirli tadında kavramları izleyici ile buluşuyor. kıyafetler saçlar sokaklar arabalar hepsi bizi 60 lar dönemine götürüyor. hatta izlerken annem ne zaman çekilmiş bu dizi diye sordu bana o kadar başarılı yani.
izleyiciye umut vadediyor umutlu bir hikaye izlettiriyor. üstelik bunu yaparken satranç bilme zorunluluğu sunmuyor size. jest ve mimiklerden bile neler olduğunu anlıyorsunuz. mutlaka ama mutlaka izlenilmesi gereken güzel kusursuz bir hikaye. --! spoiler !--
diziyi izledikten sonra ne yazılmış ne çizilmiş diye bakma fırsatım oldu. insanlar beth harmon karakterine kızmışlar neden hademe amcayla hiç görüşmedin neden ziyarete gitmedin diye kızmışlar bir yerde haklılar ama dizi bunu bilerek böyle işliyor beth karakteri bunun cezasını fazlasıyla çekiyor bunun bedelini hıçkıra hıçkıra ağlayarak ödüyor. beth kusurlu problemli bir karakter o bir kahraman değil problemleri olan (içki sakinleştirici ) bir genç tecrübesiz çelimsiz saf masum ve en önemlisi ailesiz bir genç.
bu yazımda mutlaka işin matematik boyutunu konuşmak isterdim ama satranç bilmediğim için haddime değil.
bobby fischer adlı satranç oyuncusuna benzediğini falan okudum karakterin pek bir bilgim yok.
ayrıca dizi karakterleri öyle güzel işliyor ki mutlaka birinin bir yerde hikayeye dahil olacağını hissediyorsunuz.
mesela jolene karakteri bir an unutuyorsunuz ve karşınıza çıkıyor tebessümle hoşgeldin diyorsunuz.
yakışıklı gazeteci çocuk mesela birden tekrar geliyor ve hoşgeldin yakışıklı geç oyna diyorsunuz. diziyi o yönden çok beğendim.
ayrıca beth harmon tekrar yurda döndüğünde mr shaibelin odasına girdiğinde çok duygulandım ve gözyaşlarımı tutamadım.
o gazete küpürleri o fotoğraf çok duygulandırdı beni.
borgov karakterinin robot gibi davranıp kaybedince ayağa kalkıp alkışlaması son derece güzeldi. profesyonel olmak böyle bir şey.
--! spoiler !--
izlemeyen yazar arkadaşlar varsa aramızda mutlaka izlenmesi gereken bir netflix yapımı. çok güzeldi.
devamını gör...
ilginç genel kültür bilgileri
amerika adını italyan kaşif americo vespucci'den değil, galli bir bristol tüccarı olan richard ameryk'ten almıştır.
devamını gör...
yaşı geldiği halde evlenmeyen insan
büyük ihtimalle yıllar sonra içinde bulunacağım durum. bu hayatı sadece kendisi için yaşamak isteyen insandır, ne eş ne çocuk onun için başarmak önemlidir kendini geliştirmek dünyayı gezmek binlerce kitap okumuş olmak önemlidir.
devamını gör...
virginijus praskevicius
benim için komplike sporcu tabirinin vücut bulmuş halidir. onlarca basketbolcu izledim, iş ahlakı bu kadar yüksek çok az oyuncu gördüm. kendisini iki sene boyunca canlı izleme fırsatına eriştiğim için de kendimi şanslı addediyorum. praskevicius'un lakabı ''buz adam''dı ve bu lakabı sonuna kadar hak ederdi. sahada o kadar net bir duruşu vardı ki, sinirleri alınmış zannederdiniz. hiç renk verdiğine şahit olmadım. çok ufak, bir kaç itiş kakışı olmuştur belki ama onlarda da artık iyice sabrı taşmıştır. kendisine yapılan sert faullerde bile rakibe tepki vermeden, sakince faul çizgisine doğru yürürdü. oysa kodumu oturtacak cinsten bir abimizdir. yani muhatabını tek yumrukta yere serer ama asla işin çirkefliğine bulaştığını görmedik. 98-99 sezonunda yumuşak ve ince bir pivot olan kevin thompson'la birlikte oynamışlardı. thompson'ın boyalı alandaki savunma açıklarını makine intizamında kapatırdı bizimki. thompson hücum atraksiyonları iyi olan ama savunması zayıf bir pivottu. praskevicius sayesinde hep daha dinç kalmış ve hücum verimliliği artmıştır. o sene oyun kurucumuz da zıpır andre woolridge'di. oynatan bir oyun kurucu değildi, skorer yönü yüksekti ama bu da buz adam abimizin ve kevin'in performansını olumsuz etkiliyordu. ritim buldu mu uçar giderdi ama takım oyununa uygun değildi. kaldır at tipi bir zıp zıptı ve bizi kanser ederdi.
praskevicius'un ortalamaları vasat gibi gözükse de, oyun verimliliği çok yüksek bir dört numara olduğunu söyleyebilirim. kendisi benim beşiktaş'ta izlediğim en iyi 4 numaraydı. hatta o sezon tofaş serisinde resmen vitesi 5'e taktı ve inanılmaz bir performans sergiledi. buz adamın izlediğim en iyi saha içi performanslarından biriydi o seri. ertesi yıl andre ve kevin gittiler. onların yerine bud elley ve james blackwell takıma katıldılar. bud, kevin'in tam tersi bir pivottu ve buz adamla birlikte boyalı alanı resmen kararttılar. ama onun da disiplin sorunları vardı artı ölü balık gibi bakardı kerata. o yüzden çok içim ısınmamıştır kendisine ama sergilediği performans üst düzeydi. play off'larda efesi ezdiğimiz maçta efesli oyuncular tabiri caizse boyalı alana girememişlerdi. özetle iyi bir ikili olmuşlardı diyebiliriz. james'e gelirsek andre gibi savruk bir gard değildi. bu sayede daha takım gibi bir takım izlemiştik. bir basketbol sever için buz adamı'ı, gönül verdiği takımda izlemek müthiş bir keyifti ve ben bu keyfi bizzat yaşamış oldum. beşiktaş'tan ayrıldıktan sonra tekrar türkiye'ye ülker forması ile döndü. ona olan sevgimden ötürü ülker maçlarını da gidip izlemişliğim vardır.
basketbolcunun hasıydı vesselam...
praskevicius'un ortalamaları vasat gibi gözükse de, oyun verimliliği çok yüksek bir dört numara olduğunu söyleyebilirim. kendisi benim beşiktaş'ta izlediğim en iyi 4 numaraydı. hatta o sezon tofaş serisinde resmen vitesi 5'e taktı ve inanılmaz bir performans sergiledi. buz adamın izlediğim en iyi saha içi performanslarından biriydi o seri. ertesi yıl andre ve kevin gittiler. onların yerine bud elley ve james blackwell takıma katıldılar. bud, kevin'in tam tersi bir pivottu ve buz adamla birlikte boyalı alanı resmen kararttılar. ama onun da disiplin sorunları vardı artı ölü balık gibi bakardı kerata. o yüzden çok içim ısınmamıştır kendisine ama sergilediği performans üst düzeydi. play off'larda efesi ezdiğimiz maçta efesli oyuncular tabiri caizse boyalı alana girememişlerdi. özetle iyi bir ikili olmuşlardı diyebiliriz. james'e gelirsek andre gibi savruk bir gard değildi. bu sayede daha takım gibi bir takım izlemiştik. bir basketbol sever için buz adamı'ı, gönül verdiği takımda izlemek müthiş bir keyifti ve ben bu keyfi bizzat yaşamış oldum. beşiktaş'tan ayrıldıktan sonra tekrar türkiye'ye ülker forması ile döndü. ona olan sevgimden ötürü ülker maçlarını da gidip izlemişliğim vardır.
basketbolcunun hasıydı vesselam...
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının ölümden döndüğü anlar
daha dönmedim.
devamını gör...
faktoring
yasal tefecidir. allah düşürmesin.
devamını gör...
a solitary man
2011 yılında piyasaya çıkmış olan müthiş bir albümdür.

on bir yıldır bıkmadan usanmadan dinlediğim albüm jonathan jeremiah’a aittir. sanırım daha önce sanatçı hakkında yazdığım tanımımda kendisini benden başka kimsenin tanımadığını söylemiştim. birkaç itiraz gelmişti bana bu konuda ama tek olmasam da az olduğumuz kesin.
jonathan jeremiah benim için de bizi kötü müzikten kurtarmak için yeniden dünyaya gelem mesih’tir. kendimi kötü hissettiğim günler -mesela bugün- mutlaka bu albümü dinlerim. hatta şu an bu albüm çalıyor arka planda.
albümde benim en sevdiğim şarkı happiness’tır. tuhaf bir şekilde sanki beni anlattığını düşünürüm bu şarkının. daha sonra lost ve heart of stone da favorilerimdendir.
albüme adını veren a solitary man de benim anlattığını düşündüğüm şarkılardan bir diğeridir. içinde hiç kötü ya da vasat şarkı olmayan albümlerden biri olan a solitary man’de if you only, that same old line, how half-heartedly we behave, see, never gonna, justified ve all the man i’ll ever be de dinlenmeye değer muhteşem şarkılardır.

on bir yıldır bıkmadan usanmadan dinlediğim albüm jonathan jeremiah’a aittir. sanırım daha önce sanatçı hakkında yazdığım tanımımda kendisini benden başka kimsenin tanımadığını söylemiştim. birkaç itiraz gelmişti bana bu konuda ama tek olmasam da az olduğumuz kesin.
jonathan jeremiah benim için de bizi kötü müzikten kurtarmak için yeniden dünyaya gelem mesih’tir. kendimi kötü hissettiğim günler -mesela bugün- mutlaka bu albümü dinlerim. hatta şu an bu albüm çalıyor arka planda.
albümde benim en sevdiğim şarkı happiness’tır. tuhaf bir şekilde sanki beni anlattığını düşünürüm bu şarkının. daha sonra lost ve heart of stone da favorilerimdendir.
albüme adını veren a solitary man de benim anlattığını düşündüğüm şarkılardan bir diğeridir. içinde hiç kötü ya da vasat şarkı olmayan albümlerden biri olan a solitary man’de if you only, that same old line, how half-heartedly we behave, see, never gonna, justified ve all the man i’ll ever be de dinlenmeye değer muhteşem şarkılardır.
devamını gör...
kadifeden kesesi
bir kırım türküsüdür. çokça duygu barındırır içinde. hüzün, özlem, samimiyet, dargınlık vardır.
işte şu sözleri söyler,
"...
kadifeden kesesi bahçadan gelir sesi
oturmuş sazını çalar nazlı da civan
ciğerimin köşesi
kadife yastığım yok odana bastığım yok
ne basayım odana evvelki dostluğun yok
kadifeden kesesi ovadan gelir sesi
oturmuş kahve içer kuzucuğum
ciğerimin köşesi
..."
selma agat - kadifeden kesesi
hafız burhan - kadifeden kesesi
(bkz: türkü)
(bkz: selma agat)
(bkz: hafız burhan)
işte şu sözleri söyler,
"...
kadifeden kesesi bahçadan gelir sesi
oturmuş sazını çalar nazlı da civan
ciğerimin köşesi
kadife yastığım yok odana bastığım yok
ne basayım odana evvelki dostluğun yok
kadifeden kesesi ovadan gelir sesi
oturmuş kahve içer kuzucuğum
ciğerimin köşesi
..."
selma agat - kadifeden kesesi
hafız burhan - kadifeden kesesi
(bkz: türkü)
(bkz: selma agat)
(bkz: hafız burhan)
devamını gör...
felsefecilerin araba arkası yazıları
bize birkaç deli gerek, şu akıllıların yol açtığı duruma bak!
george bernard shaw sözünü araba arkası yazısı yapmak.*
george bernard shaw sözünü araba arkası yazısı yapmak.*
devamını gör...
beklentiler
beni en çok üzen şey olabilir. sürekli bir beklenti içinde olmak ve bunu durduramamak...
devamını gör...
